Nevşehir Hacı Bektaş Veli University

Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
Not a member yet
    8560 research outputs found

    The mediating role of resilience between career adaptability and Life satisfaction

    No full text
    This study sought to investigate the mediating role of resilience between career adaptability and life satisfaction among Turkish university students, drawing on the LD approach. A total of 287 university students, 226 (78.7%) of whom were female and 61 (21.3%) were male, participated in the study. Participants' ages varied, from 19 to 37, with a mean of 21.23 (SD = 2.36). The mediating role of resilience in the relationship between career adaptability and life satisfaction was tested using structural equation modelling. In this study, it was found that resilience has a partial mediating role in the relationship between career adaptability and life satisfaction. This finding shows that career adaptability positively predicts life satisfaction both directly and indirectly via resilience in university students. The results indicated that it is easier for university students with high career adaptability to adapt to adverse conditions and recover themselves. Thus, these university students may evaluate their lives as more satisfactory. Both theoretical and practical consequences of the study's findings are given

    Tax exemption and social structure in the Ottoman State in the XVI. century: Exempted and musellems in the sanjak of vidin

    Get PDF
    Osmanlı toplumu vergi verme durumlarına göre askerî ve reaya olarak iki ana gruba ayrılmıştı. Osmanlı toplumunda bu iki gruptan farklı olarak bir de muaf ve müsellemler grubu vardı. Muaf ve müsellemler devlet için hizmet etmeleri şartıyla hizmetleri süresince birtakım vergilerden muaf tutulmuştu. Bu çalışmanın amacı Osmanlı Devleti’nin -askerîler haricinde toplumun bir başka kesimine- vergi muafiyeti tanımasının sebebini ortaya koymaktır. Bu nedenle makalede vergi sayımları sonucunda vergi mükellefleri, vergiler ve bazı vergilerden muaf olanların kaydedildiği mufassal tahrir defterleri ana kaynak olarak seçilmiştir. Makalede serhat sancağı olan Vidin sancağının mufassal tahrir defteri kullanılmış, sancakta yaşayan muaf ve müsellemler grubunun üyeleri, devletin sancakta muaf ve müsellemler grubuna muafiyet verdiği vergiler ile muafiyet vermesine sebep olan hizmetler incelenmiştir. Buna göre devlet sancakta muaf ve müsellemler grubu olarak şahincilere, çakırcılara, sayyadân-ı mâhilere (balıkçılar); zenberekçilere, tüfenkçilere, neccarlara, bennalara, haddadlar, yaycılara; derbendçilere, martoloslara; gemilere yardım edenlere, gemicilere, köprücülere; cami meremmetçilerine; taşçılara; havass köylerinin halkına, âmâlara ve maddi durumu iyi olmayanlara vergi muafiyeti tanımıştı. Vidin’in serhat sancağı olması güvenlik konusunun ön plana çıkmasına yol açmıştır. Devletin sancakta muafiyet verdiği vergiler sırasıyla avarız-ı divaniye, tekalif-i örfiye ve tekalif-i şeriye türü vergilerdiOttoman society was separated into two main groups as military and reaya according to their taxation status. In Ottoman society, apart from these two main groups, there was also a group of exempted and musellems. Exempted and musellems were exempted from certain taxes during their service, provided that they served for the state. The aim of this study is to reveal the reason why the Ottoman State –to another group of society other than the military- granted tax exemption. For this reason, in this article, detailed tahrir books, in which taxpayers, taxes and taxexempted ones were recorded as a result of tax counts, was choosen as the main source. The detailed tahrir book of the Vidin sanjak, which was the borderland sanjak, was used. Members of the exempted and musellem group lived in the sanjak, the taxes that the state gave exemption to the exempted and musellems and the services that caused the exemption in the Vidin were examined. The state granted tax exemption to fishermen, hawkers, falconer; gunsmiths, rifleman, carpenters, builders, blacksmiths, bowmen; derbendçi, martoloses; sailors, ship keeper, bridgeman; repairman of mosque; stonecutters; the community which lived in priviliged villages were called havass, blindman and poor men as a exempted and müsellems group. The fact that Vidin was a frontier sanjak led to the security issue coming to the fore. The taxes that the state granted exemption in the sanjak were avarız-ı divaniye, tekalif-i örfiye and tekalif-i şeriye type taxes, respectively

