Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    Investigation of the relationship between working mothers' self-compassion levels and parental burnout and professional burnout

    No full text
    Bu araştırmada, çalışan annelerin öz şefkat düzeyleri ile ebeveyn tükenmişliği ve mesleki tükenmişlik arasındaki ilişkinin ve öz şefkat ve ebeveyn tükenmişliği değişkenlerinin mesleki tükenmişlik değişkeninin ne derece etkilediğinin incelenmesi; mesleki tükenmişlik değişkeninin yaş, eğitim durumu, aile gelir durumu, çalışılan sektör, çalışma yılı gibi değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, nicel veri analizi kullanılmış ve ilişkisel tarama modelinden yararlanılmıştır. Çalışmaya farklı sektörlerde çalışan 403 anne katılmıştır. Veri toplama aracı olarak ''Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu'', ''Öz Duyarlık Ölçeği'', ''Ebeveyn Tükenmişliği Değerlendirmesi'' ölçeği ve ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Verilerin analizi ''SPSS 23'' programı ile yapılmıştır. Verilerin analizinde değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı, Çoklu Regresyon Analizi; verilerin ikili grup karşılaştırmalarında ise Mann Whitney U testi ikiden fazla grupların karşılaştırılmasında ise Kruskall Wallis-H testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, çalışan annelerin mesleki tükenmişlik düzeyleri ile araştırmada kullanılan değişkenlerin (yaş, eğitim durumu, aile gelir durumu, çalışılan sektör, çalışma yılı, çocuk sayısı) anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Çalışan annelerin öz şefkat düzeyleri ile mesleki tükenmişlik ve ebeveyn tükenmişlikleri arasındaki ilişki incelendiğinde değişkenler arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Çalışan annelerim mesleki tükenmişlik düzeyleri ile ebeveyn tükenmişlikleri arasında pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çalışan annelerin öz şefkat ve ebeveyn tükenmişlik düzeylerinin, mesleki tükenmişlik düzeylerini anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.This study aims to examine the relationship between the self-compassion levels of working mothers and parental burnout and occupational burnout, and to examine the extent to which the variables of self-compassion and parental burnout affect the occupational burnout variable; and to examine whether the occupational burnout variable differs according to variables such as age, education level, family income status, sector of employment, and years of employment. Quantitative data analysis was used in the study and the relational screening model was utilized. 403 mothers working in different sectors participated in the study. ''Burnout Inventory Short Form'', ''Self-Compassion Scale'', ''Parental Burnout Assessment'' scale and ''Personal Information Form'' were used as data collection tools. Data analysis was done using the ''SPSS 23'' program. In the analysis of the data, Pearson Product Moment Correlation Coefficient and Multiple Regression Analysis were used to determine the relationships between the variables; Mann Whitney U test was used for pairwise group comparisons of data and Kruskall Wallis-H test was used for comparisons of more than two groups. As a result of the analysis, it was seen that the occupational burnout levels of working mothers and the variables used in the study (age, education level, family income status, sector of employment, years of employment, number of children) did not differ significantly. When the relationship between the self-compassion levels of working mothers and occupational burnout and parental burnout was examined, it was determined that there was a negative and moderately significant relationship between the variables. It was determined that there was a positive and moderate relationship between the occupational burnout levels of working mothers and parental burnout. It was also concluded that the self-compassion and parental burnout levels of working mothers significantly predicted occupational burnout levels

    Effect of dosage regimen on plasma and milk distribution of danofloxacin in sheep

