Hatay Mustafa Kemal University Institutional Repository
Not a member yet
2946 research outputs found
Sort by
Titanyum nitrit nanoçubuk tabanlı grafen ile ayarlanabilir orta-kızılötesi metamalzemeler
Graphene-tunable, particle-based and absorber metamaterials are presented whichutilize titanium nitride as the plasmonic material. The design of the particle-basednanoantenna array is shown via geometrical parameter sweep simulations.Additionally, the origin of the resonance mode is revealed by decomposing thespectrum into the radiating contributions of multipoles and near-fieldenhancement distribution maps. Moreover, the tunability of the designedmetamaterial is shown by changing the chemical potential of a monolayer ofgraphene which is coated on top of the device. To utilize the designed device as anabsorber metamaterial, a mirror layer is introduced for the elimination of thetransmission through the device. With the aim of obtaining perfect absorption, thethickness values of the functional layers are optimized via parameter sweepsimulations. Finally, the tunability of the absorber metamaterial is shown byutilizing a graphene monolayer on top of the nanoantennas and the tuningperformance of both architectures are compared. The engineering of graphenetunable metal-free metamaterials provides a novel strategy for the development oflow-cost integrated photonic devices and plasmonic devices which are resistant tohigh temperatures.Plazmonik malzeme olarak titanyum nitrit kullanan, grafen ile ayarlanabilir, parçacık ve soğurucu tabanlı metamalzemeler sunulmuştur. Parçacık tabanlı nanoantenin tasarımı, parametre değişimi benzetimleri ile sunulmuştur. Ayrıca, rezonans modlarının kökeni, çok kutuplu modların, tasarlanan yapının tayfına katkılarının belirlenmesi ve yakın alan güçlendirme dağılım haritaları ile ortaya konmuştur. Buna ek olarak, tasarlanan metamalzemenin ayarlanabilirliği, yapının üzerine kaplanmış tek katman grafenin kimyasal potansiyelinin değiştirilmesi ile gösterilmiştir. Tasarlanan cihazın soğurucu metamalzeme olarak kullanılabilmesi amacıyla, yapıdan elektromanyetik geçirgenliği elimine etmek için bir ayna katmanı eklenmiştir. Soğurmanın mükemmel olması için, fonksiyonel yapıların kalınlıkları, parametre değişimi benzetimleri ile optimize edilmiştir. Son olarak, soğurucu yapının ayarlanabilirliği, nanoantenlerin üzerine tek katmanlı grafenin kaplanması ile sağlanmıştır ve parçacık ve soğurucu tabanlı metamalzemelerin ayarlanabilirlik performansları karşılaştırılmıştır. Grafen ile ayarlanabilir, metal kullanılmayan metamalzemelerin mühendisliği, düşük maliyetli tümleşik fotonik cihazların ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı plazmonik cihazların geliştirilebilmesi için yeni bir strateji sağlamaktadır
Türkiye’de yetiştirilen siyah alaca ineklerin doğrusal tip özellikleri, birinci laktasyon karlılığı ve verim özellikleri arasındaki genotopik korelasyonlar
Objective: The aim of this study is to determine genetic correlations between lineartype traits, yield characteristics and first lactation profitability for use in selectionprograms.Material and Methods: The research was carried out in Hatay province between 2012-2017. A total of 810 cows in the first lactation were used in the study. Analysis ofvariance and covariances of genetic parameters was carried out with MultivariateLimited Maximum Likelihood test.Results: The average first lactation net profit, 305-d milk yield, first calving age,conception rate at first service, and calving ease rate were determined as 540 US, 6008 kg, 793 gün, %61.6 ve %91.7 olarak belirlenmiştir. Doğrusal tip özellikleri ile verim özelliklerinin kalıtım dereceleri sırasıyla; 0.10-0.42 ve 0.04-0.39 arasında tahmin edilmiştir. Birinci laktasyon karlılığı ile doğrusal tip özellikleri arasındaki genetik korelasyonlar -0.08 ve 0.42 arasında, birinci laktasyon karlılığı ile verim özellikleri arasındaki korelasyonlar 0.06 ve 0.34. arasında tahmin edilmiştir. Birinci laktasyon karlılığı ile en yüksek korelasyonu meme merkez bağı (0.42) gösterirken, en düşük korelasyonu meme derinliği (-0.08) göstermiştir. Yine birinci laktasyon karlılığı ile en yüksek korelasyonu