    MÖ III. Binyılda Acemhöyük

    No full text
    Acemhöyük, which is located on the southern tip of Tuz Gölü in Aksaray plain, is one of the largest and key trading centers during the Assyrian Trade Colonies Period. Excavations held at the southern slope of the mound revealed an intensely settled area with several Early Bronze Age layers under the Modern, Hellenistic and Assyrian Trade Colonies Period deposits. Aim of this paper is to provide an outline of the excavations held on the southern slope of the mound since 1975. The Early Bronze Age architectural remains and the archeological objects recovered from related contexts are briefly defined and presented here. Analysis and comparison of the Early Bronze Age finds indicated that Acemhöyük began to have deep con- nections with neighboring regions around middle of the 3rd millennium BC. This tendency is reflected by various kinds of finds including pottery, bronze objects, and balance weights. Pottery finds, recovered from the levels XI-VIII, indicate that the site had close relations with western Anatolia. Socio-economical and cultural dynamics that mark the end of Early Bronze Age in Anatolia were also recognized at Acemhöyük through the archaeological materials recovered from the levels VII- IV. To sum up, it could be stated that the archaeological investigations held at southern slope of Acemhöyük revealed a stratified site, closely connected with the certain cultural, economic, and political dynamics that shaped Anatolian societies during the Early Bronze Age

    Ziyaret fenomeni bağlamında Yerköy türbeleri etrafında şekillenen ritüel ve uygulamalar

    No full text
    Türk kültür yapısında, gerek yaşları gerekse hayat yolunda yaşadıkları tecrübelerden kaynaklı olarak aile büyüklerine karşı saygı söz konudur. Bu husus ataerkil yapının etkisiyle de “atalar kültü” olarak tezahür etmiştir. İslam öncesi Türk inanç sisteminde önemli bir yer tutan atalar kültü ve ruh tasavvuru neticesinde, atalara duyulan saygı öldükten sonra devam etmiş ve ataların ruhlarının kendilerine yardım ettiğine, bazı durumlarda ise zarar verdiğine inanılmış ve bu nedenle de çeşitli uygulamalara başvurulmuştur. Bu uygulamaların temelini saygı ve korku oluşturmakta olup ölmüş ataları ululama, kanlı/kansız kurbanlar sunma vb. uygulamalar, Türk inanç sistemi içerisinde “atalar kültü”nün temelini oluşturmuştur. Emile Durkheim’e göre; toplumlarda “kutsal alan” ve “din dışı alan” olmak üzere iki farklı alan mevcuttur. Kutsal alanın belirleyicisi olan kutsal, insanda sevgiyle saygıyı, korku ile kaygıyı aynı anda barındırır. Durkheim’e göre toplum, kutsalı kendisi oluşturur ve durmadan kutsal şeyler yaratır ve kutsal, toplum tarafından tartışılıp inkâr edilemez. İslamiyet’in kabulü ile birlikte atalar kültü, İslam dini ile harmanlanıp “tasavvuftaki veli telakkisine bağlı olarak halk çevrelerinde yorumlanarak ‘veli kültü’ne dönüşmüştür”. Kitabi bir din olan İslam dini ile halk dindarlığı çerçevesinde çeşitli uygulama ve ritüellerde varlığını sürdüren atalar kültü, İslamiyet ile yoğrulmuş ve halk arasında olağanüstü özelliklere sahip şahıslar olduğuna inanılan, yaşarken ya da öldükten sonra çeşitli kerametler gösterdiğine ve kerametlerinden dolayı Tanrı’ya yakın oldukları düşünülen veli, evliya, eren vb. etrafında şekillenmiştir. “Öyle ki bu kişiler toplumun sosyal, dini ve ahlaki değerlerinin üstün temsilcileri olarak kabul edilmektedir.6 Bu kişilerin mezarları da halk arasında kutsal kabul edilmekte, maddi ve manevi nedenlere bağlı olarak bu mekânlar ziyaret edilmektedi

