Hatay Mustafa Kemal University Institutional Repository
Not a member yet
2946 research outputs found
Sort by
Effects of sodium metabisulphite applications on cold storage of ‘Owari satsuma’ mandarin variety
Bu çalışmada ‘Owari Satsuma’ mandarin çeşidinin soğukta muhafazasına sodyum metabisülfit uygulamalarının
etkileri belirlenmiştir. Kontrol, su uygulaması ile %1 ve 5 sodyum metabisülfit uygulamaları yapılan meyveler
5±0.5℃’de ve %85-90 oransal nemde 90 gün süreyle depolanmış ve depolama süresince 15 günde bir depodan
çıkarılan örnekler analizlenmiştir. Muhafaza ve raf ömrü süresince ağırlık kayıpları, görünüş, mantarsal ve
fizyolojik bozulmalar ile fizyolojik bozulma şiddeti, meyve kabuk rengi (L* ve h° değeri), yeşil kapsüllü meyve
miktarı, usare miktarı, suda çözünebilir toplam kuru madde miktarı, meyve suyu pH değeri, titre edilebilir asit
miktarı ve tat (1-9) puanları belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Sodyum metabisülfit uygulamaları ağırlık
kayıplarını önlemede başarılı olmamıştır. %5 Sodyum metabisülfit uygulaması başarısız olmuştur. Diğer
uygulamalar yapılan ‘Owari Satsuma’ mandarin çeşidi meyvelerinin 5℃’de ve %85-90 oransal nemde 60 gün
başarı ile muhafaza edilebileceği belirlenmiştirIn this study, effects of sodium metabisulphite applications on cold storage of ‘Owari Satsuma’ mandarin variety
were determined. The fruits which are control, water treatment and 1-5% sodium metabisulphite applied and were
stored cold store at 5±0.5℃ and 85-90% relative humidity for 90 days in cold stores and were analyzed every
fortnight. The weight loss, appearance, incidence of fungal decay and physiological disorders, physiological
disorder severity, fruit skin color (L* and h° values), green bottom, fruit juice, total soluble solid content, fruit
juice pH value, titratable acid content and taste scores were determined during storage and shelf life. According to
the findings, Sodium metabisulphite applications did not succeed in preventing weight loss. The treatment of 5%
sodium metabisulphite had unsuccessful. ‘Owari Satsuma’ mandarin variety fruits with other treatments could be
stored successfully at 5℃ and at 85-90% relative humidity for 60 days
Galyum katkılı çinko oksit nanoanten ile mikrolens
Alternative plasmonics based fractal microlens are investigated. In this context, lensing performance of gallium-doped zinc oxide Sierpinski carpet-based fractal construction functionalized by conformal Talbot effect is analyzed for communication wavelength 1550 nm. Focusing via diffraction from these 2D finitesized and two-iterated fractal lattice system is computationally demonstrated. In this regard, focusing performance parameters are computationally examined on the basis of geometrical parameter sweep and fractal generation via finite difference time-domain numerical simulations. Focusing efficiency > 50%, absolute efficiency > 18%, and focal depth larger than primary spot size are introduced by all computational samples. Moreover, a conformal Talbot effect is exhibited by this novel alternative plasmonics construction. A novel perspective based on alternative plasmonics by a newly adapted fractal design to optics is proposed. Thus, this fractal microlens is presented as a new planarized focusing platform, acting a conformal transformation optics device for light capturing tolerance and low-cost.Alternatif plazmonik temelli fraktal metalensler araştırılmıştır. Bu bağlamda, 1550 nm iletişim dalga boyu için, konformal Talbot etkisi ile işlevselleştirilmiş galyum katkılı çinko oksit Sierpinski halısı tabanlı fraktal yapının mercekleme performansı analiz edilmiştir. Bu 2D sonlu boyutlu ve iki yinelemeli fraktal