Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    Correcting errors and erased letters using Parikh matrices

    No full text
    Bir kelimenin Parikh matrisi, o kelimenin belirli alt kelimelerinin oluşma sayıları ile ilgili bilgi içe-ren bir üst üçgen matristir. Bir Parikh matrisine birden fazla kelime karşılık gelebilir. Aynı Parikh matrisine sahip kelimeler M-denk olarak adlandırılır. Bu tezde, M-denk kelimeler kod kelimesi olarak kullanılarak Parikh matrisinin hatalı ve silinmiş harf düzeltme kabiliyeti incelenmiştir. Bu tez yedi bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde kaynak araştırması ve üçüncü bölümde kelimeler ile ilgili temel tanımlar bulun- maktadır. Dördüncü bölümde Parikh dönüşümleri tanıtılmıştır. Beşinci bölümde M-denk kelimeler ve düzgün Parikh-eş kelimeler anlatılmıştır. Tezin esas sonuçlarını içeren altıncı bölümde, Parikh matrislerini kullanarak hataların ve silinmiş harflerin nasıl düzeltileceği açıklanmıştır Son bölüm ise tezin sonuç ve önerilerini içermektedir.The Parikh matrix of a word is an upper triangular matrix which contains information on the number of occurrences of certain subwords of that word. More than one word can correspond to the same Parikh matrix. Words that have the same Parikh matrix are called M-equivalent. In this thesis, M-equivalent words are used as codewords to examine the error and erased letter correction capability of the Parikh matrix. This thesis consists of seven chapters. The second chapter contains a literature review, and the third chapter includes basic definitions related to words. Parikh mappings are introduced in the fourth chapter. In the fifth chapter, M-equivalent words and uniformly Parikh-friendly words are presented. In the sixth chapter, which contains the main results of the thesis, it is explained how to correct errors and erased letters using Parikh matrices. The last chapter contains the results and suggestions of the thesis

    Optimization of effective parameters in biodiesel production from pelemir (cephalaria syriaca L.) oil

    No full text
    Bu çalışmada, yenilenebilir ve yerli bir enerji kaynağı olan Pelemir (Cephalaria syriaca L.) tohum yağından biyodizel üretimi gerçekleştirilmiş ve üretim sürecinde etkili olan parametreler istatistiksel bir optimizasyon yöntemi olan Yanıt Yüzey Metodolojisi (Response Surface Methodology – RSM) ile optimize edilmiştir. Çalışmada, biyodizel üretiminde önemli rol oynayan üç temel parametre –reaksiyon süresi, katalizör konsantrasyonu ve metanol-yağ mol oranı– bağımsız değişken olarak ele alınmış; biyodizel verimi ise bağımlı değişken olarak değerlendirilmiştir. Deneysel çalışmalar, merkezî bileşik tasarımı (Central Composite Design – CCD) kullanılarak planlanmış ve elde edilen veriler RSM ile analiz edilmiştir. Elde edilen modellerin anlamlılığı varyans analizi (ANOVA) ile test edilmiş; yüksek determinasyon katsayısı (R²) ile modelin güvenilirliği doğrulanmıştır. Çalışma sonucunda optimum üretim koşulları belirlenmiş ve bu koşullarda elde edilen biyodizelin kalite özellikleri, ASTM D6751 ve EN 14214 standartlarına uygun bulunmuştur. Bu tez, Pelemir bitkisinin biyodizel üretiminde kullanılabilirliğini ilk kez detaylı bir optimizasyon süreciyle ortaya koymakta; böylece hem yerli ve alternatif bir enerji kaynağının değerlendirilmesine hem de biyodizel üretim sürecinin verimli, ekonomik ve çevreci hale getirilmesine yönelik özgün katkılar sunmaktadır.In this study, biodiesel was produced from the seed oil of Pelemir (Cephalaria syriaca L.), a renewable and locally available energy source. The key process parameters affecting biodiesel yield were optimized using a statistical method known as Response Surface Methodology (RSM). Three independent variables—reaction time, catalyst concentration, and methanol-to-oil molar ratio—were investigated, while biodiesel yield was taken as the dependent variable. Experimental design was conducted using a Central Composite Design (CCD), and the results were analyzed via RSM. The statistical significance of the models was confirmed through analysis of variance (ANOVA), and the high coefficient of determination (R²) indicated the model's reliability. Optimal production conditions were determined, and the produced biodiesel was found to comply with ASTM D6751 and EN 14214 fuel quality standards. This thesis presents, for the first time, a comprehensive optimization of biodiesel production from Pelemir oil. It contributes significantly to the valorization of an alternative local energy crop and the development of a cost-effective, efficient, and environmentally friendly biodiesel production process

