Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Mardin İlinde Makarnalık Buğday Üretimi ve Üreticilerin Sorunları
Bu çalışmada 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de makarnalık buğday üretiminin % 8,3’ünün üretildiği Mardin ilinde makarnalık buğday üretimi yapan çiftçilerin sosyo-ekonomik durumu, makarnalık buğday üretimi yapmalarına etki eden faktörler, ürünün pazarlama yapısı ve üreticilerin sorunları araştırılmış olup bu amaçla 3 ilçede (Artuklu, Kızıltepe ve Derik) tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemiyle hesaplanmış 120 üreticiyle yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. İlde makarnalık buğday üretimine etki eden en önemli faktörlerin buğdayın fiyatı ve pazarlanma durumu olduğu, yörede sertifikalı ve yüksek verimli tohum kullanımının oldukça yüksek olduğu ve işletmelerin % 61.7’sinde sulama yapıldığı bilgisi alınmıştır. Üreticilerin makarnalık buğday üretiminde karşılaştıkları en önemli sorunların başında sulamada kullanılan enerji ücretinin çok yüksek olması gelmektedir. Girdi fiyatlarının yüksek olması ile kaliteli tohum temininde yaşanan sıkıntılar diğer sorunlar arasında bulunmaktadır. Sonuç olarak ilde makarnalık buğday üretimini kısıtlayan faktörlerin minimum seviyeye düşürülmesi ve bölgemizde makarnalık buğday ekilişinin giderek azaldığı göz önünde bulundurularak ilave/alternatif destekleme modelleri ile söz konusu ürünün ekim alanlarının arttırılması önerilmiştir
HASANKEYF KALESİ’NDEKİ BİR KAYA OYMA KONUT VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Gerek doğal gerekse de insan eliyle oluşturulan kaya oyma mekânlar tarihin her döneminde insanlartarafından çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Kaya oyma açısından oldukça zengin olan Hasankeyf’te yaklaşık7500 kaya oyma mekânın olduğu düşünülmektedir. Kilise, cami ve en çokta konut olarak kullanılan bumekânların oluşumu ya da oluşturulması hakkında, yani tarihlendirme noktasında net bir şey söyleyebilmekmümkün görünmese de seyyahların kaynaklarında verdikleri bilgilerden hareketle çok eskilere dayanan bir
kullanımın varlığından söz edilebilir. Bu noktada incelenen bir kaya oyma konutun da tek mekânlı olmasınarağmen aynı zamanda içinde hayvanlarında barınılabildiği nitelikte düzenlendiği anlaşılmaktadır. Hayvanların bağlanabilmesi için kayaya oyulan delikler bu konutların aynı zamanda kır yerleşmesi nitelikli konutlarolduğunu da düşündürmektedir. Kır yerleşmelerinde konutların, insanların temel geçim kaynaklarından olanhayvancılığa da yönelik olarak düzenlenmesi hususu söz konusudur. Kır konutlarının zemin katlarınınhayvanlar için düzenlendiği birçok konut örneği mevcuttur. Hasankeyf Kalesi’nde incelenen kaya oyma konutise birden fazla kat sayısına uygun olmadığı için hayvanlarda konutlarda insanlarla birlikte barınabilmişlerdir.Kırsal mimari ve mimarsız mimarlık gibi isimlerle de anılan halk yapı sanatının güzel örneklerinden biri olan bu konut bu bağlamda ele alınarak çizim ve görsellerle desteklenecektir
İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlıda Devlet-Yezidi İlişkileri
Öz
Yezidiler veya Ezidiler Musul civarında Şeyhan Sincar bölgesi ile Diyarbakır,
Urfa ve Mardin kırsal alanında yaşayan Kürtçe konuşan bir inanç topluluğudur.
Yezidilik, belirli ailelere özgü, dışardan herhangi birinin kabul edilmediği
etno-dinsel bir inançtır. Yezidiliğin ne zaman ve kimin tarafından kurulduğu,
menşei, temel inanç figürleri hakkında çözüme kavuşmamış tartışmalar
devam etmektedir. Klasik İ�slam kaynakları Yezidiliğin Sünni bir mutasavvıf
olan Adi. b. Müsafir’in (555/1160) vefatından sonra ardılları tarafından
devam ettirilen Adeviye Tarikatı olarak bilinen cemaatin zamanla Sünni
İ�slam inancından uzaklaşarak, sapkın bir inanca dönüştüğü görüşündedirler.
