Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
53909 research outputs found
Sort by
Effect of phenolic compounds on colon health and cancer cells; In Silico and In Vitro study
Kanser dünyada ve ülkemizde yüksek mortalite oranlarıyla kalp damar hastalıklarından sonra gelen en önemli sağlık sorunlarından biridir. Yüksek mortalite oranlarında üst sıralarda yer alan Kolorektal kanser (KRK), şiddetli metastaz özelliğine sahip olan ve erken teşhis dışında tedaviye yanıt vermesi zor olan kanser türlerindendir. Tedavide kullanılan geleneksel yöntemler KRK gibi şiddetli metastatik özelliğe sahip kanser türlerinde yetersiz kalmaktadır. Geleneksel yöntemlerin yetersiz kalması yeni ve alternatif tedavi metotları üzerine yoğunlaşılması gerektiğini düşündürmektedir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda KRK kanser tedavisi için bitkisel tabanlı ilaçlar geliştirilmiş ve sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Bitkilerin zengin içeriğinden yararlanılarak geliştirilen bu yeni yaklaşım özellikle bitki içeriğinde yer alan fenolik bileşikler tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada P53, BCL-2, MLH-1, HIF, Bax, Kaspaz-3, APAF-1, Kras, APC ve VEGF proteinleri RCSB veri tabanından elde edilerek AutoDock Vina programı ile moleküler docking çalışmaları için hazırlanmış, eksik atomları tamamlanmış ve grid tanımlamaları yapılmıştır. Klorojenik asit, Ellagic asit, Gallik asit, Hidroksisinnamik asit, Tannik asit, Epikateşin, Kateşin, Antosiyanin, Kaempferol, Resveratrol, Kuersetin, Hesperidin, Apigenin, Luteolin, Ginkgolide B, Epigallocatechin-3-gallate, Naringenin, Myricetin, Pterostilbene, Genistein, Daidzein, Glycyrrhizin, Rutin, Luteolin-7-O-glucuronide, Chrysin, Ferulik asit, Proantosiyanidin, Flavanon, Pinoresinol ve Lariciresinol gibi doğal bileşiklerin 3D yapıları DrugBank ve PubChem veri tabanlarından elde edilerek PDB formatına çevrilmiş, enerji minimizasyonları yapılmış ve bağların döndürülebilir olması sağlanmıştır. Tüm bu bileşiklerle tüm hedef proteinler arasında moleküler docking çalışmaları gerçekleştirilmiş, bağlanma enerjileri hesaplanmış ve en uygun bağlanma konformasyonları PyMOL programı ile görselleştirilmiştir. Moleküler docking çalışmaları sonucunda bağlanma enerjisi en yüksek olan fenolik bileşik olarak belirlenen Tannik asit (TA), insan kolon kanseri hücre hattı HT-29 ve sağlıklı kolon epitel hücre hattı CCD-18Co üzerinde In vitro koşullarda değerlendirilmiştir. Yapılan sitotoksisite analizlerinde, Tannik asitin HT-29 hücrelerinde 37.6 µM'lik IC₅₀ değeri ile belirgin bir sitotoksik etki gösterdiği, buna karşın CCD-18Co hücreleri üzerinde hücre canlılığını anlamlı şekilde etkilemediği ve IC₅₀ değerinin 200 µM üzerinde olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda elde edilen veriler, moleküler docking yöntemi ile düşük maliyetli ve hızlı bir ön tarama sonucu belirlenen fenolik bileşiklerin, In vitro düzeyde antikanser etkilerinin ortaya konulmasında önemli bir ön hazırlık sağlayabileceğini göstermektedir. Tannik asitin özellikle kolon kanserine karşı etkili olması ve sağlıklı hücrelere minimal zarar vermesi, bu bileşiğin potansiyel bir terapötik ajan adayı olabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca bu çalışma, kolon kanseri tedavisinde alternatif ve hedefe yönelik yeni doğal bileşiklerin geliştirilmesine katkı sunarken, literatürde bu konuda eksik olan verilere de ışık tutmaktadır.Cancer is one of the most important health problems in the world and in our country, after cardiovascular diseases, with high mortality rates. Colorectal cancer (CRC), which is at the top of the list in terms of high mortality rates, is a type of cancer that has severe metastasis and is difficult to respond to treatment except for early diagnosis. Traditional methods used in treatment are inadequate in cancer types with severe metastatic properties such as CRC. The inadequacy of traditional methods suggests that new and alternative treatment methods should be focused on. In recent studies, herbal-based drugs have been developed for CRC cancer treatment and have begun to be used frequently. This new approach, which was developed by taking advantage of the rich content of plants, is carried out especially by phenolic compounds found in the plant content. In this study, P53, BCL-2, MLH-1, HIF, Bax, Caspase-3, APAF-1, Kras, APC and VEGF proteins were obtained from the RCSB database and prepared for molecular docking studies with the AutoDock Vina program, missing atoms were completed and grid definitions were made. 3D structures of natural compounds such as Chlorogenic acid, Ellagic acid, Gallic acid, Hydroxycinnamic acid, Tannic acid, Epicatechin, Catechin, Anthocyanin, Kaempferol, Resveratrol, Quercetin, Hesperidin, Apigenin, Luteolin, Ginkgolide B, Epigallocatechin-3-gallate, Naringenin, Myricetin, Pterostilbene, Genistein, Daidzein, Glycyrrhizin, Rutin, Luteolin-7-O-glucuronide, Chrysin, Ferulic acid, Proanthocyanidin, Flavanone, Pinoresinol and Lariciresinol were obtained from DrugBank and PubChem databases and converted to PDB format, energy minimization was performed and the bonds were made rotatable. Molecular docking studies were performed between all these compounds and all target