Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Kentsel Mekân Üretim Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü: Diyarbakır Örneği
Metropol kent, toplumsallığın içinde bulunduğu birçok pratiklerden oluşmaktadır. Mekânsal üretimler,
çoğullukların bir araya gelmesiyle oluşmaktadırlar. Bu bağlamda bakıldığında birçok pratik gibi
sermaye de kentte yerini bulmaya ve kazanmaya başlamaktadır. Kent kavramının daha çok önem
kazanmasına neden olan küreselleşme süreciyle beraber birçok kent benzer sermaye ile benzer mekânsal
üretimler etrafında biçimlenmeye başlamıştır. Mekân üretimi, küresel sermayenin kendine yer edindiği
alanlardan biridir. Bu bağlamda mekân üretimi pratikleri arasında yapılaşma önemli yer tutmaktadır.
Kentlerde yapılaşma sürecini doğrudan veya dolaylı olarak birçok aktör etkilemektedir. Bu yapılaşmaya
doğrudan etki eden aktörler, kar gözeten ya da kar gözetmeyen gruplardan oluşmaktadır. Kentsel mekân
üretiminde doğrudan etkili olan bu aktörler, ayrı veya aynı dönemlerde kentte fiziksel birtakım
değişimlere neden olmaktadırlar. Bu fiziksel değişimler, kentin gelişimine olumlu ya da olumsuz etki
etmekte ve bu süreç içerisinde sürekli kendini yinelemektedir/yenilemektedir.
Kentsel mekân üretim sürecine doğrudan ve dolaylı etki eden aktörler arasında yerel ve merkezi
yönetimler, yap-sat firmaları, özel şirketler ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK) yer almaktadır.
Bu çalışma kapsamına, günümüzde Türkiye’de metropol kentler arasında sayılabilecek Diyarbakır’da
kentsel mekân üretim sürecinde genellikle dolaylı rol oynayan aktörler arasından STK’lar alınmıştır.
STK’ların nasıl bir rol oynadığı ve kentte etkilerinin ne olduğunu saptamak çalışmanın esas sorularının
başında gelmektedir. STK’ların mekân üretim sürecinde kendilerini ne olarak gördüğü ve diğer
aktörlerle (Yerel Yönetimler, Merkezi Yönetim Kurumları, Özel Şirketler- Yap-sat Firmaları vb.) ne
kadar ilişki içinde olduklarını da sorgulamak çalışmanın amaçlarındandır.
Çalışmada yöntem olarak, STK’ların kentsel mekân üretiminde sorumluluklarını ve görevlerini anlamak
için yüz yüze görüşme tekniğinden faydalanılmıştır. STK’ların diğer aktörlerle etkileşim ağı da kentte
yapılan bazı kentsel mekân üretim örnekleri ile ortaya konulmuştur.
Kentsel mekân üretiminde özellikle makro ölçekli projelerde tüm aktörlerin görüş olarak katkı sağladığı
ancak nihai kararın uygulayıcı aktör tarafından verildiği bir süreç işletilmektedir. Çalışmanın sonucu
olarak; STK’ların fiili olarak projelerde aktif rol alma isteğine karşın bu sürece daha çok fikir olarak
dahil edildikleri ortaya çıkmıştır
Myeloprotective and hematoprotective role of kefir on cyclophosphamide toxicity in rats
Abstract Aim: Kefir is a probiotic and prebiotic beverage produced from milk and kefir grains containing a mixture of bacteria and yeast. Drugs like cyclophosphamide (CPx) that are used for cancer chemotherapy are generally limited due to numerous unwanted side-effects such as multiple organ toxicity. For this purpose, the cell-protective effects of kefir, a natural probiotic known for its antitumor and antioxidant properties, on CPx-induced hemotoxicity and myelotoxicity were investigated in this study. Methods: Group 1 (control, 0.5 ml SF). Group 2 were administered a single dose of 150mg/kg CPx. Group 3 and 5 were given 5 and 10mg/kg kefir. Group 4 and 6 were given 5 and 10mg/kg kefir+150mg/kg CPx. While kefir was administered to the rats by gavage method for 12 days, CPx was administered as single-dose on the 12th day. Results: The DPPH results showed that kefir possesses high antioxidant activity. It was observed that the leukocytes, thrombocytes, erythrocytes, hemoglobin, hematocrit and bone marrow nucleated cell levels decreased in the group that was administered only CPx, and increased relatively in the groups that were administered CPx+kefir, drawing close to the control. Conclusion: The results of the present study showed that kefir had antioxidant and cytoprotective activity, protecting blood and bone marrow cells against CPx-induced damage
Toplum 5.0'ın Transformasyona Etkisi
Kitabın bu bölümünde Toplum 5.0 kavramının ortaya çıkışı, ana felsefesi, aşamaları daha önceki dönemlerden farkları ve “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları” ile ilişkisi gibi konular ele alınarak Toplum 5.0 teknolojilerinin in-san hayatındaki yeri irdelenmiştir. Özellikle robotik teknolojilerin turizm sektöründeki mevcut durumu ve yiyecek ve içecek sektörü içerisindeki gelişimi üzerinde ağırlıklı olarak durulmuştur. Son olarak insan ve robot iş birliği gerektiren bu felsefenin yiyecek içecek işletmelerindeki dönüşüme etkisi tartışılmış ve işletmelere öneriler sunulmuştur
Telkâri Sanatı’nın Kültürel Miras ve Turizm Açısından Değerlendirilmesi
Geleneksel el sanatlarından biri olan telkâri sanatı, kültürel miras anlamında Mardin'in en
önemli el sanatlarından biridir. İlk olarak Mezopotamya topraklarında işlenen ve daha sonradan
dünyaya bu topraklardan yayılan telkâri sanatının, Süryani toplumunun ana sanatlarından biri olduğu
görülmektedir. Geçmişten günümüze usta-çırak ilişkisi ile işlenen telkâri sanatı, genel olarak
Süryaniler tarafından işlenmektedir.
Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı yer olan Mardin, kozmopolit bir yapıya sahiptir. Birden
fazla etnik grubun bir arada yaşadığı, kültürel ve dini etkinliklerin hep birlikte düzenlendiği Mardin ili,
son dönemlerde turizmin ilgi odağı konumuna gelmiştir. Hem somut olmayan hem de somut kültürel
mirası ile eşine az rastlanan Mardin, özellikle tarihi dokusu ile turistlere görsel şölen sunmaktadır.
Kiliseleri, manastırları, camileri, medreseleri ve tarihi geleneksel evleri ile açık hava müzesi havasını
yansıtan Mardin, kültür turizmi açısından son yıllarda hızlı bir gelişim göstermektedir. Bu gelişim
sayesinde telkâri sanatı da olumlu yönde etkilenmektedir. Telkâri sanatı Mardin'i ziyaret eden turistler
tarafından oldukça ilgi görmektedir. Bu kapsamda Telkâri sanatının kültürel miras açısından önemi
kavramsal olarak ele alınmış olup Mardin turizmine katkısı ve turizmdeki yeri üzerinde durulmuştu
Contribution of Landraces in Wheat Breeding
Agriculture is one of the oldest livelihood sources of mankind. Humans remained
actively involved in the selection of favorable traits which resulted in significant
changes in the phenotype and genotype of wild plants. In addition to man’s selection activities, environmental factors also played a significant contribution in
the selection of various favorable traits suitable for man-made land and gardens.
Combination of these activities resulted in the development of distinctive populations
called “landraces” (Zeven 1998). Landraces are dynamic populations of cultivated
plants having a historical background, genetically diverse and distinct identity,
and good adaptation to local environment and that are associated with traditional
farming systems (Villa et al. 2005). Dwivedi et al. (2016) stated that landraces are
heterogeneous populations of domesticated species having great adaptation to local
environment and can serve as a source of genetic variations that can be very helpful
to combat the current and new challenges for farming in changing environments.
Landraces are found phenotypically diverse and less productive compared to their
cultivated types (Mir et al. 2020). However, regarding their quality attributes, landraces
have been found highly nutritious compared to their cultivated ones (Azeez
et al. 2018). Landraces played a major role in plant breeding by providing novel
genes for various agronomic, quality, mineral, biotic, and abiotic traits (Azeez et al.
2018; Lopes et al. 2015). An impressive increase in yields per hectare was the result
of the “Green Revolution” due the inclusion of high-yielding varieties (HYVs) having
better response to inputs (Mir et al. 2020). After the inclusion of these high-yielding
varieties, it was supposed that landraces will inevitably disappear with time
(Frankel and Bennett 1970; Zeven 1998). However, these breeding activities led to
genetic erosion and emergence of various modern cultivars that are prone to various
biotic and abiotic stresses. It is estimated that approximately 75% loss of genetic
diversity is observed in the last 100 years (Hammer et al. 1996). Globally, loss of
genetic diversity is very alarming because it can be used to combat food scarcity
problems in the long term. Therefore, it is very important to pay attention to collect,
preserve, and grow these landraces as they guarantee the existence of variations that
can be used for breeding of crops for the production of more quantity of food with
high quality. Besides the inclusion of HYVs, landraces maintained their position by
playing a key role in agricultural production, specifically in those environments
where commercial cultivars failed their competitive advantage (Casañas et al. 2017)
Unemployment or Inflation? What Does the Misery Index Say about the Causes of Crime?