süt proteini verimi (0.34) gösterirken, en düşük korelasyonu ilk tohumlamada gebe kalma oranı (0.09) göstermiştir. Doğrusal tip özellikleri ile verim özellikleri arasındaki genetik korelasyonlar -0.42 (Ayak açısı ve ilk tohumlamada gebe kalma oranı) ile 0.49 (Sütçü tip özelliği ve 305-gün süt verimi) arasında değişiklik göstermiştir. Sonuç: Araştırma sonuçları, birinci laktasyondaki daha fazla sütçü tipe sahip, ön meme bağlantısı güçlü, güçlü ayak ve bacak yapısına sahip ineklerin, birinci laktasyonda daha karlı olduklarını ve süt sığırı ıslah programlarında doğrusal tip özellikleri ile verim özellikleri arasındaki bu genetik korelasyonlardan yararlanılarak, daha isabetli seleksiyon yapılabileceğini ortaya koymuştur
Distributions of total fruit yield, harvest period and monthly yield cultivated in different production places of some strawberry genotypes
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yetiştirme lokasyonlarınınçilek çeşitlerinde derim süresi ve verim dağılımıüzerindeki etkilerini belirlemektir.Yöntem ve Bulgular: Araştırma 2014-2015 yetiştirmesezonunda Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat FakültesiBahçe Bitkileri Bölümünde, Antakya (117.6 m), Şakşak(755.1 m) ve Urumu (443.5 m) lokasyonlarında dörtçilek çeşidi (Camarosa, Rubygem, Albion ve SanAndreas) ile yaz dikim yöntemi kullanılarakyürütülmüştür. Çalışmada ilk derim tarihleri, derimsüreleri ve aylık verim dağılımı ve bitki başına toplamverimler değerlendirilmiştir.Genel Yorum: İlk hasatler en erken Albion ve SanAndreas çeşitlerinde ve Antakya lokasyonunda nisanayının ilk haftasında kaydedilmiştir. Derim süreleri,çeşitler ve lokasyonlara göre 41.7-78.3 gün arasındadeğişim göstermiştir. Verimin aylara dağılımıbakımından ilk ürünlerin genotiplere göre değişmeklebirlikte her üç lokasyonda da nisan ayında alındığıgörülmektedirŞakşak lokasyonunda temmuz ayındaürün alınmaya devam ederken, Antakya ve Urumu lokasyonlarında verim alınamamıştır. Bitki başına enyüksek verim Rubygem (473.6 g/bitki) ve Camarosa(417.1 g/bitki), çeşitlerinden elde edilmiştir. En düşükverimler Albion çeşidinde (277.4 g/bitki) alınmıştır.Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Çilek yetiştiricilikalanlarında çeşit faktörünün oldukça önemli olduğubelirlenmiştir. Yetiştiricilik alanlarının belirlenmesindeöncelikli olarak çeşit faktörünün dikkate alınmasıgereklidir.Aims: This study aims to determine the effects of growing locations on harvest time and yield distribution in strawberry varieties. Methods and Results: This study was conducted during 2014-2015 growing season at Mustafa Kemal University Agriculture Faculty Horticulture Department on Antakya (117.6 m), Şakşak (755.1 m) and Urumu (443.5 m) locations using four strawberry cultivars (Camarosa, Rubygem, Albion, and San Andreas). In the study, the first harvest dates, harvest period and monthly yield distribution and total yields per plant were investigated. Conclusions: The earliest first harvest was recovered from Albion and San Andreas cultivars. Among locations were given in the first week of April from Antakya. According to cultivars and location harvest period has changed between 41.1 and 78.3 days. The highest yield was recovered from Rubygem (473.6 g/plant) and Camarosa (417.1 g/plant). The lowest yields were recovered from Albion (277.4 g/plant). There was no effect on the yields of locations. Significance and Impact of the Study: While the first harvests were taken from the low altitude location, the harvest time was longer in the high altitude location. No effect of the locations on the yields has been determined
Host plants, seasonal population fluctuations and biology of the Citrus nesting whitefly, Paraleyrodes minei Iaccarino (Hemiptera: Aleyrodidae) in Hatay province, Turkey
