Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
53909 research outputs found
Sort by
Reflections of divorced men's perceptions of identity and close relationships on their divorce experiences
Bu araştırma, boşanmış erkeklerin geçmiş evliliklerinde benliklerini ve yaşadıkları yakın ilişkilerini nasıl algıladıklarının ve bu algının ilişki örüntülerine etkisinin konu edinildiği nitel bir araştırmadır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden biri olan olgubilim (fenomenoloji) deseninden yararlanılmıştır. Araştırmada, boşanmış erkeklerin evlilikte kimlik ve yakın ilişki algılarının derinlemesine incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışma, amaçlı örneklem yöntemlerinden olan ölçüt örneklem ve kartopu örneklem yöntemlerinin kullanımı ile ulaşılan, boşandıkları tarihin üzerinden en az 1 yıl en fazla 5 yıl geçmiş olan ve Türkiye'de yaşayan 19 boşanmış erkek ile yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından literatür taraması yapılarak hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda elde edilen verilerin analizi, MAXQDA programından yararlanılarak tematik analiz yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda, evlilikte kimlik, boşanmış erkek olmak, yakın ilişki dinamikleri ve beğeni olmak üzere dört ana tema belirlenmiş ve bu temalar, ilgili literatür ve duygu odaklı çift kuramı çerçevesinde yorumlanarak tartışılmıştır. Araştırmada ulaşılan sonuçlardan hareketle birey ve aileye yönelik sosyal hizmet müdahale ve destek hizmetlerine, sosyal hizmet programlarına, sosyal hizmet eğitimine ve gelecek araştırmalara ilişkin öneriler sunulmuştur.This research is a qualitative study that examines how divorced men perceive themselves and their close relationships in their past marriages and the effect of this perception on their relationship patterns. The study utilized the phenomenology design, one of the qualitative research designs. The study aimed to deeply examine and evaluate the perceptions of divorced men's identity and close relationship in marriage. In this context, the study was conducted with 19 divorced men living in Turkey who had been reached using criterion sampling and snowball sampling methods, among the purposeful sampling methods. In the study, in-depth interviews were conducted using a semi-structured interview form prepared by the researcher through a literature review. The analysis of the data obtained as a result of the interviews was carried out using the MAXQDA program with the thematic analysis method. As a result of the analysis, four main themes were determined as identity in marriage, being a divorced man, close relationship dynamics and appreciation and these themes were interpreted and discussed within the framework of the relevant literature and emotion-focused couple theory. Based on the results of the research, recommendations were presented regarding social work intervention and support services for individuals and families, social work programs, social work education and future research
Investigation of the effect of Centella asiatica extract on wound healing in burn model in streptozotocin-induced diabetic ratsusing pathological and molecular methods
Bu çalışmada streptozotosin (STZ) ile indüklenmiş diabetik ratlarda oluşturulan yanık modelinde, Centella asiatica ekstraktı içeren krem ve pomad formülasyonlarının yara iyileşmesi üzerine etkileri patolojik ve moleküler düzeyde araştırıldı. Çalışmada, 12 haftalık toplam 92 dişi Wistar-Albino rat Kontrol (K), yanık (Y), diyabet (D), diyabet+yanık (DY), diyabet+yanık+krem (DYK) ve diyabet+yanık+pomad (DYP) olmak üzere 6 ana gruba ayrıldı. Kontrol grubu 12 rattan oluşurken, deney grupları 16'şar rattan oluştu. Her ana grup da kendi içinde iki alt gruba bölünerek; 7 günlük tedavi (1. grup) ve 14 günlük tedavi (2. grup) grupları oluşturuldu. Diyabet oluşturulacak ratlara, tek seferlik 55 mg/kg dozunda STZ intraperitoneal (ip) olarak enjekte edildi. Enjeksiyondan 2 gün sonra açlık kan glukoz düzeyi ölçüldü ve 200 mg/dl üzeri çıkanlarda diyabet modeli oluşmuş kabul edildi. Yanık gruplarındaki (Y, DY, DYK, DYP) ratların sırt derisi üzerine 1 cm çapında 2. derece termal yanık genel anestezi altında gerçekleştirildi. DYK grubuna, yanık sonrası her gün %2,5'lik Centella asiatica ekstraktı içeren krem, DYP grubuna ise aynı şekilde pomad topikal olarak uygulandı. Gruplara göre lezyonlu deri alanı 0., 3., 7., 10. ve 14. günlerde ölçülüp makroskobik olarak değerlendirildi. Yanık oluşturulmasından sonra 1. gruplardaki ratlara 7. gün, 2. gruplardakilere ise 14. günde nekropsi yapıldı. Uzaklaştırılan kontrol ve lezyonlu deri bölgesinin yarısı moleküler analizler için -80°C'ye, yarısı da histopatolojik incelemeler için %10'luk formole alındı. Makroskobik değerlendirmede, DY grubunda yara alanlarının belirgin şekilde geniş olduğu, tedavi uygulanan DYK ve DYP gruplarında ise 7. ve 14. günlerde anlamlı olarak küçüldüğü gözlendi. Histopatolojik incelemede, tedavi gruplarında PMNL ve MNH infiltrasyonunda azalma, fibroblast/fibrosit yoğunluğu, anjiyogenez ve epitelizasyon parametreleri yönünden ise belirgin artış gözlendi; erken dönemde DY grubuna göre hücresel infiltrasyonun azaldığı, geç dönemde ise fibroblast/fibrosit proliferasyonu ve epitelizasyonun arttığı belirlendi (p<0,05). Moleküler analizlerde, tedavi gruplarında