proteins, binding energies were calculated and the most suitable binding conformations were visualized with the PyMOL program. Tannic acid (TA), which was determined as the phenolic compound with the highest binding energy as a result of molecular docking studies, was evaluated on human colon cancer cell line HT-29 and healthy colon epithelial cell line CCD-18Co under In vitro conditions. In the cytotoxicity analyses, it was determined that tannic acid showed a significant cytotoxic effect with an IC₅₀ value of 37.6 µM on HT-29 cells, whereas it did not significantly affect cell viability on CCD-18Co cells and the IC₅₀ value was above 200 µM. In this context, the data obtained indicate that phenolic compounds determined as a result of a low-cost and rapid preliminary screening by molecular docking method can provide an important preliminary preparation in revealing their anticancer effects at In vitro level. The fact that tannic acid is especially effective against colon cancer and causes minimal damage to healthy cells indicates that this compound may be a potential therapeutic agent candidate. In addition, this study contributes to the development of alternative and targeted new natural compounds in the treatment of colon cancer, while also shedding light on the data missing in the literature on this subject
Late Ottoman period wooden minbars in Konya
Bu çalışma Konya'da Geç Osmanlı dönemine tarihlenen ahşap minberlerin tespit edilip, form, teknik ve süsleme özelliklerinin tanımlanarak, Türk-İslam sanatı içerisindeki öneminin belirlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Buna bağlı olarak Konya'ya bağlı Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Çumra, Derebucak, Doğanhisar, Güneysınır, Hadim, Hüyük, Ilgın, Kadınhanı, Karatay, Meram, Sarayönü, Selçuklu, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu ve Yunak olmak üzere 22 ilçede bulunan camiler incelenmiş ve özgün durumda 100 ahşap minber tespit edilmiştir. Minber, camilerde cuma ve bayram günlerinde hatibin hutbe okuduğu kürsüye verilen isimdir. İslam sanatında ihtiyaç doğrultusunda gelişim gösteren minberler, işlevsel olmalarının yanı sıra saltanat alameti olarak kabul edilmeleri nedeniyle dönemlerinin estetik anlayışına uygun olarak yapılmıştır. Bu bağlamda dönemlerinin birer temsilcisi konumundadır. Ancak zaman içerisinde doğal afet veya insan faktörü gibi çeşitli sebeplerle günümüze ulaşamaması, dönemin kültür ve sanat anlayışının yok olmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle çalışmamız ilk olarak ahşap minberlerin belgelenmesi daha sonra detaylı bir şekilde tanımlanmasını amaçlamaktadır. Çalışmamız, "Konya'daki Geç Osmanlı Dönemi Ahşap Minberleri" ve "Değerlendirme" olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Ancak ilk olarak giriş başlığı altında, konunun tanımı, önemi ve sınırları belirlenmiş, kullanılan yöntem ve konuyla ilgili yapılan yayınlara değinilmiştir. Daha sonra minberin tanımı, gelişimi ve işlevi hakkında bilgi verilip minber elemanları tanımlanmıştır. "Konya'daki Geç Osmanlı Dönemi Ahşap Minberleri" adlı birinci bölüm, 18. ve 20. yüzyıl aralığında geniş yelpazede üretilen ahşap minberleri konu almaktadır. Burada ilk olarak minberin bünyesinde bulunduğu caminin tarihçesi, mimarisi hakkında bilgi verilmiş ve daha sonra minber oluşturulan bir şablon çerçevesinde detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde katalogda elde edilen veriler beş başlık altında değerlendirilmiştir. Değerlendirme "Minberlerin Yapı İçindeki Yeri", "Minber Elamanları", "Tarihlendirme", "Uygulanan Teknik" ve "Süsleme" olmak üzere beş başlıktan oluşmaktadır. Son olarak yaptığımız çalışma sonucunda elde edilen veriler ortaya konulmuş ve çalışmamız tamamlanmıştır.The aim of this study is to identify the wooden minbars dating to the late Ottoman period in Konya, to define their form, technique and ornamentation features, and to determine their importance in Turkish-Islamic art. Accordingly, mosques in 22 districts of Konya including Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Çumra, Derebucak, Doğanhisar, Güneysınır, Hadim, Hüyük, Ilgın, Kadınhanı, Karatay, Meram, Sarayönü, Selçuklu, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu and Yunak were examined and 100 wooden pulpits in original condition were identified. Minbar is the name given to the pulpit where the orator reads the sermon on Fridays and feast days in mosques. The minbars, which developed in line with the needs in Islamic art, were built in accordance with the aesthetic understanding of their period, as they were accepted as a sign of sovereignty as well as being functional. In this context, they are representative of their period. However, the fact that they have not survived to the present day due to various reasons such as natural disasters or human factors over time causes the culture and art understanding of the period to disappear. For this reason, our study first aims to document the wooden pulpits and then to describe them in detail. Our study consists of two parts: "Late Ottoman Period Wooden Minbars in Konya" and "Evaluation". However, firstly, under the title of introduction, the definition, importance and limits of the subject were determined, the