Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
53909 research outputs found
Sort by
Inventory ledger / ayniyat defteri no. 809 of the Konya province (1873-1877)
Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyılında, Sadaret makamından diğer devlet kurumlarına, çeşitli kademelere, bakanlıklara, valiliklere ve vilayetlere gönderilen veya bu yerlerden gelen resmi yazışmaların kayıt altına alındığı Ayniyat Defterleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin Bâb-ı Âli Evrak Odası'nda saklanan belgeler arasında bulunmaktadır. Bu defterler, askeri, idari, mali, mülki ve hukuki alanlarda geniş bir yelpazede konuları içermektedir. Bu çalışma kapsamında, Bâb-ı Âli Evrak Odası koleksiyonunda yer alan 809 numaralı Konya Ayniyat Defteri'nin 2 Mart 1873 ile 15 Mart 1877 (2 Muharrem 1290 - 29 Safer 1294) tarihleri arasındaki transkripsiyonu yapılarak, defterdeki her bir belge incelenmiştir. Bu doğrultuda, 1873-1877 yılları arasında Konya Vilayetinde meydana gelen borç anlaşmazlıkları, şikâyetler, eşkıyalık olayları, cinayetler, darp ve yaralama vakaları, hırsızlıklar, evlilik işlemleri, imar faaliyetleri, göç hareketleri, atanan ve görevden alınan memurlar, arazi, vakıf ve vergi işlemleri gibi çeşitli konular hakkında bilgi sunulmuştur. Bu çalışma ile Konya Vilayetinin ki bugün Konya, Antalya, Niğde, Nevşehir, Karaman, Aksaray, Isparta, Burdur gibi şehirlerin 1873-1877 yılları arasındaki idari, hukuki, sosyal ve ekonomik tarihine katkıda bulunmanın yanı sıra, bölge tarihini araştıranlar ve bu dönemdeki gelişmeleri öğrenmek isteyenler için değerli bir kaynak oluşturulması amaçlanmıştır.In the nineteenth century of the Ottoman Empire, the Ayniyat Registers—record books documenting official correspondence sent from the office of the Grand Vizier (Sadaret) to various state institutions, ministries, governorates, and provinces, as well as those received from these entities—are among the documents preserved in the Sublime Porte's Document Room of the Prime Ministry Ottoman Archives. These registers encompass a broad array of topics related to the military, administrative, financial, civil, and legal spheres. Within the scope of this study, a transcription and examination of each document in the Konya Ayniyat Register No. 809, which is part of the collection in the Sublime Porte's Document Room, has been carried out for the period between 2 March 1873 and 15 March 1877 (2 Muharram 1290 – 29 Safar 1294). Accordingly, the study provides information on various matters that occurred in the Konya Province between 1873 and 1877, such as debt disputes, complaints (shukka), cases of banditry, murders, incidents of assault and battery, thefts, marriage proceedings, construction activities, migration movements, the appointment and dismissal of officials, as well as matters related to land, waqf, and tax transactions. The aim of this study is not only to contribute to the administrative, legal, social, and economic history of Konya Province—which today includes the cities of Konya, Antalya, Niğde, Nevşehir, Karaman, Aksaray, Isparta, and Burdur—during the years 1873–1877, but also to serve as a valuable resource for researchers investigating the region's history and those seeking to understand developments during this period
Branching patterns of the internal iliac artery and their relationship with sclerotic plaque formation
Arteria iliaca communis, alt ekstremite ve perine bölgesini besleyen ana vasküler yapıları veren temel arterdir. Bu yapının ana dallarından olan arteria iliaca interna, pelvis ve perine organları ile duvarlarının beslenmesini sağlamak üzere çeşitli dallara ayrılmaktadır. Arteira iliaca interna'nın dallanma paternlerinde sıkça varyasyonlara rastlanması ve bu damarlarda kalsiyum yoğunluğuna göre sert veya yumuşak karakterde gelişebilen aterosklerotik plakların yaygınlığı, bölgeye yönelik cerrahi girişimlerde klinik açıdan kritik bir öneme sahiptir. Damar çapında daralmaya yol açarak doku perfüzyonunu bozan bu patolojilerin ve anatomik varyasyonların bilinmesi, cerrahi komplikasyonların önlenmesinde temel teşkil etmektedir. Çalışmamızda, arteria iliaca interna'nın dallanma paternleri ile morfometrik özelliklerinin belirlenmesi, bu arterlerdeki plak varlığı ve türlerinin cinsiyet ile yaş gruplarına göre analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, 104 erkek ve 103 kadın olmak üzere toplam 207 bireye (414 pelvis yarısı) ait Bilgisayarlı Tomografi Anjiyografi görüntüleri üzerinde retrospektif ölçümler gerçekleştirilmiştir. Arteria iliaca communis ve arteria iliaca interna'nın çap ölçümleri, kan akış yönüne dik olacak şekilde dış duvardan dış duvara yapılmış; uzunluk ölçümleri ise arteria iliaca communis için bifurkasyon noktaları, arteria iliaca interna için ise bifurcatio iliaca ile arka kök dallanma noktası esas alınarak kaydedilmiştir. Aterosklerotik plaklar dansitelerine göre sert ve yumuşak olarak sınıflandırılarak dallanma tipleriyle ilişkisi incelenmiştir. Çalışma sonuçlarımıza göre, erkeklerde aterosklerotik plak oluşma sıklığı kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p<0,05). Yaş ilerledikçe aterosklerotik plak oluşumu istatistiksel olarak anlamlı şekilde artıyordu (p<0,05) ve bu plakların sert plak olma sıklığı yüksekti. Dallanma tiplerine göre plak oluşumları incelendiğinde, sağ tarafta a. iliaca communis'te plak varlığı en sık Tip 4B grubunda görüldü (%35,3), a. iliaca interna için ise sağda en fazla oranda plak görünen dallanma tipi Tip 2B iken, solda Tip 3 grubuydu (%30,4). Sadece sol taraf a. ilica communis'te Tip 3'te plak oluşumu istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p<0,05). Bu çalışma, a. iliaca interna'nın dallanma paternlerini ve bu paternlerle plak oluşumu arasında bağlantı olup olmadığını inceleyen, cinsiyete ve yaş grubuna bağlı olarak değerlendiren, literatürdeki detaylı araştırmalardan biridir. Bu bilgilerin anatomistler ile cerrahlara, teorik ve pratik genel bir bakış sağlayarak, kolaylık getireceği öngörülmüştür.The common iliac artery (arteria iliaca communis) is the main artery supplying the lower extremities and perineal region. The internal iliac artery (arteria iliaca interna), a major branch of this artery in women, further divides to supply the pelvis and perineal organs and their walls. The frequent occurrence of abnormalities in the branching patterns of the internal iliac artery and the prevalence of atherosclerotic plaques, which can develop as hard or soft depending on calcium density, make interventions in this region clinically critical. The pathologies that impair tissue perfusion, leading to vessel harvesting, and the anatomical expectations necessitate a proper reconnection. Our study focuses on the branching patterns of the internal iliac artery, the detection of morphometric abnormalities, and the analysis of plaque presence and types in these arteries, considering gender and age differences. This ability was achieved by performing retrospective measurements on Computed Tomography Angiography images of a total of 207 individuals (414 across the pelvis), 104 of whom were male and 103 female. Diameter measurements of the common iliac artery and internal iliac artery were taken from the outer wall, perpendicular to the direction of blood flow; measurements were primarily based on the bifurcation points for the common iliac artery and the bifurcation point of the iliac bifurcation for the internal iliac artery. Atherosclerotic plaques were classified as hard and soft according to their density, and their relationship to branching types was established. According to the study results, the rate of atherosclerotic plaque formation was significantly higher in men than in women (p<0.05). Aging significantly increased atherosclerotic plaque formation (p<0.05), and these plaques had a high performance of becoming hard plaques. Plaque formations developed according to branching types, with the right side showing a... Plaque presence in the iliaca communis was most frequently observed in Type 4B (35.3%), while for the a. iliaca interna, the most common branching type with plaque was Type 2B on the right, and Type 3 on the left (30.4%). Only in the left a. iliaca communis was plaque formation significantly higher in Type 3 (p<0.05). This study is one of the most comprehensive studies in the literature examining the branching patterns of the internal iliac artery and whether there is a relationship between these patterns and plaque formation, evaluating them by gender and age group. This information is intended to be of value to anatomists and surgeons, as well as theoretical and it is intended to provide convenience by providing a practical overview
The relationship between health anxiety and digital health literacy with cyberchondria in women
Bu çalışma, kadınların sağlık anksiyetesi, dijital sağlık okuryazarlığı ve siberkodri düzeylerinin belirlenmesi ve sağlık anksiyetesi ile dijital sağlık okuryazarlığının siberkondri ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ilişki arayıcı tasarım türünde yapılan bu araştırma Ankara Büyükşehir Belediyesi Meslek Edindirme Kurslarına katılan 226 kadın ile yürütülmüştür. Veriler 07.04.2025-12.04.2025 tarihleri arasında yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Veri toplama araçları Kişisel Bilgi Formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği, Dijital Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu'ndan oluşmaktadır. Verilerin analizinde Kolmogrov-Smirnov, bağımsız gruplarda t testi ve ANOVA testi, Pearson korelasyon analizi ve linear regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların Sağlık Anksiyetesi Ölçeği Puan Ortalaması 16,12±8,09; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Puan Ortalaması 29,50±8,48 ve Dijital Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Puan Ortalaması 2,76±0,36 olarak saptanmıştır. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Puan Ortalamalarının arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Sağlık Anksiyetesi Ölçeği Puan Ortalaması ile Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Puan Ortalaması Arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde (r=0,351) bir ilişki olduğu belirlenirken (p<0,01); Dijital Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Puan Ortalaması ile Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Puan Ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Ayrıca eğitim durumu (β=0,191) ve Sağlık Anksiyetesi Puan Ortalamasının (β=0,362) Siberkondri Ciddiyeti Puan Ortalaması üzerinde ileri düzeyde anlamlı bir etkisinin olduğu ve varyansın %15'ini (Adjusted R2=0,152) açıkladığı belirlenmiştir (p<0,001) Kadınların sağlık anksiyete düzeyleri, siberkondri düzeyleri ve dijital sağlık okuryazarlıkları orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kadınların sağlık anksiyeteleri arttıkça siberkondri düzeylerinin de arttığı belirlenmiştir. Ayrıca eğitim durumu ve sağlık anksiyetesini siberkondrinin belirleyicileridir. Bu sonuçlar doğrultusunda kadınların sağlık anksiyetesi ve siberkondri düzeylerini azaltmaya yönelik psikoeğitim programları geliştirilmeli; kadınlara yönelik, güvenilir sağlık