TNF-α düzeylerinde anlamlı azalma, FGF-2, EGF, VEGF ve IGF-1 düzeylerinde ise anlamlı artış gözlendi (p<0,05). Pomad formülasyonunun, istatistiksel olarak önemli olmasa da kreme oranla hafif düzeyde daha yüksek iyileştirici etki gösterdiği dikkati çekti. Sonuç olarak, Centella asiatica ekstraktının diabetik yanık modelinde antiinflamatuvar, rejeneratif, anjiyogenetik ve epitelizan etkileriyle iyileşmeyi desteklediği ve formülasyonun tedavi etkinliği üzerinde kısmen rol oynadığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında, Centella asiatica içeren bitkisel kökenli topikal ajanların diyabetik yanık tedavisinde umut verici bir alternatif olabileceği ve bu etkinin mekanizmalarının daha ayrıntılı olarak aydınlatılmasının gelecekte yapılacak translasyonel çalışmalara yol gösterici nitelik taşıyabileceği değerlendirilmiştir.In this study, the effects of Centella asiatica extract-containing cream and pomade formulations on wound healing were investigated at the pathological and molecular levels in a burn model created in streptozotocin-induced diabetic rats. In the study, a total of 92 female Wistar-Albino rats aged 12 weeks were divided into 6 main groups: Control (K), burn (Y), diabetes (D), diabetes+burn (DY), diabetes+burn+cream (DYK), and diabetes+burn+pomade (DYP). The control group consisted of 12 rats, while the experimental groups consisted of 16 rats each. Each main group was divided into two subgroups; 7-day treatment (First Group) and 14-day treatment (Second Group) groups were created. A single dose of 55 mg/kg streptozotocin was injected intraperitoneally (ip) into the rats in which diabetes was to be induced. Fasting blood glucose levels were measured 2 days after the injection, and those above 200 mg/dl were considered to have established a diabetes model. Second-degree thermal burns with a diameter of 1 cm were inflicted on the back skin of rats in the burn groups (Y, DY, DYK, DYP) under general anesthesia. The DYK group received a cream containing 2,5% Centella asiatica daily after the burn, while the DYP group received an pomade applied topically. The area of skin lesions was measured on days 0, 3, 7, 10, and 14 according to the groups and evaluated macroscopically. Necropsies were performed on rats in first group on the 7th day and on rats in second group on the 14th day after the formation of burns. Half of the excised control and lesion skin areas were stored at -80°C for molecular analysis, and the other half were fixed in 10% formalin for histopathological examination. In the macroscopic evaluation, it was observed that the wound areas were significantly larger in the DY group, while they decreased significantly on days 7 and 14 in the DYK and DYP groups that received treatment. Histopathological examination revealed a decrease in PMNL and MNH infiltration in the treatment groups, while there was a significant increase in fibroblast/fibrocyte density, angiogenesis, and epithelialization parameters. It was determined that cellular infiltration decreased in the early period compared to the DY group, while fibroblast proliferation and epithelialization increased in the late period (p<0,05). In molecular analyses, a significant decrease in TNF-α levels and a significant increase in FGF-2, EGF, VEGF, and IGF-1 levels were observed in the treatment groups (p<0,05). When comparing cream and pomade formulations, it was determined that pomade showed a slightly higher healing effect, although not statistically significant. In conclusion, Centella asiatica extract has been shown to support healing in a diabetic burn model through its anti-inflammatory, regenerative, angiogenic, and epithelializing effects, and to play a partial role in the treatment efficacy of the formulation. In light of the findings, it has been concluded that plant-based topical agents containing Centella asiatica may be a promising alternative for the treatment of diabetic burns, and that more detailed elucidation of the mechanisms of this effect may guide future translational studies.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 24212016 proje numarası ile desteklenmiştir
Investigation of ZnO nanoparticle synthesis, characterization and antibacteri̇al activities using salvia forskahlei extracts with the green synthesis method
Son yıllarda çevreye duyarlı ve sürdürülebilir üretim yaklaşımlarına yönelik ilgi hızla artmıştır. Bu doğrultuda yeşil sentez, kimyasal maddelerin yerine bitki ekstraktları veya mikroorganizmalar gibi doğal kaynakların kullanıldığı, ekolojik etkisi düşük, yenilikçi bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Özellikle metal oksit nanoparçacıkların biyolojik kaynaklı sentezi, toksik kimyasalların kullanımını azaltması ve biyolojik uyumluluk sağlaması nedeniyle dikkat çekmektedir. Bu yüksek lisans tezinde, Salvia forskahlei bitkisinden elde edilen ekstraktlar kullanılarak çinko oksit (ZnO) nanoparçacıkları yeşil sentez yöntemiyle başarıyla üretilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında bitki materyali hazırlanmış, ardından ekstraksiyon işlemleri gerçekleştirilmiş ve elde edilen ekstrakt ile ZnO nanoparçacıklarının sentezi gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen nanoparçacıkların fiziksel ve kimyasal özellikleri; UV-Vis spektrofotometresi ve SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) gibi karakterizasyon teknikleriyle detaylı olarak incelenmiştir. Yapısal analiz sonuçları, nanoparçacıkların başarılı şekilde sentezlendiğini ve boyutlarının nano ölçekte olduğunu göstermiştir. Tezin ilerleyen aşamalarında ise bu ZnO nanoparçacıklarının antibakteriyel aktiviteleri hem gram pozitif hem de gram negatif bakterilere karşı test edilmiştir. Antibakteriyel test sonuçları, ZnO nanoparçacıklarının özellikle bakteriyel çoğalmayı baskılayıcı etkiler gösterdiğini ortaya koymuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda, ZnO nanoparçacıklarının yeşil sentez yoluyla üretiminin hem çevresel sürdürülebilirlik açısından avantajlı olduğu hem de potansiyel biyomedikal uygulamalara kapı aralayabileceği sonucuna varılmıştır.Green synthesis has recently gained attention as an environmentally friendly alternative to conventional nanoparticle production methods. In this study, zinc oxide (ZnO) nanoparticles were synthesized using Salvia forskahlei extracts through a green synthesis approach. The aim was to evaluate both the structural properties and antibacterial activity of the biosynthesized nanoparticles. Plant material was extracted and used for nanoparticle synthesis. The ZnO nanoparticles obtained were characterized by techniques such as UV-Vis spectroscopy and SEM. The results confirmed successful nanoparticle formation and provided insights into their size, morphology, and crystalline structure. Antibacterial activity was tested against selected gram-positive and gram-negative bacteria. ZnO nanoparticles showed promising inhibitory effects, indicating their potential as antimicrobial agents. This study demonstrates that plant-based green synthesis can be an effective and sustainable method for producing metal oxide nanoparticles. The findings suggest that biosynthesized ZnO nanoparticles may have future applications in biomedical and pharmaceutical fields due to their eco-friendly synthesis and antibacterial properties.Bu tez çalışması S.Ü. B.A.P. Koordinatörlüğü tarafından 25201039 nolu proje ile desteklenmiştir
Lean manufacturing implementation with value stream mapping methodology in a manufacturing company
Bu çalışma, yalın üretim ilkeleri doğrultusunda üretim süreçlerindeki israfların elimine edilmesini ve verimliliğin artırılmasını hedefleyen bir uygulama örneği sunmaktadır. Bu kapsamda, Konya'da kamyon dingili üretimi yapan bir imalat işletmesinde değer akışı haritalama metodolojisi kullanılarak yalın üretime geçiş için bir başlangıç uygulaması gerçekleştirilmiştir. Uygulamada ilk olarak işletmenin mevcut durum analizi yapılmış, üretim akışındaki değer katan ve katmayan tüm faaliyetler görselleştirilmiştir. Bu analiz, gereksiz bekleme süreleri, stoklar ve taşımalar gibi temel israfları net bir şekilde ortaya koymuştur. Mevcut durum haritasından yola çıkılarak israfların elimine edildiği, akışın optimize edildiği bir gelecek durum haritası tasarlanmıştır. Yapılan iyileştirmeler sonucunda önemli kazanımlar elde edilmiştir. Değer katmayan faaliyetlerin süresi %39,5 azaltılırken, toplam akış süresi 1276 dakikadan 806 dakikaya düşürülerek %36,8'lik bir iyileşme sağlanmıştır. Ürün tasarımında yapılan güncellemeyle 12 kg hafifleme ve malzeme maliyetinde %4 düşüş elde edilmiştir. Kaynak, temizlik ve montaj gibi işlemlerde süre iyileştirmeleri yapılmıştır. Ayrıca, 5S (iş ortamı düzenleme), süpermarket ve çekme sistemi gibi yalın araçların entegrasyonuyla taşıma mesafeleri %72, forklift seferleri ise %75 oranında azaltılmıştır. Bu çalışma, Değer Akışı Haritalamanın üretim süreçlerinde çok yönlü ve kayda değer verimlilik artışları sağlamadaki etkinliğini kanıtlamıştır.This study presents a case study aimed at the elimination of waste and the enhancement of productivity in manufacturing processes, in line with lean production principles. Within this scope, an initial implementation for the transition to lean manufacturing was carried out at a truck axle production facility in Konya, utilizing the value stream mapping methodology. The application began with an analysis of the company's current state, visualizing all value-added and non-value-added activities in the production flow. This analysis clearly identified fundamental wastes such as unnecessary waiting times, inventory, and transportation. Based on the current state map, a future state map was designed to eliminate these wastes and optimize the flow. The implemented improvements resulted in significant gains. The duration of non-value-added activities was reduced by 39.5%, while the total flow time decreased by 36.8%, from 1276 to 806 minutes. A product design update achieved a 12 kg weight reduction and a 4% decrease in semi-finished material costs. Time reductions were also realized in processes such as welding, cleaning, and assembly. Furthermore, through the integration of lean tools like 5S, a supermarket system, and a pull system, transportation distances were reduced by 72% and forklift trips by 75%. This study demonstrates the effectiveness of Value Stream Mapping in achieving multifaceted and substantial productivity increases within manufacturing processes
Political communication and changing voter behaviors: A neuroscientific examination of wing shifts in generation Y and Z voters
