Hatay Mustafa Kemal University Institutional Repository
Not a member yet
    2946 research outputs found

    Keratokonus hastalarında Mini-Skleral lens kullanımı

    Full text link
    Amaç: Keratokonus hastalarında mini-skleral lensin görsel performansını ve lens uyumunu optik koherens tomografi (OKT) ile değerlendirmek.Gereç ve Yöntem: Yirmi dört keratokonus hastasının 29 gözüne mini-skleral lens (Esclera; Mediphacos Ltd., Belo Horizonte, Brezilya) uygulandı. Başlangıç uyumunun değerlendirilmesinde, deneme lensleri kullanıldı. Lens uyumu, floresein paterni ve ön segment OKT (RTVue, Optovue Inc., Fremont, CA) görüntülemesi ile değerlendirildi. Lens uygulandıktan 30-45 dakika sonra korneal-limbal açıklık ve periferik yerleşim bölgesinin uyumunu içeren lens uyum parametreleri, OKT ile değerlendirildi. Lens uygulamasının öncesinde ve sonrasında; yüksek ve düşük kontrastlı görme keskinliği (GK), konfor, görmenin subjektif performansı (5 puanlı Likert skalası) ve genel memnuniyeti [100 mm görsel analog skalası (GAS)] değerlendirildi.Bulgular: Lens uygulaması sonrasında; ortalama desimal yüksek kontrastlı GK (en iyi düzeltilmiş gözlükle GK: 0,40±0,14 vs skleral lens ile GK: 0,93±0,12 p<0,0001) ve ortalama düşük kontrastlı GK’deki (en iyi düzeltilmiş gözlükle GK: 0,60±0,24 vs skleral lens ile 1,15±0,18, p<0,0001) artışın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Ortalama santral korneal açıklık 120,7±24,5 µm idi. Keratometrik değerler ile skleral lensin sagital derinliği arasında korelasyon görülmedi. Başarılı uyum için gereken ortalama lens deneme sayısı 2,2 lens (aralık: 1-8) idi. Hastalar lens ile yüksek skorda konfor (ortalama skor: 4,69; aralık: 4-5), görme (ortalama skor: 4,62; aralık: 3-5) ve genel memnuniyet (ortalama GAS skor: 88,1; aralık: 70-100) bildirdi.Sonuç: Keratokonus hastalarında, mini-skleral lens ile yüksek ve düşük kontrastlı GK değerlerinde artış ve yüksek hasta memnuniyeti sağlandı. Ön segment OKT görüntülemesi, lens uyumunun değerlendirilmesini kolaylaştırdı.Amaç: Keratokonus hastalarında mini-skleral lensin görsel performansını ve lens uyumunu optik koherens tomografi (OKT) ile değerlendirmek.Gereç ve Yöntem: Yirmi dört keratokonus hastasının 29 gözüne mini-skleral lens (Esclera; Mediphacos Ltd., Belo Horizonte, Brezilya) uygulandı. Başlangıç uyumunun değerlendirilmesinde, deneme lensleri kullanıldı. Lens uyumu, floresein paterni ve ön segment OKT (RTVue, Optovue Inc., Fremont, CA) görüntülemesi ile değerlendirildi. Lens uygulandıktan 30-45 dakika sonra korneal-limbal açıklık ve periferik yerleşim bölgesinin uyumunu içeren lens uyum parametreleri, OKT ile değerlendirildi. Lens uygulamasının öncesinde ve sonrasında; yüksek ve düşük kontrastlı görme keskinliği (GK), konfor, görmenin subjektif performansı (5 puanlı Likert skalası) ve genel memnuniyeti [100 mm görsel analog skalası (GAS)] değerlendirildi.Bulgular: Lens uygulaması sonrasında; ortalama desimal yüksek kontrastlı GK (en iyi düzeltilmiş gözlükle GK: 0,40±0,14 vs skleral lens ile GK: 0,93±0,12 p<0,0001) ve ortalama düşük kontrastlı GK’deki (en iyi düzeltilmiş gözlükle GK: 0,60±0,24 vs skleral lens ile 1,15±0,18, p<0,0001) artışın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Ortalama santral korneal açıklık 120,7±24,5 µm idi. Keratometrik değerler ile skleral lensin sagital derinliği arasında korelasyon görülmedi. Başarılı uyum için gereken ortalama lens deneme sayısı 2,2 lens (aralık: 1-8) idi. Hastalar lens ile yüksek skorda konfor (ortalama skor: 4,69; aralık: 4-5), görme (ortalama skor: 4,62; aralık: 3-5) ve genel memnuniyet (ortalama GAS skor: 88,1; aralık: 70-100) bildirdi.Sonuç: Keratokonus hastalarında, mini-skleral lens ile yüksek ve düşük kontrastlı GK değerlerinde artış ve yüksek hasta memnuniyeti sağlandı. Ön segment OKT görüntülemesi, lens uyumunun değerlendirilmesini kolaylaştırdı

