Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    Determination of genetic diversity of some species of the genus Salvia L. distributed in Turkey using iPBS-retransposon DNA markers

    No full text
    Bu tez çalışması, Türkiye'de yayılış gösteren Salvia cinsine ait 25 türdeki toplam 96 genotipin genetik çeşitliliğini iPBS-retrotranspozon DNA markörleri kullanarak belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, iPBS işaretçileri ile genotiplerin genetik yapıları incelenmiş ve türler arasındaki genetik farklılıklar analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında kullanılan 83 iPBS primerinden 16'sı analizlere uygun bulunmuş ve bu primerler toplam 255 bant üretmiştir. Primer başına gözlemlenen allel sayısı 21 ile 63 arasında değişirken, ortalama polimorfizm bilgi içeriği (PIC) değeri 0.414 olarak hesaplanmıştır. Genetik çeşitlilik analizi sonucunda ortalama etkin allel sayısı (ne) 1.666, genetik çeşitlilik indeksi (h) 0.397 ve Shannon bilgi indeksi (I) 0.585 olarak bulunmuştur. Elde edilen veriler NTSYSpc (Dice benzerlik matrisi), POPGEN1.32 ve STRUCTURE yazılımları kullanılarak detaylı şekilde analiz edilmiştir. Kümeleme analizi ve temel bileşen analizi (PCoA), genotipleri genetik benzerliklerine göre gruplandırmıştır. Genetik yapı analizi, genotiplerin popülasyon düzeyinde üç farklı alt gruba ayrıldığını göstermiştir. Sonuçlar, iPBS-retrotranspozon markörlerinin, Salvia türlerinin genetik çeşitliliğini aydınlatmada etkili bir yöntem olduğunu göstermektedir. Çalışma, Salvia cinsine yönelik genetik, filogenetik ve koruma odaklı çalışmalara değerli bilgiler sunmakta ve bu alandaki araştırmalar için bir temel oluşturmaktadırThis thesis study aims to determine the genetic diversity of 96 genotypes belonging to 25 species of the Salvia genus distributed in Turkey using iPBS-retrotransposon DNA markers. The genetic structures of the genotypes were examined using iPBS markers, and genetic differences between the species were analyzed. Among the 83 iPBS primers used in the study, 16 were deemed suitable for analysis, producing a total of 255 bands. The observed allele number per primer ranged from 21 to 63, with an average polymorphism information content (PIC) value of 0.414. The genetic diversity analysis revealed an average effective allele number (ne) of 1.666, a genetic diversity index (h) of 0.397, and a Shannon information index (I) of 0.585. The data were thoroughly analyzed using NTSYSpc (Dice similarity matrix), POPGEN1.32, and STRUCTURE software. Cluster analysis and principal coordinate analysis (PCoA) grouped the genotypes based on their genetic similarities. Genetic structure analysis demonstrated that the genotypes were divided into three distinct subgroups at the population level. The results indicate that iPBS-retrotransposon markers are an effective method for elucidating the genetic diversity of Salvia species. This study provides valuable insights into genetic, phylogenetic, and conservation-oriented studies on the Salvia genus, establishing foundation for future research in this field.Bu tez çalışması Selçuk Üniversitesi BAP koordinatörlüğü tarafından 23201089 nolu proje ile desteklenmiştir