Demokratik seçimlerin yaşandığı toplumlarda siyasi partiler alabilecekleri en çok oyu alarak yönetme erkine sahip olmayı ya da yönetime etki etmeyi isterler. Bu nedenle hem partiye aidiyet hisseden bir kitle yaratmak ve konsolide etmek, hem de karasız seçmenlerin oyunu almak amacıyla ikna faaliyetlerinde bulunurlar. Bu ikna süreçlerinin ana bileşeni siyasal iletişim faaliyetleridir. Siyasal mesajlar ise seçmende kanaat oluşumuna ya da değişime etki etki eden başlıca unsurlardır. Siyasal mesajların tasarımı bu nedenle oldukça önem taşır. Doğru tasarlanan siyasal mesajlar seçmende rızanın imalatını gerçekleştirebilme kudretine sahipken yanlış tasarlanan siyasi mesajların ise bir krize neden olması kaçınılmazdır. Parti aidiyeti bulunan seçmenlerin aidiyet hissettikleri parti dışında başka bir partiye oy vermesi sıklıkla beklenen ya da gözlenen bir seçmen davranışı değildir. Bu nedene parti aidiyeti bulunan seçmen kitlesine "kemik oy" da denir. Siyasi partiler, başka partilere aidiyeti bulunan seçmen kitlesinin oy verme davranışının değişmeyeceği öngörüsüne sahiptirler. Buradan hareketle tüm siyasi partiler yüzergezer oy olarak adlandırılan kararsız seçmenin oyunu almaya taliptir. Bu araştırmada özel olarak tasarlanmış siyasal mesajların, toplam seçmen kitlesinin büyük çoğunluğunu oluşturan partizan seçmenlerin karar süreçlerinde değişikliğine neden olup olamayacağı sinir bilimsel yöntemlerle ortaya konulmaya çalışıldı.In societies where democratic elections are held, political parties seek to gain the highest possible number of votes to acquire governing power or to influence governance. Therefore, they aim to both create and consolidate a group of people who feel a sense of affiliation to the party, as well as engage in persuasion activities to gain the votes of undecided voters. The main component of these persuasion processes is political communication activities. Political messages are the primary elements that influence the formation or change of opinions among voters. For this reason, the design of political messages has significant importance. Well-designed political messages have the power to manufacture consent among voters, while poorly designed messages are bound to lead to a crisis. It is not commonly expected or observed for voters who have party affiliation to vote for a party other than the one they feel allegiance to. For this reason, voters with party affiliation are also referred to as "core voters." Political parties predict that the voting behavior of voters affiliated with other parties will remain unchanged. Based on this assumption, all political parties aim to capture the votes of undecided voters, often referred to as "floating voters." In this study, the impact of specifically designed political messages on the decision processes of partisan voters, who constitute most of the total electorate, was explored through neuroscientific methods
The first Turkish vizier of the Abbāsids Ubayd Allāh b. Yaḥyā
İslam tarihi içerisinde ilk defa teşkilatlı yapıya sahip bir şekilde Abbâsî Devleti'nde ortaya çıkan vezirlik kurumu halifeden sonra yönetimin en üst düzey birimi olmuştur. Vezirlik kurumunun gücünün farkına varan birçok kişi ve bu kişilerin aileleri, vezirlik makamına gelmek için rekabet içinde olmuşlardır. Bu rekabetlerde Furât ve Cerrâh aileleri ön plana çıkmıştır. Sâmerrâ döneminde Halife Mütevekkil'in Ubeydullah b. Yahyâ'yı vezir tayin etmesiyle Hâkânî ailesi de bu rekabete dâhil olmuştur. Ancak vezirlik görevinde Hâkânî ailesinden sadece Ubeydullah başarılı sayılmaktadır. Sâmerrâ döneminin temel unsuru Türkler arasından çıkan Ubeydullah, vezirliğe gelmesiyle Abbâsî tarihinin bilinen ilk Türk veziri olmuştur. Siyasî zekâsı ve muhasebe işlerindeki marifeti sayesinde hem aleyhinde yapılan planları başarılı bir şekilde bertaraf etmiş hem de uzun yıllar vezirlik görevinde bulunmuştur. İki farklı halife döneminde vezirlik yapan Ubeydullah, en parlak dönemini Halife Mütevekkil'in zamanında döneminde yaşamıştır. Bu dönemde özellikle Feth b. Hâkân'la birlikte Mütevekkil'in aldığı kararlar üzerinde etkisini hissettirmiştir. Bu kararların en önemlisi Müntasır'ın ilk veliahtlıktan azledilip yerine Mu'tezz'in getirilmesidir. Mutezz'in ilk veliaht ilan edilmesiyle beraber yaşananlar hem Mütevekkil'in sonunu getirmiş hem de devleti geri dönüşü olmayan hadiselerin içine sürüklemiştir. Ubeydullah, özellikle muhasebe konusundaki mahareti sayesinde Halife Mu'temid döneminde de vezirlik yapmıştır. Ancak dönemin ekonomik sıkıntıları, yaşanan isyanlar ve karşısında yer alan güçlü muhalifleri sebebiyle Mütevekkil dönemindeki gibi etkili olamamıştır. Ubeydullah'tan sonra oğulları ve torunları vezirlik ve kâtiplik gibi birçok idarî görevde bulunmuşlardır. Ancak idarî görevlerin gerektirdiği vasıflara sahip olmadıkları için kısa sürede görevlerine son verilmiştir. Özellikle Muhammed b. Ubeydullah'tan sonra vezirlik kurumu sarsılmış ve işlevini yerine getiremez hale gelmiştir.For the first time in Islamic history, the institution of the visierate, which first emerged as an organized structure with in the Abbāsid State, became the highest-ranking unit of government after the caliph. Recognizing the power of the vizierate, many individuals and their families competed to attain this position. In these competitions, al-Furat and al-Jarrah families were in the forefront. During