    Jeomorfoturizm potansiyeli bakımından Emecik kanyonu - şelalesi(Çameli, Denizli)

    Full text link
    Yeryüzünün biçimlenme süreçlerine ait izler taşıyan jeomorfolojik şekiller, az bulunur veya özel birtakım niteliklere sahip olabilirler. Bu tip yeryüzü şekillerini görmek veya bu şekillerin oluşturduğu ortamın içerisinde bulunmak, turizmde son yıllarda giderek daha fazla önem taşıyan bir rekreasyon tipi olmaktadır. Jeomorfolojik turizm veya jeomorfoturizm diyebileceğimiz bu turizm formatı açısından özelliklerini irdelediğimiz Emecik Kanyonu, Denizli’nin Çameli ilçesi Emecik Köyü kuzeyinde yer alır. Kanyon, çoğunluğunu Pliosen konglomeralarının oluşturduğu litolojik birimler içerisinde açılmış, dik yamaçlı ve yer yer 2-3 metrelere kadar daralır. Kanyon içerisinde şelale ve dev kazanı yer alır. Kanyon, bu nitelikleri ile halihazırda günübirlikçiler ve turistlerin ilgi odağı olmaktadır. Emecik Kanyonu’nun jeomorfoturizm potansiyelinin belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada, kanyona ait jeomorfolojik özellikler, kanyonun bilimsel, manzara ve estetik değeri, tarihi ve kültürel değeri, ekonomik / turizm değeri, tehlike ve riskler gibi açılardan değerlendirilmiştir. Kanyonun güncel olarak gördüğü ilginin tespiti amacıyla sosyal medya mecralarında araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışma ve değerlendirmeler sonucunda; Emecik Kanyonu’nun jeomorfolojik niteliklerinin bilimsel ve eğitsel açıdan özgün değerler taşıdığı, jeomorfolojik koşulların kanyon yamaçları ve tabanında kendine özgü ekosistem oluşturduğu, kanyona olan ilginin giderek arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Kanyon içerisinde değişik noktalardaki görsel ve estetik unsurlara ek olarak; yörede kendine özgü mimarileri ile dikkati çeken köprülerin, mağara ve inlere atfen ifade edilen rivayetlerin kattığı kültürel özelliklerin turizm potansiyelinin artmasındaki diğer özellikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bilgi ve değerlendirmeler ile kanyon içerisinde, özellikleri ile ön plana çıkan bazı öğeler jeosit veya jeomorfosit olarak işaretlenmiştir. Uzun ve kısa olmak üzere iki adet yürüyüş parkuru önerilmiştir. Kanyonun ve yakın çevresinin sürdürülebilir bir turizm kaynağı olması için başta yöre halkının bilgilendirilmesi gerektiği, mevcut turizm potansiyeli ve artabilecek ilgi göz önünde bulundurularak, turistlerin birtakım ihtiyaçlarını karşılayacakları ortamların oluşturulması, bilgilendirme ve yönlendirme uyarı ve işaretlemelerin yapılması gerektiği önerilmiştir. Kanyonda özellikle kaya düşmeleri, ani gelişebilecek sel ve taşkınlar gibi tehlike ve riskler için önlem ve uyarı mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği öneriler arasındadır.Some geomorphological units, which bear distinct traces of earth-forming processes, can beunique or consist of landforms with special characteristics. In recent years, seeing these typesof landforms and being in these environments created as a result of those processes hasbecome an increasingly important element of tourism. Emecik Canyon, the characteristics ofwhich we evaluated in terms of the tourism format, which can be called geomorphological tourism or geomorphotourism, is located in the north of Emecik Village in Çameli district ofDenizli. The canyon has features, including a waterfall and a plunge pool, with steep slopes,narrowing down to 2-3 meters in places which formed in lithological units, mainly made upof Pliocene conglomerates. With these attributes, it is already the subject of excursionistsand tourists' interest. In this study, which aims to determine Emecik Canyon'sgeomorphological potential, the geomorphological characteristics of the canyon, thescientific, landscape and esthetic value of the canyon, its historical and cultural value,economic/tourism value, hazards and risks are evaluated. In order to determine the currentinterest of the canyon, research was carried out on social media channels. As a result of thestudies and evaluations; it was concluded that the geomorphological characteristics of theEmecik Canyon bear scientific and educational values, that the geomorphological conditionscreate a unique ecosystem on the slopes and base of the canyon, and that the interest in thecanyon is gradually increasing. In addition to the visual and aesthetic elements at differentpoints in the canyon; It has been concluded that the cultural features of the bridges, whichdraw attention with their unique architecture in the region, and the rumors expressed inreference to caves and inns are other features that increase the tourism potential. With thisinformation and evaluations, some elements that stand out with their features in the canyonhave been marked as geosites or geomorphosites. Two walking tracks or jeopaths, have beenproposed. One of them is long the other is short. It was suggested that in order for thecanyon and its immediate surroundings to be a sustainable tourism resource, local peopleshould be informed, taking into account existing tourism potential and increasing interest,creating environments where tourists can meet certain needs, informing and guidingwarnings and markings should be made. It is among the suggestions that precaution andwarning mechanisms should be developed for hazards and risks such as rockfalls, suddenfloods and floods in the canyon