Amaç: Hatay’da 2005-2006 yıllarında yürütülençalışmada turunçgillerde görülen Turunçgil ipekbeyazsineği, Paraleyrodes minei Iaccarino (Hemiptera:Aleyrodidae)'nin konukçuları, popülasyon değişimleri vebiyolojisi belirlenmiştir.Yöntem ve Bulgular: Paraleyrodes minei’nin konukçusuolabilecek bitkilerde söz konusu zararlının pupa ve pupagömleği aranmıştır. Popülasyon değişimi çalışması içinDörtyol (Hatay)’da 2005-2006 yıllarında en az 15 yıllık“Satsuma” çeşidi mandarin bahçesinde tesadüfi 5 ağacın5’er sürgününde gözlemler yapılmış; biyolojisiyle ilgiliçalışmalar doğada ve laboratuvarda 25 birey üzerindenyürütülmüştür.2005-2006 yıllarında Hatay’ın Samandağ, Dörtyol veİskenderun ilçelerinin P. minei ile bulaşık olduğuanlaşılmıştır. Turunçgiller dışında P. minei’ninkonukçularının, patlıcan (Solanum melongena L.), defne(Laurus nobilis L.), nar (Punica granatum L.), hurma(Diospyros kaki L.), Japon gülü (Hibiscus rosa-sinensis L.)ve dut (Morus sp.) olduğu belirlenmiştir.Beyazsineğin sörveyinde mevsim ve ağaç içindeki yön veyükseklik farklılıklarına bakılmaksızın örneklemeyapılabileceği kanaatine varılmıştır. P. minei larva ve pupa popülasyonlarının Temmuz ayı başlarındayükseldiği, daha sonra doğal düşman türleri, Conwentziasp., Chrysoperla carnea Stephens (Neuroptera:Chrysopidae), Encarsia hispida DeSantis (Hymenoptera:Aphelinidae), Clitostethus arcuatus Risso, Chilocorusbipustulatus L. (Coleoptera: Coccinellidae) veentomopatojen fungus, Cladosporium sp. (Moniliales:Dematiaceae)’un faaliyetleri sonucu yoğunluğundüştüğü görülmüştür. P.minei'nin doğada yılda 8 dölverdiği belirlenmiştir. Laboratuvar şartlarında (25±2oCsıcaklık, %70-80 orantılı nem ve günde 16 saat aydınlık)ve doğada yumurtadan ergin oluncaya kadar gelişmesüresi sırasıyla ortalama 27,88 (24–29) gün ve 29,96 (27–35) gün olarak bulunmuştur.Genel Yorum: Paraleyrodes minei’nin yayılabileceği,turunçgiller dışında konukçularının olduğu, turunçgilağacının her tarafında bulunabileceği, olgun turunçgilyapraklarında yüksek yoğunluklar oluşturduğubelirlenmiştir.Söz konusu zararlının doğal düşmanlarca baskı altınaalınabileceği ortaya konmuştur.Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Paraleyrodes minei’ninuygun iklim şartlarında ve etkili doğal düşmanlarınınbulunmaması durumunda, yüksek yoğunluklaraulaşabilecek ve turunçgillerde önemli konuma geçebilecek bir zararlı potansiyelinde olduğudüşünülmektedir. Bu nedenle zararlının doğal düşmantürlerinin turunçgil ekosisteminde varlığınısürdürebilmesi ve etkinliklerinin artırılması amacıylaentegre savaş yaklaşımı içerisinde gerekli uygulamalarınyapılması yararlı olacaktır.Aims: Studies were carried out on biology, host plants and seasonal population fluctuations of the Citrus nesting whitefly, Paraleyrodes minei Iaccarino (Hemiptera: Aleyrodidae) during the years of 2005-2006 in Hatay province, Turkey. Methods and Results: Pupae and/or pupae molt were searched under the leaves for host plants of P. minei. Seasonal population fluctuations of P. minei in a 15 years old mandarin orchard, cv. “Satsuma” in Dörtyol (Hatay), during the years of 2005-2006. Studies on biology of P. minei was carried out under both laboratory and field conditions. Paraleyrodes minei was spread to Dörtyol, Samandağ and İskenderun districts of Hatay. Apart from Citrus spp., Solanum melongena L., Laurus nobilis L., Punica granatum L., Diospyros kaki L., Hibiscus rosa-sinensis L. and Morus sp. were found as host plants for P. minei. It was concluded that P. minei could be sampled from every part of a tree. Larvae and pupae populations of P. minei were increased in early-July, and then its populations were decreased remainder of the year, inconsequence of activity of the natural enemies, such as Conwentzia sp., Chrysoperla carnea Stephens (Neuroptera: Chrysopidae), Encarsia hispida DeSantis (Hymenoptera: Aphelinidae), Clitostethus arcuatus Risso, Chilocorus bipustulatus L. (Coleoptera: Coccinellidae) and entomopathogenic fungi, Cladosporium sp. (Moniliales: Dematiaceae). It was revealed that P. minei has 8 generations per year under field conditions. Developmental time from egg to adult for P. minei was avg. of 27, 88 (24–29) and 29, 96 (27–35) days under laboratory (25±2oC, 70-80% RH and 16 hours light/day), and field conditions, respectively. Conclusions: The whitefly could be spread to all citrus plantations of Hatay. P. minei could be sampled from every part of a tree. Its high populations were observed on mature citrus leaves. It was also observed that P. minei populations could be suppressed by its natural enemies. Significance and Impact of the Study: Paraleyrodes minei has a potential to reach the high densities under the suitable climatic conditions and absence of the natural enemies which cause significant crop losses and quality. All the agricultural practices should be manipulated regarding the integrated pest control approach for existence of the natural enemies in the citrus-ecosystem and applications of broad spectrum pesticides should be avoided