    Effect of rivastigmine on hippocampal glucose metabolism in an aged rat model

    No full text
    Bu çalışmanın amacı yaşlı sıçan modelinde Rivastigmin uygulamasının hipokampal glikoz metabolizmasını nasıl etkilediğini araştırmaktır. Bu çalışmada Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Deneysel Tıp Araştırma ve Uygulama Merkezinden temin edilen Wistar cinsi yaşlı erkek (n=30) ve dişi sıçanlar (n=30) (13 aylık) sıçanlar kullanıldı. Çalışma protokolü OMÜ Deneysel Tıp Araştırma ve Uygulama Merkezi Deney Hayvanları Etik Kurulunun 26.04.2024 tarihli toplantısının 2024/14 karar sayısı ile onaylandı. Toplam 40 adet sıçanın hipokampus dokularında gerçekleştirilen çalışmada deney hayvanları eşit sayıda 4 gruba ayrıldı. Grup 1: Yirmi bir gün boyunca 1 ml RIVA çözücüsü uygulanan (serum fizyolojik) erkek kontrol (EK) grubu. Grup 2: Yirmi bir gün boyunca 1 ml serum fizyolojik içinde intraperitoneal (i.p.) 2 mg/ kg RIVA uygulanan Erkek RIVA (ER) grubu. Grup 3: Yirmi bir gün boyunca 1 ml RIVA çözücüsü uygulanan (serum fizyolojik) dişi kontrol (DK) grubu. Grup 4: Yirmi bir gün boyunca 1 ml serum fizyolojik içinde intraperitoneal (i.p.) 2 mg/ kg RIVA uygulanan Dişi RIVA (DR) grubu. 21 gün süren deneysel uygulamaların bitiminden sonra hayvanlar genel anestezi altında sakrifiye edilerek hipokampus doku örnekleri alındı. Alınan doku örneklerinde Western blot yöntemi ile total GSK3β, p-GSK3β (Ser9), total Akt, p-Akt, GLUT4, SIRT1, PSD95 ve β-aktin protein seviyeleri analiz edildi. Western blot analizleri İstanbul Medipol Üniversitesi Rejeneratif ve Restoratif Tıp Araştırma Merkezinde gerçekleştirildi. Çalışmada t-GSK3β ve t-Akt seviyesi ER grubunda DR grubuna kıyasla anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Yine PSD95 seviyesi EK grubunda DR grubuna kıyasla anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bunun dışında ölçümü yapılan parametrelerin hiçbirinde gruplar arasında farklılık tespit edilmedi. Mevcut çalışmanın sonuçları Rivastigmin uygulamasının sıçanlarda hipokampal glikoz metabolizması üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olabileceğini göstermektedir. Cinsiyet mukayesesi yapıldığında bu sınırlı etkinin erkek sıçanlar lehine olduğu sonuç olarak söylenebilir.This study aimed to investigate how Rivastigmine administration affects hippocampal glucose metabolism in an aged rat model. This study utilized aged male (n=30) and female (n=30) Wistar rats (13 months old) obtained from Ondokuz Mayıs University (OMU) Experimental Medicine Research and Application Center. The study protocol was approved by the OMU Experimental Medicine Research and Application Center Animal Experiments Ethics Committee, with decision number 2024/14, dated 26.04.2024. A total of 40 rat hippocampus tissues were analyzed. The experimental animals were equally divided into four groups: Group 1: Male Control (MC) group: Administered 1 ml of Rivastigmine solvent (saline solution) for twenty-one days. Group 2: Male RIVA (MR) group: Administered 2 mg/kg Rivastigmine intraperitoneally (i.p.) in 1 ml of saline solution for twenty-one days. Group 3: Female Control (FC) group: Administered 1 ml of Rivastigmine solvent (saline solution) for twenty-one days. Group 4: Female RIVA (FR) group: Administered 2 mg/kg Rivastigmine intraperitoneally (i.p.) in 1 ml of saline solution for twenty-one days. After 21 days of experimental applications, animals were sacrificed under general anesthesia, and hippocampus tissue samples were collected. In the collected tissue samples, protein levels of total GSK3β, p-GSK3β (Ser9), total Akt, p-Akt, GLUT4, SIRT1, PSD95, and β-actin were analyzed by Western blot method. Western blot analyses were performed at the Regenerative and Restorative Medicine Research Center of Istanbul Medipol University. In this study, total GSK3β (t-GSK3β) and total Akt (t-Akt) levels were found to be significantly higher in the MR group compared to the FR group (p<0.01). Similarly, PSD95 levels were significantly higher in the MC group compared to the FR group (p<0.05). No significant differences were detected among the groups for any other measured parameters. The results of the current study suggest that Rivastigmine administration may have a limited effect on hippocampal glucose metabolism in rats. When gender comparison is made, it can be concluded that this limited effect is in favor of male rats.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 24202065 proje numarası ile desteklenmiştir

    Looking at global climate change from a gender equality perspective: The case of Konya-Ereğli example