    Kamu denetçiliği kurumu kararlarında denetim ölçütü olarak kullanılan iyi yönetim ilkeleri

    Full text link
    Bu çalışmada iyi yönetim ilkeleri olarak adlandırılanilkelerin kamu denetçiliği kurumu tarafından uygulamadanasıl yorumlandığı incelenmiştir. Böyleceiyi yönetim ilkelerinin idarenin yargı dışı denetiminde,denetim ölçütü olarak nasıl bir işlevininolduğu ve nasıl geliştirilebileceğinin ortaya konulmasıamaçlanmıştır. Çalışmada öncelikle idareninyargı dışı denetimi ve bu denetim içinde ombudsmandenetimin yeri ve önemi ifade edilmiştir. İkinciolarak iyi yönetim ilkeleri sınıflandırılmış ve kamudenetçiliği kurumunun seçilmiş kararlarında iyi yönetimilkelerinin denetim ölçütü olarak uygulamasıincelenmiştir.6328 sayılı kamu denetçiliği kurumu kanununda iyiyönetim ilkelerine doğrudan yer verilmemiştir. İyiyönetim ilkeleri, kamu denetçiliği kurumunu kanunununuygulama yönetmeliğinde düzenlenmiştir.Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasınaİlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin“iyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde iyi yönetimilkeleri; kanunlara uygunluk, ayrımcılığın önlenmesi,ölçülülük, yetkinin kötüye kullanılmaması, eşitlik, tarafsızlık, dürüstlük, nezaket, şeffaflık, hesapverilebilirlik, haklı beklentiye uygunluk, kazanılmışhakların korunması, dinlenilme hakkı, savunmahakkı, bilgi edinme hakkı, makul sürede karar verme,kararların gerekçeli olması, karara karşı başvuruyollarının gösterilmesi, kararın geciktirilmeksizinbildirilmesi, kişisel verilerin korunması olarak sayılmıştır.Madde metninden, iyi yönetim ilkelerinin busayılanlarla sınırlı olmadığı da görülmektedir.Sonuç olarak kamu denetçiliği kurumunun idareyedönük şikâyetlerin incelerken önce hukuka vehakkaniyete uygunluk ve ikinci olarak da iyiyönetim ilkelerine uygunluk yönünden incelediğigörülmüştür. İyi yönetim ilkelerinin etkili olması vekurumsallaşması için kamu 6328 sayılı yasa içindetemel bir denetim türü olarak düzenlenmelidir.İdarenin iyi yönetim ilkelerine uymaması durumundakamu denetçiliği kurumuna gerekçe bildirmesizorunlu hale getirilmelidir. Kamu denetçiliği kurumununiyi yönetim ilkeleri ile ilgili idareye dönükeğitim ve yayım faaliyetleri artırılmalıdır. İdareleriniyi yönetim ilkelerine uyumu ile ilgili performansraporları hazırlanmalıdır. Kamu baş denetçisi vedenetçilerin iyi yönetim ilkelerini en çok ihlal edenkurumları ziyaret etmesinin iyi yönetim ilkelerineuyma düzeyini arttıracağı değerlendirilmiştir. Böylecekamu denetçiliği kurumunun hukuk devletianlayışına sağlayacağı katkı artmış olacaktır.In this study, how the named as good administration principles are interpreted in practice by the ombudsman institution has been examined. Thus, it is aimed to reveal how the principles of good governance function as an review criterion and how it can be improved in the nonjudicial review of the administration. In the study, primarily, the nonjudicial review of the administration and the role and importance of the ombudsman review in this control are expressed. Secondly, good administration principles are classified and the application of good administration as a review criterion in selected decisions of the ombudsman institution is examined. Good administration principles are not directly included in the ombudsman institution law number 6328. The principles of good administration are regulated in the Application by law of the ombudsman institution law. Good administration principles in article 6 titled “good administration principles” of the by law on Procedures and Principles Regarding the Implementation of the Law on Ombudsman Institution; lawfulness, preventing discrimination, proportionality, misuse of powers, equality, impartiality, honesty, courtesy, transparency, accountability, legitimate expectations, protection of acquired rights, right to be heard, right to defense, right to information, decision in reasonable time, reasoned decisions It was counted as showing the application ways against the decision, notifying the decision without delay, and protecting personal data. It is also seen from the text of the article that the principles of good governance are not limited to these. As a result, it was seen that the ombudsman institution examined the complaints about administration first in terms of compliance with law and equity, and secondly, compliance with good administration principles. In case the administrations act against the principles of good administration, it should be made compulsory to inform the ombudsman institution. Education activity and publication related to administration regarding the good administration principles of the ombudsman institution should be increased. Performance reports on administrations’ level of adaptation with good administration principles should be prepared. It has been evaluated that Ombudsman and auditors visiting the institutions that violate good administration principles the most and will increase the level of adaptation with good administration principles. Thus, the contribution of the ombudsman institution to the of the rule of law will be increased