the Sāmerrā Period, the Khāqānid family became a part of this competition too when Caliph al-Mutawakkil named Ubayd Allāh b. Yaḥyā as the vizier. However, amongst the Khāqānid family, Ubayd Allāh was the only person to successfully fulfill this role. Thus, Ubayd Allāh, who emerged from the Turks a fundamental element of the Sāmerrā Period, became the first turkish vizier in the Abbāsid history upon his appoinment. Due to his political intelligence and accounting skills, he successfully eliminated plans against him and served as a vizier for many years. Having served through two different caliph periods, his brightest one was during Caliph al-Mutawakkil's reign. During this period, he exerted his influence on Mutawakkil's decisions, especially alongside Fath b. Khāqān. The most significant of these decisions was the removal of al-Muntasir from the first heir apparent position and his replacement with al-Mu'tazz. The events that unfolded with al-Mu'tazz becoming the first heir apparent led to Mutawakkil's demise and plunged the state into irreversible events. Ubayd Allāh also served as vizier reign of Caliph Muʿtamid, because of his exceptional talent in accounting. However, the periods economic hardships, riots and strong opposition caused his efforts to be not as effective as they used to be during the al-Mutawakkil period. After Ubayd Allāh, his sons and grandchildren held many administrative positions with visier and scribe. However, they were dismissed from their duties shortly after, as they lacked the necessary qualifications for administrative tasks. After the time of Muhammad b. Ubayd Allāh, the institution of the vizierate was shaken and became unable to fulfill its functions
Municipal companies in terms of labor law
Belediye şirketleri, belediyelerin görev ve hizmet alanlarında faaliyet göstermek üzere Türk Ticaret Kanunu'na tabi olarak kurulan özel hukuk tüzel kişileridir. 1980'lerden itibaren kamu hizmetlerinde verimliliği artırmak amacıyla yaygınlaşan bu şirketler işçiler aleyhine bir uygulamaya dönüşmüş ve işçilerin belirli haklardan mah-rum kalmalarına neden olmuştur. Bu kötüye kullanımları engellemek amacıyla getirilen en önemli düzenlemelerden birisi 696 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzen-lemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'dir. Anılan Kararname ile belediyelerdeki alt işveren işçileri, belediye şirketlerine işçi olarak geçirilmiş ve kamu kurumlarında personel teminine yönelik hizmet alımları yasaklanmıştır. Öğretide 696 sayılı KHK düzenlemesi çeşitli yönlerden eleştirilir. Çalışmamızda belediye şirketleri-nin hukuki niteliği ve faaliyet alanları ile bu şirketlerin bireysel ve toplu iş hukuku bağ-lamındaki tartışmalı hususları ele alınmıştır. Bu kapsamda belediye ile belediye şirketi arasında kurulan asıl işveren - alt işveren ilişkisi ve kapsamı, belediyelerde çalışan alt işveren işçilerinin belediye şirketlerine geçişi ve bu işçilerin ücret, ücret zammı ve ilave tediye alacak haklarının olup olmadığı ile belediye şirketlerinin işkolu tespiti ve beledi-ye şirket işçilerinin Kamu Kesimi Çerçeve Anlaşma Protokolü'nden yararlanıp yarar-lanamayacağı konuları yargı kararları ve öğreti görüşleri çerçevesinde ele alınmıştır.Municipal companies are private law legal entities established under the Turkish Commercial Code to operate in the fields of duties and services of municipalities. These companies, which have become widespread since the 1980s in order to increase efficiency in public services, have turned into a practice to the detriment of workers and have deprived them of certain rights. One of the most important regulations intro-duced to prevent these abuses is the Decree Law No. 696 on Making Certain Regula-tions under the State of Emergency. With the said Decree, subcontractor workers in municipalities were transferred to municipal companies as employees and service pro-curement for personnel procurement in public institutions was prohibited. In the doc-trine, the Decree Law No. 696 is criticized from various aspects. In our study, the legal nature and fields of activity of municipal companies and the controversial issues of these companies in the context of individual and collective labor law are discussed. In this context, the main employer - subcontractor relationship established between the municipality and the municipal company and its scope, the transfer of subcontractor workers working in municipalities to municipal companies and whether these workers have the right to receive wages, wage increases and additional payments, the determi-nation of the line of business of municipal companies and whether municipal company workers can benefit from the Public Sector Framework Agreement Protocol are dis-cussed within the framework of judicial decisions and doctrinal opinions
Digital competencies of school counselors: A qualitative study