Evaluation of weed species, their frequencies, densities and current status in carrot fields in Hatay province
Havuç [Daucus carotaL.], yüksek seviyede provitamin A, amino asitler ve diğer besinleri içeren, dünya çapında önemli bir sebzedir. Hatay ili, Türkiye'nin kaliteli veyüksek miktarda havuç üretiminin yapıldığı üçüncü bölgesidir. Havuç üretimi ve kalitesi gerek tarla gerekse depolama sırasında hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlar tarafından etkilenir. Bu çalışmada Hatay ilinin havuç yetiştiriciliğinin yapıldığı önemli ilçelerinde tesadüfü seçilmiş tarlalarda karşılaşılan yabancı ot türlerinin varlığı, yaygınlığı ve genel durumları 80havuç tarlasında yapılan sürveyle belirlenmiştir. Bölgede yapılan sürvey sonucunda 26 familyada yer alan farklı 66 cinse ait 78 yabancıot türü belirlenmiştir. Tespit edilen yabancı ot türleri yoğunluklarına göre sınıflandırıldığında en sık ve yoğunlukta karşılaşılanlar; Cyperus rotundus(Topalak) >3.00 adet/m², Portulaca oleracea, Amaranthus retroflexus, Sorghum halepense, Alopecurus myosuroides, Amaranthus graecizans, Amaranthus hybridus, Amaranthus spinosus, Avena sterilis, Chenopodium album, Convolvulus arvensis, Cynodon dactylon, Echinochloa colonum, Euphorbia chamaesyce, Medicagospp., Physalis angulata, Prosopis farcta, Silybum marianum, Triticum aestivum, Sinapis arvensis, Trifoliumspp., Zea maysveXanthium strumariumtürlerinin ise0.10-2.99 adet/m² yoğunlukta olduğu gözlenmiştir. Aralarında parazitik türlerden Orobanche crenata (beyaz çiçekli canavar otu), Phelipanche ramosa (mavi çiçekli canavar otu)’nın yanısıra,Ipomoea triloba(pembe çiçekli akşamsefası) ve Amaranthus palmeri(dev horozibiği) gibi çok önemli ve istilacı potansiyele sahip 55 farklı yabancı otun yaygınlık seviyesinin ise 0.10> adet/m² olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada kaydedilen bir diğer önemli gözlem C. rotundusbitkilerinin üzerinde saptanan ve yabancı otun biyolojik mücadelesinde kullanılma potansiyeli olan pas hastalık etmeni Puccinia romagnolianaMaire & Sacc.’nın bazı sürvey alanlarındaki topalak bitkileri üzerinde yaygın ve şiddetli şekilde bulunmasıdır. Sonuçlar O. crenata, P. ramosa, I. trilobave A. palmerigibi çok önemli ve istilacı potansiyele sahip yabancı ot türlerinin bölgede yayılma riskinin bulunduğunu ortaya koyarken, bazı bölgelerde yaygın olarak gözlenenpashastalığı etmeninin havuç tarlalarının en önemli yabancı otlarından olan topalak ile mücadelede kullanılma potansiyelinin bulunduğu düşünülmektedir.Carrot [Daucus carota L.] is an important vegetable worldwide, which contains high levels of provitamin A, amino acids and other nutrients. Hatay province is the third province of the Turkey leading high amount and quality carrot production. Carrot crop production is hampered by diseases, pests and weeds which reduce production and quality of carrot in the fields and during storage. This study was conducted in major carrot growing districts of Hatay province for determination of densities, frequencies and current statues of major weeds species in randomly selected 80carrot fields in surveyed districts between August 2018-October 2019. During weed surveys, a total of 78 plant species, belonging to 26 different families and 66 genera, including 2 parasitic plants, 41 winter, 32 summer, 3 summer-winter species and 16 grasses, 60 broad leaved were determined. According to life cycles the weeds were classified as, 9 species as perennial, 57 species as annual, 3 species as biennial, 3 species as annual-perennial and 4 species as annual-biennial. According to their density recorded, Cyperusrotundus (purple nutsedge) was >3.00 plant/m²; Portulacaoleracea, Amaranthus retroflexus,Sorghum halepense,Alopecurus myosuroides, Amaranthus