    Kavram öğretimi sürecinin “Bil, Anla, Yap” boyutları bağlamında değerlendirilmesi

    Full text link
    Kavram öğretimi öğrencinin bilgiyi yapılandırmasını ve “anlam oluşturmasını” sağlayan önemli bir stratejidir. Ancakgeleneksel olarak, eğitim programı ve öğretim tasarımları daha çok öğrencilerin “bilme” ve “yapmalarına” odaklanmıştır.“Anlama boyutu” bilginin yapılandırılması ve üst düzey düşünme becerilerinin gelişimi için önemlidir. Bu nedenle çalışma,kavram öğretimi sürecinin Erickson (2007) tarafından sunulan “bil, anla, yap” boyutları bağlamında öğrenci gelişiminekatkısının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması kullanılmış,doküman analizi ve gözlem ile veriler toplanmıştır. Seçilen kavramların öğretimi 16 ders saatinde gerçekleştirilmiştir.Çalışma, Adana ilinin merkez ilçelerinden birinde, bir devlet ilkokulunda yürütülmüştür. Çalışmaya on üçü erkek, sekizi kızolmak üzere toplam 21 ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi katılmıştır. Öğrencilerdeki gelişim “düzey belirleme kontrol listeleri”ve gözlem yapılarak izlenmiştir. Sonuç olarak, kavram öğretimine dayalı uygulamalar öğrencinin bil, anla ve yap boyutlarıiçerisinde en çok anla boyutunu geliştirmiştir. Kavram öğretimi öğrencilerin açıklama yapma, dayanak sunma, soru sorma,sınıflandırma yapma, örnek verme, karşılaştırma ve ayırt etme becerilerini geliştirmiştir. Öğrencilerin derse ilgi gösterdikleri,severek katıldıkları, işbirliği içinde çalıştıkları ve aktif oldukları gözlenmiştir.Concept instruction is an important strategy that enables students to construct knowledge and “create meaning”. However, curricular and instructional designs are traditionally two-dimensional, and they focus on students’ “knowing” and “being able to do”. In fact, “understanding dimension” is important in terms of construction of knowledge and development of higherorder thinking skills. Therefore, this study aims to evaluate the effect of concept instruction process on students’ development in the context of “know, understand, do” dimensions presented by Erickson (2007). The study utilised a case study design, one of the qualitative research methods. Instruction of the selected concepts was performed in 16 course hours. The study was conducted in a state school located in one of the central towns of Adana. The participants included totally 21 primary school fourth grade students, 13 males and 8 males. Students’ development was monitored using the “level identification checklists”. In conclusion, concept instruction was found to contribute to the process of constructing knowledge in the “know, understand, do” dimensions of concept instruction, and there were more developments in the understanding dimension in comparison to other dimensions. In the understanding dimension, improvements were observed in students’ explaining, providing reference, asking questions, classifying, giving examples, making comparisons, and distinguishing skills. In conclusion, practices regarding concept instruction developed mostly the “understand” aspect of “know, understand, do” dimensions. Concept instruction improved students’ explaining, justifying, questioning, classifying, giving examples, making comparisons, and distinguishing skills. The students were found to be interested in the course, enjoyed it, and worked collaboratively in an active way

    Change in the dimensions of the lumbar area muscles after surgery: MRI analysis

    Full text link
    Objective: This study aims to assess the change in the dimensions of the lumbar muscles in patients with chronic lower back pain using Magnetic Resonance Imaging (MRI) and to determine pre/post effects of surgery. Methods: We enrolled 28 individuals (13F/15M; age: 45.39±11.56 years) whose L2-S1 muscle measurements were obtained using MRI, before and at follow-up 6-12 months after surgery. The control group comprising 37 individuals (18F/19M; age: 34.41±10.72 years) who had no lumbar pathology but for whom retrospective archive images were available. In the axial MRI analysis, the cross-sections of m.multifidus, mm.erector spinae and m.psoas major on both sides were measured with the 'closed polygon' technique. Results: The L2-3 and L4-5 levels of the m.multifidus on the right side, the L2-3, L4-5 and L5-S1 levels of the m.multifidus and the L5-S1 levels of the mm. erector spinae on the left side cross-sectional areas were significantly lower than the control group (p<0.05). The right-side m.multifidus and the left-side mm.erector spinae sectional areas were significantly lower than the pre-surgery values at the L5-S1 levels (p<0.05). Conclusion: This study demonstrated that chronic lower back pain causes atrophy in the lumbar muscles and established the existence and continuity of atrophy after surgery

    Pinişa (Şırnak-Uludere) : an important contribution to the dating problem of dirhe type structures

