Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
53909 research outputs found
Sort by
Dynamic path planning and mapping using sensor fusion with
Bu tezde, iç mekânlarda hareketli cisimlerin bulunduğu dinamik ortamlarda mobil robotların güvenli ve verimli bir şekilde hedefe ulaşmasını sağlayacak bir yol planlama yöntemi sunulmuştur. Özellikle yalnızca LIDAR sensörüne sahip robotlar için geliştirilen bu sistem, hem maliyet açısından avantajlıdır hem de gerçek zamanlı uygulamalara uygundur. Yol planlama sürecinde, robot çevresindeki engelleri LIDAR yardımıyla algılayarak dinamik bir çevre haritası oluşturur. Bu harita, robotun güvenli geçişini sağlayacak şekilde sürekli güncellenir. Ayrıca robot, yalnızca LIDAR verisini değil; aynı zamanda IMU (ivmeölçer, jiroskop, manyetometre) ve odometre verilerini de kullanarak bulunduğu konumu ve yönelimini daha doğru şekilde belirler. Bu çoklu veri kaynakları, navigasyonda sensör füzyonu olarak adlandırılan birleştirme süreciyle ortak değerlendirilir. Geliştirilen bu sistem ROS2 altyapısında, DWB (Dynamic Window Based) yerel planlayıcı kullanılarak Nav2 mimarisiyle entegre çalışmakta; hem statik hem de hareketli engellerin bulunduğu ortamlarda başarılı sonuçlar vermektedir. Yapılan simülasyonlar, sensör füzyonuna dayalı bu yaklaşımın robotun hareket kararlılığını artırdığını ve çarpışmaları büyük ölçüde engellediğini göstermiştir.In this thesis, a path planning method is presented to ensure that mobile robots can safely and efficiently reach their targets in dynamic indoor environments where moving objects are present. This system, developed specifically for robots equipped solely with a LiDAR sensor, offers advantages in terms of cost and is suitable for real-time applications. During the path planning process, the robot uses LiDAR to detect obstacles in its surroundings and creates a dynamic environmental map, which is continuously updated to ensure safe navigation. In addition to LiDAR data, the robot also utilizes IMU (accelerometer, gyroscope, magnetometer) and odometry data to determine its position and orientation more accurately. These multiple data sources are combined through a process called sensor fusion in navigation. The developed system operates within the ROS2 framework, using the DWB (Dynamic Window Based) local planner integrated into the Nav2 architecture, and has shown successful results in environments with both static and dynamic obstacles. Simulations demonstrate that this sensor fusion-based approach improves the robot's motion stability and significantly reduces collisions
Clinical and radiographic evaluation of the extraction of permanent first molars in mixed dentition in Konya
Daimi birinci büyük azı (BBA) dişi, hem karma hem de daimi dentisyon döneminde en yüksek çürük insidansına sahip, en çok restore edilen ve en sık çekilen daimi diştir. Çekim kararı verilirken, uygun koşullar sağlandığında ikinci büyük azı (İBA) ve ikinci küçük azı (İKA) dişlerinin çekim boşluğunu kapatabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle BBA dişlerinin uzun dönem prognozu dikkatle değerlendirilmelidir. Bu çalışmada, karma dişlenme döneminde BBA kaybının klinik ve radyografik açıdan değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, 2017–2022 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na başvuran, 7–12 yaş aralığında ve en az bir daimi BBA dişi çekilmiş 90 çocuk hasta dahil edilmiştir. Maksiller çenede 35, mandibular çenede 95 adet çekilmiş BBA dişi retrospektif olarak analiz edilmiştir. Çekim yaşı, çekilen diş sayısı ve bölgesi kaydedilmiş; radyografik olarak İBA bifurkasyon gelişimi, ÜBA varlığı, İBA'nın vertikal seviyesi ve İBA-İKA açı değişimleri değerlendirilmiştir. Klinik kayıtlar üzerinden spontan boşluk kapanma miktarı ve TME semptomları incelenmiştir. Çalışmada, İBA dişinin bifurkasyon gelişim aşaması ile spontan boşluk kapanma başarısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05); özellikle Demirjian D ve E evrelerinde kapanma oranları daha yüksek bulunmuştur. Çekim yaşı ile spontan boşluk kapanma miktarı arasında da anlamlı ilişki saptanmış (p<0,05) ve 8–11 yaş aralığında yapılan çekimlerde kapanmanın daha başarılı olduğu gözlenmiştir. Çekim yapılan çene ile kapanma başarısı arasında anlamlı fark bulunmuş (p<0,05); Grade 1 kapanma oranı maksillada %81,8, mandibulada %33,7 olarak belirlenmiştir. Ayrıca, spontan kapanmanın başarılı olduğu vakalarda İBA dişinin açı değişimi sınırlı, başarısız olanlarda ise daha belirgin meziale devrilme gözlenmiştir. İKA dişlerinde de çekim sonrası distale devrilme izlenmiş, ancak bu değişim mandibulada sınırlı kalmıştır. ÜBA varlığı ve İBA vertikal seviyesi ile boşluk kapanma arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. TME