    No full text
    Danofloksasin, koyunlarda duyarlı bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için farklı dozaj rejimlerinde kullanılabilir. Ancak danofloksasinin plazma ve süt dağılımı, farklı dozaj rejimlerinde değişebilir. Danofloksasinin plazma ve süt dağılımındaki değişiklikler, ilacın farmakodinamik etkinliğinde ve sütte kalıntı düzeylerinde hayvan ve insan sağlığını etkileyebilecek değişikliklere neden olabilir. Bu çalışmada koyunlarda danofloksasinin plazma ve süt farmakokinetiği, birikimi, plazma ve süt proteinlerine bağlanma oranı, sütte kalıntı arınma süresi ve ≤1 µg/mL'lik MİK sınır değerleri ile bu çalışmadan elde edilen farmakokinetik veriler kullanılarak farmakokinetik/farmakodinamik parametrelerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma, 16 baş sağlıklı ve laktasyon dönemindeki (75-80 günlük) Merinos ırkı koyunlar (65,07±6,17 kg) üzerinde paralel farmakokinetik dizayna göre gerçekleştirildi. Sağlıklı ve laktasyon dönemindeki 16 baş koyun danofloksasin farmakokinetiğini belirlemek için rastgele 2 gruba ayrıldı. Danofloksasin, grup 1'deki koyunlara 1,25 mg/kg, grup 2'deki koyunlara ise 6 mg/kg dozunda her 24 saatte bir 7 gün boyunca uygulandı. Danofloksasinin ilk (1. doz) ve son (7. doz) uygulamasını takiben alınan plazma ve süt örneklerindeki konsantrasyonları yüksek basınçlı sıvı kromatografisi-UV kullanılarak belirlendi. Farmakokinetik parametreler non-kompartmental metot kullanılarak analiz edildi. Danofloksasinin sütten arınma süresi WTM 1,4 yazılımı kullanılarak hesaplandı. Danofloksasin, 1,25 ve 6 mg/kg dozların 7. dozunu (kararlı durum) takiben plazmada sırasıyla 24. ve 48. saate, sütte ise 48. ve 96. saate kadar tespit edildi. Dozla normalize edilen plazma ve süt Cdoruk ve EAA0-24 değerleri, 1. dozu takiben doz grupları arasında benzerdi. Ancak, kararlı durumda dozla normalize edilen Cdoruk ve EAA0-∞, 6 mg/kg dozda 1,25 mg/kg doza göre plazmada azalırken sütte arttı. (EAA0-∞)Süt/(EAA0-∞)Plazma oranı, 6 mg/kg dozda (17,68) 1,25 mg/kg dozdan (13,34) önemli oranda daha yüksekti. Danofloksasinin 1,25 ve 6 mg/kg dozlar için birikim oranı (R) sırasıyla 0,82 ve 0,80'idi. Danofloksasinin plazma ve süt proteinlerine bağlanma oranı sırasıyla %30,5±6,7 ve %36,9±10,8 ile doza bağlı azalma sergiledi. Danofloksasinin sütte kalıntı arınma süresi, 1,25 ve 6 mg/kg dozların uygulanmasını takiben 30 µg/kg'lık MRL değeri için sırasıyla 55,56 ve 107,88 saat olarak belirlendi. Danofloksasin optimal plazma ve süt fEAA0-24/MİK oranını (>125) 1,25 mg/kg doz için sırasıyla ≤0,016 ve ≤ 0,25 µg/mL, 6 mg/kg doz için ise sırasıyla ≤ 0,063 ve ≤ 1 µg/mL MİK değeri olan bakteriler için sağladı. Klinisyenler, danofloksasinin etkinliği için dozaj rejimlerini plazma ve süt dağılım değişikliklerine göre ayarlamalı ve sütteki kalıntı düzeylerini izlemelidir.Danofloxacin can be utilized in varying dosage regimens for the treatment of infections caused by sensitive bacteria in sheep. However, its plasma and milk distribution may vary with different dosing strategies. Changes in the distribution of danofloxacin in plasma and milk could influence the pharmacodynamic efficacy of the drug and the residue levels in milk, potentially affecting both animal and human health. This study aimed to determine the pharmacokinetics of danofloxacin in plasma and milk, accumulation ratio, binding to plasma and milk proteins, withdrawal time for milk, and pharmacokinetic/pharmacodynamic parameters utilizing the minimum inhibitory concentration (MIC) threshold of ≤1 µg/mL and pharmacokinetic data obtained from this study. The study was conducted on 16 healthy, lactating Merino ewes (75-80 days post-lambing, weighing 65,07±6,17 kg) following a parallel pharmacokinetic design. The ewes were randomly divided into two groups to evaluate the pharmacokinetics of danofloxacin. Group 1 received danofloxacin at a dosage of 1,25 mg/kg, while Group 2 received 6 mg/kg, administered every 24 hours for 7 days. Concentrations in plasma and milk samples collected after the 1. and 7. (steady-state) doses were determined using high-performance liquid chromatography-UV. Pharmacokinetic parameters were analyzed using non-compartmental methods, and the withdrawal time for milk was calculated using WTM 1,4 software. Following the 7. dose, danofloxacin was detectable in plasma up to 24 and 48 hours for the 1,25 and 6 mg/kg doses respectively, and in milk up to 48 and 96 hours respectively. Dose-normalized plasma and milk Cmax and AUC0-24 values were similar between dosage groups after the 1. dose. However, at steady-state, dose-normalized Cmax and AUC0-∞ in plasma decreased with the 6 mg/kg dose compared to the 1,25 mg/kg dose, while they increased in milk. The (AUC0-∞)Milk/(AUC0-∞)Plasma ratio was significantly higher at the 6 mg/kg dose (17,68) compared to the 1,25 mg/kg dose (13,34). Accumulation ratio (R) for the 1,25 and 6 mg/kg doses was 0.82 and 0.80, respectively. The protein binding ratios of danofloxacin in plasma and milk were found to be 30.5±6.7% and 36.9±10.8%, demonstrating a dose-dependent decrease. The milk withdrawal time for residue levels corresponding to the MRL value of 30 µg/kg was determined to be 55,56 hours for the 1,25 mg/kg dose and 107,88 hours for the 6 mg/kg dose. Danofloxacin achieved optimal plasma and milk fAUC0-24/MIC ratios (>125) for bacteria with MIC values of ≤0,016 and ≤0,25 µg/mL for the 1,25 mg/kg dose, and ≤0,063 and ≤1 µg/mL for the 6 mg/kg dose. Clinicians should adjust dosage regimens according to the variations in plasma and milk distribution of danofloxacin and monitor residue levels in milk to ensure the drug's efficacy

