Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    Ethnobotanical characteristics of Kizildağ Yeniyapan and Bazlamaç villages (Mucur/Kirşehir)

    No full text
    Bu çalışma 2023-2024 yılları arası Kızıldağ Yeniyapan ve Bazlamaç Köylerinin (Mucur/Kırşehir) etnobotanik özellikleri göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Kızıldağ Yeniyapan ve Bazlamaç köyleri Grid kareleme sistemine göre B5 karesinde yer almaktadır. Çalışmada yörede bilinen ve kullanılan bitkiler ile ilgili 64 kişi ile görüşülmüştür. Bu kişilere bitkilerin yerel isimleri, kullanım alanları, nasıl kullanıldıkları, kullanılan kısımları gibi sorular sorulmuştur. Araştırma alanındaki bitkilerden toplamda 38 familyaya ait 137 taksondan 76'sı çiğ veya pişmiş şekilde gıda, 68' si tıbbi, 15' i hayvan yemi, 20' si eşya, 1'i süs bitkisi, 2'si boya bitkisi, 3' u çay, 4' ü baharat olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Çalışma alanından toplanan taksonlara ait örneklerin fitocoğrafik bölgelere göre dağılımı şöyledir: 17 takson Iran-Turan elementi, 6 takson Akdeniz elementi 5 takson Avrupa-Sibirya elementi ve 111 takson da geniş yayılışlıdır. Çalışma alanından 4 endemik takson tespit edilmiştir. Ayrıca 24 takson da kültür bitkisidir.This study was prepared between 2023 and 2024, taking into account the ethnobotanical characteristics of the Kızıldağ Yeniyapan and Bazlamaç Villages (Mucur/Kırşehir). Kızıldağ Yeniyapan and Bazlamaç villages are located in the B5 square according to the grid grid system. In the study, 64 people were interviewed about the plants known and used in the region. These people were asked questions such as the local names of the plants, their areas of use, how they are used, and the parts used. A total of 137 taxa belonging to 38 families in the study area were identified: 76 used raw or cooked as food, 68 as medicinal plants, 15 as animal feed, 20 as articles, 1 as an ornamental plant, 2 as a dye plant, 3 as a tea, and 4 as a spice. The distribution of taxa collected from the study area according to phytogeographic regions is as follows: 17 taxa are Irano-Turanian, 6 taxa are Mediterranean, 5 taxa are European-Siberian, and 111 taxa are widely distributed. Four endemic taxa were identified from the study area. In addition, 24 taxa are cultivated plants

    Extraction of bioactive components in immortelle (Helichrysum arenarium L.) by supercritical fluid extraction system and investigation of some pharmaceutical properties