    Social life in Morocco and al Andalus in the period of the Murabites (1055-1147)

    No full text
    Bu çalışma, Murâbıtlar Devleti'nin (1055–1147) hüküm sürdüğü dönemde Fas ve Endülüs'teki toplumsal yaşamı ele almaktadır. Siyasi birliğin sağlanmasıyla birlikte, etnik çeşitlilik daha görünür hâle gelmiş ; Araplar, Berberîler, Müvelledûn ve Slav kökenlilerden oluşan çok katmanlı bir toplumsal yapı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, toplum yapısında belirgin bir sınıfsal ayrışma gözlemlenmiş ; bu ayrışma, özellikle giyim tarzı, beslenme alışkanlıkları ve gündelik yaşam pratikleri üzerinden kendini göstermiştir. Devlet, toplumsal düzeni koruma amacıyla din temelli katı bir denetim mekanizması oluşturmuş olsa da, halk inançları, hurafeler ve şer'î normlara aykırı uygulamalar başta büyük şehir merkezleri olmak üzere toplumda varlığını sürdürmüştür. Bu çerçevede Murâbıt yönetimi, ulemânın rehberliğinde İslâmî değerleri kurumsallaştırmayı, örfî uygulamalar ile dinî normları bir araya getirmeyi ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi hedeflemiştir. Böylece söz konusu dönem, toplumun dinî ve ahlâkî temeller üzerine yeniden inşa edilmeye çalışıldığı kritik bir tarihsel evreyi temsil etmektedir.This study examines the social life in Morocco and al-Andalus during the period of the Almoravid dynasty (1055–1147). With the establishment of political unity, ethnic diversity became more visible, and a multi-layered social structure emerged comprising Arabs, Berbers, Muwallads, and individuals of Slavic origin. At the same time, a clear class distinction became apparent within the societal fabric, particularly reflected in clothing styles, dietary habits, and everyday practices. Although the state implemented a strict religiously based control mechanism to preserve social order, popular beliefs, superstitions, and practices that contradicted sharīʿa norms continued to persist—especially in major urban centers. In this context, the Almoravid regime, under the guidance of religious scholars, aimed to institutionalize İslâmîc values, integrate customary practices with religious norms, and reinforce social cohesion. Thus, this period represents a critical historical phase during which society sought to reconstruct itself upon firm religious and moral foundations

    The relationship between social media addiction and social appearance anxiety and social phobia in adolescents