Bu çalışmanın temel amacı, okul psikolojik danışmanlarının dijital yeterliliklerine ilişkin deneyimlerini incelemektir. Bu doğrultuda, katılımcıların dijital teknolojileri kullanırken ne gibi deneyimler yaşadıkları araştırılmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı'na [MEB] bağlı kurumlarda en az üç yıllık deneyime sahip 26 okul psikolojik danışmanı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiş ve yedi ana tema ortaya çıkmıştır: (1) Rehberlik ve psikolojik danışma [RPD] hizmetlerinde dijital teknoloji kullanımı, (2) okul psikolojik danışmanlarının yeterli olduğu alanlar, (3) okul psikolojik danışmanlarının yetersiz olduğu alanlar, (4) dijital yeterliliği geliştirmek için yapılanlar, (5) dijital teknolojilerin kullanımında karşılaşılan zorluklar, (6) dijital yeterliliği artırmanın önündeki engeller, (7) dijital yeterliliği geliştirmek için öneriler. Araştırma sonuçlarına göre okul psikolojik danışmanları dijital yeterlilik açısından içerik üretimi, veri yönetimi ve teknik beceriler konusunda kendilerini yeterli görürken; içerik tasarımı, veri analizi ve teknolojik gelişmeleri takip etme gibi alanlarda zorluk yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Psikolojik danışmanlar, dijital yeterliliklerini geliştirmek amacıyla eğitim programlarına ve kurslara katılmakta, aynı zamanda meslektaş iş birliği ve kişisel gelişim fırsatlarından yararlanmaktadırlar. Bununla birlikte, zaman kısıtlılığı, kişisel faktörler, teknolojik altyapı eksiklikleri, yetersiz eğitim ve kaynaklar, çevresel koşullar gibi çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar. Bu bağlamda, okul psikolojik danışmanlarının dijital yeterliliklerini geliştirmek amacıyla daha fazla eğitim olanağı sunulması, dijital kaynaklara erişimin artırılması, kurumsal destek sağlanması ve bilgi paylaşımının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Araştırma bulguları mevcut literatürle ilişkilendirilmiş ve çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır.This study aims to explore school counselors' experiences concerning their digital competencies. To this end, the study investigates the nature of participants' experiences with digital technologies. The research employed a phenomenological design, a qualitative research designs. Semi-structured interviews were conducted with 26 school counselors who had at least three years of experience in the Ministry of National Education (MEB). Content analysis was employed for data analysis, revealing seven themes: (1) the use of digital technology in guidance and counseling services, (2) areas where school counselors demonstrate competence, (3) areas where school counselors feel inadequate, (4) actions taken to enhance digital competence, (5) challenges encountered in using digital technologies, (6) barriers to improving digital competence, and (7) suggestions for fostering digital competence. The findings indicate that school counselors with respect to digital competence, they perceive themselves as proficient in content production, data management, and technical skills, yet they face challenges in content design, data analysis, and keeping up with technological advancements. Guidance counselors participate in training programs and courses to improve their digital competencies, while also benefiting from peer collaboration and personal development opportunities. However, they encounter various barriers, including time constraints, personal factors, technological limitations, insufficient training and resources, environmental challenges. It is recommended that more training opportunities, information sharing, institutional support, and access to digital resources be expanded to enhance digital competencies. The findings are discussed in relation to the existing literature, and several conclusions are drawn
The effect of the virtual escape room method on pediatric drug administration knowledge, self-efficacy, clinical comfort, and anxiety in nursing students: A randomized controlled study
Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinde sanal kaçış odası yönteminin öğrencilerin bilgi düzeyi, öz yeterlilik, klinik rahatlık ve endişe düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bu araştırma, paralel grup, üstünlük çerçevesinde, bireysel katılımcıların rastgele seçildiği ve 1:1 atama oranı kullanılan randomize kontrollü deneysel bir tasarım olarak planlanan ön test, son test ve iki haftalık izlem ölçümlerini içermektedir. Araştırma Kasım 2024–Ekim 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu, bir devlet üniversitesinde hemşirelik üçüncü sınıfına kayıtlı toplam 70 öğrenci blok randomizasyon yöntemi kullanılarak oluşturulmuştur. Girişim grubuna pediatrik ilaç yönetimi ile ilgili sanal kaçış odası oyunu uygulanırken, kontrol grubuna müfredatta yer alan konu verilmiştir. Veriler; Pediatrik İlaç Yönetimi Bilgi Formu, Hemşirelik Öğrencileri İçin Çocuklarda İlaç Uygulamaları Öz Yeterlik Ölçeği ve Pediatri Hemşireliği Öğrencileri Klinik Rahatlık ve Endişe Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar bağımsız örneklem t testi ve ki-kare testi ile değerlendirilmiş, sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon testi ile incelenmiştir. Gruplara göre değişkenlerin zamana bağlı karşılaştırılmasında karışık düzen varyans analizi kullanılmış ve ana etkilerin karşılaştırılmasında Bonferroni düzeltmesi uygulanmıştır. Tüm analizlerde p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Girişim grubunda yer alan öğrencilerin pediatrik ilaç yönetimi bilgi puanlarında, grup × zaman etkileşimi açısından orta düzeyde etki büyüklüğü ile istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (F=4,563; p=0,012; η²=0,063).