    No full text
    İklim değişikliği, küresel ölçekte çevresel, ekonomik ve toplumsal alanlarda derin etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler yalnızca fiziksel çevreyle sınırlı kalmayıp, bireylerin psikolojik iyi oluşu üzerinde de belirleyici rol oynamaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, iklim değişikliğine ilişkin farkındalığın ve bu farkındalığın yol açtığı kaygı düzeylerinin bireyler arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu farklılıkların belirleyicilerinden biri de toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve mevcut yapısal eşitsizlikler, kadınların ve erkeklerin iklim değişikliği algılarını, farkındalık düzeylerini ve iklim değişikliği kaynaklı kaygılarını farklı biçimlerde deneyimlemelerine neden olmaktadır. Böylece, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile iklim değişikliği farkındalığı ve bu farkındalığın yarattığı psikolojik tepkiler arasındaki ilişkilerin araştırılması önemli hale gelmektedir. Özellikle yerel düzeyde gerçekleştirilen çalışmalar, bölgesel farklılıkları görünür kılarak, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin iklim değişikliğiyle ilişkisini daha derinlemesine kavramaya ve bu doğrultuda geliştirilecek politikalara somut katkı sunmaya olanak tanımaktadır. Çalışma, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin iklim değişikliği farkındalığı ve iklim değişikliği kaygısı üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, iklim değişikliği farkındalığının iklim değişikliği kaygısı üzerindeki etkisi ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve iklim değişikliği kaygısı arasındaki ilişkide farkındalığın aracılık rolü olup olmadığı da araştırılmıştır. Nicel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülen çalışma, Konya-Ereğli bölgesinde yaşayan bireylerle yapılan anket uygulamasıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, toplumsal cinsiyet eşitsizliği hem iklim değişikliği farkındalığı hem de iklim değişikliği kaygısı üzerinde anlamlı bir etkiye sahiptir. Ayrıca, iklim değişikliği farkındalığı ile iklim değişikliği kaygısı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan aracılık analizi sonucunda ise, iklim değişikliği farkındalığının, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile iklim değişikliği kaygısı arasındaki ilişkide kısmi bir aracılık rolü üstlendiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca yapısal bir sorun değil, aynı zamanda bireylerin çevresel tehditlere verdikleri psikolojik tepkiler üzerinde de etkili olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular, toplumsal cinsiyet perspektifini içeren çevre politikalarının ve iklim değişikliği ile mücadele stratejilerinin önemine dikkat çekmektedir.Climate change generates profound impacts on environmental, economic, and social dimensions at the global level. These effects are not limited to the physical environment but also play a decisive role in shaping individuals' psychological well-being. Recent studies have shown that awareness of climate change and the levels of anxiety it generates differ significantly among individuals. One of the main determinants of these differences is gender inequality. Gender roles and existing structural inequalities lead women and men to perceive climate change, become aware of its consequences, and experience climate-related anxiety in different ways. In this context, it becomes important to investigate the relationship between gender inequality, climate change awareness, and the psychological responses driven by that awareness. In particular, studies conducted at the local level help make regional disparities more visible, allowing for a deeper understanding of the gender-based inequalities related to climate change and offering concrete contributions to the development of context-specific policies. This study aims to examine the effects of gender inequality on climate change awareness and climate anxiety. Additionally, it investigates the impact of climate change awareness on climate anxiety and explores whether awareness mediates the relationship between gender inequality and climate anxiety. The study was carried out using a quantitative method through a survey conducted with individuals residing in the Konya-Ereğli region. The findings indicate that gender inequality has a significant effect on both climate change awareness and climate anxiety. Moreover, a positive and significant relationship was found between climate change awareness and climate anxiety. Mediation analysis revealed that climate change awareness plays a partial mediating role in the relationship between gender inequality and climate anxiety. These results demonstrate that gender inequality is not only a structural issue but also influences individuals' psychological responses to environmental threats. The findings emphasize the importance of incorporating a gender perspective into environmental policies and climate change adaptation strategies

    Analysis of tree pollen distributed in Selçuk University Alaeddin Keykubat Campus

    No full text
    Selçuk Üniversitesi Alaeddin Keykubat Yerleşkesi, Davis'in kareleme sistemine göre C4 karesi içerisinde yer alan İran-Turan floristik bölgesine dâhil olan 800 hektarlık alan kaplayan bir bölgedir. Bu çalışmada, Alaeddin Keykubat Yerleşkesi içerisinde yer alan 31 adet insanlar üzerinde alerjik etki gösterdiği bilinen ağaçlara ait polenlerin ışık ve taramalı elektron mikroskobu kullanılarak analizleri gerçekleştirilmiştir. Kampüs alanından toplanan örnekler yaygın herbaryum tekniklerine göre kurutularak herbaryum örneği haline getirilmiştir. Bu örneklerin çiçeklerinde ya da kozalaklarında yer alan anterlerinden polen taneleri elde edilerek ışık ve taramalı elektron mikroskobu ile mikrofotoğrafları elde edilmiş ve her bir ağacın polenine ait detaylı palinolojik analizi gerçekleştirilmiştir. Kampüs alanında en çok Cedrus deodara, Robinia hispida, Fraxinus excelsior ve Ailanthus altissima türlerinin yayılış gösterdiği belirlenmiştir. Bu türlerden Fraxinus excelsior türü çok yüksek, Ailanthus altissima türü yüksek, Cedrus deodara türü orta ve Robinia hispida türü ise düşük alerjik etkiye sahip türlerdir. Alerjik etkili polenlere sahip ağaçların yer aldığı familya ise Pinaceae familyası olarak tespit edilmiştir. Ayrıca Cupressecaeae familyasına ait türlerden Cupressus arizonica, Thuja occidentalis, Platycladus orientalis, Juniperus excelsa ve Calocedrus decurrens polenlerinin ayırımında orbikül ölçümlerinden faydalanılmıştır. Türlerin polen tanelerine ait ayrıntılı palinolojik veriler tablolar halinde sunulmuştur. Sonuç olarak; Alaeddin Keykubat Yerleşkesi'nde yer alan alerjik etkili ağaçların listesi ile bu ağaçların kampüs alanında yayılış gösterdiği alanlar ve polenlerinin analizina dair veriler elde edilmiştir.Selçuk University's Alaeddin Keykubat Campus covers an area of 800 hectares within the Irano-Turanian floristic region, located within the C4 grid system of Davis. In this study, pollen from 31 trees known to cause allergic reactions in humans within the Alaeddin Keykubat Campus was analyzed using light and scanning electron microscopy. Samples collected from the campus were dried using common herbarium techniques and prepared as herbarium specimens. Pollen grains were obtained from the anthers of the flowers or cones of these specimens, and microphotographs were taken using light and scanning electron microscopy. Detailed palynological analyses of each tree's pollen were conducted. Cedrus deodara, Robinia hispida, Fraxinus excelsior, and Ailanthus altissima were determined to be the most abundant species in the campus area. Of these species, Fraxinus excelsior has a very high allergenic effect, Ailanthus altissima has a high allergenic effect, Cedrus deodara has a moderate allergenic effect, and Robinia hispida has a low allergenic effect. The Pinaceae family was identified as the family containing trees with allergenic pollen. Furthermore, orbicular measurements were used to distinguish the pollen of Cupressus arizonica, Thuja occidentalis, Platycladus orientalis, Juniperus excelsa, and Calocedrus decurrens from the Cupressecaeae family. Detailed palynological data on the species' pollen grains are presented in tables. Consequently, a list of the allergenic trees located on the Alaeddin Keykubat Campus, their distribution areas within the campus, and data on their pollen analysis were obtained