kafes sisteminden kırınım yoluyla odaklanma, nümerik olarak gösterilmiştir. Bu bakımdan odaklama performans parametreleri, geometrik parametre taramasına ve fraktal yinelemesine dayanarak zamanda sonlu farklar alanında simülasyonlar aracılığıyla incelenmiştir. Odaklanma verimliliği > 50%, mutlak verimlilik >% 18 ve birincil spot boyutundan daha büyük odak derinliği tüm nümerik numuneler tarafından sunulmuştur. Dahası, bu yeni alternatif plazmonik yapı tarafından konformal Talbot etkisi sergilenmektedir. Optiğe yeni uyarlanmış bir fraktal tasarım ile alternatif plazmoniklere dayanan yeni bir perspektif önerilmiştir. Böylelikle, bu fraktal mikrolens, ışık yakalama toleransı ve düşük maliyet için, konformal dönüşüm optik cihazı olarak hareket eden yeni bir düzlemselleştirilmiş odaklama platformu olarak sunulmuştur
Servi fidanlarında sorun olan fungal hastalık etmenlerine karşı defne ve rezene uçucu yağlarının antifungal etkinliklerinin belirlenmesi
Fusarium oxysporum and Pestalotiopsis funerea are the most common fungal disease agents of conifer seedlings causing root rot and shoot or tip blight diseases. In this study, chemical compositions and antifungal activities of essential oils of fennel (Foeniculum vulgare Mill.) and laurel (Laurus nobilis L.) were determined against root rot and wilt disease agents F. oxysporum and P. funerea in vitro conditions. Chemical compositions of essential oils were determined by using GC-MS analysis. Antifungal volatile phase effects of essential oils were determined on inhibition of mycelial growth in vitro conditions by using different concentrations. The effect of most effective concentrations of essential oils on the morphology of fungal hypha was also determined by using light microscope. GC-MS analysis of essential oils of laurel and fennel plants revealed that eucalyptol (52.88%) and α-terpinyl acetate (11.77%) were major components of laurel; trans-anethole (81.55%) and limonene (5.88%) were major components of fennel essential oils. Volatile phase effects of fennel and laurel essential oils were found to completely inhibit mycelial growth of F. oxysporum at 30.0 and 50.0 µl petri-1 concentrations, respectively. Complete growth inhibition of P. funerea by essential oil of fennel and laurel were observed at relatively lower concentrations (20.0 and 25.0 µl petri-1 concentrations, respectively). Light microscopic observations on hyphae, exposed to volatile phase of the most efficient concentrations of essential oil, revealed considerable structural deformations such as cytoplasmic coagulation, vacuolations and protoplast leakage. In conclusion, our results suggest that essential oils have the potential for use in control of fungal diseases of conifer plants.Fusarium oxysporum ve Pestalotiopsis funerea, kozalaklı bitki türlerinde kök çürüklüğü, sürgün ya da uç yanıklığı olarak bilinen hastalıklara sebep olan en yaygın fungal hastalık etmenleridir. Bu çalışmada, rezene (Foeniculum vulgare Mill.) ve defne (Laurus nobilis L.) bitkilerinden elde edilen uçucu yağların kimyasal bileşimleri ve F. oxysporum ve P. funerea’ya karşı antifungal etkileri in vitro koşullarda belirlenmiştir. Uçucu yağların kimyasal bileşimleri, GC-MS analizi kullanarak belirlenmiştir. Uçucu yağların buhar fazında misel gelişimini engellemesi üzerine antifungal etkileri in vitro koşullarda farklı konsantrasyonlar kullanarak belirlenmiştir. Işık mikroskobu kullanarak uçucu yağların en etkili konsantrasyonlarının fungus hiflerinin morfolojisine etkileri de belirlenmiştir. Uçucu yağlarının GC-MS analiz sonuçları, eucalyptol (%52.88) ve α-terpinyl acetate (%11.77)’ın defnenin, transanethole (%81.55) ve limonene (%5.88)’nin