semptomları bazı hastalarda saptanmış, ancak diş çekimi ile doğrudan ilişkilendirilememiştir. Sonuç olarak, daimi BBA dişi kaybı sonrası spontan boşluk kapanmasını öngörmede yalnızca kronolojik yaşın değil, dişlerin gelişimsel evresinin ve çevresel faktörlerin de dikkate alınması gerektiği ortaya konulmuştur. Erken teşhis ve doğru zamanlama ile yapılacak müdahaleler hem oklüzyonun hem de fonksiyonel sonuçların daha iyi olmasını sağlayacaktır.The first permanent molar (FPM) is the tooth with the highest incidence of caries during both mixed and permanent dentition, and is the most commonly restored and extracted permanent tooth. When extraction is necessary, it should be considered that the second permanent molar (SPM) and second premolar (SP) may drift into the extraction space under appropriate conditions. Therefore, the long-term prognosis of FPMs must be carefully evaluated. This study aimed to assess the clinical and radiographic outcomes of FPM loss during the mixed dentition period. Ninety pediatric patients aged 7–12 years, who presented to the Selçuk University Faculty of Dentistry between 2017 and 2022 and had at least one extracted FPM, were included. A total of 35 maxillary and 95 mandibular extracted FPMs were retrospectively analyzed. Extraction age, number of extracted teeth, and extraction sites were recorded. Radiographic evaluations included SPM bifurcation development, third molar (TPM) presence, SPM vertical position, and angular changes of SPMs and SPs. Spontaneous space closure and temporomandibular joint (TMJ) symptoms were assessed using clinical records. A significant relationship was found between the SPM bifurcation development stage and spontaneous space closure success (p<0.05), with higher closure rates at Demirjian stages D and E. Space closure success was also significantly associated with extraction age (p<0.05), with better results when extraction occurred between 8–11 years. Closure was more successful in the maxilla (81.8% Grade 1 closure) compared to the mandible (33.7%). Limited angular changes were observed in successful cases, while greater mesial tipping of SPMs was noted in unsuccessful cases. SPs exhibited mild distal tipping, particularly limited in the mandible. No significant relationship was found between TPM presence or SPM vertical position and space closure. TMJ symptoms were observed in some patients but were not statistically linked to extractions. In conclusion, successful spontaneous space closure after FPM extraction depends not only on chronological age but also on dental developmental stages and other factors. Early diagnosis and proper timing are crucial to achieving optimal occlusal and functional outcomes.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 24132017 proje numarası ile desteklenmişti
Use of mythological elements in web series
Bu çalışmada, Netflix Türkiye yapımı internet dizileri olan Atiye (2019-2021), Hakan: Muhafız (2018-2020) ve Şahmaran (2023-2024), metinlerarasılık yöntemi ile analiz edilmiştir. Tez, modern Türk televizyon yapımlarında mitolojik unsurların kullanımı ve yeniden uyarlanmasını ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı, söz konusu dizilerde yer alan mitolojik imgelerin, anlatılar ve karakterler aracılığıyla nasıl şekillendiğini ortaya koymaktır. Aynı zamanda, bu imgelerin metinlerarası bağlantılar yoluyla modern hikâye anlatımına nasıl entegre edildiği incelenmektedir. Metinlerarasılık yöntemi kullanılarak yapılan analizlerde, dizilerdeki mitolojik unsurların tarihsel mitlerle ve kültürel anlatılarla olan ilişkisi, bu unsurların yeniden yorumlanış biçimleri ve anlatılardaki tematik işlevleri analiz edilmiştir. Atiye dizisinde Göbeklitepe'ye dayalı bir kadim bilgi miti, Hakan: Muhafız dizisinde İstanbul'un koruyucu kahramanı ve ölümsüzlük mitleri, Şahmaran dizisinde ise insan ve doğa arasındaki bağın yanı sıra Şahmaran Efsanesi merkeze alınmıştır. Bu bağlamda, mitolojik öğelerin modern anlatılar içinde yeniden kurgulandığı ve günümüz izleyicisine hitap eden yeni bir mitos anlatısı üretildiği görülmektedir.This study analyzes the Netflix Turkey original series Atiye (The Gift) (2019 2021), Hakan: Muhafız (The Protector) (2018-2020), and Şahmaran (2023-2024) within a mythological context using the method of intertextuality. The thesis examines how mythological elements are utilized and adapted in contemporary Turkish TV productions and aims to reveal how these mythological images are shaped through narratives and characters. Furthermore, it explores how these elements are integrated into modern storytelling through intertextual references. Using an intertextual approach, the study analyzes the relationship between the mythological references in the series and ancient myths, their reinterpretation, and their thematic role within the narrative. In Atiye, the myth of ancient knowledge centered around Göbeklitepe is examined; in Hakan: Muhafız, the myths of immortality and the guardian hero of Istanbul are explored; and in Şahmaran, the symbolic connection between humanity and nature and the legend of Şahmaran are discussed. These mythological components are reinterpreted through modern narrative structures, contributing to the formation of contemporary mythmaking within the digital media landscape
