Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Sosyotelizm (Phubbing) ile Ruh Sağlığı Arasındaki İlişki: Boylamsal Bir Araştırma
Sosyotelizm, bireyin toplum içinde yüzyüze iletişimden kopup telefonuyla ilgilenmesi demektir. Bu kavrama ilişkin çalışmaların geçmişi 10 yıllık zaman dilimini geçmemesine karşın alanyazında bu davranış probleminin yıkıcı etkisinin çok fazla olduğu ve birçok sosyopsikolojik olguyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Araştırma bulguları dikkate alındığında, sosyotelizmin gerçekten buna sebep olup olmadığını test etmek için deneysel çalışmalara veya boylamsal araştırmalara ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada sosyotelizmin depresyon, anksiyete ve stresle olan ilişkisinin zaman içindeki değişimini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada farklı zamanlarda aynı kişilerden toplanılan verilerin zaman içinde değişimini gözlemleyerek sosyotelizmin depresyon, anksiyete ve stresle olan ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, toplamda 5 farklı üniversiteden gönüllü katılım sağlanmıştır. Çalışma boylamsal bir çalışma olup 6 aylık zaman diliminde iki defa data toplanmıştır. İlk çalışmaya toplamda 96 kişi ve ikinci çalışmaya 165 kişi katılım sağlamıştır. Her iki araştırmaya katılan öğrenci sayısı 64 kişidir. Analiz sonucuna göre, sosyotelizm, depresyon, anksiyet, stress ve akıllı telefon kullanım süresi iki farklı zaman dilimindeki değerler arasında istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Birinci ve ikinci zaman dilimlerindeki Person korelasyon test sonuçlarına göre, sosyotelizm, depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Regresyon analizi, verilerin en çok olduğu ikinci zaman dilimi baz alınarak yapılmıştır. Bu analiz sonucuna göre, stress, anksiyete, depresyon, akıllı telefon kullanım süresi birlikte sosyotelizmi anlamlı düzeyde yordamakta ve varyansın %31’ini açıklamaktadır. Ayrıca, stress, anksiyete ve akıllı telefon kullanım süresi sosyotelizmi anlamlı yordarken, depresyon sosyotelizmi anlamlı yordamamaktadır. Sosyotelizm ile ruh sağlığı değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu çalışmada elde edilen bulgular literatürdeki diğer çalışmalarla parallelik göstermektedir. Bu durum iki farklı zaman diliminde aynı kişilerden toplanan verilerde de bir farklılık oluşturmamıştır. Dolayısıyla sosyotelizm olgusu salt kesitsel bir durum değil, farklı zaman dilimlerinde toplanan iki veride de aynı sonucu doğurduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, stres ve anksiyetenin sosyotelizmi anlamlı şekilde yordamasından yola çıkarak, aksiyete ve stresli bireylerin sosyotelist davranışlara başvurabileceği yorumu yapılabilir. Bundan dolayı stres ve anksiyete süreçlerinin kontrol edilerek bu davranışın düzeyi düşürülebilir
Mardin İlinde Sürdürülebilir Tarım Kapsamında İyi Tarım Uygulamaları
Artan Dünya nüfusu ile birlikte, insanların bitkisel ve
gıda ürünleri ihtiyacının karşılanmasında yoğun girdili tarımsal
uygulamalar önem kazanmıştır. Bu durum, konvansiyonel
tarımın yoğun bir şekilde yaygınlaşmasını hızlandırmıştır.
Tarımda yoğun girdi kullanımına dayanan bu hızlı değişim,
tarımsal üretimin daha az işgücüyle yapılabilmesine olanak
sağlamış, ancak konvansiyonel tarımdan kaynaklanan önemli
çevresel maliyetlerin de ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Tarımsal üretimde yoğun kimyasal girdi kullanımının yol
açtığı çevresel sorunlar, uzun süre dünya gündeminden uzak
kalmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra
ülkeler öncelikli olarak ekonomik kalkınmanın hızlandırılması,
işsizliğin önlenmesi ve enflasyonun kontrol altına alınması gibi
konular belirlemiştir. Bu çerçevede oluşturulan kalkınma
politikalarında ağırlık üretim artışına verildiği için, gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelerde çevre bilincinin oluşması gecikmiştir
(Dulupçu, 2000). Zamanla insan ve doğa arasındaki dengenin
giderek doğa aleyhine bozulmasıyla nedeni ile tarımda
uygulanan bu metotlar tartışılmaya başlanmıştır (Tıraş, 2012).