bilgisi kaynaklarını ayırt etmeyi öğreten dijital okuryazarlık eğitimleri düzenlenmelidir.This study was conducted to determine women's levels of health anxiety, digital health literacy, and cyberchondria, and to examine the relationship between health anxiety and digital health literacy with cyberchondria. This descriptive and correlational study was carried out with 226 women attending vocational training courses organized by the Ankara Metropolitan Municipality. Data were collected through face-to-face questionnaires between 07.04.2025-12.04.2025. The data collection tools consisted of a Personal Information Form, the Health Anxiety Scale, the Digital Health Literacy Scale, and the Short Form of the Cyberchondria Severity Scale. Kolmogorov–Smirnov test, independent samples t-test, ANOVA, Pearson correlation analysis, and linear regression analysis were used for data analysis. The mean Health Anxiety Scale score of the participating women was 16.12±8.09; the mean Cyberchondria Severity Scale score was 29.50±8.48; and the mean Digital Health Literacy Scale score was 2.76±0.36. It was determined that as women's education level increased, their mean Cyberchondria Severity Scale scores also increased (p<0.05). A weak positive correlation (r=0.351) was found between the mean Health Anxiety Scale score and the mean Cyberchondria Severity Scale score (p<0.01), whereas no statistically significant relationship was found between the mean Digital Health Literacy Scale score and the mean Cyberchondria Severity Scale score (p> 0.05). Additionally, education level (β=0.191) and mean Health Anxiety score (β=0.362) were found to have a statistically significant effect on the mean Cyberchondria Severity score, explaining 15% of the variance (Adjusted R²=0.152) (p<0.001). It was determined that women's levels of health anxiety, cyberchondria, and digital health literacy were moderate. As women's health anxiety increased, their levels of cyberchondria also increased. Furthermore, education level and health anxiety were identified as determinants of cyberchondria. Based on these results, psychoeducational programs should be developed to reduce women's levels of health anxiety and cyberchondria, and digital literacy training programs aimed at teaching women how to identify reliable health information sources should be organized
Adaptation of child somatization inventory-8 (CSI-8) into Turkish and investigation of its relationship with demographic variables
Bu araştırmanın amacı, Children's Somatic Symptoms Inventory–8 (CSSI-8) ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve demografik değişkenlerle ilişkisi ve geçerlik-güvenirlik analizlerinin yapılarak incelenmesidir. Çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli ve ölçek uyarlama sürecini bir arada içeren bir desenle yürütülmüştür. Örneklem, olasılıklı örnekleme yöntemlerinden basit rastgele örnekleme tekniği kullanılarak, %95 güven aralığı ve %5 hata payı temelinde büyük evrenler için geliştirilen örneklem belirleme tablosuna göre oluşturulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Karaman İl merkezindeki ilkokul ve ortaokullarda öğrenim gören ve Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 8–14 yaş arası 386 çocuk oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu" ve "Çocuk Somatizasyon Envanteri-8 (ÇSE-8) Türkçe olarak" kullanılmıştır. Ölçeğin Türkçe uyarlaması dilsel ve kavramsal çeviri süreciyle gerçekleştirilmiş, uzman görüşleri alınarak son şekli verilmiştir. Geçerlik ve güvenirliği belirlemek amacıyla madde analizi, Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı, madde-toplam korelasyonları, iki yarı test güvenirliği, test-tekrar test güvenirliği ile açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Ayrıca demografik değişkenlere göre farkları incelemek amacıyla t-testi ve ANOVA kullanılmıştır. Açıklayıcı Faktör Analizi sonucunda toplam varyansın %62'sini açıklayan tek faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı Faktör Analizi bulguları modelin uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermiştir (CMIN/df = 2,087; RMSEA = 0,053; CFI = 0,990). Faktör yükleri 0,69–0,80 arasında değişmiştir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı 0,914; Spearman-Brown güvenirlik katsayısı 0,914; Guttman Split-Half katsayısı 0,912 olarak bulunmuştur. Test-tekrar test analizinde ilk ve ikinci uygulama puanları arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = 0,907; p <0,001). Maddelerin madde-toplam korelasyonlarının 0,656–0,764 arasında olduğu belirlenmiştir. %27 alt-üst grup karşılaştırmaları da ölçeğin ayırt ediciliğini desteklemiştir (t = -44,57; p <0,001). Demografik değişkenler açısından elde edilen bulgulara göre; yaş, kronik hastalık/psikiyatrik tanı, aile yapısı ve gelir düzeyi değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. 