Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
53909 research outputs found
Sort by
Transition periods in Konya-Sarayönü
Bu çalışma Konya'nın Sarayönü ilçesindeki geçiş dönemleri olan doğum, evlenme, ölüm adetleri ve bunlara bağlı inanışlar, yöntemler ve uygulamaları el almaktadır. Her geçiş döneminde birey, ilk kez karşılaşacağı zorluklara karşı çeşitli âdet ve inanmalar vasıtasıyla yoluna devam ederek kendini bir sonraki döneme hazırlar. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, kapsamı, yöntemi, alan araştırması sırasında karşılaşılan zorluklar ve Sarayönü ilçesi hakkında genel ve tarihi bilgilere yer verilmiştir. Asıl konu olan geçiş dönemleri üç bölüm halinde ele alınmıştır. Birinci bölümde Sarayönü ilçesinde doğum konusu işlenmiştir. Bu bölümde doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası halinde değerlendirirken kendi içlerinde de çeşitli sınıflandırmalara tâbi tutularak alt başlıklara ayrılmaktadır. İkinci bölümde Sarayönü ilçesinde evelenme konusu işlenmiştir. Bu bölümde evlilik öncesi, düğün ve düğün sonrası başlıklarıyla üç bölüm halinde ele alınmıştır. Bu alt başlıklarda yer alan inanma, yöntem ve uygulamalar da kendi içerisinde çeşitli sınıflandırmalara tâbi tutulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Sarayönü ilçesinde ölüm konusu ele alınmıştır. Diğer bölümlerde de olduğu gibi ölüm öncesi, ölüm sırası ve ölüm sonrası halinde üç bölüm şeklinde incelenmiştir. Bu alt başlıklarda kendi içerisinde çeşitli sınıflandırmalara tâbi tutulmuştur. Çalışmanın sonuç kısmında çalışmanın genel bir değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır. Kaynakça, kaynak kişilerin bilgileri, çekilen fotoğraflar, derleme sırasında sorulan sorular ve sözlük bölümleriyse çalışmanın son kısmında verilmiştir. Bu çalışmayla birlikte Konya'nın Sarayönü ilçesinde bulunan ve unutulmaya yüz tutmuş doğum, evlenme ve ölüm gelenekleri ile ilgili bilgiler bir araya getirilmiştir. Bunun yanı sıra yörede kullanılan kavramlar, atasözleri, dualar, yerel adlandırmalar, ağıtlar, ninniler ve uygulamalar da kayıt altına alınarak yazıya geçirilmiştir.This study deals with birth, marriage and death customs and related beliefs, methods and practices in Sarayönü district of Konya. In each transition period, the individual prepares himself for the next period by continuing on his way through various customs and beliefs against the difficulties he will face for the first time. In the introduction part of the study, the subject, purpose, scope, method, difficulties encountered during the field research and general and historical information about Sarayönü district are given. Transition periods, which are the main subject, are discussed in three sections. In the first part, the subject of birth in Sarayönü district was covered. In this section, it is divided into subheadings by being subjected to various classifications within themselves while evaluating them as prenatal, during birth and postnatal. In the second chapter, the subject of marriage in Sarayönü district is discussed. In this section, it was handled in three sections under the titles of pre-marriage, wedding and post-wedding. The beliefs, methods and practices under these subheadings have also been subjected to various classifications within themselves. In the third part of the study, the subject of death in Sarayönü district was discussed. As in the other chapters, it was analyzed in three sections: before death, during death and after death. These subheadings were subjected to various classifications within themselves. In the conclusion part of the study, a general evaluation of the study was tried to be made. Bibliography, information on the source persons, photographs taken, questions asked during the compilation and glossary sections are given in the last part of the study. With this study, information on birth, marriage and death traditions in the Sarayönü district of Konya, which are about to be forgotten, have been brought together. In addition, the concepts, proverbs, prayers, local names, laments, lullabies and practices that exist in folk culture, used in the region, were recorded and written down
The history of Ordu province in the 1st millennium BCE
Tez konumuz olan "MÖ I. Binyılda Ordu İli Tarihi" bölümüne geçmeden önce tarihsel süreçte bir bütünlük olması için Ordu'nun Prehistorik dönemi ayrıca anlatıldı. Ordu bölgesindeki ilk yerleşim izleri Paleolitik Çağın sonlarında günümüzden yaklaşık 15. 000 yıl öncesinden başlamıştır. Mezolitik ve Neolitik dönemlerine ait yerleşim yerlerinin olmaması ya da çok az olmasına karşın Kalkolitik ve Tunç Çağı yerleşimleri yaygındır. MÖ II. Binyılda bölgede yaşayan konargöçer şeklinde yaşayan ve Hititlerin en büyük düşmanlarından biri olan Kaşkalar hakkında kronolojik bir bütünlük içinde o konuyla ilgili ayrıca bilgiler verildi. MÖ I. Binyılda Ordu ve çevresinin Demir Çağı'ndan (MÖ 1100) Helenistik döneme (MÖ 330) kadar ki dönemde Kotyora, Onione, Phadisane, Sidene, Vona, İbasta, Cıngırt Kayası, Kurul Kalesi, İason Burnu, Hoyrat Kalesi gibi yerleşimleri mevcuttur. Frig, Kimmer, İskit kültürlerinden oldukça etkilenen bu bölge Yunan kolonizasyon dönemi öncesinde Amazonlar, Khalipler, Tibarenler, Mossynoikler, Drilalar, Makronlar ve Moskhoslar gibi yerli kabileler bu bölgede yaşamışlardır. Artan nüfus yoğunluğu, tarımsal toprak ihtiyacı, dış tehditler, şehir devletleri arasındaki siyasi – kültürel çekişmeler Yunan kolonizayonunu Karadeniz'e doğru çeken sebeplerdir. MÖ 521 yılında Ordu bölgesinde Pers hâkimiyeti daha da güçlenerek bu bölgeye. Pont (Pontus/Pontos) Kapadokyası adı verilmiştir. Bu bölge Pers egemenliğine girince Khalipler, Moschi, Makronlar, Mossynoikler, Mares ve Tibaren gibi yerli kabileler Pers imparatorluğun 19. Satraplığına bağlı olarak bu orduya katılmıştır. Pers imparatoru I. Darius Karadeniz kıyısındaki arazileri yedi aileden bir tanesi olan Mithridates ailesine vermiştir. MÖ 331 yılında Büyük İskender Gaugamela savaşında Persleri yıkarak