method used and the publications on the subject were mentioned. Then, information about the definition, development and function of the pulpit is given and pulpit elements are defined. The first chapter, "Late Ottoman Period Wooden Minbars in Konya", deals with the wooden minbars produced in a wide range between the 18th and 20th centuries. Firstly, the history and architecture of the mosque in which the minbar is located is given and then the minbar is analyzed in detail within the framework of a template created. In the second section, the data obtained from the catalog is evaluated under five headings. The evaluation consists of five titles: "The Place of the Minbar in the Building", "Minbar Elements", 'Dating', "Applied Technique" and "Ornamentation". Finally, the data obtained as a result of our study were put forward and our study was completed.Çalışma S.Ü. Bilimsel Araştırma Projesi Koordinatörlüğü tarafından 22213004 Nolu Doktora Tez Projesi ve Bursiyerlik kapsamında desteklenmiştir
Investigating the relationship between individuals' health claim deferral behavior and medical insecurity
Giderek gelişim göstermekte olan modern sağlık sistemleri, bireylerin sağlık hizmeti talebini bilinçli bir biçimde erteleme davranışı göstermesi açısından çelişkili bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin göstermiş olduğu erteleme davranışı, tanı/tedaviyi geciktirmekte, sağlık düzeyinde kötüleşmeye ve maliyetlerde artışa neden olabilmektedir. Son dönemde tıbba yönelik eleştiriler, sağlık personeline, sağlık kurumuna karşı artan güvensizlik duygusu, hizmete erişimde yaşanan sorunlar, bilgi asimetrisi, bireylerin tıbba olan güvenini etkilemekte ve talep erteleme davranışı düzeyinin artmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu çalışma, sağlık hizmeti talep erteleme davranışı ile tıbbi güvensizlik arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda Konya'nın Selçuklu, Meram ve Karatay ilçelerinde yaşayan bireylerin katılımı ile veriler toplanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılmış olup veriler 641 bireyin katılımından oluşmaktadır. Sosyo-demografik bilgi formu, sağlık hizmeti talep erteleme davranışı ve tıbbi güvensizlik ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %40,2 (258 kişi) erkek %59,8'i (383 kişi) kadın, 18-23 yaş aralığında bulunan bireyler %33,1'lik kısmını (212 kişi), 24-33 yaş aralığında bulunan bireyler %34,3'ünü (220 kişi), 34 yaş ve üzeri bireyler ise %32,6'lık bölümünü (209 kişi) meydana getirmektedir. Bireylerin Sağlık Hizmeti Talep Erteleme Davranışı ölçeği ortalama puanı x̄=2,47 ve Tıbbi Güvensizlik puanı ortalaması x̄=2,54 olarak bulunmuştur. Sağlık Hizmeti Talep Erteleme Davranışı Ölçeği ve alt boyutları ile Tıbbi Güvensizlik Ölçeği arasında yapılan pearson korelasyon analizi incelendiğinde pozitif yönlü, düşük düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Korelasyon sonucuna göre; bireylerin sağlık hizmeti talep erteleme davranışı eğilimi gösterdikçe tıbbi güvensizlik düzeyinin arttığı görülmektedir. Regresyon analizi incelendiğinde ise sağlık hizmeti talep erteleme davranışında gerçekleşen değişimin %1,1'i tıbbi güvensizlik tarafından açıklanmaktadır.Modern health care systems, which are gradually developing, appear to be a contradictory situation in terms of individuals' conscious delaying behavior in demanding health care services. Individuals' procrastination behavior delays diagnosis/treatment and may lead to deterioration in health status and increase in costs. Recent criticisms against medicine, increasing distrust towards health personnel and health institutions, problems in accessing services, information asymmetry affect individuals' trust in medicine and may lead to an increase in the level of demand postponement behavior. This study aims to examine the relationship between health service demand postponement behavior and medical distrust. In line with the purpose of the study, data were collected with the participation of individuals living in Selçuklu, Meram and Karatay districts of Konya province. Quantitative research method was utilized in the study and the data consisted of the participation of 641 individuals. Socio-demographic information form, health service request postponement behavior and medical insecurity scale were used. Of the individuals participating in the study, 40.2% (258 people) were male and 59.8% (383 people) were female, 33.1% (212 people) were between the ages of 18-23, 34.3% (220 people) were between the ages of 24-33, and 32.6% (209 people) were 34 years and older. The mean score x̄=2.47 and the mean score x̄=2.54 for the Healthcare Demand Postponement Behavior scale and Medical Insecurity scale, respectively. When the Pearson correlation analysis between the Health Service Request Postponement Behavior Scale and its sub-dimensions and the Medical Insecurity Scale was examined, it was found that there was a positive, low level and statistically significant relationship. According to the correlation result; it is seen that medical insecurity increases as individuals show a tendency to delay health service request behavior. When regression analysis is examined, 1.1% of the change in health service demand postponement behavior is explained by medical insecurity
