Nevşehir Hacı Bektaş Veli University

Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
Not a member yet
    8560 research outputs found

    Muhammed Yahya Hafizî Jawzjanî (Life, art and works)

    No full text
    Şiir, tarihin en eski dönemlerinden günümüze kadar en çok ilgi gösterilen ve tarih boyunca binlerce kez tanımlanan kavramlardan biridir. Bu tanımlamaların da büyük oranda birbirinden farklı olduğu dikkat çekmektedir. Çünkü çoğu zaman duygulara seslenen şiir, farklı yorumlara açık bir edebi tür olmasıyla da temayüz etmiştir. Bu sebeple şiirin kesin bir tanımının yapılması oldukça zor bir hal almıştır. Şiir, Türkçe sözlükte, "Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebi anlatım biçimi, manzuma, nazım, koşuk" şeklinde ifade edilmiştir. Bu tanımda "sembol, ritim, uyum" ve "bütünlük" kavramı dikkati çekmektedir. Bu kavramların pek çok şiir için anahtar kelimeler olduğu söylenebilir. Türk ve dünya edebiyatında şiirin dinî törenlerde söylenen ahenkli sözlerle birlikte ortaya çıktığı ve edebi türlerin en eskisi olduğu bilinmektedir. Şiir geleneğinde icracı, nazım birimi, nazım biçimi gibi önemli musiki aleti eşliğinde şiirler söylemiştir. Bu icracılar ayrıca hekimlik, din adamlığı, büyücülük, rakkaslık, musikişinaslık gibi birçok görevi de üstlenmiştir. Özbekler ana yurtları olan Türkistan'dan yaşanılan bazı sebeplerden dolayı çeşitli coğrafyalara göç etmişlerdir. Bu göçler sonucu Özbekler gittikleri yerlerde kendi kültürlerini icra ederek yaymaya çalışmışlardır. Dolayısıyla da Özbek-Türk kültürünün bir parçası olan "ozanlık geleneği" nesilden nesile aktarılmaya çalışılmıştır. İslamiyet öncesi dönemde olduğu gibi kutsal görülen bazı olağanüstü özelliklere sahip musiki aletiyle doğaçlama şiirler söyleyen ve hikâyeler anlatan ozanların izlerine Özbekistan'da 15. yüzyılda rastlanılmaktadır. Ozanlık geleneğinin devamı olarak düşünülen bazı ürünler ise 15. yüzyıldan itibaren Türkistan coğrafyasında görülmeye başlanmıştır. Şiir tarzı ürünlerin önceki aşaması sayılan ve bu yüzyılda yaşayan şairler (saz şairleri) hakkında kesin bilgilere ulaşılamamaktadır. Birçok şair eğitim almadan kendini geliştirerek çeşitli eserler vücuda getirmişler ve böylelikle dönemin sesi olmaya çalışmışlardır. Fakat bu coğrafyada yetişen şairlerin az sayıda eseleri bulunmakla birlikte yazılan eserlerin teknik açıdan zayıf olduğu da bilinmektedir. 15. yüzyıldan sonra Abu Sayıt Abulhayır, Şeybanı Han, Abdüllah Ensarı, Hamid, Üstat Abdül Metin ve Abdul Hakım Jawzjanî gibi birçok şair Afganistan'dan geçerler. Af kuzeyinde en son yüz yılda Özbek şairlerinin sayısı çoğalır. Halk şairlerinin yanında Seracıddın, Muhammed Abidi, Baba Abdal gibi şairler yüzyılın en başarılı halk şairleri arasında sayılır. 20. yüzyılda şiir geleneğinin öneminin artmasında geleneğe bağlı ve bu geleneği devam ettirmekte kararlı olan şairlerin verdiği emekler elbette göz ardı edilmemelidir. Muhammed Kazım Emini, Sayıt Muhammed Labıb, Şafıka Yarkın, Muhammed Halım Yarkın, Nurullah Altay, Muhammed Alım Kohken, Aşrep Azimî ve Ghulam Sahı Vekilzada yüzyılın diğer şairlerindendir. Bu çalışmada şiir geleneğine gönül vermiş bu geleneğin yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması için özveriyle çalışan 21. yüzyıl şairlerinden Muhammed Yahya Hafızî Jawzjanî'nin hayatı, sanatı ve eserleri üzerinde durulmuş ve gelenekteki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma, giriş, sonuç, şiir dizini, kaynakça, öz geçmiş ve ekler bölümleri dışında altı ana bölümden oluşmaktadır. Giriş Bölümünde Özbek edebiyatında şiir geleneği üzerinde durulmuş, Özbek şiir geleneğinin tarihi gelişimi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci Bölümde Muhammed Yahya Hafızî'nin hayatı ve şiir dünyasına geçişi ele alınmıştır. İkinci Bölümde Yahya Hafızî'nin eserlerin tanıtımıyla basım tarihi ve eserlerin özellikleri açıklanmıştır. Üçüncü Bölümde şiirlerinin nazım şekli ve türü belirlenmiştir. Dördüncü Bölümde eserlerinden alınan şekil özellikleri açısından şiirleri incelenmiştir. Beşinci Bölümde şiirler muhteva bakımından ele alınmıştır. Altıncı Bölümde Muhammed Yahya Hafızî'nin Muhabbet Nameh Divâni'nından 50 parça şiiri, Özbekçe ve Türkçe olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Sonuç Bölümünde ise elde edilen bilgiler üzerinden genel bir değerlendirme yapılarak Muhammed Yahya Hafızî'nin geleneğe katkıları üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada halk bilimi araştırmalarında sıkça tercih edilen eserlerin inceleme yöntemi kullanılmıştır.Poetry is one of the concepts that has been of the most interest from the earliest periods of history to the present day and has been described