Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
A survey of heavy metal pollution in Ayvalık Saltern (Balıkesir-Turkey)
In this study was determined concentration of Pb, Zn, Cu, Cd, Ni in Salicornia europaea L. and its growing
soil which is naturally distributed in Ayvalık Saltern. Analyses were performed using by Flame Atomic Absorption
Spectrophotometer (FAAS). Sampling took place between the June 2009 and May 2010 intervals on 8 stations that were
determined on the soil barrier surrounding the Saltern. Root, stem and leaves parts of the plant and soil samples
collected from the where plant samples were taken regularly from the each station for 12 months. In the S. europaea, Pb
and Zn accumulation increased depending on the distance from the road, and a clear relationship was not obtained
between Cd, Cu and Ni accumulation
Real Exchange Dynamics in Model with Habit Formation
Much empirical evidence indicates that real exchange rates display hump-shaped dynamics. However, modern open-economy models hardly predict this behavior. In this paper, we develop a small open-economy model by extending the habit persistence parameter. This model helps us to understand real exchange rate dynamics in response to a persistent monetary policy shock under alternative monetary policy rules in an incomplete market with a risk-sharing wedge. Results indicate that incorporating a higher habit persistence parameter into the model helps replicate the hump-shaped dynamics of real exchange rates under the standard and inertial Taylor Rules. The same analyses are repeated featuring an incomplete market with portfolio adjustment cost, yielding similar results except in initial periods to previous analyses for the standard Taylor rule
Mîr-i Aşiretten Eşkıyalığa: Aşiret Hanedan Üyelerinin Makbulden Madunlaşma Sürecine Bakış 1800-1855
Osmanlı-İran ara coğrafyasında kalan Kürd hanedanlar ve mîr-i aşiretlerin var olma mücadelesi karşı karşıya kaldıkları devletlerle olan ilişkilerinin tarihini de kapsar. Büyük güçlerle uyum içinde olmak metbuluk/bağlılık ve akredite olmaklık hakimiyet alanlarının sürdürülebilirliği için önemli koşuldur. Osmanlı Devleti ile ittifakı seçerek “makbul” olan hanedan ve aşiretlerin irsî hukukları, hükümet, yurtluk ocaklık ve
mîr-i aşiret gibi statülerle garanti altına alınmıştır. Makbul ve akredite olmak, ittifak edilen devletle birlikte karşıt güce karşı tam bir askeri destek vermeyi, belirli
ekonomik yükümlülükleri üstlenmeyi ve tam bir hükümranlık iddiasından vazgeçmek gibi önemli taahhüdleri içerir. Ancak tabi olunan güce karşı gerçekleşen dönemsel başkaldırılar, tanınmış irsî hukuka dayalı hakimiyet arzusuna dayalı olsa da bu durum eşkıyalaşma, madunlaşma, ötekileşme ve tasfiyeyle sonuçlanan bir kavram setiyle tarif edilmiştir. Bu makalede belirli bir kronoloji çerçevesinde ara coğrafyada yaşanan iktidar olma ve hükümranlık iddiasıyla alan hakimiyeti kurma mücadelesi, makbul ve madunlaşma olgusu etrafında vesikalara dayalı olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır
Süryani Tarih Yazıcılığında Türkler (6-9. Yüzyıllar)
Bu eser, Süryani tarih yazımı dahilinde Türk kültürü ve siyasi oluşumlarına dair çeşitli veriler sunmaktadır. Eserin kapsadığı dönem 6 ve 9. yüzyıllar arasındadı
GELENEKSEL MİMARİNİN GÜNCELDE KULLANIMI: MARDİN MAHMUT FEYZİ YEDİKARDEŞ CAMİSİ
Sanatta
medeniyet ve kültürlerin
etkileşimi kaçınılmaz bir unsurdur. Ancak bazımedeniyetlerin meydana getirdiği sanat unsurları çoğunlukla kendi içinden beslenerekgelişmiş ve devamcılarına örnek teşkil edecek eserler sunmuştur. İçinde doğal olarakgelenekselciliği barındıran inanç sistemleri yüzyıllar geçse de köklerinden kopmamış,kendilerinden sonraki nesillere öncül olacak mimari eserler bırakmışlardır. Bu noktada Türk
-
İslam medeniyeti sadece İslam medeniyetine sancaktarlık etmekle kalmamış genelinde İslamsanatına, özelinde ise Türk