The representation of African American women in black cinema: Historical, cultural, and black feminist perspectives
Siyah kadınların sinemadaki temsiline yönelik tarihsel ve kültürel dönüşümleri inceleyen bu çalışma, kölelik kurumundan günümüze uzanan geniş bir perspektiften hareketle, Siyah kadının toplumsal ve sinemasal konumunu daha derinlikli biçimde kavramaya çalışmaktadır. İnsanlık tarihi bağlamında köleliğin ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi, Afrika'nın kültürel çeşitliliği, Atlantik köle ticareti ve Afro-Amerikan belleğin oluşum süreci, Siyah kadınların tarihsel olarak maruz bırakıldığı çok katmanlı baskı sistemlerinin kavranmasına zemin hazırlar. Bu bağlamda, Siyah feminizmin kuramsal temelleri ile Siyah sinemanın gelişimi; ırk filmleri, sorun filmleri, blaxploitation, L.A. İsyanı ve Yeni Siyah Sinema gibi dönemsel başlıklar üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, Siyah kadınların sinemadaki temsillerini tarihsel bağlam ve kültürel kimlik çerçevesinde analiz ederek, özgün direniş biçimlerini, belleği ve kimlik inşasını görünür kılmaktır. Bu yönüyle araştırma hem kültürel hem de politik anlamda Siyah kadınların yaratıcı ifade alanlarının çözümlemesine katkı sunmakta; bu katkısıyla da Siyah feminist kuramı sinema bağlamında genişletmektedir. Bu doğrultuda, L.A. İsyanı dönemi filmlerinden Haile Gerima'nın Bush Mama (1979) ve Julie Dash'in Daughters of the Dust (1991) ile Yeni Siyah Sinema döneminden Spike Lee'nin She's Gotta Have It (1986) ve Savanah Leaf'in Earth Mama (2023) adlı filmleri, Siyah feminist kültürel analiz yöntemiyle incelenmiştirFocusing on the historical and cultural transformations in the representation of Black women in cinema, this study seeks to develop a deeper understanding of the social and cinematic positioning of the Black woman through a broad perspective that extends from the institution of slavery to the present day. The emergence and historical development of slavery within the context of human history, the cultural diversity of Africa, the transatlantic slave trade, and the formation of Afro-American memory provide a basis for understanding the multilayered systems of oppression historically imposed on Black women. Within this context, the theoretical foundations of Black feminism and the development of Black cinema have been evaluated through period-specific categories such as race films, problem films, blaxploitation, the L.A. Rebellion, and the New Black Cinema. The aim of the study is to analyze the representations of Black women in cinema within the framework of historical context and cultural identity, in order to make visible their unique forms of resistance, memory, and identity construction. In this regard, the research contributes to the analysis of the creative spaces of expression for Black women in both cultural and political terms; through this contribution, it also expands Black feminist theory within the context of cinema. Accordingly, Haile Gerima's Bush Mama (1979) and Julie Dash's Daughters of the Dust (1991) from the L.A. Rebellion period, and Spike Lee's She's Gotta Have It (1986) along with Savanah Leaf's Earth Mama (2023) from the New Black Cinema movement, are analyzed using the method of Black feminist cultural analysis
Embroidery found in Erkmen town of Afyonkarahisar province
Yaptığımız araştırmalar sonucunda Afyonkarahisar İlinin merkeze bağlı Erkmen beldesi sınırları içerisinde bulunan el işlemelerinin araştırılmamış olduğu saptanmıştır. Belde halkı ile görüşmeler yapıldıktan sonra elde edilen işlemelerin motifleri detaylı incelenerek, farklılık gösteren motifler tespit edilmiştir. Araştırmamızın amacı; Erkmen beldesindeki evlerde bulunan el işlemelerinin tespit edilmesi, gözlem ve görüşmeler yoluyla tespiti yapılan ürünlerin özellikleri hakkında bilgilerin kaynak kişilerden elde edilmesi ve edinilen bilgilerin bilimsel araştırma yöntemleri ile kayıt altına alınarak belgelendirilmesidir. Bu doğrultuda, kaynak kişilerden elde edilen işlemeli ürünlerden 57 adeti incelenmiş, hazırlanan 57 adet gözlem fişinde, belde halkından alınan işlemeli ürünlerin