    No full text
    Geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerde yaygın olarak kullanılan Helichrysum arenarium L. bitkisi, özellikle sindirim sistemi rahatsızlıklarında destekleyici etkileriyle öne çıkmaktadır. Avrupa Birliği monografisinde şişkinlik ve sindirim bozukluklarının tedavisinde kullanımına ilişkin bilimsel onay almıştır. Bu tür bitkisel ürünlerin etkinliğini artırmak ve güvenli bileşik profiline sahip ekstraktlar elde edebilmek için, kullanılan ekstraksiyon yöntemlerinin seçiciliği ve sürdürülebilirliği büyük önem taşımaktadır. Geleneksel çözücü bazlı ekstraksiyon yöntemleri, özellikle fenolik ve flavonoid gibi hidrofilik bileşiklerin ekstrakte edilmesinde başarılı olmakla birlikte, çözeltide kalabilecek çözücü kalıntıları ve işlem süresine bağlı olarak kararlılık sorunları oluşturabilmektedir. Buna karşılık, süperkritik akışkan ekstraksiyon yöntemi (SFE), çözücü kalıntısı bırakmayan, çevre dostu ve lipofilik bileşiklerin seçici ekstraksiyonunda etkili bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Her iki yöntemin farklı bileşik gruplarına yönelik seçiciliği, bu çalışmada geliştirilen formülasyonun temelini oluşturmuş ve SFE ile elde edilen apolar bileşiklerin, alkol-su ile ekstrakte edilen polifenollerin bir araya getirilmesiyle, hem biyoaktif bileşik çeşitliliği hem de biyoyararlanım açısından dengeli standart bir bitkisel preparat hazırlanmıştır. Bu tez çalışmasında; Helichrysum arenarium L. bitkisindeki biyoaktif bileşikler ilk kez SFE yöntemiyle elde edilmiş ve ekstraksiyon verimliliğini artırmak amacıyla sıcaklık, basınç ve süre parametreleri merkezi kompozit tasarım kullanılarak optimize edilmiştir. Optimizasyon sonucunda süperkritik akışkan ekstraksiyon çalışma basıncı, sıcaklığı ve süresi sırasıyla 250 bar, 60 °C ve 180 dk. olarak belirlenmiştir. Optimum koşullarda, hem Helichrysum arenarium L. hem de karşılaştırma amacıyla literatürde sıkça incelenen Helichrysum italicum L. türleri de ekstrakte edilmiş; ekstraksiyon verimleri sırasıyla %2,19 ve %3,14 olarak tespit edilmiştir. Aynı türler, karşılaştırma için geleneksel çözücü ekstraksiyonu yöntemiyle de ekstrakte edilmiş ve bu yöntemle elde edilen ekstraksiyon verimleri sırasıyla %12,58 ve %16,11 olmuştur. Elde edilen ekstraktlar, içerik yönünden kapsamlı analizlere tabi tutulmuş ve bu yönüyle çalışma, farklı ekstraksiyon yöntemlerinin tüm özelliklerinin karşılaştırmalı değerlendirildiği öncü bir çalışma olmuştur. HPLC-UV analizlerinde, Helichrysum arenarium L. alkol ekstraktında apigenin-7-O-glikozit içeriğinin 9060,00 mg/kg, SFE ekstraktında ise 7,84 mg/kg olduğu ve hidrofilik flavonoidlerin alkol bazlı çözücülerle daha etkin bir şekilde ekstrakte edildiği tespit edilmiştir. SFE yöntemiyle ise lipofilik bileşenlerin ekstraksiyonu etkili bulunmuş, özellikle tokoferoller ve uçucu terpenoidlerin yüksek oranlarda elde edildiği tespit edilmiştir. HPLC-FLD ile yapılan analizlerde, SFE ekstraktlarının toplam tokol içeriği alkol ekstraktlarına kıyasla 10 kata kadar daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. GC-MS ile yapılan uçucu bileşen analizinde, Helichrysum arenarium L. ekstraktında borneol, eugenol ve carvacrol, Helichrysum italicum L. ekstraktında ise neryl acetate, gamma curcumene ve beta selinene gibi karakteristik terpenoidler tanımlanmıştır. GC-FID ile yapılan yağ asidi analizinde ise, her iki türde de linoleik asit (C18:2) en baskın yağ asidi olarak bulunmuştur. Özellikle Helichrysum italicum L. türü yüksek oranda PUFA (%63-72) içeriği ile öne çıkmıştır. Antioksidan aktivite tayin çalışmasında, alkol ekstraktları daha yüksek radikal süpürücü kapasiteye sahip olmakla birlikte, SFE ekstraktları da belirli koşullarda anlamlı antioksidan aktivite göstermiştir. Antimikrobiyal aktivite tayinleri ise, her iki bitkinin ekstraktlarının Staphylococcus aureus ve Escherichia coli üzerine belirgin bir etki göstermediğini ortaya koymuştur. Sadece Helichrysum italicum L. alkol ekstraktı düşük düzeyde Staphylococcus aureus'a karşı inhibisyon göstermiştir. Tespit edilen biyoaktif bileşik sonuçlarına göre, hem lipofilik hem de hidrofilik özellikteki bileşikleri içeren, daha dengeli ve sinerjik etkiye sahip 6 farklı karışım formülasyonu geliştirilmiştir. Bu formülasyonlarda, Helichrysum arenarium L. ve Helichrysum italicum L. bitkilerinden hem SFE hem de alkol ekstraksiyon yöntemleriyle elde edilen ekstraktlar kullanılmıştır. Formülasyon içeriği, ekstraktların çözünürlüğünü artırmayı hedefleyen bitkisel yağ bazlı sistemlerle desteklenmiş; ayrıca belirli vitaminler ve fonksiyonel katkılarla zenginleştirilmiştir. Helichrysum arenarium L. bitkisinin etken maddesi olan apigenin-7-O-glikozitin yapay bağırsak sıvısındaki çözünürlüğünün belirlenmesi amacıyla dissolüsyon analizleri gerçekleştirilmiş ve en yüksek çözünürlük değeri, %97 ile Helichrysum arenarium L. SFE ve çözücü ekstraksiyonundan elde edilen ekstraktların kullanıldığı formülasyonda elde edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmayla, Helichrysum arenarium L. bitkisi, SFE yöntemiyle ilk kez sistematik olarak sistem parametreleri optimize edilmiş ve elde edilen ekstraktların bileşen profili detaylı bir şekilde tayin edilmiştir. SFE yöntemi ile elde edilen yüksek lipofilik içerikli ekstraktlar ve alkol-su ekstraksiyonuyla elde edilen yüksek flavonoid içeriğine sahip ekstraktlar bir araya getirilerek, fonksiyonel gıda takviyesi olarak kullanılabilecek yenilikçi bir formülasyon geliştirilmiştir. Geliştirilen bu ürün, sürdürülebilirlik, çözücü güvenliği ve etkin bileşik profili açısından endüstriyel ölçekte değerlendirilebilecek güçlü bir aday olarak sunulmuştur.Helichrysum arenarium L., widely used in traditional herbal medicinal products, stands out particularly with its supportive effects in digestive system disorders. In the European Union monograph, it has been scientifically approved for use in the treatment of bloating and digestive complaints. To enhance the efficacy of such herbal products and to obtain extracts with a safe compound profile, the selectivity and sustainability of the extraction methods employed are of great importance. Conventional solvent-based extraction methods are successful especially in extracting hydrophilic compounds such as phenolics and flavonoids; however, solvent residues remaining in the solution and stability issues depending on the processing time may arise. In contrast, the supercritical fluid extraction (SFE) method has emerged as an effective, eco-friendly alternative that leaves no solvent residue and allows the selective extraction of lipophilic compounds. The different selectivities of both methods for various compound groups formed the basis of the formulation developed in this study, where apolar compounds obtained by SFE were combined with polyphenols extracted with alcohol-water, resulting in a standardized herbal preparation with balanced bioactive compound diversity and bioavailability. In this thesis study, bioactive compounds of Helichrysum arenarium L. were obtained by SFE for the first time, and in order to increase extraction efficiency, temperature, pressure, and time parameters were optimized using a central composite design. As a result of optimization, the extraction conditions of 250 bar, 60 °C, and 180 min were determined as the optimum SFE working parameters. Under these optimum conditions, both Helichrysum arenarium L. and, for comparison, the frequently studied Helichrysum italicum L. species were extracted. The extraction yields were determined as 2.19% and 3.14%, respectively. For comparison, the same species were also extracted using conventional solvent extraction, and the extraction yields obtained by this method were 12.58% and 16.11%, respectively. The obtained extracts were subjected to comprehensive compositional analyses, making this study a pioneering work in which the characteristics of different extraction methods were comparatively evaluated. HPLC-UV analyses revealed that the apigenin-7-O-glucoside content in the alcohol extract of Helichrysum arenarium L. was 9060.00 mg/kg, whereas in the SFE extract it was 7.84 mg/kg, indicating that hydrophilic flavonoids are more efficiently extracted with alcohol-based solvents. On the other hand, SFE was found to be effective in the extraction of lipophilic compounds, particularly yielding high amounts of tocopherols and volatile terpenoids. HPLC-FLD analyses showed that the total tocol content of SFE extracts was up to 10 times higher than that of alcohol extracts. GC-MS volatile compound analysis identified borneol, eugenol, and carvacrol in Helichrysum arenarium L. extract, while neryl acetate, gamma-curcumene, and beta-selinene were characterized in Helichrysum italicum L. extract. GC-FID fatty acid analysis revealed linoleic acid (C18:2) as the dominant fatty acid in both species. Helichrysum italicum L., in particular, stood out with its high PUFA content (63–72%). In antioxidant activity assays, alcohol extracts showed higher radical scavenging capacity; however, SFE extracts also exhibited significant antioxidant activity under certain conditions. Antimicrobial activity tests demonstrated that extracts from both species did not show a marked effect against Staphylococcus aureus and Escherichia coli. Only the alcohol extract of Helichrysum italicum L. exhibited low-level inhibition against Staphylococcus aureus. Based on the identified bioactive compounds, six different combination formulations containing both lipophilic and hydrophilic compounds were developed, aiming to achieve a more balanced and synergistic effect. In these formulations, extracts obtained from both Helichrysum arenarium L. and Helichrysum italicum L. by SFE and solvent extraction methods were used. The formulation content was supported with plant oil-based systems designed to enhance the solubility of extracts, as well as enriched with specific vitamins and functional additives. To determine the solubility of apigenin-7-O-glucoside, the active compound of Helichrysum arenarium L., in simulated intestinal fluid, dissolution analyses were performed. The highest solubility value (97%) was obtained in the formulation prepared with extracts from both SFE and solvent extraction of Helichrysum arenarium L. In conclusion, this study systematically optimized the SFE parameters of Helichrysum arenarium L. for the first time, and the compositional profile of the obtained extracts was determined in detail. By combining SFE-derived extracts rich in lipophilic compounds with alcohol-water extracts containing high flavonoid content, an innovative formulation was developed that can be utilized as a functional food supplement. This product was presented as a strong candidate for industrial-scale applications in terms of sustainability, solvent safety, and effective compound profile.Bu tez çalışması Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 22211009 nolu proje ile desteklenmiştir