Anadolu'yu yedi büyük eyalete bölmüştür. Makedonyalılar Kapadokya bölgesini ele geçirdikleri zaman burası Persler tarafından iki satraplığa bölünerek yönetilmişti. Makedonyalılar bu satraplıkları krallığa çevirip bunlara asıl Kapadokya (Büyük Kapadokya) diğerine de Kapadokya Pontika (Pontos/Pontus) olarak adlandırmışlardır. MÖ 323'te Büyük İskender'in ani ölümü ile imparatorluk komutanları arasında taksim edilmiştir. I. Mithridates bu bölgedeki yerli halkların katılımıyla kurduğu ordu sayesinde Büyük İskender'in halefleri arasındaki iktidar mücadelesinden de faydalanarak Makedonyalıları yendi ve böylelikle Anadolu'nun büyük bir kısmına hâkim oldu. Böylece Pontos devleti de tarih sahnesine çıkmış oldu. I. Mithridates meşruiyet kazandırmak amacıyla baba tarafının şecerelerini I. Darius'a dayandırmaya çalışarak doğu halklarını anne tarafını Büyük İskender ve Seleukos Nikator'a dayandırarak da batı toplumlarının güvenini ve saygınlığını kazanmak istemiştir. Ayrıca Helenistik dönemden Roma dönemine kadar gelişen kolonizasyon faaliyetlerin nedeni, gelişimleri ve bölgeye etkileri, Mithridates hanedanlığı ile Roma arasındaki çekişmeleri kronolojik sırayla arkeolojik, nümizmatik, filolojik, etnografik kanıtlar ile birlikte değerlendirip aktarılmıştır. Ordu Bölgesinin Antik dönem sosyo – ekonomik, askeri ve inanç yapısı, edebiyatı, bitki türleri (flora), hayvan varlığı (fauna), sikkeleri ve antik yolları hakkında bilgiler verilmiştir. Sonrasında ise çalışma süresince elde edilen veriler harmanlanarak genel bir değerlendirme yapılmıştır.Before moving on to the section of our thesis titled "The History of Ordu Province in the 1st Millennium BCE," I separately described the prehistoric period of Ordu to ensure continuity in the historical process. The settlement in this region by the first humans dates back to the late Paleolithic Age, approximately around 15,000 years ago. While there are no or very few settlements from the Mesolithic and Neolithic periods, Chalcolithic and Bronze Age settlements are prevalent. Information about the Kashkas, who were semi-nomadic inhabitants of the region in the 2nd millennium BCE and one of the greatest enemies of the Hittites, is presented in a chronological framework. In the 1st millennium BCE, during the period spanning from the Iron Age (1100 BCE) to the Hellenistic period (330 BCE), settlements such as Kotyora, Onione, Phadisane, Sidene, Vona, Ibasta, Cıngırt Rock, Kurul Castle, Iason Cape, and Hoyrat Castle were present in Ordu and its surroundings. This region, influenced significantly by Phrygian, Cimmerian, and Scythian cultures, was home to native tribes like the Chalybes, Tibareni, Mossynoeci, Macroni, Moschoi, Drilae, and Amazons before the Greek colonization period. Factors such as increasing population density, the need for agricultural land, external threats, and political-cultural rivalries between city-states drove Greek colonization towards the Black Sea. In 521 BCE, Persian domination over the Ordu region became stronger, and the area was named Pontus Cappadocia (Pont/Pontos). When this region came under Persian rule, native tribes such as the Chalybes, Moschoi, Macroni, Mossynoeci, Mares, and Tibareni joined the Persian army as part of the 19th satrapy of the Persian Empire. King Darius I of Persia granted the lands along the Black Sea coast to the Mithridates family, one of seven noble families. In 331 BCE, Alexander the Great defeated the Persians at the Battle of Gaugamela and divided Anatolia into seven major provinces. When the Macedonians captured the Cappadocia region, it was previously divided into two satrapies under Persian administration. The Macedonians converted these satrapies into kingdoms, naming one Greater Cappadocia and the other Cappadocia Pontica (Pontos/Pontus). Following Alexander's sudden death in 323 BCE, his empire was divided among his commanders. Using the army he formed with the participation of local peoples, Mithridates I took advantage of the power struggle among Alexander's successors, defeated the Macedonians, and came to dominate much of Anatolia. Thus, the Pontus Kingdom emerged on the historical stage. To legitimize his rule, Mithridates I sought to trace his paternal lineage back to Darius I, aiming to gain the trust and respect of Eastern peoples, while connecting his maternal lineage to Alexander the Great and Seleucus Nicator to secure the favor of Western societies. Furthermore, the causes, developments, and impacts of colonization activities from the Hellenistic to the Roman periods, as well as the struggles between the Mithridates dynasty and Rome, were evaluated chronologically using archaeological, numismatic, philological, and ethnographic evidence. Information was provided about the socio-economic, military, and religious structures, literature, flora, fauna, coins, and ancient roads of the Ordu region during the Antiquity. Finally, the data obtained during the research process were synthesized, and a general assessment was made
Evaluation of the connection of CAD/CAM indirect restorations in teeth with deep margin elevation with different materials: In Vitro
