Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Changes of scent components with animal manure and chemical fertilizer applications on Rosa damascena Mill.
This study was conducted to examine the effect of animal manure and inorganic
fertilizers on the scent composition of Rosa damascena Mill. in 2022. Animal manure
(AM), nitrogen phosphate (NP 20-20-0), diammonium phosphate (DAP 18-46),
monoammonium phosphate (MAP 24-61), and triple superphosphate (TSP) were used
as fertilizers, along with a control group. Headspace solid-phase microextraction gas
chromatography–mass spectrometry was utilized to analyze the volatile components of
roses. Major components were heneicosane (15.89–27.76%), citronellol (8.90–18.30%),
nonadecene (7.90–13.83%), geraniol (6.14–8.27%), nerol (3.03–6.90%), eicosane
(1.13–7.85%), and germacrene-D (2.41–5.45%). The highest percentages of citronellol
(18.3%), nerol (6.9%) and total terpenes (55.77%) were obtained by animal fertilization,
while the highest percentage of long–chain (aliphatic) hydrocarbon (43.60%) was
obtained by NP (20-20) fertilization. The control group had the greatest level of geraniol
(8.27%), followed by applications of TSP and animal manure (7.39% and 7.20%,
respectively). Methyl eugenol (ME) was most abundantly produced by TSP (0.85%),
whereas it was least abundantly produced by the control group (0.13%). The closest ME
(0.20%) to the control group was produced by animal manure application. Based on the
findings, it can be concluded that animal fertilization used in organic agriculture
enhances the quality of plant essential oils
ASSESSİNG THE DROUGHT RESİLİENCE OF BREAD WHEAT GENOTYPES DEVELOPED AT INTERNATİONAL MAİZE AND WHEAT IMPROVEMENT CENTER (CIMMYT)
Küresel iklim değişikliği ile birlikte iklim koşullarında anormallikler sık sık yaşanmaktadır. Bununla birlikte
genel olarak ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Bölgesi iklim koşullarında kuraklık yıldan yıla
şiddetlenmektedir. Bu çalışmada aşırı kurak geçen sezonda CIMMYT’ten temin edilen ekmeklik buğday
genotiplerinde verim ve kalite değişimleri Diyarbakır koşullarında 2021-2022 sezonunda test edilmiştir.
Çalışmada 121 adet ekmeklik buğday genotipi Empire yerel kontrol çeşidi ile kıyaslanarak değerlendirilmiştir.
Elde edilen sonuçlara göre tane verimi değerleri 57.6 ile 282.4 kg/da arasında, protein değerleri ise %13.6 ile
18.5 arasında ve nişasta oranı 79.5 ile 84.4 arasında değişmiştir. Verim değerlerinin çok düşük ve protein
oranlarının yüksek olması yaşanılan kuraklığın etkisinden kaynaklanmıştır. Ortalama tane verimi 140,8
kilogram olmakla birlikte ortalamanın üstünde tane verim veren Empire kontrol çeşidini (145,92 kg/da) gecen
genotip sayısı 51 olarak belirlenmiştir. Tane verimi ile protein ve nişasta oranı arasında önemli ilişki
bulunmazken protein ve nişasta oranı arasında önemli ilişki meydana gelmiştir. Yapılan cluster analizlerine göre çalışmada incelenen genotipler 12 farklı gruba ayrılmıştır. Bu durum incelenen buğday genotipleri arasında genotipik varyasyonun yüksek olduğunu göstermektedir. Elde edilen sonuçlara göre, bazı genotiplerin standart kontrol çeşidi Empire’den kalite ve tane verimi yönünden yüksek olması, bölge koşulları için kurak koşullara uyumlu genotiplerin seçilebileceğini kanıtlamaktadır
Digital Approach to Documenting Cultural Heritage Dynamics in Hasankeyf
The history of humanity has a rich and diverse history with numerous civilizations and cultures. Cultural heritage sites preserve this heritage as an urban memory that can be passed on to future generations. However, rapidly increasing urban development, unpredictable natural disasters and complex socio-political dynamics are serious risks that threaten the sustainability of these heritage assets. Hasankeyf, with its thousands of years of history and hundreds of archaeological sites, has been one of the cultural treasures under risk. The major change in the city due to the Ilısu Dam project has aroused widespread repercussions at the international level and it has reminded that the preservation of cultural assets should include not only tangible assets, but also historical memory and knowledge. Therefore, documenting and archiving historical and cultural assets in detail is crucial before their permanent transformations. In this study, photogrammetric