ise rezene uçucu yağının ana bileşenleri olduğunu göstermiştir. Rezene ve defne uçucu yağlarının buhar fazında F. oxysporum’un miselyal gelişimini tamamen engelleyen konsantrasyonları sırasıyla 30.0 ve 50.0 µl petri-1 olarak belirlenmiştir. Rezene ve defne uçucu yağlarının P. funerea’nın gelişimini tamamen engelleyen konsantrasyonların nispeten daha düşük olduğu gözlenmiştir (sırasıyla 20.0 ve 25.0 µl petri-1 konsantrasyonlarında). Uçucu yağların buhar fazında en etkili konsantrasyonuna maruz kalan hifler üzerinde yapılan ışık mikroskobu gözlemleri, sitoplazmik pıhtılaşma, vakuolleşme ve protoplazmik içeriğin hücre dışarısına akıntısı şeklinde gerçekleşen önemli yapısal deformasyonları ortaya koymuştur. Sonuç olarak elde edilen bulgularımız, uçucu yağların kozalaklı bitkilerde sorun olan fungal hastalıklarının kontrolünde kullanım potansiyeli bulunduğunu ortaya koymuştur
Anadili Türkçe öğrencilerin İngilizce fiillerin eşdizimi hataları üzerine bir çalışma
By their very nature, words in any given language have particular preferences of co-use
a.k.a collocations. These collocations are identified with specialised natural language
processing programs often with Mutual Information, Log Likelihood and t-score
statistics. It is crucial that language learners use these collocations appropriately in order
avoid misunderstanding and effective communication. Thus, the focus of this paper is to
analyse the errors commonly committed by English language learner with Turkish L1
background. This study employs Error Analysis and Learner corpus analysis
methodology commonly accepted in applied linguistics and the data is presented
accordingly. Learner errors in 177 selected texts incorporated in ICLE which have been
collected from Çukurova University, ICLE – TR were analysed and pinpointed trough
both with corpus analysis program Wordsmith 5.0 and by hand. These errors were
collated into structural (Verb+NP, NP+Adj. etc.) semantic (Occurrence, Action,
Existence etc.) and other categories beyond the scope of this study. The errors then were
crosschecked trough COCA (Corpus of Contemporary American English) and BNC
(British National Corpus) and collocation dictionaries. The most prevalent group of errors
were that of Verb+NP combinations and they were quite simplistic errors. While arguably
those errors may attributed to personal differences or the proficiency level of the students
this paper argues that those errors might perfectly natural given the difference in acquiring
the “conceptual” structure of the Verb versus the Noun. The study finds that by the nature
of their acquisition and semantic domains Occurrence and Existence Verbs are often misconceptualized and therefore prone to misuse and collocational errors.Dillerindoğası gereği belli kelimelerin sıklıkla bir arada kullanılmasına dilbilimde eşdizim adı verilir. Eşdizimli kelimelerin hangileri olduğu dil derlemi içerisinde doğal dil işleme programlarıyla Mutual Information, Log Likelihood ve t-score gibi istatistiklerlebelirlenir.Dil öğrenen insanların bu eşdizimlerin doğru kullanması hem yanlış anlamalarıengellemek hem de iletişimin sağlıklı olması için önemlidir. Bu araştırmanın amacı anadili Türkçe olan öğrencilerin İngilizce ediniminde sıklıkla yaptıkları fiillerin isimlerle olan eşdizimlerinde yaptıkları hataları incelemektir. Bu çalışmada uygulamalı dilbilimde yaygınolarak kabul gören Hata Analizi (Error Analysis) ve Öğrenici Derlemi (ICLE) kullanılarak derlem işleme yöntemiyle veriler toplamış vesunulmuştur. ICLE Derleminde yer alan Çukurova ÜniversitesiICLE-TR derleminden seçilmiş 177 metindeki öğrenci kullanım hataları elle ve WordSmith 5.0 doğal dil işleme programıyla