    Facial blanching as an unusual complication after the ınjection of local anesthesia: A clinical report

    Get PDF
    Facial blanching is a complication related to local anesthesia in dentistry. Anatomical variation, intravascular injection, rapid local anesthetic injection, decreased blood flow with the vasopressor effect of epinephrine, ortho-retrograde movement of the solution, incorrect positioning of the needle, and neurological origin may cause this phenomenon, the etiology of which is not fully known. Most of the blanching cases reported in the literature are related to injection of the inferior alveolar nerve block. Also, intra-extraoral clinical photography is limited. Supraperiosteal infiltration anesthesia is a safe and easy technique that is frequently used in daily practice in dental clinics. This unique case report describes partial blanching of the face and gingiva after supraperiosteal infiltration of vasoconstrictor containing local anesthetic into the maxilla. In addition, the clinical-anatomical relationship of facial-mucosal blanching with the injection site, literature information, and clinical management with this complication are explained

    Derviş sanatı ve âşık sanatı ilişkileri bağlamında Âşık Ruhsatî’nin Sıdkı Baba üzerine etkileri

    No full text
    Derviş sanatının ve âşık sanatının kökenleri kam-şaman sanatına ve ozan-baksı sanatına uzanır. Derviş sanatı ve âşık sanatı gelenekleri ile bu geleneklerin temsilcilerinde görülen benzer özelliklerin bir kısmı köken birliklerinden kaynaklanır. Kam-şaman ve ozan-baksı sanatlarından derviş sanatına, derviş sanatından da âşık sanatına dönüşümler olsa da gelenek yenilenerek yinelenmeyi sürdürür. Eskiden “Kam”, “Şaman”, “Oyun”, “Ozan”, “Baksı”, “Akın”, “Jırav” gibi adlarla anılan gelenek temsilcilerinin bir kısmı İslamiyet’le birlikte “Ata”, “Baba”, “Dede”, “Hoca / Koca”, “Pir”, “Eren”, “Evliya”, “Şeyh”, “Mürşit”, “Abdal”, “Miskin”, “Kemter”, “Emre”, “Derviş” gibi adlarla anılmaya başlar. Derviş sanatı temsilcileri arasında “Âşık” olarak adlandırılanlar da bulunur. İslâmiyet’i kabul eden Türk boylarının gelenek temsilcilerinden bir kısmı tekke-tasavvuf konularına yönelir. Bu yöneliş “Derviş Tarzı Türk Edebiyatı”nın doğuşunu hazırlar. Daha çok dünyevî konuları işleyen sanatçılar ise ozan sanatını devam ettirir. Azerbaycan, Anadolu ve Rumeli sahalarında, iki ayrı kolda sanatlarını sürdüren gelenek temsilcileri, seslendikleri kitlelerin sosyokültürel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. 16. yüzyılın ikinci yarısında, farklı kültür çevrelerinden insanların bir araya gelmesini sağlayan sosyokültürel mekânlar ortaya çıkmaya başlar. Tekke, kışla, medrese mensuplarının da ilgi gösterdikleri bu mekânlar, halkın değişik kesimlerinden (esnaf, çiftçi, hayvancı, vd.) insanların da uğrak yerlerine dönüşür. Yazılı ve sözlü kültür çevrelerine mensup gelenek temsilcilerinin de bir araya geldiği bu mekânlarda kahveler içilir, sohbetler edilir, gelenek temsilcileri sanatlarını sergiler. Yazılı ve sözlü kültür çevrelerinden insanların bir araya geldiği bu mekânlar arasında kahveneler özel bir yer tutar. Tekke çevrelerinde din ve tasavvuf konulu eserler icra edilirken kahvehanelerde konu sınırlaması bulunmaz. Sanatını kahvehanelerde sergileyen gelenek temsilcileri, din ve tasavvuf konuları ile birlikte insanı ve toplumu ilgilendiren hemen her konuda eserler meydana getirmeye başlar. Böylelikle derviş tipi sanatçı ile ozan tipi sanatçıların özelliklerini bir arada sergileyebilen, toplumun her kesimine hitap edebilen bir sanatçı tipi ortaya çıkar. Bu sanatçı tipinin ortaya çıkmasında ve “Âşık Tarzı Türk Edebiyatı”nın oluşumunda şehir merkezlerindeki âşık kahvehanelerinin etkisi belirgindir (Çobanoğlu, 1998: 20). Nitekim Köprülü de “Âşıklar ve âşık tarzı, bilhassa şehir hayatının verimidir.” (Köprülü, 1989: 173) tespitinde bulunur. Eski Türk kültürünün devamcısı olan “ozan”, gerek Azerbaycan’da gerekse Anadolu’da aynı çizgiyi takip ederek yavaş yavaş yerini “âşık”a bırakır (Durbilmez, 2018a). Geniş halk kitleleriyle birlikte tekke, medrese, kışla çevrelerine de hitap eden bu sanatçı tipine bağlı olarak âşık sanatı oluşmaya başlar. Bu sanat zamanla, o mekânları da aşarak yaygın bir edebiyat geleneğine dönüşür (Köprülü, 1989: 173; Oğuz, 1995: 424; Çobanoğlu, 1998: 20; Durbilmez, 1998 / 2018)