motiflerinde değişiklik gösterenleri kaydedilmiş ve aynı olan motifler birleştirilerek çalışmalar sürdürülmüştür. Çalışmamız yedi bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın konusu, problem durumu, amacı, önemi, konu ile ilgili yapılan araştırmalar ve yayınlar çalışmanın ilk bölümünü oluşturmaktadır. Konu ile ilgili yapılan araştırma ve yayınlar alfabetik olarak sıralanarak özetlenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümümüz yöntem bölümüdür. Bu bölümde; araştırma modeli, evren-örneklem, (sayıltılar), kapsam-sınırlılık, veri toplama tekniği, verilerin analizi ve tanımlar yer almaktadır. Üçüncü bölümümüz İşleme Sanatı ve Erkmen Beldesi başlığı altında işleme sanatının genel tanımı, sınıflandırılması ve tarihçesi açıklanarak Türk İşleme Sanatı ve Afyonkarahisar İli Erkmen Beldesi hakkında bilgiler bulunmaktadır. Araştırmanın dördüncü bölümünde; ürün sahipleriyle yapılan mülakat sonucunda edinilen bilgilerin yer aldığı gözlem fişleri, ayrıca gözlemlenen ürünlerin genel ve detay fotoğrafları ile çizimlerinin bulunduğu katalog bölümüne yer verilmiştir. Katalog yerleşim düzeni ürünlerin kronolojik olarak eski tarihten başlanarak günümüz tarihine yakın ürünler olarak sıralanmıştır. Hazırlanan gözlem fişlerinde; ürünlerin inceleme tarihi, ürün sahibi, adresi, geliş biçimi, ürünün kullanım alanı, ürünün yeri, ürünü yapan kişi, tarihlendirme, ürünün bugünkü durumu, onarım durumu, türü, türün yöredeki adı, türe bağlı en-boy ölçüleri, kullanılan gereçler, teknikler, belirlenen renk özellikleri, işlemede seçilen bezeme konuları; bitkisel, geometrik, figürlü ve nesneli olarak incelenmiş ve kompozisyona ait bilgiler yer almıştır. Beşinci bölüm; bulgular ve yorumların yer aldığı bölümdür. Ürünler özellikleri bakımından detaylı incelemesi yapılmış, edinilen veriler değerlendirilmiş ve sistematik olarak tablolara aktarılmıştır. Altıncı bölüm ise son bölümüz olan değerlendirme ve sonuç bölümüdür. Yapılan değerlendirme çalışmaları araştırmanın sonuca ulaşılmasında ve Erkmen beldesindeki işlemeli ürünlerin günümüzdeki durumunun belgelendirilerek kayıt altına alınmasını sağlamıştır.As a result of our research, it has been determined that the traditional embroidery works within the borders of Erkmen, a town connected to the central district of Afyonkarahisar Province, have not previously been studied. After conducting interviews with local residents, the motifs of the embroidered pieces obtained were examined in detail, and distinctive patterns were identified. The aim of our study is to identify the hand-embroidered items found in the homes of Erkmen, to obtain information on the characteristics of these items through observation and interviews, and to document this information using scientific research methods. In this context, 57 embroidered items collected from local sources were examined. Observation forms were prepared for each item. Variations in the motifs were recorded, and similar motifs were grouped together to proceed with the study. Our study consists of seven chapters. The first chapter includes the subject of the research, the problem statement, aim, significance, and previous studies and publications on the topic. The existing research and literature related to the topic were listed in alphabetical order and summarized. The second chapter presents the methodology. This section includes the research model, universe-sample, assumptions, scope-limitations, data collection techniques, data analysis, and definitions. The third chapter, titled "The Art of Embroidery and Erkmen Town," provides a general definition, classification, and historical background of embroidery art. It also contains information about Turkish embroidery art and the town of Erkmen in Afyonkarahisar. The fourth chapter includes observation forms based on interviews conducted with the owners of the products. Additionally, this section presents a catalog containing general and detailed photographs and drawings of the observed items. The layout of the catalog follows a chronological order, beginning with the oldest and moving toward more recent items. The observation forms include the date of examination, the owner of the item, address, method of acquisition, usage area, location, the person who created it, dating, current condition, repair status, type, local name of the type, dimensions (length and width), materials used, techniques, color characteristics, and the chosen decorative themes in embroidery such as floral, geometric, figurative, and object-based designs, along with information about the composition. The fifth chapter presents the findings and interpretations. The items were analyzed in detail in terms of their characteristics. The data obtained were evaluated and systematically presented in tables. The sixth and final chapter is the evaluation and conclusion. The assessments conducted contributed to reaching a conclusion in the study and enabled the documentation and registration of the current state of embroidered products in Erkmen town