Bu inancın İ�ran kökenli Zerdüşt, Mani ve Mitraizm (Mihrperest) gibi dinlerin
kalıntısı olarak günümüze geldiğini iddia edenler de vardır. 1514 yılında Musul
ve Diyarbekir çevresine hâkim olan Osmanlı Devleti, Yezidilerle karşılaştı.
Bu tarihten sonra konumuzun başlığında da belirtildiği gibi itaat, itikat ve
askerlik üçgeninde Osmanlı’da devlet-Yezidi ilişkileri başladı. Bu dönemde
Yezidiler Diyarbekir’den Musul’a kadar uzanan bölgede köyleri talan eden
ve aşiretleri rencide eden hırsızlık ve eşkıyalıkla uğraşan, Rafızilik gibi
sapkın bir grup olarak tanıtılmaktadır. Devlete itaat ettiklerinde kendilerine
mukataa ve dirlik verilen ve raiyetten sayılan Yezidiler, itaatten çıkıp asi
durumuna düştüklerinde ezansız, namazsız ve mülhidlikle suçlanarak
cezalandırılmışlardır. Bu anlamda Osmanlı klasik döneminde devletin
heteredoks gruplara karşı tavrını din ve itikat değil, daha çok hükümranlık
ve itaat ilişkisi belirlemekteydi. Tanzimat’la beraber, geçmişin itaat merkezli
devlet-yezidi ilişkilerine artık inanç ve askerlik üzerinden önce tüm reayanın
eşit sayıldığı Osmanlılık, daha sonra ittihad-ı İ�slam dairesine dâhil edilme
denemeleri eklenmiştir. Yezidi din adamları ve ileri gelenleri itikatlarının
askerlik yapmaya müsaade etmediğini belirterek orduya katılmayı reddettiler.
Klasik dönemde itaat ve isyan üzerinden şekillenen Osmanlı-Yezidi ilişkileri
artık itikat ve inanç üzerinden yürütülmektedir. Sünni İ�slam dairesine alınarak
dış müdahalelere fırsat vermeleri engellenmek istenen cemaat ve gruplara
yönelik bir dizi proje yürürlüğe sokuldu. Bu bağlamda heyet-i tefhimiye, fırka-i
ıslahiye, irşad heyetlerinin çalışmaları yanında dini eğitim, mektep ve cami
inşaat faaliyetleri başlatıldı. 1891 yılında Binbaşı Abdülkadir Bey ve ulemadan
oluşan bir heyet (tefhim heyeti) Yezidileri sapmış oldukları batıl inançtan
kurtarmak, temeddün ve itikatlarını düzeltmek üzere tatlılık ve güzel sözle dini
Hitit Theology Journal Volume: 20 Issue:1 113
İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlıda Devlet-Yezidi İlişkileri
telkin etmenin (aşılamanın) işe yaramadığını görünce zora başvurdu, şiddet
uyguladı. Fırka-ı İ�slâhiye kumandanı Ö� mer Vehbi Paşa Musul’da şehrin ileri
gelenlerinin huzurunda topladığı Yezidi reislerine itikatlarını tashih ederek
Ehl-i Sünnet dairesine dönmelerini teklif ettiğinde, kabul etmeyenlere hakaret
ederek şiddet uyguladı. II. Meşrutiyetten sonra Osmanlı bürokrat ve idarecileri
arasında Yezidilerin, Hristiyan ve Museviler gibi askerlikten muafiyet ya
da bedelli askerlik gibi bir muameleye tabi tutulma talepleri tartışılmaya
başlandı. Bunlara göre, kendilerini Yezidi olarak ifade eden ve itikat eden bir
kavmin din ve mezhep hürriyeti gereği Yezidi sayılmaları gerektiği, hükümetin
Yezidilerin tabi oldukları itikadı tanıyarak gayrimüslim milletler gibi ruhani
reislerinin tabi oldukları kanunlardan istifade etmelerini dile getirdiler.