8 yaş grubunun, 10, 11, 12, 13 ve 14 yaş gruplarına göre; 9 yaş grubunun, 13 ve 14 yaş gruplarına göre anlamlı derecede daha düşük somatizasyon puanına sahip olduğu tespit edilirken 12 yaş grubunun, 13 yaş grubuna göre daha düşük somatizasyon puanı gösterdiği; geniş aile yapısına sahip çocukların ve kronik hastalığı bulunanların somatizasyon düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca gelir düzeyi yüksek ailelerin çocukları, düşük gelir grubundakilere kıyasla daha yüksek somatizasyon puanları bildirmiştir. Buna karşılık, cinsiyet, kardeş sayısı ve anne-baba eğitim düzeyi açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, elde edilen bulgular ÇSE-8'in Türkçe formunun çocuklarda somatik semptomları değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedirThe purpose of this study was to adapt the Children's Somatic Symptoms Inventory–8 (CSSI-8) into Turkish, examine its relationship with demographic variables, and assess its validity and reliability. The research employed a correlational survey model combined with a scale adaptation process within the framework of quantitative research methods. The sample was determined using the simple random sampling technique, one of the probabilistic sampling methods, based on a 95% confidence interval and 5% margin of error, in accordance with the sample size determination table for large populations. The study group consisted of 386 children aged 8–14 years who were enrolled in primary and secondary schools in the Karaman city center and had applied to Karaman Training and Research Hospital during the 2024–2025 academic year. Data were collected using a Personal Information Form and the Children's Somatization Inventory-8 (CSI-8) – Turkish version. The Turkish adaptation of the scale was completed through a linguistic and conceptual translation process, followed by expert review for finalization. To determine the scale's validity and reliability, item analysis, Cronbach's alpha internal consistency coefficient, item-total correlations, split-half reliability (Spearman-Brown and Guttman coefficients), test–retest reliability, and exploratory and confirmatory factor analyses were conducted. Additionally, t-tests and ANOVA were used to examine differences according to demographic variables. The Exploratory Factor Analysis (EFA) revealed a single-factor structure explaining 62% of the total variance. Confirmatory Factor Analysis (CFA) results indicated acceptable model fit indices (CMIN/df = 2.087; RMSEA = 0.053; CFI = 0.990), with factor loadings ranging from 0.69 to 0.80. The internal consistency coefficient was 0.914, the Spearman-Brown coefficient was 0.914, and the Guttman Split-Half coefficient was 0.912. The test–retest analysis showed a highly significant correlation between the first and second administrations (r = 0.907; p <.001). Item–total correlations ranged between 0.656 and 0.764, and the 27% upper-lower group comparisons further supported the discriminative power of the items (t =-44.57; p <.001). According to the findings obtained regarding demographic variables, statistically significant differences were identified in age, chronic illness/psychiatric diagnosis, family structure, and income level. Specifically, children aged 8 years had significantly lower somatization scores than those aged 10, 11, 12, 13, and 14 years, and those aged 9 years scored significantly lower than the 13- and 14-year-old groups. Furthermore, 12-year-olds demonstrated lower somatization scores compared to 13-year-olds. Children from extended families and those with chronic illnesses exhibited higher levels of somatization. In addition, children from high-income families reported higher somatization scores compared to those from low-income families. Conversely, no statistically significant differences were found in somatization levels based on gender, number of siblings, or parental education level. In conclusion, the findings indicate that the Turkish version of the CSSI-8 is a valid and reliable instrument for assessing somatic symptoms in children
The relationship between health status, birth attitudes and healthy life behaviours of pregnant women
Bu araştırma 28 hafta ve üzeri gebe kadınların psikososyal sağlık durumları ile doğum tutumu ve sağlıklı yaşam davranışları arasındaki ilişkinin ve etkileyen faktörlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Çalışmanın örneklemi Mayıs 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 911 gebeden oluşmaktadır. Veriler, literatüre paralel şekilde hazırlanan Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ), Doğum Tutum Ölçeği (DTÖ) ve Gebelikte Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği (GSYDÖ) ile toplanmış; SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normallik varsayımına uygunlukları ise "Kurtosis" ve "Skewness" kat sayıları (±2) ile hesaplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve Spearman Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Gebelerin psikososyal sağlık düzeyleri ile doğum tutumu ve sağlıklı yaşam davranışları arasındaki ilişkinin incelendiği bu çalışmada; ilköğretim mezunu olan (p<0,05), iyi ekonomik düzeye sahip (p=0,032) görücü usulü evlenen (p<0,05) kadınların GPSDÖ skoru düşük bulunmuştur. Daha önce hiç doğum yapmamış olma (p>0,005), gebelikte herhangi bir yakınma yaşama (p<0.005), bulantı (p<0,05) ve kusma (p<0,05) öyküsüne sahip olma durumlarına göre ise GPSDÖ puanlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya dahil olan gebeler arasında primiparların (p<0,005) ve multiparlardan sezaryen öyküsüne sahip olanların (p<0,05) DTÖ puanlarının istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Kendi ve eşi yükseköğretim mezunu olan (p<0,05), çalışan (p=0,005), sosyal güvenceye sahip (p>0,05), ekonomik durumu iyi olan (p=0,004), çekirdek aileye mensup (p<0,05), şehir merkezinde yaşayan (p=0.001), bebeği istenen cinsiyette olan (p=0,014) doğum öyküsü olmayan (p<0,05), düzenli olarak prenatal takiplere giden (p=0,001) gebelerin GSYDÖ toplam puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak gebelerin psikososyal sağlık ve doğum korku düzeyleri arasında anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzey ilişki saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin yaşı arttıkça, psikososyal sağlık ve doğum