öğrencilerin kullanımıtaranarak tespit edilmiştir. Kullanım hatalarıyapısal (fiil+ad, ad+sıfatvb.),anlamsal (semantic categories: Occurence/olgu,Action, İş v.b.) ve benzeri kategorilere ayrılmış ve eşdizim hatalarının sağlaması COCA (Corpus of Contemporary American English) ve BNC (British National Corpus) ve eşdizim sözlükleri kullanılarak yapılmıştır. Yabancı dil olarak İngilizce öğrenen öğrencilerin eşdizim hataları incelendiğinde öğrencilerin özellikle Eylem+Ad eşdizimlerinde sorun yaşadıkları ve son derece basit görülebilecek hatalar yaptıkları gözlemlenmiştir.Her ne kadar bu hatalar bireysel özelliklerine ya da öğrencilerin gerçek dil becerisine atfedilebilirse de bu çalışmada aslında; Fiiller ve İsimlerin anlam örüntüsünün edinilmesi dikkate alındığında bu hataların tamamen doğal, beklendik olabileceği önerilmektedir.Analizin sonucunda öğrencilerin dil edinimlerinin doğası gereği özellikle Occurence (Oluşum) ve Existence (Varlık) anlam alanlarında fiillerin sıklıkla yanlış kavramsallaştırıldığı ve bu nedenle kullanımda hatalara yol açtığı sonucuna varılmıştı
Metal katkılı hap ve doğal hayvan kemiğinin gamma-ışını soğurma mzellikleri üzerine kapsamlı bir araştırma
This investigation focuses on the gamma ray attenuation parameters of natural animal bone, iron, cobalt, copper and zinc doped Nano hydroxyapatite artificial bone powders and pure hydroxyapatite. The present specimens were excited by means of gamma ray photons with 59.5 keV energy radiated from a 241-Amercium annular radioactive source with 50 mCi activity by means of narrow beam transmission geometry. The transmitted gamma-rays were counted with using Ultra Low Energy Germanium (Ultra-LEGe) detector with a resolution 150 eV at 5.95 keV. The gamma-ray attenuation characteristics such as mass attenuation coefficient (MAC) (µ/ρ), linear attenuation coefficient (LAC) (µ), half value layer (HVL), tenth value layer (TVL) and mean free path (MFP), which has a significant role in the attenuation studies, are also calculated. The values obtained were checked with the predicted values from the XCOM NIST. The results show that the attenuation data of the metal-doped hydroxyapatite synthetic bone dust is very close to the value of the natural animal bone.Bu araştırma, doğal hayvan kemiği, demir (Fe), kobalt (Co), bakır (Cu) ve çinko (Zn) katkılı Nano hidroksiapatit yapay kemik tozları ve saf hidroksiapatitin gama ışını soğurma parametrelerine odaklanmaktadır. Mevcut örnekler, dar bir ışın iletim geometrisi kullanarak 50 mCi aktivitesine sahip 241-Amercium radyoaktif halka şeklindeki bir kaynaktan yayılan 59.5 keV enerjili gama ışını fotonları vasıtasıyla uyarıldı. Numuneden geçen gama ışınları deneysel olarak 5.95 keV'da 150 eV çözünürlüğe sahip Ultra Düşük Enerji Germanyum (Ultra-LEGe) detektörü kullanılarak sayıldı. Kütle soğurma katsayısı (µ / ρ), doğrusal soğurma katsayısı (µ), yarı değer katmanı (HVL), onuncu değer katmanı (TVL) ve soğurma çalışmalarında önemli bir role sahip olan ortalama serbest yol (MFP) gibi gama ışını soğurma özellikleri hesaplandı. Elde edilen değerler, XCOM NIST'ten tahmin edilen değerlerle kontrol edildi. Sonuçlar, metal katkılı hidroksiapatit sentetik kemik tozunun gama ışını soğurma verilerinin, doğal hayvan kemiğinin değerine çok yakın olduğunu göstermektedir
Comparison of the resistance to cyclic fatigue of One Curve, One Shape, 2Shape and EdgeFile X3 files in simulated single and S-shaped (double) curvatures