    The effect of strategic management perception on employee performance: An empirical research in Konya OIZ

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, çalışanların stratejik yönetim algılarının bireysel performansları üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu amaç çerçevesinde araştırma nedensel karşılaştırma modeline göre desenlenmiştir. Bunun yanında araştırmada çalışanların stratejik yönetim algıları ve çalışan performansları bazı değişkenler (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma süresi vs.) açısından incelenmiştir. Ayrıca çalışanların stratejik yönetim algılarının bireysel performans algıları ve alt boyutları olan görev performansı ve bağlamsal performans algıları üzerindeki etkileri yapısal eşitlik modeli ile test edilmiştir. Araştırma, yedek parça üretimi ve ayakkabı imalatı alanında 385 çalışan katılımcıya uygulanan anket yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırma bulgularına göre katılımcıların stratejik yönetim algılarının yüksek düzeyde; görev performansı ve bağlamsal performans algılarının ise çok yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Ayrıca katılımcıların yaş, eğitim durumları ve işteki pozisyonlarına göre stratejik yönetim algıları anlamlı farklılıklar göstermiştir. Yapısal eşitlik modellemesi sonuçlarına göre katılımcıların stratejik yönetim algılarının, iş performansları ile görev performansı ve bağlamsal performans algıları üzerinde pozitif yönde ve anlamlı düzeyde etkili olduğu tespit edilmiştir.This research aims to investigate the impact of employees' perceptions of strategic management on their individual performance. The research adopts a causal-comparative design to achieve this objective. Additionally, employees' strategic management perceptions and performance levels are analyzed across variables such as age, gender, education level, and tenure. The effects of strategic management perceptions on individual performance—including its sub-dimensions, task performance and contextual performance—are examined using structural equation modeling (SEM). The study employs a survey method, with data collected from 385 employees in the spare parts production and footwear manufacturing sectors. Results indicate that participants' perceptions of strategic management are high, while their task performance and contextual performance perceptions are very high. Significant differences in strategic management perceptions are observed based on age, education level, and job position. SEM analysis reveals that employees' strategic management perceptions exert a positive and statistically significant influence on their job performance, task performance, and contextual performance

    Investigation of the possibilities of utilizing data mining methods in veterinary medicine through animal hospital electronic patient records

    No full text
    Veteriner hekimlikte, elektronik hasta kayıtlarının teorik analizi son yıllarda artan bir ilgi görmekle birlikte, bu verilerin klinik pratiğe entegre edilmesi ve klinik kararlarda destek görevi görmesi sınırlı kalmıştır. Bu çalışma, teorik bilgiyi pratik kullanıma aktarmak amacıyla, veri madenciliği yöntemlerinin elektronik hasta kayıtları kullanılarak farklı klinik senaryolarda uygulanabilirliğini test etmek ve bu alandaki çabalardan birini temsil etmek üzere tasarlandı. Çalışma kapsamında geliştirilen web tabanlı uygulamalar ile pratikteki eksikliği gidermeye yönelik adımlar sunmayı hedeflemektir. Bu hedef doğrultusunda Selçuk Üniversitesi Hayvan Hastanesinde 2021-2022 yılları arasında dahiliye kliniğinde alınan 11173 hastaya ait elektronik hasta kaydı çalışmanın materyali olarak seçildi. Çalışmanın yöntemi, son yıllarda bir standart haline gelen CRISP-DM metodolojisi kullanılarak şekillendirildi. Çalışma kapsamında iki farklı veri madenciliği uygulaması yapıldı. Yapılan her iki uygulamada; rastgele orman, XGBoost, destek vektör makineleri ve yapay sinir ağları algoritmaları ile modeller geliştirildi. Modellerin performansı; doğruluk, kesinlik, duyarlılık, F1 skoru ve AUC değerleri ile karşılaştırılıp en iyi modelin seçimi gerçekleştirildi. İlk uygulamada kedi ve köpeklerde sıklıkla görülen gastroenteritis ve parvoviral enteritis hastalıklarını sınıflandırmak için 525 hastaya ait elektronik hasta kaydı kullanıldı. Rastgele orman modeli; doğruluk (0,87), kesinlik (0,86), duyarlılık (0,90), f1 skoru (0,88) ve AUC (0,92) değerleri ile en iyi model seçildi. Seçilen model ile gastroenteritis ve parvoviral enteritis hastalıklarını sınıflandırmak için web tabanlı uygulama geliştirildi. Çalışma kapsamında yapılan ikinci uygulamada; enfeksiyöz hastalıklar, metabolik hastalıklar ve sağlıklı olarak etiketlenen 1694 hasta verisi ile modeller geliştirildi. XGBoost algoritması ile kurulan model; 0,91 doğruluk, 0,92 kesinlik, 0,91 duyarlılık, 0,91 F 1 skoru ve 0,98 AUC değeri ile veriyi en iyi temsil eden model olarak seçildi. Seçilen model ile hastalık türünün sınıflandırılması için web tabanlı uygulama geliştirildi. Çalışmanın bulguları; veri madenciliği yöntemlerinin, veteriner elektronik hasta kayıtları üzerinden yüksek performans gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, veteriner hekimlik alanında, elektronik hasta kayıtlarından yararlanarak gerçekleştirilen veri madenciliği uygulamalarının teorik ve pratik alanda etkili bir şekilde uygulanabileceğini göstermektedir.In veterinary medicine, the theoretical analysis of electronic patient records has received increasing attention in recent years, but the integration of these data into clinical practice and support for clinical decisions has been limited. This study was designed to test the applicability of data mining methods in different clinical scenarios using electronic patient records in order to transfer theoretical knowledge to practical use and to represent one of the efforts in this field. With the web-based applications developed within the scope of the study, it is aimed to provide steps to overcome the deficiency in practice. In line with this goal, the electronic patient records of 11173 patients admitted to the internal medicine clinic of Selçuk University Animal Hospital between 2021 and 2022 were selected as the material of the study. The methodology of the study was shaped using the CRISP-DM methodology, which has become a standard in recent years. Within the scope of the study, two different data mining applications were performed. In both applications, models were developed using random forest, XGBoost, support vector machines and artificial neural network algorithms. The performance of the models was compared with accuracy, precision, sensitivity, F1 score and AUC values and the best model was selected. In the first application, electronic patient records of 525 patients were used to classify gastroenteritis and parvoviral enteritis, which are common diseases in cats and dogs. The random forest model was selected as the best model with accuracy (0,87), precision (0,86), sensitivity (0,90), f1 score (0,88) and AUC (0,92). With the selected model, a web-based application was developed to classify gastroenteritis and parvoviral enteritis diseases. In the second application, models were developed with 1694 patient data labeled as infectious diseases, metabolic diseases and healthy. The model built with the XGBoost algorithm was selected as the model that best represents the data with 0,91 accuracy; 0,92 precision; 0,91 sensitivity, 0,91 F 1 score and 0,98 AUC value. A web-based application was developed to classify the disease type with the selected model. The findings of the study revealed that data mining methods show high performance over veterinary electronic patient records. These results show that data mining applications utilizing electronic patient records in veterinary medicine can be effectively applied in theoretical and practical fields