Beştepeler tumuli
"Beştepeler Tümülüsleri" başlıklı tezimizde, Kayseri şehir merkezinde, Melikgazi ilçesi, Karacaoğlu Mahallesi sınırları içerisinde, bugünkü Beştepeler Mevkii olarak bilinen konumda yer alan ve toplam 5 adet olan Tümülüs tipi mezarların mimarileri ile ele geçen buluntuları sınıflandırılarak incelenmiştir. Bu çalışma ile, Beştepeler Tümülüsleri buluntularının ışığında Kayseri şehrini irdeleyerek hem geçmişine hem ölü gömme geleneklerine hem de buluntularının işaret ettiği ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerine dair bilgi edinebilmek ve yeni bir bakış açısıyla doğru sonuçlara ulaşmak amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda, Kayseri' de tümülüs tipi mezar geleneğinin, mimari olarak bir takım değişikliklere uğrasa da Geç Hellenistik ve Erken Roma Dönemlerinde devam ettiği, tesadüfen bulunan tümülüsler ve maalesef önce yağmalanan ardından bir şekilde toplanan buluntuların ise bilimsel bir kazı çalışmasıyla ele geçmediğinden in situ durumları bilinmese de özellikle altın ve gümüş malzemeden yapılmış zengin bir gruptan oluştuğu, hem biçimsel olarak hem de geleneksel olarak Geç Hellenistik ve Erken Roma Döneminin temel özelliklerini taşıdığı tespit edilmiştir. Ayrıca mezarlardan ele geçen Roma sikkesi ile Ephesos sikkesi de şehrin öneminin ve ticari bağlantılarının açık delilidir. Özel bir grup olan lüks madeni kapların ise Kayseri merkezine yönelik arkeolojik araştırmaların yeterli olmaması sebebiyle yerel bir atölye ürünü olup olmadığı hakkında kesin bir sonuca varılamamıştır.In our thesis titled "Beştepeler Tumuli", the architecture and the findings of the tumulus type tombs, which are located in Kayseri city center, within the borders of Melikgazi district, Karacaoğlu District, in the location known today as Beştepeler Location, were classified and examined. With this study, it is aimed to examine the city of Kayseri in the light of the Beştepeler Tumuli finds, to obtain information about its past, burial traditions, and the economic, social and cultural values indicated by the finds, and to reach correct conclusions from a new perspective. As a result of the study, it was concluded that the tradition of tumulus type graves in Kayseri continued in the Late Hellenistic and Early Roman Periods, although it underwent some architectural changes, and the tumuli found by chance and the finds that were unfortunately first plundered and then collected in some way were not found in a scientific excavation, so their in situ status is unknown. It has been determined that it consists of a rich group made especially of gold and silver materials, and that it bears the basic characteristics of the Late Hellenistic and Early Roman Periods, both formally and traditionally. In addition, the Roman coins and Ephesus coins recovered from the tombs are clear evidence of the city's importance and commercial connections. As for the luxury metal vessels, which are a special group, no definitive conclusion can be reached as to whether they are the product of a local workshop or not, as archaeological research in the center of Kayseri is not sufficient
Edirne Industrial School (1882-1950)
Edirne Sanayi Mektebi 93 Harbi olarak adlandırılan 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşının ardından 1879'da kimsesiz kalan çocuklar için "Mekteb-i Muhacirin Etfâl Zükuru" olarak kurulmuştur. Savaşın ardından kimsesiz ve zor durumda olan 300 kız ve erkek çocuk Edirne'de toplanmıştır. Toplanan erkek çocuklar II. Abdülhamid'in adı verilerek kurulan "Hamidiye Mektebi"ne, kız çocukları da "Melce-i Eytâm" adı verilerek kiralan binaya yerleştirilmiştir. Edirne Valisi Kadri Paşa döneminde (1882) ise mektep, sanayi ve ziraat olarak iki şubeye ayrılarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Mektep ilk defa bugünkü mevkiinde kurulu olan Hoca Uveyz Medresesi'nde açılmıştır. 1878'de medrese ile civarındaki bir kısım evler yıktırılmış ve bina ahşap olarak yapılmıştır. 1895'te bu bina da yıktırılmış ve bugünkü kargir bina inşa edilmiştir. Yeni bina özellikle derslikleri, yatakhanesi ve atölyeleri ile öğrencilerine eğitim ve barınma hizmeti verebilecek şekilde tasarlanmıştır. Balkan Harbinden sonra, Vali Hacı Adil Bey okula bilhassa ehemmiyet vererek yakın bir alaka göstermiş ve binanın cephesine tesadüf eden Hacı Uveyz Camii'ni ve Tokçubaba Tekkesini yıktırarak atölye binalarını yaptırmıştır. Dönemin mimari anlayışını yansıtan binanın üzerine 1934'te başlayıp 1935'te tamamlanan son kat ilave edilmiştir. Bunun dışında bina büyük oranda geçmişten günümüze kadar özgün değerlerini korumuştur. Mektep, kurulduğu dönemden 1909'a kadar Sultan II. Abdülhamit'e ithafen "Edirne Hamidiye Mektebi" ismi ile; 1909'dan Cumhuriyet Dönemi'ne kadar olan süreçte ise "Edirne Sanayi Mektebi" olarak adlandırılmıştır. Cumhuriyet'ten itibaren Edirne Erkek Sanat Okulu ve bölge okulları oluşturulduğunda Edirne Bölge (Mıntıka) Sanatlar Okulu olarak anılmıştır. Balkan Harbi'nde ve Edirne'nin işgal edildiği süreçlerde okulda eğitime ara verilerek öğrencileri Diyarbakır, Sivas, Bursa ve Kastamonu'ya nakledilmişse de İstiklal Harbi sonrasında okulda eğitim-öğretim faaliyetleri tekrar başlamıştır. Mektep Sanat Okulu