Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    Examining the effect of social support level and health promotion behaviors on healthy aging in older individuals

    No full text
    Bu çalışma yaşlı sosyal destek ve sağlığı geliştirme davranışları ile sağlıklı yaşlanma düzeyi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek; sağlıklı yaşlanma düzeyini etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel bir çalışmadır. Bu araştırma 10 Eylül 2024 - 14 Mart 2025 tarihleri arasında Tokat il merkezinde bulunan bir Aile Sağlığı Merkezine başvuran 65 yaş ve üzeri yaşlı bireyler ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi 276 kişiden oluşmaktadır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Sağlıklı Yaşlanma Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Yaşlı Sağlığı Geliştirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Oneway ANOVA testi, Mann Whitney, Kruskall Wallis ve Pearson korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Yaşlı bireylerin yaş ortalaması 70,97±4,24'tür ve % 84,8'inin evli, % 81,5'inin ilkokul mezunu, % 59,4'ünün ekonomik durumunu orta olarak algıladığı saptanmıştır. Yaşlıların yaş, kronik hastalık sayısı, uyku süresi, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, aile ile yaşama, uyku problemi yaşama, sosyal destek, sağlığı geliştirme davranışları düzeyinin sağlıklı yaşlanma toplam puanı üzerindeki değişimin % 64,8'ini açıkladığı belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanma puanının yüksek olduğu bulunmuştur. Yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanma toplam puanı ile sosyal destek ve sağlığı geliştirme toplam puanı arasında pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda sosyal destek sistemlerinin ve bireyin sağlık davranışlarını iyileştirmeye yönelik çabaların yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanma süreçlerinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Birinci basmakta çalışan hemşirelerin yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanmasını desteklemek amacıyla sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmeye yönelik girişimlerde bulunabilir ve sağlığı geliştirici davranışları teşvik edici hemşirelik müdahaleleri planlanabilir.This study was conducted to evaluate the relationship between social support, health promoting behaviors, and healthy aging among older adults; and to examine the factors affecting the level of healthy aging. This research is a descriptive and correlational study. It was conducted between September 10, 2024, and March 14, 2025, with individuals aged 65 and over who applied to the Altıyüzevler Family Health Center in the central district of Tokat. The sample consisted of 276 individuals. Data were collected using a Personal Information Form, the Healthy Aging Scale, the Multidimensional Scale of Perceived Social Support, and the Elderly Health Promotion Scale. Data were analyzed using frequency, percentage, mean, and standard deviation, independent samples t-test, One-Way ANOVA, Mann Whitney U test, Kruskal-Wallis test, Pearson correlation, and multiple regression analysis. A p-value of less than 0.05 was considered statistically significant. The mean age of the older adults was 70.97±4.24 years; 84.8% were married, 81.5% had graduated from primary school, and 59.4% perceived their economic status as moderate. It was determined that age, number of chronic diseases, sleep duration, gender, marital status, education level, living with family, sleep problems, level of social support, and health-promoting behaviors explained 64.8% of the variance in the total healthy aging score. Older adults were found to have a high level of healthy aging. A moderately positive relationship was identified between healthy aging and both social support and health-promoting behaviors. These findings indicate that social support systems and efforts to improve health behaviors play a significant role in the healthy aging process of older adults. It is recommended that nurses working in primary care initiate efforts to strengthen social support mechanisms and plan nursing interventions that encourage health-promoting behaviors in order to support healthy aging among older individuals.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından Proje No: 24202033 ile desteklenmiştir