    No full text
    Bu araştırmada, ergenlerde sosyal medya bağımlılığının sosyal görünüş kaygısı ve sosyal fobi ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara ili merkez ilçelerinde yer alan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel ve resmi eğitim kurumlarına devam eden 14-18 yaş aralığında 359 ergenle çalışılmıştır. İlişkisel tarama modeline dayanarak desenlenmiş araştırmada örneklem seçimi olarak ulaşılabilir örnekleme kullanılmıştır. Araştırma kapsamında, ergenlerin sosyal medya bağımlılığını değerlendirmek amacıyla Günüç (2009) tarafından geliştirilen ve Çömlekci ve Başol (2019) tarafından revize edilen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, ergenlerin sosyal görünüş kaygısını değerlendirmek amacıyla; Doğan (2010) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ve ergenlerin sosyal fobilerini değerlendirmek amacıyla; Demir ve ark (1999) tarafından geliştirilen Çapa Çocuk ve Ergenler için Sosyal Fobi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına ulaşabilmek amacıyla Sosyal Bilimler için Veri Analizi Paket Programı (SPSS) 22.0 kullanılarak, ilişkisiz gruplarda t testi, varyans analizi, Kruskal Wallis H testi, pearson korelasyon analizi testi ve basit doğrusal regresyon analizi işlemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; ergenlerin sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve sosyal fobi puanları ile sosyal medyada geçirilen süre arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu; ergenlerin sosyal görünüş kaygısı, sosyal medya bağımlılığı ve sosyal fobi puanları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonucunda ergenlerin sosyal medya bağımlılığı puanlarının sosyal görünüş kaygısı puanlarını; sosyal medya bağımlılığı puanlarının sosyal fobi puanlarını ve sosyal görünüş kaygısı puanlarının sosyal fobi puanlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır.This study aimed to determine the relationship between social media addiction and social appearance anxiety and social phobia in adolescents. For this purpose, the study was conducted with 359 adolescents between the ages of 14-18 who attend private and public educational institutions affiliated to the Ministry of National Education in the central districts of Ankara. In the research designed based on the relational screening model, accessible sampling was used as the sample selection. Within the scope of the research, the Social Media Addiction Scale developed by Günüç (2009) and revised by Çömlekci and Başol (2019) was used to assess the social media addiction of adolescents; the Social Appearance Anxiety Scale adapted into Turkish by Doğan (2010) was used to assess the social appearance anxiety of adolescents; and the Çapa Social Phobia Scale for Children and Adolescents developed by Demir ve ark (1999) was used to assess the social phobia of adolescents. In order to reach the research findings, Data Analysis Package Program for Social Sciences (SPSS) 22.0 was used, and unrelated groups t-test, variance analysis, Kruskal Wallis H test, Pearson correlation analysis test and simple linear regression analysis were used. As a result of the research, it was concluded that there was a positive and significant relationship between adolescents' social media addiction, social appearance anxiety and social phobia scores and the time spent on social media; and that there was a positive and significant relationship between adolescents' social appearance anxiety, social media addiction and social phobia scores. In addition, as a result of the simple linear regression analysis, it was concluded that adolescents' social media addiction scores explained social appearance anxiety scores; social media addiction scores explained social phobia scores and social appearance anxiety scores explained social phobia scores at a significant level

    Investigation of changes in articulatio sacroiliaca and sacrum morphometry in individuals with scoliosis using multislice computed tomography method