Aim: To evaluate the fracture resistance to cyclic fatigue of One Curve (Micro Mega, Besancon, Cedex, France), One Shape (Micro-Mega), 2Shape (Micro-Mega) and EdgeFile X3 (EdgeEndo, Albuquerque, NM) files in simulated root canals. Methodology: One hundred and sixty nickel-titanium endodontic files were tested in simulated canals with single and s-shaped (double) curvatures. The One Curve (25/.06), One Shape (25/.06), 2Shape (25/.06) and EdgeFile X3 (25/.06) files were assessed (n=20 for each test). All the files were rotated up to fracture occurred. The number of cycles to fracture (NCF) was determined and also, the length of the fractured file part was measured. For statistical analysis, one-way analysis of variance and Tukey HSD tests were used (p 0.05). Conclusion: Within the limitations of this study, fracture resistance to cyclic fatigue was the highest for the EdgeFile X3 group followed by the One Curve group and lowest for the 2Shape and One Shape group
Mantarlarda biyofilm oluşum mekanizması
The biofilm problem is a problem that is commonly encountered in many areas of industry and causes serious economic losses. It is stated in the literature that biofilms can be removed from surfaces by appropriate cleaning methods. However, biofilm formation gains continuity over time. Biofilm studies are generally on bacteria. Microorganisms that cause infection in humans include bacteria, viruses, and fungi. In biofilm-borne infections, there may be only one or a combination of various microorganisms. Nowadays, new searches are in progress due to the ineffectiveness of synthetic drugs against fungal diseases, their side effects, and the increase of the number of pathogenic microorganisms that are rapidly resistant to existing antifungals. Therefore, the prevention of biofilm formation is now one of the most important studies worldwide.Biyofilm sorunu endüstrinin birçok alanında yaygın olarak rastlanılan bir sorundur ve ciddi anlamda ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Literatürde uygun temizleme yöntemleri ile biyofilmlerin yüzeylerden uzaklaştırılabileceği belirtilmektedir. Ancak zamanla biyofilm oluşumu süreklilik kazanır. Biyofilm çalışmalarının geneli bakteriler üzerinedir. İnsanlarda enfeksiyona neden olan mikroorganizmalar arasında bakteriler, virüsler ve funguslar bulunmaktadır. Biyofilm kaynaklı enfeksiyonlarda etken tek olabileceği gibi bazı mikroorganizmaların karışımıda olabilir. Günümüzde artan fungal hastalıklara karşı sentetik yapılı ilaçların yetersiz kalması, yan etkileri ve mevcut antifungallere hızla direnç kazanan patojen mikroorganizmaların sayısının artması ile yeni arayışlar devam etmektedir. Bütün bunlara bağlı olarak da biyofilm oluşumunun önlenmesi artık tüm dünyada önem arz eden çalışmaların başında gelmektedir
Effects of ground cover on earliness, yield and fruit quality characteristics of Bursa siyahı fig cultivar
Bu çalışma, Bursa Siyahı incir çeşidinde yer örtüsü kullanımının erkencilik, verim ve meyve kalitesine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada yer örtüsü olarak polipropilenden üretilen (Jüt) materyal kullanılmıştır. Çalışma kapsamında yer örtüsünün erkencilik, ağaç başına verim (kg/ağaç), meyve ağırlığı (g), meyve eni (mm), meyve boyu (mm), meyve boyun uzunluğu (mm), ostiole açıklığı (mm), suda çözünebilir kuru madde içeriği (SÇKM), pH ve asit içeriğine (%) etkileri incelenmiştir. Çalışma sonucunda, Bursa Siyahı çeşidinde yer örtüsü kullanımının meyve olgunlaşmasında 2-3 günlük erkencilik sağladığı tespit edilmiştir. Yer örtüsünün meyve ağırlığı ve meyve eni değerlerini (sırasıyla, 65.29 g ve 49.99 mm) kontrol bitkilerine (sırasıyla, 55.23 g ve 47.19 mm) göre önemli düzeyde arttırdığı belirlenmiştir. Meyve suyunun SÇKM, pH ve asit içeriğine yer örtüsü kullanımının etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, yer örtüsü kullanımının yabancı ot kontrolü, sulama ve gübreleme