    Use of some data mining methods in akkaraman sheep breeding

    No full text
    Türkiye gibi koyunculuğun önemli bir yer tuttuğu ülkelerde, yerli koyun ırklarının korunması ve ıslahı hem kültürel mirasın sürdürülmesi hem de kırsal ekonominin desteklenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Akkaraman koyunlarında büyüme, gelişme ve döl verimi gibi önemli özelliklerin erken dönemde öngörülmesi ve bireysel varyasyonların daha iyi anlaşılması ile sürdürülebilir üretim için yetiştiricilere kritik bir avantaj sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmada Konya ili, Karatay ilçesi, Göçü ve Yarma mahallelerinde Akkaraman ırkı koyun yetiştiriciliği yapan 36 işletmeden 2012 ve 2022 yılları arasında temin edilen 138665 baş kuzuya ait doğum, canlı ağırlık ve yaşama gücü kaydı ile 2012 ve 2021 yılları arasında tespit edilen 121143 baş koyuna ait canlı ağırlık, doğum oranı ve doğum tipi verim kayıtları incelenmiştir. Bu çalışmada, Akkaraman koyunlarının bireysel verim kabiliyetlerinin önceden tahmin edilmesinde veri madenciliği algoritmalarının kullanım imkânları araştırılmıştır. Veri madenciliği sürecinin temel adımları, algoritmalar için parametre seçimi ve fenotipik gerçek verimlerin kullanıldığı uygulama örnekleri ile algoritma performansları ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Akkaraman ırkı 104498 baş koyunun koç katım zamanı canlı ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 53,16 kg olduğu ve yıl, yaş ve işletme faktörlerinin etkilerinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Çalışmada 108015 baş Akkaraman ırkı kuzunun doğum ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 4,20 kg olduğu ve doğum ağırlığı üzerine yıl, cinsiyet, doğum tipi, ana yaşı ve işletme faktörleri etkisinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Ayrıca, 102814 baş kuzuya ait 120'nci gün sütten kesim ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 31,66 kg olduğu ve sütten kesim ağırlığı özelliği üzerine yıl, kuzu cinsiyeti, doğum tipi, ana yaşı ve işletme faktörlerinin etkilerinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Çalışmada kullanılan 104498 baş Akkaraman ırkı koyuna ait doğum oranının % 90,87 olduğu ve işletme, yıl ve yaş faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Döl verimi ölçütlerinden ikiz doğum oranının çalışmada kullanılan koyunlarda % 13,83 olduğu, bu özellik üzerine işletme, yıl ve yaş faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Ayrıca kuzuların sütten kesim dönemine kadar yaşama gücünün % 95,18 olduğu, işletme, yıl, ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). İncelenen fenotipik verim özelikleri bakımından en yüksek varyasyonun işletme faktöründe olduğu görülmüştür. İncelenen verim kayıtlarından sürekli bağımlı değişkenlerin (koyun canlı ağırlığı, kuzu doğum ağırlığı ve kuzu sütten kesim ağırlığı) tahmin edilmesinde ağaç yapısına dayalı AdaBoost, XGBoost, Rastgele Orman, Regresyon Ağacı, CHAID, Ayrıntılı CHAID algoritmaları ile mesafe tabanlı Yapay Sinir Ağları (YSA) ve k En Yakın Komşu (k-NN) algoritmaları kullanılmıştır. Uyum iyiliği kriterleri bakımından algoritmaların yüksek performans gösteremediği, en iyi tahmin sonuçlarını sütten kesim ağırlığı için gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda XGBoost ve YSA algoritmalarının Akkaraman ırkı kuzuların sütten kesim canlı ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Doğum yapma, doğum tipi ve kuzuların yaşama durumunu ihtiva eden ikili kategorik verim özelliklerinin (Doğurmadı/Doğurdu, Tekiz/İkiz ve Ölü/Canlı) tahmin edilmesinde AdaBoost, Rastgele Orman, k-NN, Naive Bayes, Lojistik Regresyon, YSA, KStar, Ridor, Sınıflandırma Ağacı (J48), CHAID ve Ayrıntılı CHAID algoritmaları kullanılmıştır. Dengeli veri seti kullanılarak yapılan çalışmada algoritmaların koyunların doğum yapmama ve ikiz doğum yapma durumlarını yaklaşık % 70 Doğruluk oranı ile tahmin ettiği tespit edilmiştir. Kuzuların ölme ihtimali algoritmalar tarafından yaklaşık % 60 Doğruluk oranı ile