Project title synthesis of new indole hydrazone derivatives, structural elucidation, and investigation of their effects on acetylcholinesterase and butyrylcholinesterase enzymes
İndol türevi bileşikler medisinal kimyada önemli bir terapötik ajan sınıfını oluşturmaktadır. Bu bileşikler hayvanlarda, bitkilerde ve mikroorganizmalarda bulunan geniş bir bileşik sınıfını teşkil eder. İndol halkası içeren ilaç grupları olarak anti-psikotikler, anti-depresanlar, astım tedavisinde kullanılanlar, seksüel disfonksiyon tedavisinde kullanılanlar, anti-hipertansifler ve anti-emetikler örnek olarak verilebilir. İndol hidrazon türevi bileşiklerin AChE ve BChE enzimleri üzerine etkilerini araştıran çok sayıda çalışma literatürde mevcuttur. Bu çalışma kapsamında iki basamaklı reaksiyonla 12 adet yeni indol hidrazon türevi bileşiklerin tasarımı, sentezi gerçekleştirilmiş, söz konusu bileşiklerin erime dereceleri belirlenmiş olup yapıları 1H NMR, 13C NMR ve MASS spektrumları ile aydınlatılmıştır. Sentezleri gerçekleştirilen ve yapıları aydınlatılan bu bileşiklerin in vitro ortamda AChE ve BChE enzim inhibisyon aktivite testleri gerçekleştirilmiş ve sonuçlar IC50 ve Ki değerleri olarak verilmiştir. Bulgular özellikle KN5 (Ki=5.28 ± 1.05 BChE için) ve KN10 (Ki=10.10 ± 1.77 AChE için) bileşiklerinin sırasıyla BChE ve AChE üzerinde donepezil'den daha yüksek inhibitör aktivite gösterdiğini ortaya koymuştur. Aktivite testleri sonucu elde edilen verilere bakıldığında sentezlenen bileşiklerin Alzheimer Hastalığı tedavisinde kullanılan referans bileşik olan donepezil'e kıyasla daha güçlü AChE ve BChE enzim inhibitör etki gösterdiklerinden sentezlenen bileşiklerin gelecekte nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde potansiyel ajanlar olabileceğini göstermektedir.Indole-derived compounds represent an important class of therapeutic agents in medicinal chemistry. These compounds constitute a broad class found in animals, plants, and microorganisms. Drugs containing the indole ring are observed in various therapeutic categories, including antipsychotics, antidepressants, anti-asthmatics, agents used in the treatment of sexual dysfunction, antihypertensives, and antiemetics. Numerous studies in the literature have investigated the effects of indole hydrazone derivatives on acetylcholinesterase (AChE) and butyrylcholinesterase (BChE) enzymes. In this study, a two-step reaction strategy was employed to design and synthesize twelve novel indole hydrazone derivatives. The synthesized compounds were characterized by determining their melting points and elucidating their structures using ^1H NMR, ^13C NMR, and mass spectrometry (MS) techniques. The inhibitory activities of the characterized compounds against AChE and BChE enzymes were evaluated in vitro, and the results were expressed in terms of IC₅₀ and Kᵢ values. Notably, compound KN5 (Kᵢ = 5.28 ± 1.05 µM for BChE) and compound KN10 (Kᵢ = 10.10 ± 1.77 µM for AChE) demonstrated higher inhibitory activity than the reference drug donepezil against BChE and AChE, respectively. Based on the activity data, the synthesized compounds exhibited stronger inhibitory effects on AChE and BChE enzymes compared to donepezil, suggesting that these novel molecules may serve as promising lead candidates for the treatment of neurodegenerative disorders such as Alzheimer's disease.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 24202055 Proje numarası ile desteklenmiştir
The effects of melatonin applications on the physiology and development of 'black magic' vines grafted onto different rootstocks under continental climate conditions
Bağcılık kültürü ve çeşit zenginliği bakımından önemli avantajlara sahip olan ülkemiz, dünyada özellikle sofralık ve kurutmalık üzüm yetiştiriciliği bakımından ön sıralarda yer almaktadır. Ülkemizin yaklaşık her bölgesinde, yüzyıllardır süregelen yöreye özgü geleneksel yetiştiricilik teknikleri ile ekolojiye özelleşmiş üzüm çeşitlerinin birlikteliğinden günümüze ulaşan köklü bir üzüm yetiştiriciliği faaliyeti mevcuttur. Ancak, dünya bağcılığında olduğu gibi ülkemizde de tarımsal faaliyetleri baskılayan çevresel stres faktörleri verim ve kalitede önemli kayıplara neden olarak üzüm üretiminde sürdürülebilirliği olumsuz etkilemektedir. Artan çevresel stres faktörlerinin etkisi altında, dünya nüfusunun sürdürülebilir nitelikte beslenebilmesi için bitki gelişimini olumsuz etkileyen çeşitli stres