    No full text
    Skolyoz columna vertebralis'in en sık görülen şekil bozukluğudur. Columna vertebralis'in servikal, torakal ve lumbal gibi farklı bölgelerinde ve frontal, sagittal ve aksial gibi farklı düzlemlerde ortaya çıkan üç boyutlu deviasyonudur. Bu tez çalışmasında, skolyozun pelvik yapılar üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla sacrum ve articulatio sacroiliaca'daki morfometrik değişiklikler araştırılmıştır. Çalışmamız 2014 (nisan)-2023 (aralık) tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne herhangi bir şikayetle başvuran bireylerin, Radyoloji Anabilim dalında columna vertebralis ve pelvis Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (ÇKBT) görüntüleri üzerinde retrospektif olarak yapılmıştır. Araştırmaya yaşları 18 ile 80 arasında değişen toplam 60 birey (30 skolyoz hastası ve 30 sağlıklı kontrol) dâhil edilmiştir. Skolyoz hastalarının kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha genç olduğu ve kadın oranının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Tek değişkenli analizlerde skolyoz grubunda sağ ve sol SIE aralığının daha geniş, buna karşılık SIE uzunluklarının, sacrum genişliğinin, BOSSÇ, CSSÇ ve IFMY ortalamalarının daha düşük olduğu saptanmıştır. Yaş ve cinsiyet etkisi kontrol edildiğinde, bu farklardan bazıları anlamlılığını yitirirken, sol SIE aralığı, sacrum genişliği, CSSÇ ve sol IFMY ortalamasındaki farklılıkların anlamlılığını koruduğu görülmüştür. Tek değişkenli analizlerde anlamlı olmayan bazı ölçümler sol SIE posterior, promontorium uzunluğu, BOSTÇ, sağ ve sol IFMY-1, yaş ve cinsiyet etkisi kontrol edildiğinde anlamlı hale gelmiştir. Yaş ile morfometrik ölçümler arasında çeşitli anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Özellikle sağ SIE anterior mesafesi ile yaş arasında güçlü negatif korelasyon tespit edilmiş. Benzer şekilde sağ ve sol SIE aralığı ile sol SIE medial ölçümleri yaşla birlikte azalma eğilimi göstermiştir. Bunun tersine, sacrum genişliği ile sağ ve sol SIE uzunluklarının yaşla birlikte arttığı saptanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, skolyozun pelvik morfolojiyi de etkileyebileceğini ve bu nedenle radyolojik değerlendirmelerde sadece vertebral eğriliklerin değil, pelvik yapılarla olan ilişkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir. Klinik olarak bu bulgular, skolyoz tedavisinde pelvik simetri ve yük transferi analizlerinin de dikkate alınmasını gerektirmektedir. Çalışma, skolyozun sistemik etkilerini ortaya koymaya yönelik gelecekteki multidisipliner araştırmalara temel oluşturabilecek niteliktedir.Scoliosis is the most common deformity of the vertebral column. It is a three-dimensional deviation of the vertebral column that occurs in different regions such as cervical, thoracic and lumbar and in different planes such as frontal, sagittal and axial. In this thesis study, morphometric changes in the sacrum and sacroiliac joint were investigated in order to evaluate the effects of scoliosis on pelvic structures. Our study was conducted retrospectively on the vertebral column and pelvis Multi-Slice Computed Tomography (MSCT) images of individuals who applied to Selçuk University Medical Faculty Hospital with any complaint between 2014 (April) and 2023 (December) in the Department of Radiology. A total of 60 individuals aged between 18 and 80 years (30 scoliosis patients and 30 healthy controls) were included in the study. It was determined that scoliosis patients were significantly younger and had a higher proportion of females compared to the control group. In univariate analyses, the right and left SIE intervals were found to be wider in the scoliosis group, whereas the SIE lengths, sacral width, BOSSÇ, CSSÇ, and IFMY averages were lower. After adjusting for age and sex, some of these differences lost statistical significance, while the differences in the left SIE interval, sacral width, CSSÇ, and left IFMY average remained significant. After adjusting for age and sex, some parameters that were initially non-significant—namely the left SIE posterior, promontory length, BOSTÇ, and bilateral IFMY-1—showed statistically significant differences. Several significant correlations were observed between age and morphometric measurements. A strong negative correlation was observed between age and right SIE anterior distance, while right/left SIE intervals and left SIE medial distance also decreased with age. In contrast, sacral width and SIE lengths increased as age advanced. The findings of this study suggest that scoliosis may influence pelvic morphology, highlighting the need to assess not only spinal curvatures but also their relationship with pelvic structures in radiological evaluations. Clinically, these results underscore the importance of considering pelvic symmetry and load transfer in scoliosis management. This study may serve as a foundation for future multidisciplinary research exploring the systemic effects of scoliosis

    An examination of emotional intelligence and psychological skill levels among taekwondo athletes'

    No full text
    Bu çalışma, taekwondo sporcularının duygusal zeka (DZ) ve psikolojik beceri düzeylerini incelemeyi hedeflemektedir. Taekwondo, fiziksel performansın yanı sıra zihinsel strateji, stres yönetimi ve duygusal denge gerektiren bir spor dalıdır. Bu bağlamda, duygusal zeka, sporcuların stresle başa çıkma, motivasyonlarını yönetme ve sosyal ilişkilerdeki başarılarını etkileyen önemli bir faktördür. Çalışma, farklı yaş ve deneyim seviyelerindeki taekwondo sporcularının duygusal zeka ve psikolojik beceri düzeylerini ölçmek amacıyla anket ve psikometrik testler kullanarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, duygusal zeka ile psikolojik beceriler arasında güçlü bir pozitif korelasyon olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, psikolojik becerilerin gelişiminin, taekwondo sporcularının performansını artırmada önemli bir rol oynadığını ve sporcuların psikolojik eğitimlerinin, fiziksel başarılarının yanı sıra genel sağlığı için de kritik olduğunu ortaya koymaktadır.This study aims to investigate the emotional intelligence (EI) and psychological skill levels of taekwondo athletes. Taekwondo is a sport that requires not only physical performance but also mental strategies , stress management, and emotional regulation. In this contet, emotional intelligence plays a crucial role in athletes'ability to cope with stress, manage motivation, and achieve success in social relationships. The research was conducted using surveys and psychometric tests to assess the El and psychological skill levels of taekwondo athletes from various age groups abd eperience levels. The results revealed a strong positive correlation between emotional intelligence and psychological skills. These findings suggest that the development of psychological skills plays a significant role in enhancing taekwondo athletes' performance, and psychological training is crucial not only for their physical success but also for their overall well- being