tahmin edilmiştir. Benzer çalışmalarda Lojistik Regresyon, Naive Bayes ve Rastgele Orman algoritmalarının kullanılabileceği düşünülmektedir.In countries such as Turkey, where sheep breeding plays an important role, the conservation and breeding of indigenous sheep breeds is essential for preserving cultural heritage and supporting the rural economy. Early prediction of important traits such as growth, development and fertility in Akkaraman sheep and a better understanding of individual variations offer significant potential to breeders. This study analysed data collected from 36 farms engaged in Akkaraman sheep breeding, located in the Göçü and Yarma neighbourhoods of the Karatay district in Konya province. The dataset comprised birth, live weight, and survival records of 138,665 lambs born between 2012 and 2022, as well as live weight, reproductive performance (birth rate and type), and related yield records of 121,143 ewes from 2012 to 2021. This study investigated the potential of data mining algorithms to predict the individual yield performance of Akkaraman sheep. The research outlines the fundamental stages of the data mining process, details the criteria for algorithm parameter selection, and evaluates algorithm performance through applied examples based on actual phenotypic yield data. The least squares mean live weight of 104,498 Akkaraman ewes at the time of ram introduction was 53.16 kg, with year, age, and flock factors showing statistically significant effects (P<0.001). Similarly, the least squares mean birth weight of 108,015 Akkaraman lambs was 4.20 kg, and this trait was significantly influenced by year, sex, type of birth, dam age, and flock conditions (P<0.001). Furthermore, the least squares mean weaning weight at 120 days for 102,814 lambs was calculated as 31.66 kg, with year, sex, type of birth, dam age, and flock factors all having a statistically significant impacts on this trait (P<0.001). The analysis revealed that the average birth rate among 104,498 Akkaraman ewes was 90.87%, with flock, year, and age factors having statistically significant effects (P<0.05). The twin birth rate, an important indicator of fertility, was determined to be 13.83%, and this trait was significantly influenced by flock, year, and age of the ewe (P<0.05). Additionally, the survival rate of lambs until weaning was 95.18%, with flock, year, dam age, type of birth, and sex all showing significant effects (P<0.05). Among the evaluated factors, flock exhibited the greatest variation with phenotypic yield traits. In this study, tree-based algorithms such as AdaBoost, XGBoost, Random Forest, Regression Tree, CHAID, and Exhaustive CHAID, as well as distance-based algorithms including Artificial Neural Networks (ANN) and k-Nearest Neighbours (k-NN), were employed to predict continuous dependent variables derived from performance records (ewe live weight, lamb birth weight, and lamb weaning weight). The algorithms did not demonstrate high overall predictive performance based on goodness of fit criteria; however, the best results were obtained for the prediction of weaning weight. The findings suggest that the XGBoost and ANN algorithms have potential for effectively predicting weaning live weight in Akkaraman lambs. AdaBoost, Random Forest, k-NN, Naive Bayes, Logistic Regression, ANN, KStar, Ridor, Classification Tree (J48), CHAID and Exhaustive CHAID algorithms were used for the prediction of binary categorical yield traits (Lambed/Not Lambed, Single/Twin and Dead/Live). In the study using balanced data set, it was determined that the algorithms predicted the infertile and twin births of ewes with an accuracy rate of 70%. The probability of lambs dying was predicted by the algorithms with an accuracy rate of 60%. It is thought that Logistic Regression, Naive Bayes and Random Forest algorithms can be used in similar studies

    Application and perception of the concept of consumer experience; Advertising agency, brand and consumer perspective