adını aldığı dönemde özellikle mali gerekçelerle kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Ancak Edirne Bölge Sanat Okulu niteliği taşıması, mezunlarının ülkenin sanayi ve üretimine katkı sağlayacak niteliklere sahip olması dolayısıyla bu tehlike aşılarak kurum bugüne kadar varlığını sürdürmüştür. Edirne Sanayi Mektebi, Edirne'nin Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapan merkezlerden birisi olması, saltanat merkezine yakınlığı ve savaş mağduriyeti sebebiyle İstanbul'dan sonra taşrada açılan ilk eğitim kurumudur. Milli ve dini bayramlarda öğrencileri, şehre gelen devlet erkânının karşılanmasında en ön sıralarda yer almıştır. Bu özelliği bile okulun şehir için önemini ortaya koymaktadır. Edirne Sanayi Mektebi Osmanlı'dan günümüze kadar işlevini sürdürebilmiş ve 146 yıllık eğitim ve yaşam birikimini içinde barındırmaktadır. Mektep programında yer alan çeşitli alanlara yönelik meslek dalları ile özellikle sanayideki nitelikli eleman eksikliğini gidermeye yönelik bireyler yetiştirmiştir. Sanat okuluna dönüştürülerek varlığını Cumhuriyet Dönemi'nde de sürdürebilmiş dokuz sanayi mektebi arasında yer almaktadır. Zaman içerisinde adı ve eğitim programı sürekli değişerek bazı dönemlerde öğrencilerinin dağılması ve kapanma tehlikesi geçirerek eğitime ara verilmiş olmasına rağmen bugün Edirne Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi adı altında eğitim ve öğretime katkı sağlamaya devam etmektedir.The Edirne Sanayi Mektebi was established in 1879 under the name "Mekteb-i Muhacirin Etfâl Zükuru" following the Russo-Turkish War of 1877-1878, known as the 93 War, to provide education and care for orphaned children. After the war, 300 orphaned and destitute boys and girls were gathered in Edirne. The male children were placed in the "Hamidiye Mektebi", named after Sultan Abdulhamid II, while the female children were housed in a rented building named "Melce-i Eytâm".During the governorship of Kadri Pasha in 1882, the school was divided into two departments: industrial and agricultural, continuing its operations under this new structure. The school was first opened in the Hoca Uveyz Madrasah, which was established in its current location. In 1878, the madrasah and some houses around it were demolished and the building was rebuilt from wood. In 1895, this building was also demolished and the current masonry building was built. The new building was designed to provide education and accommodation services to its students, especially with its classrooms, dormitories and workshops. After the Balkan War, Governor Hacı Adil Bey paid special attention to the school and showed a close interest in it, and had the Hacı Uveyz Mosque and Tokçubaba Tekke, which coincided with the facade of the building, demolished and had workshop buildings built. The top floor was added to the building, which reflects the architectural understanding of the period, in 1934. Apart from this, the building has largely preserved its original values from the past to the present. From the time it was founded until 1909, the school was named "Edirne Hamidiye School", dedicated to Sultan II. Abdülhamit; The period from 1909 to 1931 was called "Edirne School of Industry". When Edirne Boys' Art School and Regional Schools were established in 1391, it was called Edirne Regional (Region) School of Arts. Although education at the school was interrupted during the Balkan War and the occupation of Edirne and its students were transferred to Diyarbakır, Sivas, Bursa and Kastamonu, education and training activities at the school resumed after the War of Independence. During the period when the school took the name of School of Art, it faced the danger of closure, especially due to financial reasons. However, this danger was overcome and the institution continued its existence until today due to its status as a Regional School of Art and the qualifications of its graduates that would contribute to the country's industry and production. Edirne School of Industry is the first educational institution opened in the province after Istanbul due to the fact that the province was one of the centers that served as the capital of the Ottoman Empire, its proximity to the sultanate center and the hardships of the war. It has been at the forefront of welcoming state officials who come to the city on national and religious holidays. This feature alone reveals the importance of the school for the city. Edirne Industrial School has been able to continue its function from the Ottoman Empire to the present day and contains 146 years of education and life experience. It has trained individuals to eliminate the shortage of qualified personnel in the industry, especially with the vocational branches in various fields included in the school program. It is among the nine industrial schools that have continued their existence in the Republic Period by being transformed into an art school. Although its name and educational program have changed over time and education has been suspended due to the dispersion of its students and the danger of closure in some periods, it continues to contribute to education and training under the name of Edirne Vocational and Technical Anatolian High School today