    Social values in the context of generations, media and identity

    No full text
    Değerler makro ve mikro düzeyde pek çok toplumsal olgu ve kavramla ilişkilidir. Sosyal bilimlerin farklı disiplinleri tarafından sıklıkla başvurulan temel kavramlardan biridir. Toplumun statik ve dinamik yönlerine matuftur. Dolayısıyla toplumdaki değişim ve dönüşümün yönünü görmek açısından işlevseldir. Kimlik, medya ve kuşaklar ise bugün literatürde toplumsal değişimin sabit ve devingen yönlerini açıklamak için kullanılan diğer kavramlardır. Bu araştırma kimlik, medya, kuşak ve değer kavramlarının birbiriyle güçlü ilişkisi vurgulanarak bir saha araştırması şeklinde kurgulanmıştır. Araştırma evreni Konya olmakla beraber, TÜİK verileri doğrultusunda Selçuklu, Karatay ve Meram ilçelerinin nüfus dağılımı, cinsiyet ve yaşa göre oranlanmak suretiyle örneklem belirlenmiştir. Bu bağlamda katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, siyasal, dinsel, etnik ve kültürel kimlikleri, geleneksel ve yeni medya kullanım pratikleri tespit edilmiştir. Değer önceliklerini ölçmek için ise Schwartz'ın 57 maddelik değerler ölçeği kullanılmıştır. Araştırma neticesinde değerlerin, doğası gereği kaotik ve radikal bir şekilde değişmediği sonucu elde edilmiştir. Değerlerin, önemindeki artış ve azalış açısından hafif yatay bir eğilim içerisinde değiştiği tespit edilmiştir. Schwartz'ın 10 temel değer türünün, her bir kuşak açısından yüksek derecede önemli olduğu, ancak aradaki farkın hangisinin daha önemli ve öncelikli olduğu konusunda ayrıştığı gözlemlenmiştir. Z kuşağı güç ve uyarılma, Y kuşağı başarı ve özyönelim, X kuşağı uyma ve evrenselcilik, bebek patlaması ve sessiz kuşak ise geleneksellik ve güvenlik gibi değerlere daha yakındır. Buna göre genç kuşaklar yaşlı kuşaklara göre daha bireyci ve yenilikçi taraf daha yakın iken yaşlı kuşaklar ise toplulukçu ve gelenekçi tarafa daha yakındır. Son olarak, medya kullanım pratiklerinin ve kimlik beyanlarının da değer oryantasyonlarına uygun bir şekilde tercih edildiği tespit edilen bulgular arasındadır.Values are associated with various social phenomena and concepts at both macro and micro levels. As a fundamental concept widely used across various disciplines of social sciences, values encompass both the static and dynamic aspects of society. Therefore, they serve as a crucial lens for understanding the direction of societal change and transformation. Identity, media, and generations are key concepts in contemporary literature that explain both the stable and evolving dimensions of social change. This research, adopting a quantitative approach, is designed as a field study emphasizing the strong interconnections among identity, media, generations, and values. While the research population consists of Konya, the sample was determined by proportioning the population distribution of the Selçuklu, Karatay, and Meram districts based on gender and age, following TUİK data. In this context, the study identifies participants' socio-demographic characteristics, political, religious, ethnic, and cultural identities, as well as their traditional and new media usage practices. Schwartz's 57-item values scale was employed to measure value priorities. The findings indicate that values, by their nature, do not change in a chaotic or radical manner. Instead, they exhibit a slight horizontal trend in terms of increasing or decreasing importance. Schwartz's ten fundamental value types were found to be significant across all generations; however, generational differences emerge in terms of which values are considered more important and prioritized. Specifically, Generation Z tends to prioritize power and stimulation, Generation Y emphasizes achievement and self-direction, Generation X values conformity and universalism, while the Baby Boomer and Silent generations are more inclined toward traditionalism and security. Accordingly, younger generations are more oriented toward individualism and innovation, whereas older generations exhibit a stronger inclination toward collectivism and tradition. Finally, the study also found that media usage practices and identity expressions align with individuals' value orientations

    Relationship between social media addiction and mental health

    No full text
    Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte sosyal medya, bireylerin hayatında merkezi bir yer edinmiş ve günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu dijital platformlar, sosyal etkileşimleri kolaylaştırırken bireylerin kendilerini ifade etme biçimlerini ve sosyal çevreleriyle olan ilişkilerini dönüştürmüştür. Ancak sosyal medyanın bu dönüşüm gücü, özellikle gençler için bazı psikolojik ve ruhsal zorlukları da beraberinde getirmiştir. "Sosyal Medya Bağımlılığı ve Ruh Sağlığı İlişkisi" çalışması; sosyal medya bağımlılığının gençler üzerinde oluşturduğu etkileri anlamayı ve bu etkilerin, gençlerin ruh sağlığı ve psikolojik destek arayışlarına nasıl yansıdığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Aşırı sosyal medya kullanımının, gençlerde depresyon, kaygı bozuklukları, yalnızlık ve düşük benlik saygısı gibi olumsuz sonuçlara yol açtığı kabul edilmiş ve bu konuda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Özellikle beğeni ve takipçi sayısı gibi metriklerin bireylerin değer ölçütü haline gelmesi, gençlerin sosyal kıyaslama yaparak kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olmaktadır. Bu bağlamda, sosyal medya bağımlılığı, modern toplumda gençlerin ruh sağlığını tehdit eden önemli bir faktör haline gelmiştir. Çalışma, sosyal medya bağımlılığının gençlerin psikolojik durumlarını psikolojik danışmanlar bakış açısıyla analiz ederken; danışmanların bakış açısından gençlerin psikolojik yardım arayışına yönelme motivasyonlarına dair bilgileri de ele alacaktır. Psikologların bu konuda gözlemlerine ve uyguladıkları müdahalelere yer vererek sosyal medya bağımlılığı ile başa çıkma stratejileri geliştirilmesine katkı sağlanacaktır. Elde edilen bulgular, gençlerin ruhsal sağlıklarını desteklemek ve sosyal medya kullanımının zararlarını en aza indirmek için somut öneriler sunmayı hedeflemektedir. Bu araştırma, sosyal medya ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiye dair literatüre katkı sağlayarak, sosyal medya bağımlılığının gençler üzerindeki etkilerini anlamaya yönelik akademik bilgi birikimini artırmayı amaçlamaktadır.With the rapid advancement of technology, social media occupies a central position in individuals' lives and has become an integral part of their daily routines. These digital platforms facilitate social interactions while transforming how individuals express themselves and relate to their social environment. However, the transformative power of social media also brings certain psychological and mental health challenges, particularly for young people. The study titled "The Relationship Between Social Media Addiction and Mental Health" aims to understand the impacts of social media addiction on young individuals and to explore how these effects are reflected in their mental health and psychological help-seeking behaviors. Excessive use of social media is widely recognized as contributing to adverse outcomes among young people, such as depression, anxiety disorders, loneliness, and low self-esteem. Research has demonstrated that metrics such as likes and follower counts become standards of self-worth, leading young individuals to engage in social comparison, often resulting in feelings of inadequacy. In this context, social media addiction emerges as a significant factor threatening young people's mental health in modern society. This study analyzes the psychological states of young individuals through the perspectives of psychological counselors and examines the motivations behind their pursuit of psychological support. By incorporating observations and interventions from psychologists and counselors, the research seeks to contribute to the development of strategies to combat social media addiction. The findings aim to offer concrete recommendations to support the mental health of young people and mitigate the negative effects of social media use. This research endeavors to enrich the literature on the relationship between social media and mental health by providing a deeper understanding of the impacts of social media addiction on young individuals