faktörlerinin azaltılması ve bitkinin bu olumsuz şartlardan etkilenmesini en aza indirmeye yönelik çalışmalar yapılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda melatonin, bitkilerde çeşitli abiyotik ve biyotik streslerle mücadelede hayati rol oynayan önemli bir moleküldür. Farklı bitki türlerinde melatonin uygulamalarının bitkileri çeşitli stres faktörlerine karşı korumada olumlu sonuçlar alınmıştır. Üzüm üretiminde ise melatonin uygulamasının oldukça sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Bağ Yetiştirme ve Islahı Anabilim Dalı Araştırma ve Uygulama Bağı'nda yürütülen bu çalışma kapsamında, 2023 yılında dikilen ve farklı anaçlara (41B ve Rupestris du Lot) aşılı 'Black Magic' asma fidanlarına yapraktan melatonin uygulamalarının asmaların fizyolojisi ve gelişmesine etkileri araştırılmıştır. Elde edilen genel bulgulara göre, karasal iklimin hüküm sürdüğü çoklu stres faktörlerinin (sıcaklık dalgalanmaları, düşük nem, yüksek pH gibi) etkisi altında ülkesel bağcılığımızın sürdürülebilirliği için melatonin uygulamaları hakkında öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Yaz sezonu boyunca yapraktan dört defa gerçekleştirilen melatonin uygulamaları, asmaların fizyolojik ve vejetatif özelliklerinin desteklenmesinde ve hücrelerde oksidatif stresin azaltılmasında olumlu etkiler göstermiştir. Araştırma da kullanılan dozlar içerisinde ise 200 µM melatonin birçok parametre bakımından ön plana çıkmıştır. İklim değişikliğinin etkisi altında stres faktörlerinin olumsuz etkilerine karşı asmaların desteklenmesine yönelik olarak sürdürülebilir bağcılıkta melatonin uygulamalarının önerilebileceği kanaatine varılmıştır.Our country is within the forefront countries of the world for table and raisin cultivation in terms of viticulture as it has unique advantages with traditional culture and genotype diversities. There is a well-established grape growing activity in almost every region of our country, which has been reached today from the combination of traditional cultivation techniques specific to the region and ecologically specialized grape varieties that have been going on for centuries. However, as in world viticulture, environmental stress factors that suppress agricultural activities in our country negatively affect the sustainability of grape production by causing significant losses in yield and quality. Under the influence of increasing environmental stress factors, it is important to reduce various stress factors that negatively affect plant development and to carry out studies to minimize the plant's impact from these adverse conditions in order for the world population to be able to feed sustainably. In this context, melatonin is an important molecule that plays a vital role in the fight against various abiotic and biotic stresses in plants. Positive results of melatonin treatments in different plant species have been obtained in protecting plants against various stress factors. On the other hand, it is observed that the application of melatonin in grape production is quite limited. Within the scope of this study which was performed in Research and Application Vineyard of Selcuk University Faculty of Agriculture Department of Horticulture, the effects of melatonin treatments on the physiology and development of 'Black Magic' vines grafted on different rootstocks (41B ve Rupestris du Lot) was investigated. According to the general findings obtained, recommendations on melatonin treatments has been tried to be developed for the sustainability of national viticulture under the influence of multiple stress factors. Melatonin treatments, performed four times during the summer season, have yielded positive results on supporting the vine physiology and vegetative development as well as mitigating the oxidative stress. Among the doses tested in the study, 200 µM melatonin was pioneering for many parameters. Melatonin treatments have been found to be promising practice in sustainable viticulture for supporting the vines against stress factors under the effects of climate change.Bu tez çalışması Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 23201084 nolu proje ile desteklenmiştir
Thematic analysis and artistic features of İsmail Sabri Pasha's poems