Amaç: Subgingival defektleri olan dişleri indirekt bir restorasyonla restore etmek için, servikal marjini supragingival bir konuma taşımamız gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı; farklı materyaller ile derin marjin elevasyonu uygulanan dişlerde CAD/CAM indirek restorasyonların bağlantısının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma için tıbbi gerekçelerle verici onamıyla çekilmiş mandibular 45 adet insan dişi kullanıldı. Dişlerin oklüzal yüzeyden mine sement sınırının 1,5 mm üstüne kadar olan kısmı yere paralel olacak kesildi. Dişlerin proksimal yüzeylerine su soğutmalı elmas frezlerle mine sement sınırının 1,5 mm altına gelecek şekilde 3x4 mm boyutunda kaviteler hazırlandı. Dişler, derin marjini yükseltmek için kullanılan materyallere ve marjin yükseltmeden sonra erken dentin örtüleme işlemi için kullanılan adeziv sistemlerin tipine göre 5 gruba ayrıldı. 1. Grup; kontrol grubunda mine-sement sınırının 1,5 mm altına gelecek şekilde trimlendi ve IDS işlemi uygulanmadı. 2. ve 4. gruplar yüksek dolduruculu akıcı kompozit (G-aenial Universal Flo), 3. ve 5. gruplar universal kompozit (G-aenial Achord Kompozit) ile yükseltildi. Marjinlerin yükseltilmesinden sonra erken dentin örtüleme işlemi için preparasyon yüzeylerine; 2. ve 3. gruplarda Optibond FL-total etch adeziv sistem, 4. ve 5. gruplarda Clearfill SE Bond-self etch adeziv sistem uygulandı. Sonrasında diş yüzeyine geçici siman yerleştirilerek distile su içerisinde 1 hafta boyunca bekletildi. Dişlere hazırlanılan CAD/CAM blok simante edildi. Simantasyonun ardından örneklerin yarısı 24 sonra mikro kesme işlemine tabi tutulurken, diğer yarısı termal siklus ile yaşlandırma işlemi sonrası mikro kesme işlemine tabi tutuldu. Elde edilen çubuklar test cihazına yerleştirilerek mikrogerilim bağlanma dayanımı ölçüldü. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi One-way ANOVA ve post hoc Tukey testleri ile gerçekleştirildi. Bulgular: Kontrol grubunun mikrogerilim bağlanma dayanımı 12.4 MPa değerindedir. İstatistiksel olarak kontrol grubu diğer tüm gruplardan farklı bulunmuştur (p<0.001). Diğer tüm gruplar istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). Uygulanan farklı materyaller açısından gruplar arasında arasında istatistiksel olarak fark yoktur En yüksek mikrogerilim bağlanma dayanımları total-etch-akıcı kompozit (37.6 MPa) ve self-etch akıcı kompozit (37.4 MPa) gruplarında görülmüştür. Deney gruplarının termal siklus uygulanması sonrası mikrogerilim bağlanma dayanımlarında anlamlı bir değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Sonuç: Derin marjin defekti olan kavitelerde marjinin total-etch veya self-etch adeziv sistem, akıcı veya universal kompozitlerden herhangi biri ile yükseltilmesi CAD/CAM indirek restorasyonlar ile bağlantısına olumlu yönde katkıda bulunur. Bu nedenle aşırı madde kayıplı dişlerin restorasyonunda derin marjin elevasyonu tekniklerinin kullanımı bu çalışmanın sonuçlarına göre faydalı bulunmuştur.Purpose: Restoration of teeth with subgingival defects remains a challenge. To restore such teeth with an indirect restoration, a direct restoration that relocates the cervical margin to a supragingival position can be considered as an alternative. The aim of this study was to evaluate the bonding of CAD/CAM indirect restorations in teeth with deep margin elevation using different materials. Materials and Methods: For the study, 45 mandibular human teeth extracted with donor consent for medical reasons were used. The part of the teeth from the occlusal surface to 1.5 mm above the cementoenamel junction was trimmed parallel to the ground. 3x4 mm cavities were prepared on the proximal surfaces of the teeth using water-cooled diamond burs, 1.5 mm below the cementoenamel junction. The teeth were divided into 5 groups according to the materials used to raise the deep margin and the type of adhesive systems used for early dentin coverage after margin enhancement. Group 1 was trimmed to 1.5 mm below the cementoenamel junction in the control group and no IDS procedure was applied. Groups 2 and 4 were lifted with high-filling flowable composite (G-aenial Universal Flo), groups 3 and 5 were lifted with universal composite (G-aenial Achord Composite). After the margins were lifted, the following were applied to the preparation surfaces for early dentin coverage: In groups 2 and 3, Optibond FL-total etch adhesive system was applied, in groups 4 and 5, Clearfill SE Bond-self etch adhesive system was applied. Afterwards, temporary cement was placed on the tooth surface and kept in distilled water for 1 week. CAD/CAM blocks prepared for the teeth were cemented. After cementation, half of the samples were subjected to micro-cutting process after 24 hours, while the other half was subjected to micro-cutting process after thermal cycling. The obtained rods were placed in the test device and micro-tensile bond strength was measured. Statistical analysis of the obtained data was performed with One-way ANOVA and post hoc Tukey tests. Results: The microtensile bond strength of the control group was 12.4 MPa. The control group was found to be statistically different from all other groups (p<0.001). All other groups showed statistically similar average microtensile bond strength (p>0.05). There was no statistically significant difference between the groups in terms of the different materials applied. The highest microtensile bond strengths were seen in the total-etch-flowable composite (37.6 MPa) and self-etch flowable composite (37.4 MPa) groups. No significant change was observed in the microtensile bond strengths of the experimental groups after thermal cycling (p>0.05). Conclusion: In cavities with deep margin defects, elevation of the margin with total-etch or self-etch adhesive system, flowable or universal composites contributes positively to the connection with CAD/CAM indirect restorations. Therefore, the use of deep margin elevation techniques in the restoration of teeth with excessive material loss is beneficial compared to duplication in this way.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 23132016 proje numarası ile desteklenmiştir
Comparison of statistical and machine learning-basedmethods for ultra-short-term photovoltaic power forecasting