    South Sudan's water resources, sectoral use, and irrigation implementation issues; The case of Juba

    No full text
    Küresel nüfus artışı, özellikle Afrika'da, sınırlı tarım arazisi, kıt temiz su kaynakları ve artan gıda talebi gibi zorlukların giderek daha belirgin hale gelmesiyle, gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarımı etkilemektedir. Birleşmiş Milletler, Afrika'da önemli bir nüfus artışı öngörmektedir ve bu da genişletilmiş gıda üretimi ve sulama sistemlerine yönelik daha yüksek bir talebe yol açacaktır. Bu çalışmada, Juba'daki sulama kooperatiflerinin karşılaştığı yönetim, yasal, idari ve finansal zorluklar incelenmiştir. Veri toplamak için çiftçilere su kullanımı, sulama verimliliği ve tarımsal uygulamalarla ilgili anketler verilmiş, alınan yanıtlar, eğilimleri belirlemek ve sonuçlar çıkarmak amacıyla SPSS kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara dayanarak, Güney Sudan'daki tarımsal verimliliği ve su yönetimini iyileştirmeye yönelik çözümler önerilmiştir. Yaklaşık 13 milyon nüfusa sahip olan Güney Sudan, su dağıtımı sorunları, yetersiz altyapı ve verimsiz sulama sistemleri gibi önemli zorluklarla karşı karşıyadır. Beyaz Nil, Sobat Nehri, Bahr el Gazal ve geniş Sudd bataklıkları gibi bol su kaynaklarına sahip olmasına rağmen, bu engeller nedeniyle ülke gıda güvensizliği yaşamaktadır. Güney Sudan'ın toplam yüzölçümü yaklaşık 658.842 km²'dir ve arazi kullanımı şu şekilde dağılmaktadır: tarım arazisi (%4,3), ormanlar (%32,6), çalılar (%39,3), otsu bitkiler (%22,8), kentsel/endüstriyel alanlar (%0,1), kaya ve toprak alanları (%0,2) ve su alanları (%0,7) şeklindedir. Güney Sudan, kişi başına yıllık 3.936 m³ ile su kaynakları açısından zengin olmasına rağmen, çiftçiler yetersiz sulama, kötü arazi yönetimi ve düşük su verimliliği gibi kritik sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu da tarımsal verimliliği engellemekte ve ciddi gıda kıtlıklarına yol açmaktadır. Güney Sudan'ın önemli tarımsal potansiyele sahip olduğunu, ancak topraklarının büyük kısmının kullanılmadığını göstermektedir. Ülke, altyapı eksiklikleri, düzensiz su dağılımı ve geleneksel tarım yöntemlerine olan bağımlılıkla karşı karşıya olup, bu durum modern tarım uygulamalarına erişimi sınırlamaktadır. Çalışmaya katılan çiftçilerin %62'si yağmurlama sulamayı tercih ederken, %23'ü yüzey sulamasını tercih etmektedir. Sadece %15'lik bir kesim damla sulamayı tercih yöntemi olarak seçmiştir. Pivot sulama uygulayan çiftçi yoktur. Çiftçilerin kooperatif işletmeciliğinden memnuniyetleri genelde olumsuz düzeydedir. Şöyleki; Yönetim kategorisinde, katılımcıların %20'si bunu çok kötü, %26'sı kötü, %32'si yeterli, %6'sı mükemmel ve %16'sı da iyi olarak değerlendirmiştir. Denetim konusunda ise %38 çok kötü, %28 kötü, %20 yeterli ve %14 iyi değerlendirmesi yapmıştır. Sulama Planları ile ilgili olarak da, %12'si çok kötü, %30'u kötü, %42'si yeterli ve %16'sı iyi olarak değerlendirmiştir. Öneriler arasında kırsal altyapıya büyük yatırımlar yapılması, su yönetim sistemlerinin iyileştirilmesi, çiftçilerin eğitim seviyelerinin artırılması ve iklim dayanıklı tarım uygulamalarının teşvik edilmesi yer almaktadır. Çalışma, sürdürülebilir arazi ve su yönetimi ihtiyacını vurgulamakta ve Güney Sudan'daki gıda güvenliği sorunlarını ele almak için bölgeye özgü stratejiler önerilmektedir. Ayrıca, hükümet politikalarının özel sektör yatırımlarını teşvik etmesi ve yerel çiftçileri desteklemek için tarımsal pazarlama ve dağıtım sistemlerini güçlendirmesi gerektiği önemle vurgulanmaktadır.Global population growth, especially in Africa, is increasingly affecting food security and sustainable agriculture due to challenges such as limited arable land, scarce clean water resources, and rising food demand. The United Nations forecasts significant population growth in Africa, which will lead to a higher demand for expanded food production and irrigation systems. This study examines the management, legal, administrative, and financial challenges faced by irrigation cooperatives in Juba. To collect data, farmers were given surveys related to water usage, irrigation efficiency, and agricultural practices. The responses collected were analyzed using SPSS to identify trends and draw conclusions. Based on the findings from the study, solutions have been proposed to improve agricultural productivity and water management in South Sudan. South Sudan, with a population of approximately 13 million, faces significant challenges such as water distribution issues, inadequate infrastructure, and inefficient irrigation systems. Despite having abundant water resources, such as the White Nile, Sobat River, Bahr el Ghazal, and the vast Sudd wetlands, the country experiences food insecurity due to these barriers. The total area of South Sudan is approximately 658,842 km², and land use is distributed as follows: agricultural land (4.3%), forests (32.6%), shrubs (39.3%), herbaceous plants (22.8%), urban/industrial areas (0.1%), rock and soil areas (0.2%), and water areas (0.7%). Despite having abundant water resources with an annual per capita of 3,936 m³, South Sudan's farmers face critical issues such as inadequate irrigation, poor land management, and low water efficiency. This hinders agricultural productivity and leads to severe food shortages. It indicates that South Sudan has significant agricultural potential, but a large portion of its land remains unused. The country is facing infrastructure deficiencies, irregular water distribution, and dependence on traditional farming methods, which limits access to modern agricultural practices. It was found that, 62% of the farmers participating in the study prefer sprinkler irrigation, while 23% prefer surface irrigation. Only 15% of the participants have chosen drip irrigation as their preferred method. No farmers practice pivot irrigation. The satisfaction of farmers with cooperative management is generally at a negative level. Specifically, in the Management category, 20% of the participants rated it as very poor, 26% as poor, 32% as sufficient, 6% as excellent, and 16% as good. Regarding supervision, 38% rated it as very poor, 28% as poor, 20% as sufficient, and 14% as good. Regarding Irrigation Plans, 12% rated them as very poor, 30% as poor, 42% as sufficient, and 16% as good. Among the recommendations are significant investments in rural infrastructure, improvement of water management systems, increasing the education levels of farmers, and promoting climate-resilient agricultural practices. The study emphasizes the need for sustainable land and water management and proposes region-specific strategies to address food security issues in South Sudan. Additionally, it is strongly emphasized that government policies should encourage private sector investments and strengthen agricultural marketing and distribution systems to support local farmers