graecizans, Amaranthus hybridus, Amaranthus spinosus, Avena sterilis,Chenopodium album, Convolvulus arvensis, Cynodon dactylon, Echinochloa colonum, Euphorbia chamaesyce, Medicago spp., Physalis angulata, Prosopis farcta, Silybum marianum, Triticum aestivum, Sinapis arvensis, Trifolium spp., Zea mays, Xanthium strumarium were at the density of 0.10-2.99 plant/m². The density level of 55 different weeds, including important weed species such as parasitic Orobanche crenata (bean broomrape), Phelipanche ramosa (hemp broomrape)andinvasive Ipomoea triloba(three-lobe morning glory) and Amaranthus palmeri(palmer amaranth), was found at the density of 0.10> plant/m². Another important observation recorded in the study is the widespread and severe presence of rust disease agent Puccinia romagnolianaMaire & Sacc. which has potential to be used as biological control agent on C. rotundus. Overall the results suggested that there is a risk of spreading of O. crenata, P. ramosa, I. trilobaand A. palmeriwhich have invasive potential in the region. Results also pointed out potential of rust disease, which was commonly observed in some regions, to be used in the biologicalcontrol of purple nutsedge which is the most important and common weed species detected in the region
Animal coronaviruses, interspecies transmission and zoonotic potential
Coronaviruslar (CoV) insan ve omurgalıların önemli patojenleri
olarak bilinmektedir. Bu viruslar insan, hayvan, kuş, yarasa, fare ve
birçok yaban hayvanında solunum, gastrointestinal ve merkezi sinir
sistemi enfeksiyonları oluşturabilmektedir. İnsan CoV enfeksiyonları öncelikle üst solunum yolları ve gastrointestinal sistemi etkilemektedir. Klinik semptomlar hafif soğuk algınlığı benzeri tablodan,
daha şiddetli bronşit ve pnömoni gibi akciğer ilişkili formlara kadar
değişmektedir. İki bin iki yılında SARS ve 2012’de MERS salgınlarından sonra CoV’ların hayvanlardan insanlara (zoonotik CoV’ler)
bulaşma olasılığı kanıtlanmıştır. Aralık 2019’da ise Çin’in Wuhan
kentinde başlayan ve nedeni bilinmeyen bir pnömoni salgını dünya
çapında bir yayılım göstermiştir. Ocak 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bu virus yeni tip Coronavirus 2019 (nCoV-19)
olarak tanımlanmış ve Şubat 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
bu salgını küresel acil durum ilan ederek coronavirus hastalığı 2019
(COVID-19) olarak açıklamıştır. Bu salgında dünya genelinde her
gün binlerce ağır hasta spesifik antiviral tedavi eksikliği ve klinik
tedavi yetersizliği nedeniyle hayatını kaybetmektedir. CoV’lerin son
yıllarda yüksek orandaki nükleotid değişimi ve rekombinasyonu büyük ölçüde populasyon, kentleşme ve modern tarım ve hayvancılık
uygulamaları gibi faktörler nedeniyle hızlanmaktadır. Bu faktörler,
türler arası karışımı ve tür bariyerlerinin geçişini kolaylaştırmış ve
CoV’lerin genomik rekombinasyonuna yol açmıştır. Viral zoonoz enfeksiyonları önlemenin etkili yolu,“tek sağlık” kavramını dikkate alarak doğal rezervuarlar ve insanlar arasındaki engelleri korumaktır.Coronaviruses (CoV) are known to be important pathogens of humans and vertebrates. These viruses can cause respiratory, gastrointestinal and central nervous system infections in humans, animals,
birds, bats, mice and many wild animals. Lung-related forms such as bronchitis and pneumonia are more severe than a mild cold-like clinical feature in humans. After the SARS epidemics in 2002 and
MERS in 2012, the possibility of CoV transmission from animals to humans (zoonotic CoVs) has been proven. In December 2019, a pneumonia epidemic that started in Wuhan, China and whose cause
is unknown, spread worldwide. In January 2020, this virus was identified as the new type of Coronavirus 2019 (nCoV-19) by the World Health Organization (WHO), and in February 2020, the World Health
Organization (WHO) declared this epidemic a global emergency, and coronavirus disease 2019 (COVID-19) as explained. In this epidemic, thousands of seriously ill patients die every day due to the lack of