Yenilenebilir enerji kaynaklarının artan payı, elektrik şebekelerinde arz-talep dengesinin sağlanmasını giderek karmaşık hale getirmektedir. Özellikle güneş enerjisi gibi hava koşullarına bağlı kaynaklar, ani üretim dalgalanmalarına yol açarak şebekede gerilim ve frekans dengesizlikleri oluşturmakta ve enerji kesintisi riskini artırmaktadır. Bu durum, daha fazla yedek rezerv güç bulundurulmasını ve bunların daha sık devreye alınmasını gerektirmekte; dolayısıyla hem işletme maliyetlerini yükseltmekte hem de enerji sürekliliğini tehdit etmektedir. Bu üretim dalgalanmaları elektrik piyasa mekanizmaları üzerinde de belirgin etkiler yaratmaktadır. Türkiye'deki EPİAŞ tarafından işletilen elektrik borsalarında gün içi ve gün öncesi ticaret süreçleri, üretimdeki ani değişimlerden doğrudan etkilenmekte; bu da enerji fiyatlarında dalgalanmalara ve piyasa katılımcıları için risklerin artmasına neden olmaktadır. Çok kısa dönemli PV (fotovoltaik) üretim tahmini, gelecek birkaç dakikadan bir saat sonrasındaki zaman dilimine kadar güneş enerjisi santralinden şebekeye verilecek elektrik gücünün tahmin edilmesidir. Bu öngörüler şebeke işletmecilerinin daha etkin kararlar alabilmesini, yedek güç kaynaklarını daha verimli kullanabilmesini ve enerji arzını kesintisiz sürdürebilmesini sağlar. Böylece şebeke daha güvenilir, verimli ve sürdürülebilir şekilde çalışırken karbon emisyonları düşürülerek çevreye katkı sağlanır. Bu çalışmada, Türkiye'nin Balıkesir ilinde yer alan 2,8 MW gücündeki bir güneş enerji santralinden toplanan bir yıllık veriler kullanılarak 5 dakika ileriye yönelik güç tahmini yapılmıştır. Girdi olarak 5 dakika önceki güç, güneş ışınımı, panel sıcaklığı, ortam sıcaklığı, rüzgâr hızı ve saat bilgileri alınmış; çıktı olarak ise 5 dakika sonraki güç öngörülmüştür. Tahmin için Regresyon, Yapay Sinir Ağları (YSA), Uzun Kısa Vadeli Bellek (LSTM) ve Gradyan Artırmalı Regresyon Ağaçları (GBRT) yöntemleri uygulanmıştır. Ayrıca referans yöntem olarak Persistence yöntemi karşılaştırma amacıyla kullanılmıştır. Veriler iki farklı strateji ile modellenmiştir: tüm yıl verisiyle oluşturulan model (Model-1) ve her ay için ayrı ayrı oluşturulan modeller (Model-2). Yapılan testler sonucunda, en iyi performansı GBRT Model-2 gösterirken (R²: 0.9833, MAPE: %5.43), onu YSA Model-1 takip etmiştir (R²: 0.9810, MAPE: %6.67). Buna karşılık, en düşük performans LSTM Model-2'den gelmiştir (R²: 0.8875, MAPE: %16.79). Referans model olan Persistence Model 1 (R²: 0.93, MAPE: %8.52) ile karşılaştırıldığında, GBRT ve YSA gibi makine öğrenmesi modellerinin tahmin doğruluğunu önemli ölçüde artırdığı, ancak LSTM modellerinin beklentileri karşılamakta zorlandığı gözlemlenmiştir. Aylık verilerle eğitilen Model-2 yaklaşımının mevsimsel performans analizi, bu modelin yaz aylarında daha iyi sonuçlar verdiğini, buna karşılık kış aylarında performansının düştüğünü göstermiştir. Sonuç olarak, 5 dakikalık çözünürlükte kısa dönemli PV güç tahmini için makine öğrenmesi yöntemlerine dayalı veri odaklı yaklaşımlar, sistem güvenilirliği ve ekonomik verimliliği artırarak yenilenebilir enerjinin entegrasyonunu kolaylaştırmaktadır. Bu öngörüler, şebeke işletiminin kısa vadeli planlama ve dengeleme kararlarında güvenilir biçimde kullanılabilir.The increasing share of renewable energy sources is making it increasingly complex to maintain the supply–demand balance in power grids. In particular, weather-dependent sources such as solar energy cause sudden fluctuations in generation, leading to voltage and frequency instabilities in the grid and increasing the risk of power outages. This situation requires keeping more reserve power capacity available and activating it more frequently; consequently, it raises operating costs and threatens the continuity of energy supply. These production fluctuations also have a significant impact on electricity market mechanisms. In Turkey, the day-ahead and intraday trading processes operated by EPİAŞ are directly affected by sudden changes in generation, which leads to price volatility and increased risks for market participants. Ultra-short-term PV (photovoltaic) generation forecasting refers to predicting the electrical power that will be delivered from a solar power plant to the grid within the next few minutes up to an hour. Such forecasts enable grid operators to make more effective decisions, utilize reserve power sources more efficiently, and ensure uninterrupted energy supply. As a result, the grid can operate in a more reliable, efficient, and sustainable manner while reducing carbon emissions and contributing to environmental protection. In this study, a five-minute-ahead power forecasting was carried out using one year of data collected from a 2.8 MW solar power plant located in Balıkesir, Turkey. As inputs, the power value from five minutes earlier, solar irradiance, panel temperature, ambient temperature, wind speed, and time information were used; the output was the predicted power for five minutes ahead. Regression, Artificial Neural Networks (ANN), Long Short-Term Memory (LSTM), and Gradient Boosted Regression Trees (GBRT) methods were applied for forecasting. In addition, the Persistence method was employed as a reference for comparison. The data were modeled using two different strategies: a single model built with the entire year's data (Model-1) and separate models built for each month (Model-2). Test results indicated that the best performance was achieved by GBRT Model-2 (R²: 0.9833, MAPE: 5.43%), followed by ANN Model-1 (R²: 0.9810, MAPE: 6.67%). On the other hand, the lowest performance was observed with LSTM Model-2 (R²: 0.8875, MAPE: 16.79%). Compared with the reference Persistence Model-1 (R²: 0.93, MAPE: 8.52%), it was observed that machine learning methods such as GBRT and ANN significantly improved forecasting accuracy, whereas LSTM models struggled to meet expectations. The seasonal performance analysis of the monthly-trained Model-2 showed that this approach yielded better results during the summer months, whereas its performance declined in winter. In conclusion, data-driven approaches based on machine learning methods for short-term PV power forecasting at a five-minute resolution enhance system reliability and economic efficiency, thereby facilitating the integration of renewable energy. These forecasts can be reliably utilized in short-term planning and balancing decisions of grid operation
Socio-economic characteristics of Afganistan national immigrants residing in Konya