    Join custony

    No full text
    Velâyet, ana ve babanın çocuğun kişiliği ve malvarlığı üzerindeki kanundan doğan hak ve yetkilerin bütünüdür. Velâyetin kapsamı genel olarak çocuğun kişilik hakları, temsili, mallarının yönetimi, çocuğun korunması hususlarından oluşur. Türk Medeni Kanunu'na göre ana ve baba evlilik birliği devam ettiği sürece velâyeti birlikte kullanırlar. Türk Medeni Kanunu'na göre evlilik birliğinin devam ettiği haller dışında ortak velâyet kabul edilmemektedir. Son yıllarda evlilik birliğinin sona erdiği hallerde ve evlilik dışı ilişkilerde velâyetin ana ve baba tarafından ortak kullanılıp kullanılamayacağı sorunu gündeme gelmiştir. 2016 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 7 No'lu Protokol'ün "eşler arasında eşitlik" başlıklı 5. maddesinin Türk Hukuku bakımından yürürlüğe girmesiyle birlikte Protokol'ün iç hukuka etkisi açısından ortak velâyetin mümkün olup olmadığı yönündeki tartışmalar yeni bir boyut kazanmıştır. Türk Medeni Kanunu bakımından ise öğretide ortak velâyetin tartışılmasına neden olan maddeler TMK m. 182 ve m. 336 hükümleridir. Ülkemizde mevcut düzenlemeler her ne kadar ortak velâyeti yasaklamasa da ortak velâyetin uygulanabilirliğine hizmet etmek açısından yetersiz görülmektedir. AİHS, ÇHS başta olmak üzere uluslararası belgelerde ve AİHM kararlarında "çocuğun üstün yararı", "aile hayatına saygı", "ayrımcılık yasağı", "eşler arasında eşitlik" ilkelerine vurgu yapılmıştır. Bu belgelerden çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde ebeveynlerin medeni hallerine bakılmaksızın ortak velâyet kararı verilebileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. İsviçre, Almanya başta olmak üzere karşılaştırmalı/mukayeseli hukukta yapılan çeşitli revizyonlar da ortak velâyetin uygulanmasının çocuğun menfaatine uygun olduğunu göstermektedir. Hukuk sistemimiz bakımından somut olayın özellikleri dikkate alınarak ve çocuğun güncel yararına üstünlük tanınması şartıyla evlilik birliğinin sona ermesi hallerinde ve evlilik dışı ilişkilerde ortak velâyet kararları verilebilmesi gerekmektedir. Ancak mevcut düzenlemeler ile ortak velâyetin uygulanması çocuğun üstün yararına uygun olmayacağından daha kapsamlı ve nitelikli düzenlemelere ihtiyaç vardır.Custody is the totality of the rights and authorities of the parents over the child's person and property arising from the law. The scope of parental authority generally consists of the child's personal rights, representation, management of property and protection of the child. According to the Turkish Civil Code, parents exercise parental authority together as long as the marriage union continues. According to the Turkish Civil Code, joint custody is not accepted except in cases where the marriage union continues. In recent years, the question of whether joint custody can be exercised by the mother and father in cases where the marriage union has ended and in extra-marital relationships has come to the agenda. In 2016, with the entry into force of Article 5 of Additional Protocol No. 7 to the European Convention on Human Rights titled 'equality between spouses' in terms of Turkish Law, the discussions on whether joint custody is possible in terms of the effect of the Protocol on domestic law has gained a new dimension. In terms of the Turkish Civil Code, the provisions of Article 182 and Article 336 of the Turkish Civil Code are the articles that cause the discussion of joint custody in the doctrine. Although the current regulations in our country do not prohibit joint custody, they seem to be insufficient to serve the applicability of joint custody. The principles of 'best interests of the child', 'respect for family life', 'non-discrimination', 'equality between spouses' are emphasised in international documents, particularly the ECHR, CRC and ECtHR Judgments. From these documents, it can be concluded that joint custody decisions can be made regardless of the marital status of the parents if the best interest of the child is required. Various revisions made in comparative law, particularly in Switzerland and Germany, also show that the implementation of joint custody is in the best interests of the child. In terms of our legal system, joint custody decision should be made in cases of dissolution of the marriage and extramarital relationships, provided that the characteristics of the concrete case are taken into consideration and the current interest of the child is given priority. However, since the implementation of joint custody with the current regulations will not be in accordance with the best interests of the child, more comprehensive and qualified regulations are needed