    Detection of leaf diseases in ornamental plants using artificial intelligence methods

    No full text
    Bu tez çalışmasında, gül yaprağı hastalıklarının görüntü işleme ve derin öğrenme yöntemleriyle sınıflandırılmasına yönelik özgün ve hafif bir evrişimsel sinir ağı (ESA) mimarisi geliştirilmiştir. Çalışmada, PlantVillage tabanlı RoseNet veri seti kullanılarak altı farklı gül hastalığı sınıfı üzerinde sınıflandırma gerçekleştirilmiş ve model girişinde RGB, HSV ve YCrCb renk uzaylarının füzyonundan oluşan 9-kanallı görüntüler kullanılmıştır. Önerilen mimaride, kanal dikkatini güçlendirmek amacıyla Sıkıştırma ve Uyarım (SU) ve Evrişimsel Blok Dikkat Modulü (EBDM) blokları ardışık olarak entegre edilmiştir. Eğitim sürecinde Z-puan normalizasyonu, etiket yumuşatma, sınıf ağırlık ve çeşitli erken durdurma mekanizmaları uygulanmıştır. Modelin doğruluk, Kesinlik, Duyarlılık ve F1-score gibi performans metrikleri %93'ün üzerinde başarı sağlamış; ayrıca düşük parametre sayısı ve kısa çıkarım süresi ile kaynak dostu bir yapı sunmuştur. Elde edilen sonuçlar, literatürdeki güncel yaklaşımlarla karşılaştırıldığında hem doğruluk hem de verimlilik açısından rekabetçi bir çözüm sunduğunu ortaya koymaktadır. Geliştirilen modelin, mobil tarım uygulamaları ve erken hastalık tespit sistemlerine entegre edilebilecek düzeyde pratik ve açıklanabilir olduğu değerlendirilmiştir.In this thesis, a novel and lightweight convolutional neural network (CNN) architecture is developed for the classification of rose leaf diseases using image processing and deep learning techniques. The model is trained on the RoseNet dataset, which consists of six distinct classes of rose diseases. A 9-channel input structure is formed by fusing RGB, HSV, and YCrCb color spaces to enhance feature diversity. To strengthen channel-wise attention, the proposed CNN integrates Squeeze-and-Excitation (SE) and Convolutional Block Attention Module (CBAM) blocks sequentially. During training, Z-score normalization, label smoothing, class weighting, and early stopping strategies are applied. The model achieved over 93% in Doğruluk, Kesinlik, Duyarlılık, and F1-score metrics, while maintaining low parameter complexity and fast inference time, making it suitable for resource-constrained environments. Compared to recent studies in the literature, the proposed model presents a competitive performance in terms of both Doğruluk and efficiency. Furthermore, its lightweight structure and explainability highlight its potential for integration into mobile agricultural systems and early disease detection applications