thousands of times throughout history. It is noteworthy that these definitions are also largely different from each other. Because poetry, which often appeals to emotions, has also come to a head with the fact that it is a literary genre that is open to different interpretations. For this reason, it has become very difficult to make a precise definition of poetry. The poem is expressed in the Turkish dictionary as "A literary narrative form, verse, nazim, koşuk, which emerges with rich symbols, rhythmic words, harmonious use of sounds, is equivalent in syllables and stops and is a whole in itself." In this definition, the concept of "symbol, rhythm, harmony" and "wholeness" attracts attention. It can be said that these concepts are the key words for many poems. It is known that poetry in Turkish and world literature emerged with harmonious words spoken in religious ceremonies and is the oldest of the literary genres. In the poetry tradition, he sang poems accompanied by important musical instruments such as the performer, the nazim unit, the nazim form. These performers also undertook many duties such as physician, clergyman, witchcraft, rakkas, musician. Uzbeks migrated to various geographies due to some reasons experienced in Turkestan, their homeland. As a result of these migrations, Uzbeks tried to spread their own culture by performing in the places they went. Therefore, the "poetic tradition", which is a part of Uzbek-Turkish culture, has been tried to be transmitted from generation to generation. As in the pre-Islamic period, traces of poets who sang improvised poems and told stories with some extraordinary musical instruments with some extraordinary features were found in Uzbekistan in the 15th century. Some products, which are considered as the continuation of the poetic tradition, have started to be seen in the geography of Turkestan since the 15th century. precise information about the poets (saz poets) who lived in this century, which is considered the previous stage of poetry style products, cannot be reached. Many poets developed themselves without training and created various works and thus tried to be the voice of the period. However, although there are few works of poets who grew up in this geography, it is also known that the works written are technically weak. After the 15th century, many poets such as Abu Sayt Abulhay, Shaybani Khan, Abdullah Ansari, Hamid, Master Abdul Metin and Abdul Hakim Jawzjani passed through Afghanistan. In the north of Amnesty, the number of Uzbek poets increased in the last hundred years. In addition to folk poets, poets such as Sarajiddin, Muhammad Abidi, Baba Abdal are considered among the most successful folk poets of the century. Of course, the efforts of poets who are committed to tradition and determined to continue this tradition in increasing the importance of the poetry tradition in the 20th century should not be ignored. Muhammad Kazim Amini, Sayit Muhammad Labib, Shafiqa Yarkin, Mohammad Halim Yarkin, Nurullah Altai, Muhammad Alim Kohken, Ashreb Azimi and Ghulam Sahı Vekilzada are other poets of the century. In this study, the life, art and works of Muhammad Yahya Hafızî Jawzjanî, one of the 21st century poets who devoted his heart to the poetry tradition and worked with devotion to keep this tradition alive and to transfer it to future generations, were emphasized and his place in the tradition was tried to be determined. The study consists of six main sections except for the introduction, conclusion, poetry index, bibliography, resume and appendices. In the Introduction, the poetic tradition in Uzbek literature is emphasized and the historical development of the Uzbek poetry tradition is tried to be revealed. In the first part, the life of Muhammad Yahya Hafizi and his transition to the world of poetry are discussed. In the second part, the history of publication and the characteristics of the works are explained with the introduction of Yahya Hafızî's works. In the Third Part, the form and genre of his poems are determined. In the fourth part, his poems are examined in terms of the shape characteristics taken from his works. In the Fifth Chapter, the poems are discussed in terms of content. In the sixth chapter, 50 pieces of poetry from Muhammad Yahya Hafizî's Muhabbet Nameh Divâni were tried to be transferred in Uzbek and Turkish. In the Conclusion Section, a general evaluation is made on the basis of the information obtained and the contributions of Muhammad Yahya Hafizi to the tradition are emphasized. In this study, the examination method of the frequently preferred works in folklore researches was used