Gelecek nesiller için doğal kaynakları koruyan ve çevreye zarar
vermeyen tarımsal üretim tekniklerinin kullanıldığı
sürdürülebilir tarım anlayışını ortaya çıkarmıştır. Tarım ve
çevre arasında dengeli bir ilişkinin varlığını açıklayan sürdürülebilir tarım, doğal kaynakların gelecekte de yarar
sağlayacak şekilde yönetilmesini zorunlu kılmaktadır
(Dişbudak, 2008)
A Survey on Salvia L. Taxa Distributed in Mardin Province
Bu çalışmada, 2018-2020 yılları arasında Mardin’de yayılış gösteren Salvia cinsinin 4
seksiyonuna ait 10 (Salvia seksiyon: S. macrochlamys Boiss. & Kotschy, S. trichoclada Bentham, S.
suffruticosa Montbret & Aucher ex Benth., S. bracteata Banks & Sol.; Hymenosphace seksiyon: S.
multicaulis Vahl; Aethiopis seksiyon: S. syriaca L., S. montbretii Bentham, S. palaestina Bentham, Salvia
brachyantha subsp. brachyantha (Bordz.) Pobed.; Hemisphace seksiyon: S. russellii Bentham) taksonun
morfolojik özellikleri, habitat alanları ve tehlike kategorileri incelenmiştir. Bitkiler genellikle serpentin
topraklar, yol kenarı ve yamaçlarda yayılış gösterirler. Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı ve IUCN 2001
risk kategorilerine göre, taksonların hepsi geniş yayılışlıdır (LC). Belirlenen taksonların tümü İran-Turan
fitocoğrafik bölgesinin elementidir. Bu çalışma, Türkiye’nin sahip olduğu biyolojik zenginliklerin
tanınmasına, korunmasına ve konuyla ilgili yapılacak diğer çalışmalara da katkıda bulunulmuş olacaktır
Dil ve Mezhep Farklılığı Nedeniyle İmamların Yaşadığı Problemler
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Şâfîî-Kürt halkı yoğun olarak, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşamaktadır. Bu bölgede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bünyesinde, resmî olarak dinî faaliyet yürüten; anadili Türkçe ve Hanefî mezhebine bağlı imamlarla, anadili Kürtçe ve Şâfîî mezhebine bağlı olan imamlar bulunmaktadır. Bu çalışma, bahse konu olan imamların, imamlık vazifelerini yerine getirirken yaşadıkları deneyimlerden yola çıkarak, Türkiye’deki dinî faaliyetlerin, resmî dilde (Türkçe) ve başat mezhepte (Hanefî) yürütülmesinden kaynaklanan problemleri fenomonolojik açıdan tartışmayı hedeflemektedir. Böylelikle olabildiğince mevzunun tüm yönlerini ortaya koyan bir durum tespiti yapılmak istenmektedir. Bu bağlamda, bahse konu edilen imamların, bölgede görev yaptıkları süre içerisinde, imam arkadaşlarıyla, cemaatle ve bölgede yaşayan halkla ilişkileri incelenmektedir. Çalışma, dil ve mezhep farklılıklarını kendinde barındıran imamların, ekseriyetle Kürt olan cami cemaati ve bölge halkı ile olan ilişkileri bağlamından yaşadıkları bireysel deneyimleri nasıl değerlendirdiklerini göstermeye çalışmaktadır. Yaygın anadilinin Kürtçe, mezhebin ise Şâfiî olduğu bu coğrafyada, dinî faaliyetleri yürütmek için Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilen, Hanefî mezhebine bağlı, anadili Türkçe, çoğunlukla Kürtçeyi ya hiç bilmeyen ya da çok az bildiği varsayılan imamların; Şâfiî mezhebinin dinî uygulamaları ile halkın imamlara başvurduğu çeşitli toplumsal uygulamalarda (nikâh, cenaze, küslerin barıştırılması vb.), mezhep, örf ve adetler konusunda yeterli donanıma sahip olmadıkları görülmektedir. Dolayısıyla çalışma, bu durumun devlet tarafından verilen dinî hizmetin ve toplumsal yaşam çözümlemelerinin niteliğini zayıflattığı iddiasını taşımaktadır
KLASİK FARS ŞİİRİNDE MİTOLOJİK VE İRFANÎ MOTİF OLARAK “CÂM-I CEM”