    Investigation of the relationship between free time management and psychological well-being of students of the faculty of sports sciences

    No full text
    Bu çalışma ile Spor Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören öğrencilerin boş zaman yönetimi ile psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın evrenini Spor Bilimleri alanında öğrenim gören öğrenciler, örneklem grubunu ise Spor Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören 192 kadın 207 erkek olmak üzere toplam 399 öğrenci oluşturmuştur. Kişisel bilgilerin elde edilmesinde araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılırken, boş zaman yönetimlerinin belirlenmesinde Wang ve ark (2011) tarafından geliştirilen ve Akgül ve Karaküçük (2015) tarafından Türkçeye uyarlanan Boş Zaman Yönetim Ölçeği (BZYÖ), psikolojik iyi oluşlarının belirlenmesinde, Diener ve ark. (2010) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Telef (2013) tarafından yapılan Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) kullanılmıştır. Ölçekler, öğrencilere hem fiziksel ortamda hem de dijital platformlar üzerinden ulaştırılan anket formu aracılığıyla uygulanmıştır. Verilerin analizinde; ikili karşılaştırmalarda Independent Sample T testi, çoklu karşılaştırmalarda One Vay Anowa, farklılık kaynağının belirlemesinde ise Tukey HSD testi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde ise Pearson Corelasyon analizi kullanılmıştır. Cinsiyet faktörüne bağlı olarak psikolojik iyi oluş ve boş zaman yönetimi boyutlarında istatistiki bir değişim gözlenmemiştir (p > .05). Yaş faktörüne bağlı olarak psikolojik iyi oluş düzeylerinde istatistiki bir değişim gözlenmemiştir (p > .05). 23-27 yaş bireyler 18-22 yaş bireylerden boş zaman yönetimi, amaç belirleme ve yöntem, boş zaman tutumu ve değerlendirme boyutlarında istatistik anlamda daha yüksek değere sahipken (P<0.05), programlama boyutunda herhangi bir değişim gözlemlenmemiştir. Öğrenim alanı faktörüne bağlı olarak psikolojik iyi oluş ve boş zaman yönetimi boyutlarında istatistiki değişimler tespit edilmiştir. (p<.05). Araştırmamız psikolojik iyi oluş ile boş zaman yönetimi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir (p < .01). Bu bulgular ışığında cinsiyetin psikolojik iyi oluş ve boş zaman yönetiminde etken bir rolünün olmadığı, 23-27 yaş öğrencilerin 18-22 yaş öğrencilere nazaran daha pozitif boş zaman yönetimine sahip olduğu, rekreasyon bölümünün diğer bölümlere nazaran daha pozitif psikolojik iyi oluş ve boş zaman yönetimi düzeyine sahip olduğu söylenilebilir. Ayrıca boş zaman yönetimi ve psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişkinin bulunması bireylerin boş zaman yönetimi ve psikolojik iyi oluşlarının artırılması, eğitimsel faktörlerle desteklenmesiyle daha iyi bir düzeye gelebilir.The aim of this study is to examine the relationship between leisure time management and psychological well-being among students studying in Faculties of Sport Sciences. The population of the research consists of students studying in the field of Sport Sciences, while the sample includes a total of 399 students, 192 females and 207 males, enrolled in Faculties of Sport Sciences. A personal information form developed by the researcher was used to obtain demographic data. The Leisure Time Management Scale (LTMS), developed by Wang et al. (2011) and adapted into Turkish by Akgül and Karaküçük (2015), was used to determine students' leisure time management levels, and the Psychological Well-Being Scale (PWBS), developed by Diener et al. (2010) and adapted into Turkish by Telef (2013), was used to measure their psychological well-being. The scales were administered to the participants via questionnaire forms delivered both physically and through digital platforms. In data analysis, the Independent Samples T-Test was used for pairwise comparisons, One-Way ANOVA was utilized for multiple comparisons, and the Tukey HSD test was applied to identify the source of differences. Pearson Correlation analysis was used to examine the relationships between the scales. No statistically significant difference was observed in leisure time management or psychological well-being according to gender (p > .05). Similarly, no statistically significant difference was found in psychological well-being levels according to age (p > .05). However, participants aged 23–27 scored significantly higher than those aged 18–22 in leisure time management, goal setting and method, leisure attitude, and evaluation sub-dimensions (p < .05), while no difference was found in the programming sub-dimension. Significant differences were detected in psychological well-being and leisure time management according to academic department (p < .05). The study also revealed a positive and significant relationship between leisure time management and psychological well-being (p < .01). Based on these findings, it can be stated that gender is not an influential factor in psychological well-being or leisure time management, students aged 23–27 have more positive leisure time management skills than those aged 18–22, and Recreation Department students have higher psychological well-being and leisure time management levels compared to students from other departments. Additionally, the strong positive correlation between leisure time management and psychological well-being suggests that both variables may be enhanced through educational support and structured interventions