    The effect of interventions aimed at fathers on fathers' participation in infant care attachment status and paternal depression: A randomized controlled trial

    No full text
    Bu çalışma, babalara yönelik yapılan girişimlerin babaların bebek bakımına katılımına, bağlanma durumlarına ve paternal depresyona etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma randomize kontrollü ön test- son test, paralel grup deneysel tasarıma sahiptir. Konya ilinde bir Aile Sağlığı Merkez'inde Haziran- Aralık 2024 tarihleri arasında 4-12 aylık bebeğe sahip, ilk kez baba olan 80 baba (40 deney grubu, 40 kontrol grubu) ile yürütülmüştür. Araştırmacı tarafından deney grubuna yönelik 4 oturumdan oluşan online eğitimler verilmiş ve sosyal medya aracılığıyla eğitici mesajlar gönderilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Babaların Bebek Bakımına Katılım Soru Formu, Baba Bebek Bağlanma Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde deney ve kontrol grubunun karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t testi ve ki-kare test kullanılmıştır. Gruplarda değişkenlerin izlem zamanlarına göre karşılaştırılmasında karışık düzen varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda, girişim sonrasında deney grubunda alınan Babaların Bebek Bakımına Katılım Soru Formu toplam skor ortalaması kontrol grubundan istatistiksel olarak yüksektir (p<0,05). Ayrıca girişim sonrası deney grubunda alt boyut puan ortalamalarında da anlamlı artış görülmüştür. Deney grubunda son testte alınan Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği toplam puan ortalaması ön teste göre istatistiksel olarak düşük bulunmuştur ve deney grubundaki düşüş kontrol grubundan daha fazladır (p<0,05). Deney grubunda son testte alınan Baba Bebek Bağlanma Ölçeği toplam puan ortalaması ön teste göre istatistiksel olarak düşüktür (p<0,05). Sonuç olarak babalara yönelik yapılan girişimlerin (online eğitim ve video gösterimi) babaların bebek bakımına katılımını arttırdığı ve doğum sonrası paternal depresyon riskini azalttığı görülmektedir. İlk kez baba olan bireylere bu tür girişimlerin yapılması ve eğitim içeriğinde paternal bağlanmayı arttırıcı nitelikte uygulamalara daha fazla yer verilmesi önerilmektedir.This study was conducted in order to examine the effect of interventions aimed at fathers on fathers' participation in infant care, attachment situations and paternal depression. The study has a randomized controlled pre-test- post-test, parallel group experimental design. December June-Dec 2024 in a Family Health Center in Konya province, with a baby of 4-12 months, the first-time father was conducted with 80 fathers (40 experimental group, 40 control group). Online trainings consisting of 4 sessions for the experimental group were given by the researcher and educational messages were sent via social media. Personal Information Form, Fathers' Participation in Baby Care Questionnaire, Father-Baby Attachment Scale, Edinburgh Postpartum Depression Scale were used to collect the data. In the evaluation of the data, the t test and the chi-square test were used in the independent groups in the comparison of the experimental and control groups. Mixed order variance analysis (ANOVA) was used to compare the variables in the groups according to the follow-up times. The statistical significance value was accepted as p<0.05. According to the research findings, the average total score of the Fathers' Participation in Infant Care Questionnaire taken in the experimental group after the intervention was statistically higher than that of the control group (p<0.05). In addition, there was a significant increase in the sub-dimension score averages in the experimental group after the intervention. The average total score of the Edinburgh Postpartum Depression Scale taken in the final test in the experimental group was found to be statistically lower compared to the preliminary test, and the decrease in the experimental group was greater than in the control group (p<0.05). The total score average of the Father-Baby Attachment Scale taken in the final test in the experimental group was statistically lower compared to the preliminary test (p<0.05). As a result, it seems that initiatives aimed at fathers (online education and video presentation) increase fathers' participation in baby care and reduce the risk of postpartum paternal depression. It is suggested that such initiatives should be made to individuals who are fathers for the first time and that more space should be given to practices that increase paternal attachment in the educational content.Bu araştırma TÜSEB tarafından 38480 proje numarası ile desteklenmiştir

    Blokzincir tabanlı vergi denetimi

    No full text
    Devletin mali egemenliğinin temel enstrümanı olan vergi sistemlerinin adil olarak işlemesi, güçlü, etkin ve şeffaf bir denetim mekanizmasının varlığına bağlıdır. Çağdaş vergi sistemlerinin beyana dayalı olması nedeniyle mükellefin vergisel yükümlülüklerini, maddi gerçeğe ve vergi mevzuatına uygun olarak yerine getirip getirmediğinin verimli bir şekilde araştırılması gerekmektedir. Vergi denetimi, hukuk kuralları çerçevesinde, tarafsız ve nesnel bir yaklaşımla yapılmalı, denetim süreçleri ve sonuçları şeffaf ve hesap verilebilir olmalıdır. Verileri güvenli ve değiştirilemez olarak kaydeden merkeziyetsiz bir veritabanı olarak, eş zamanlı erişim ve izlenebilirlik sağlama gibi avantajlarıyla blokzincir teknolojisi, vergi denetiminin duyduğu tüm bu ihtiyaçlara çözüm sunabilmektedir. Uygulamadaki vergi denetim mekanizmasının veri manipülasyonuna açık olması, mükellef işlemlerinin izlenmesi noktasındaki aksaklıkları, teknolojinin sunduğu imkanlardan yararlanarak blokzincir teknolojisi tabanlı bir vergi denetim sisteminin tasarlanması fikrini ortaya çıkartmıştır. Çalışma kapsamında ilk bölümde blokzincir teknolojisinin temelini oluşturan dağıtık defter teknolojisi ile birlikte blokzincir teknolojisinin altyapısı açıklanmıştır. İkinci bölümde mevcut vergi denetim mekanizmasından kısaca bahsedilerek Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından kullanılan teknolojiler incelenmiştir. Ardından blokzincir tabanlı vergi denetim sisteminin kullanıcıları belirlenmiş ve sistem mimarisi tasarlanmıştır. Sistemin vergi denetim süreçleri üzerindeki etkileri tartışılarak çalışma noktalandırılmıştır. Tasarlanan sistemin, vergi kayıp ve kaçaklarıyla, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede önemli bir rol oynayabileceği, vergi uyumunu artırabileceği görülmüştür. Bu çerçevede yasal düzenlemelerin yapılmasıyla blokzincir teknolojisinin vergi denetim süreçlerine entegre edilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.The fair functioning of tax systems, which are the fundamental instruments of the state's fiscal sovereignty, depends on the existence of a strong, effective and transparent control mechanism. Since modern tax systems are based on declarations, it is necessary to efficiently investigate whether taxpayers are fulfilling their tax obligations in accordance with the material reality and tax legislation. Tax audits should be conducted in accordance with legal rules, using an impartial and objective approach, and the audit processes and results should be transparent and accountable. As a decentralised database that records data securely and immutably, blockchain technology can provide solutions to all these needs of tax audits with its advantages such as simultaneous access and traceability. The vulnerability of the tax audit mechanism in practice to data manipulation and the shortcomings in monitoring taxpayer transactions have led to the idea of designing a blockchain technology-based tax audit system that takes advantage of the possibilities offered by technology. In the first section of the study, the distributed ledger technology that forms the basis of blockchain technology and the infrastructure of blockchain technology are explained. In the second section, the current tax audit mechanism is briefly discussed, and the technologies used by the Revenue Administration are examined. Then, the users of the blockchain-based tax audit system are identified, and the system architecture is designed. The effects of the system on tax audit processes are discussed, and the study is summarised. It is seen that the designed system can play an important role in combating tax losses and evasion and the informal economy, and can increase tax compliance. In this context, it is considered important to integrate blockchain technology into tax audit processes with the implementation of legal regulations