    The evaluation of labeling of substance addictives within the framework of helping behavior: Ankara Ulus and Etlik sample

    No full text
    Çalışmada madde bağımlılarına yönelik etiketleme olgusunun, yardım etme davranışına etkileri; empati, ön yargı ve sosyal kontrol kavramları bağlamında değerlendirilmiştir. Bireylerin temas ve fark etme sonucunda tanımlamalarıyla etiketledikleri madde bağımlısı bireylere yönelik yargıları ve bu yargılar sonucunda onlara yönelik davranış inşaları, bu inşaların yardım etme çerçevesinde değerlendirilmesi araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Konu ele alınırken Becker'in etiketleme ve Goffman'ın damgalama kuramlarından yararlanılmıştır. Madde bağımlılığı toplumsal normlara aykırı bir davranış olarak nitelendirilmektedir ve toplum içerisinde madde bağımlılığı sapma davranışı olarak değerlendirilmekte ayrıca etiketlenmektedir. Toplumda beraber yaşamanın getirisiyle toplumsal normlar süregelmektedir. Birey toplumsal normlara uyum sağlarken, normların oluşumunda da inşacı bir roldedir. Normlara uygunluğu denetleyen mekanizma sosyal kontroldür. Çalışma açısından sosyal kontrol iki farklı perspektiften değerlendirilmiştir. Öncelikle bağımlılara yardım etme sürecinde çevredeki bireylerin fikirlerinin belirleyiciliği değerlendirilirken sonrasında katılımcıların yardım etme sürecinde çevresine yönelik fikirleri değerlendirilmiştir. Çalışmanın yöntemini nitel araştırma yöntemi oluşturmaktadır. Örneklem belirleme tekniği olarak amaçsal örneklem seçilmiştir. Ankara'nın iki kalabalık semti olan Ulus ve Etlik de esnaflık yapan bireyler örneklem olarak tercih edilmiştir. Öncelikle Ulus ve Etlik semtleri heterojen ve nüfus yoğunluğu fazla olan semtlerdir. Burada çalışan esnaflar gün içerisinde birçok kişi ile karşılaşmaktadırlar. Bundan dolayı madde bağımlıları ile temas etme ihtimalleri daha yüksek olduğundan örneklem olarak seçilmiştir. Örneklem grubu ileveri toplama tekniği olarak derinlemesine yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, kişilerin jest ve mimiklerini gözlemleme, not alma, (izinleri dâhilinde) ses kaydetme tekniklerinden yararlanılmıştır. Toplanan veriler tematik kodlamalar ile analiz edilmiştir. Çalışmada uyuşturucu madde bağımlılarının toplum içerisinde, saldırgan, suçlu, hırsız, güvenilmez gibi etiketlendiği sonucuna varılmıştır. Etiketleme olgusu çerçevesinde katılımcıların, bağımlılara yönelik tavırları değerlendirilmiştir. Örneğin etiketledikleri bağımlılarla iletişim kurmama, ticaret yapmama gibi davranışlar sergileyeceklerini belirtirken bağımlılara yönelik sosyal sınır söz konusudur. Bu noktada katılımcıların etiketleme olgusu dâhilinde, bağımlılara yönelik yardım etme istenci değerlendirilmiştir.In the study, the effects of labeling for substance addicts on helping behavior; evaluated in the context of empathy, prejudice and social control concepts. While discussing the subject, Becker's labeling and Goffman's stigmatization theories were used. Substance addiction is described as a behavior contrary to social norms, and substance addiction in society is considered as deviant behavior and is also labeled. Social norms continue with the return of living together in society. While the individual adapts to social norms, he also plays a constructive role in the formation of norms. The mechanism that controls compliance with norms is social control. In terms of the study, social control was evaluated from two different perspectives. First of all, while the determination of the opinions of the individuals in the environment in the process of helping the addicts was evaluated, then the opinions of the participants about the environment in the helping process were evaluated. The method of the study is the qualitative research method. Purposive sampling was chosen as the sampling technique. Individuals engaged in tradesmanship in Ulus and Etlik, two crowded districts of Ankara, were chosen as samples. First of all, Ulus and Etlik districts are heterogeneous and have a high population density. The shopkeepers working here encounter many people during the day. Therefore, they were chosen as a sample because they are more likely to come into contact with substance addicts. In-depth face-to-face interviews were conducted with the sample group as a data collection technique. In the study, the techniques of observing the gestures and mimics of the people, taking notes and recording voices (within their permission) were used. The collected data were analyzed with thematic coding. In the study, it was concluded that drug addicts are labeled as aggressive, criminal, thief, and unreliable in the society. Within the framework of the labeling phenomenon, the attitudes of the participants towards the addicts were evaluated. For example, while they state that they will exhibit behaviors such as not communicating or trading with the addicts they label, there is a social limit for addicts. At this point, participants' willingness to help addicts was evaluated within the context of labeling