Determination of antibacterial properties of some plant extracts
İnsanlar geçmişten günümüze hastalıkların tedavisinde bitkileri kullanmışlardır. Bitkilerle tedavi, mikroorganizmaların sentetik ilaçlara karşı direnç geliştirmesi ve tedavideki başarısızlıklar nedeniyle ön plana çıkmıştır. Bitki özleri ve fitokimyasallar, antimikrobiyal özellikleri nedeniyle terapötik uygulamalarda büyük öneme sahiptir. Bitkilerin antimikrobiyal aktiviteleri, bitkilerin sekonder metabolitlerinden kaynaklanmaktadır. Bitki özleri ve bitki kaynaklı ürünler üzerinde yapılan antimikrobiyal aktivite çalışmaları, bitkilerin yeni antibiyotik arayışında önemli bir kaynak olabileceğini göstermiştir. Yapılan bu çalışmada, Galium aparine L. (yoğurt otu), Cichorium endivia L. (bostan hindibası) ve Rumex acetosella L. (kuzu kulağı) bitkilerinin yaprakları kurutulup toz hale getirildikten sonra kloroform, etil asetat, aseton, etanol ve metanol olmak üzere 5 farklı çözücü ile soxhlet cihazında ekstraktları hazırlanmıştır. Ekstraksiyon işlemi sonrasında elde edilen ekstraktların 11 standart bakteri suşuna (Staphylococcus aureus ATCC 6538, Staphylococcus aureus ATCC 29213, Escherichia coli ATCC 3166 09:K35:K99, Escherichia coli ATCC 25922, Escherichia coli ATCC 25923, Escherichia coli ATCC 29988, Bacillus cereus ATCC 11778, Streptococcus salivarius RSHE 606, Pseudomonas aeruginosa ATCC 29853, Pseudomonas aeruginosa ATCC 15442, Proteus mirabilis ATCC 43071) karşı olan antibakteriyel etkileri mikrodilüsyon metodu ile belirlenmiştir. C. endivia çalıştığımız bakteriler içinde en yüksek antibakteriyel etkiyi P. aeruginosa ATCC 15442 bakterisine karşı etanol ve etil asetat ekstraktında göstermiştir (2 mg/ml). S. aureus ATCC 6538 bakterisine karşı C. endivia'nın hiçbir ekstraktı çalıştığımız konsatrasyonlarda antibakteriyel etki göstermemiştir. R. acetosella en yüksek antibakteriyel etkiyi etil asetat ekstraktında B. cereus ATCC 11778 bakterisine karşı göstermiştir (0.5 mg/ml). R. acetosella'nın kloroform ekstraktı P. aeruginosa ATCC 15442 bakterisi (32 mg/ml) dışında hiçbir bakteriye karşı çalıştığımız konsantrasyonlarda antibakteriyel etki göstermemiştir. G. aparine, en yüksek antibakteriyel etkiyi P. aeruginosa ATCC 15442 (4 mg/ml) bakterisine karşı metanol ekstraktında göstermiştir. Çalışılan bitki ekstraktları içerisinde en güçlü antibakteriyel etkiyi R. acetosella etil asetat ekstraktı B. cereus ATCC 11778 bakterisine karşı göstermiştir. Kontrol antibiyotiği olarak kullanılan kloramfenikol antibiyotiği çalışmadaki tüm bakterilere karşı çalıştığımız üç bitkiden daha yüksek antibakteriyel etki göstermiştir. Elde edilen sonuçlar bu alanda ileride yapılacak çalışmalara katkı sağlayacaktır.Throughout history, humans have used plants in the treatment of diseases. Herbal remedies have come to the forefront due to microorganisms developing resistance to synthetic drugs and the resulting failures in treatment. Plant extracts and phytochemicals are of great importance in therapeutic applications because of their antimicrobial properties. The antimicrobial activities of plants are attributed to their secondary metabolites. Studies on the antimicrobial activity of plant extracts and plant-derived products have shown that plants can be an important source in the search for new antibiotics. In this study, the leaves of Galium aparine L. (cleavers), Cichorium endivia L. (endive), and Rumex acetosella L. (red sorrel) were dried and powdered, then extracted using a Soxhlet apparatus with five different solvents: chloroform, ethyl acetate, acetone, ethanol, and methanol. The antibacterial effects of the obtained extracts were determined against 11 standard bacterial strains (Staphylococcus aureus ATCC 6538, Staphylococcus aureus ATCC 29213, Escherichia coli ATCC 3166 09:K35:K99, Escherichia coli ATCC 25922, Escherichia coli ATCC 25923, Escherichia coli ATCC 29988, Bacillus cereus ATCC 11778, Streptococcus salivarius RSHE 606, Pseudomonas aeruginosa ATCC 29853, Pseudomonas aeruginosa ATCC 15442, Proteus mirabilis ATCC 43071) using the microdilution method. C. endivia showed the highest antibacterial activity against P. aeruginosa ATCC 15442 with ethanol and ethyl acetate extracts (2 mg/ml). None of the C. endivia extracts exhibited antibacterial activity against S. aureus ATCC 6538 at the concentrations tested. R. acetosella showed the highest antibacterial activity with its ethyl acetate extract against B. cereus ATCC 11778 (0.5 mg/ml). The chloroform extract of R. acetosella did not show any bacteria at the concentrations we studied except P. aeruginosa ATCC 15442 (32 mg/ml). G. aparine showed its highest antibacterial activity against P. aeruginosa ATCC 15442 with the methanol extract (4 mg/ml). Among the studied plant extracts, the strongest antibacterial effect was observed in the ethyl acetate extract of R. acetosella against B. cereus ATCC 11778. The control antibiotic chloramphenicol exhibited higher antibacterial activity against all tested bacteria compared to the plant extracts. The results obtained from this study may contribute to future research in this field
Applications of the emad-sara transformation to various differential equation models