Hamâsî ya da mitolojik kahramanlık şahsiyetlerin değişmesinde ve sûfîyâne düşüncelerin etkisiyle tasavvufî bir kimliğe dönüşmelerinin altında bir takım nedenler vardır. Hicri beşinci ve altıncı yüzyıllarda mezhebî taassup ve bozulmalar, siyasî liderlerdeki kalıplaşmış ve donuk düşünce biçimi ve fitnelerin yayılması gibi etkenler toplumda bazı inanç esas ve usullerin, görüşlerin değişmesinde etkisi olmuştur. Bu dönemlerde baskın ve yaygın olan bu ortam, özgür düşünce anlayışında olan İran toplumunun güvenilir bir sığınak arayışında olmasına sebep olmuş ve sûfîyâne inzivâlar; iç dünyaya yöneliş, dünyadan el çekme ve zamanın fitnesinden kaçmak için en uygun sığınak olmuştur. Bu sebeple tasavvufî eserler, hamâsî ve mitolojik eserlerin yerine geçmiş ve hamâsî olarak “ en iyi insan” olan şahıslar kendisinde bulundurduğu birçok ahlâkî ve mânevî özelikleri ile İran tasavvufunda yeniden ön plana çıkmıştır. Kısaca mitolojik edebî yapılar ve unsurlar hamâsî eserlerden tasavvufî eserlere yeniden uyarlanıp konu bakımından işlenmiştir. Bu edebî hareket, irfanî hamâsî olarak ortaya çıkmış ve Fars edebiyatında önemli ve kalıcı olmuştur. İran’ın antik mitolojik fikirlerin İslâmî kültürel öğretiler ve güzellikler ile uyumlu olması irfanî hamâsî gelişmelerin oluşmasında son derece önemli ve etkili olmuştur. Firdevsî’nin Şehnâmesi’nde, Nasır Hüsrev’in bazı eserlerinde, Sühreverdî Nizâmî ve Attâr gibi önemli şahsiyetlerin eserlerine yansımaları olmuştur.4 İsmi geçen şairler dışında Fars edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan diğer şairler tarafından da bu konuya ilgi gösterilmiştir.
Cem(Cemşîd)’in kadehi olarak üzerinde yedi hattın bulunduğu bir kadehtir. Yedi feleğin sırrını taşıdığına inanılan bu kadeh, temsili yedi madenden yapıldığı rivayet edilmekte ve efsaneye göre dünyanın tamamı bu kadehte seyredilmiştir.27 Kadehin içine bakıldığında dünyadaki gelişmelerin, olayların görünür olduğuna inanılan câm-ı Cem gerek Fars gerekse Türk edebiyatında câm-ı cihân-ârâ (dünyayı süsleyen kadeh), câm-ı cihân-nümâ (dünyayı gösteren kadeh), câm-ı cihân-bîn (dünyayı gören kadeh) gibi isimlerle kullanılmaktadır.28 Câm-ı Cemşîd olarak bilinen bu kadeh câm-ı Keyhüsrev olarak da meşhur olmuştur. Altıncı yüzyıla kadar Cemşîd’in şöhreti ve onun Hz. Süleyman ile bir bilinmesi münasebetiyle söz konusu kadeh, Cemşîd’e intisap edilmiş ve câm-ı Cem, câm-ı Cemşîd, câm-ı gîtînûmâ, Ayîne-i gîtînûmâ gibi isimlerle nitelendirilmiştir
An Evaluation on Foreign Language Exam Success of Tourist Guides and Guide Candidates
Turist rehberliği, ülkeye ve destinasyona gelen yerli ve yabancı turistlere turun başından sonuna kadar eşlik edip her konuda onlara yardımcı olan özel bir meslek dalıdır. Bu açıdan bakıldığında turist rehberliği mesleğinde yabancı dil bilmek, mesleğin en önemli yapıtaşıdır. 6326 sayılı Turist Rehberliği Mesleği Kanunu’na göre mesleğe kabul için 7 koşul aranmaktadır ve bunlardan biri de geçerliği kabul edilen yabancı dil sınavlarının birinden başarılı olmaktır. Ülkemizde ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde verilen turist rehberliği eğitimine dair günümüze kadar çeşitli araştırmalar yapılmış olsa da mesleğe kabul için veya dil ekletmek için yabancı dil sınavlarına tabi olanların sınav başarıları üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. Literatürdeki bu boşluğa istinaden çalışmanın amacı, turist rehberler inin ve rehber adaylarının girdikleri yabancı dil sınavlarındaki başarı oranlarını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın verileri, Turist Rehberleri Birliği (TUREB) tarafından 2014-2022 yılları arasında gerçekleştirilen Yabancı Dil Seviye Tespit Sınavı ile Yabancı Dil Ekletme Sınavına ilişkin istatistiklerden oluşmaktadır. Ancak 2019 yılı Ocak ayında yapılan dil sınavına ilişkin verilere, TUREB’in karşılaştığı teknik sorunlardan dolayı ulaşılamamıştır. Veriler, Turist Rehberleri Birliği’nin faaliyet raporları arşivinden e-posta yoluyla elde edilmiştir. Verilere göre 2014-2022 yılları arasında TUREB tarafından Almanca, Arapça, Arnavutça, Boşnakça, Bulgarca, Çekçe, Çince, Endonezce, Ermenice, Farsça, Fince, Fransızca, Gürcüce, Hırvatça, Hollandaca, İbranice, İngilizce, İspanyolca, İsveççe, İtalyanca, Japonca, Korece, Litvanca, Lehçe, Makedonca, Macarca, Norveççe, Portekizce, Romence, Rusça, Sırpça, Tayca ve Yunanca olmak üzere 33 farklı yabancı dilden sınav yapılmıştır. 