Bu makalede, Yezidiliğin inanç problemleri bağlamında, Osmanlı-Yezidi
ilişkilerinde itaat ve itikat faktörlerinden hangisinin daha belirleyici olduğu
sorularına cevap aranmıştır. “İ�taat, itikat ve Askerlik Ü� çgeninde Osmanlı’da
Devlet-Yezidi İ�lişkileri” adını taşıyan araştırmada Osmanlı Devleti’nin güçlü
olduğu klasik dönemde periferideki inanç gruplarına ve cemaatlere karşı
tavrını din ve inanç değil, itaatin belirlediğini, dış müdahalelerin baskın olduğu
Tanzimat sonrasında ise, bu grupların askerlik üzerinden terbiye/temeddün
ile itikatlarının tashih edilerek merkeze daha güçlü şekilde eklemlenmeye
çalışıldıklarını iddia etmektedir
Structure of “Bigness”: The Example of Taipei Performing Arts Center
This study attempts to read the relationship between text, architecture and technology by instrumentalizing the concept of "bigness" which is one of the concepts of Rem Koolhaas in his book S, M, L, XL; through the Taipei Performing Arts Center(TPAC)[1], designed by OMA.
“Bigness” is a concept related to both urban and architectural design, challenges the city. It is founded on the claim that a building with a megastructure is a city in itself. It is not only about the scale of structure that is used to realize this claim, but also the fact that a structure of this scale contains many potentials. The contemporary city which is the existence of layered and unpredictable collective productions in, it is the product of multiple actors.
TPAC, which is designed by considering Shilin Night Market and its users, which is an important place of local culture, and including it in the design equation, is an important example of this situation. Although the original brief proposed taking away the Shilin Night Market in order to house the TPAC, OMA decided it should not be eliminated. Performing arts space has been designed in which all three theatres are plugged into a central cube that is hanged on a super-structure to minimise the footprint so that the whole building can be lifted up to create an open ground plane for future move-in of the night market.
In the case of TPAC, the prominent intent was to merge the local grassroots culture of the Shilin Night Market with performing arts events that would take place in the new theatre that makes it possible to “experimentation in the internal workings of the theatre” as Koolhaas mentioned, and thus transcends the limits set in the 3000-year-old theatre tradition. This structure criticized the contemporary TPACs with iconic forms and repeating functionality which continues to be produced with historical references. Can this building be seen as a tool which has the characteristic of the theory of “bigness” in terms of reckoning with the city and autonomous design strategies? Put differently, can “bigness” reopen the debate on urban form, type and technology in the context of the contemporary city? This change of scale of consideration, from urban reflection to architecture, is tried to understand with the effect of existing conditions on structural decisions taken in the building will be discussed in the context of construction, materials and technological possibilities
Badiou'nun Bir-Saymaya Dayalı Ontolojisinin Bir-Sayanın Zemini Bakımından Eleştirisi
Bu tezde çağdaş Fransız filozof Alain Badiou’nun ontolojisinde bir ve çok ilişkisinin eleştirel bir değerlendirmesi yapıldı. Bu kapsamda Badiou ontolojisinin temel kavramı olan bir-olarak-sayma, muayyen bir fail olan bir-sayanın zemininde irdelendi. Bunun için öncelikle Badiou’nun matematik ve özellikle de küme kuramıyla olan irtibat noktaları gösterildi. Daha sonra Badiou’nun tutarsız çokluk kavramı Plotinus ve Kant ile birlikte ele alındı. Burada Plotinus’un düşünülür madde anlayışı ile Kant’ın numen-fenomen ayrımının Badiou’nun tutarsız çoklu kavramı ile örtüşen ve ayrışan yanları aktarıldı ve bu karşılıklı okumanın konunun anlaşılması için önemi belirtildi. Buradan hareketle Badiou’nun bir-saymaya dayalı ontolojisinin bir-sayanın zeminini ele almaması dolayısıyla eksik bir proje olduğu vurgulandı. Bizim açımızdan bir-sayan ancak bir canlı olabilir. Çünkü canlılık, birleştirmenin zemininde yer almaktadır. Ontoloji alanında yaptığımız bu tartışmadan hareketle Badiou’nun tarihsel-toplumsal alana dair görüşlerine değinildi. Bu bağlamda Badiou’nun hakikat teorisinin ana hatları serimlendi. Bu çerçevede Badiou’nun bir-saymaya dayalı ontolojisinden hareketle dini, Aziz Pavlus üzerinden politik bir hakikat taslağı olarak ele aldığı vurgulandı. Bizim bir-sayanın zeminine yönelik olarak yaptığımız incelemenin bir sonucu olarak dinin Badiou’nun ele aldığı tarzda anlaşılmaması gerektiği, bir sayanın zemininde yer alan aşkın birlik dolayısıyla ancak aşkın bir zeminden hareketle idrak edilmesi gerektiği belirtildi
Sınır Ticaretinin Kentsel ve Kırsal Mekanın Dönüşümüne Etkisi: Nusaybin, Cizre, Silopi
Türkiye’nin güneydoğu sınırında bulunan Nusaybin, Cizre ve Silopi kent merkezleri ve kırsalı 1950’lerden itibaren, özellikle de 1990 sonrasında sınır ticaretinin ürettiği sosyo-kültürel ve ekonomik dinamikler doğrultusunda şekillenmiştir. Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye açılan ticaret kapılarını barındıran bu üç yerleşim doğal olarak bu güçlü dönüştürücü kuvvetin etkisinde dönüşmektedir. Sınır ticaretinin Nusaybin, Cizre ve Silopi özelinde hem kentsel hem de kırsal alanda ürettiği dönüşüm dinamiği, başka bir jeopolitik durumda herhangi başka bir temel ticari dinamiğin yapabileceği gibi, doğrudan ve dolaylı, formel ve enformel süreçlerle kendi yere özel sistemini üretmektedir.