Bu tezde, Emad-Sara dönüşümü ele alınıp bu dönüşümün literatürdeki diferensiyel denklemlere uygulamaları incelenmiştir. Daha sonra Emad-Sara dönüşümü, mekanik sönümlü osilatör denklemine, elektrik sönümlü osilatör denklemine uygulanmıştır. Bunlara ilaveten, Emad-Sara dönüşümü, Adomian ayrıştırma metodu kullanılarak SIR epidemik modeline de uygulanmış ve elde edilen sonuçlar literatürdeki başka metotlar ile bulunan sonuçlar ile karşılaştırılmıştır.In this thesis, the Emad-Sara transformation is considered and its applications to differential equations in the literature are examined. Subsequently, Emad-Sara transformation is applied to the mechanical damped oscillator equation and the electrical damped oscillator equation. In addition, Emad-Sara transformation is applied to the SIR epidemic model using Adomian decomposition method and the obtained results are compared with those ones found by other methods in the literature
Examining the effect of social media privacy protection skills, self-efficacy and well-being level on social media addiction in adolescents
Bu araştırma adölesanlarda sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya mahremiyetini koruma becerileri, öz yeterlik ve iyi oluş düzeyi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek; sosyal medya bağımlılığını etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 1902 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 1020 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Ergenler İçin Sosyal Medya Mahremiyetini Koruma Becerileri Ölçeği, Çocuklar İçin Öz Yeterlik Ölçeği, Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Modeli: EPOCH Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Oneway ANOVA testi, Pearson korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Adölesanlanların yaş ortalaması 16,03±0,76'dır. Adölesanların %50.4'ü erkek öğrencidir. Adölesanların sosyal medya bağımlılığı toplam puanı ile sosyal medya mahremiyetini koruma becerileri (r=-0,504, p<0.05), öz yeterlik (r=-0,401, p<0.05) ve iyi oluş toplam puanı (r=-0,261, p<0.05) arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Adölesanlarda kız cinsiyeti, onuncu sınıf düzeyi, anne ve baba eğitim düzeyinin ilk okul olması, gelirin giderden az olması, parçalanmış aile tipi, babası çalışanların, sosyal medya mahremiyetini koruma becerileri, öz yeterlik ve iyi oluş düzeyinin sosyal medya bağımlılığı düzeyi üzerindeki değişimin %73,5'ini (Adjusted R2= 0,735) açıkladığı belirlenmiştir. Adölesanların sosyal medya bağımlılığı puanının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Adölesanların sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya mahremiyetini koruma becerileri, öz yeterlik ve iyi oluş toplam puanı arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda adölesanların sosyal medya bağımlılığını azaltmada dijital mahremiyet bilinci, öz yeterlik becerileri ve iyi oluş düzeylerini artırmaya yönelik eğitim ve destek programları planlanabilir.This study aimed to evaluate the relationships between social media addiction and social media privacy protection skills, self-efficacy, and well-being; and to examine the factors affecting social media addiction. This research is descriptive and correlational in design. The study population consisted of 1,902 students, and the sample included 1,020 high school students. Data were collected using the Personal Information Form, the Social Media Addiction Scale for Adolescents, the Social Media Privacy Protection Skills Scale for Adolescents, the Self-Efficacy Scale for Children, and the Five-Dimensional Adolescent Well-Being Model: EPOCH Scale. For data analysis, frequencies, percentages, means, standard deviations, independent samples t-test, One-Way ANOVA, Pearson correlation, and multiple regression analysis were used. The level of statistical significance was accepted as p<0.05. The mean age of the adolescents was 16.03±0.76 years, and 50.4% of them were male. A negative and moderate correlation was found between adolescents' total social media addiction scores and their social media privacy protection skills (r=-0.504, p<0.05), self-efficacy (r=-0.401, p<0.05), and total well-being scores (r=-0.261, p<0.05). It was also found that gender (female), being in the tenth grade, having parents with a primary school level of education, having an income lower than expenses, living in a broken family, having an employed father, as well as social media privacy protection skills, self-efficacy, and well-being levels explained 73.5% of the variance in social media addiction levels among adolescents (Adjusted R² = 0.735). It was determined that adolescents' social media addiction scores were at a moderate level. A negative and moderate relationship was identified between social media addiction and social media privacy protection skills, self-efficacy, and well-being scores. In line with these findings, it is recommended to plan educational and support programs to enhance digital privacy awareness, self efficacy skills, and well-being levels in order to reduce social media addiction among adolescents.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından Proje No: 24202034 ile desteklenmiştir
The predictive role of children's cognitive characteristics on their social skills