    Determination of morphological differences in peacock grass (agrostis ssp.L.) genotypes collected from nature

    No full text
    Araştırma Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü Prof. Dr. İhsan ÖZKAYNAK araştırma alanında kurulmuştur. Araştırma; 113O919 no'lu TÜBİTAK projesi kapsamında ülkemizin farklı bölgelerinden toplanarak morfolojik özellikleri belirlenmiş yaklaşık 75 farklı Agrostis genotipleri içinden seçilen 30 adet bitkinin morfolojik özelliklerinin tespiti için kurulmuştur. Çalışmalar 2014 yılında başlamış ve halen devam etmekte olan araştırmanın bir bölümüdür. 2020-2021 yılında araziye şaşırtılan bitkilerin özellikleri belirlenecektir. Çünkü çok yıllık buğdaygil bitkilerinde ilk yıl veri bitkilerinin gelişimlerinin olmaması sebebiyle alınmamaktadır. Çalışmada, doğadan toplanmış olan Tavusotu (Agrostis ssp. L.) genotiplerin yeşil çim alanlarında, yem bitkisi olarak ve çayır mera alanlarının ıslahında kullanılabilirlik bakımından bazı tarımsal özellikler belirlenecektir. Çalışmada yapılacak gözlem ve ölçümler; Çim kalitesi (1-9 skalası), Mevsimsel Renk Değişimi (1-9 skalası), Yaprak Dokusu (1-9 skalası), Yoğunluk (1-9 skalası), Salkım Oluşturma Eğilimi (1-9 skalası), Sonbaharda Büyüme Şekli (1-9 skalası), Bitki Boyu (cm), Yaprak Eni (mm), Yaprak Boyu (cm), İlkbaharda Yeniden Büyüme Zamanı (1-9 skalası), Salkım Boyu (cm), Son Boğum Uzunluğu (cm), Bitki Başına Tohum Verimi (g/bitki), 1000 Tohum Ağırlığı (g) özelliklerinin verileri alınmıştırThe research was conducted at the experimental field of Selçuk University, Faculty of Agriculture, Department of Field Crops, under the supervision of Prof. Dr. İhsan ÖZKAYNAK. The study was established as part of the TÜBİTAK project No. 113O919, and involved the evaluation of morphological characteristics of 30 selected bentgrass (Agrostis spp. L.) genotypes, which were chosen from among approximately 500 genotypes collected from various regions of Türkiye. The broader project commenced in 2014 and is still ongoing; the data presented in this study were collected during the 2020–2021 vegetation seasons. The primary objective of this study was to determine certain agricultural and morphological traits of naturally collected bentgrass genotypes in terms of their potential use in turfgrass areas, forage crop systems, and rangeland improvement. Observations and measurements conducted in the study included: Turf Quality (on a 1–9 scale), Seasonal Color Change (1–9), Leaf Texture (1–9), Density (1–9), Panicle Formation Tendency (1–9), Autumn Growth Habit (1–9), Plant Height (cm), Leaf Width (mm), Leaf Length (cm), Spring Regrowth Time (1–9), Panicle Length (cm), Final Internode Length (cm), Seed Yield per Plant (g/plant), and 1000-Seed Weight (g). Upon evaluation of the data, it was determined that 9 of the genotypes exhibited characteristics suitable for use in turfgrass applications. These genotypes were particularly notable for traits such as turf quality, seasonal color retention, density, and leaf width. Although not the primary focus of this thesis, some observations regarding disease resistance were also noted. Breeding studies focusing on the use of these genotypes in green space applications are currently ongoing

    The effect of tourist guides' performances on the development of the tourism sector: An application