    DALGACIK TABANLI TAŞIYICI İNTERFEROMETRİ KULLANILAN KABLOSUZ İŞBİRLİKLİ AĞLARDA MODÜLASYON YÖNTEMLERİNİN SİSTEM PERFORMANSI ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN İNCELENMESİ

    No full text
    Kablosuz ağların doğası gereği vericiden alıcıya gönderilen işaretler çok sayıda farklı kanal üzerinden hedefe ulaşmaktadır. Farklı kanallar üzerinden alıcıya ulaşan işaretlerin her biri ayrı ayrı sönümlenme etkilerine maruz kalabilmektedir, bu da sistemin performansı üzerinde olumsuz yönde etkiye neden olmaktadır. Bu şekilde meydana gelen performans düşüşü ile mücadele etmek için farklı teknikler uygulanmaktadır. Bu tekniklerden biri de çeşitleme tekniğidir. İşbirlikli kablosuz ağlar da birden fazla anten içerdikleri için uzaysal çeşitleme etkisi sağlamaktadırlar ve bu yönleri ile başarılı bir çeşitleme tekniği olarak kabul edilirler. Kablosuz işbirlikli ağlarda kullanılan modülasyon yöntemlerinden dolayı ayrıca PAPR (Tepe Ortalama Güç Oranı) problemi oluşmaktadır, bu problem ile mücadele etmek için ise taşıyıcı interferometri (CI) kodları kullanılmaktadır. Bu çalışmada bir alıcı, bir verici ve bir aktarıcı içeren işbirlikli kablosuz bir ağda CI-OFDM sistemi, dalgacık dönüşümü kullanılarak (CI Dalgacık OFDM) gerçekleştirilmiştir. Önerilen sistemde QPSK ve BPSK modülasyonlarının kullanılması durumlarında sistemin toplam performansı bit hata olasılığı (BER) cinsinden için analiz edilmiştir. Performans analizi için bir dizi benzetim çalışması yapılmıştır. Benzetim çalışması neticelerine göre 10 dB SNR değeri için QPSK modülasyonlu eşit oran birleştiricili önerilen sistem modeli 0,00636 BER değeri üretmektedir. Aynı şartlar altında BPSK modülasyonlu sistem ise 0,00323 BER değeri üretmektedir. Sonuç olarak BPSK modülasyonlu sistem, QPSK modülasyonlu sistemden daha başarılı bir performans sergilemektedir