models of Hasankeyf were created with Metashape software using old drone images. Then, a photogrammetric model of the area was created using the latest drone images in order to make a process evaluation. Then, the transformation of Hasankeyf was examined through the models obtained and the transformation was visualized. The interaction between cultural heritage and technology has gained great importance in preservation studies in the digital age of rapidly developing technology. This study highlights the possibilities that digital technologies can present in the preservation of cultural heritage and demonstrates the increasing necessity of documenting historical values. It also provides a framework for documentation of similar historical heritages
Erol Güngör'ün Düşüncesinde Felsefe Bilim Faaliyeti Olarak Sosyal Psikoloji
Erol Güngör’ün bilim düşüncesini sadece akademik uzmanlığı bakımından sosyal psikoloji alanında
akademik çalışmalar gerçekleştirmiş bir akademisyen olarak açıklamak yeterli değildir. Çünkü bilime
dair düşünceleri bu çalışmalarının sınırını aşmaktadır. Güngör’ün bilim düşüncesini oluşturan dünya
görüşünde esas hedefi kendi toplumunun meselelerini tespit etmek ve bunları bir problem çözme faaliyeti
haline dönüştürmektir. Bu sebeple, onun düşüncesi hem “dünya görüşü” ortaya koymak hem de “bilimsel
faaliyet” gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Felsefe ve bilimi bir araya getiren bu tavır, Güngör’ün araştırmacı
kimliğini ve psikolojinin konusunu tekrar düşünmeyi teklif etmektedir. Güngör’e göre, sosyal psikolojinin
konusu toplumsal meselelere dair çalışmalar olup bu meselelerinin kendi toplumu ile “içkin bir
bağ” etrafında şekillenmesi gerekmektedir. Buradan bir bilim insanının aynı zamanda bir düşünür olması
gerektiği kendisinin tabiriyle “münevver” olması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Aksi takdirde sadece metodolojik
tutarlılık motivasyonuyla bilimsel araştırmalar yapılabilir ve bu durumda kendi toplumu için
problem çözme faaliyetinin eksik kalması söz konusudur. Bu bakımdan Erol Güngör modern dönem
Türk Düşüncesi için “felsefi-bilim faaliyeti kurmak” bakımından kritik öneme sahiptir. Bu araştırmada,
Güngör’ün düşüncelerini ve bilimsel çalışmalarını felsefe-bilim çizgisinden ve toplum-kültür varlığı
bakımından değerlendirdiğimizde, sosyal psikoloji faaliyetindeki meseleleri kendi toplumunun problemleri
olarak ele aldığı ve bir problem çözme faaliyeti bakımından sosyal psikoloji araştırmaları haline
dönüştürdüğü sonucu çıkmaktadır
Diyarbakır İli Sınırlarından Toplanan Bazı Yerel Makarnalık Buğday Popülasyonlarının İncelenmesi
Bu araştırma Diyarbakır merkez ve ilçelerinden elde edilen yerel makarnalık buğday popülasyonları incelenmek üzere 2020-2021 yılında Augmented Deneme desenine göre GAP Uluslar Tarımsal Araştırma Enstitüsü uygulama arazisinde yürütülmüştür. Araştırmada Artuklu, Diyarbakır 81, Fırat 93, Ganem, Sümerli standartları ile birlikte 48 adet yerel makarnalık buğday popülasyonu kullanılmıştır. Çalışma sonucunda; başaklanma süresi 110-121 gün, bitki boyu ortalaması 81-129 cm, metrekarede başak sayısı 135-639 adet/m2, başakta başakçık sayısı 15,9-26,7 adet/başak, başak uzunluğu 3,6-12,2 cm, başakta tane sayısı 25,2-59,2 adet, verim 259,5- 690,0 kg/da, bin tane ağırlığı 24,0- 38,4 g, hektolitre ağırlığı 63,2-80,5 kg/h, camsılık oranı % 91,0 -100, protein oranı % 13,5-19,7, yaş glüten oranı % 34,6- 48,2, sarı renk b oranı % 14,3 - 29,7, L değeri 72,3-79,2, sarı renk a değeri 3,3-6,1 arasında değişim göstermiştir. Araştırmada kullanılan 16, 45 ve 46 nolu genotipler tüm özellikler bakımından, 7, 11, 12, 14, 25, 26, 27, 28 ve 30 nolu genotipler tane verimi bakımından, 22 ve 23 nolu genotipler de özellikle L parlaklık değeri, bin tane ağırlığı ve hektolitre ağırlığı bakımından; ayrıca bazı genotipler de diğer özellikler bakımından tatminkâr sonuçlara sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca GT biplot tekniğinde birbirine yakın bölgelerden toplanan genotiplerin aynı özellikler bakımından iyi sonuçlara sahip oldukları dolayısıyla genetik olarak da yakın olduklarını söylemek mümkündür. Bu araştırmanın sonucunda Diyarbakır ili sınırlarından toplanan yerel makarnalık buğdayları ile ilgili belirlenen genotiplerin, hem yerinde hem de gen kaynaklarında muhafaza edilmeli ve buğday ıslah çalışmalarını yürütecek ıslahçıların hizmetine sunulmalıdır. Böylece daha dayanıklı, kaliteli ve verimli çeşitlerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır
INPUT CURRENT OF THREE PHASE HALF WAVE CONTROLLED RECTIFIER HARMONIC ANALYSIS
Üç fazlı doğrultucular hem daha yüksek güç elde etmek için hem de daha düzgün distorsiyonu az DC gerilim sağlamak için kullanılan güç elektroniği devreleridir. Bir fazlı doğrultucu yaklaşık 15kW güçlere kadar çıkılmakta daha yüksek güçler için ise üç faz kullanımı gerekmektedir. Üç fazlı doğrultucular da bir fazlılar gibi kontrollü ve kontrolsüz olarak imal edilirler. Endüstriyel uygulamalarda doğrultucu devreler güç elektroniği devreleri arasında önemli yer tutmaktadır. Doğrulucuda bulunan tristörlerin tetikleme açıları değiştirilerek, Üçfazlı doğrultucunun ortalama çıkış gerilimi değiştirilebilir yani kontrol edilebilir. Diyotlu doğrultucuların sadece sabit bir çıkış gerilimi sağlarlar. Çıkış gerilimini kontrol edebilmek için, diyotların yerine faz kontrollü tristörler kullanılır. Tristörlü doğrultucuların çıkış gerilimleri, tristörlerin tetikleme acılarının kontrolü ile sağlanır.Faz kontrolünde kullanılan bir tristör, kapısına kısa bir darbe uygulanması ile iletime sokulur ve doğal veya hat komütasyonu nedeniyle kesime sokulur. Oldukça yüksek endüktif yük durumunda, giriş geriliminin negatif
yarı cevrimi boyunca doğrultucunun diğer tristörün tetiklenmesi ile kesime sokulur. Faz
kontrollü doğrultucular AC'den DC'ye dönüştüren doğrultuculardır ve endüstriyel
uygulamalarda özellikle değişken hızlı sürücülerde, küçük beygir güçlerinden megawatt seviyelerine kadar kullanılırlar.Üç fazlı kontrollü doğrultuçu giriş akımı sinus formunda değildir. Bundan dolayı harmonik bileşenler içerir. Bu çalışmada giriş akımı harmonik analizi gercekleştirilmiştir
An Evaluation on Hygiene Habits of Individuals Residing in Residential Homes During the COVID-19 Pandemic Process
Abstract: Objective: Because the number of aging population is rising gradually this descriptive study is to evaluate
the behaviors of individuals’ hygiene residing in residential homes during COVID-19 Pandemic. Method: The
study was conducted through face-to-face interviews with 100 elderly individuals residing in nursing homes in two
cities within the borders of the Eastern Anatolia Region, one of which has normal and the other metropolitan status.
Data were collected with a socio-demographic information questionnaire and a questionnaire examining behaviors
related to the mask-distance-cleanliness triad to protect against disease. Pearson chi-square analysis was applied to
express the relationship between the groups. Results: A statistically significant relationship was found between the
variable of the participants' COVID-19 recovery status and the use of masks indoors. (p: 0,008; r= .514) It was
determined that there was a statistically significant relationship between the variable of COVID-19 transmission
status of residential home residents and the use of hand sanitizer also there was a statistically significant relationship
between the variable of the participants' status of having COVID-19 and the frequency of visitors to their rooms
(p: 0,001; r= .646). Conclusions: Although the hygiene behaviors gained in order to prevent and reduce transmission
during the pandemic are approaching the ideal level, it has been understood that more attention should be paid to
the use of masks and social distance
Dünya'da ve Türkiye’de Çay ve Kültürü
Bu çalışmada dünyada tüketimi son derece yüksek olan ve kendine özgü bir
kültüre sahip olan çay ve çay kültürleri hakkında bilgiler verilerek
değerlendirmede bulunulmuştur. Çay, dünyanın her yerinde karşılığı olan bir
içecektir. Kökenleri Asya’ya özellikle Çin’e dayanmaktadır. Kimi kaynaklar
çayın geçmişinin M. Ö 5000 yıllara, kimi kaynaklar ise M. Ö. 2737 yılına
dayandırmaktadır. Çayın dünya çapında yaygınlaşmasında etkili olan bir diğer
ülke Japonya olmuştur. Çay, 8. Yüzyılda Japon rahipler çayı ülkelerine
götürmüşlerdir. Japonya’ya gelen çay, Japon halkı tarafından sevilmiş ve
sıklıkla tüketile bir içecek haline gelmiştir. Çay, zaman içerisinde ticari bir
unsur haline gelmiş ve diğer ülkeler ile yapılan ticaretlerde kullanılmaya
başlanmıştır. Çayın Japonya’dan sonraki durağı Hindistan ve İran olmuştur.