specific antiviral treatment and inadequate clinical treatment. The high rate of nucleotide change and recombination of CoVs in recent years has been accelerating largely due to factors such as population, urbanization and modern agriculture and animal husbandry practices. These factors facilitated inter-species mixing and crossing species barriers and led to genomic recombination of CoVs. An effective way to prevent viral zoonotic infections is to protect barriers between natural reservoirs and human society, taking into account the concept of "one health"
Galyum katkılı çinko oksit nanoanten ile mikrolens
Alternative plasmonics based fractal microlens are investigated. In this context, lensing performance of gallium-doped zinc oxide Sierpinski carpet-based fractal construction functionalized by conformal Talbot effect is analyzed for communication wavelength 1550 nm. Focusing via diffraction from these 2D finitesized and two-iterated fractal lattice system is computationally demonstrated. In this regard, focusing performance parameters are computationally examined on the basis of geometrical parameter sweep and fractal generation via finite difference time-domain numerical simulations. Focusing efficiency > 50%, absolute efficiency > 18%, and focal depth larger than primary spot size are introduced by all computational samples. Moreover, a conformal Talbot effect is exhibited by this novel alternative plasmonics construction. A novel perspective based on alternative plasmonics by a newly adapted fractal design to optics is proposed. Thus, this fractal microlens is presented as a new planarized focusing platform, acting a conformal transformation optics device for light capturing tolerance and low-cost.Alternatif plazmonik temelli fraktal metalensler araştırılmıştır. Bu bağlamda, 1550 nm iletişim dalga boyu için, konformal Talbot etkisi ile işlevselleştirilmiş galyum katkılı çinko oksit Sierpinski halısı tabanlı fraktal yapının mercekleme performansı analiz edilmiştir. Bu 2D sonlu boyutlu ve iki yinelemeli fraktal kafes sisteminden kırınım yoluyla odaklanma, nümerik olarak gösterilmiştir. Bu bakımdan odaklama performans parametreleri, geometrik parametre taramasına ve fraktal yinelemesine dayanarak zamanda sonlu farklar alanında simülasyonlar aracılığıyla incelenmiştir. Odaklanma verimliliği > 50%, mutlak verimlilik >% 18 ve birincil spot boyutundan daha büyük odak derinliği tüm nümerik numuneler tarafından sunulmuştur. Dahası, bu yeni alternatif plazmonik yapı tarafından konformal Talbot etkisi sergilenmektedir. Optiğe yeni uyarlanmış bir fraktal tasarım ile alternatif plazmoniklere dayanan yeni bir perspektif önerilmiştir. Böylelikle, bu fraktal mikrolens, ışık yakalama toleransı ve düşük maliyet için, konformal dönüşüm optik cihazı olarak hareket eden yeni bir düzlemselleştirilmiş odaklama platformu olarak sunulmuştur
Servi fidanlarında sorun olan fungal hastalık etmenlerine karşı defne ve rezene uçucu yağlarının antifungal etkinliklerinin belirlenmesi
Fusarium oxysporum and Pestalotiopsis funerea are the most common fungal disease agents of conifer seedlings causing root rot and shoot or tip blight diseases. In this study, chemical compositions and antifungal activities of essential oils of fennel (Foeniculum vulgare Mill.) and laurel (Laurus nobilis L.) were determined against root rot and wilt disease agents F. oxysporum and P. funerea in vitro conditions. Chemical compositions of essential oils were determined by using GC-MS analysis. Antifungal volatile phase effects of essential oils were determined on inhibition of mycelial growth in vitro conditions by using different concentrations. The effect of most effective concentrations of essential oils on the morphology of fungal hypha was also determined by using light microscope. GC-MS analysis of essential oils of laurel and fennel plants revealed that eucalyptol (52.88%) and α-terpinyl acetate (11.77%) were major components of laurel; trans-anethole (81.55%) and limonene (5.88%) were major components of fennel essential oils. Volatile phase effects of fennel and laurel essential oils were found to completely inhibit mycelial growth of F. oxysporum at 30.0 and 50.0 µl petri-1 concentrations, respectively. Complete growth inhibition of P. funerea by essential oil of fennel and laurel were observed at relatively lower