Bu tez çalışmasında, Afganistanlı göçmenlerin Türkiye'ye göç süreçleri, göç deneyimleri, yaşam koşulları, iş hayatları, aile içi ilişkileri ve toplumsal uyum süreçleri derinlemesine incelemeye alınmıştır. Bu araştırma, Konya ilinin Selçuklu, Meram ve Karatay ilçelerinde ikamet eden Afganistan uyruklu göçmenleri kapsamaktadır. Göç, bireylerin hayatının tüm boyutlarında kaçınılmaz olarak olumlu ve olumsuz etkilere yol açmaktadır. Ayrıca, göç süreci, bireylerin yeniden sosyalleşmesi olarak da değerlendirilebilir. Ancak, bu sosyalleşme süreci bazı dezavantajlar da barındırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, göçün bu olumsuz etkilerini ve dezavantajlarını incelemektir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden en yaygın olarak kullanılan yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle, Konya merkez ilçelerinde yaşayan 30 kadın ve erkek Afganistan uyruklu göçmenle mülakat gerçekleştirilmiştir. Mülakatlar tamamlandıktan sonra, Afganistanlı göçmenlerden elde edilen veriler, araştırma bulguları çerçevesinde 'Göç Süreci ve Göç Deneyimi', 'Aile ve İlişkiler', 'İş Hayatı ve Mesleki Uyumluluk', 'Toplumsal Uyum ve Sosyal Entegrasyon Süreçleri' başlıkları altında toplanmıştır. Araştırma bulguları, göçmenlerin büyük çoğunluğunun düzensiz göç yollarıyla Türkiye'ye ulaştığını ve bu süreçte ciddi güvenlik, ekonomik ve psikolojik sorunlar yaşadıklarını ortaya koymuştur. Göçmenlerin ekonomik zorluklar ve güvenlik kaygılarıyla Türkiye'ye geldikleri, geçici ve güvencesiz işlerde çalıştıkları, dil ve kültürel uyumda zorluklar yaşadıkları, kadınların daha kırılgan koşullarda yaşadığı ve entegrasyon sürecinde yapısal desteklere ihtiyaç duydukları tespit edilmiştir. Araştırma, göçün bireysel, toplumsal ve kültürel etkilerini gözler önüne sererek, insan odaklı ve kapsayıcı göç politikalarının gerekliliğini vurgulamaktadır.In this thesis, the migration processes, migration experiences, living conditions, work lives, family relationships, and social integration processes of Afghan migrants in Turkey have been examined in depth. This research covers Afghan migrants residing in the Selçuklu, Meram and Karatay districts of Konya province. Migration inevitably leads to both positive and negative impacts on all aspects of individuals' lives. Additionally, the migration process can also be considered as a process of re-socialization for individuals. However, this process of re-socialization also involves some disadvantages. The aim of this study is to examine the negative effects and disadvantages of migration. In this study, the semi-structured interview technique, one of the most commonly used qualitative research methods, was employed to conduct interviews with 30 male and female Afghan migrants residing in the central districts of Konya. After the interviews were completed, the data obtained from the Afghan migrants were categorized under the headings 'Migration Process and Migration Experience', 'Family and Relationships', 'Work Life and Professional Integration', and 'Social Integration and Socialization Processes' within the framework of the research findings. Research findings have revealed that the vast majority of migrants reach Turkey through irregular migration routes and face significant security, economic, and psychological challenges during this process. It has been determined that migrants come to Turkey due to economic hardships and security concerns, work in temporary and insecure jobs, experience difficulties in language and cultural adaptation, that women live under more vulnerable conditions, and that there is a need for structural support in the integration process. The research highlights the individual, social, and cultural impacts of migration and emphasizes the necessity of human-centered and inclusive migration policies
Language analysis on Perhat Tursun's novel "Oluvélis Sen'iti" (Phonetics - morphology - glossary)
Perhat Tursun, modern şair, roman ve hikaye yazarı, siyasetçi ve bilim adamıdır. Eserleri Çince, Korece, Arapça ve İngilizceye tercüme edilen Perhat Tursun, 2018'de Çin hükümeti tarafından on altı yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. 2022 yılında İsveç Yazarlar Derneğinin sürgündeki veya hapisteki yazarlara verdiği Tukholsky Ödülü'ne layık görülen edibin hayatta olup olmadığı konusunda herhangi bir bilgi mevcut değildir. Tursun'un Ölüvéliş Sen'iti adlı romanı çalışma konumuz olmuştur. Çalışma; giriş, inceleme ve sözlük olarak üç ana bölüme ayrılmıştır. Çalışmaya Arap harfli metnim transkripsiyonu ile başlanmıştır. Giriş bölümünde Uygurlar, Uygur Türkçesi ve ağızları, Uygur alfabeleri, modern Uygur edebiyatı ile Perhat Tursun hakkında bilgiler verilmiştir. İnceleme bölümü ses ve şekil bilgisi olarak ikiye ayrılmıştır. Bu alt bölümlerde ses hadiseleri ve kelime türleri hakkında bilgiler verilmiş ve metinden örnekler alınırak Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Sözlük bölümünde metinde geçen kelimeler alfabetik sırayla ve Türkiye Türkçesindeki anlamlarıyla verilmiştir. İnceleme ve sözlük bölümlerinden elde edilen bilgiler sonuç başlığı altında maddeler hâlinde sıralanmıştır.Perhat Tursun is a modern poet, novelist and short story writer, politician and scientist. Perhat Tursun, whose works have been translated into Chinese, Korean, Arabic and English, was sentenced to sixteen years in prison by the Chinese government in 2018. In 2022, he was awarded the Swedish Writers' Association's Tukholsky Prize for writers in exile or imprisonment, but there is no information on whether he is still alive. Tursun's novel Ölüvéliş Sen'iti was the subject of this study. The study is divided into three main sections: introduction, review and glossary. The study started with the transcription of the Arabic script text. In the introduction, information about Uyghurs, Uyghur Turkish and dialects, Uyghur alphabets, modern Uyghur literature and Perhat Tursun is given. The review section is divided into two as phonology and morphology. In these sub-sections, information about sound events and word types are given and examples from the text are taken and transferred to Turkey Turkish. In the dictionary section, the words in the text are given in alphabetical order and with their meanings in Turkey Turkish. The information obtained from the introduvtion and dictionary sections are listed as items under the title of conclusion