    The effect of the Philosophy for Children (P4C) education program on the philosophical attitudes and behaviors of 6-year-old children

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, "Çocuklar İçin Felsefe (P4C)" yaklaşımının 6 yaş grubu çocukların felsefi tutum ve davranışları üzerindeki etkisini incelemektir. Bu araştırma, nicel araştırma desenlerinden biri olan "ön test – son test kontrol gruplu deneysel model" kullanılarak gerçekleştirilmiştir. 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Konya ili Karatay İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı anaokuluna devam eden 30 deney, 30 kontrol grubu toplam 60 çocuk araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırmanın bağımlı değişkeni, felsefi tutum ve davranışlar, bağımsız değişkeni ise, Çocuklar İçin Felsefe (P4C) Eğitim Programı'dır. Deney grubuna 8 hafta süren P4C oturumları uygulanmış, kontrol grubuna ise herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Araştırma verileri, Okul Öncesi Dönem Çocukların Felsefi Tutum ve Davranışlarını Belirleme Kontrol Listesi (Deniz & Dirican, 2017) ile toplanmış; elde edilen bulgular, P4C'nin çocukların felsefi tutum ve davranışlarını anlamlı düzeyde geliştirdiğini ortaya koymuştur.The aim of this study is to examine the effect of the "Philosophy for Children (P4C)" approach on the philosophical attitudes and behaviors of 6-year-old children. This study was conducted using the "pre-test - post-test control group experimental model", which is one of the quantitative research designs. A total of 60 children (30 experimental and 30 control group) attending a kindergarten affiliated to Karatay District Directorate of National Education in Konya province in the 2023-2024 academic year constituted the study group of the research. The dependent variable of the study was philosophical attitudes and behaviors, and the independent variable was the Philosophy for Children (P4C) Education Program. P4C sessions lasting 8 weeks were applied to the experimental group, while no intervention was applied to the control group. The research data were collected using the Checklist for Determining Philosophical Attitudes and Behaviors of Preschool Children (Deniz & Dirican, 2017); the findings revealed that P4C significantly improved children's philosophical attitudes and behaviors

    Iraqi Turkmens' political movement and Iraq's ethnic and religious balances

    No full text
    Bu tezde, Irak'ın çok kimlikli siyasal yapısı içinde Türkmenlerin siyasi konumu ele alınmıştır. Çalışmada, ülkede uzun süredir etkili olan etnik ve mezhebi temelli çok partili sistem; Türkmen, Kürt, Şii ve Sünni siyasi aktörler üzerinden değerlendirilmiştir. Özellikle Türkmenlerin örgütlenme süreci, bu sürecin tarihsel arka planı ve karşılaştıkları yapısal sorunlar üzerinde durulmuştur. Araştırma sürecinde yalnızca yazılı kaynaklarla sınırlı kalınmamış; aynı zamanda saha verilerine, parti belgelerine ve güncel gelişmelere dair içeriklere de başvurulmuştur. Bu sayede, Türkmen siyasi hareketinin iç işleyişi, karar alma süreçleri ve temsil kapasitesine ilişkin mevcut durumu daha yakından analiz etme imkânı elde edilmiştir. Çalışmada öne çıkan temel bulgulardan biri, Türkmen siyasetinin uzun yıllar boyunca dağınık bir yapı içinde varlık göstermesi ve bu durumun siyasi etkinliği sınırlaması olmuştur. Ayrıca, tüm Türkmen siyasi kuruluşlarını kapsayan ortak bir temsil meclisinin bulunmaması, kurumsal uyumu ve ortak hareket kabiliyetini zayıflatmaktadır. Sonuç olarak, Türkmenlerin Irak siyasetinde daha güçlü bir yer edinebilmesi için kurumsal niteliği gelişmiş, iç tutarlılığı sağlam ve toplumsal desteğe dayanan bir siyasal yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu ortaya konulmuştur.This thesis examines the political position of the Turkmens within Iraq's multi-identity political structure. The study evaluates the longstanding ethno-sectarian multi-party system in the country by focusing on key political actors, including Turkmen, Kurdish, Shiite, and Sunni groups. Particular emphasis is placed on the organizational development of the Turkmen political movement, its historical background, and the structural challenges it has faced. In addition to written sources, the research also utilizes field data, party documents, and current developments. This approach enables a closer examination of the internal dynamics, decision-making mechanisms, and representational capacity of the Turkmen political movement. One of the main findings of the study is that Turkmen politics has operated in a fragmented structure for many years, which has limited its political effectiveness. Moreover, the lack of a unified representative council covering all Turkmen political organizations has weakened institutional cohesion and the ability to act collectively. In conclusion, the study highlights the need for a more institutionalized, internally consistent, and socially supported political structure for Turkmens to attain a stronger position in Iraqi politics