    The interpretation in Ibn Barrajān's tafsīr (With a special focus on the parables of the prophets of the holy prophets)

    No full text
    Bu çalışma, İbn Berrecân'ın Tenbîhü'l-efhâm adlı eserinde ülü'l-azm peygamber kıssalarına getirdiği işârî yorumları ele almıştır. Müellifin tasavvufî yaklaşımı, kıssaları yorumlarken öne çıkmış; ancak zâhirî anlamı tamamen göz ardı etmeyip rivayet tefsir yöntemine de bağlı kalmıştır. Bu durum, onun yorumlarının makbul bir işârî tefsir örneği oluşturduğunu göstermektedir. Hz. Nûh kıssasında gemi sembolüne derin anlamlar yüklemek yerine, peygamberlerin tebliğde yaşadığı sıkıntılara, kavmin inkârda ısrar etmesinin doğuracağı sonuçlara odaklanmıştır. Gemi, şeriatın insanı helakten koruyan yönüyle ilişkilendirilmiş; ancak bazı diğer müfessirlerdeki gibi detaylı simgesel yorumlar sunmamıştır. Hz. İbrâhim kıssasında ise fenâ-bekâ kavramları yerine ahde vefa, uzlet ve teslimiyet konularını öne çıkarmıştır. İsmâil'i kurban etme kıssasını mutlak bir teslimiyet örneği olarak değerlendirirken, Hz. İbrâhim'in kavmiyle arasına mesafe koymasını uzlet kavramı ile açıklamıştır. Hz. Mûsâ'nın doğumu ve Firavun'un sarayında büyümesi, Allah'ın himaye ve inayetinin göstergesi olarak yorumlanmıştır. Firavun ve kavminin uğradığı musibetler ise insanın gafletten uyanıp basiret sahibi olması gerektiğine işaret eder. Bakara kıssasında vahyin diriltici ve yönlendirici gücü vurgulanırken, gereksiz detay soruların sıkıntı doğuracağı belirtilmiştir. Mûsâ-Hızır kıssasında da diğer tasavvufî tefsirlerde görülen şeyh-mürşit ilişkisi vurgusu yerine, evrensel ahlak ilkeleri öne çıkarılmıştır. Hz. Muhammed'in kıssalarında namaz ibadetine bâtınî boyutunu ele almış; namazı Allah'a yaklaşma ve manevî huzura erme vesilesi olarak değerlendirmiştir. Ayrıca peygamberlik makamının yüceliğini vurgulamış, bu görüşünü Hudeybiye Antlaşması ve Rıdvan Biatı örnekleriyle desteklemiştir. Sonuç olarak İbn Berrecân'ın işârî yorumları, Endülüs tefsir geleneğinde tasavvufî bakış açısının da etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Onun yorumları, zâhire aykırı olmadan Kur'an'ın mesajını derinleştiren zengin bir anlam katmanı sunmaktadır.This study deals with Ibn Barrajān's literal interpretations of the parables of the prophets in his work Tenbīh al-efhām. The author's Sufi approach came to the fore in his interpretation of the parables; however, he did not completely ignore the literal meaning and adhered to the method of narrative exegesis. This shows that his interpretations constitute an example of an acceptable exegesis. In the parable of Noah, instead of attributing deep meanings to the symbol of the ship, he focused on the difficulties that the prophets experienced in the preaching of the message and the consequences of the people's persistence in disbelief. The ship is associated with the aspect of the Shari'ah that protects people from destruction; however, he does not offer detailed symbolic interpretations as some other commentators do. In the parable of Abraham, he emphasized the themes of covenant faithfulness, aloofness and submission instead of the concepts of life and death. While evaluating the parable of Ismāʿīl's sacrifice as an example of absolute submission, he explained Abraham's distance from his people with the concept of aloofness. The birth of Moses and his growing up in Pharaoh's palace is interpreted as an indication of God's protection and favor. The calamities suffered by Pharaoh and his people, on the other hand, point to the need for people to wake up from their heedlessness and have clairvoyance. In the parable of al-Baqarah, the revelation's revitalizing and guiding power is emphasized, and it is stated that unnecessary detailed questions would cause trouble. In the parable of Mûsâ-Hızır, universal moral principles are emphasized instead of the sheikh-murshid relationship seen in other Sufi commentaries. In the parables of the Prophet Muhammad, the bātī dimension of prayer is discussed, and prayer is considered as a means of approaching God and attaining spiritual peace. He also emphasized the greatness of the office of prophethood and supported this view with the examples of the Treaty of Hudaybiyyah and the Pledge of Ridwan. In conclusion, Ibn Barrajān's commentaries reveal that the Sufi perspective was also influential in the Andalusian exegetical tradition. His interpretations offer a rich layer of meaning that deepens the message of the Qur'an without contradicting the literal