    No full text
    Bu tez çalışmasında, turist rehberlerinin performanslarının turizm sektörünün gelişimine olan etkileri, Konya ili örneğinde incelenmiştir. Araştırmada hem kuramsal literatür taraması yapılmış hem de nicel yöntemlere dayalı bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, turist rehberlerinin kişisel ve mesleki yeterliliklerinin, verdikleri hizmetin kalitesinin ve performans düzeylerinin turist memnuniyeti, destinasyon imajı, tekrar ziyaret etme niyeti ve nihayetinde turizm sektörünün sürdürülebilir gelişimi üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini, 2023–2024 yılları arasında Konya'ya rehberli paket turlarla gelen 715 yabancı turist oluşturmuştur. Veriler, yapılandırılmış anket formu aracılığıyla toplanmış ve SPSS istatistik yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, araştırmada geliştirilen tüm hipotezlerin istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler içerdiği tespit edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, turist rehberlerinin kişisel ve mesleki özellikleri büyük ölçüde olumlu değerlendirilmiştir. Katılımcıların çoğunluğu rehberleri güvenilir, bilgili, etik değerlere bağlı ve etkili iletişim kurabilen bireyler olarak tanımlamıştır. Rehberlerin yardımseverliği, kriz yönetimi becerisi, kültürel zekâsı ve yaratıcı anlatım tarzı, turist deneyiminin niteliğini artıran başlıca unsurlar arasında yer almıştır. Çalışma, rehberlerin performans düzeylerinin turist memnuniyeti ve destinasyon imajı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca rehberlerin sunduğu kaliteli hizmetlerin, turistlerin tekrar ziyaret etme niyetlerini ve destinasyonu yakın çevrelerine tavsiye etme olasılıklarını anlamlı düzeyde etkilediği saptanmıştır. Bu durum, rehberlerin yalnızca bilgi sunan kişiler değil; aynı zamanda destinasyonun kültürel elçileri ve sürdürülebilir turizm gelişiminin taşıyıcı aktörleri olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, turist rehberliği mesleği, turizm sektörünün başarısı ve uluslararası pazardaki rekabet gücünün artırılması açısından stratejik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, rehberlik hizmetlerinin kalite standartlarının yükseltilmesi, rehberlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve sektörün tüm paydaşlarıyla iş birliği içinde hareket edilmesi, sürdürülebilir ve nitelikli bir turizm anlayışının yerleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır.This thesis investigates the impact of tourist guides' performance on the development of the tourism sector, using the case of Konya, Turkey. The study employs both theoretical literature analysis and a quantitative field research approach. The primary objective is to evaluate how tourist guides' personal and professional competencies, service quality, and performance levels influence tourist satisfaction, destination image, revisit intention, and ultimately, the sustainable development of the tourism sector. The research sample consists of 715 foreign tourists who participated in guided package tours to Konya during the 2023–2024 tourism season. Data were collected through a structured questionnaire and analysed using SPSS statistical software. The results indicate that all developed hypotheses were confirmed and statistically significant positive correlations were identified. Findings reveal that tourist guides are perceived very positively in terms of their personal and professional attributes. Most participants described guides as trustworthy, knowledgeable, ethical, and effective communicators. Moreover, guides' helpfulness, crisis management skills, cultural intelligence, and creative narrative styles were highlighted as key factors enhancing the overall tourist experience. The study also demonstrates that the performance of tourist guides significantly influences both tourist satisfaction and destination image. Furthermore, the high quality of guiding services was found to have a strong effect on tourists' intentions to revisit the destination and recommend it to others. These results underline the multifaceted role of tourist guides as not only providers of information, but also as cultural ambassadors and vital actors in the sustainable development of tourism. In conclusion, the profession of tourist guiding holds strategic importance for the success of the tourism industry and its competitiveness in the global market. Enhancing the quality standards of guiding services, supporting the professional development of guides, and fostering collaboration among tourism stakeholders are essential for the establishment of a sustainable and high-quality tourism model

    İnovasyon ve Ar-Ge faaliyetlerinin firma düzeyinde işgücü verimliliğine etkisi: Türkiye imalat sektörü örneği

    No full text
    Bu çalışma, 2013 ve 2019 Dünya Bankası İşletme Anketleri'nden elde edilen mikro verileri kullanarak, yenilik türlerinin ve Ar-Ge yatırımlarının Türk imalat sektöründe firma düzeyinde işgücü verimliliğine etkisini incelemektedir. Yenilik; ürün/hizmet, süreç, örgütsel/yönetimsel ve pazarlama boyutlarına ayrılmış; ayrıca dış bilgi edinimi, resmi eğitim programları, Ar-Ge harcamaları ve ortalama ücretler kontrol değişkeni olarak dâhil edilmiştir. Farklı etki mekanizmalarını açığa çıkarabilmek için küçük, orta ve büyük ölçekli firmalar da ayrı kategoriler halinde ele alınmıştır. Ampirik bulgular, tüm modellerde ve tüm firma büyüklüklerinde ortalama ücretlerin işgücü verimliliğinin en güçlü ve istatistikî olarak en anlamlı belirleyicisi olduğunu ortaya koymaktadır; bu, nitelikli ve iyi ücretlendirilen işgücünün kritik önemini vurgular. Örgütsel ve yönetimsel yenilik, özellikle orta ve büyük ölçekli firmalarda güçlü pozitif verimlilik artışları sağlarken, pazarlama yeniliği büyük firmalarda anlamlı katkıda bulunmuştur. Süreç yeniliği ağırlıklı olarak küçük firmalarda kayda değer verimlilik kazanımları sunarken, ürün/hizmet yeniliğinin etkileri sınırlı ve çoğunlukla anlamsız kalmış; bu da bu yeniliklerin faydalarının daha uzun vadede veya tamamlayıcı yetkinliklere bağlı olarak gerçekleşebileceğini göstermektedir. Ar-Ge harcamaları, kavramsal olarak önemli olmakla birlikte, özellikle küçük firmalar arasında zayıf, sık sık anlamsız veya negatif ilişkiler sergilemiş; bu durum, Ar-Ge'nin verimli bir şekilde dönüşüm bulabilmesinin firma içi emme kapasitesi ve stratejik uyuma bağlı olduğunu işaret etmektedir. Resmi eğitim programları büyük firmalar dışında verimliliğe belirgin bir katkı sunmamış; bu da eğitim tasarımı ve uygulama yöntemlerinin gözden geçirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Buna karşılık, dış bilgi edinimi orta ve büyük firmalarda istatistikî olarak anlamlı verimlilik artışlarına yol açmıştır. Sonuçlar, yenilik ve Ar-Ge faaliyetlerinin tek başına işgücü verimliliğini güvence altına alamayacağını, bunun için eş zamanlı olarak işgücü becerilerine, örgütsel kapasiteye ve stratejik planlamaya yatırım yapılması gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle politika yapıcılar ve işletme yöneticileri, insan sermayesinin geliştirilmesini, iç yönetim uygulamalarının güçlendirilmesini ve Ar-Ge stratejilerinin firma kapasitesiyle uyumlu hale getirilmesini önceliklendiren, bütüncül ve ölçek duyarlı bir yenilik yaklaşımı benimsemelidir.This study analyses how various types of innovation and R&D investments impact labor productivity at the firm level within the Turkish manufacturing sector, utilizing microdata from the 2013 and 2019 World Bank Enterprise Surveys. Innovation is disaggregated into product/service, process, organizational/management, and marketing dimensions, alongside measures of external knowledge acquisition, formal training, R&D expenditure, and average wages. In order to be able to identify the impact, different firm-size categories small, medium, and large are also considered. Empirical results consistently highlight average wages as the most robust and statistically significant driver of productivity across all models and firm sizes, underscoring the pivotal role of skilled and well-compensated labor. Organizational and management innovation delivers strong positive productivity gains in medium and large firms, while marketing innovation is particularly effective in larger enterprises. Process innovation yields significant benefits primarily for small firms, whereas product/service innovation shows limited and often insignificant effects, implying longer gestation periods or the need for complementary capabilities. R&D spending, though conceptually important, exhibits weak and frequently insignificant or negative associations especially among smaller firms suggesting that absorptive capacity and strategic alignment are critical for realizing R&D returns. Formal training programs produce few productivity improvements except in large firms, pointing to potential design or delivery shortcomings. Acquisition of external knowledge emerges as a significant productivity enhancer in medium and large firms. The findings demonstrate that innovation and R&D alone cannot guarantee productivity growth without concurrent investments in workforce skills, organizational capacity, and strategic planning. Policymakers and managers should therefore adopt a holistic, size-sensitive innovation framework that prioritizes human capital development, strengthens internal management practices, and aligns R&D efforts with firm capabilities to achieve sustainable productivity improvements