    No full text
    Bu çalışma, tüketici deneyimi kavramını hem akademik hem de sektörel perspektiflerden ele alarak, reklam ajanslarının, markaların ve tüketicilerin deneyim algılarını ve uygulamalarını incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada, deneyim ekonomisinin yükselişiyle birlikte tüketicilerin yalnızca ürün ve hizmete değil, aynı zamanda unutulmaz deneyimlere olan talebinin artışı vurgulanmıştır. Araştırma kapsamında, nitel yöntemlerden yararlanılarak, reklam ajansları, marka temsilcileri ve bilinçli tüketicilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Pine ve Gilmore'un (1998) deneyim ekonomisi kavramı çerçevesinde şekillendirilen görüşme sorularından elde edilen bulgular, deneyim tasarımında duygusal, duyusal, eğitici, estetik ve eğlence odaklı unsurların farklı ağırlıklarda öne çıktığını ortaya koymuştur. Özellikle markalar, deneyimlerin marka kimliğiyle uyumlu biçimde kurgulanmasının tüketiciyle duygusal bağ kurmada ve marka sadakatini artırmada belirleyici bir rol oynadığını ifade etmiştir. Ajanslar ise, bu sürecin stratejik planlama ve yaratıcı içerik üretimiyle desteklenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Tüketici perspektifinden elde edilen bulgular ise, deneyimlerin marka algısını doğrudan etkilediğini ve deneyim yoluyla kurulan bağın, geleneksel reklam biçimlerinden daha kalıcı izler bıraktığını göstermektedir. Katılımcılar, markayla yaşadıkları deneyimlerin, yalnızca ürün ya da hizmet kalitesiyle sınırlı kalmayıp, markanın değerleriyle olan örtüşme düzeyiyle de şekillendiğini belirtmiştir. Ayrıca, deneyimlerin dijitalleşme, yapay zekâ entegrasyonu ve teknolojik yeniliklerle daha katılımcı, ölçülebilir ve kişiselleştirilebilir hale geldiği görülmektedir. Genel olarak çalışma, tüketici deneyiminin yalnızca pazarlama iletişiminin bir unsuru değil, marka değerinin inşasında ve sürdürülebilir rekabet avantajı yaratmada stratejik bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu araştırma, tüketici deneyiminin ekonomik ve sosyal bağlamda artan önemine ışık tutarak, markalar ve reklam ajansları için uygulamaya yönelik değerli stratejik öneriler sunmaktadır. Çalışmanın, hem teorik katkı sağladığı hem de sektörel uygulamalara rehberlik edeceği düşünülmektedir.This study aimed to examine the experience perceptions and practices of advertising agencies, brands and consumers by considering the concept of consumer experience from both academic and sectoral perspectives. The study emphasizes that with the rise of the experience economy, consumers' demand for not only products and services, but also unforgettable experiences has increased. Within the scope of the research, semi-structured interviews were conducted with advertising agencies, brand representatives and conscious consumers by using qualitative methods. The findings obtained from the questions of Pine and Gilmore (1998), which were shaped within the framework of the experience economy concept, revealed that emotional, sensory, educational, aesthetic and entertainment-oriented elements stand out in different weights in experience design. In particular, brands have stated that the construction of experiences in accordance with the brand identity plays a decisive role in establishing an emotional connection with the consumer and increasing brand loyalty. The agencies emphasized that this process should be supported by strategic planning and creative content production. The findings obtained from the consumer perspective show that experiences directly affect brand perception and that the connection established through experience leaves more permanent traces than traditional advertising formats. The participants stated that their experiences with the brand are not limited to the quality of the product or service, but are also shaped by the level of overlap with the values of the brand. In addition, it is observed that experiences have become more participatory, measurable and personalizable with digitalization, artificial intelligence integration and technological innovations. In general, the study reveals that the consumer experience is not only an element of marketing communication, but also a strategic tool for building brand value and creating a sustainable competitive advantage. This research sheds light on the increasing importance of the consumer experience in an economic and social context and provides valuable strategic recommendations for brands and advertising agencies to implement. It is thought that the study will provide both theoretical contribution and guidance to sectoral applications

    Using variable data and digital printing in flexible packaging production

    No full text
    Bu araştırma, dijital baskı teknolojileri ve değişken veri kullanımının esnek ambalaj tasarımı sürecindeki rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Kalıpsız üretim, düşük tirajda verimlilik ve kişiselleştirme olanakları sunan dijital sistemlerin, esnek ambalaj sektöründe önemli bir dönüşüm potansiyeline sahip olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle değişken veri teknolojisi ile her bir ambalaj içerik açısından farklılaştırılabilmekte; bu durum, grafik tasarım sürecinde yeni yaklaşım ve çözümler gerektirmektedir. Araştırma süreci, nitel yönteme dayanmakta olup; literatür taraması ve uygulamaya dayalı bir örnek üzerinden analizler yapılmıştır. Uygulama örneğinde, değişken veri ile bütünleştirilen bir grafik tasarım geliştirilmiş; bu tasarım HP Indigo 20000 dijital baskı makinesinin teknik altyapısı doğrultusunda, BOPP esaslı esnek ambalaj malzemesi üzerine basılmıştır. HP SmartStream yazılımı ile veri alanları yönetilmiş ve her bir ambalaj farklı içerikle özelleştirilmiştir. Araştırma kapsamında, yalnızca belirli bir malzeme türü (BOPP) ve tek bir dijital baskı sistemi teknik olarak değerlendirilmiş; metal, cam gibi farklı yüzeyler ile diğer makine türleri araştırma dışı bırakılmıştır. Araştırma, ikincil verilere dayalı olarak yapılandırılmış; uygulama örneği dışında birincil veri toplama yöntemlerine yer verilmemiştir. Analizler, görsel içerik incelemesi, tasarım değerlendirme rubiği ve uygulama çıktıları üzerinden yapılandırılmıştır. Örneklem, global ölçekte yürütülmüş kampanyalar ve geliştirilen bir uygulama projesi üzerinden amaçlı örneklem olarak belirlenmiştir. Bulgular, dijital baskı ve değişken verinin ambalaj tasarıma görsel, teknik ve üretim boyutlarıyla katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Araştırma, kişiselleştirilmiş üretim biçimlerinin grafik tasarım disiplini içindeki yerini değerlendirmek ve dijital teknolojilerin sunduğu yaratıcı olanakları ortaya koymak açısından katkı sağlamayı hedeflemektedir. Gelecekte bu teknolojilerin daha geniş kullanım alanı bulmasıyla, esnek ambalaj tasarımı daha işlevsel, estetik ve kullanıcıya özel çözümler sunan bir yapıya dönüşmesi beklenmektedir.This research aims to examine the role of digital printing technologies and variable data usage in the flexible packaging design process. Digital systems—offering mold-free production, efficiency in low-volume runs, and personalization capabilities—demonstrate significant transformative potential within the flexible packaging industry. In particular, variable data technology enables each package to be differentiated in terms of content, thereby requiring new approaches and solutions within the graphic design process. A qualitative research methodology was employed, combining a literature review with an application-based case study. In the practical implementation, a graphic design incorporating variable data was developed and printed on BOPP-based flexible packaging material using the technical infrastructure of the HP Indigo 20000 digital press. Data fields were managed via HP SmartStream software, enabling each package to be uniquely customized. The scope of this research is limited to a single material type (BOPP) and one digital printing system; other substrates such as metal or glass, as well as different types of printing equipment, were excluded. The study relies on secondary data sources, with no primary data collection methods used beyond the case application. Analyses were conducted through visual content assessment, a design evaluation rubric, and the examination of practical outputs. The sample was determined through purposeful sampling, including both globally executed campaigns and a developed design project. The findings reveal that digital printing and variable data contribute to packaging design across visual, technical, and production-related aspects. This research aims to assess the role of personalized production practices within the field of graphic design and to highlight the creative opportunities presented by digital technologies. As these technologies are expected to gain broader adoption in the future, flexible packaging design is likely to evolve into a more functional, aesthetic, and user-specific solution space

    International trade and Türkiye: Panel data analysis on economic growth

    No full text
    Uluslararası ticaret, farklı ülkeler tarafından üretilen malların veya sağlanan hizmetlerin karşılıklı değişimini ifade etmektedir. Uluslararası ticaret kapsamında benimsenen temel amaç; bir ülkenin kendi kapsamında üretemediği ya da üretim maliyetinin fazla olduğu malları daha düşük maliyetler ile farklı ülkelerden temin edebilmesine imkân tanımaktır. Bu sayede ülkelerin arasında gerçekleşen kaynak dağılımı daha verimli hale gelmektedir. Uluslararası ticaret, ulusal ekonomiler açısından oldukça büyük bir öneme sahiptir. Ekonomik büyüme, bir ulusun üretmekte olduğu mal ve sunduğu hizmetlerin miktarındaki artış anlamına gelmekteyken uluslararası ticaretin ekonomik büyümeye etkisi literatürde çeşitli yazarlar için geniş bir araştırma alanı olmuştur. İl düzeyindeki etkilere ilişkin yeterli araştırma bulunmadığından bu çalışmada, Türkiye'de il düzeyinde gerçekleşen ithalat ve ihracatın ekonomik büyümeye etkileri panel veri analizi yöntemiyle incelenmektedir. Bu amaç doğrultusunda iller, ihracat düzeyi yüksek ve düşük olmak üzere iki gruba ayrılarak iki ayrı panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. Analizdeki değişkenler ise ihracat, ithalat ve kişi başı GSYH olarak belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre yüksek ihracat düzeyine sahip iller panelinde ihracat ile ekonomik büyüme arasında anlamlı bir ilişki saptanamazken düşük ihracat düzeyine sahip iller panelinde ise ihracatın ekonomik büyüme üzerinde istatistiksel olarak anlamlı fakat negatif bir etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Sonuçlar ayrıca, her iki panelde de ithalat ile ekonomik büyüme arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir.International trade is an economic process that refers to the mutual exchange of goods or services by different countries. The main purpose adopted within the scope of international trade is to give an opportunity to a country to procure goods that cannot be produced within its own territory or whose production costs are high from other countries at lower costs. In this way, resource allocation among countries becomes more efficient. International trade is of great importance for national economies. While economic growth refers to the increase in the amount of produced goods and provided services by a nation, the effect of international trade on economic growth has been a wide research area for various authors in the literature. Since there is not enough research on provincial level effects, this study examines the effects of imports and exports on economic growth at the provincial level in Türkiye with panel data analysis. In line with this purpose, two separate panel data analyses were conducted by dividing the provinces into two groups as high and low export level. The variables in these analyses are exports, imports and GDP per capita. According to the results, while there is no significant relationship between exports and economic growth in the high export level panel, exports have a statistically significant but negative effect on economic growth in the low export level panel. Results also indicate that there is a statistically significant and positive relationship between imports and economic growth in the both panels