    Social media intelligence and psychological warfare: Psychological manipulation strategies of terrorist organizations

    No full text
    Bu çalışma, sosyal medya istihbaratı ve psikolojik savaşın birbiriyle olan bağlantısına odaklanarak terör örgütlerinin sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiği psikolojik manipülasyon stratejilerini incelemektedir. Geleneksel savaş stratejilerinden farklı olarak terör örgütleri, modern iletişim araçları vasıtasıyla sivil toplumu etkilemeye ve yönlendirmeye çalışmaktadır. Terör örgütlerinin sosyal medya platformları vasıtasıyla propaganda faaliyetlerini nasıl yürüttüklerini, kitleleri yönlendirirken neler yaptıklarını ve bunları yaparken toplumu psikolojik olarak nasıl etkilediklerini detaylı bir şekilde ele almaktadır. Aynı zamanda, algı yönetimi kapsamında yürüttükleri psikolojik baskı ve tehditlere karşı toplumun farkındalığını ve bu manipülasyonlara karşı direncini artırmayı amaçlayan önlemleri tartışmaktadır. Kapsamlı araştırmalar ve literatür taramaları ile desteklenen bu çalışma, sosyal medya istihbaratı ve psikolojik savaş karmaşıklığının anlamlandırılması açısından literatüre katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.This study examines the psychological manipulation strategies carried out by terrorist organizations through social media by focusing on the interconnection of social media intelligence and psychological warfare. Unlike traditional war strategies, terrorist organizations try to influence and direct civil society through modern communication tools. It discusses in detail how terrorist organizations carry out their propaganda activities through social media platforms, what they do when directing the masses, and how they psychologically affect the society while doing these. At the same time, it discusses measures aimed at increasing society's awareness of the psychological pressure and threats they carry out within the scope of perception management and its resistance to these manipulations. It is evaluated that this study, supported by comprehensive research and literature reviews, will contribute to the literature in terms of making sense of the complexity of social media intelligence and psychological warfare

    Effect of intrauterine recombinant bovine interleukin-8 (rbIL-8) administration to dairy cows on conception rate in the postpartum period