Bu araştırma çocukların bilişsel özelliklerinin sosyal becerileri üzerindeki yordayıcılığının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. İlişkisel tarama modelinde gerçekleştirilen araştırmanın çalışma grubunu Konya ili Selçuklu, Meram ve Karatay ilçelerinde okul öncesi eğitimi alan 60-71 aylık 377 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada, çocukların bilişsel özelliklerinden eleştirel düşünme, problem çözme, bağımsız öğrenme ve çalışma belleği becerileri bağımsız değişkenler, sosyal beceriler ise bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Veri toplama aracı olarak; 5-6 Yaş Çocukları İçin Eleştirel Düşünme Becerileri Testi (Tozduman Yaralı ve Güngör Aytar 2020), Problem Çözme Becerisi Ölçeği (Oğuz ve Köksal Akyol 2015), Bağımsız Öğrenme Davranışları Ölçeği (Saraç ve Karakelle 2019), Çalışma Belleği Ölçeği (Ergül ve ark 2018) ile Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği (4-6 Yaş) (Avcıoğlu 2007) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda araştırmada yer alan tüm değişkenlerin birbiri ile pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişkiye (p<0,01) sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca araştırmada her bir bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki yordayıcılığını belirlemek üzere basit doğrusal regresyon analizleri, bağımsız değişkenlerin birlikte bağımlı değişken üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre eleştirel düşünme, problem çözme, bağımsız öğrenme ve çalışma belleği becerilerinin her birinin sosyal becerileri anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında araştırmada yer alan eleştirel düşünme, problem çözme, bağımsız öğrenme ve çalışma belleği becerilerinin birlikte sosyal becerileri yordayıp yordamadığı incelenmiş ve sadece bağımsız öğrenme becerilerinin sosyal becerileri anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.The aim of the study was to examine the extent to which children's cognitive characteristics predict their social skills. Using a correlational research design, the study was conducted with a sample of 377 children aged 60 to 71 months who were receiving preschool education in the Selçuklu, Meram, and Karatay districts of Konya, Türkiye. The independent variables included critical thinking, problem-solving, independent learning, and working memory skills, while social skills were considered the dependent variable. Data were collected using validated instruments designed to assess the targeted cognitive and social domains: The Critical Thinking Skills Test for 5–6-Year-Old Children (Tozduman Yaralı and Güngör Aytar 2020), The Problem-Solving Skills Scale (Oğuz and Köksal Akyol 2015), the Independent Learning Behaviors Scale (Saraç ve Karakelle 2019), the Working Memory Scale (Ergül et al 2018), and the Social Skills Assessment Scale (Ages 4–6) (Avcıoğlu 2007). The findings indicated statistically significant and positive correlations among all variables (p<0.01). Simple regression analyses revealed that each cognitive skill (Critical thinking, Problem-solving, Independent learning, and Working memory) individually predicted social skills. However, when examined collectively through multiple regression analysis, only independent learning skills emerged as a significant predictor. These results underscore the importance of fostering independent learning behaviors in early childhood as a key factor in supporting social development
Analysis of forces occurring in manure scrapers used in cattle barns using discrete element method
Bu çalışmada, büyükbaş hayvancılık işletmelerinde kullanılan zincirli tip gübre sıyırıcı sistemlerinin maruz kaldığı direnç kuvvetleri ve enerji tüketimi hem deneysel hem de sayısal yöntemlerle analiz edilmiştir. Deneysel aşamada yük hücresi kullanılarak sıyırıcı sisteminin farklı zaman dilimlerindeki kuvvet ve güç değerleri elde edilmiştir. Sayısal analizlerde Ansys Rocky DEM 2024 yazılımı ile ayrık elemanlar yöntemi kullanılmış, ayrıca bulamaç tipi gübre davranışı SPH metodu ile modellenmiştir. Simülasyon ve deneysel veriler karşılaştırılarak sistemin zamanla artan yükleme koşullarındaki performansı analiz edilmiştir. Direnç kuvveti ve güç tüketimi sonuçları arasında %4,6 ile %6,28 oranında sapma tespit edilmiştir. Sonuçlar, DEM tabanlı simülasyonların bu tür sistemlerin ön tasarımı ve optimizasyonunda kullanılabilirliğini ortaya koymuştur.In this study, the resistance forces and energy consumption encountered by a chain-type manure scraper system in a dairy cattle facility were analyzed through both experimental and numerical methods. In the experimental phase, force and power values were recorded using load cells. For numerical simulations, the Discrete Element Method (DEM) was applied using Ansys Rocky DEM 2024 software, and slurry manure behavior was modeled via the Smoothed Particle Hydrodynamics (SPH) method. Simulation and experimental results were compared to assess the system's performance under gradually increasing load conditions. The deviation between measured and simulated force values ranged from 4.6% to 6.28%. Findings suggest that DEM-based modeling offers a reliable framework for the design and optimization of manure scraper systems in livestock facilities