    No full text
    Van Gölü Havzası ile Kuzey Mezopotamya arasındaki yüksek rakımlı kuşağın büyük bir kısmını oluşturan Dağlık Şırnak bölgesinde, 2017’den itibaren sistematik yüzey araştırmaları yürütülmektedir. Bölge, Orta Demir Çağ’da Urartu ve Assur devletleri arasında tampon bölge durumundadır. Çalışmalarımız sıra-sında batıda Gabar Dağı’ndan başlayan ve doğuya doğru artan bir şekilde devam eden dirhe türü yapılar tespit edilmiştir. Dirhe, kiklopik tarza inşa edilmiş kule biçimli yapılara bölge halkı tarafından verilen isimdir. Birbirini görecek şekilde izlemsel noktalara yapılmış bu yapılar, gruplar halinde bir rota oluşturur. Kanımızca, büyük ölçüde askeri amaçlarla tasarlanmışlardır. Geniş bir coğrafyaya yayılmış, büyük bir mimarlık sisteminin par-çaları durumundaki dirheler ile ilgili bilinmeyen pek çok nokta vardır; en önemli sorulardan biri ise yapıldık-ları dönemdir. Kronoloji probleminin temel nedeni; Van Gölü Havzası’nın güneyi ve Kuzeybatı İran’da yapılan önceki yüzey araştırmalarında ve bizim çalışmalarımızda dirhelerin içinden kesin tarihlendirmeye yardımcı olacak miktarda materyal malzeme bulunamamış olmasıdır. Dönem önerileri çoğunlukla mimari özellikler göz önünde bulundurularak yapılmıştır. 2019 yılında Şırnak-Uludere’de Pinişa mevkiinde bulduğumuz dirhe, hemen yanına yapılan yeni askeri noktanın inşaatı sırasında oldukça tahrip görmüştür ve yıkıntılar içinden toplanan, görece yoğun çanak çöm-lek buluntusu, bu tip yapıların tarihlendirilmesine katkı sunabilecek durumdadır. Pinişa dirhede bulunan çanak çömlekler, yüzey araştırmamız sırasında daha önce dirhelere çok yakın konumda bulduğumuz kale, yerleşim ve mezarlardan bulunan örnekler ile yakın benzerlik içindedir. Çanak çömlekler büyük ölçüde, Van Gölü Havzası ile özellikle de Hakkâri M2 mezarında tespit edilmiş olan Pembe-Devetüyü Mallar ile paralellik gösterir. Bazı form ve bezeme unsurlarının da Orta Demir Çağ’da bölgede kullanıldığı görülür. Dirhelerin hiç değilse bir kısmının Urartu Krallığı öncesinde yapıldığını ve belki de uzun süre kullanıldığını şu anki sonuçlarımızla söylemek yanlış olmayacaktır.Systematic surveys have been carried out since 2017 in the Mountainous Şırnak region, an area that constitutes the large part of the high-altitude zone between the Lake Van Basin and Northern Mesopotamia. The region was a buffer zone between Urartian and Assyrian Kingdoms in the Middle Iron Age. During the recent surveys, dirhe type structures were traced in a geographical span stretching from Gabar Mountains in the west to Kato Mountains in the East. Dirhe is the name given by the locals to the tower-shaped structures built in a cyclopian style. They were constructed to form groups of structures over the hills in a line seeing each other. In our opinion they are commonly accepted to be built for military purposes. However, many aspects remain ambiguous about this type of structures spread over a wide geography; of the most is their dating. This chronological problem was caused by the fact that there was not enough material evidence found in or near these structures during the previous surveys conducted in the south of Lake Van Basin, in Northwest Iran and in our preliminary surveys. Previous date ranges were proposed solely based on the architectural evidence. One of the dirhes that was found at Pinişa (Şırnak-Uludere) during our 2019 survey season was dam-aged by the construction of a new military base nearby, revealing relatively dense amount of pottery con-tributing to the material evidence for the dating purposes of these tower-type structures. The sherds found inside the Pinişa Dirhe are identical to the corpus of ceramics found in fortresses, settlements and tombs that we have previously found in close proximity to other dirhes. The closest parallels of the pottery assem-blages are known from the Lake Van Basin, especially the Pink-Buffed wares found in the Hakkâri M2 tomb dated to Early Iron Age. It is observed that some forms and decorative elements were continued to be used during the Middle Iron Age in the region. Thus, we may propose that some of the dirhes were constructed before the Urartian period and perhaps had been in use over a wide time span