tasarrufu yanında Bursa Siyahı çeşidinde erkenci verim ve meyve iriliğinde artış sağladığı tespit edilmiştir.This study was carried out to determine the effects of ground cover use on earliness, yield and fruit quality in Bursa Siyahı fig cultivar. Polypropylene (Jute) material was used as the ground cover. In the study, earliness, yield per tree (kg/tree), fruit weight (g), fruit width (mm), fruit length (mm), fruit neck length (mm), ostiole width (mm), total soluble solids (TSS), pH and acid content (%) were investigated. As a result of the study, Bursa Siyahı cultivar grown in ground cover was 2-3 days earlier in fruit ripening. The ground cover significantly increased fruit weight and fruit width values (65.29 g and 49.99 mm, respectively) compared to control plants (55.23 g and 47.19 mm, respectively). It was found that the using of ground cover had no effect on the TSS, pH and acidity content of the fruit juice. As a result, the using of ground cover, weed control, irrigation and fertilization savings, as well as increased early yield and fruit size of Bursa Siyahı cultivar
Çim bitkisinin azot ve su içeriği tahmini için Renk ölçer ve NDVI ölçerin karşılaştırılması
Aims: Nitrogen content (NC) and water content (WC) of turfgrass is traditionally determined by laboratory analysis which is time-consuming, tiresome, laborious and costly. The aim of this study was to examine the suitability of two hand held optical instruments (GreenSeeker NDVI meter and chromameter) to evaluate NC and WC of turfgrass. Methods and Results: Six turfgrass plots of 1 m x 1 m with a mixture of five different species were used and variable rate nitrogen fertilizer (N0: 0 g N m-2 , N1: 2.5 g N m-2 , N2: 5 g N m-2 ) was applied. NDVI measurements were taken at around noon with a GreenSeeker NDVI instrument from the plots. After mowing, the color values of the clippings were measured using a hand-held chromameter. The data were analyzed using correlation and partial least square regression (PLSR). A high correlation was found between leaf NC, WC, NDVI and color values. The leaf NC (%) can be estimated from the NDVI (R2 val=0.73, SEP=0.19%) and color values (L*a*b*C*h°) (R2 val=0.76; SEP=0.18%). Also, it was found that the WC (%) can be predicted from the NDVI (R2 val=0.40, SEP=5.07%) and color values (L*C*h°) (R2 val=0.69; SEP=3.67%) with slightly lower accuracy. Conclusions: Turfgrass leaf NC can be estimated with either an NDVI instrument (R2=0.73, SEP=0.19%) or a chromameter (R2=0.76, 0.18%) with reasonable accuracy in a more objective and economical way. Significance and Impact of the Study: Considering the reduction in time and cost required in the NC and WC analysis, we think that results of this study may be useful for turf field managers. Also, nitrogen determination with sensors will be a more eco-friendly way if used by managers.Amaç: Geleneksel olarak çim bitkisinin azot (Aİ) ve su içeriği (Sİ) tahmini zaman alıcı, yorucu, fazla iş gücü gerektiren ve masraflı olan kimyasal laboratuvar analizleriyle belirlenmektedir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı el tipi optik algılayıcının (GreenSeeker NDVI metre ve renk ölçer) çim bitkisinin azot ve su içeriğini değerlendirmedeki uygunluğunu incelemektir. Yöntem ve Bulgular: Çalışmada 1 m x 1 m'lik altı adet çim parselinde değişken düzeyli azotlu gübre uygulaması yapılmıştır. NDVI ölçümleri arazide el tipi GreenSeeker NDVI ölçer ile gerçekleştirilmiştir. Biçme işleminden sonra, çim biçkilerinin renk değerleri laboratuvarda renk ölçer kullanılarak ölçülmüştür. Veriler korelasyon ve kısmi en küçük kareler regresyon (PLSR) analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Yaprak