Investigation of tryptophan-kynurenin pathway metabolite levels in epilepsy patients
Epilepsi, beyin hücrelerinin anormal elektriksel aktivitesi sonucu meydana gelen bir nörolojik bozukluktur. Bu durum beyinde geçici olarak kontrolsüz elektriksel sinyallerin yayılmasına neden olur. Epilepsi, ayaktan tedavi başvuruları içinde baş ağrısından sonra en sık ikinci nörolojik bozukluktur. Dünyada epilepsi prevalansı yaklaşık %1 olarak öngörülmektedir. Bu tahmine göre Türkiye'de 700.000 kişide epilepsi mevcuttur. Dünyada yaklaşık 65 milyon kişide epilepsi olduğu tahmin edilmektedir. Epilepsi patogenezi henüz kesin bilinmemekle birlikte, nöbetin oluşumunda çok çeşitli faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Nörotransmitterler, elektrolitler, enzimler, hipoglisemi, asfiksi gibi faktörler nöronlarda farklı etkilere neden olarak SSS'deki nöronların epileptojenik pace- maker özelliği kazanmasına yol açmaktadır. İnhibitör ve eksitatör dengenin bozulması epilepsi patogenezinde önemli bir rol oynamasına rağmen epilepsinin patofizyolojisi hala tam olarak aydınlatılamamıştır. Kinüreninlerin beyindeki rolüne ilişkin ilk kanıt, 1978 yılında farelere intraserebroventriküler kinolinik asit enjeksiyonunun ardından kasılmalar olduğunu bildiren Lapin tarafından sunulmuştur. Bunun hemen ardından, kinolinik asitin iyonto-foretik olarak uygulanmasının sıçan kortikal nöronlarını uyardığı, ayrıca intraserebral enjekte edilen kinolinik asitin sıçan beyninde eksitotoksik lezyonlara neden olduğu gösterilmiştir. Daha sonraki çalışmalar, hayvan epilepsi modellerinde ve insan epilepsisinde KP metabolitlerinin değiştiğini bildirmiştir.Bu nedenle, uyarım ve inhibisyondaki dengesizlik ile karakterize edilen bir durum olan epilepside kinürenin yolağı mekanizmalarının rolünün dikkate alınması önemlidir. Ayrıca kinürenin yolağı, inflamatuar sitokinler tarafından indüklenir ve epilepsi ve epileptogenezde rol oynadığı giderek daha fazla kabul edilen inflamatuar yanıtın bir parçasıdır. Tüm bu bulgulardan hareketle hem kinürenin metabolitlerinin nöromodülatör özellikleri hem de epilepsi patogenezi ile kinürenin yolağı aktivasyonunda ortak rol oynayan enflamatuvar alevlenmeler ve oksidan hasare göz önüne alındığında kinüreninlerin epilepsi patogenezinde önemli bir rol oynayabileceğini düşünmekteyiz. Dolayısıyla bizim bu çalışmadaki amacımız Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Polikliniğine epilepsi tanısı ile başvuran ve aynı polikliniğe baş ağrısı, halsizlik, baş dönmesi gibi şikâyetlerle gelmiş olup herhangi bir kronik rahatsızlığı olmadığı saptanan, bireylerden rutin biyokimya tetkikleri için alınan kan örneklerinden analizi tamamlanıp tıbbi atık olarak kalan numunelerde serum triptofan, kinürenin, 3-hidroksikinürenin, 3-hidroksiantranilik asit, quinolinik asit ve kinürenik asit düzeylerini ölçmektir.Epilepsy is a neurological disorder caused by abnormal electrical activity of brain cells. This causes the temporary emission of uncontrolled electrical signals in the brain. Epilepsy is the second most common neurological disorder after headache in outpatient admissions. The prevalence of epilepsy in the world is estimated to be approximately 1%. According to this estimate, 700,000 people in Turkey have epilepsy. It is estimated that approximately 65 million people in the world have epilepsy. Although the pathogenesis of epilepsy is not yet known, various factors are thought to play a role in the occurrence of seizures. Factors such as neurotransmitters, electrolytes, enzymes, hypoglycemia, asphyxia cause different effects on neurons and cause neurons in the CNS to acquire epileptogenic pacemaker properties. Although disruption of inhibitory and excitatory balance plays an important role in the pathogenesis of epilepsy, the pathophysiology of epilepsy is still not fully elucidated. The first evidence for the role of quinurenins in the brain was presented in 1978 by Lapin, who reported contractions following intracerebroventricular injection of quinolinic acid into rats. Shortly thereafter, it was shown that iontophoretic administration of quinolinic acid stimulated rat cortical neurons and that intracerebral injection of quinolinic acid caused excitotoxic lesions in the rat brain. Subsequent studies have reported altered KP metabolites in animal models of epilepsy and in human epilepsy. Therefore, it is important to consider the role of quinurenine pathway mechanisms in epilepsy, a condition characterized by an imbalance in excitation and inhibition. Furthermore, the kynurenine pathway is induced by inflammatory cytokines and is part of the inflammatory response, which is increasingly recognized to play a role in epilepsy and epileptogenesis. Based on these findings, we suggest that quinurenins may play an important role in the pathogenesis of epilepsy, considering both the neuromodulatory properties of quinurenine metabolites and the common role of inflammatory exacerbations and oxidant damage in epilepsy pathogenesis and activation of the quinurenine pathway. Therefore, our aim in this study was to investigate a group of patients who were admitted to the Neurology Outpatient Clinic of Selçuk University Faculty of Medicine Hospital with a diagnosis of epilepsy and who presented to the same outpatient clinic with complaints such as headache, weakness, dizziness and were found to have no chronic disease, The aim of this study was to measure serum tryptophan, quinurenine, 3-hydroxyquinurenine, 3-hydroxyquinurenine, 3-hydroxyanthranilic acid, quinolinic acid and quinurenic acid levels in blood samples taken from individuals for routine biochemistry tests
Ergonomi̇c risk analysis of working postures in the assembly process of 8 cubic meters capacity feed mixer and distribution machine
Bu çalışma, 8 m³'lük yem karma ve dağıtma makinesinin montajında işçilerin ergonomik riskleri Cornell Kas-İskelet Rahatsızlıkları Anketi ve REBA yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ankete katılan ve montaj hattında çalışan 8 erkek işçinin yaşları 27-46 yıl aralığında değiştiği, %87.5'inin sigara kullandığı ve spor yapmadığı belirlenmiştir. Anket sonuçlarına göre en fazla rahatsızlığın boyun, omuz ve bel bölgelerinde görüldüğü, REBA analizine göre 19 montaj aşamasının tamamında müdahale gerektiren risk düzeyinde olduğu saptanmıştır. En düşük REBA skoru 2 olarak hidrolik boru montajı, en yüksek skor 12 olarak dingil montajında bulunmuştur. İşçilerin en fazla zorlandığı vücut bölgelerinin bel, boyun, omuz, bilek ve dizleri olduğu, özellikle statik duruşlar, eğilme ve kol kaldırma gibi hareketlerin risk düzeyini artırdığını göstermiştir. Çalışma sonucunda, makinenin montajının yüksekliği ayarlanabilir bir platform üzerinde yapılmasının, iş rotasyonunun ve eğitim programlarının hem kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını hem de iş kazalarını önleyebileceği sonucuna ulaşılmıştır.This study evaluates the ergonomic risks faced by workers during the assembly of an 8 m³ feed mixing and distribution machine using the Cornell Musculoskeletal Discomfort Questionnaire and the REBA (Rapid Entire Body Assessment) method. Eight male workers employed on the assembly line participated in the study, with ages ranging from 27 to 46 years. It was determined that 87.5% of the participants were smokers and did not engage in physical exercise. According to the questionnaire results, the most commonly reported discomfort was in the neck, shoulder, and lower back regions. REBA analysis revealed that all 19 assembly stages posed ergonomic risks requiring intervention. The lowest REBA score was 2, observed during hydraulic pipe assembly, while the highest score was 12, recorded during axle assembly. The study identified the most strained body regions as the lower back, neck, shoulders, wrists, and knees. Risk levels were notably elevated during tasks involving static postures, bending, and arm elevation. Based on these findings, it was concluded that performing assembly operations on a height-adjustable platform, implementing job rotation, and providing ergonomics training could help prevent musculoskeletal disorders and reduce occupational accidents
Fabrication of 3D printed electrodes with ZnO nanostructures for dopamine detection
Teknolojik ilerlemenin temelini, bilimsel ve deneysel bilginin disiplinler arası etkileşimle bir araya getirilmesi oluşturmaktadır. Bu bağlamda, nanoteknoloji 21. yüzyılda öne çıkan alanlardan biri olmuş; yalnızca fen bilimleriyle sınırlı kalmayıp mühendislikten çevre yönetimine, ekonomiden politikaya kadar çeşitli alanlarda çözüm üretme potansiyeli sunmuştur. Nano ölçekte kimyasal sentezlerin kontrollü biçimde gerçekleştirilmesi, uygulamaya yönelik malzeme geliştirme çalışmaları ve bu malzemelerin sürdürülebilir şekilde tasarlanması, alanın gelişimi açısından önemlidir. Son yıllarda artan işlem gücü, 3 boyutlu (3D) modelleme ve baskılama gibi teknolojilerin hızla yaygınlaşmasına imkân sağlamış; bu gelişmeler prototipleme süreçlerini kolaylaştırarak seri üretime katkı sunmuştur. Kimya biliminin en güçlü dallarından biri olan elektrokimyada ise 3D baskılamanın yalnızca aparatların kullanılmasından öteye geçip elektrokimyasal uygulamalarda kullanılması geçtiğimiz son 10 yılda olmuştur. Oldukça yeni olan bu teknolojik çalışma alanı yeni elektrotların geliştirilmesi ve kullanılması için mütecessim potansiyeller barındırmaktadır. Aynı zamanda elektrokimyasal reaksiyonların cereyan ettiği çalışma elektrotlarının (ve diğer elektrotların) 3D baskılanması, kullanım amacına yönelik olarak şekillendirilmesi, modifiye edilmesi ve kullanıma hazır hale getirilmesi gibi teknik aşamaların aşılması için teknolojik hıza ve kapasiteye rağmen nanomalzemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Nanomalzemelerin sentezi için farklı metotlar bulunmakla birlikte zararlı kimyasal kullanım bilincinin zirvede olduğu çevre dostu kimyasal yaklaşımlar hem günümüz hem gelecek teknolojisi için elzemdir. Elektrokimya alanındaki 3D baskıların daha da geliştirilmesi gerektiği gibi çevre dostu kimya tekniklerinin de kuvvetli kimyasallara karşı geliştirilmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, çevre dostu kimyasal teknikler kullanılarak kaynak kullanımının minimize edilmesi ve atıkların olabildiğince azaltılmasına özen gösterilerek; ZnO nanopartiküllerin Salvia heldreichiana bitkisinin kurutulmuş yaprakları kullanılarak sentezlenmesi, elektriksel iletken özelliğe sahip karbon siyahı katkılı PLA kompozit filament kullanılarak 3D elektrotların baskılanması ve sentezlenen nanopartiküllerin elektrot yüzeyine bir kuaterner amonyum tuzu olan diallildimetilamonyum klorür monomer ve polimerinin varlığında modifiye edilmesi temel alınarak bir elektrokimyasal sistem kurulmuştur. Sentezlenen ZnO nanopartiküllerin ortalama parçacık boyutu 35.98 nm, bant aralığı ise 2.97 eV olarak olarak hesaplanmıştır. Hazırlanan elektrot yüzeyleri, elektrokimyasal ve mikroskobik tekniklerle karakterize edilmiştir. Ayrıca bu elektrotların, dopamin molekülünün varlığında sensör olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Dopamin model analitine karşı yalın 3D baskılanmış elektrot, 50-300 µM arasında bir lineer aralık sunarken; yüzeyi diallildimetil amonyum klorür ve ZnO nanopartiküllerle modifiye edilmiş elektrot 10-8000 µM'a kadar geniş bir lineer aralık göstermiştir. Bunun yanı sıra nano ölçekteki yüzey geliştirmeyle elde edilen elektrottaki sinerjetik etki sayesinde 8.56 µM tayin limiti ile 456.84 µA/mM cm2 hassasiyete ulaşılmıştır. Elektrot başına üretim maliyeti yaklaşık 0.03 0.03 per electrode, the study successfully achieved its intended objectives.Bu tez çalışması Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 24211009 nolu proje ile desteklenmiştir