2014-2022 yılları arasında her yıl 1 ila 3 sınav düzenlenmiş, toplamda 14 sınav gerçekleştirilmiştir. Bu sınavlara toplam katılım sayısı 10.311 olarak ortaya çıkmıştır. Başarılı olanların oranı %29 (n=2992), başarısız olanların oranı ise %71 (n=7319) olarak kayda geçmiştir. 33 dil arasında en fazla İngilizce dilinden sınava giren olmuştur. 2014-2022 yılları arasında toplam katılım sayısı 6470 olan İngilizce sınavından başarılı olanların oranı %22,7 (n=1467), başarısız olanların oranı ise %77,3 (n=5003) olarak ortaya çıkmıştır. Bulgular neticesinde, sınavlara giren turist rehber lerinin ve rehber adaylarının genel başarı oranlarının % 50’nin altında ve oldukça düşük olduğu görülmüştür. Bu sonuç doğrultusunda, turist rehberi adaylarının yabancı dil becerilerini arttırmak için öncelikle üniversite müfredatlarındaki yabancı dil dersi yoğunluğunun arttırılması önerilmektedir. İlaveten, halihazırda eğitim veren Turizm Rehberliği lisans bölümlerinin müfredatlarında yabancı dil ders saatlerine ilişkin bir standart bulunmamakta, bazı bölümlerde yabancı dil derslerine daha az yer verilmektedir. Bu nedenle lisans bölümlerinin müfredatlarında dört yıl boyunca yer alacak şekilde yabancı dil dersleri eklenmelidir. Ayrıca bu lisans bölümlerinde İngilizce hazırlık sınıflarına da yer verilerek öğrencilerin yabancı dil temelinin güçlendirilmesi sağlanabilir
EVALUATION OF THE OPINIONS AND EXPERIENCES OF MIDWIFERY STUDENTS’ ON BABY FRIENDLY HOSPITAL PRACTICES
Bu çalışma ile ebelik öğrencilerinin hastanelerde bebek
dostu uygulamalara yönelik düşünce ve deneyimlerinin
belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma tanımlayıcı özellikte olup, Mayıs- Haziran 2019 tarihleri arasında uygulanmış, 255 öğrenci katılmıştır. Araştırma verileri, anket
formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Analizde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare
analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin %70’i uygulama yaptığı kurumun bebek dostu olduğunu bilmektedir. Öğrencilerin % 55.3’ü emzirme danışmanlığı konusunda kendisini yeterli hissetmektedir. Bebek dostu hastane girişimi ve on adım ilkesi konusunda yaklaşık %20’si; mama
kodu konusunda ise %62.4’ü zayıf bilgi düzeyine sahiptir. Araştırmamızın sonuçları, gerek öğrencilerin bebek
dostu uygulamalar konusunda eğitim yoluyla giderilebilecek eksikliklerinin belirlenmesi, gerekse de klinikte
var olan aksaklıklara ışık tutması bakımından yararlı
olmuştur. Sağlık alanında öğrenim gören öğrencilerin
bebek dostu hastanelerde staj yapması ve bu uygulamaların içinde olması, emzirme dostu uygulamaları benimsemeleri açısından son derece önemli bir fırsat dönemidir.In this study, it was aimed to determine midwifery students’ thoughts and experiences of baby-friendly practices in hospitals. The study is descriptive and was implemented between May-June 2019, and 255 students
participated. The study data were collected with the face
-to-face interview method using the data collection tool
to question the participating midwifery students’ characteristics and their views on baby-friendly practices.