    A praise of Istanbul: Izzet’s biladiye

    Full text link
    Klasik Türk edebiyatında coğrafya (köyler, beldeler, şehirler, ülkeler...) manzum ve mensur birçok türe kaynaklık etmiş, gerçek yönüyle olduğu kadar dekoratif bir öge olarak da metinlerde yer almıştır. Klasik şairin coğrafyayla olan ilişkisi farklı türlerde metinlerinortaya çıkmasını sağlamıştır. Bir şehrin ve o şehirdeki güzellerin konu edinildiği şehrengizler, şehrin çeşitli yönlerden ele alındığı şehir methiyeleri; bir şehre yönelik şairin eleştirisini, bir şehrin içinde bulunduğu durumdan şikâyeti ve kaybedilen bir şehrin ardından duyulan üzüntüyü dile getiren şehir şiirleri bunlardan sayılabilir. İstanbul başta olmak üzere iskeleve semtleri, pazarları, mesire ve eğlence yerlerini, su kaynaklarını ele alan sâhil-nâme/sevâhil-nâme, sûkiyye, mesâir-nâme, miyâhiyye başlığı altındaki şiirler de coğrafyaya/yer adlarına dayalı yazılmıştır. Coğrafyaya/yer adlarına dayalı şiir türlerinden biri de bilâdiyeler/belde-nâmelerdir. Bilâdiyelerde Osmanlı Devleti’nin geniş coğrafyasının yanı sıra birçok yer adı tevriye, iham gibi çeşitli sanatlarla ele alınmıştır. Arayıcı-zâde Hüseyin Ferdî, Lutfî, Derviş Ömer, Zihnî, İştibî Ahmed, Mecdî ve Hikmetî edebiyatımızda bu türde şiirleri bilinen şairlerdir.Bilâdiye türünde şiir yazan isimlerden biri de sâhil-nâmesi ile maruf Osman İzzet’tir (öl. 1797-98). Bu çalışmada İzzet’in bilâdiyesinin ilim âlemine tanıtılması ve bilâdiye çalışmalarına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda bilâdiyenin çeviri yazılı metnine yer verilmiştir. İzzet’in bilâdiyesi şekil özellikleri, anlatım yolları ve muhteva bakımından incelenmiş; diğer bilâdiyelerle karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonunda İzzet’in mevcut bilâdiyeler arasında en uzun bilâdiyeyi (101 beyit) yazdığı, en fazla belde/şehir/ülke ismine (200 isim) yer verdiği, diğer bilâdiyelerden farklı olarak bilâdiyesini bir İstanbul methiyesi şeklinde düzenlediği görülmüştürIn classical Turkish literature, geography (villages, towns, cities, countries ...) has inspired several poetic and prose genres and has been included as a decorative element apart from its literal meaning in texts. A classical poet’s relation to geography has enabled texts of different genres to be created. Sehrengizs in which a city or beauties of that city are discussed, city praises analyzing a city from various aspects, city poems expressing a poet’s criticism regarding a city,complaint about current situation of a city and sorrow felt for a city lost are among these genres. Poems under the headings of sahil-name/sevahil-name, sukiyye, mesair-name, miyahiyye dealing with piers and districts, markets, picnic and amusement areas, water resources of cities, particularly of İstanbul have been written based on geography/place names.One of the poetic genres based on geography/place names is biladiye/beldename. In biladiyes, many place names apart from Ottoman Empire’s vast geography were discussed through various arts such as tevriye and iham. Arayıcı-zade Hüseyin Ferdi, Lutfi, Dervish Ömer, Zihni, İştibi Ahmed, Mecdi and Hikmeti are well-known poets of this genre in our literature. Moreover, one of the poets writing poems in biladiye genre is Osman İzzet (death 1797-98), well-known with his sahil-name. In this study, it was aimed to introduce İzzet’s biladiye to the world of education and to contribute to works of biladiye. Accordingly, translated script of the biladiye was presented. İzzet’s biladiye was analyzed in terms of style, turn of expression and content, and it was compared and contrasted with other biladiyes. It was found as a result of the study that İzzet wrote the longest biladiye among others (101 couplets), included the greatest number of town/city/country names (200 names) and composed his biladiye as a praise of İstanbul unlike other biladiyes

    The relationship between serum magnesium level and glycemic regulation and proteinuria in diabetic patients