Kentsel büyümeyi şekillendiren en önemli unsur sınır ticaretinin ürettiği fiziksel altyapı ve donatılardır. Nusaybin ve Habur sınır kapıları ile bu kapılara ulaşımı sağlayan D-400 ve D-430 karayollarından oluşan güçlü çekim noktaları ve ticari akslar, kentlerin üzerinde gelişeceği fiziksel altlığı sağlar. Bu doğrultuda sınai üretimin olmadığı her 3 kent yerleşiminin ticaret fonksiyonlarını sağlayan ticari destek ve hizmet donatıları ile barınma fonksiyonunu sağlayan yeni mahallelerden oluşan fiziksel yapılaşma da bu akslar üzerinde gelişir. Formel kentleşme hızı ile nüfus artış hızının örtüşmediği durumlarda kente yeni göç eden bazı kesimler enformel üretimlerle barınma ihtiyacını karşılarken, sınır ticaretinin ticari anlamda enformel boyutuna karşılık gelen kaçakçı pasajları da kent merkezlerinde enformel anlamda gerçekleşen diğer bir yapılanmadır.
Kırsal alanda ise sınır ticaretinin dinamikleri ekonomik yapıyı dönüştürürken, karayolları üzerinde yer alan köy yerleşimlerinde mekanın biçimlenmesinde rol oynamaya başlar: sınır ticaretinin nakliyecilik faaliyetinin bir yansıması olarak ilk üretimindeki kullanım amacını ve ömrünü tamamlayan mazot deposu, kamyon lastiği, kamyon brandası ve palet gibi artık malzemenin yeniden kullanılmasıyla kullanıcısı tarafından ana yaşam alanına ek olarak üretilen yapılar. Traktör garajı, tandır evi, kümes, sundurma, ahır, bahçe duvarı gibi (Şekil 7) çeşitli eklerde mimari ve yapısal eleman ölçeğinde karşımıza çıkan bu yapılaşma pratikleri sınır ticaretinin mekan üzerindeki dolaylı ve enformel etkisini araştırmak için önemli bir alan sunar.
Bu doğruktuda, sınır kentlerinin ve kırsalının toplumsal, kültürel ve ekonomik dönüşümünde ve kentleşmesinde en büyük paya sahip faktör olan sınır ekonomisinin etkilerinin ortaya konması, bölgedeki kentleşme süreçlerinin genel dinamiklerinin anlaşılması ve kentsel kalkınmanın bu doğrultuda okunması bağlamında son derece önemli hale gelmektedir
Tanzimat’tan Sonra İhtida, İrtidad Hareketleri ve Kadınların Öteki ile Evliliği: Midyat Örneği
Öz: Midyat 19. yüzyılın sonlarına kadar Yakubi/Süryani Hıristiyanların
çoğunlukta olduğu ve Tur Abdin olarak tanımlanan bölgenin merkezidir.