    Şemsuddîn Ebû Sâbit Muhammed B. Abdulmelik ed-Deylemî’nin “Kitâbü Tasdîkı’l-Maârif” adlı işârî tefsirinde mutasavvıflara yönelttiği tenkitler*

    Get PDF
    Öz: Hicri 6. asırda yaşamış Şemsuddîn Ebû Sâbit Muhammed b. Abdulmelik ed-Deylemî’nin (v.589/1193), “Kitâbü Tasdîkı’l-Maârif” isimli tek ciltlik işarî tefsiri vardır. Deylemî, söz konusu tefsirinde mutasavvıflara çeşitli eleştiriler yöneltir. Tenkitlerini dikkate değer kılan, kendisinin de bu alana hâkim mutasavvıf bir âlim olmasıdır. Deylemî’nin tasavvuf literatürüne vukufiyetini ortaya koyan ve çoğu yazma halinde olan otuzdan fazla eseri bulunmaktadır. İtikatta Ehl-i Sünnet bir çizgide olan Deylemî, kâmil imanın rükünlerini işlerken bu çizgisini ortaya koyar ve buna aykırı gördüğü görüşleri eleştirir. Tenkitleri güçlü ve ikna edicidir. Eleştirilerini delile dayalı olarak yapar ve genellemeci bir üslup kullanmaz. “Sekîne” kavramına yüklediği anlam ve tasavvuf ehline bu kavram çerçevesinde yöneltmiş olduğu tenkitler dikkat çekicidir. Sükûnu’l-kalb ile sekînenin aynı şeyler olmadığını, kalbin sükûn bulmasının yakîn ile ilgili olduğunu, sekînenin Allah’tan indirilen vehbî bir şey olduğunu dile getirip, sekîne ile ilgili âyetlerde geçen “indirme” kelimesine dikkat çeker ve bu düşüncede olmayan bazı mutasavvıfları eleştirir. Kelime, olgu ve kavramlarla ilgili bazen açıkça isim zikrederek, çoğu zaman da isim vermeksizin mutasavvıflara yönelttiği tenkitleri vardır. Tefsirinde görüşlerinden en çok faydalandığı ilk devir sûfîlerinden İbn Atâ bile Deylemî’nin tenkidine uğramıştır. Deylemî’nin en fazla tenkit ettiği fırka hulûl ehli mutasavvıflardır. Hulûl inancını delilleriyle çürütmeye çalışır. Bu durum yaşadığı dönemin kelamî tartışmalarına kayıtsız kalmadığını göstermektedir. Hulûl ehli mutasavvıfların yanlış düşüncelerini çürütme adına rab ve abd arasındaki farka işaret ederken kullandığı argümanlar sağlamdır. Hz. Musa’ya muallimlik yapan Hızır’ın dahi Yüce Allah tarafından kul olarak nitelendiğini, hiçbir sûfi Hızır’dan üstün olamayacağına göre onlara rububiyet atfetmenin mümkün olmadığını belirtmesi bu bağlamda zikredilebilir. Deylemî’nin tenkitlerinden biri de “istivâ” kavramı ile ilgilidir. Bazı sufilerin bu kavrama yaklaşımlarını tasvip etmediğini açıkça belirtir. Makale, tüm bu tenkitleri tespit etmeye yönelik bir çalışmadır. Abstract: Şemsuddîn Ebû Sâbit Muhammed b. Abdulmelik ed-Deylemî (v.589/1193) who lived in the 6th century AH, frequently uses criticism in his one volume Ishari / Sufi Tafsir “Kitâbü Tasdîkı’l-Maârif” in which he criticizes sufis. What makes his criticism valuable and worthy of attention is that he is also a sufi scholar himself. Deylemî has more than thirty works, most of which are in manuscript form, revealing his knowledge of Sufi literature. As a person of sunnah in faith, Deylemî presents his point of view when handling subjects such as the requirements of true faith, while criticizing contrary opinions. His criticism is strong, persuasive and based on evidence, he also never uses a generalist manner. The meaning he put into the notion of “Sekîne” and the criticism he made against sufis based on this notion is striking. In this context, it is noteworthy that, contrary to the Sufis, he stated that sukunu'l-kalb and sekina are not the same thing, that the heart's calmness is related to certainty, that tranquility is a vehbi thing sent down from Allah, and that he draws attention to the word "revelation" in the verses about sequina and expresses his own opinion. There are critics about words, phenomena and notions against sufis, some of whose names are disclosed at times but mostly masked. Even İbn Atâ, one of the first period sufis who Deylemî benefited the most from his opinions, got criticized by him. The sect that Deylemî criticizes the most are the people of hulul, mystics. Hulul tries to refute his belief with evidence. This shows that he was not indifferent to the theological debates of his time. The arguments used by the people of Hulul to refute their misconceptions when pointing out the difference between rab and abdication are sound. It can be mentioned in this context that even Khidr, who taught Moses, was described as a servant by Almighty Allah, and since no Sufi can be superior to Khidr, it is not possible to ascribe lordship to them. One of Deylemî's criticisms is related to the concept of "istiva". He clearly states that some Sufis do not approve of this approach to the concept. This article is about detecting that criticism

    Frequency of heavy menstrual bleeding and its effect on quality of life in premenopausal women