The effect of the healthy internet use program based on the transtheoretical model supported by mindfulness exercises on problematic internet use, social skills, and self-efficacy in adolescents
Bu çalışma adölesanlarda uygulanan bilinçli farkındalık egzersizleri ile desteklenen Transteoretik Model (TTM) temelli sağlıklı internet kullanımı programının problemli internet kullanımı, sosyal duygusal öğrenme beceri ve özyeterlilik düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma paralel grup randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Bu araştırma, 11 Kasım 2024- 16 Nisan 2025 tarihleri arasında Namık Kemal Ortaokulunda yapılmıştır. Müdahale grubunda 37, kontrol grubunda 37 olmak üzere toplam 74 öğrenci çalışmaya dahil edildi. Verilerin toplanmasında İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Sosyal Duygusal Öğrenme Becerileri Ölçeği, Çocuklar İçin Öz Yeterlik Ölçeği, Sağlıklı İnternet Kullanımı Davranış Değişim Aşaması Tanılama Formu kullanılmıştır. Müdahale grubunda yer alan öğrencilere bilinçli farkındalık egzersizleri ile desteklenen TTM Temelli Sağlıklı İnternet Kullanımı Programı 8 hafta uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir girişim uygulanmamıştır. KTO Karatay Üniversitesi İlaç ve Tıbbi Cihaz Dışı Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay, öğrenci ve velilerden yazılı bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi, Friedman testi ve Student-Newman-Keuls, bağımsız değişkenler yönünden gruplar arası homojenlik ki-kare analizi (çok gözlü ki-kare, Yates düzeltmeli ki-kare, Fisher Kesin testi) kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubu karşılaştırıldığında öğrencilerin İnternet Bağımlılığı Ölçeği (pη2=0,451) Sosyal Duygusal Öğrenme Becerileri Ölçeği (pη2=0,367) ve Çocuklar İçin Öz Yeterlik Ölçeği (pη2=0,281) son test ve 3. ay sonu izlem toplam puan ortalamaları arasında farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Müdahale grubundaki öğrencilerin İnternet Bağımlılığı Ölçeği (pη2=0,512), Sosyal Duygusal Öğrenme Becerileri Ölçeği (pη2=0,489) ve Çocuklar İçin Öz Yeterlik Ölçeği (pη2=0,308 ) ön test, son test ve 3. ay sonu izlem toplam puan ortalamaları arasında farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Müdahale ve kontrol grubunda yer alan öğrencilerin sağlıklı İnternet Kullanımı Davranış Değişim Aşaması Tanılama Formu'na göre davranış aşamalarında son test ve 3. ay sonu izlem arasında farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir (Cramer' s V=0,536; Cramer' s V =0,355) (p<0,05). Bilinçli Farkındalık egzersizleri ile desteklenen TTM temelli sağlıklı internet kullanımı programının öğrencilerin internet bağımlılığı düzeyini azalttığı, sosyal duygusal öğrenme becerileri ve öz yeterlilik düzeyini artırdığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda, hemşirelerin özellikle okul sağlığı kapsamında adölesanlara yönelik internet bağımlılığını azaltmaya yönelik yürütülecek programlarda TTM yaklaşımı ve Bilinçli Farkındalık egzersizlerini içeren yapılandırılmış programlardan yararlanmaları önerilmektedir.This study was conducted to evaluate the effect of the Transtheoretical Model (TTM) based healthy internet use program supported by mindfulness exercises on problematic internet use, social emotional learning skills and self-efficacy levels in adolescents. This research is a parallel group randomized controlled experimental study. This study was conducted at Namik Kemal Secondary School between November 11, 2024 and April 16, 2025. A total of 74 students, 37 in the intervention group and 37 in the control group, were included in the study. Internet Addiction Scale, Social Emotional Learning Skills Scale, Self-Efficacy Scale for Children, Healthy Internet Use Behavior Change Stage Diagnostic Form were used to collect the data. The TTM-Based Healthy Internet Use Program supported by mindfulness exercises was applied for 8 weeks to the students in the intervention group. No intervention was applied to the control group. Approval was obtained from KTO Karatay University Drug and Non-Medical Device Research Ethics Committee and written informed consent was obtained from students and parents. Mann-Whitney U test, Friedman test and Student-Newman-Keuls, and chi-square analysis of homogeneity between groups in terms of independent variables (multivariate chi-square, chi-square with Yates correction, Fisher's exact test) were used in the evaluation of the data. When the intervention and control groups were compared, it was determined that the difference between the post-test and 3-month follow-up total mean scores of the Internet Addiction Scale (pη2=0.451), Social Emotional Learning Skills Scale (pη2=0.367) and Self-Efficacy Scale for Children (pη2=0.281) was significant (p<0.05). The difference between the mean scores of the students in the intervention group on the Internet Addiction Scale (pη2=0.512), Social Emotional Learning Skills Scale (pη2=0.489) and Self-Efficacy Scale for Children (pη2=0.308) pre-test, post-test and 3-month follow-up total scores was found to be significant (p<0.05). It was found that there was a significant difference between the post-test and 3-month follow-up of the students in the intervention and control groups in the behavior stages according to the healthy Internet Use Behavior Change Stage Diagnosis Form (Cramer's V=0,536; Cramer's V =0,355) (p<0,05). It was determined that the TTM-based healthy internet use program supported by Mindfulness exercises decreased the level of internet addiction of students and increased their social emotional learning skills and self-efficacy level. In this direction, it is recommended that nurses should benefit from structured programs including TTM approach and Mindfulness exercises in programs to be carried out to reduce internet addiction for adolescents, especially within the scope of school health