Bölgede Müslüman, Hıristiyan ve Yezîdîler, Süryanice, Kürtçe, Arapça
(Mahallemi) ve Ermenice konuşarak farklı din ve etnik kimlikleriyle günlük
yaşamın olağan seyri içinde çapraz ilişki ağları geliştirdiler. Bu makalede çok
kimlikli toplumlarda ihtida/irtidad hareketleri ve kadınların “öteki” ile evliliği
konusu Midyat örneğinde ortaya konacaktır. Çalışmanın amacı, Tanzimat’la
beraber kaza merkezi olan Midyat’ın toplumsal yapısı bağlamında ihtida ve
kadınların din değiştirerek yaptıkları evliliklerin ilişkilere etkisini incelemektir.
Makalede Midyat özelinde çok kimlikli toplumsal ilişkilerde din değiştirme ve
kadınların “öteki” ile evliliklerinin, cemaatin namusuna doğrudan bir saldırı
olarak algılandığı, simgesel zafer ya da yenilgi olarak değerlendirildiği,
cemaatler arası diniçatışma ve ittifaklara dönüştüğü iddia edilmektedir.
Çalışmada ihtida-irtidad ve din değiştirme olayları Osmanlı arşivleri ve kilise
arşiv defterlerindeki belgeler üzerinden ortaya konacaktır
HASANKEYF KALESİ’NDEKİ KONUTLARDA DEVŞİRME MALZEME KULLANIMI
Arkeolojik kazılarla birlikte 12.000 yıllık tarihe sahip olduğu anlaşılan Hasankeyf gerek İslam öncesi süreçtegerekse İslami dönemde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Önemli Ortaçağ yerleşmelerinden olanHasankeyf Kalesi ise özellikle Türk
-
İslam döneminde cami, türbe, saray ve konut gibi yapılarla bezenmiştir.
Malzeme
açısından çeşitlilik gösteren konutlar, birbiriyle uyumlu şekilde inşa edilmiştir. Yaklaşık 120dönümlük bir yayılma alanına sahip olan Hasankeyf Kalesi’ndeki konutlar aynı zamanda halk yapı sanatınında önemli ve özel örneklerindendir. Yapı
-
malzeme ilişkisi coğrafi bölgelere göre farklılık göstermekte olup,Hasankeyf özelinde incelendiğinde moloz taş kullanımının bilhassa konutlarda sıkça kullanıldığıgözlenmektedir. Geç dönem Osmanlı veya erken dönem Cumhuriyet dönemine ait olan bu konutlarıninşasında çevrede bulunan her türlü malzemeden yararlanıldığı anlaşılmaktadır. İncelenen 10 konutunyapımında, üslûp özellikleri itibariyle, kalenin beden duvarlarından kullanıldığı anlaşılan düzgün kesme taşmalzeme en sık karşılaşılanıdır. Bunun yanında dini mimaride kullanıldığı anlaşılan yapı parçaları yine konut bedenlerinde gelişigüzel, estetik arayışın ötesindeki bir kullanımla karşımıza çıkmaktadır. Mezar taşlarınınyapı inşasında kullanılması karşılan bir diğer devşirme kullanım türüdür. Bir konutun giriş kapı
lentosunda ise
iki tane mezar taşının kullanıldığı, diğer konutun ise pencere lentosunda yine bir başka mezar taşınınkullanıldığı görülmektedir. Bu noktada mezar taşlarından sıkça faydalanıldığı hatta bazılarının tahrip edilerektanınmaz halde olduğu tespit edilmiştir. Bu tür devşirme malzemelerin bilinçli bir şekilde tahrip edilerek yada üzere sıva ile sıvanarak yapı sahibine yönelik olası tepkilerin önüne geçilmek istenmiş olabilir. 2 konuttaise nitelikli izlenimi veren kitabe parçalarına rastlanmaktadır. İki kaya oyma konutta odayı ayıran duvarüzerinde kullanılan bu kitabeler parçalar halinde kullanılmıştır. Hasankeyf Kalesi siluetinin en önemli bileşenlerinden olan konutlardaki devşirme malzemeler bu bildiride ele alınarak değerlendirilecek, ilk
kul
lanımlarına yönelik tespitlerde bulunulmaya çalışılacaktır
Determination of Depression and Stress Levels of University Students in the Covid-19 Pandemic Process