    No full text
    Bu araştırma premenopozal dönemdeki kadınlarda ağır menstrual kanama sıklığı ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Aralık 2021-Mart 2022 tarihleri arasında Google Forms sistemi üzerinden hazırlanan online ankete katılım sağlayan 40 yaş ve üzeri menopoza girmemiş kadınlar oluşturmuştur. Evreni belli olmayan örneklem genişliği formülüne göre çalışmaya alınacak örneklem sayısı belirlenmiş ve araştırmaya dahil edilme ölçütlerine uyan 475 kadın ile araştırma tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, ''Tanıtıcı Bilgi Formu'' ve '' SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır. Adet süresinin 8 gün ve üzeri olması ve diğer kriterlerden (menstrual kanama esnasında büyük kan pıhtılarının geçişi, iki saatte bir ya da her periyotta 12 hijyenik ürün ya da tampon değişimi, aynı anda çift hijyenik ürün kullanım gereksinimi ve menstrual kanamanın doğrudan iç çamaşırı ya da yatağa geçmesi) 2 ya da daha fazlasının kadınlarda var olması durumunda ''Ağır Menstrual Kanama var'' olarak kabul edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler olarak sayı, yüzde, ortalama, ortanca, min-max değerleri, bağımsız nitel verilerin karşılaştırmasında ki kare testi ve bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p <0.05 olarak alınmıştır. Araştırmaya başlamadan önce etik ve kurum izni alınmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %47.8'inin ağır menstrual kanamasının olduğu tespit edilmiştir. Kadınlarda gebelik sayısı, adet gün süresi, adet döngü süresi, adetli iken ped ya da bezden kanın taşması, adet esnasında çift ya da daha fazla bez kullanma, kansızlık öyküsü ile ağır menstrual kanama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p <0.05). Ağır menstrual kanama durumu olan kadınların, olmayanlara göre SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarından aldıkları puan ortalamalarının daha düşük olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p <0.05). Sağlık personeline premenopoz dönemindeki kadınların ağır menstrual kanama yönünden değerlendirilmesi ve gerekli eğitim, danışmanlık yapması ve erken tanı ve tedavi yapılarak yaşam kalitesinin bozulmasının önüne geçilmesi önerilir.This research was conducted as a descriptive study to determine the frequency of heavy menstrual bleeding and its effect on quality of life in premenopausal women. The population of the study consisted of women aged 40 and over who did not enter menopause, who participated in the online survey prepared through the google forms system between December 2021 and March 2022. The number of samples to be included in the study was determined according to the sample size formula with an unknown population, and the study was completed with 475 women who met the inclusion criteria. The data of the study were collected by using the "introductory information form" and the "SF-36 quality of life scale". Menstrual duration is 8 days or more and other criteria (passage of large blood clots during menstrual bleeding, 12 hygienic products or tampons change every two hours or in each period, the need to use double hygienic products at the same time and menstrual bleeding directly under underwear or bed) if 2 or more of them were present in women, it was considered as having "heavy menstrual bleeding". Descriptive statistical methods were used in the evaluation of the data, chi-square test and independent sample t test were used in the comparison of independent qualitative data. The significance level was taken as p<0.05. It was determined that 47.8% of the women participating in the study had heavy menstrual bleeding. A statistically significant difference was found between the number of pregnancies, menstrual day duration, menstrual cycle duration, overflow of blood from the pad or diaper during menstruation, using double or more diapers during menstruation, history of anemia and heavy menstrual bleeding in women (p<0.05). It was found that women with heavy menstrual bleeding had lower mean scores in the physical role difficulty, emotional role difficulty, social functionality, pain and general health perception sub-dimensions of the SF-36 quality of life scale, and there was a statistically significant difference between them (p<0.05). It is recommended to health personnel to evaluate premenopausal women in terms of heavy menstrual bleeding, to provide necessary education, counseling, and to prevent deterioration in quality of life by early diagnosis and treatment

    The incidence of hemorrhoids in pregnancy, affecting factors and the effect on quality