    An analysis of communicative competence and language skills in secondary school German textbooks: A comparative study of A1.2 level "Deutsch" and "Menschen"

    No full text
    Bu araştırma, Türkiye'deki ortaöğretim kurumlarında Almancanın ikinci yabancı dil olarak öğretildiği 11. sınıf düzeyinde kullanılan iki farklı A1.2 seviye ders kitabını; dört temel dil becerisi (dinleme, konuşma, okuma, yazma) ve iletişimsel yeterlik bağlamında karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2023 yılında yayımlanan Deutsch A1.2 adlı yerli ders kitabı ile Hueber Yayınevi tarafından yayımlanan, uluslararası ölçekte yaygın biçimde kullanılan Menschen A1.2 (2012) kitabı analiz edilmiştir. Her iki kitap da Avrupa Dilleri Ortak Başvuru Metni (AOBM) çerçevesine dayalı olarak incelenmiştir. Araştırmada nitel yöntem tercih edilmiş; doküman incelemesi, içerik analizi ve uygulama sınavlarına dayalı karşılaştırmalı değerlendirme teknikleri bir arada kullanılmıştır. Her iki kitapta yer alan etkinlikler; sayı, tür, beceriye dağılım, çoklu beceri entegrasyonu, iletişimsel işlev ve otantiklik gibi ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Ayrıca kitaplara dayalı olarak geliştirilen uygulama sınavları, 11. sınıf öğrencilerine uygulanmış; elde edilen veriler beş beceri alanında ayrı ayrı analiz edilmiştir. Deutsch A1.2 kitabı, Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına uyumlu sade bir yapıya sahiptir. Etkinliklerin sayısı sınırlı olmakla birlikte, dört temel beceriye dengeli biçimde yer verilmiş; ancak iletişimsel yeterliğe doğrudan yönelik etkinliklerin sayısı düşük kalmıştır. Görevler daha çok yapılandırılmış, yönlendirilmiş ve kontrollü biçimde sunulmuştur. Bu durum, kitapta dil bilgisi ve kelime odaklı ilerleyişin, etkileşim temelli öğrenmenin önüne geçtiğini göstermektedir. Buna karşın Menschen A1.2 kitabı, çoklu becerilerin entegrasyonuna dayalı, öğrenci merkezli ve etkileşim odaklı etkinliklerle öne çıkmaktadır. Kitapta görev temelli öğrenmeye dayalı özgün diyaloglar, kültürel içerikler ve otantik iletişim bağlamları ön plandadır. Beceriler arası geçiş doğal bir akışla sağlanmakta; öğrenciler dili hem işlevsel hem de bağlamsal olarak kullanmaya teşvik edilmektedir. Uygulama sınavları sonucunda, öğrencilerin özellikle konuşma ve iletişimsel yeterlik alanlarında zorlandıkları ve bu becerilere yönelik kitap içeriğinin yetersiz kaldığı görülmüştür. Menschen kitabı bu alanlarda göreli olarak daha işlevsel içerikler sunsa da, her iki kitapta da eksiklikler tespit edilmiştir. Bu araştırma, içerik ve uygulama temelli çok boyutlu bir yaklaşımla gerçekleştirilmiş olup, Almanca öğretmenlerine kitap seçimi ve kullanımında bilimsel dayanak sağlamayı ve yabancı dil öğretim materyallerinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.This study aims to comparatively evaluate two different A1.2-level German textbooks used in 11th-grade classes in Turkish secondary schools, where German is taught as a second foreign language. Within this context, the study analyzes the Deutsch A1.2 textbook, published by the Turkish Ministry of National Education in 2023, and the Menschen A1.2 textbook, published by Hueber Verlag in 2012 and widely used internationally. Both textbooks are examined in line with the Common European Framework of Reference for Languages (CEFR). A qualitative research method was adopted, combining document analysis, content analysis, and comparative evaluation based on application-based performance. Activities in both textbooks were assessed in terms of quantity, type, distribution among skills, integration of multiple competences, communicative function, and authenticity. Additionally, practice-based exams designed according to each textbook were administered to 11th-grade students, and the data obtained were analyzed separately across five skill domains. The Deutsch A1.2 textbook features a simplified structure that aligns with the Ministry of Education's curriculum. Although it includes a balanced focus on the four basic skills, the total number of activities is limited, and tasks that directly target communicative competence are relatively scarce. Most exercises are structured, guided, and controlled. This indicates a progression primarily focused on grammar and vocabulary, rather than on interaction-based learning. In contrast, the Menschen A1.2 textbook stands out with its multi-skill integration, learner-centered design, and interaction-oriented activities. It emphasizes task-based learning, includes authentic dialogues and cultural content, and presents communication in real-world contexts. Transitions between skills occur naturally, encouraging students to use the language functionally and contextually. Results from the implementation exams revealed that students particularly struggled with speaking and communicative competence, showing that the content provided for these skills was insufficient. Although the Menschen textbook performed relatively better in these areas, both books demonstrated certain pedagogical limitations. This study adopts a content- and practice-based multidimensional approach, aiming to provide a scientific foundation for German language teachers in textbook selection and contribute to the development of foreign language teaching materials

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