Bu çalışma covid-19 pandemi sürecinde üniversite öğrencilerinin depresyon ve stres düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tanımlayıcı olan bu çalışma 565 üniversite öğrencisi ile Ağustos-Aralık 2020 tarihleri arasında çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak yapıldı. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Özellikler Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanıldı. Öğrencilerin % 62.1’i 21 yaş ve üstü, % 68.7’si kadın olduğu, stres düzeyinin orta değerin üstünde, depresyon düzeyinin ise orta düzeye yakın olduğu belirlendi. Ayrıca stres ölçeği toplam puanı ile depresyon ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi. (p<.05) Covıd-19 pandemi sürecinin üniversite öğrencilerini ruhsal anlamda etkilediği belirlendi. Bu süreçte, öğrencilerin ruhsal sağlığının korunabilmesi için gerekli desteğin sağlanması önem arz etmektedir.This study aimed to determine the relationship between depression and stress levels of university students during the covid-19 pandemic process. This relational descriptive study was conducted with 565 university students between August- December 2020 using the online survey method. Descriptor Features Form, Perceived stress Measure and Beck Depression Measure have been used in collecting data. It is determined that %62.1 of students are 21 years old and above, %68.7 are female, their stress level is above medium level and their depression level is close to medium level. It is also determined that there is a positive relationship between total score of stress scale and total score of depression scale ( p<.05). It is determined that Covid-19 pandemic has affected university students in psychological way. In this period, it is important to provide necessary support to protect studentś mental health
Demeter Kültü Işığında Eleusis Mysterleri
Doğurganlığın sonsuz güç kaynağı olarak bilinen yer, tanrıların anası ve toprak
ana şeklinde tanımlanır. Hellen inanışının tanrıları kişileştirmesi üzerine yer, Demeter
gibi toprak ve verimlilik ile yakından ilişkilendirilen kutsal varlıkların ortaya çıkmasına
fırsat tanımıştır. Olymposlu tanrılar kuşağından olan tanrıça Demeter, ekili
dikili toprağın ve bereketin tanrıçası olduğundan toprak ana, mevsimleri getiren,
insanları besleyen, yaşamı devam ettiren ulu tanrıça olarak tasvir edilir. Ölümlüleri
besleyen ve toprağı seven bir Olymposlu olarak bilinen Demeter, Homeros’un destanlarında
sarı saçlı, ela gözlü güzel bir tanrıça olarak betimlenirken; Hesiodos’un
şiirlerinde Kronos ile Rheia’nın kızı ve Zeus’un kız kardeşi olduğundan söz edilmiştir.
Demeter mitolojisinde kızı ile beraber anılır ve bu nedenle birçok kaynakta “ikili tanrıçalar”
veya “tanrıçalar” şeklinde tanımlanırlar. Demeter kültüne, Kıta Yunanistan’da
tahıl tarımının yapıldığı hemen hemen her bölgede rastlamak mümkündür. Bu kültte,
Persephone’nin Hades tarafından kaçırılış mitolojisi tanrıçanın tapınımının temellerini
oluşturur. Demeter, Persephone ve Hades mitolojisi temelde doğadaki yaşam
çemberini, mevsimsel döngü ile toprağın kışın ölüp ilkbaharda yeniden canlanışını
temsil eder. Demeter kültünün kaynağını oluşturan tanrıçaların mitolojisi ve bu mitolojinin
sonucu olarak ortaya çıktığı kabul edilen Eleusis Misterleri antik çağlarda
yaygın bir uygulama alanı bulmuştur. Eleusis Misterleri olarak adlandırılan bu gizli
tapınımın oluşum sürecinde yerine getirilen dinsel törenler ise tamamıyla birbiri ile
bağlantılıdır. Tanrıçanın insanoğluna sunduğu en büyük hediye olan bu misterlerde,
insanlar ölüme ve yaşama farklı bir bakış açısı ile yaklaşmayı denemektedir. Demeter
kültü ve bu kültün insanoğluna sunduğu Eleusis Misterleri, bu külte inanan insanların
ölümden sonraki yaşam için daha umutlu bir ruh haline sahip olmalarını mümkün
kılmıştır. Bu çalışmanın amacı Demeter kültünün temeli olduğu düşünülen Persephone’nin
Hades tarafından kaçırılış mitolojisi, bu mitolojinin sonucu olarak ortaya çıkan
Eleusis Misterleri’nin oluşturulma nedenleri, misterlerin törensel içeriği, Demeter
ve Persephone’nin bu misterlerde üstlendikleri görevler ve Persephopne’nin yeraltı
dünyası ile yeryüzü arasında aracı bir rol üstlenişinin nedenlerini açıklamaktır