sanatına özgün yapı türleri ve mimari eserler de kazandırmıştır.Cami mimarisi bunun en somut ve güzel örneklerinden birisidir. Ortak bir kültürün ürünü olsada sanatta ve mimaride bölgesel üslûplar yadsınamaz bir gerçektir. Taş mimarisi ile dikkatçeken Mardin şehri taşın ince işçilikli örnekleri ile de ayrı bir yere sahiptir.Artuklu Devleti’ne başkentlik de eden Mardin şehri Artuklu devri mimarisi ile ön plana çıksada Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı Devleti gibi büyük medeniyetlere de ev sahipliği yapa
rak
bünyesinde farklı devletlerin mimari eserlerini toplamıştır. Bu çalışmada ele alacağımızMahmut Feyzi Yedikardeş C
amisi
de Artuklu ve Osmanlı medeniyetinden izler taşıyan ve
mimaride sinkretizm olarak ad
landırılan, farklı dönem ve üslûp özelliklerinin tek yapı datoplandığı, güncel olmasına rağmen geleneksel mimarinin hemen kendisini hissettirdiği güzel bir örnektir. İç mekân kalem işi süslemeleri açısından Osmanlı mimarisine, minare ve taşsüsleme açısından Artuklu devri mimarisine atıfta bulunan cami şehrin tarihi geçmişinigünümüz mimarisine yansıtarak kültürel kökleri ile bütüncül bir yaklaşım ortaya koymaktadır.Özellikle eski Mardin olarak adlandırılan tarihi bölgede etkisini gösteren kültürel geçmiş,Yenişehir’deki güncel yapılar için örnek teşkil
etmeye devam etmektedir.Bu bildiride
2016 yılında bir hayır eseri olarak yaptırılan ve banisinin ismini taşıyan
Mahmut
Feyzi Yedikardeş Camisi’ne bu açıdan
yaklaşarak caminin tanıtılması
amaçlanmaktadır. Yapıüzerindeki farklı mimari etkilerin etkilendikleri sanat dönemleri belirtilerek karşılaştırmalıolarak değerlendirilmesinin yapılması aynı zamanda
-
özellikle Mardin’deki
-
benzer güncelörneklerle de karşılaştırılması amaçlanmaktadır
Midyat’ta Geç Dönem Osmanlı Yapısı: Gelüşke Hanı
Ortaçağ ve Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Araştırmaları XXII
COVID -19’ un sağlık çalışanlarının ruh sağlığına etkisi ve ruhsal travmaların önlenmesi
Dünyada hızla yayılıp yaklaşık 2 milyon insanın ölümüne sebep olan coronavirüs (COVID-19), ilk olarak Çin’in Wuhan Eyaleti’nde 2019 yılı Aralık ayının sonlarında ortaya çıkarak, solunum yolu enfeksiyonuna neden olup, insandan insana bulaşabilen bir virüstür. Önce Asya sınırlarına, sonra tüm Avrupa’ya yayılan COVID-19 WHO tarafından pandemi olarak kabul edildi.
Pandemi sürecindeki bu müdahaleler bireysel ve toplumsal ruh sağlığı üzerinde oldukça olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Toplumun salgınla mücadele sürecinin en önemli üyelerinden olan sağlık çalışanları da bu olumsuz etkilere en fazla maruz kalan meslek gruplarından olup fiziksel ve psikolojik yönden birçok tehdite maruz kalmaktadırlar. COVID-19 salgınının ilk ortaya çıktığı Wuhan kentinde sağlıkçılar üzerinde gerçekleştirilen ilk çalışmada, salgının hemen ardından sağlık ekiplerinin %71,3'ünde eşik altı ve hafif düzeyde, %22,4'ünde orta düzeyde, %6,2’sinde ciddi düzeyde ruhsal bozuklukların meydana geldiği belirlenmiştir. COVID-19 pandemisinde sağlık çalışanlarının ruhsal travmalardan korunması için; yeterli uyku, yoga, meditasyon gibi gevşeme uygulamaları stres azaltıcı, müzik dinleme, resim çizme gibi yöntemler faydalı olacaktır
Findings That Shows Glass was Discovered in Mesopotamia
Through excavations in many different countries, the science of archaeology makes important contributions to the determination of the origin, usage patterns and distribution areas of the material remains produced by humans. The origins of the use of glass, which has an important place in our daily life, and the way glass material has traveled, of course, is an important subject worth researching. The aim of this study is to share the first and primary data on the origin of the use of glass as a material. Glass, as you all know, is a liquid material, but it doesn't behave like the fluids we know. Because glass is a fascinating and unique material that cannot be included in either the realm of liquids or the realm of solids. It has fascinated countless people since our ancestors produced the first glass thousands of years ago. Despite all that time, it has not grown old and still continues to fascinate many people. It