    The effect of distrust in health systems on physician ownership

    No full text
    Günümüzde artan sağlık hizmeti talebi ve farklılaşan pek çok rakip sağlık kurumu olması dolayısı ile kişilerin farklı hekimleri seçme durumu söz konusu olmaktadır. Bireyler memnuniyetlerinin fazla olduğu hekime bağlılık hissedebilmektedirler. Zaman ilerledikçe farklılık gösteren toplum bilinci toplumda farklı görüşlerin de var olmasına neden olmaktadır. Kişiler doğrudan deneyimledikleri sağlık hizmetleri ya da çevrelerinde yaşanan olumsuz örnekler sonucunda sağlık sistemlerine karşı eleştirel bir bakış açısı geliştirebilmektedirler. Karşılaşılan olumsuz deneyimler ve farklı görüşler, sağlık sistemlerine karşı güvensizlik oluşturarak hekim sahiplenme tutumunu etkileyebilmektedir. Bu araştırmada kişilerin sağlık sistemlerine olan güvensizliklerinin hekim sahiplenme duyguları üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma nicel ve ilişkisel arama tipinde tasarlanmıştır. Amacı açısından keşfedici, tanımlayıcı ve açıklayıcı niteliktedir. Ayrıca kişilerin sağlık sistemlerine güvensizlik ve hekim sahiplenme düzeylerini, katılımcıya sunulan ankette yer alan demografik faktörlere göre incelemek hedeflenmiştir. Araştırma evrenini Konya ilinde ikamet etmekte olan 18 yaş ve üzeri bireyler oluşturmaktadır. Google formlar aracılığı ve kolayda örneklem yöntemi ile 507 kişiden toplanan veriler kullanılarak analiz gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık testlerinden olan bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) gruplar arasında farklılığı tespit etmek için Post-Hoc, korelasyon ve yordayıcılık için ise basit doğrusal regresyon testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları sağlık sistemlerine güvensizliğin hekim sahiplenme üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca sağlık sistemlerinden memnuniyet düzeylerine göre sağlık sistemlerine güvensizlik, hekim sahiplenme ve alt boyut ortalamaları farklılık göstermektedir. Memnuniyet düzeyi arttıkça güvensizlik azalmakta ve hekim sahiplenme artmaktadır. Kişilerin sağlık sistemlerine duydukları güvensizlik, hekim sahiplenmeleri ile negatif ve orta düzeyde ilişkiye sahiptir. Edinmiş oldukları tecrübeler veyahut görüşler sonucunda sağlık sistemlerine karşı güvenleri azalan bireylerin hekimlere olan bağlılığı da olumsuz etkilenebilmekte ve bu durum teşhis ve tedavi sürecini negatif etkilemektedir. Özellikle tedavi sürecinde hekimle iş birliği içerisinde olması gereken hastalarda oluşan güven problemi sonucunda tedavinin amacına tam anlamıyla ulaşamaması söz konusu olabilmektedir.Today, the increasing demand for healthcare services and the growing number of competing healthcare institutions have made it possible for individuals to choose among different physicians. Individuals may develop a sense of loyalty toward physicians with whom they are highly satisfied. Over time, evolving public awareness has led to the emergence of diverse perspectives within society. Individuals may develop a critical perspective towards healthcare systems as a result of the healthcare services they directly experience or the negative examples they experience in their environment. Negative experiences and different opinions encountered may create distrust towards healthcare systems and affect the attitude of physician ownership. This study aims to examine the effect of individuals' distrust in healthcare systems on their sense of physician ownership. The research was designed as a quantitative and correlational study. In terms of its purpose, it is exploratory, descriptive, and explanatory in nature. In addition, it was aimed to examine the levels of distrust in health systems and physician ownership according to the demographic factors included in the survey presented to the participant. The research population consists of individuals aged 18 and over residing in Konya province. Data were collected from 507 participants via Google Forms using a convenience sampling method and were analyzed accordingly. Among the statistical significance tests, independent groups t test, one-way analysis of variance (ANOVA) Post-Hoc was used to detect differences between groups, and simple linear regression test was used for correlation and predictability. The results of the study indicate that distrust in healthcare systems has a significant effect on physician ownership. In addition, distrust in health systems, physician ownership and sub-dimension means differ according to the levels of satisfaction with health systems. As the level of satisfaction increases, distrust decreases and physician ownership increases. There is a negative and moderate-level relationship between individuals' distrust in healthcare systems and their sense of physician ownership. The loss of trust in the healthcare system, stemming from personal experiences or acquired perspectives, may negatively affect individuals' loyalty to their physicians and, in turn, adversely impact the diagnosis and treatment process. Especially in cases where patient-physician collaboration is essential, trust issues may prevent the treatment from reaching its intended outcomes

    Visual language analysis of local media websites: The case of Konya

    No full text
    Bu çalışmanın amacı Konya'daki yerel gazetelerin web sitelerinin, grafik tasarım ilkeleri ve öğeleri ile web tasarım ilkeleri bağlamında nasıl tasarlandığının tespit edilmesi ve tasarımın kullanıcı algısı üzerinde olası etkilerinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın amacı doğrultusunda betimsel analiz tekniğiyle Konya'daki 7 yerel gazetenin web siteleri örneklem olarak seçilmiş, siteler grafik ve tipografik açıdan incelenmiştir. Sayfalarda görsel hiyerarşi, renk, boşluk, çizgi, grid sistemleri ile benzeri yöntemlerin kullanımı ve Gestalt ilkesine dayanan tasarımsal bütünlük durumları ayrı ayrı ele alınmıştır. Kullanıcıya sunulan görsel deneyimin değerlendirilmesi ile tasarımla güçlendirilmiş içeriklerin, kullanıcı deneyimini olumlu etkilediği, söz konusu web sitesinin kurumsal kimliğini güçlendirdiği, tercih edilir kıldığı varsayılmıştır. Çalışmaya konu yerel gazete web sitelerinin görsel dilinin çözümlemeye tabi tutulması, bu yerel gazeteler örneğiyle kullanıcı dostu web siteleri tasarlamak, markasını güçlendirmek ve içeriğini görünür, ulaşılabilir kılmak isteyen tasarımcılar ile site sahiplerine yol gösterici örnek ve tavsiyeler sunacaktır. Teknolojinin gelişimi ve kullanıcı alışkanlıklarına bağlı olarak internet ile daha bütünleşik bir habercilik tarzını benimsemesi kaçınılmaz hale gelen yerel gazetelerin, mesajlarını arzuladıkları etki ile iletmeleri için grafik tasarımın önemi de çalışma kapsamında ortaya konulacaktır.The aim of this study is to determine how the websites of local newspapers in Konya are designed in the context of graphic design principles and elements and web design principles and to evaluate the possible effects of design on user perception. In line with the aim of the research, the websites of 7 local newspapers in Konya were selected as a sample with descriptive analysis technique and the websites were analysed in terms of graphic and typographic aspects. The use of visual hierarchy, colour, space, line, grid systems and similar methods and design integrity based on the Gestalt principle were examined separately. By evaluating the visual experience offered to the user, it is assumed that the contents reinforced with design positively affect the user experience, strengthen the corporate identity of the website in question and make it preferable. Analysing the visual language of the local newspaper websites subject to the study will provide guiding examples and recommendations to designers and site owners who want to design user-friendly websites, strengthen their brand and make their content visible and accessible with the example of these local newspapers. The importance of graphic design for local newspapers, which have become inevitable to adopt a more integrated journalism style with the internet due to the development of technology and user habits, to convey their messages with the desired effect will also be revealed within the scope of the study