    Full text link
    Giriş ve Amaç: Magnezyum vücutta birçok önemli fonksiyonu olan eser elementlerden biridir. Magnezyum eksikliğinde en sık karşılaşılan klinik problemlerden birisi insülin direncidir. Diyabet son dönem böbrek hastalığının en sık nedenidir. Magnezyum eksikliği diyabetik hastalarda sık görülmektedir ve diyabet komplikasyonları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada diyabetik hastalarda serum magnezyum düzeyi ile glisemik regülasyon ve proteinüri arasında ilişki olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel çalışmaya 189 Tip 2 diabetes mellitus (DM) hastası alındı. Hastaların demografik ve klinik özellikleri ile kan basınçları kaydedildi. Hastalardan alınan serum örneklerinden glukoz, Hemoglobin A1c (HbA1c), BUN, kreatinin, elektrolitler, lipit profili, magnezyum, kalsiyum düzeyleri ve tam kan sayımı çalışıldı. 24 saatlik idrarda proteinüri bakıldı. Bulgular: Hipomagnezemi (<1,7 mg/dl) 64 hastada (% 34) saptandı. Hipomagnezemi grubunda ortalama glukoz ve HbA1c düzeyleri anlamlı bir şekilde daha yüksek saptandı. Aynı şekilde hipomagnezemi grubunda ortalama proteinüri miktarı belirgin olarak daha yüksek bulundu. Serum magnezyum düzeyi ile HbA1c, glukoz ve proteinüri değerleri arasında zayıf da olsa negatif bir korelasyon saptandı (sırasıyla r=-0.187, p= 0.011, r=-0.152, p=0.039, r=-0.149, p=0.044). Serum magnezyum düzeyi ile yaş, beden kitle indeksi, eGFR, diyastolik ve sistolik kan basıncı arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Hipomagnezemi Tip 2 DM hastalarında sık görülmektedir. Glisemi regülasyonu bozuk olan diyabetik hastalarda serum magnezyum düzeyinin kontrol edilmesi önemlidir. Bu hasta grubunda serum magnezyum düzeyi ile glisemi regülasyonu ve proteinüri arasında zayıf da olsa anlamlı bir ilişki olabilir.Objective: Magnesium is one of the trace elements with many functions in the body. One of the most common clinical problems in magnesium deficiency is insulin resistance. Diabetes is the most common cause of end-stage renal disease. Magnesium deficiency is common in diabetic patients and has been shown to be associated with diabetes complications. The aim of this study was to investigate the relationship between serum magnesium level and glycemic regulation and proteinuria in diabetic patients. Materials and Methods: This type of cross-sectional study included 189 patients with Type 2 diabetes mellitus (DM). Demographic and clinical characteristics and blood pressures were recorded. Glucose, Hemoglobin A1c (HbA1c), BUN, creatinine, electrolytes, lipid profile, magnesium, calcium levels and complete blood count were studied from serum samples. Proteinuria was measured in 24-hour urine. Results: Hypomagnesemia (<1,7 mg / dl) was detected in 64 patients (34%). The mean glucose and HbA1c levels were significantly higher in the hypomagnesemia group. Similarly, the mean amount of proteinuria was significanlty higher in the hypomagnesemia group. There was a weak negative correlation between serum magnesium level and HbA1c, glucose, and proteinuria values were detected (respectively, r = -0.187, p = 0.011, r = -0.152, p = 0.039, r = - 0.149, p = 0.044). There was no significant relationship between serum magnesium level and age, body mass index, eGFR, diastolic and systolic blood pressure. Conclusion: Hypomagnesemia is common in Type 2 DM patients. It is important to control serum magnesium levels in diabetic patients with impaired glycemic regulation. In this patient group, there may be a weak significant correlation between serum magnesium level and glycemic regulation and proteinuria

    Northern Levant region shaped by migration and trade in the Iron Age

    Full text link
    Suriye'nin Halep Kenti ve kuzeyinde Amanos Dağları’na kadar uzanan Kuzey Levant coğrafyası Eskiçağın iki önemli kültürel etkileşim dinamiğini oluşturan göç ve ticaret açısından oldukça merkezi bir konumda yer almıştır. Sahip olduğu bu konumu özellikle Eskiçağın ticaret istasyonlarında gözlemlenen zengin kültürel çeşitlilikle taçlandırmış olan bölge, günümüzde olduğu gibi, Eskiçağlarda da güçlü bir ticari saha ve buna koşut gelişen önemli bir siyasi coğrafya olarak tanımlanmıştır. Bölgenin bu siyasi geleneğinin başlangıcı MÖ II. Binyıl ortalarında Alalah, Mukiš ve Suriye’de Halep başkentli kurulmuş olan Yamhad Krallığına kadar uzanmıştır. MÖ I. Binyıl başlarında tüm Anadolu’da büyük bir göç dalgası yaratan Deniz Kavimleri/Ege Göçleriyle yeniden şekillenen sosyo-kültürel ve siyasi ortam Kuzey Levant’ı yani Suriye ve kuzeyinde yer alan coğrafyayı da etkilemiş, Amik Ovası ve Suriye coğrafyasında, özellikle Arami göçleriyle birlikte Arami krallıkları kurulmaya başlamıştır. Merkezi otoriteden yoksun Kuzey Levant bu dönem Asur otoritesinin ardından sırasıyla Babil egemenliği ve Pers hakimiyeti altına alınmıştır. İskender’in seferi sonrasında ise incelenen bölge hem siyasi hem de demografik açıdan büyük değişimlere sahne olmuştur. Bu çalışma kapsamında incelenen Amik Ovası ve özellikle Kuzey Suriye’de ön plana çıkan krallıklar ve ticarî merkezler öncelikle Asur kral yıllıkları dikkate alınarak analiz edilmiştir. Eskiçağ özelinde geniş bir tarihi süreci kapsayan bu çalışmada hem filolojik belgelerin hem de arkeolojik bulguların ışığında kabaca Kuzey Levant coğrafyasının Demir Çağı boyunca göçler ve ticaretle şekillenmesinin genel hatlarıyla kronolojik analizi amaçlanmıştır.The North Levant region stretching to the city of Aleppo in Syria and the Amanos Mountains in the north, which constitutes two important cultural interaction dynamics of the prehistoric period, has a very central position in terms of migration and trade. The region, which has crowned its position with the rich cultural diversity observed especially in the trade stations of the prehistoric period, has been described as a strong commercial area and an important political region developing in parallel with it, as it is today. The beginning of this political tradition of the region dates back to the Yamhad Kingdom, which was established in the mid-2nd millennium BC in Alalah, Mukiš and Syria with the capital of Aleppo. The socio-cultural and political environment that was reshaped by the Sea tribes/Aegean migrations that created a great migration wave in Anatolia at the beginning of the 1st millennium BC also affected the Northern Levant, namely Syria and the region located in the north, and Aramean Kingdoms began to be established in the Amik plain and the Syrian region, especially with the migrations of Arameans. Devoid of central authority, the Northern Levant was dominated by Babylon and Persia, respectively, following the Assyrian rule in this period. Following Alexander's campaign, the region studied underwent major changes both politically and demographically. Amik Plain and especially the kingdoms and commercial centers that come to the forefront in Northern Syria have been examined primarily considering the Assyrian King yearbooks. In the light of both philological documents and archaeological findings, this study, which covers a broad historical process in the prehistoric period, has aimed to provide a general chronological analysis of the shaping of the region in Northern Levant during the Iron Age