Even if the analysis of illegal activities takes attention after the 1960s in economics, the
cause and consequence of crime is an old subject for social sciences. The first period of crime
and economics analysis was micro-based theories focusing on a person’s intensive for illegal
activities. However, in recent years macroeconomics based analysis gain weight in literature
instead of micro-based cost-benefit analysis of crime. The study examines the misery index and
crime linkages for the 'Fragile Five', using dynamic panel data analysis for 2004-2017. It is
found that the increases in the index of misery cause rising crime rat
Ekonomik Büyüme ve Demokrasi Bağlamında Çevre Sorunlarına Bir Bakış
Çevre sorunlarının eriştiği düzey, ekonomik faaliyetleri ve bu faaliyetlerin yarattığı geri döndürülemez etkilerini geniş bir perspektifte ele almayı gerektirmektedir
GELİŞME İKTİSADI ÜZERİNE KURAMSAL TARTIŞMALAR VE YENİ KURUMSAL İKTİSADIN KATKILARI
Bu çalışmanın amacı literatür taraması yöntemini kullanarak gelişme kuramları arasındaki farklılıkları ortayakoymak ve Yeni Kurumsal İktisat çerçevesinde konuya son dönemde yapılan katkıları irdelemektedir. Gelişme kavramının kazandığı anlam kuramsal gelişmelere ve dönemin hâkim iktisat ekolüne göre değişim göstermektedir. Klasik iktisadın gelişme kavramını büyüme ile eşdeğer görmesi uzun dönem literatüre hâkim bakış açısı olmuştur. Fakat bu kuramlara dayalı politikaların gelişmekte olan ülkelerde uygulanmaya konması ile yaşanan ekonomik darboğazlar, bu kuramlarla elde edile neticelerin gelişme sorunlarını çözümleyemeyeceğini göstermiş; yeni arayışları da beraberinde getirmiştir. İktisadi gelişme konusunda yapılan ve ortodoks iktisat anlayışının hâkim olduğu analizler, gelişmenin yakın nedenlerine odaklanan kuramlar ile açıklanmaya çalışılmıştır. Gelişmenin yakın nedenleri yatırımlar yolu ile girdi miktarında ortaya çıkan teknolojik gelişimle sağlanan verimlilik artışlarına odaklanmaktadır. Heterodoks düşünce okulları ise gelişmenin nihai nedenleri toplumsal ve siyasal ortama yani kurumsal olgulara odaklanmaktadır. Ülkeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarının nihai nedenlerini üzerine yakın dönemde birçok yaklaşım geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlarda Yeni Kurumsal İktisat okulunun yazınları oldukça önemli bir yere sahiptir. Yeni kurumsal iktisat okulunun tekil bir gelişme teorisi olmamakla birlikte gelişme konusunda ortodoks iktisat ile heterodoks görüşler arasında üçüncü bir yol olarak tanımlanması mümkündür
MOLD-BLOWN GLASS VESSELS IN DİYARBAKIR MUSEUM
I have studied 583 glass vessels from Diyarbakır Museum Glassware Collection. Nearly all of these glass vessels which have a
great variety of forms are in good conditions and have been well preserved so far. According to the scientific researches, it was found out that the glass vessels in Diyarbakir Museum’s glass collection were generally produced between 6th century B.C and 13th century A.D. It was investigated whether the glass vessels having rich forms of diversity were the production of a centre in the region and incase of the existence of such a centre, it was investigated by which production centres it was affected. In addition, it was aimed to find new information about glass trade of Diyarbakır province located in the crossroads of trade routes of antique period. The vessels at issue were classified under the headings of oinochoe, aryballos, alabastron, amphoriskos, unguanteria, bottles, bowls, plates, cups, candles, spreaders, jar, glass and amulets and were evaluated individually. With regard to technique, the glass vessels concerned were produced with core formed technique, rod formed technique, free blowing technique and mould blowing technique and were decorated with different decoration techniques such as feather, upsetting and pinching. The vessels which will be mentioned in this presentaion include seventy four glass vessels which were produced by using mould blown technique. These glass vessels include Date-shaped Bottle, Grape Cluster-shaped Bottle, Head-shaped Bottle, Sprinkler, Ribbed Bottle and Hexagonal Bottle with Jewish Symbols. The earliest one of these bottles is Date-shaped Bottle which dates back to 1st century A.D. The latest one of these samples is Hexagonal Bottle with Jewish symbol which dates back to 5th and 6th centuries A.D
Özfırat, A., "Bronze and Iron Age Cemetery of Ani-Kars
This paper analyses the Bronze and Iron Age of Ani. The evidence of these periods was mostly obtained from the cemetery and some wall remains in the mediaevel city