Bu tez, Mısır'ın modernleşme sürecinde önemli bir entelektüel figür olan İsmail Sabri Paşa'nın şiirlerini tematik ve sanatsal yönleriyle incelemektedir. Paşa'nın mersiye, medih, vatan sevgisi ve toplumsal içerikli şiirleri, yaşadığı dönemin toplumsal ve siyasal bağlamı içerisinde değerlendirilmiş; bu eserlerin hem bireysel duyarlılıkları hem de kolektif hafızayı yansıtan nitelikleri ortaya konmuştur. Çalışmada, Sabri Paşa'nın klasik Arap şiir geleneği ile modern edebiyat anlayışını nasıl birleştirdiği analiz edilerek Doğu ve Batı edebiyatları arasında kurduğu estetik köprü irdelenmiştir. Şiirlerinde yer alan belâgat sanatları (cinas, tıbak, tekrar) teknik ve içerik yönünden değerlendirilmiş; dilsel ustalığı, ifade derinliği ve şiirsel yapısı üzerinden çözümlemeler yapılmıştır. Ayrıca, şairin dönemin edebî ortamına ve toplumsal yapısına etkileri incelenmiş, eserlerinin Arap edebiyatı tarihi içindeki yeri ve önemi vurgulanmıştır. Bu bağlamda, İsmail Sabri Paşa'nın şiirlerinin hem tarihsel belge niteliği taşıdığı hem de klasik ve modern edebiyat arasında özgün bir geçiş noktası sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.This thesis examines the poetry of Ismail Sabri Pasha, a prominent intellectual figure in Egypt's modernization period, focusing on its thematic and artistic dimensions. The study analyzes his elegies, panegyrics, patriotic verses, and socially engaged poems within the socio-political context of his time, highlighting how these works reflect both personal sensitivity and collective memory. It aims to explore how Sabri Pasha combined the classical Arabic poetic tradition with modern literary elements, thereby establishing an aesthetic bridge between Eastern and Western literatures. The rhetorical devices in his poetry—such as jinās (paronomasia), ṭibāq (antithesis), and takrīr (repetition)—are examined in terms of their technical and semantic aspects, shedding light on the poet's linguistic mastery and expressive depth. Moreover, the study investigates the poet's influence on the literary environment of his era and assesses the contribution of his works to the literary discourse of the time. The thesis concludes that Ismail Sabri Pasha's poetry serves both as a historical document and as a unique example of the fusion between classical and modern literary aesthetics in the Arabic literary tradition
The impact of dessert names in Turkish cuisine on consumer preferences: A study on students receiving education in gastronomy and culinary arts
Bu çalışma, Türk mutfağındaki tatlı isimlerinin tüketici tercihlerine olan etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Tatlı isimleri, tüketicinin algısında lezzet beklentisini, ilgi çekiciliği ve satın alma eğilimini etkileyen önemli unsurlardan biridir. Özellikle gastronomi ve aşçılık eğitimi alan bireylerin bu konuda daha bilinçli ve seçici olabilecekleri düşüncesinden hareketle, araştırmanın evrenini ilgili bölümlerde eğitim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmada, tatlı isimlerinin tüketici üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla nicel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler anket tekniğiyle toplanmıştır. Anket toplam dört yüz elli üç kişiye uygulanmıştır. Anket formunda demografik bilgiler, tatlı tüketim alışkanlıkları ve isimlerin tatlı tercihine etkisini ölçmeye yönelik ölçekler yer almaktadır. Araştırmanın temel varsayımı, tatlı isimlerinin cazibesi ve çağrışımlarının, gastronomi eğitimi alan bireylerin tercihlerinde belirleyici bir rol oynayabileceğidir. Katılımcıların, geleneksel ve modern tatlı isimlerine yönelik algıları karşılaştırılmış ve farklı isimlendirme stratejilerinin tüketici karar süreçlerindeki etkileri analiz edilmiştir. Verilerin analizinde faktör analizi, hipotez testleri, tanımlayıcı istatistikler, güvenilirlik analizleri ve varyans analizi gibi istatistiksel yöntemler kullanılarak değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışmanın bulguları, tatlı isimlerinin yalnızca bir etiket olmaktan öte, tüketici zihninde belirli çağrışımları tetikleyerek tercihleri doğrudan etkileyebileceğini ortaya koymaktadır. Özellikle nostaljik ve geleneksel çağrışımlara sahip tatlı isimlerinin, tüketiciler tarafından daha sıcak ve samimi bulunduğu, modern ve yenilikçi isimlerin ise merak uyandırarak deneme isteğini artırdığı görülmüştür. Elde edilen sonuçlar, gastronomi ve pazarlama alanlarında önemli çıkarımlar sunarken, tatlı üreticileri ve restoran işletmecileri için isimlendirme stratejileri konusunda rehber niteliği taşımaktadır.This study aims to investigate the influence of dessert name in Turkish cuisine on consumer preferences. Dessert name constitute a significant factor affecting consumers' taste expectations, appeal, and purchase intentions. Grounded in the premise that individuals receiving gastronomy and culinary education may exhibit greater awareness and selectivity in this regard, the study population comprises students enrolled in relevant academic programs. A quantitative research method was employed to assess the impact of dessert name on consumers, with data collected through a survey technique administered to a total of four hundred and