Çayın Avrupa kıtasına gelmesi ise ancak 16. Yüzyılda olmuştur. Türkiye’nin
çay ile gerçek anlamda tanışması Osmanlı İmparatorluğu döneminde
gerçekleşmiştir. 1787 yılında Japonya’dan getirilen çay tohumlarının Bursa
civarına ekilmiştir. Ancak Bursa’nın sahip olduğu iklim şartlarının çay
yetiştiriciliğine uygun olmaması nedeniyle bu girişim başarısız bir şekilde
sonuçlanmıştır. Bu başarısız denemeden sonra uzunca bir ara çay ile ilgili
herhangi bir girişim gerçekleşmemiştir. Ancak 1917 yılında, okul müdür vekili
olan ve aynı zamanda botanikçi olan Ali Rıza Erten’in büyük gayretleri
sonucunda Rize’de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alınmıştır. Bu sayede
çayın Türkiye coğrafyasında ikinci serüveninin temelleri atılmıştır. Bu süreçten
sonda çay Türkiye için vazgeçilmez bir içecek olmuş ve gündelik hayatın bir
parçası haline gelmiştir. Çay, zaman içerisinde Türk toplumu içinde yer edinmiş
kendine özgü ritüeller ve gelenekler oluşturmuştur
Türkiye’de Çevresel Düzenlemeler ve Ekonomik Büyümenin Hava Kirliliği Üzerindeki Etkileri: Ampirik Bir Uygulama
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ekonomik büyüme ve çevresel düzenlemelerin hava kirliliği üzerine etkilerini Türkiye ekonomisi için 1990-2015 yılları kapsamında araştırmaktır.
Yöntem: Çalışmada Yapısal Kırılmasız ADF Birim Kök Testi kullanılarak değişkenler için durağanlık sınaması yapılmıştır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisinin belirlenmesinde birim kök testi sonuçları ARDL sınır testinin uygun olduğunu göstermiştir. Son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin araştırılmasında Frekans alanı nedensellik testinden yararlanılmıştır.
Bulgular: Sınır testi bulguları, değişkenler açısından uzun dönem ilişkisini ortaya koymuştur. Uzun dönem sonuçları, ekonomik büyümenin hava kirliliği üzerine pozitif etkisinin olduğunu göstermiş, buna karşılık çevre teknolojileri ile ilgili patent sayısının hava kirliliği üzerine negatif etkisinin olduğu görülmüştür. Nedensellik testi sonuçlarına göre, hava kirliliği ile çevresel düzenlemeler arasında kısa dönemde ve orta dönemde çift yönlü nedensellik bulunmuştur. Hava kirliliğinin azaltılmasında çevresel düzenlemelerin kısa ve orta dönemde önemli bir etkisi vardır.
Özgünlük: Literatürde, Türkiye’de çevresel düzenlemelerin hava kirliliği üzerine etkisini analiz eden başka bir çalışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla, çevresel düzenlemelerin hava kirliliği üzerine etkisini Türkiye ekonomisi için analiz eden ilk çalışmadır. Ayrıca, hava kirliliği üzerine çevre ile ilgili teknolojilerin etkisi de araştırılmıştır
Prevalence of Hypertension in Military Personnel: A Study Conducted in Türkiye
Abstract: Hypertension is a major global public health concern. There is a paucity of studies describing military populations with
hypertension. We aimed to demonstrate Turkish military personnel with hypertension and review associated factors in a garrison of
Diyarbakır City. This retrospective cross-sectional study comprised 22,141 individuals referred to an outpatient cardiology clinic
between August 2016 and June 2022 with complaints of early morning headaches, abnormal heart rhythms, nosebleeds, visual
problems, and buzzing in the ears. Sociodemographic characteristics were collected. Analyses of laboratory test findings and blood
pressure measurements were conducted. The study comprised a total of 174 patients with an average age of 32.68±6.51 years. 94.8
percent of the patients were not drug users, and 68.3 percent had no strong family history. The prevalence of hydration habits (29.4%)
and sleep disturbances (22.5%) were lower. According to body mass index (BMI), the rate of overweight was higher (56.8%). Most
patients' educational status was bachelor’s degrees (46.5%). The smoking rate was high (73%). Body mass index was a statistically
significant predictive factor of hypertension (OR [95% CI], 2.69 [1.0-7.17], p= 0.048). Physical exercise rate in the past three months
was a statistically significant predictive factor for hypertension (OR [95%CI], 2.98 [1.42-6.23], P= 0.021). Hypertension was detected in
0.78 percent of all participants and was associated with being overweight and a lower frequency of physical exercise