    The relationship between innovation, employment and economic growth: Theory and application

    No full text
    Ekonomik büyümenin üç önemli bileşeni olan sermaye, emek ve teknoloji değişkenleri, literatürde sıklıkla inceleme konusu yapılmıştır. Fakat istihdam endeksi ve inovasyon endeksinin birlikte ve eşzamanlı olarak ekonomik büyüme modeline dâhil edildiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Sermayenin ortak değişken olduğu gözönüne alındığında, teknolojinin göstergesi olan inovasyonun birlikte analiz edildiği bir çalışma, ilgili literatürde bulunmamaktadır. Çalışmamızın amacı sermaye faktörünü ortak değişken olarak kabul ederek, ilk kez bu iki değişkeni birlikte modele dâhil edip, ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini eşanlı olarak analiz etmektir. Bu yönüyle çalışmamız literatürdeki bu boşluğu doldurabildiği ölçüde bir öneme sahip olabilecektir. Çalışmamız bölgesel olarak OECD ülkeleri, zamansal olarak da veri elde edebildiğimiz 2013-2020 yılları ile sınırlandırılmıştır. Ülke grubu içerisinde, düzenli ve analize uygun veri elde edilen ülkeler ABD, Avustralya, Finlandiya, Fransa, G. Kore, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, Japonya, Macaristan, Norveç, Peru, Polonya, Slovenya ve Şili'dir. Çalışmamızın birinci bölümünde ekonomik büyüme teorileri incelenmiş, ikinci bölümde inovasyon ve istihdamın kavramsal ve teorik çerçevesi ele alınmış, üçüncü ve son bölümde ise OECD ülkelerinin dahil edildiği panel veri regresyon metodu ile ekonometrik bir analiz yapılmıştır. Sermaye stoğu, inovasyon ve istihdamın, ülkelerin ekonomik büyüme oranları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla veri toplanabilirliği açısından uygun olan 17 OECD ülkesinin 2013-2020 yılları arasındaki 8 yıllık sermaye stoğu, inovasyon ve istihdam indeksleri ile ekonomik büyüme oranları arasındaki ilişki, panel veri regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Bulgular, büyüme oranı üzerinde sermaye ve istihdam indeksinin birbirine yakın olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu sonuç, sermaye ve istihdam artışının genellikle inovatif üretim etkisi yarattığı biçiminde yorumlanabilir. İnovatif firmaların inovasyon üretmeyen firmalara kıyasla istihdam yaratma kapasitelerinin daha fazla olması, bu bulguyu destekler niteliktedir. Çalışmanın kapsadığı analiz periyodu göz önüne alındığında bu bulgu, endüstri devrimi sonrasında makineleşmeye geçiş ve bilgisayar teknolojisi kullanımının yaygınlaşması gibi nitelikli işgücüne duyulan talebin artmasının sonucu olarak da değerlendirilebilir. Elde edilen bir diğer sonuç da, inovasyonun istihdam yaratma faktöründen yaklaşık iki kat daha fazla oranda büyümeyi artırdığıdır. Ayrıca analiz sonuçları, gelişmiş ülkelerin büyüme trendinin gelişmekte olan ülkelere kıyasla neredeyse 2 kat daha fazla olduğuna işaret etmekte ve Solow'un yakınsama hipotezinin tersine bir sonuç ortaya koymaktadır.Capital, labor, and technology variables, which are the three important components of economic growth, have been frequently examined in the literature. However, no study has been found in which these three variables are included in the economic growth model together and simultaneously. Considering that capital is a common variable, there is no study in the relevant literature that analyzes innovation, which is an indicator of technology, and labor together. The aim of our study is to consider the capital factor as a common variable, to include these two variables in the model for the first time and to analyze their effects on economic growth simultaneously. In this respect, our study will be of importance to the extent that it fills this gap in the literature. Our study is limited to OECD countries regionally, and the years 2013-2020, from which we can obtain data temporally. Within the country group, the countries from which regular and appropriate data are obtained are the USA, Australia, Finland, France, S. Korea, Netherlands, England, Spain, Sweden, Italy, Japan, Hungary, Norway, Peru, Poland, Slovenia and Chile. In the first part of our study, economic growth theories were examined, in the second part, the conceptual and theoretical framework of innovation and employment was discussed, and in the third and last part, an econometric analysis was made with the panel data regression method in which OECD countries were included. The effects of capital stock, innovation and employment on the economic growth rates of countries were investigated. For this purpose, the relationship between the 8-year capital stock, innovation and employment indices and economic growth rates of 17 OECD countries between the years 2013-2020, which is suitable for data collection, was analyzed by panel data regression method. The findings emphasize that the capital and employment index are close to each other on the growth rate. This result can be interpreted as the increase in capital and employment generally creates an innovative production effect. The fact that innovative firms have a higher employment creation capacity compared to non-innovation firms supports this finding. Considering the analysis period covered by the study, this finding can also be evaluated as a result of the increase in the demand for qualified workforce, such as the transition to mechanization after the industrial revolution and the widespread use of computer technology. Another result is that innovation increases growth about twice as much as the job creation factor. In addition, the results of the analysis indicate that the growth trend of developed countries is almost 2 times higher than that of developing countries, and reveals a result contrary to Solow's convergence hypothesis