    Evaluation of the effect of data balancing and feature selection on the performance of machine learning algorithms in classification problems with multi-criteria decision making

    No full text
    Makine öğrenmesi uygulamalarında, veri kümelerinin dengesiz olma durumu sıklıkla karşılaşılan önemli bir sorundur. Dengesiz veri kümelerinde, sınıflandırma algoritmalarının çoğunluk sınıfına daha fazla ağırlık vererek, azınlık sınıfının doğru şekilde tahmin edilmesini zorlaştırdığı ve bu durumun makine öğrenmesi algoritmalarının performansını olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu amaçla, yeniden örnekleme teknikleri gibi çeşitli yöntemler geliştirilmiş ve veri kümelerinin dengeli hale getirilmesi sağlanmıştır. Veri kümelerinde çok sayıda değişkenin yer alması makine öğrenmesi algoritmalarının performansını etkileyen bir başka sorundur. Özellik seçimi yöntemleriyle, ilgisiz ya da gereksiz değişkenlerin veri kümesinden çıkartılması makine öğrenmesi algoritmalarının performansları üzerinde kritik rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasında, birçok çalışmada ele alınan farklı dengesizlik oranlarına sahip Cleveland Kalp Hastalığı (CHD), Pima Hintli Diyabet (PID) ve Kırmızı Şarap Kalitesi (RWQ) veri kümeleri kullanılmıştır. Dengesiz veri kümeleri üzerinde yeniden örnekleme yöntemleri (SMOTE, SMOTE-ENN) ve gömülü özellik seçim yöntemleri (LASSO, Elastik Net), sarmalayıcı özellik seçimi yöntemleri (PSO, ABC) uygulanarak ve uygulanmadan makine öğrenimi algoritmalarından elde edilen performanslar metrikleri değerlendirilmiştir. Ele alınan veri kümeleri için, Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden Entropi ve CRITIC ile performans metriklerine ilişkin ağırlıklar hesaplanmış ve TOPSIS,WASPAS, MABAC yöntemleri ile bu algoritmaların sıralamaları oluşturulmuştur. Elde edilen sıralamalar sonucunda nihai sıralama yapabilmek amacıyla, Borda Sayım yöntemi kullanılarak en iyi makine öğrenmesi / bütünleşik makine öğrenmesi algoritmaları belirlenmiştir. Sonuçlar, veri dengeleme ve özellik seçiminin ele alınan makine öğrenmesi algoritmalarının (KNN, SVM, DT, RF, XGB, LR, ADB, NB) sınıflandırma performansını artırmada etkili olduğunu göstermiştir. Özellikle, SMOTE ile veri dengelemenin ve bunun yanı sıra gömülü ve sarmalayıcı yöntemlerle yapılan özellik seçiminin performanslar üzerinde etkisinin olduğu gösterilmiştir. SMOTE ve SMOTE-ENN yöntemleri ile dengelenmiş verilerde RF ve XGB algoritmaları en iyi sonuçları vermiştir. CHD veri kümesinde SMOTE uygulanmış RF algoritması; PID veri kümesinde SMOTE uygulanmış ABC özellik seçimine dayalı XGB algoritması ve RWQ veri kümesinde SMOTE uygulanmış ABC özellik seçimine dayalı RF algoritması ele alınan bütünleşik makine öğrenmesi algoritmaları arasında öne çıkmıştır.In machine learning applications, imbalanced datasets are a frequently encountered problem. It is known that in imbalanced datasets, classification algorithms give more weight to the majority class, making it difficult to correctly predict the minority class, and this negatively affects the performance of machine learning algorithms. For this aim, various methods such as resampling techniques have been developed and the datasets have been balanced. The presence of a large number of variables in datasets is another problem that affects the performance of machine learning algorithms. Removing irrelevant or redundant variables from the dataset with feature selection methods plays a critical role in the performance of machine learning algorithms. In this thesis, Cleveland Heart Disease (CHD), Pima Indian Diabetes (PID), and Red Wine Quality (RWQ) datasets with different imbalance ratios, addressed in many studies, were used. Performance metrics obtained from machine learning algorithms with/without applying resampling methods (SMOTE, SMOTE-ENN), embedded (LASSO, Elastic Net) and wrapper (PSO, ABC) feature selection methods on imbalanced datasets have been evaluated. For considered datasets, weights regarding performance metrics were calculated by Entropy and CRITIC and rankings of these algorithms were created by TOPSIS, WASPAS, MABAC methods, which are Multi Criteria Decision Making methods. As a result of the rankings, in order to make a final ranking, the best machine learning/integrated machine learning algorithms were determined by using Borda Count method. The results showed that data balancing and feature selection are effective in improving the classification performance of the considered machine learning algorithms (KNN, SVM, DT, RF, XGB, LR, ADB, NB). In particular, it has been shown that data balancing with SMOTE and feature selection based on embedded and wrapper methods have an effect on the performances. RF and XGB algorithms gave the best results on balanced data with SMOTE and SMOTE-ENN methods. RF algorithm with SMOTE applied on CHD dataset; XGB algorithm based on ABC feature selection with SMOTE applied on PID dataset and RF algorithm based on ABC feature selection with SMOTE applied on RWQ dataset stood out among the integrated machine learning algorithms considered