Öğrencilerin çocuklarda ilaç uygulamaları öz yeterlilik puan ortalamaları incelendiğinde, zaman etkileşiminin yüksek düzeyde etki büyüklüğüne sahip ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (F=26,355; p<0,001; η²=0,279). Ayrıca, grup × zaman etkileşimi orta düzeyde etki büyüklüğüyle istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F=4,953; p=0,008; η²=0,068). Ancak, grup etkileşimi açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (F=1,136; p=0,290; η²=0,016). Klinik rahatlık düzeyi açısından genel modelde, zaman etkileşimi yüksek düzeyde etki büyüklüğüyle istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F=12,055; p<0,001; η²=0,151). Grup × zaman etkileşimi ise orta düzeyde etki büyüklüğüyle anlamlı bir fark göstermiştir (F=4,332; p=0,015; η²=0,060). Buna karşın, grup etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (F=0,985; p=0,324; η²=0,014).Son olarak, klinik endişe düzeyi açısından genel modelde zaman etkileşimi yüksek düzeyde etki büyüklüğüyle istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F=9,496; p<0,001; η²=0,123). Grup × zaman etkileşimi orta düzeyde etki büyüklüğüyle istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermiştir (F=3,536; p=0,032; η²=0,049). Ancak, grup etkileşimiaçısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (F=0,696; p=0,407; η²=0,010). Sonuç olarak, pediatrik ilaç yönetimi sanal kaçış odası oyunun hemşirelik öğrencilerinin bilgi, öz yeterlilik ve klinik rahatlık düzeylerini artırmada, endişe düzeylerini ise azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar, pediatri hemşireliği eğitiminde oyunlaştırma tabanlı yöntemlerin kullanılmasına yönelik güçlü kanıtlar sunmaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalarda, farklı üniversitelerde veya klinik ortamda çalışan hemşirelerle daha büyük örneklemler kullanılarak yöntemin genellenebilirliğinin test edilmesi bu uygulamanın farklı değişkenler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi önerilmektedir.This study was conducted to determine the effect of the pediatric medication management virtual escape room method on nursing students' knowledge level, self-efficacy, clinical comfort, and anxiety levels.The study was designed as a randomized controlled experimental study including pretest, posttest, and six-week follow-up measurements. The research was carried out between November 2024 and September 2025. The study sample consisted of 70 third-year nursing students enrolled at a public university. The intervention group participated in a virtual escape room activity related to pediatric medication management, while the control group received the standard curriculum content. Data were collected using the Pediatric Medication Management Knowledge Form, the Self-Efficacy in Pediatric Medication Administration Scale for Nursing Students, and the Clinical Comfort and Anxiety Assessment Scale for Pediatric Nursing Students. Statistical analyses were performed using SPSS 23.0. Differences between groups were evaluated with independent samples t-test and chi-square test, while relationships between numerical variables were analyzed using Pearson correlation. Changes in variables over time by group were assessed with a mixed-design ANOVA, and Bonferroni correction was applied for post-hoc comparisons. A significance level of p < .05 was adopted for all analyses.According to the findings, the intervention group had significantly higher pediatric medication management knowledge scores compared to the control group (F = 4.563, p = .012, η² = .063). A significant increase in clinical comfort was observed in the intervention group at posttest and follow-up, while no significant change occurred in the control group (F= 0.634, p = .429, η² = .009; F = 1.632, p = .206, η² = .023). Additionally, self-efficacy scores increased significantly, whereas clinical anxiety levels decreased in the intervention group (F = 4.430, p = .039, η² = .061). In conclusion, the virtual escape room method for pediatric medication management was found to be effective in improving knowledge, self-efficacy, and clinical comfort, while reducing anxiety levels among nursing students. These findings provide strong evidence supporting the use of gamification-based methods in pediatric nursing education. Future studies are recommended to test the generalizability of this method with larger samples in different universities or clinical settings and to examine its long-term effects on professional performance and patient safety outcomes.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 24212032 Proje numarası ile desteklenmiştir
Evaluation of bull semen frozen with different additives