    The use of fluorescence technology and vital staining methods in the diagnosis of intraoral suspicious lesions: Experimental study

    Get PDF
    Amaç: Oral kavitenin skuamöz hücreli karsinomu en sık görülen ağız kanseridir. Oral mukozal lezyonların tespitinde inspeksiyon ve palpasyon gibi intraoral muayene yöntemleri, erken tanıda önemli yer tutmakta ve mortaliteyi düşürmektedir. Bu çalışmada amaç, oral kavitede oluşabilecek mukozal lezyonların erken teşhisinde yardımcı tanı aracı olarak vital boyama testinin ve otofloresan incelemenin (OralID) histopatolojik değerlendirmeye kıyasla etkinliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya, klinik görsel muayenede tespit edilen ve inceleme sonrası histopatolojik değerlendirme için biyopsi alınan şüpheli lezyona sahip 54 hasta dâhil edildi. İntraoral muayenede tespit edilen tüm şüpheli lezyonlar, otofloresan incelemeye ve vital boyamaya tabi tutuldu. İncelemeler sırasında lezyonlar fotoğraflandı. Lezyonlardan histopatolojik inceleme için biyopsi alındı. Histopatoloji sonuçları altın standart olarak kabul edilip, verilerin istatistiksel analizleri yapıldı. Bulgular: Histopatoloji sonuçları ile karşılaştırıldığında otofloresan tekniğinde 0,33 değerinde zayıf düzeyde uyum görülürken, vital boyama tekniğinde 0,63’lük iyi düzeyde uyum görüldü. Otofloresan inceleme ve vital boyama tekniğinin pozitif öngörü değeri sırasıyla %73,1 ve %91,7; negatif öngörü değerleri ise sırasıyla %60,7 ve %73,3 olarak görüldü. Otofloresan incelemesi %63,3 ve %70,8 duyarlılık ve özgüllük gösterirken, vital boyama tekniği %73,3 duyarlılık ve %91,7 özgüllük gösterdi. Sonuç: Vital boyama ve otofloresan inceleme, histopatolojik doğrulama yapılması şartıyla oral kavitede görülen kanserler ve displazik lezyonlar için invaziv olmayan, basit ve hızlı bir yardımcı tanı aracı olarak kullanılabilir.Bu çalışma Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Koordinatörlüğü tarafından 08.05.2019 tarihli 2019-89953602-01 proje no ile bireysel araştırma projesi olarak desteklenmektedir

    The predictive power of organizational commitment on workplace bullying and perceived stress

    No full text
    Giriş ve Amaç: Çalışma hayatında maruz kalınan dışlanma, sürekli eleştirilme, önemsenmeme gibi çeşitli davranışlar bireyleri olumsuz yönde etkilemekte ve stres düzeyinin artmasına yol açmaktadır. