Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    The relationships between perceived image, memorable tourism experience, and future behavioral intentions: A study on Arab tourists visiting Istanbul

    No full text
    İstanbul'u ziyaret eden Arap turistler arasında ülke imajı, destinasyon imajı, unutulmaz turizm deneyimi ve gelecek davranış niyetleri arasındaki ilişkilerin analiz edilmesi bu araştırmanın temel amacıdır. Turizm Destinasyon İmajı (TDİ) kuramına dayalı olarak yapılandırılan araştırmada, İstanbul'da konaklayan 500 Arap turistle yapılan anketler yoluyla nicel veriler toplanmış ve Yapısal Eşitlik Modellemesi (SEM) ile hipotezler test edilmiştir. Bulgular, ülke imajının destinasyon imajını ve unutulmaz turizm deneyimini pozitif yönde etkilediğini, destinasyon imajının ise unutulmaz deneyim üzerinde anlamlı bir rol oynadığını göstermektedir. Ayrıca, unutulmaz turizm deneyiminin tekrar ziyaret, tavsiye gibi davranışsal niyetleri güçlendirdiği ve destinasyon imajının, ülke imajı ile deneyim arasındaki ilişkide aracı bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Teorik olarak çalışma, çok düzeyli imaj ve deneyim ilişkilerini kültürlerarası bir bağlamda modelleyerek TDİ kuramına katkı sağlamaktadır. Pratik açıdan ise bulgular, ülke ve destinasyon imajının güçlendirilmesi ve Arap turist pazarında uzun vadeli sadakat yaratılması için unutulmaz deneyimler tasarlanmasının önemini vurgulamaktadır. Araştırmanın özgünlüğü, imaj ve deneyim bileşenlerini bütüncül biçimde ele alması ve uygulamaya yönelik somut öneriler geliştirmesinden kaynaklanmaktadır.The main purpose of this research is to analyze the relationships between country image, destination image, memorable tourism experience, and future behavioral intentions among Arab tourists visiting Istanbul. In the research structured based on the Tourism Destination Image (TDI) theory, quantitative data were collected through surveys conducted with 500 Arab tourists staying in Istanbul, and hypotheses were tested using Structural Equation Modeling (SEM). The findings indicate that the country image positively affects the destination image and memorable tourism experience, while the destination image plays a significant role in the memorable experience. Additionally, it has been determined that memorable tourism experiences strengthen behavioral intentions such as revisiting and recommending, and that the destination image plays a mediating role in the relationship between country image and experience. Theoretically, the study contributes to the theory of TDI by modeling the multi-level relationships between image and experience in an intercultural context. From a practical perspective, the findings emphasize the importance of designing memorable experiences to strengthen the country and destination image and create long-term loyalty in the Arab tourist market. The originality of the research stems from its holistic approach to the image and experience components and the development of concrete recommendations for practical application

    Ahmad b. Huseyin Al-Bosnawi and criticaledition of his work named Al-Isharat Al-Ilamiyya fi Sharh Al-Istiarat Al-Isamiyya

    No full text
    Bu çalışmada Ahmed b. Hüseyin el-Bosnevî (ö. 1175/1761)'nin hayatı ve eserleri ile istiâre alanında 'İṣâmuddîn el-İsfereyânî'nin kaleme aldığı Şerḥu'l-'İṣâm 'ale'l-Ferîde adlı eserin üzerine yazdığı el-İşârâtu'l-İ'lâmiyye fî Şerḥi'l-İsti'ârâti'l-'İṣâmiyye adlı eser incelenmiştir. Eser, yapı ve muhteva bakımından tanıtıldıktan sonra metin, gerekli açıklamalar ile birlikte edisyon kritiği yapılmıştır. Çalışma giriş ve üç bölüm şeklinde tamamlanmıştır. Giriş bölümünde belâgat ilmi ve konuları; istiâre sanatının esasları ve çeşitleri hakkında genel bir bilgi verilmiştir. Birinci bölümde 'İṣâmuddîn el-İsfereyânî'nin hayatı, eserleri ve Şerḥu'l-'İṣâm 'ale'l-Ferîde adlı eserin muhtevası hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Ahmed b. Hüseyin el-Bosnevî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilerek ardından el-İşârâtu'l-İ'lâmiyye fî Şerḥi'l-İsti'ârâti'l-'İṣâmiyye adlı eserin adı, müellife aidiyeti, eseri ithaf ettiği kişi ve eserin muhtevası hakkında detaylıca bilgi sunulmuştur. Akabinde eserde takip ettiği metot, konuları ele alış biçimi, eserin mukaddimesi, istişhâdları ve atıfta bulunduğu kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Son kısımda eserin yazma nüshasının tavsifi ve metin tesisinde takip edilen yol ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise eserin tahkikli metni verilmiştir. Sonuç bölümünde ise eserin incelenmesi sonucunda elde edilen bulgular verilmiştir.This study examines the life and works of Ahmad b. Ḥusayin al-Bosnavī (d. 1175/1761), along with his treatise al-Ishârâtu'l-Ilâmiyya fî Sharḥ al-Isti'ârât al-'Iṣâmiyya, written as a commentary on Sharḥu'l-'Iṣām 'ale'l-Ferîde, a seminal work in the field of metaphor authored by Iṣâmuddîn al-Isfereyânî. This study is completed in the form of introduction and three chapters. The introduction provides general information about the science and subjects of rhetoric; the principles and types of the art of metaphor is given. The first chapter discusses the life, works, and content of Sharḥu'l-'Iṣām 'ale'l-Ferîde, authored by 'Iṣāmuddîn al-İsfereyânî. In the second chapter, information is given about the life and works of Ahmad b. Huseyin al-Bosnavî, and then detailed information about the name of the work called al-Ishârâtu'l-Ilâmiyya fî Sharḥ al-Isti'ârât al-'Iṣâmiyya, the affiliation to the author, the person to whom the work and the content of the work are presented. Subsequently, the methodology he followed in the work, the way he addressed the subjects, the introduction of the work, his references, and sources are discussed. The final part addresses the description of the manuscript and the approach taken in establishing the text. The third chapter presents the original critical text of the work. The conclusion section summarizes the findings obtained from the examination of the work

    Sufism in 20th century British orientalism: The case of Arthur John Arberry

    No full text
    Tasavvuf gerek ilgilendiği konular gerek etkilediği kitleler dolayısıyla yalnızca Müslümanlara arasında değil, Batı dünyasında da ilgi görmüş; özellikle oryantalist araştırmaların önemli araştırma konularından biri olmuştur. Batılı ilim çevreleri, tasavvufu hem teorik hem de pratik boyutlarıyla anlamaya çalışmıştır. 20. yüzyılda İngiliz oryantalizminin önde gelen isimlerinden biri olan Arthur John Arberry, bu bağlamda dikkat çeken çalışmalara imza atmıştır. Bu çalışmada Arberry'nin hayatı ve eserleri bir bütün halinde değerlendirilmiş ve telif eserleri üzerinden onun tasavvufa ve tasavvufi kavramlara yaklaşımı analiz edilmiştir. Arberry'nin Arapça ve Farsça üzerindeki yetkinliği, onun tasavvufî metinleri birincil kaynaklardan hareketle doğrudan incelemesine olanak tanımış; aynı zamanda tasavvuf literatürünün İngilizce'ye aktarılmasında da önemli katkılar sunmuştur. Arberry, tasavvufu İslam'ın mistik ve evrensel yönü olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşımı doğrultusunda tasavvufun tarihsel gelişimini klasik dönemlendirme çerçevesinde, yani zühd, tasavvuf ve tarikatlar dönemlendirmesiyle ele almıştır. Zühd dönemini bireysel arınma ve zahitlik anlayışıyla özdeşleştiren Arberry, tasavvuf dönemini teorik derinliğin arttığı ve mistik öğretilerin sistemleştirildiği bir evre olarak görmüş; tarikatlar dönemini ise bu öğretilerin kurumsallaşarak geniş kitlelere yayıldığı bir aşama olarak değerlendirmiştir. Arberry, tasavvufun temel iki dayanağının Kur'an ve Sünnet olduğunu vurgulamakla birlikte, zühd döneminden tasavvufa geçiş sürecinde Hristiyanlık ve Neoplatonizm gibi dış etkenlerin etkili olduğunu düşünmektedir. Tasavvuf terminolojisini incelerken daha çok Kuşeyrî'den (ö. 465/1072) hareketle kavramların anlamlarına atıfta bulunmuş, derin analizlere girmemiştir. Arberry'nin öne çıkan görüşlerinden biri de tasavvufun zaman içinde bozulduğunu ve önemini yitirdiğini ileri sürmesidir.Sufism has attracted attention not only among Muslims but also in the Western world due to the subjects it deals with and the masses it influences; it has been one of the important research topics of orientalist studies. Western scholarly circles have tried to understand Sufism in both its theoretical and practical dimensions. In the 20th century, Arthur John Arberry, one of the leading figures of British Orientalism, has carried out remarkable studies in this context. In this study, Arberry's life and works are evaluated as a whole and his approach to Sufism and Sufi concepts is analysed through his works. Arberry's proficiency in Arabic and Persian enabled him to analyse Sufi texts directly from primary sources; he also made significant contributions to the translation of Sufi literature into English. Arberry considered Sufism as the mystical and universal aspect of Islam. In line with this approach, he analysed the historical development of Sufism within the framework of the classical periodisation, namely the periodisation of zuhd, tasawwuf and tariqas. Arberry, who identified the period of zuhd with individual purification and asceticism, saw the period of Sufism as a stage in which the theoretical depth increased and mystical teachings were systematised, and the period of tariqas as a stage in which these teachings were institutionalised and spread to large masses. Although Arberry emphasises that the two main pillars of Sufism are the Qur'an and the Sunnah, he believes that external factors such as Christianity and Neoplatonism were influential in the process of transition from asceticism to Sufism. While analysing Sufi terminology, he mostly referred to the meanings of concepts based on al-Qushayrī (d. 465/1072) and did not go into deep analyses. One of Arberry's prominent views is that Sufism has deteriorated over time and lost its importance

    Investigation of mathematical models of annual plants

    No full text
    Matematiksel Biyoloji alanındaki çalışma konularından birisi de yıllık bitkilerin matematiksel modellemesidir. Bitkilerin dağılımı, dağılım sırasındaki dış etkenler, bitkilerin ve tohumlarının verimliliği, bitkiler arası rekabet, popülasyona bağlı dağılım, tohumların uyku durumu ve bunlara bağlı olarak çimlenme oranları ve diğer koşullar çeşitli matematiksel modellerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu modeller, araştırmacıların bitki popülasyonlarının büyümesini ve çoğalmasını yöneten karmaşık süreçler hakkında fikir edinmelerine ve bu süreçlerin farklı çevresel faktörlerden nasıl etkileneceği hakkında tahminlerde bulunmalarına olanak tanır. Edelstein – Keshet (2005), Mathematical Models in Biology adlı kitabında iki yıllık tohumlardan oluşabilecek bitki sayısını veren modeli ikinci mertebeden fark denklemi ile ifade etmiştir. Bahar ve Erdoğan (2023) çalışmalarında Edelstein-Keshet'in ifade ettiği bu model üzerinde gerekli bağıntılar kullanarak üçüncü mertebeden lineer fark denklemi olan bir model oluşturmuştur. Bu modelde birçok basitleştirici varsayımda bulunulmuştur. Bunların arasında, bitkilerin arasında rekabet olmadığı, çimlenme ve hayatta kalma oranlarının birçok nesil boyunca sabit olduğunu ve bitki popülasyonunun tüm üyelerinin aynı olduğunu varsayılmıştır. Bu varsayımlara açıklık getirmek için literatür taraması yapılarak günümüze kadar oluşturulan başlıca modeller incelenmiştir. Tez çalışması gıda üretimi ve ekolojik sistem yönetimi için stratejik öneme sahip türleri de içine alan yıllık bitkiler ile ilgili detaylı bir literatür taraması yaparak, bugüne kadar yapılan ayrık zamanlı matematiksel modellemeleri ortaya çıkarmayı amaçlayan bir derlemedir. Böylece bu konu hakkında çalışma yapmak isteyen araştırmacılara temel kaynak oluşturacaktır.One of the subjects of study in the field of Mathematical Biology is the mathematical modeling of annual plants. The distribution of plants, external factors during distribution, the productivity of plants and their seeds, competition between plants, population-dependent distribution, dormancy of seeds and the germination rates depending on these, and other conditions have led to the emergence of various mathematical models. These models allow researchers to gain insight into the complex processes that govern the growth and reproduction of plant populations and to make predictions about how these processes will be affected by different environmental factors. Edelstein-Keshet (2005), expressed the model that gives the number of plants that can be formed from two-year seeds as a second-order difference equation in his book Mathematical Models in Biology. Bahar and Erdoğan (2023) created a third-order linear difference equation model by using the necessary relations on this model expressed by Edelstein-Keshet This model has many simplifying assumptions. Among them, it is assumed that there is no competition between plants, germination and survival rates are constant over many generations, and all members of the plant population are the same. In order to clarify these assumptions, a literature review has been conducted and the main models created so far have been examined. The thesis is a compilation that aims to reveal the discrete-time mathematical models that have been made so far by conducting a detailed literature review on annual plants, including species that have strategic importance for food production and ecological system management. Thus, it will constitute a main resource for researchers who want to work on this subject

    Bowls in historical Konya fountains

    No full text
    Su mimarisinin en önemli unsurlarından biri olan çeşmeler insan yaşamında önemli bir yere sahiptir. Tarihin her döneminde su, insanoğlunun yaşamı için daima önemli bir yere sahip olmuştur. Konya'da bulunan çeşmeler, Selçuklu Dönemi sonrasında Osmanlı döneminde yaygın bir şekilde inşa edilmiştir. Bu nedenle çalışma Osmanlı'nın ve Cumhuriyetin farklı dönemlerinde yapılmış olan çeşme taslık örneklerini kapsamaktadır. Bu çalışma, farklı dönemlerde inşa edilmiş Konya merkez ilçelerindeki çeşme taslıklarını ele almaktadır. Giriş bölümünde "Konunun Tanımı, Önemi ve Sınırları", "Metot ve Düzen", "Konu ile İlgili Yayın ve Araştırmalar" ve "Türk Mimarisinde Su Yapıları" başlığı ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde ise Konya'nın Coğrafi Konumu ve Tarihçesi ile ilgili alt başlıklara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü, "Tarihi Konya Çeşmelerinde Taslıklar" başlığını Çeşme taslıkları katalog içerisinde en eskiden günümüze kronolojik olarak sıralanmıştır. Çeşmelerin yeri, yapım tarihi, yaptıranı, kitabesi, bugünkü durumu, genel tanımı ve taslık özelliklerinin tanımı yapılmış olup fotoğraf ve çizimler ile detaylandırılmıştır. Üçüncü bölüm "Değerlendirme ve Karşılaştırma" bölümüdür. Bu bölümde "Tipoloji" başlığı altında çeşmeler taslık formlarına göre ayrılmıştır. Anadolu ve İstanbul'daki örneklerle karşılaştırması yapılmıştır. "Derinlik" başlığı altında incelenen yetmiş altı taslığın derinlik ölçüleri verilmiştir. "Boyutları" başlığı altında ise incelenen taslıkların en ve yükseklikleri verilmiştir. Son olarak "Süsleme" başlığı altında çeşme taslıklarında görülen süslemeler ve benzer örnekleri ile karşılaştırma yapılarak değerlendirilmiştir. Son bölüm olan "Sonuç" bölümünde elde edilen veriler ortaya konularak çalışmamız tamamlanmıştır.One of the most important elements of water architecture, fountains hold a significant place in human life. Throughout history, water has always been crucial for human existence. The fountains located in Konya were widely constructed during the Ottoman period following the Seljuk Era. Therefore, this study encompasses examples of fountain entablatures built during different periods of the Ottoman Empire and the Republic. This study examines fountain entablatures in the central districts of Konya, constructed in various periods. In the introduction, information is provided under the headings "Definition, Importance, and Scope of the Topic," "Methodology and Arrangement," "Related Publications and Research," and "Water Structures in Turkish Architecture." The first chapter includes subheadings regarding Konya's geographical location and history. The second chapter, titled "Entablatures in Historical Fountains of Konya," presents a catalog of fountain entablatures arranged chronologically from the oldest to the most recent. The location, construction date, patron, inscription, current condition, general description, and specific characteristics of the entablatures are defined and elaborated upon with photographs and drawings. The third chapter is the "Evaluation and Comparison" section. Under the heading "Typology," the fountain entablatures are categorized according to their forms and compared with examples from Anatolia and Istanbul. Under the heading "Depth," the depth measurements of seventy-six examined entablatures are provided. The "Dimensions" heading presents the widths and heights of the entablatures studied. Finally, under the heading "Decoration," the ornamentations observed on the fountain entablatures are evaluated through comparison with similar examples. The final chapter, "Conclusion," presents the findings and completes the study

    The development and importance of communication science in Islamic thought

    No full text
    Bu çalışma, İslam düşüncesi çerçevesinde iletişim biliminin gelişimi ve önemini, tarihsel süreç bağlamında kavramsal zemini ve çok yönlü işleyişiyle birlikte iletişimi oluşturan anlam ve yöntemleri inceleyerek kavramsal analiz yapmayı amaçlamaktadır. İslam geleneği içerisinde dilin mahiyeti, kelam ilminin fonksiyonu, felsefi düşüncenin etkisi ve iletişim argümanlarının oluşumu, iletişim bilimlerinin temel dinamikleriyle karşılaştırmalı biçimde ele alınmıştır. Araştırma konusu olan İslam düşüncesinde iletişim biliminin gelişimi ve kavramsal temellerinin, geçmişten günümüze nasıl biçimlendiğini anlayabilmek adına literatür taraması yöntemi tercih edilmiştir. Bu bağlamda çalışma klasik İslam düşünürlerinin orijinal eserlerini ve bu eserler üzerinde gerçekleştirilmiş modern dönem akademik çalışmalarında yer alan yorumları kapsamaktadır. Bu çalışma İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren iletişimin her yönüyle var olduğu ve yalnızca bir aktarım süreci olmanın ötesinde anlam inşası, ikna, temsil, ahlaki tutum ve bireyin yaratıcıyla olan iletişimi üzerinden çok katmanlı bir iletişim sitemi olarak şekillendiğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın temel çıkış noktası, İslam düşüncesinde iletişim olgusunun, felsefi, dilbilimsel, kelami ve hatabi boyutlarıyla bir bütün olarak ele alınmasıdır. Bu bağlamda, iletişim kavramı hem bireylerarası hem bireyin içsel dünyasında hem de bireyin yaratıcıyla kurduğu ilişkiler ağı içerisinde değerlendirilerek, içsel iletişim metotları, hitabet, ikna, sezgi ve üslup gibi unsurlar üzerinden yapılandırılmıştır. İletişimin mahiyeti üzerine sorular sorularak İslam düşüncesinin sunduğu cevaplar sistematik biçimde analiz edilmiştir. Tezin kuramsal çerçevesinde, başta Farabi, İbni Sina, Gazali, İbni Arabi ve İbni Haldun olmak üzere bir çok İslam düşünürlerinin dil, anlam, ifade, kavram ve hitabet konuları üzerine görüşleri değerlendirilmiştir. Bu bağlamda düşünürlerin, dilin yapısı, kavramların oluşumu ve anlamın zihinsel temsili konusundaki yaklaşımları; iletişim bilimi İslam geleneği kapsamında köken bakımından çözümlenmiştir. İfade, lafız, kelam, kavl, tasavvur, tasdik, mecaz, ibdain, hadsiyyat gibi kavramlar üzerinden İslam düşüncesinin iletişim bilimlerine olan özgün katkıları ortaya konmuştur. Aynı zamanda İslam düşüncesinde yer alan iletişim pratikleri, kavramlar ve düşünsel yaklaşımlar sistematik bir bütünlük içerisinde ele alınmıştır. Burada elde edilen veriler, modern iletişim kuramlarıyla karşılaştırılarak kavramsal örtüşmeler ve ayrışmalar ortaya konmuştur. Bu sayede İslam düşüncesinde iletişimle ilgili kavramsal bir harita ortaya koyulurken beraberinde bu haritanın modern bilimsel bağlamlarla ilişkilendirilmesi sağlanmıştır.This study aims to conduct a conceptual analysis of the development and significance of communication science within the framework of İslamic thought. It explores the meaning and methods that constitute communication through a multidimensional approach, grounded in conceptual foundations and examined within a historical context. Within the Islamic tradition, the nature of language, the function of kalam ( Islamic theology), the influence of communication arguments are discussed in comparison with the fundamental Dynamics of modern communication sciences. To understand how the development and conceptual foundations of communication science in Islamic thought have evolved from past to present, a literature review method has been adopted. In this context, the study draws upon original Works of classical Islamic thinkers as well as modern academic interpretations and analyses of these works. The research reveals that from the earliest periods of Islamic, communication has existed in a multifaceted form-not merely as a means of constructing meaning, persuasion, representation, moral expression, and spiritual connection between the individual and the Creator. The main premise of this study is that the phenomenon of communication in Islamic thought should be examined holistically, encompassing its philosophical, linguistic, theological (kelam), and rhetorical (khatabah) dimensions. Accordingly, the concept of communication is analyzed not only in interpersonal contexts but also within the individual's iner world and their relationship with the Divine. Elements such as internal cammunication methods, rhetoric, persuasion are used as structural components in this analysis. By posing guestions about the nature of communication, the study systematically explores the answers provided by Islamic thought. The theoretical framework of the thesis evaluates the views of numerous Islamic thinkers-most notably Al- Farabi, Ibni Sina (Avicenna), Al-Gazali, İbni Arabi, and İbni Haldun- on longuage, meaning, expression, concepts, and rhetoric. In this regard, the thinkers' perspectives on the structure of language, the mental representation of meaning are examined to trace the origins of communication science within the Islamic intellectual tradition. Concepts such as expression (ibdain), utterance (lafız), discourse (kelam), speech (kavl), conception (tasavvur), assent (tasdik), metaphor (mecaz), intuition (hadsiyyat), and others are utilized to demonstrate the enique contributions of Islamic thought to the field of communication. Moreover, communication practices, concepts, and intellectual approaches embedded in Islamic thought are addressed in a systematic and coherent framework. The findings are then compared with modern communication theories to highlight conceptual convergences and divergences. In doing so, the study provides a conceptual map of communication within Islamic thought and aligns it with contemporary scientific discourse

    Determination of drosophilidae species, population development and infestation rates of some species in strawberry and cherry orchards of derbent (Konya) district

    No full text
    Bu çalışmada, Konya ilinin Derbent ilçesindeki çilek ve kiraz bahçelerinde 2023 ve 2024 yıllarında Drosophilidae familyasına ait türlerin varlığı, bazı önemli türlerin (özellikle popülasyon yoğunluğu yüksek olan Drosophila subobscura Collin, 1936 ve ekonomik öneme sahip Drosophila suzukii (Matsumara, 1931) popülasyon gelişimleri ve meyvelerdeki bulaşıklık oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma üç farklı mahallede (Güney, Camikebir, Hacıahmet) yer alan çilek ve kiraz bahçeleri örnekleme alanı olarak seçilmiş, her yıl nisan-ekim ayları arasında tuzaklama ve örnekleme çalışmaları sürdürülmüştür. Çilek bahçelerinde her iki yıl için de 4'er farklı bahçede, kiraz bahçelerinde ise 2023 yılında 3 bahçede ve 2024 yılında 4 bahçede araştırmalar yürütülmüştür. Çalışma sonunda Drosophilidae familyasına ait altı tür tespit edilmiştir. Bunlar; D. subobscura, D. suzukii, Drosophila busckii (Coquillett, 1901), Drosophila hydei Sturtevant, 1921, Hirtodrosophila cameraria (Haliday, 1833) ve Zaprionus indianus (Gupta, 1970)'tur. Kiraz bahçelerinde tuzaklarda 2023 yılında toplam 6472 adet, 2024 yılında ise 1378 adet birey tespit edilirken, çilek bahçelerinde yıllara göre sırasıyla, 3493 ve 282 adet birey tespit edilmiştir. D. subobscura toplamda 9047 birey ile en yüksek popülasyon yoğunluğuna sahip tür olarak öne çıkmıştır. Meyve zararlısı olarak ekonomik öneme sahip D. suzukii ise 1413 birey ile ikinci sırada yer almıştır. Meyvelerdeki bulaşıklık oranı incelendiğinde, çilekte 2023 yılında %55 olarak saptanmış, 2024 yılında bu oran %3'e düşmüştür. Kirazda ise 2023 yılında %46 olan bulaşıklık oranı, 2024'te %4 olarak belirlenmiştir. Popülasyon yoğunluğunun, özellikle sıcaklıkların yükseldiği ve meyvelerin olgunlaşma sürecinin hızlandığı dönemlerde (Temmuz ayında hasat zamanı) maksimum seviyeye ulaştığı tespit edilmiştir. Hasat sonrasında da tuzaklarda ergin bireylerin tespit edilmesi, popülasyon varlığının bir süre daha devam ettiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, zarar görmüş meyvelerin tarlada bırakılmamasının ve hasat zamanının doğru yönetilmesinin, Drosophilidae bulaşıklığının kontrolünde kritik rol oynadığını ortaya koymaktadır.This study was conducted in strawberry and cherry orchards in Derbent district of Konya province during 2023 and 2024 years, aiming to determine the presence of Drosophilidae species, the population dynamics of certain key species (particularly the highly abundant Drosophila subobscura Collin, 1936 and the economically significant Drosophila suzukii (Matsumara, 1931), and their infestation rates in fruits. The research was carried out in selected strawberry and cherry orchards across three different neighborhoods (Güney, Camikebir, Hacıahmet), with continuous trapping and sampling activities from April to October each year. Specifically, four distinct strawberry orchards were investigated in both years, while three cherry orchards were studied in 2023 and four in 2024. At the end of the study, six species belonging to the Drosophilidae family were identified. These are; D. subobscura; D. suzukii; D. busckii (Coquillett, 1901); D. hydei Sturtevant 1921; Hirtodrosophila cameraria (Haliday, 1833); and Zaprionus indianus (Gupta,1970). In cherry orchards, a total of 6472 individuals were detected in the traps in 2023 and 1378 inviduals in 2024. In strawberry orchards, the corresponding numbers were 3493 and 282 inviduals, respectively. D. subobscura emerged as the most abundant species, with a total of 9047 individuals. Drosophila suzukii, an economically important fruit pest, ranked second with 1413 individuals. Analysis of fruit infestation rate revealed a significant reduction in strawberries, from 55% in 2023 to 3% in 2024. Similarly, in cherries, the infestation rate decreased from 46% in 2023 to 4% in 2024. Population density was observed to reach its peak during the harvest period in July, coinciding with rising temperatures and accelerated fruit ripening. The continued presence of adult individuals in traps even after harvest indicated a prolonged population presence. These findings underscore the critical importance of removing damaged fruits from the field and implementing effective harvest time management strategies in controlling Drosophilidae infestations

    Substance addicted women from the perspective of social workers

    No full text
    Bu araştırma madde bağımlısı kadınların yaşadıkları süreçleri sosyal hizmet uzmanlarının perspektifinden anlamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda nitel yöntem ve tekniklerinden olan yorumlayıcı fenomenolojik yöntemden yararlanılmıştır. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiş; bu kapsamda, madde bağımlılığı alanında kadınlarla çalışan sosyal hizmet uzmanları tercih edilmiştir. Ulaşılması güç katılımcılara erişimde ise kar topu yöntemi kullanılmıştır. Araştırma Konya ve Ankara il merkezleri ve ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya madde bağımlısı kadınlarla en az bir yıl çalışmış sosyal hizmet uzmanları dahil edilmiştir. Araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uygun 17 araştırma öznesi ile yarı-yapılandırılmış görüşme yönergesinden yararlanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri MAXQDA 2024 programı kullanılarak tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda "kadın bağımlıların madde kullanım süreçleri", "kadın bağımlıların tedavi süreçleri", "bağımlılıkla baş etme mekanizmaları", "kadın madde bağımlılığına ilişkin öneriler" olmak üzere dört ana tema ortaya çıkmıştır. Araştırma bulguları, kadınların madde kullanımına başlama süreçlerinin çoğunlukla aile içi şiddet, sosyal baskı ve psikolojik travmalar gibi hem toplumsal hem bireysel etkenlerle şekillendiğini göstermektedir. Bağımlılık, kadınların aile yaşantısı, iş hayatı ve sosyal ilişkileri üzerinde derin yıkımlar yaratmakta; özellikle annelik rolleri, ekonomik bağımsızlık ve toplumsal kabul gibi alanlarda ciddi kayıplara neden olmaktadır. Tedavi sürecinin sürdürülememesinde motivasyon eksikliği, hizmetlere erişimde yaşanan güçlükler, toplumsal cinsiyet temelli damgalanma ve güvenlik kaygıları belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Kadınların profesyonel destek alma yolundaki ilk adımları çoğunlukla dışsal faktörlere bağlıyken, tedavinin devamlılığı ve başarısı daha çok içsel motivasyona dayanmaktadır. Ancak bu süreçte başvurulan başa çıkma yöntemlerinin çoğu yetersiz ve uzun vadeli başarı sağlayamayan stratejilerden oluşmaktadır. Sosyal destek mekanizmaları, bireysel değerlerle yeniden bağ kurma ve aileden sağlanan destek, iyileşmeyi destekleyen en önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu bulgular, kadınlara özgü ihtiyaçlara cevap verebilecek, travma duyarlılığı yüksek ve bütüncül hizmet modellerine olan gerekliliği açıkça ortaya koymaktadır.This study aims to understand the experiences of women with substance addiction from the perspective of social workers. In line with this aim, the Interpretative Phenomenological Analysis (IPA) method, one of the qualitative research methods and techniques, was employed. Participants were selected through purposeful sampling, focusing on social workers who work with women in the field of substance addiction. The snowball sampling method was used to reach participants who were difficult to access. The research was conducted in the central districts and surrounding areas of Konya and Ankara. Social workers who had worked with women with substance addiction for at least one year were included in the study. In-depth interviews were conducted with 17 participants who met the inclusion criteria, using a semi-structured interview guide. The data were analyzed using thematic analysis with the help of the MAXQDA 2024 software. As a result of the analysis, four main themes were identified: Experiences of substance use among women, Treatment experiences of women with addiction, Coping mechanisms with addiction, and Recommendations regarding female substance addiction. Research findings reveal that women's initiation into substance use is predominantly shaped by both societal and individual factors, such as domestic violence, social pressure, and psychological trauma. Addiction has deeply destructive effects on women's family life, professional careers, and social relationships—particularly harming their roles as mothers, their economic independence, and their social acceptance. Key obstacles to sustaining treatment include a lack of motivation, difficulties in accessing services, gender-based stigma, and safety concerns. While external factors often play a role in prompting the initial pursuit of professional help, the continuation and success of treatment largely depend on internal motivation. However, the coping strategies that women typically employ in this process tend to be inadequate and unsustainable in the long term. Social support systems, reconnection with personal values, and familial support emerge as critical factors that enhance recovery. These findings underscore the need for comprehensive, gender-sensitive, and trauma-informed service models tailored to the specific needs of women

    Ottoman-Kingdom of Naples relations according to Ottoman archive documents (1740-1800)

    No full text
    Bu çalışmada, Osmanlı - Napoli Krallığı diplomatik ve siyasî ilişkileri 1740 - 1800 yılları arasındaki zaman dilimi bağlamında incelenmiştir. Napoli Krallığı'nın Bourbon Hanedanı'nın hakimiyetine geçmesi ile birlikte kral olan Carlo'nun Akdeniz'de güvenli bir şekilde ticaret yapma isteği ve Akdeniz ticaretinden payına düşeni almak amacıyla hareket etmesi Osmanlılar ile yakınlaşmasını sağlamıştır. Ayrıca Garp Ocakları'na bağlı olarak faaliyet yürüten korsanların tehditlerinden de kurtulmak isteyen Kral Carlo, Osmanlılar ile 7 Nisan 1740 tarihinde ticaret ve dostluk antlaşması imzalayarak bu isteğini gerçekleştirmek için önemli bir adım atmıştır. Osmanlı Devleti de XVIII. yüzyılın değişen dengleri karşısında Avrupa'da yeni bir müttefik edinmenin faydalı olacağını düşünerek bu yakınlaşmaya sıcak bakmıştır. İki devlet arasındaki münasebetler genel olarak karşılıklı dostluk ilişkileri etrafında başlamıştır. Ancak bu ilişkileri etkileyen önemli bir faktör olarak korsanların meydana getirdiği sorunlar hem Napoli Krallığı yönetici ve elçilerini hem de Osmanlı bürokratlarını zaman zaman sıkıntıya sokmuştur. Bu faaliyetleri engelleyebilmek için gerekli tedbirler alınmaya çalışılmışsa da korsanlık olaylarını tamamen engellemek mümkün olmamıştır. Hatta Napoli Krallığı, Garp Ocakları ile de yakınlaşarak bu sorunu çözmek istemişse de sadece Trablus Ocağı ile 3 Haziran 1741 tarihinde bir antlaşma imzalamayı başarabilmiştir. Ancak bu antlaşma da korsan meselesine tam olarak çözüm olmamıştır. Osmanlı - Napoli Krallığı ilişkileri kültürel açıdan da son derece renkli anlara sahne olmuştur. Karşılıklı hediyeleşmeler ve özellikle de I. Mahmud tarafından Carlo'ya hediye olarak gönderilen fil kral ve halk tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Bu hediye Napoli halkının hafızasında asırlar boyunca yer etmiştir. Bunlarla birlikte Napoli Krallığı'nın Osmanlı toprakları üzerinde kurmaya çalıştığı diplomatik ağ da esasen ticari amaçların bir tezahürü olarak görünmektedir. Selanik'ten Kıbrıs'a kadar uzanan ve Mora ve havalisini kapsayan tüm sahaya yayılmış bir vaziyette bulunan Napoli diplomatik temsilcilikleri Napoli Krallığı'nın Akdeniz ticaretine verdiği önemi göstermektedir. Son olarak, Napoli Krallığı ile Osmanlıların XVIII. yüzyılın sonlarına doğru topraklarını işgal etmek için harekete geçen Fransa'ya karşı 21 Ocak 1799 tarihinde ittifak kurmaları benzer politikalar yürütebildiklerini ortaya koymaktadır.This study examines the diplomatic and political relations between the Ottoman Empire and the Kingdom of Naples within the time frame of 1740 to 1800. Following the Kingdom of Naples coming under the rule of the Bourbon dynasty, King Carlo's desire to conduct trade securely in the Mediterranean and his efforts to gain his share of Mediterranean trade led to a closer relationship with the Ottomans. Additionally, King Carlo, who sought to rid himself of the threats posed by pirates operating under the Garp Ocakları, took an important step towards this goal by signing a trade and friendship agreement with the Ottomans on April 7, 1740. In the face of the changing balances of the 18th century, the Ottoman Empire also saw the benefit of gaining a new ally in Europe and was therefore favorable to this rapprochement. The relations between the two states initially revolved around mutual friendship. However, a significant factor affecting these relations was the problems caused by pirates, which sometimes caused difficulties for both the administrators and ambassadors of the Kingdom of Naples and the Ottoman bureaucrats. Despite attempts to take necessary measures to combat these activities, it was not possible to completely eliminate piracy. Although the Kingdom of Naples attempted to resolve this issue by aligning itself with the Garp Ocakları, it was only able to sign an agreement with the Tripoli Janissaries on June 3, 1741. However, this agreement did not provide a complete solution to the piracy issue. The Ottoman-Naples Kingdom relations were also marked by vibrant cultural exchanges. Reciprocal gifting and, in particular, the elephant sent by Sultan Mahmud I to King Carlo, were well received by both the king and the people. This gift left a lasting impression on the people of Naples for centuries. Moreover, the diplomatic network that the Kingdom of Naples sought to establish on Ottoman territory essentially reflected commercial interests. The diplomatic representations of Naples spread over a wide area, from Thessalonica to Cyprus, covering the entire region of the Morea and its surrounding areas, demonstrating the Kingdom of Naples focus on Mediterranean trade. Finally, the alliance formed between the Kingdom of Naples and the Ottomans on January 21, 1799, against France, which was moving to occupy their territories in the late 18th century, reveals that they were pursuing similar political strategies

    Determination of the nutritional status, depression scores, physical activity levels, and body composition of fitness center members

    No full text
    Obezite ve depresyon, günümüzde küresel ölçekte halk sağlığını tehdit eden ve görülme sıklığı giderek artan iki önemli sağlık problemidir. Bu araştırmanın amacı, özel bir spor merkezi üyesi olan bireylerin beslenme durumu ile depresyon skorları, fiziksel aktivite düzeyleri ve vücut bileşimlerinin belirlenmesidir. Çalışmaya 19-65 yaş aralığında yer alan 430 yetişkin birey (221 kadın, 209 erkek) katılmıştır. Katılımcılara; genel bilgi formu, beslenme alışkanlıkları anketi, 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa Formu (IPAQ) ve Beck Depresyon Ölçeğini (BDÖ) içeren anket uygulanmıştır. Katılımcıların %71,9'u 19-34 yaş aralığındadır. Araştırmaya katılan kadınların yaklaşık yarısı (%48,4) normal kilolu, erkeklerin ise %48,8'i fazla kilolu grubunda yer almaktadır. Fiziksel aktivite düzeylerine bakıldığında, bireylerin %17,4'ü inaktif, %48,1'i minimal aktif ve %34,4'ü çok aktif olarak belirlenmiştir. Enerji ve besin ögesi alımları incelendiğinde; kadınlarda lif, B12 vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum yetersiz alımları öne çıkarken; erkeklerde C vitamini ve kalsiyumun yetersiz alındığı saptanmıştır. BDÖ skorlarına göre bireylerin %60,6'sında depresyon belirtisi saptanmamış, %29,8'inde hafif, %9,6'sında ise orta düzeyde depresyon belirlenmiştir. Medeni durum ve eğitim düzeyi değişkenlerinin depresyon skorları üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmuştur (p<0,05). Ancak, antropometrik ölçümler, vücut bileşimi parametreleri, enerji ve besin ögesi alımları ile depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Fiziksel aktivite düzeyleri 19-34 yaş grubunda ve erkeklerde daha yüksek bulunmuştur. Ancak fiziksel aktivite düzeyleri ile depresyon skorları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Elde edilen bulgular, depresyon eğilimlerinin biyolojik faktörlerden ziyade sosyodemografik değişkenlerle daha yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, obezite ve depresyonun birlikte ele alınması gerektiği; sağlıklı beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi, düzenli fiziksel aktivitenin sürdürülmesi ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin depresyonun önlenmesi ve yönetiminde önemli koruyucu faktörler olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Obesity and depression are two major public health problems that pose a growing global threat, with increasing prevalence worldwide. The aim of this study was to determine the nutritional status, depression scores, physical activity levels, and body composition of members of a private fitness center. A total of 430 adults aged between 19 and 65 years (221 women, 209 men) participated in the study. The data were collected through a questionnaire including a general information form, a nutrition habits survey, a 24-hour dietary recall, a food frequency questionnaire, the International Physical Activity Questionnaire-Short Form (IPAQ), and the Beck Depression Inventory (BDI). Among the participants, 71.9% were between 19 and 34 years old. Nearly half of the women (48.4%) were classified as normal weight, whereas 48.8% of men were overweight. Regarding physical activity levels, 17.4% of participants were inactive, 48.1% were minimally active, and 34.4% were highly active. When energy and nutrient intakes were examined, insufficient intake of fiber, vitamin B12, calcium, magnesium and potassium was found in women, while insufficient intake of vitamin C and calcium was found in men. According to BDI scores, 60.6% of participants showed no signs of depression, 29.8% had mild, and 9.6% had moderate depressive symptoms. Marital status and educational level were found to significantly influence depression scores (p<0.05), whereas no significant differences were observed between anthropometric measurements, body composition parameters, energy and nutrient intake, and depression levels (p>0.05). Physical activity levels were higher among males and participants aged 19-34 years; however, there was no significant difference between physical activity levels and depression scores (p>0.05). The findings indicated that depressive tendencies are more closely associated with sociodemographic variables than biological factors. In conclusion, obesity and depression should be addressed together, and promoting healthy eating habits, maintaining regular physical activity, and strengthening social support mechanisms appear to be key protective factors in the prevention and management of depression

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