    Preparation of bovine serum albumin based microcapsules and investigation of biological activities

    No full text
    İşlevsel sentetik mikro-bölmelerin tasarımı ve geliştirilmesi, sentetik biyoloji, biyomühendislik ve nanotıp gibi alanlarda hızla ilerleyen bir araştırma konusudur. Protohücre olarak da adlandırılan yapay hücre benzeri sistemlerin inşası, hem hücresel organizasyonun temel mekanizmalarını anlamak için değerli bilgiler sunmakta hem de ilaç salımı, enzimatik kataliz ve biyomedikal uygulamalar için yenilikçi teknolojik fırsatlar yaratmaktadır. Bu çalışmada, biyolojik sistemlerin yapısal ve işlevsel özelliklerini taklit eden ve lipoproteinozom olarak adlandırılan yapay mikro-ölçekli bölmeler tasarlanmış ve üretilmiştir. Bu mikrokapsüller, sığır serum albümin (BSA) ile stearoil klorürün (SC) tiyoüre bağı aracılığıyla birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Yapıların oluşum süreci, su-içinde-yağ Pickering emülsifikasyonunu takiben çapraz bağlama ile stabilizasyonu içermekte olup, bu yöntemle yapısal olarak kararlı ve işlevsel olarak çok yönlü mikro-bölmeler elde edilmiştir. Geliştirilen lipoproteinozomların, suda çözünür makromoleküllerden inorganik altın nanoparçacıklarına (AuNP'ler) ve biyoorganik bir pigment olan Prodigiosin'e kadar çok çeşitli molekülleri verimli bir şekilde kapsülleyebildiği gösterilmiştir. Özellikle, pigmenti sulu fazda tutma kabiliyetleri, hidrofobik ilaçları ve diğer biyoaktif molekülleri taşımadaki potansiyellerini ortaya koymaktadır. Kanser hücre hatları üzerinde yapılan in vitro deneylerle, Prodigiosin yüklü lipoproteinozomların hedefli taşımada oldukça etkili olduğunu, önemli terapötik etkiler sergilediğini ve hücreler tarafından alımının arttığını kanıtlamıştır. Bu taşıyıcı rollerinin yanı sıra, mikrokapsüllerin protohücreler gibi davranarak enzim-aracılı iletişim kurabildiği de gösterilmiştir. Sonuç olarak bu araştırma, doğal amfifilik bileşiklerin işlevsel mikro-bölmelerin inşası için sunduğu potansiyeli vurgulamakla kalmayıp, aynı zamanda bu sistemlerin biyotıp, ilaç salımı, kanser terapisi, protohücre araştırmaları ve mikroreaktör teknolojileri gibi alanlardaki geniş uygulanabilirliğinin de farkını belirtmiştir.The design and development of functional synthetic microcompartments is a rapidly advancing research topic in fields such as synthetic biology, bioengineering, and nanomedicine. The construction of artificial cell-like systems, also called protocells, provides valuable insights into the fundamental mechanisms of cellular organization and creates innovative technological opportunities for drug delivery, enzymatic catalysis, and biomedical applications. In this study, we designed and fabricated artificial microscale compartments, called lipoproteinosomes, that mimic the structural and functional properties of biological systems. These microcapsules were formed by combining bovine serum albumin (BSA) with stearoyl chloride (SC) via a thiourea linkage. The formation process involved oil-in-water Pickering emulsification followed by stabilization by cross-linking, resulting in structurally stable and functionally versatile microcompartments. The developed lipoproteinosomes were shown to efficiently encapsulate a wide variety of molecules, ranging from water-soluble macromolecules to inorganic gold nanoparticles (AuNPs) and the bioorganic pigment prodigiosin. In particular, their ability to retain the pigment in the aqueous phase demonstrates their potential for transporting hydrophobic drugs and other bioactive molecules. In vitro experiments on cancer cell lines demonstrated that prodigiosin-loaded lipoproteinosomes are highly effective in targeted delivery, exhibit significant therapeutic effects, and enhance cellular uptake. In addition to their carrier role, the microcapsules were also shown to act as protocells, enabling enzyme-mediated communication. In conclusion, this research not only highlights the potential of natural amphiphilic compounds for the construction of functional microcompartments but also highlights the broad applicability of these systems in fields such as biomedicine, drug delivery, cancer therapy, protocell research, and microreactor technologies.Bu tez çalışması Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından BAP-22211029 nolu proje ile desteklenmiştir