    No full text
    Sunulan tez çalışmasının amacı, Holstein ırkı primipar ineklerde doğum sonrası intrauterin yolla uygulanan rekombinant sığır interlökin-8'in ilk tohumlamada gebe kalma oranına, postpartum 90 gün boyunca haftalık süt verimine, kan serum beta hidroksi bütirik asit (BHBA), kalsiyum (Ca) ve esterleşmemiş serbest yağ asitlerinin (NEFA) değerleri üzerine etkisini belirlemektir. Bu amaca yönelik olarak 24-35 aylık yaş aralığında doğumuna müdahale edilmeyen ve doğum sonrası 24 saat içerisinde yavru zarlarını müdahale olmaksızın atan, klinik muayene bulguları sağlıklı 40 primipar inek seçildi. Seçilen inekler intrauterin rekombinant sığır interlökin-8 grubu (IL-8 /n=20) ve kontrol grubu (Con/ n=20) olarak ikiye ayrıldı. IL-8 grubuna intrauterin yolla 1,250 g rbIL-8+ 500 mL %0,9 NaCl uygulaması, Con grubuna ise yalnızca intrauterin 500 mL %0,9 NaCl uygulaması yapıldı. IL-8 ve Con gruplarında yer alan ineklerden intrauterin uygulamanın yapıldığı gün '0. gün' kabul edilerek, 0, 7, 21. günlerde alınan kan örneklerinin metabolik profil analizleri yapıldı. IL-8 ve Con grubunda bulunan ineklerin doğum sonrası haftalık süt verimleri postpartum 98. güne kadar kaydedildi. Her iki grupta bulunan inekler postpartum 50. günde presynch+ovsynch protokolüne alınarak sabit zamanlı tohumlamaları yapıldı. Suni tohumlama uygulanan ineklere 35. günde gebelik muayenesi yapıldı. Yapılan gebelik muayeneleri sonucu IL-8 ve Con gruplarının ilk tohumlamada gebe kalma oranları arasında herhangi bir istatistiksel farklılık belirlenmedi. Biyokimyasal analiz sonuçlarına göre IL-8 grubunun özellikle 7. gün serum NEFA ve BHBA değeri Con grubuna kıyasla düşük olduğu belirlendi. (p<0,05) Sonuç olarak doğum sonrası intrauterin rbIL-8 uygulamasının gebe kalma oranı, haftalık süt verimi ve sütün yağ/protein/elektiriksel iletkenlik verileri üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı, ancak postpartum erken dönemde NEFA ve BHBA düzeyleri üzerine etkisinin olabileceği belirlendi.The objective of this thesis is to ascertain the impact of the intrauterine administration of recombinant bovine interleukin-8 in primiparous Holstein cows in the postpartum period on the conception rate at first insemination, weekly milk yields over 90 days postpartum, and blood serum levels of beta-hydroxybutyric acid (BHBA), calcium (Ca) and non-esterified free fatty acids (NEFA). For this purpose, 40 primiparous cows aged between 24 and 35 months, whose births were not assisted and whose placentas were expelled without assistance within 24 hours after calving, and whose clinical examination findings were healthy, were selected. The selected cows were divided into two groups: the intrauterine recombinant bovine interleukin-8 group (IL-8 /n=20) and the control group (Con/ n=20). The IL-8 group received an intrauterine administration of 1,250 µg rbIL-8 + 500 mL 0.9% NaCl, while the Con group received only an intrauterine administration of 500 mL 0.9% NaCl. In cows in the IL-8 and Con groups, the day of intrauterine administration was designated as "day 0", and metabolic profile analyses were performed on blood samples collected on days 0, 7, and 21. The weekly milk yields of cows in the IL-8 and Con groups were recorded up to postpartum day 98. On the 50th day following the birth, the cows in both groups were subjected to the presynch+ovsynch protocol and underwent fixed-time insemination. A pregnancy examination was performed on cows that underwent artificial insemination on the 35th day. As a result of the pregnancy examinations conducted, no statistical difference was determined between the IL-8 and Con groups in terms of pregnancy rates at first insemination. According to the biochemical analysis results, the IL-8 group was found to have lower serum NEFA and BHBA values on day 7 compared to the Con group. In conclusion, postpartum intrauterine rbIL-8 administration was found to have no significant effect on conception rate, weekly milk yield, and milk fat/protein/electrical conductivity data; however, it may have an effect on NEFA and BHBA levels in the early postpartum period.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 22212043 Proje numarası ile desteklenmiştir

    Kate Chopin'in Uyanış ve D.H Lawrence'ın Lady Chatterley'in Sevgilisi adlı eserlerinde aldatma ve kadın cinselliği