Descriptive statistics and Chi-Square analysis were used
in data analysis. Of the students, 70% knew that the institution they performed their practices was babyfriendly. Of them, 55.3% thought that they were competent enough at providing breastfeeding counseling. Approximately 20% of students have poor knowledge
about the baby-friendly hospital and the ten-step principle, and 62.4% about the formula code. The results of
our study contributed to the determination of the students’ deficiencies in baby-friendly practices that could
be eliminated through education and shed light on the
problems in the clinic. Healthcare students’ doing internships in baby-friendly hospitals and being involved
in baby-friendly interventions provides an extremely
important opportunity for them to adopt breastfeedingfriendly practices
Multi-Faceted Evaluation of Psychosocial Function of Elderly Subjects
BACKGROUND/AIMS: With aging, physical, psychological and social changes occur and individuals lose their independence and become semi-or
full dependent. Accordingly, physical, psycho-social problems can be seen in the older people and their functionality decreases. For this reason,
the study was carried out for the purpose of multidimensional evaluation of cognitive and psycho-social functions of older people.
MATERIALS and METHODS: The study was conducted between April 2018 and November 2018. This descriptive and cross-sectional study was
performed in two different family health centers in Mardin province. The research was completed with a total of 200 older people who agreed
to participate in the study. The data were collected using “Patients Information Form”, “Katz Index of Independence in Activities of Daily Living
(Katz ADL)” and “Multidimensional Observation Scale for Elderly Persons (MOSES)”. The number, percent, mean, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis
test and Spearman correlation analysis were used in the data analysis.
RESULTS: The mean age of participants was 70.03±8.48 years. 54.2% of older people were female and 45.8% were male. The mean score of
Multidimensional Observation Scale for Elderly Persons was 24.36±22.38. The mean score of the Katz Index of Independence in Activities of
Daily Living was 16.32±3.14. There was a weak positive correlation between age and Multidimensional Observation Scale for Elderly Persons
(p<0.001, r=0.43), and a moderate negative correlation was found between Katz Index of Independence in Activities of Daily Living and MOSES
(p<0.001, r=-0.56).
CONCLUSIONS: This study revealed that older people had high functional and independence levels, and this is due to the fact that older people
who come to family health care centers form a sample group. However, multidisciplinary studies periodically are needed to evaluate the
cognitive, psychological and social functioning of older people living at home
Effects of Electric Vehicles and Charging Stations on Microgrid Power Quality
In this study, integration of renewable energy sources and Electric Vehicles (EVs) into a micro-grid was modeled and analyzed. The microgrid is divided into four important parts; a diesel generator, acting as the base power generator; a photovoltaic (PV) farm combined with a wind farm, to produce electrical energy; a vehicle to grid (V2G) system installed next to the last part of the microgrid which is the load of the microgrid. The size of the microgrid represents approximately a community of a thousand households during a low consumption day in spring or fall. There are 100 electric vehicles in the base model which means that there is a 1:10 ratio between the cars and the households. This is a possible scenario in a foreseeable future. The continuous increase in their rate in energy production makes micro-grids important. Microgrids can be designed to meet the energy needs of hospitals, universities or charging stations of electric cars, as well as to meet the energy needs of a district, village or industrial site. Charging stations are needed to charge the electric vehicle battery. In this study, the effects of electric vehicles on the microgrid network are analyzed. Electric vehicles have non-linear circuit elements in their structures. Therefore, they are a source of harmonic current in the microgrid. They negatively affect the power quality of the microgrid. The battery in electric vehicles is charged with direct current. The alternating current from the microgrid needs to be converted to direct current