korkusu düzeyleri azalırken; gebelerin yaşı ile sağlıklı yaşam davranışları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Çalışmamızın neticesinde edindiğimiz veriler doğrultusunda mevcut konuda, farklı etnik gruplarla, farklı bölgelerde daha kapsamlı çeşitli çalışmaların yapılması önerilmektedir.This study was conducted to determine the relationship between the psychosocial health status of pregnant women aged 28 weeks and over, birth attitude and healthy life behaviours and the factors affecting them. The study is descriptive and correlational. The sample of the study consisted of 911 pregnant women who applied to Ankara Training and Research Hospital between May 2023 and May 2024. The data were collected with the Descriptive Information Form, Pregnancy Psychosocial Health Assessment Scale (PPHAS), Childbirth Attitudes Question-naire (CAQ) and Healthy Life Behaviors in Pregnancy Scale (HLBS) prepared in parallel with the literature and analyzed with SPSS for Windows 22 package program. The conformity of the data to the normality assumption was calculated with "Kurtosis" and "Skewness" coefficients (±2). Independent groups t test, ANOVA, Pearson correlation analysis and Spearman Correlation analyses were used to analyze the data. In this study in which the relationship between psychosocial health levels of pregnant women and birth attitude and healthy life behaviors was examined, it was found that women who were primary school graduates (p<0.05), had a good economic level (p=0.032), and had arranged marriages (p<0.05) had lower PPHAS scores. It was determined that the PPHAS scores were higher in terms of having never given birth before (p>0.005), having any complaints during pregnancy (p<0.005), having a history of nausea (p<0.05) and vomiting (p<0.05). Among the pregnant women included in the study, primiparous women (p<0.005) and multiparous women with a history of cesarean section (p<0.05) were found to have statistically significantly higher CAQ scores. It was observed that the total scores of the PPHAS were higher in pregnant women who had higher education graduates (p<0.05), were employed (p=0.005), had social security (p>0.05), had a good economic status (p=0.004), belonged to a nuclear family (p<0.05), lived in a city center (p=0.001), had a baby of the desired gender (p=0.014), had no birth history (p<0.05), and regularly attended prenatal follow-ups (p=0.001). As a result, a significant, positive and low level relationship was found between psychosocial health and fear of childbirth levels of pregnant women (p<0.05). As the age of pregnant women increased, the levels of psychosocial health and fear of childbirth decreased, while there was no significant relationship between the age of pregnant women and healthy life behaviours (p>0.05). In line with the data obtained as a result of our study, it is recommended that more comprehensive studies should be conducted in different regions with different ethnic groups
The effect of using high levels of fumaric acid and tartaric acid in the diet on the performance, slaughter characteristics and bone parameters of growing quails
Bu çalışmada rasyonda yüksek (10 g/kg) seviyede fumarik asit ve tartarik asit kullanımının büyüyen bıldırcınlarda performansa, kesim özelliklerine, bazı iç organ ağırlıklarına ve kemik parametrelerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kontrol (ilavesiz), 10 g/kg fumarik asit ve 10 g/kg tartarik asit ilavesinin oluşturduğu, her birinde 20 adet bıldırcın civcivi bulunan altı tekerrürlü üç muamele grubunda yürütülmüştür. Günlük yaşta ve karışık cinsiyetteki toplam 360 adet bıldırcın civcivi beş hafta boyunca muamele rasyonları ile serbest olarak yemlenmişlerdir. Çalışmada tartarik asit ilave edilen grupta yem tüketimi, canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı (P<0.01) ve ince bağırsak oranı (P<0.05) kontrol ve fumarik asit gruplarına göre önemli derecede düşük bulunmuştur. Ölüm oranı, kesme kuvveti ve kesme enerjisi (Pik) tartarik asit grubunda kontrol grubuna göre önemli derecede düşmüştür ((P<0.05). Kemik kesit alanı (P<0.05) ve kül oranı (P<0.01) rasyonda yüksek seviyede organik asit kullanımı ile düşmüştür. Çalışmada yemden yararlanma oranı, karkas oranı, but+sırt oranı, karaciğer oranı, kalp oranı, pankreas oranı, taşlık oranı, bezel mide oranı, testis oranı, kör bağırsak oranı, kemik çapı, kemik duvar kalınlığı, kesme gerilmesi ve kesme enerjisi (Toplam) muamele gruplarından etkilenmemiştir (P>0.05). Sonuç olarak büyüyen bıldırcın rasyonlarında 10 g/kg seviyesinde fumarik asit ve tartarik asit kullanımının kemik özelliklerini olumsuz etkilediği, 10 g/kg seviyesinde fumarik asit kullanımının performansı iyileştirme eğiliminde olduğu, aksine tartarik asidin 10 g/kg seviyesinde kullanımının performansı olumsuz etkilediği tespit edilmiştir.This study aimed to determine the effects of high (10 g/kg) level of fumaric acid and tartaric acid in the diet on performance, slaughtering characteristics, some internal organ weights, and bone parameters in growing quail. The study was conducted in three treatment groups with six replicates containing 20 quail chicks each, consisting of control (no supplement), 10 g/kg fumaric acid supplement, and 10 g/kg tartaric acid supplement. A total of 360 quail chicks, mixed-sex and day-old age, were fed ad libitum with the treatment diets for five weeks. In the study, feed intake, body weight, body weight gain (P<0.01), and small intestine ratio (P<0.05) were significantly in the group added tartaric acid supplementation compared to the control