    Determination of the effects of different intra rowdistances on yield and quality in su group (tribenuronmethyl) sunflower varieties

    No full text
    Bu araştırma SU grubu ayçiçeği (Helianthus annuus L.) çeşitlerinde verim ve bazı tarımsal özellikler üzerine farklı sıra üzeri mesafelerinin etkilerini belirlemek amacıyla 2023 yılında Konya-Hüyük koşullarında yürütülmüştür. Deneme Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller Deneme Desenine göre üç tekerrür olacak şekilde kurulmuştur. Araştırmada deneme materyali olarak Tribenuron methyl etken maddeli herbisite dayanıklı (SU grubu) üç adet yağlık ayçiçeği çeşidi (P64LE141, LG50.559SX, LG50.689SX) kullanılmıştır. Sıra üzeri mesafe 15, 20 ve 25 cm, sıra arası 70 cm olacak şekilde ekim yapılmıştır. Araştırmada bitki boyu (cm), tabla çapı (cm), sap çapı (cm), tohum verimi (kg/da), yağ oranı (%) ve yağ verimi (kg/da) ve kabuk oranı (%) özellikleri incelenmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre çeşitler arasında en uzun bitki boyu 109,87 cm ile LG50.559SX çeşidinde elde edilirken, 20 cm sıra üzeri mesafede maksimum bitki boyu değerini (106,50 cm) vermiştir. Sap çapı en yüksek LG50.689SX çeşitinde 5,54 cm olarak elde edilirken 20 cm sıra üzeri uygulamasında en yüksek sap çapı 5,62 cm olarak ölçülmüştür. En yüksek 100 tohum ağırlığı çeşitler arasında 3,97 g ile LG50.559SX çeşitinde elde edilirken sıra üzeri mesafeler arasında 3,94 olarak elde edilmiştir. Tohum verimi çeşitler arasında en yüksek 298,33 kg/da ile LG50.689SX çeşitinde elde edilmiş, en yüksek tohum verimini 285,33 kg/da ile 20 cm sıra üzeri mesafede vermiştir. Yağ oranı açısından en yüksek değer %46,95 olarak LG50.559SX çeşitinde tespit edilmiştir. Yağ verimi 20 cm uygulamasında en yüksek değer 130,54 kg/da olarak elde edilirken LG50.689SX çeşitinde 134,93 kg/da olarak tespit edilmiştir. Konya ili Hüyük İlçesi koşullarına göre en yüksek tohum verimi ve yağ verimi değerlerinin LG50.559SX çeşitinde 20 cm sıra üzeri mesafede görülmüştür.This research was carried out in 2023 in Konya-Hüyük conditions in order to determine the effects of different row distances on yield and some agronomic traits in SU group sunflower (Helianthus annuus L.) varieties. The experiment was set up according to the Split Plots Trial Design in Randomized Blocks with three replications. Three oil sunflower varieties (P64LE141, LG50.559SX, LG50.689SX) resistant to Tribenuron methyl herbicide (SU group) were used as trial material in the research. Planting was done with 15, 20 and 25 cm within the row and 70 cm between rows. Plant height (cm), head diameter (cm), stem diameter (cm), seed yield (kg/da), oil ratio (%), oil yield (kg/da) and shell ratio (%) traits were investigated in the research. According to the results obtained in the research, the longest plant height among the varieties was obtained in LG50.559SX variety with 109.87 cm, while it gave the maximum plant height value (106.50 cm) at 20 cm in-row distance. While the highest stem diameter was obtained as 5.54 cm in LG50.689SX variety, the highest stem diameter was measured as 5.62 cm in 20 cm in-row application. The highest 100 seed weight was obtained as 3.97 g among the varieties in LG50.559SX variety, while it was obtained as 3.94 between the row distances. The highest seed yield was obtained as 298.33 kg/da in LG50.689SX variety, and it gave the highest seed yield as 285.33 kg/da at 20 cm in-row distance. The highest value in terms of oil content was determined as 46.95% in LG50.559SX variety. While the highest oil yield value was obtained as 130.54 kg/da in 20 cm application, it was determined as 134.93 kg/da in LG50.689SX variety. According to the conditions of Hüyük District of Konya Province, the highest seed yield and oil yield values were observed in LG50.559SX variety at 20 cm row spacing

    Social workers' experiences of client violence: A mixed method research from an intersectionality perspective

    No full text
    Müracaatçı şiddeti sosyal çalışmacıların mesleki uygulamaları sırasında karşılaştığı travmatik bir mesleki deneyimdir. Kesişimsellik yaklaşımı kullanılarak yapılan araştırmada sosyal çalışmacılara ait yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, mesleki deneyim, çalışılan yer, çalışılan sektör, çalışma alanı, çalışılan müracaatçı grubu ve dosya yükü şeklindeki kesişimsel faktörlerin sosyal çalışmacıların müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırıp farklılaştırmadığı araştırılmıştır. Karma yöntem araştırması şeklinde tasarlanan araştırmada nicel ve nitel veriler birlikte toplanarak araştırma sorusuna yanıt aranmaya çalışılmıştır. Araştırmanın nicel verileri kapsamında 401 sosyal çalışmacıya ulaşılmış ve bu örneklem grubunda son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddetine maruz kalan 261 sosyal çalışmacı ile analizler gerçekleştirilmiştir. Müracaatçı Şiddeti Ölçeği'nin Türkçe uyarlaması yapılarak son bir yıl içerisinde müracaatçı şiddetini deneyimleyen sosyal çalışmacıların maruz kaldığı müracaatçı şiddeti bazı ilişkili değişkenler açısından incelenmiştir. Müracaatçı Şiddeti Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinin yapılması sırasında SPSS 21.0 İstatistik Paket Programı kullanılarak Keşfedici/Açımlayıcı Faktör Analizi (EFA), AMOS programı kullanılarak Doğrulayıcı Faktör Analizi (CFA) yapılmıştır. SPSS 21.0 İstatistik Paket Programı kullanılarak yapılan analizlerde betimleyici istatistikler ve fark testleri (t test analizi, tek yönlü varyans analizi-ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri kapsamında son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddetini deneyimleyen 34 sosyal çalışmacıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler MaxQda Analytics Pro 2020 programı kullanılarak analiz yapılmıştır. Araştırmanın nicel bulgularına göre; 401 sosyal çalışmacının %64'ünün mesleki yaşamı boyunca, %65'inin son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddeti türlerinden en az birisine maruz kaldığı bulunmuştur. Yapılan t test analizi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) sonuçlarına göre sosyal çalışmacıların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, mesleki deneyimi ve çalıştığı sektör açısından maruz kaldığı müracaatçı şiddeti düzeyinin farklılaşmadığı; eğitim düzeyi ve mesleki uygulamalarını ofiste gerçekleştirme durumları açısından fiziksel müracaatçı şiddeti ve tehdidi boyutunda anlamlı bir farklılaşmanın olduğu; en son şiddete maruz kalınan müracaatçı grubu ve dosya yükü açısından fiziksel müracaatçı şiddeti ve tehdidi ile fiziksel olmayan müracaatçı şiddeti ve tehdidi alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşmanın olduğu bulunmuştur. Araştırmanın nitel bulgularına göre; elde edilen verilerin tematik analizi sonucu 6 temaya ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sosyal çalışmacılara ait; yaş, cinsiyet, mesleki deneyim, çalışılan yer, çalışılan sektör, çalışma alanı, çalışılan müracaatçı grubu ve dosya yükü şeklindeki kesişimsel faktörlerin müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırdığı bulunmuştur. Sosyal çalışmacılara ait medeni durum ve eğitim düzeyi şeklindeki kesişimsel faktörlerin müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırmadığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda sosyal çalışmacılara yönelik gerçekleşen müracaatçı şiddetini önlemek amacıyla bireysel düzeyde, mesleki düzeyde, kurumsal düzeyde ve politika düzeyinde öneriler sunulmuştur.Client violence is a traumatic professional experience that social workers face during their professional practice. In the study conducted using the intersectionality approach, it was investigated whether intersectional factors such as age, gender, marital status, education level, professional experience, place of work, sector of work, field of work, client group and caseload of social workers differentiate the experience of client violence of social workers. In the study, which was designed as a mixed method research, quantitative and qualitative data were collected together and an answer to the research question was sought. Within the scope of the quantitative data of the research, 401 social workers were reached and analyzes were conducted with 261 social workers who were exposed to client violence during their professional practices in the last year. The Turkish adaptation of the Client Violence Scale was made and the client violence experienced by social workers who experienced client violence in the last year was analyzed in terms of some related variables. During the validity and reliability analyses of the Client Violence Scale, Exploratory Factor Analysis (EFA) was conducted using SPSS 21.0 Statistical Package Program and Confirmatory Factor Analysis (CFA) was conducted using AMOS program. Descriptive statistics and difference tests (t-test analysis, one-way analysis of variance-ANOVA) were used in the analyses conducted using SPSS 21.0 Statistical Package Program. Within the scope of the qualitative data of the study, in-depth interviews were conducted with 34 social workers who experienced client violence during their professional practices in the last year. The data obtained were analyzed using MaxQda Analytics Pro 2020 program. According to the quantitative findings of the research; it was found that 64% of 401 social workers were exposed to at least one of the types of client violence during their professional life and 65% during their professional practice in the last year. According to the results of t-test analysis and one-way analysis of variance (ANOVA), it was found that the level of client violence experienced by social workers did not differ in terms of age, gender, marital status, professional experience and sector of employment; there was a significant difference in the dimension of physical client violence and intimidation in terms of education level and performing their professional practices in the office; there was a significant difference in the sub-dimensions of physical client violence and intimidation and non-physical client violence and intimidation in terms of the most recent client group and caseload. According to the qualitative findings of the study, 6 themes were reached as a result of thematic analysis of the data obtained. According to the results obtained, it was found that intersectional factors such as age, gender, professional experience, place of work, sector of work, field of work, client group and caseload of social workers differentiated the experience of client violence. It was found that intersectional factors such as marital status and education level of social workers did not differentiate the experience of client violence. As a result of the research, recommendations were presented at individual level, professional level, institutional level and policy level in order to prevent client violence against social workers

    Reflections of the Siege of Leningrad on the Turkish press (1941-1944)

    No full text
    23 Ağustos 1939'da imzalanan Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı'nın ardından 1 Eylül 1939'da Alman orduları Polonya topraklarına girerek II. Dünya Savaşı'nı başlatmış 17 Eylül 1939 tarihinde ise Sovyet Rusya'da bu topraklara girerek iki müttefikin arasında Polonya paylaşılmıştır. 3 Eylül'de Almanya'ya savaş ilan eden İngiltere ve Fransa ise uzun bir süre doğusunu güvene alan Almanya'nın batıda yarattığı yıkım ile yüz yüze kalmıştır. Bu talih Hitler'in 22 Haziran 1941 tarihinde Sovyet Rusya üzerine saldırmasıyla değişmiş ve İngiltere, Sovyet Rusya'ya destek vererek Hitler Almanya'sı sona erene kadar savaşmaya devam edilmiştir. Türkiye ne 1939'da ne de 1941'deki bu gelişmelerin sonucunda savaşa girme taraftarı olmuş her zaman savaşın dışında kalmaya gayret ederken savaşan taraflar ile çeşitli antlaşmalar da imzalamıştır. Savaş dışı pozisyonunu koruma gayretindeyken de sürekli olarak savaşan devletlerin baskısına maruz kalan Türkiye, tüm gelişmeleri yakından takip etmek zorunda kalmıştır. Savaş Almanya'nın istediği gibi gitmemiş stratejik olarak hedefledikleri Leningrad'ı ve Moskova'yı alamadıkları gibi 1943 senesinde Stalingrad bozgunu tam anlamıyla sonun başlangıcı olmuştur. Önce Sovyet ordusunun azmi ile doğu cephesinde geri çekilen Almanlar, batıya çıkarma yapan müttefik kuvvetlerinde etkisiyle tüm cephelerde geri çekilmeye başlamıştır. 7 Mayıs 1945 tarihinde ise Almanya müttefiklere teslim olmuştur. Çalışmanın amacı Almanya'nın doğu cephesindeki ilk stratejik hedefi olan Leningrad Kuşatması süreci boyunca yaşanılanları Türk basının tirajı yüksek dört gazetesinin (Akşam, Cumhuriyet, Ulus, Tan) gözünden anlatmaktır. Bu gazetelerin süre gelen tarafgirlik iddiaları da göz önüne alınarak seçilmesiyle savaşın tüm yönleri aktarılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Leningrad'da mahsur kalan insanların yaşadıkları sosyal sıkıntıların da basın üzerinde ne kadar yer kapladığı araştırılmıştır.On September 1, 1939, following the German-Soviet Non-Aggression Pact signed on August 23, 1939, German armies entered Polish territory and started World War II, and on September 17, 1939, Soviet Russia entered these territories and Poland was divided between the two allies. On September 3, Britain and France declared war on Germany, and for a long time, they were faced with the devastation caused in the west by Germany, which had secured its east. This fortune changed when Hitler attacked Soviet Russia on June 22, 1941 and Britain supported Soviet Russia and continued to fight until the end of Hitler's Germany. As a result of these developments neither in 1939 nor in 1941, Turkey was not in favor of entering the war and always endeavored to stay out of the war while signing various treaties with the warring parties. While trying to maintain its position outside the war, Turkey, which was constantly subjected to pressure from the belligerent states, had to closely follow all developments. The war did not go as Germany wanted, they could not take Leningrad and Moscow, which they strategically targeted, and the Stalingrad defeat in 1943 was literally the beginning of the end. The Germans, who first retreated on the eastern front with the determination of the Soviet army, began to retreat on all fronts with the effect of the allied forces landing in the west. May 7, 1945, Germany surrendered to the Allies. The aim of the study is to describe what happened during the Siege of Leningrad, Germany's first strategic target on the eastern front, through the eyes of four newspapers with high circulation in the Turkish press (Akşam, Cumhuriyet, Ulus, Tan). By selecting these newspapers by taking into account the ongoing allegations of bias, all aspects of the war were tried to be conveyed. At the same time, the extent to which the press covered the social problems experienced by the people trapped in Leningrad was also investigated

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