    The Union of Soviet Socialist Republics in the Second World War according to the Cumhuriyet newspaper (1939-1945)

    No full text
    Bu çalışma; 1939-1945 yılları arasında gerçekleşen, dünyanın tamamını derinden etkileyen İkinci Dünya Savaşı dönemini ele almış ve Cumhuriyet Gazetesi'nde, savaşın önemli bir taraf devleti olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin nasıl işlendiğini incelemiştir. Büyük coğrafi alana sahip olan Sovyetlerin, Cumhuriyet Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları ve haberlerinde nasıl yer aldığı derin bir şekilde araştırılmıştır. Çalışma, öncelikle savaşın başladığı 1 Eylül 1939 tarihinden, 2 Eylül 1945 Japonya'nın yıkılışı ile biten sürece kadar yaşanan gelişmeleri ele alınmıştır. Türkiye'de basın hayatında yer alan pek çok gazete vardır. Bu gazeteler ışığında İkinci Dünya Savaşı sıkça çalışıldığı saptanmıştır. Bu gazetelerde en yüksek tiraja sahip olan gazete ise Cumhuriyet Gazetesi'dir. Literatürde, Cumhuriyet Gazetesi öncüllüğünde İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ülkesinin çalışılmadığı tespit edilmiştir. Bu tezde savaşı yakından takip eden Cumhuriyet Gazetesi'nde yazan köşe yazarlarının yazıları araştırılmış ve Sovyetlere bakış açıları ele alınmıştır. Ayrıca gazetede manşet ve sürmanşet altında Sovyetler Birliği ile ilgili yazılan haberler kaynak niteliğinde kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada Cumhuriyet Gazetesi, Selçuk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi arşivinden, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivinden ve telif eserlerden yararlanılmıştır. Cumhuriyet Gazetesi'nde birbirinden farklı bakış açısına sahip pek çok köşe yazarının engin yorumları incelenmiştir. Köşe yazıları ve haber yazıları incelenirken, savaşın başından sonuna kadar Sovyetler hakkında çoğu zaman Türk-Sovyet ilişkileri olumlamaları yapıldığı görülmüştür.In this study, the perspective of the Union of Soviet Socialist Republics in Cumhuriyet Newspaper, which was the leading newspaper of the press during the Second World War, which deeply affected the whole world and took place between 1939 and 1945, is analyzed. How the Soviets, which had a large geographical area, were covered in the columns and news articles in Cumhuriyet Newspaper was investigated in depth. The study primarily focuses on the developments from September 1, 1939, when the war began, to September 2, 1945, when Japan fell. There are many newspapers in the press in Turkey. In the light of these newspapers, it was determined that the Second World War was frequently covered. The newspaper with the highest circulation among these newspapers is Cumhuriyet. In the literature, it has been determined that the Union of Soviet Socialist Republics during the Second World War under the leadership of Cumhuriyet Newspaper has not been studied. In this thesis, the writings of columnists writing in Cumhuriyet Newspaper, which closely followed the war, were researched and their perspectives on the Soviets were analyzed. In addition, the news about the Soviet Union written in the newspaper under the headings and under the subheadings were evaluated by using them as a source. In the study, Cumhuriyet Newspaper, Selçuk University and Istanbul University archives, the State Archive of the Presidency and literature on the subject were used. The vast commentaries of many columnists with different perspectives in Cumhuriyet Newspaper were analyzed. An analysis of opinion columns and news articles reveals that from the beginning to the end of the war, the Soviets were often portrayed in a positive light in terms of Turkish-Soviet relations

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