    No full text
    Bu araştırma gebelikte hemoroid görülme sıklığı, etki eden faktörler ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Nisan 2020 - Eylül 2020 tarihleri arasında Kayseri Şehir Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine muayene olmak amacıyla başvuran 15-49 yaş arası gebe kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi evreni belli olmayan örneklem genişliği formülüne göre araştırmaya alınacak örneklem sayısı 278 gebe kadın olarak belirlenmiştir. Araştırmaya dahil edilme ölçütlerine uyan 436 gebe ile çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, "Tanımlayıcı Bilgi Formu", "Hemoroid Belirleme Formu", "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Hemoroid varlığı hekim tarafından hemoroid tanısı konulması ile belirlenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel yöntemler olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız nitel verilerin karşılaştırmasında ki kare t testi ve bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p <0.05 olarak alınmıştır. Araştırmaya başlamadan önce etik ve kurum izni alınmıştır. Araştırmaya katılan gebe kadınların yaş ortalaması 27.19±5.84'tür. Gebelerin %56.9'u ilköğretim mezunu, %33.3'ü sık kabızlık problemi yaşamakta ve daha önceden doğum yapan gebelerin %69.6'sına bir önceki gebeliğinde epizyotomi işlemi yapılmıştır. Çalışmamıza katılan gebelerin %14.9 unda açık kırmızı renkte kanama olduğu, %35.6 sında defakasyon sırasında ağrı olduğu, %31.2'sinde makat bölgesinde meme tarzında ele gelen şişlik olduğu, %28.9'unda makat bölgesinde kaşıntı olduğu tespit edilmiş. Araştırmaya katılan gebelerin %18.1'ine gebelik sürecinde doktor tarafından hemoroid tanısı konulduğu tespit edilmiştir. Gebelerde öğrenim düzeyi, kabızlık, epizyotomi ve defekasyon alışkanlığı ile hemoroid varlığı arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p <0.05). SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 54.54±25.01, fiziksel rol güçlüğü 26.89±36.83, ağrı 64.62±22.83, genel sağlık 55.74±15.06, canlılık 37.52±17.60, sosyal fonksiyon 67.88±27.30, emosyonel rol güçlüğü 38.60±42.34, ruhsal sağlık 55.17±13.72 olarak bulunmuştur. Hemoroidi olan gebelerin, olmayanlara göre SF 36 yaşam kalitesi ölçeğinin ağrı ve canlılık alt boyutlarından aldıkları puan ortalamalarının daha düşük olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p <0.05). Antenatal bakım veren sağlık personelleri gebelikte görülen rahatsızlıklardan hemoroid bulgu ve semptomlarını ayrıntılı olarak sorgulamalı, gerekli eğitim ve bakımları sağlayarak gebelerin yaşam kalitelerini yükseltmeleri, gebelik sürecinde kabızlığın önlenmesine ve tedavisine yönelik ve vajinal doğumlarda epizyotomiyi azaltmaya yönelik girişimlerde bulunulması