is defined as a transparent, translucent or opaque, amorphous, artificial material that solidifies without crystallization, formed by melting glass silica, potash or soda, lime and other additives together. Glass, which has become an integral part of contemporary life after the technological and artistic stages recorded in the past thousands of years, is an important material that is completely natural but created with human hands and contribution, symbolizing the success of human beings in benefiting from natural resources with intelligence and creativity. We learn from ancient sources and cuneiform tablets that the first written data to form a basis for the production of glass, which we do not know exactly where, how and when it was produced. Glass-like shiny objects have been used in the Near East since the 5th millennium BC. The earliest records of glass making technology were found in cuneiform tablets found in Mesopotamia, while the earliest tablet containing a formula for glazing was found in Tell-Umar on the Tigris River. In this tablet dating to the 17th century BC, it is recorded that glassmaking was a well-structured tradition. It is known that the first glass was produced in Mesopotamia around the 3rd millennium BC and artificial glass was first used as a layer of glaze covering stone and ceramic beads in Mesopotamia in 3500-3000 BC. In 2500 BC, beads and amulets were made entirely of glass material. It has been observed that after 1500 BC, glass containers were produced in Mesopotamia in Western Asia, during the period of the Kingdom of Mitanni, using the inner mould technique and that the glass containers produced in Mesopotamia spread over a wide area in Iran, Elam, Babylon in Eastern Syria, Palestine on the Mediterranean coast, Cyprus, and in the Middle East and Near East, including Mycenae in Greece. Glass is a versatile material that has been in constant evolution over the centuries. When we examine the chronological development of glass; It is understood that this material has been functionalized in small pieces for many years and has become an indispensable part of daily life today, as it was in the past, and preserves its feature of being a material that is loved and used
Mülteci Çocukların Sosyal Uyumunda Okulda Kurulan Olumlu Temasın Rolü
Mülteciler, istekleri dışında ülkelerini terk ettiklerinden dolayı göç öncesi ve göç anında bir dizi travmatik olay yaşarlar. Mülteciler göç süreci içinde yaşadıkları travmatik süreçlere ek olarak göç ettikleri yerlerin sosyo-kültürel ortamına uyum sağlamak ve yerel halk tarafından sosyal kabul görmek için de zorlayıcı süreçlerden geçerler. Bu travmatik süreçleri yetişkinler, çocuklar ve kadınlar çok farklı düzeylerde deneyimlemektedirler. Lakin çocukların bu süreçlerden daha fazla etkilendikleri bilinmektedir. Çocukların göç ettikleri yerde sağlıklı bir uyum için olabildiğince hızlı bir şekilde okula kazandırılmaları zaruridir. Çünkü okul diğer sosyal kurumlardan farklı olarak daha kontrol edilebilir bir yapısı olmasından ötürü toplumsal uyum ve kültürlenme süreçleri, daha sağlıklı bir şekilde işletilebilir. Özellikle göç edilen ülkenin dilinin, toplumun kültür ve normlarının öğretilmesi için yapılandırılmış programların uygulanmasında okulun işlevsel önemi elzemdir. Okul, bu açıdan, sosyal uyumun hızlı bir şekilde edinildiği ve bireylerin toplumla bütünleştiği en önemli kurumdur. Bu anlamda mülteci çocukların toplumla bütünleşmeleri için okul yaşantıları son derece önemlidir. Okul dışında kalma ve okuldan erken ayrılma oranları arttıkça mülteci çocukların bulundukları sosyal çevreye uyum sağlamaları da o denli sekteye uğramaktadır. Ayrıca okuldan kopan mülteci çocukların bulundukları ülkede geleceğe umutla bakma düzeylerinin de olumsuz etkilendiği görülmektedir. Yaşanan çeşitli olumsuz yaşantılar ise mülteci çocukların psikolojik açıdan olumsuz etkilenmelerine ve toplumda uyum problemleri yaşamalarına neden olabilmektedir (Kirmayer vd., 2011). Bu açıdan mültecilerin psikolojik açıdan iyi