and fumaric acid groups. Mortality, shear force, and shear energy (peak) (P<0.05) were significantly lower in the tartaric acid group compared to the control group. Bone cross-sectional area (P<0.05) and ash content (P<0.01) decreased with the use of high levels of organic acids in the diet. In the study, feed conversion ratio, carcass ratio, thigh+back ratio, liver ratio, heart ratio, pancreas ratio, gizzard ratio, proventriculus ratio, testis ratio, caecum ratio, bone diameter, bone wall thickness, shear stress, and shear energy (total) were not affected by the treatment groups (P>0.05). In conclusion, it was determined that the use of fumaric acid and tartaric acid at 10 g/kg in growing quail diets negatively affected bone properties. The use of fumaric acid at 10 g/kg tended to improve performance, while the use of tartaric acid at 10 g/kg negatively affected performance
The relationship between women's childhood experiences, attachment styles, and psychological well-being and Cinderella Syndrome
Bu araştırma, kadınların çocukluk deneyimleri, bağlanma stilleri ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin Sindirella Sendromu ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tasarımda yürütülen çalışma, Kasım 2024 – Mayıs 2025 tarihleri arasında, 18–49 yaş arası evli veya partneri olan toplam 334 kadın ile yapılmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Deneyimleri Ölçeği (ÇDÖ), Üç Boyutlu Bağlanma Ölçeği (ÜBBS), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Sindirella Sendromu Ölçeği (SSÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların SSÖ toplam puan ortalaması 79,87±27,40 bulunmuştur. Kadınların SSÖ toplam puanı ve alt boyutları ile sosyodemografik ve obstetrik özellikleri arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). SSÖ toplam puanı ve alt boyutları, ÇDÖ ile ve ÜBBS'nin kaçınan ve kaygılı-kararsız bağlanma alt boyutlarıyla pozitif yönde ilişkili iken; Psikolojik İyi Oluş Ölçeği puanı ve güvenli bağlanma stili ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur (p<0.001). Çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre; ÇDÖ'nün tehdit edici anılar alt boyutu ile ÜBBS'nin kaygılı-kararsız bağlanma stili, SSÖ'nün cinsiyetçi ve sorumluluktan kaçma alt boyutları için etkileyen faktörler belirlenmiştir (p<0.001). Ayrıca, ilköğretim mezunu olma, katılımcı ve eş/partner yaşı, yaşayan çocuk sayısı, ÇDÖ-tehdit edici anılar, kaygılı-kararsız bağlanma stili ve düşük psikolojik iyi oluş düzeyi, SSÖ'nün kariyerden vazgeçme alt boyutu için anlamlı risk faktörleri olarak bulunmuştur (p<0.005). Genel olarak, ÇDÖ-tehdit edici anılar ve kaygılı-kararsız bağlanma stili, SSÖ toplam puanı üzerinde güçlü yordayıcı faktörlerdir (p<0.001). Sonuç olarak, olumsuz çocukluk deneyimlerine sahip olan, kaçınan ve kaygılı-kararsız bağlanma stilini benimseyen kadınların Sindirella Sendromu puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Buna karşın, güvenli bağlanma stili ve yüksek psikolojik iyi oluş düzeyleri, sindirella sendrom puanlarını azaltıcı bir etki göstermektedir. Ebelik bakımında kadınlara güvenli bağlanmayı destekleyici danışmanlık sunulması, ailelere erken dönemde eğitim ve destek verilmesi, psikolojik iyi oluşu artırıcı yaklaşımların uygulanması ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık çalışmaları yapılması önerilmektedir. Ayrıca, ebelik alanında Sindirella Sendromu'nun kadın sağlığına etkilerini inceleyen ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.This study was conducted to examine the relationship between women's childhood experiences, attachment styles, and psychological well-being levels and Cinderella Syndrome. The research, designed as descriptive, cross-sectional, and correlational, was carried out between November 2024 and May 2025 with a total of 334 women aged 18–49 who were married or had a partner. Data were collected using the Personal Information Form, Childhood Experiences Scale (CES), Three-Dimensional Attachment Scale (TDAS), Psychological Well-Being Scale, and Cinderella Syndrome Scale (CSS). According to the study findings, the participants' mean total CSS score was 79.87±27.40. Significant differences were found between the women's total CSS scores and subdimensions and their sociodemographic and obstetric characteristics (p<0.05). The total CSS score and its subdimensions were positively correlated with the CES and with the avoidant and anxious-ambivalent attachment subdimensions of the TDAS, whereas they were negatively correlated with the Psychological Well-Being Scale score and the secure attachment style (p<0.001). Results of the multiple linear regression analysis indicated that the threatening memories subdimension of the CES and the anxious-ambivalent attachment style of the TDAS were significant predictors for the sexist and avoidance-of-responsibility subdimensions of the CSS (p<0.001). Additionally, having a primary school education, the ages of the participant and spouse/partner, number of living children, CES–threatening memories, anxious-ambivalent attachment style, and low psychological well-being level were determined as significant risk factors for the career-abandonment subdimension of the CSS (p<0.005). Overall, CES–threatening memories and anxious-ambivalent attachment style were strong predictors of the total CSS score (p<0.001). In conclusion, women with adverse childhood experiences and those exhibiting avoidant and anxious-ambivalent attachment styles were found to have higher Cinderella Syndrome scores. In contrast, a secure attachment style and high psychological well-being levels had a reducing effect on Cinderella Syndrome scores. It is recommended that midwifery care include counseling that supports secure attachment, early education and support for families, approaches to enhance psychological well-being, and awareness-raising activities on gender equality. Additionally, further studies are needed in the field of midwifery to investigate the effects of Cinderella Syndrome on women's healt