Bu çalışmada boğa spermasının dondurulmasında Tris bazlı sulandırıcıya melatonin ve lipozom ilavesinin çözüm sonu spermatolojik parametreler üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu amaçla normospermi gösteren üç baş boğadan suni vajen yoluyla elde edilen ejakülatlar birleştirilerek deney grupları oluşturuldu. Oluşturulan Gliserol %5 (G5) ve Gliserol %3+60 mM Trehaloz (G3T) içeren tris bazlı sulandırıcılara farklı dozlarda melatonin ve lipozom ilaveleri yapıldı. Birleştirilen ejekülatlar 10 eşit hacme bölünerek G5, G5+ 0.25 mM melatonin (G5M0.25), G5+ 0.75 mM melatonin (G5M0.75), G5+ 1,25 µl/ml lipozom (G5L1.25), G5+3,75 µl/ml lipozom (G5L3.75), G3T, G3T+0,25 mM melatonin (G3TM0.25), G3T+0,75 mM melatonin (G3TM0.75), G3T+1,25 µl/ml lipozom (G3TL1.25), G3T+3,75 µl/ml lipozom (G3TL3.75) sulandırıcılarıyla sulandırıldı. Sulandırma işlemi 37o C ta yapıldı ve sulandırılan sperma numuneleri ekilibrasyon ve payetleme işleminin ardından sıvı azot buharında dondurularak sıvı azotta saklandı. Dondurma çözdürme sonrası sperma numunelerinde motilite, flow sitometri analizinde ölü-canlı oranı (SYBR+), plazma membran ve akrozom bütünlüğü (MPAI), mitokondriyal oksidatif stres (MITOSOX+) ve spermatozoon apoptozis oranı (Annexin V) parametreleri değerlendirildi. Çözüm sonu spermatozoon motilite oranları G5, G5M0.25, G5M0.75, G5L1.25, G5L3.75, G3T, G3TM0.25, G3TM0.75, G3TL1.25, G3TL3.75 gruplarında sırasıyla; %61,7±0,01; %69,20±0,02; %60,80±0,01; %65,80±0,02; %60,00±0,01; %63,30±0,01; %66,70±0,02; %60,80±0,01; %67,50±0,02; %59,20±0,01 olarak saptandı. Motilite değerleri karşılaştırıldığında G5M0.25 grubunda en yüksek çözüm sonu motilite değeri (%69,20±0,02) elde edildi (p<0.001). G5M0.25 grubu; G5 (%61,7±0,01), G5M0.75 (%60,80±0,01), G5L3.75 (%60,00±0,01), G3T (%63,30±0,01), G3TM0.75 (%60,80±0,01), G3TL3.75 (%59,20±0,01) gruplarına göre çözüm sonu motilite açısından daha yüksek oranda iyileşme sağladı (p<0,001). G3TM0.25 ve G3TL1.25 grupları G5 grubuna göre çözüm sonu motilite değerini önemli oranda iyileştirdi (p<0,001). Flow sitometri analiz sonuçlarında ölü-canlı oranı, plazma membran ve akrozom bütünlüğü, mitokondrial oksidatif stres seviyesi ve apoptoz oranları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Boğa spermasının dondurulmasında Tris bazlı sulandırıcıya ilave edilen melatonin'in çözüm sonu spermatolojik parametreleri iyileştirdiği kanaatine varıldı. Melatonin'in 0,25 mM ve 0,75 mM dozlarında G3T ve G5 ortamına ilavesiyle her iki sulandırıcıda benzer sonuçlar verdiği saptandı. Sonuç olarak düşük oranda gliserol içeren G3T sulandırıcısına antioksidan ilavesiyle G5 sulandırıcısı kadar çözüm sonu spermatolojik parametreleri koruduğu ve iyileştirdiği; G5 sulandırıcısının yerine kullanılabileceği görüldü (p<0,001). Gliserolün fertilite üzerindeki toksik etkisinin ve özellikle düşük gliserol kullanımından doğabilecek spermatolojik parametrelerdeki düşük sonuçların, düşük oranda gliserol içeren ortama Trehaloz ilavesiyle giderilebileceği sonucuna varıldı.This study, it was aimed to determine the effects of adding melatonin and liposome to Tris-based extender on post-thaw spermatological parameters in freezing bull semen. For this purpose, ejaculates obtained from three normospermic bulls via artificial vagina were combined to form experimental groups. Different doses of melatonin and liposomes were added to the tris-based extenders containing glycerol 5% (G5) and glycerol 3% + 60 mM trehalose (G3T). The combined ejaculates were divided into 10 equal volumes and diluted with the following diluents: G5, G5+ 0,25 mM melatonin (G5M0.25), G5+ 0,75 mM melatonin (G5M0.75), G5+ 1,25 µl/ml liposome (G5L1,25), G5+3,75 µl/ml liposome (G5L3.75), G3T, G3T+0,25 mM melatonin (G3TM0.25), G3T+0,75 mM melatonin (G3TM0.75), G3T+1,25 µl/ml liposome (G3TL1.25), G3T+3,75 µl/ml liposome (G3TL3,75). The dilution process was carried out at 37o C and the diluted sperm samples were frozen in liquid nitrogen vapor after equilibration into straws and stored in liquid nitrogen. After freezing and thawing, motility in sperm samples was evaluated by looking at the parameters of live-dead ratio (SYBR+), plasma membrane and acrosome integrity (MPAI), mitochondrial oxidative stress (MITOSOX+) and spermatozoon apoptosis rate (Annexin V) in flow cytometry analysis. Post-thaw sperm motility rates in G5, G5M0.25, G5M0.75, G5L1.25, G5L3.75, G3T, G3TM0.25, G3TM0.75, G3TL1.25, G3TL3.75 groups were determined as 61,7±0,01%; 69,20±0,02%; 60,80±0,01%; 65,80±0,02%; 60,00±0,01%; 63,30±0,01%; 66,70±0,02%; 60,80±0,01%; 67,50±0,02%; 59,20±0,01%; respectively. G5M0.25 group provided a higher improvement in post-thaw motility compared to G5 (61,7±0,01%), G5M0.75 (60,80±0,01%), G5L3.75 (60,00±0,01%), G3T (63,30±0,01%), G3TM0.75 (60,80±0,01%), G3TL3.75 (59,20±0,01%) groups (p<0,001). G3TM0.25 and G3TL1.25 groups significantly improved post-thaw motility value compared to the G5 group (p<0,001). In the flow cytometry analysis results, no statistically significant difference was observed between the groups regarding dead-alive ratio, plasma membrane and acrosome integrity, mitochondrial oxidative stress level and apoptosis rates (p>0,05). It was concluded that melatonin added to a Tris-based extender during freezing of bull semen improved post-thaw spermatological parameters. It was determined that melatonin added to G3T and G5 extenders at 0,25 mM and 0,75 mM doses gave similar results in both extenders. As a result, it was observed that antioxidant addition to the G3T extender containing low glycerol protected and improved post-thaw spermatological parameters as much as the G5 extender; it could be used instead of the G5 extender (p<0,001). It was concluded that the toxic effect of glycerol on fertility and especially the low results in spermatological parameters that may arise from the use of low glycerol can be eliminated by adding Trehalose to the extender containing low glycerol.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 22212004 proje numarası ile desteklenmiştir