fifty-three participants. The survey instrument included demographic information, dessert consumption habits, and scales designed to measure the effect of name on dessert preferences. The core hypothesis of the study posits that the allure and associations evoked by dessert name may play a pivotal role in shaping the preferences of individuals with gastronomy education. Participants' perceptions of traditional versus modern dessert name were compared, and the effects of diverse naming strategies on consumer decision-making processes were analyzed. Statistical methods, including factor analysis, hypothesis testing, descriptive statistics, reliability analysis, and variance analysis, were utilized to examine the relationships among variables. The findings reveal that dessert name transcend mere labels, triggering specific associations in consumers' minds and directly influencing their preferences. Notably, dessert name imbued with nostalgic and traditional connotations were perceived as warmer and more sincere, while modern and innovative name sparked curiosity, thereby increasing the inclination to try them. The results offer significant insights for the fields of gastronomy and marketing, providing a guiding framework for dessert producers and restaurant operators in developing effective naming strategies
The effect of awareness training on mental illnesses given to religious officials on beliefs in mental illnesses and social distance
Bu çalışma din görevlilerine uygulanan ruhsal hastalıklara yönelik farkındalık eğitiminin, ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve sosyal mesafe üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla ön test son test deseninde tasarlanmış randomize kontrollü türde bir çalışmadır. Araştırma Konya ili Selçuklu ilçesinde bulunan ve kura yöntemi ile belirlenen Yunus Emre Yatılı Kız Kuran Kursu ve Mehmet Fuat Binici Kız Kuran Kursunda yürütülmüştür. Araştırmaya din görevlilerinden 26 müdahale, 26 kontrol grubu olacak şekilde toplam 52 kişi katılmıştır. Din görevlilerine ruhsal hastalıklara yönelik farkındalık eğitimi verilmiştir. Eğitim öncesi ve sonrası her iki gruba da ön test ve son test şeklinde Kişisel Bilgi Formu, Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği ve Sosyal Mesafe Ölçeği uygulanmıştır. Müdahale ve kontrol grubunda yer alan din görevlilerinin Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği toplam puan ve alt boyut puan ortalamalarına ait ön test puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmazken müdahale sonrası Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği toplam puan ve tehlikeli alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Benzer şekilde müdahale ve kontrol grubunda din görevlilerinin Sosyal Mesafe Ölçeğine ait ön test puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmazken müdahale sonrası Sosyal Mesafe Ölçeği toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak din görevlilerine uygulanan ruhsal hastalıklara yönelik farkındalık eğitiminin ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve sosyal mesafe üzerinde olumlu etkisi olduğu söylenebilir.This study is a randomized controlled study designed in a pre-test-post-test design to determine the effect of awareness training for religious officials regarding mental illnesses on belief and social distance towards mental illnesses. The research was conducted in Yunus Emre Girls' Quran Course and Mehmet Fuat Binici Girls' Quran Course in Selçuklu district of Konya province. A total of 52 people, 26 intervention and 26 control groups, participated in the study. Awareness training on mental illnesses was given to religious officials. Before and after the training, Personal Information Form, Belief Scale for Mental Illnesses, and Social Distance Scale were applied to both groups as pre-test and post-test. While there was no significant difference between the pre-test mean scores of the total score and sub-dimension mean scores of the Belief Scale for Mental Illnesses of the religious officials in the intervention and control groups, it was found that there was a significant difference between the total score and dangerous sub-dimension mean scores of the Belief Scale for Mental Illnesses after the intervention. Similarly, while there was no significant difference between the pre-test mean scores of the Social Distance Scale of the clergy in the intervention and control groups, there was a significant difference between the total mean scores of the Social Distance Scale after the intervention. As a result, it can be said that the awareness training on mental illnesses applied to religious officials has a positive effect on beliefs and social distance towards mental illnesses