Classification of walnut varieties with deep learning algorithms
Ceviz, küresel ölçekte yüksek ekonomik değere sahip önemli bir tarım ürünüdür. Ceviz türlerinin doğru şekilde sınıflandırılması araştırma, koruma ve kalite kontrol süreçleri açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak geleneksel sınıflandırma yöntemleri büyük ölçüde elle yapılan işlemlere dayanmakta olup bu yöntemler zaman alıcıdır ve insan hatasına açıktır. Tarım sektöründeki teknolojik gelişmelerle birlikte; meyve, sebze ve tahıl gibi ürünlerin sınıflandırılmasında derin öğrenme algoritmalarının kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasında, makine öğrenmesi algoritmaları ve önceden eğitilmiş derin öğrenme modelleri kullanılarak ceviz türlerinin otomatik olarak sınıflandırılması amaçlanmıştır. Böylece zaman kaybı, iş yükü ve hatalı sınıflandırma oranlarının azaltılması hedeflenmiştir. Bu amaçla Chandler, Kaman1, Fernor, Yalova3 ve Maraş18 türlerine ait toplam 2540 görüntüden oluşan özel bir veri seti oluşturulmuştur. Sınıflandırma işlemi için öncelikle VGG16 derin öğrenme modeli kullanılarak verisetinden 4096 adet özellik elde edilmiştir. Bu özellikler SVM, k-NN ve Random Forest gibi makine öğrenmesi algoritmalarına giriş olarak verilerek sınıflandırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Sonrasında VGG16, VGG19, ResNet-50, DenseNet-121 ve Xception gibi yaygın olarak kullanılan önceden eğitilmiş derin öğrenme mimarileri, oluşturulan özgün veri seti üzerinde veri artırımsız, veri artırımlı ve ağırlıklı kayıp fonkiyonu kullanılarak eğitilmiştir. Deneysel sonuçlara göre; klasik makine öğrenmesi algoritmaları daha düşük doğruluk değerleri sunmuş, bu algoritmalar arasında en iyi performansı %90,10 doğruluk ile SVM göstermiştir. Buna karşılık, ResNet-50 modeli veri artırımı uygulanmış veri seti üzerinde %97,95 doğruluk oranı ile en yüksek başarıyı göstermiştir. Xception modeli ise ağırlıklı kayıp fonksiyonu kullanıldığında %98,54, orijinal veri seti üzerinde ise %98,27 doğrulukla en başarılı sonuçları elde etmiştir. Elde edilen sonuçlar, ResNet-50 ve Xception modellerinin ceviz türlerinin otomatik sınıflandırılmasındaki etkinliğini ortaya koymakta, aynı zamanda derin öğrenme teknolojilerinin geleneksel yöntemlere kıyasla daha hızlı, daha doğru ve daha az iş gücü gerektiren alternatifler sunduğunu göstermektedir. Genel olarak bu çalışma, derin öğrenme teknolojilerinin tarımsal üretim süreçlerine entegrasyonuna katkı sağlamakta ve geleneksel sınıflandırma yöntemlerinin verimliliğini artırmaya yönelik çözümler önermektedir.Ceviz, küresel ölçekte yüksek ekonomik değere sahip önemli bir tarım ürünüdür. Ceviz türlerinin doğru şekilde sınıflandırılması araştırma, koruma ve kalite kontrol süreçleri açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak geleneksel sınıflandırma yöntemleri büyük ölçüde elle yapılan işlemlere dayanmakta olup bu yöntemler zaman alıcıdır ve insan hatasına açıktır. Tarım sektöründeki teknolojik gelişmelerle birlikte; meyve, sebze ve tahıl gibi ürünlerin sınıflandırılmasında derin öğrenme algoritmalarının kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasında, makine öğrenmesi algoritmaları ve önceden eğitilmiş derin öğrenme modelleri kullanılarak ceviz türlerinin otomatik olarak sınıflandırılması amaçlanmıştır. Böylece zaman kaybı, iş yükü ve hatalı sınıflandırma oranlarının azaltılması hedeflenmiştir. Bu amaçla Chandler, Kaman1, Fernor, Yalova3 ve Maraş18 türlerine ait toplam 2540 görüntüden oluşan özel bir veri seti oluşturulmuştur. Sınıflandırma işlemi için öncelikle VGG16 derin öğrenme modeli kullanılarak verisetinden 4096 adet özellik elde edilmiştir. Bu özellikler SVM, k-NN ve Random Forest gibi makine öğrenmesi algoritmalarına giriş olarak verilerek sınıflandırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Sonrasında VGG16, VGG19, ResNet-50, DenseNet-121 ve Xception gibi yaygın olarak kullanılan önceden eğitilmiş derin öğrenme mimarileri, oluşturulan özgün veri seti üzerinde veri artırımsız, veri artırımlı ve ağırlıklı kayıp fonkiyonu kullanılarak eğitilmiştir. Deneysel sonuçlara göre; klasik makine öğrenmesi algoritmaları daha düşük doğruluk değerleri sunmuş, bu algoritmalar arasında en iyi performansı %90,10 doğruluk ile SVM göstermiştir. Buna karşılık, ResNet-50 modeli veri artırımı uygulanmış veri seti üzerinde %97,95 doğruluk oranı ile en yüksek başarıyı göstermiştir. Xception modeli ise ağırlıklı kayıp fonksiyonu kullanıldığında %98,54, orijinal veri seti üzerinde ise %98,27 doğrulukla en başarılı sonuçları elde etmiştir. Elde edilen sonuçlar, ResNet-50 ve Xception modellerinin ceviz türlerinin otomatik sınıflandırılmasındaki etkinliğini ortaya koymakta, aynı zamanda derin öğrenme teknolojilerinin geleneksel yöntemlere kıyasla daha hızlı, daha doğru ve daha az iş gücü gerektiren alternatifler sunduğunu göstermektedir. Genel olarak bu çalışma, derin öğrenme teknolojilerinin tarımsal üretim süreçlerine entegrasyonuna katkı sağlamakta ve geleneksel sınıflandırma yöntemlerinin verimliliğini artırmaya yönelik çözümler önermektedir
Original jewelry design collection process within the scope of Mersin region cultural characteristics as a value added dynamic
Bu doktora araştırması, Mersin bölgesine ait kültürel, coğrafi ve mimari unsurların çağdaş takı tasarımına entegre edilerek özgün ve katma değerli ürünlerin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Kültürel sürdürülebilirlik bakış açısıyla yürütülen çalışmada, geleneksel motifler, mimari detaylar ve yerel semboller modern tasarım ilkeleri doğrultusunda yeniden yorumlanmıştır. Araştırma kapsamında, Mersin'e özgü kültürel değerler tematik olarak analiz edilmiş; soyutlama yöntemiyle çağdaş formlara dönüştürülerek tasarıma aktarılmıştır. Estetik, sembolik ve işlevsel boyutlar birlikte değerlendirilmiş; koleksiyon bütünlüğü gözetilerek özgün takı tasarımları oluşturulmuştur. Yöntemsel olarak, nitel araştırma desenine dayanan çalışma; belge analizi ve tasarım süreciyle yürütülmüştür. Kültürel kimliğin tasarıma etkisi incelenmiş, her bir tasarımın kavramsal temeli açıklanmıştır. Koleksiyonda tercih edilen 14 ayar altın, Türkiye kuyumculuk sektöründe teknik ve ekonomik açıdan uygunluğu nedeniyle stratejik bir malzeme olarak kullanılmıştır. Tasarım süreci, biçimsel üretimin ötesinde kültürel anlatıların sanatsal bir ifade biçimine dönüştürülmesini hedeflemiştir. Oluşturulan koleksiyon, bireylerle duygusal ve kültürel bağ kurmayı amaçlamakta; yerel değerleri evrensel estetikle buluşturarak yaratıcı endüstrilere katkı potansiyeli taşımaktadır. Sonuç olarak, bu araştırma; kültürel mirasın çağdaş tasarımla bütünleştirilmesinin, estetik bir yaklaşımın ötesinde, ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirlik açısından da stratejik bir değer taşıdığını ortaya koymaktadır.This doctoral research aims to develop original and value-added products by integrating the cultural, geographical, and architectural elements of the Mersin region into contemporary jewelry design. Conducted from the perspective of cultural sustainability, the study involves the reinterpretation of traditional motifs, architectural details, and local symbols in line with modern design principles. Within the scope of the research, cultural values specific to Mersin were thematically analyzed and transformed into contemporary forms through the method of abstraction, which were then transferred into the design process. Aesthetic, symbolic, and functional aspects were considered collectively, and original jewelry designs were created with attention to collection integrity. Methodologically, the study based on qualitative research design was conducted through document analysis and design process. The effect of cultural identity on design was examined, and the conceptual basis of each design was explained. 14 carat gold preferred in the collection was used as a strategic material due to its technical and economic suitability in the Turkish jewelry sector. The design process aimed not only at formal production but also at transforming cultural narratives into a form of artistic expression. The resulting collection seeks to establish an emotional and cultural connection with individuals and holds the potential to contribute to the creative industries by uniting local values with universal aesthetics. In conclusion, this study reveals that the integration of cultural heritage with contemporary design provides not only an aesthetic approach but also a strategic value in terms of economic and social sustainability
Analysis of loanwords in Turkmen (Eastern Oghuz) dialects
Türkmenistan başta olmak üzere İran, Afganistan ve Orta Asya'daki diğer Türk Cumhuriyetleri içinde varlık gösteren Yaka Türkmenleri, yaşadıkları geniş coğrafya dolayısıyla akraba olan ya da olmayan farklı halklarla temas hâlindedir. Bu temaslar neticesinde Türkmencenin çeşitli ağızlarında başta Arapça, Farsça, Moğolca ve Rusça olmak üzere birçok yabancı dilden ödünçlenmiş kelimeler yerleşik hâle gelmiştir. Bu tez çalışması, Türkmen ağızlarındaki ödünçlemeleri incelemeyi amaçlamaktadır. İnceleme kapsamında kelimelerin anlam kökenleri, geçiş kanalları ve ağız içi fonetik evrimleri incelenecektir. Türkmenler tarafından Teke, Ersarı, Yomut, Sarık, Salır ve Göklen gibi başlıca Türkmen boylarına ait ağızlardan derlenen veriler, yazılı derleme sözlüklerinden elde edilmiştir. Ulaşılan sonuçlar, Türkmence ağızlardaki alıntı kelimelerin yalnızca biçimsel değil, muhtelif kültürel izler taşıdığını göstermektedir. Çalışmanın amacı, alıntı sözcüklerin sınıflandırılmasında tarihî ve filolojik yaklaşımı temel alarak Türkmence ağız verilerini etimolojik düzeyde çözümlemektir.Yaka Turkmens, who exist in Turkmenistan, Iran, Afghanistan and other Turkic Republics in Central Asia, are in contact with different peoples due to the wide geography they live in. As a result of these contacts, words borrowed from many foreign languages, especially Arabic, Persian, Mongolian and Russian, have become established in various dialects of Turkmen. This thesis aims to analyze the borrowings in Turkmen dialects. Within the scope of the analysis, the semantic origins of the words, their transmission channels and their phonetic evolution within the dialect will be analyzed. The data collected from the dialects of the main Turkmen tribes such as Teke, Ersarı, Yomut, Sarık, Salır and Göklen by Turkmens were obtained from written compilation dictionaries. The results show that the loanwords in Turkmen dialects carry not only stylistic but also various cultural traces. The aim of the study is to analyze Turkmen dialectal data at the etymological level based on the historical and philological approach to the classification of loanwords