concentrations (20.0 and 25.0 µl petri-1 concentrations, respectively). Light microscopic observations on hyphae, exposed to volatile phase of the most efficient concentrations of essential oil, revealed considerable structural deformations such as cytoplasmic coagulation, vacuolations and protoplast leakage. In conclusion, our results suggest that essential oils have the potential for use in control of fungal diseases of conifer plants.Fusarium oxysporum ve Pestalotiopsis funerea, kozalaklı bitki türlerinde kök çürüklüğü, sürgün ya da uç yanıklığı olarak bilinen hastalıklara sebep olan en yaygın fungal hastalık etmenleridir. Bu çalışmada, rezene (Foeniculum vulgare Mill.) ve defne (Laurus nobilis L.) bitkilerinden elde edilen uçucu yağların kimyasal bileşimleri ve F. oxysporum ve P. funerea’ya karşı antifungal etkileri in vitro koşullarda belirlenmiştir. Uçucu yağların kimyasal bileşimleri, GC-MS analizi kullanarak belirlenmiştir. Uçucu yağların buhar fazında misel gelişimini engellemesi üzerine antifungal etkileri in vitro koşullarda farklı konsantrasyonlar kullanarak belirlenmiştir. Işık mikroskobu kullanarak uçucu yağların en etkili konsantrasyonlarının fungus hiflerinin morfolojisine etkileri de belirlenmiştir. Uçucu yağlarının GC-MS analiz sonuçları, eucalyptol (%52.88) ve α-terpinyl acetate (%11.77)’ın defnenin, transanethole (%81.55) ve limonene (%5.88)’nin ise rezene uçucu yağının ana bileşenleri olduğunu göstermiştir. Rezene ve defne uçucu yağlarının buhar fazında F. oxysporum’un miselyal gelişimini tamamen engelleyen konsantrasyonları sırasıyla 30.0 ve 50.0 µl petri-1 olarak belirlenmiştir. Rezene ve defne uçucu yağlarının P. funerea’nın gelişimini tamamen engelleyen konsantrasyonların nispeten daha düşük olduğu gözlenmiştir (sırasıyla 20.0 ve 25.0 µl petri-1 konsantrasyonlarında). Uçucu yağların buhar fazında en etkili konsantrasyonuna maruz kalan hifler üzerinde yapılan ışık mikroskobu gözlemleri, sitoplazmik pıhtılaşma, vakuolleşme ve protoplazmik içeriğin hücre dışarısına akıntısı şeklinde gerçekleşen önemli yapısal deformasyonları ortaya koymuştur. Sonuç olarak elde edilen bulgularımız, uçucu yağların kozalaklı bitkilerde sorun olan fungal hastalıklarının kontrolünde kullanım potansiyeli bulunduğunu ortaya koymuştur
Anadili Türkçe öğrencilerin İngilizce fiillerin eşdizimi hataları üzerine bir çalışma
By their very nature, words in any given language have particular preferences of co-use
a.k.a collocations. These collocations are identified with specialised natural language
processing programs often with Mutual Information, Log Likelihood and t-score
statistics. It is crucial that language learners use these collocations appropriately in order
avoid misunderstanding and effective communication. Thus, the focus of this paper is to
analyse the errors commonly committed by English language learner with Turkish L1
background. This study employs Error Analysis and Learner corpus analysis
methodology commonly accepted in applied linguistics and the data is presented
accordingly. Learner errors in 177 selected texts incorporated in ICLE which have been
collected from Çukurova University, ICLE – TR were analysed and pinpointed trough
both with corpus analysis program Wordsmith 5.0 and by hand. These errors were
collated into structural (Verb+NP, NP+Adj. etc.) semantic (Occurrence, Action,
Existence etc.) and other categories beyond the scope of this study. The errors then were
crosschecked trough COCA (Corpus of Contemporary American English) and BNC
(British National Corpus) and collocation dictionaries. The most prevalent group of errors
were that of Verb+NP combinations and they were quite simplistic errors. While arguably
those errors may attributed to personal differences or the proficiency level of the students
this paper argues that those errors might perfectly natural given the difference in acquiring
the “conceptual” structure of the Verb versus the Noun. The study finds that by the nature