önerilmektedir.This research is investigated as a descriptor to determine frequency of haemorrhoids during pregnancy and the effect on quality of life. Pregnant women between the ages of 15-49 who consulted to get examined to Obstetrics Clinic of Kayseri City Hospital between April 2020 and September 2020 formed the population of the research. Abide by unspecified sample size, the sample number to be included in the study was determined and the study was completed with 436 expectant who met the inclusion criteria. Research data is accumulated by using "Defining Information Form", "Determining Haemorrhoid Form", "SF-36 Life Quality Scale" . Who are diagnosed as haemorrhoid by doctor, was accepted as "Have Haemorrhoid". In data evaluating, defining statically methods, in unattached qualitative data comparing, chi square t test and unpaired t test was used. Level of significance enshrined as p<0.05. Before starting research, ethical and institution approval was taken. The average age of the pregnants participating in research is 27.19±5.84 . 56.9% of pregnants are primary school graduates, 33.3% of them experience constipation problem and 69.6% of the pregnants who previously gave birth, episiotomy was performed. It is detected that 14.9% of pregnants who participated in our study had light red bleeding, 35.6% had ache during defecation, 31.2% had palpable swelling like udder in breech area, 28.9% had itching in breech area. It was determined that %18.1 of the pregnant participated in the research were diagnosed as haemorrhoid by the doctor during pregnancy. Statistically significant difference found between education level, constipation, defecation familiarization and presence of haemorrhoids and episiotomy in pregnant (p<0.05). The average score of SF36 Life Quality Scale was found ; 54.54±25.1 physical function, 26.89±36.83 physical role difficulty, 64.62±22.83 tortion, 55.74±15.06 general health, 37.52±17.60 liveliness, 67.88±27.30 social function, 38.60±42.34 emotional role difficulty, 55.17±13.72 emotional health. It was found that pregnant who have haemorrhoid have lower average scores from the SF 36 life quality scale's ache and exhilaration lower dimensions than whose do not, and there is a statistically significant difference between them (p<0.05). It is recommended that health personnel providing antenatal care should query in detail the signs and symptoms of haemorrhoid, one of diseases seen in pregnant, improve pregnant's life quality by providing required practice and nursing, attempts should be made to prevent costiveness during pregnancy and to treat and to reduce episiotomy in vaginal delivery

    2,905

    full texts

    8,560

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