    No full text
    Bu çalışma Kate Chopin'in Uyanış ve D.H. Lawrence'ın Lady Chatterley'in Sevgilisi adlı eserlerini karşılaştırmalı bir akış açısıyla incelemekte; özellikle kadın cinselliği ve sadakatsizliğinin temsiline odaklanmaktadır. Feminist edebiyat eleştirisi ve gynokritik yaklaşım temelinde yürütülen çalışma, toplumsal cinsiyet temelli yazarlık ve anlatı sesi gibi unsurların kadın arzusu, özneleşme süreci ve edebi ajansın temsili üzerindeki etkilerini sorgulamaktadır. Niteliksel ve metin çözümleme yöntemine dayanan araştırma, Chopin ve Lawrence'ın kadın karakterlerinin evlilik dışı ilişkilerini yalnızca bireysel birer ihlal olarak değil, ideolojik bir çatışma ve kültürel anlam üretim alanı olarak nasıl inşa ettiklerini analiz etmektedir. Uyanış, Edna Pontellier'in benlik arayışını ve erotik özerkliğini ön plana çıkararak geleneksel evlilik ve annelik rollerine meydan okuyan gynokritik bir anlatı olarak ele alınmıştır. Öte yandan, Lady Chatterley'in Sevgilisi her ne kadar kadın arzusu konusunda açık bir tutum sergilese de Connie Chatterley'nin uyanışını erkek bakışıyla biçimlenmiş heteronormatif ve doğallaştırılmış bir çerçeveye yerleştirerek ataerkil kodları yeniden üretmektedir. Çalışma, Chopin'in anlatısının kadın özerkliğini daha radikal ve özgün bir biçimde temsil ettiğini; Lawrence'ın ise cinselliği merkeze alsa da özneleşme süreçlerini geleneksel cinsiyet ikilikleriyle sınırladığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda tez, anlatı otoritesi ve yazarın toplumsal cinsiyetinin, kadın cinselliği ve sadakatsizliğinin edebi temsili üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekmektedir.This study offers a comparative analysis of The Awakening by Kate Chopin and Lady Chatterley's Lover by D.H. Lawrence, with a particular focus on the representation of female sexuality and infidelity. Drawing upon feminist literary criticism and gynocriticism, the study interrogates how gendered authorship and narrative voice influence the portrayal of women's desire, subjectivity, and agency within patriarchal literary traditions. Employing a qualitative, textual analysis methodology, the research examines how Chopin and Lawrence construct their female protagonists' extramarital relationships not merely as personal transgressions, but as sites of ideological struggle and cultural meaning. The Awakening is read as a gynocritical narrative that foregrounds Edna Pontellier's quest for selfhood and erotic autonomy, challenging traditional constructs of marriage and motherhood. Conversely, Lady Chatterley's Lover, while seemingly progressive in its treatment of female desire, ultimately reaffirms male-centered paradigms by situating Connie Chatterley's awakening within a heteronormative, nature-bound framework shaped by the male gaze. The study concludes that Chopin's narrative offers a more radical and authentic articulation of female autonomy, whereas Lawrence's portrayal, though sexually explicit, remains constrained by essentialist gender binaries. In this respect, this research underscores the critical significance of narrative authority and authorial gender in shaping literary representations of female transgression and liberation

    Investigation of factors affecting divorce: Bolu sample

    No full text
    Toplumun temel yapı taşlarından biri olan aile, bireylerin sosyal, duygusal ve ekonomik gelişiminde önemli bir rol üstlenmektedir. Ancak aile kurumunun çeşitli nedenlerle işlevselliğini yitirmesi boşanma ile sonuçlanabilmektedir. Günümüzde artış gösteren boşanma oranları, sadece bireyleri değil, aynı zamanda toplumu da çok yönlü biçimde etkilemektedir. Bu bağlamda, boşanmanın nedenlerini ve etkilerini anlamak, sağlıklı aile ilişkilerinin kurulmasına katkı sağlamak açısından önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, boşanmaya etki eden faktörleri çok boyutlu bir bakış açısıyla incelemek ve bu faktörlerin bireylerin yaşam deneyimleri üzerindeki etkilerini Bolu ili örneği üzerinden değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini Bolu ilinde yaşayan boşanmış bireyler oluşturmaktadır. Örneklem, Bolu merkez ilçede ikamet eden, 18 yaş ve üzeri, rastgele seçilmiş ve gönüllü olarak katılım gösteren toplam 147 boşanmış bireyden oluşmaktadır. Katılımcıların %63,3'ü (n=93) kadın, %36,7'si (n=54) erkektir. Veriler yapılandırılmış anket formu aracılığıyla toplanmış ve istatistiksel analiz teknikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre; iletişim sorunları, sadakatsizlik, ekonomik geçimsizlik, aile içi şiddet ve aile büyüklerinin evliliğe müdahalesi boşanmanın en belirgin nedenleri arasında yer almaktadır. Ayrıca, evlilik öncesi dönem deneyimleri, evlilik sürecindeki çatışmalar ve şiddet düzeyi gibi değişkenlerle boşanma nedenleri arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Elde edilen bulgular, boşanmanın bireysel, psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla ele alınmasının gerekliliğine işaret etmektedir.The family, as one of the fundamental building blocks of society, plays a significant role in the social, emotional, and economic development of individuals. However, the loss of functionality of the family institution for various reasons may result in divorce. The increasing divorce rates observed today affect not only individuals but also society in a multidimensional manner. In this context, understanding the causes and consequences of divorce is essential for contributing to the establishment of healthy family relationships. The aim of this study is to examine the factors influencing divorce from a multidimensional perspective and to evaluate the effects of these factors on individuals' life experiences through the case of Bolu province. The population of the study consists of divorced individuals living in Bolu. The sample includes a total of 147 randomly selected divorced individuals aged 18 and above, residing in the central district of Bolu, who participated voluntarily. Of the participants, 63.3% (n=93) are women and 36.7% (n=54) are men. Data were collected through a structured questionnaire and analyzed using statistical analysis techniques. According to the research findings, communication problems, infidelity, financial incompatibility, domestic violence, and the interference of extended family members in the marriage are among the most prominent causes of divorce. Additionally, significant relationships were identified between the reasons for divorce and variables such as premarital experiences, conflicts during the marriage process, and the level of violence. The findings highlight the necessity of addressing divorce in its individual, psychological, and social dimensions

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