of their acquisition and semantic domains Occurrence and Existence Verbs are often misconceptualized and therefore prone to misuse and collocational errors.Dillerindoğası gereği belli kelimelerin sıklıkla bir arada kullanılmasına dilbilimde eşdizim adı verilir. Eşdizimli kelimelerin hangileri olduğu dil derlemi içerisinde doğal dil işleme programlarıyla Mutual Information, Log Likelihood ve t-score gibi istatistiklerlebelirlenir.Dil öğrenen insanların bu eşdizimlerin doğru kullanması hem yanlış anlamalarıengellemek hem de iletişimin sağlıklı olması için önemlidir. Bu araştırmanın amacı anadili Türkçe olan öğrencilerin İngilizce ediniminde sıklıkla yaptıkları fiillerin isimlerle olan eşdizimlerinde yaptıkları hataları incelemektir. Bu çalışmada uygulamalı dilbilimde yaygınolarak kabul gören Hata Analizi (Error Analysis) ve Öğrenici Derlemi (ICLE) kullanılarak derlem işleme yöntemiyle veriler toplamış vesunulmuştur. ICLE Derleminde yer alan Çukurova ÜniversitesiICLE-TR derleminden seçilmiş 177 metindeki öğrenci kullanım hataları elle ve WordSmith 5.0 doğal dil işleme programıyla öğrencilerin kullanımıtaranarak tespit edilmiştir. Kullanım hatalarıyapısal (fiil+ad, ad+sıfatvb.),anlamsal (semantic categories: Occurence/olgu,Action, İş v.b.) ve benzeri kategorilere ayrılmış ve eşdizim hatalarının sağlaması COCA (Corpus of Contemporary American English) ve BNC (British National Corpus) ve eşdizim sözlükleri kullanılarak yapılmıştır. Yabancı dil olarak İngilizce öğrenen öğrencilerin eşdizim hataları incelendiğinde öğrencilerin özellikle Eylem+Ad eşdizimlerinde sorun yaşadıkları ve son derece basit görülebilecek hatalar yaptıkları gözlemlenmiştir.Her ne kadar bu hatalar bireysel özelliklerine ya da öğrencilerin gerçek dil becerisine atfedilebilirse de bu çalışmada aslında; Fiiller ve İsimlerin anlam örüntüsünün edinilmesi dikkate alındığında bu hataların tamamen doğal, beklendik olabileceği önerilmektedir.Analizin sonucunda öğrencilerin dil edinimlerinin doğası gereği özellikle Occurence (Oluşum) ve Existence (Varlık) anlam alanlarında fiillerin sıklıkla yanlış kavramsallaştırıldığı ve bu nedenle kullanımda hatalara yol açtığı sonucuna varılmıştı
Metal katkılı hap ve doğal hayvan kemiğinin gamma-ışını soğurma mzellikleri üzerine kapsamlı bir araştırma
This investigation focuses on the gamma ray attenuation parameters of natural animal bone, iron, cobalt, copper and zinc doped Nano hydroxyapatite artificial bone powders and pure hydroxyapatite. The present specimens were excited by means of gamma ray photons with 59.5 keV energy radiated from a 241-Amercium annular radioactive source with 50 mCi activity by means of narrow beam transmission geometry. The transmitted gamma-rays were counted with using Ultra Low Energy Germanium (Ultra-LEGe) detector with a resolution 150 eV at 5.95 keV. The gamma-ray attenuation characteristics such as mass attenuation coefficient (MAC) (µ/ρ), linear attenuation coefficient (LAC) (µ), half value layer (HVL), tenth value layer (TVL) and mean free path (MFP), which has a significant role in the attenuation studies, are also calculated. The values obtained were checked with the predicted values from the XCOM NIST. The results show that the attenuation data of the metal-doped hydroxyapatite synthetic bone dust is very close to the value of the natural animal bone.Bu araştırma, doğal hayvan kemiği, demir (Fe), kobalt (Co), bakır (Cu) ve çinko (Zn) katkılı Nano hidroksiapatit yapay kemik tozları ve saf hidroksiapatitin gama ışını soğurma parametrelerine odaklanmaktadır. Mevcut örnekler, dar bir ışın iletim geometrisi kullanarak 50 mCi aktivitesine sahip 241-Amercium radyoaktif halka şeklindeki bir kaynaktan yayılan 59.5 keV enerjili gama ışını fotonları vasıtasıyla uyarıldı. Numuneden geçen gama ışınları deneysel olarak 5.95 keV'da 150 eV çözünürlüğe sahip Ultra Düşük Enerji Germanyum (Ultra-LEGe) detektörü kullanılarak sayıldı. Kütle soğurma katsayısı (µ / ρ), doğrusal soğurma katsayısı (µ), yarı değer katmanı (HVL), onuncu değer katmanı (TVL) ve soğurma çalışmalarında önemli bir role sahip olan ortalama serbest yol (MFP) gibi gama ışını soğurma özellikleri hesaplandı. Elde edilen değerler, XCOM NIST'ten tahmin edilen değerlerle kontrol edildi. Sonuçlar, metal katkılı hidroksiapatit sentetik kemik tozunun gama ışını soğurma verilerinin, doğal hayvan kemiğinin değerine çok yakın olduğunu göstermektedir