    Hatay Arap Alevi kültüründe söz ve müzikleriyle depki havaları ve oyunu

    Full text link
    Ethnic communities with different religions and languages live together in harmony in Hatay. Individuals belonging to these communities maintain their cultural ethnic identity along with their national Turkish citizenship identity. The Arab Alawite community is the largest community in Hatay who speak the local dialect Arabic. The dabke, as a folkdance, whose lyrics are spoken in their unique local Arabic dialect, is seen as an indicator of their cultural differences and cultural identities. The musical structure of dabke, which is sung in Arabic in other ethnic communities in Hatay and danced as line called halay in Turkish, is widely danced in Middle Eastern countries and cultures such as Lebanon, Palestine, Israel, Syria, and also in Europe and America where these communities live through immigration. Until now, there has been no academic study on the folkdance of dabke music and lyrics in Hatay that emerged from events such as cultural life and social solidarity. In this study, the subject of dabke dance’s lyrics and music in Hatay Arabic Alawite culture was examined and musical notes were written for the first time. The information obtained by conducting field research with the subject participant-observer method was analyzed within the framework of cultural theories from an academic perspective. The most widespread dabke pieces were determined, musicologically, to consist of six musical works which were compiled and recorded. It was determined that Ala delo’una was the most common work in the Middle East and Hatay region. In this academic study about dabke as a folk dance common in a multicultural region among the folk dances included in the UNESCO sustainable intangible cultural heritage list, the subject was examined in terms of term, etymology, history, cultural, social and social aspects.Hatay’da farklı din ve dillere sahip etnik topluluklar bir arada uyum içerisinde yaşamaktadırlar. Bu topluluklara mensup bireyler ulusal Türk vatandaşlık kimliği ile beraber kültürel olarak etnik kimliklerini de sürdürmektedirler. Arap Alevi topluluğu Hatay’da sözlü olarak yerel lehçe Arapça konuşan en kalabalık topluluktur. Sözleri kendilerine özgü yerel Arapça lehçesiyle söylenen depki halayı, kültürel farklılıklarının ve kültürel kimliklerinin bir göstergesi olarak görülmektedir. Hatay’da diğer etnik topluluklarda da Arapça olarak söylenen ve halay olarak oynanan depki, Lübnan, Filistin, İsrail, Suriye gibi Ortadoğu ülkelerinde ve kültürlerinde, ayrıca göç yoluyla bu Ortadoğu toplulukların yaşadığı Avrupa ve Amerika’da yaygın olarak oynanmaktadır. Kültürel yaşam ve sosyal dayanışma gibi olaylardan kaynaklanarak ortaya çıkan Hatay Arap Alevi kültüründeki dabke halay müzikleri ve sözleri hakkında şimdiye kadar akademik bir çalışmaya rastlanmadı. Bu çalışmada Hatay Arap Alevi kültüründe depki oyunu söz ve müzikleri hakkındaki araştırma konusu ele alınarak incelendi ve ilk defa müzikal notaları yazıldı. Konu katılımcı gözlemci yöntemiyle alan araştırması yapılarak elde edilen bilgiler akademik açıdan kültür kuramları çerçevesinde ele alınarak incelendi. En yaygın depki havaları tespit edildi, müzikoloji ve etnomüzikoloji bilimleri çerçevesinde incelenen altı adet oyun havasının notaları derlenerek kayıt altına alındı. Ortadoğu ve Hatay yöresinde en yaygın depki havası Ala delo’una olduğu tespit edildi. UNESCO sürdürülebilir somut olmayan kültürel miras listesinde bulunan halk oyunları içerisinde çokkültürlü bir bölgede yaygın olan bir halk oyunu olarak depki hakkında yapılan bu akademik çalışmada konu terim, etimoloji, tarih, kültürel, sosyal ve toplumsal açılardan da ele alınarak incelendi

    2,358

    full texts

    2,946

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Hatay Mustafa Kemal University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