Aİ, Sİ ile NDVI ve renk değerleri arasında yüksek korelasyon bulunmuştur. Yaprak Aİ (%)’nin NDVI (R2 val=0.73, SEP=% 0.19) ve renk değerlerinden (L*a*b*C*h°) (R2 val=0.76; SEP=% 0.18) tahmin edilebileceği tepit edilmiştir. Ayrıca, Sİ (%)’nin NDVI (R2 val=0.40, SEP=% 5.07) ve renk değerlerinden (L*C*h°) (R2 val=0.69; SEP=3.67 %) daha düşük doğruluk ile tahmin edilebileceği belirlenmiştir. Genel Yorum: Sonuç olarak; çim yaprağı Aİ’nin, NDVI cihazı veya renk ölçer kullanılarak daha objektif ve ekonomik bir şekilde makul hassasiyet ile tahmin edilebileceği tespit edilmiştir. Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Azot ve su içeriği analiz süresindeki azalma dikkate alındığında, çalışma sonuçlarının çim saha bakım sorumluları için faydalı olacağı değerlendirilmiştir. Ayrıca algılayıcılar ile yapılacak azot içeriği tespitinin çim alan bakım sorumluları tarafından kullanılması halinde daha çevre dostu bir yöntem olacağı düşünülmektedir
The effect of single and twin planting patterns on yield and ımportant agricultural characteristics of main cropped peanut under Diyarbakir conditions
Bu çalışma, Diyarbakır koşullarında ana ürün yerfıstığı yetiştiriciliğinde tek ve çift sıralı ekim yöntemlerinin verim ve bazı tarımsal özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla 2014 yılında Dicle Üniversitesi araştırma alanında yürütülmüştür. Araştırmada, Halisbey yerfıstığı çeşidi materyal olarak kullanılmıştır. Tesadüf blokları deneme desenine göre 3 yinelemeli olarak kurulmuştur. Sıra üzeri 20 cm sabit olmak üzere, 60 cm, 70 cm, 80 cm ve 90 cm tek sıralı ve 60x25x60 cm, 70x25x70 cm, 80x25x80 cm ve 90x25x90 cm çift sıralı yöntemler ile ekim yapılmıştır. Çalışmada; meyve verimi (kg da-1), bitki başına meyve sayısı (adet bitki-1), 100 tohum ağırlığı (g), 100 meyve ağırlığı (g), I. ve II. kalite meyve sayısı oranları (%), ıskarta meyve sayısı oranı (%), yağ oranı (%) gibi özellikler incelenmiştir. Elde edilen verilere göre, en yüksek meyve verimi 60x25x60 cm ekim yönteminden (601.83 kg da-1), en yüksek meyve sayısı ise 80 cm ekim yönteminden (48.68 adet bitki-1) elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, bitki yoğunluğu azaldıkça bitki başına meyve sayısında bir artış görülürken, bitki sayısı ve yoğunluğu arttıkça dekara meyve veriminde artış sağlandığı belirlenmiştir. En yüksek meyve verimi için çift sıralı ekim yöntemlerinin (özellikle 60x25x60 cm) tercih edilmesi daha iyi olacaktır.This study was conducted to determine the effects of single and twin planting patterns on yield and important agronomic characteristics of main cropped peanut at the experimental area of Dicle University, Diyarbakir-Turkey in 2014. Peanut cultivar Halisbey was used as a plant material. The study was established in a randomized complete block design with three replications. Four single row spacing (60 cm, 70 cm, 80cm and 90 cm) and four twin row spacing (60x25x60 cm, 70x25x70 cm, 80x25x80 cm and 90x25x90 cm) were applied with an intra row spacing of 20 cm. In this study, pod yield (kg da-1), number of pods per plant, 100 seed weight (g), 100 pod weight (g), I. and II. quality pod rate (%), waste pod rate (%) and oil rate (%) were analyzed. According to the results, the highest pod yield was obtained from 60x25x60 cm (601.83 kg da-1) application and the highest number of pods per plant were obtained from 80 cm (48.68) application. It was observed that when the density of the plants reduces, the number of pods per plant increases and when number and density of plants increases, pod yield increases. It is better to recommend or prefer the double-row sowing methods (especially 60x25x60 cm) for the highest pod yield of peanut