    An applied study on the relationship between digital media literacy and video game playing behavior

    No full text
    Dijitalleşmenin getirdiği yenilikler, oyun ekosistemini genişleterek bireylere eğlence, sosyalleşme ve bilişsel gelişim fırsatları sunarken, kontrolsüz kullanım durumunda sorunlu oyun oynama davranışları ve oyun bağımlılığı riskini artırmaktadır. Bu çalışma, dijital medya okuryazarlığı ile video oyun bağımlılığı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla 9–12 yaş arası 237 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bulgular, dijital medya okuryazarlığı ile oyun bağımlılığı arasında pozitif yönlü zayıf fakat anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir (p<0,05). Oyun süresi arttıkça bağımlılık belirtileri de artmakta (r=0,52, p<0,001), erkek öğrencilerde bu risk daha yüksek görülmektedir (p<0,001). Ebeveyn denetimi doğrudan etkili bulunmamış, ancak yetersiz denetimin oyun süresini artırdığı belirlenmiştir. Çocukların en çok mobil cihazlar üzerinden oyun oynadığı ve bu durumun bağımlılık riskini artırabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, dijital medya okuryazarlığı, oyun süresi yönetimi ve bilinçli oyun oynama alışkanlıklarının geliştirilmesine yönelik öneriler sunmaktadır.The innovations brought by digitalization have expanded the gaming ecosystem, offering individuals opportunities for entertainment, socialization, and cognitive development. However, uncontrolled use increases the risk of problematic gaming behavior and game addiction.. This study was conducted to examine the relationship between digital media literacy and video game addiction with the participation of 237 students aged 9 to 12. The findings revealed a weak but statistically significant positive relationship between digital media literacy and video game addiction (p < 0.05). As gaming time increased, addiction symptoms also rose (r=0.52, p<0.001), and the addiction risk was found to be higher among male students (p<0.001). Although parental supervision was not found to have a direct effect, insufficient supervision was associated with increased gaming time. It was also concluded that children mostly play games on mobile devices, and the portability of these devices may make it harder to control gaming time, thus increasing the risk of addiction. The study provides recommendations for developing digital media literacy, managing game time, and fostering conscious gaming habits

    The relationship between social media use, loneliness and fear of missing out (FOMO)

    No full text
    Günümüzde neredeyse her bireyin aktif olarak kullandığı sosyal medya, etkileşimli yapısı ve sürekli güncellenen özellikleriyle her geçen gün daha fazla popülerlik kazanmaktadır. Bu popülerlik, bireye avantaj ve dezavantajları birlikte getirmektedir. Bu çalışmada, dijitalleşmeyle birlikte bireyin yaşamına giren yeni kavramlar çerçevesinde sosyal medya, sosyal medya platformları, sosyal medyanın birey üzerindeki etkileri, gelişmeleri kaçırma korkusu (FOMO) ve yalnızlık konuları ele alınmaktadır. Sosyal medyada gelişmeleri kaçırma korkusu, yalnızlık ve sosyal medya kullanımı arasında var olabilecek ilişkileri ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma, nicel yöntemler temel alınarak yürütülmüş ve veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmıştır. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri ile gerçekleştirilen çalışmanın sonucunda; iki alt boyutu olan FOMO ölçeği kullanılmış ve sosyal medya kullanımı ile FOMO bileşenleri arasında bu alt boyutlarıyla beraber yüksek düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, UCLA yalnızlık ölçeği ile sosyal medya kullanımı ve yalnızlık arasındaki ilişki incelenmiş; ancak iki değişken arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.Almost everyone uses social media today, and its interactive structure and constantly evolving features continue to gain popularity. This popularity brings both advantages and disadvantages to individuals. In this study, concepts introduced into individuals' lives through digitalization are examined, with a focus on social media, social media platforms, the effects of social media on individuals, fear of missing out (FOMO), and loneliness. The study aims to reveal potential relationships between FOMO, loneliness, and social media usage. A quantitative research method was adopted, and data were collected through a survey. The research was conducted with students from the Faculty of Communication at Selçuk University. The FOMO scale, which consists of two sub-dimensions, was used, and a significant and strong relationship was found between social media usage and the components of FOMO. Additionally, the UCLA Loneliness Scale was utilized to examine the relationship between social media use and loneliness; however, no significant relationship was found between these two variables

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