oluşları, sosyal uyumları ve toplumla bütünleşmeleri için okul yaşantılarının önemli bir işlevi bulunmaktadır. Türkiye'de Mart 2021 itibariyle 3,5 milyonu aşkın Suriyeli göçmenin olduğu ve bunların büyük çoğunluğunun, yaklaşık 1.7 milyonunun, çocuk yaşta oldukları bilinmektedir (Mülteciler Derneği, 22.03.2021). Mülteci derneğinin paylaştığı rakamlara bakıldığında zorunlu okul çağında olan Suriyeli mülteci sayısının bir milyonu aşabileceği tahmin edilebilir. Nitekim, UNICEF'in 2019 raporunda, Türkiye'de bir milyon civarında okul çağında olan mülteci çocuğun yaşadığı ama 400 bin civarında mülteci çocuğun okul dışında kaldığı belirtilmektedir. MEB, mülteci çocukların okula katılımlarını sağlamak için Hızlandırılmış Eğitim Programı (HEP) ile yaşı ilerde olan çocuklara bir dizi eğitim vererek yaşıtlarıyla aynı sınıfa geçmelerini sağlayıcı çalışmalar yapmaktadır. Bunu sağlamak üzere, Türkçe dil, sayısal ve okuma yazma becerini geliştirmek için programlar düzenlenerek mülteci çocukların yaygın eğitime katılımları için 12 farklı il merkezinde HEP programları uygulanmaktadır (UNICEF, 2019). Bütün bu çabalara rağmen mülteci çocuklar arasında hala ciddi bir oranda okula devam edemeyen çocukların olduğu görülmektedir. Ayrıca okul ortamında uyum sıkıntıları yaşadıklarından dolayı okulu terk etmek zorunda kalan mülteci çocuklar da bulunmaktadır. Bu oranlara bakıldığında mülteci çocukların önemli bir kısmının okuldan ve okulun sağladığı olanaklardan faydalanamadıkları ve mülteci çocukların toplumsal uyumunun sekteye uğradığı görülmektedir. Bu durum da mülteci çocukların Türkiye toplumuyla bütünleşememelerine neden olacaktır
Access of Asylum Seekers to Higher Education Services: The Case of Mardin Artuklu University
Yaşadıkları coğrafyadan ayrılarak farklı yerlere göç etmek zorunda kalan mülteciler göç ettikleri coğrafyalarda çeşitli problemlerle karşı
karşıya kalmaktadırlar. Yaşadıkları coğrafyada eğitimlerini sürdürürken göç nedeniyle eğitimlerini yarıda bırakarak yükseköğretim
hizmetinden sağlayacakları muhtemel faydadan mahrum kalabilmektedirler. Bu durum hem kendileri açısından hem de gittikleri ülke
açısından çeşitli problemlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Suriye iç savaşından kaçarak Türkiye’ye sığınan sığınmacılar bu
problemleri yaşamaktadırlar. Yükseköğretim hizmetlerinin etkin bir şekilde sürdürülmesi amacıyla YÖK nezdinde çeşitli politikaların
uygulandığı görülmektedir. Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim alabileceği programlar açılarak
sığınmacıların yükseköğretime katılımının arttırılması hedeflenmektedir. Yabancı uyruklu öğrencilerin yükseköğretime katılımının
artması ile sığınmacıların entegrasyonunu sağlanırken toplum da yaratılan sosyal faydadan mahrum kalmamış olacaktır. Bu çalışmada
Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde açılan ve sadece yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim alabildiği programlara ilişkin veriler analiz
edilmiştir. Programların uzun yıllar süren bir geçmişinin olmaması nedeniyle çıktılar ile girdiler arasında bir analiz yapılması güçtür.
Özellikle yükseköğretim hizmetine katılan öğrencilerin oluşturacağı sosyal faydayı ortaya koymak eldeki verilerle mümkün
görünmemektedir. Dolayısıyla mezun sayısının düşük olması ve mezunlarının da sosyal hayata henüz karışmamış olmasından dolayı
girdiler ile çıktılar arasında bir bağlantı kurulamamıştır. Bu durum çalışmanın kısıtını oluşturmaktadır. İlerde girdiler ile çıktılar arasında
ilişki kurabilecek çalışmaların yapılması ile veriler daha doğru bir şekilde analiz edilebilecektir. Çalışmada bu programın beklenen
çıktılarının yükseköğretimin sosyal faydaları ile uyumlu olduğu ve bu programların farklı üniversitelerde yaygınlaşması ile fayda
düzeyinin daha da artabileceği bulgularına ulaşılmıştır. Çalışma ile literatüre katkı sunulması ve yükseköğretimin sosyal faydalarını
ortaya koyarak bu sosyal faydalara mültecileri de dahil edecek politika önerileri geliştirerek politika yapıcılara yol göstermesi
amaçlanmaktadır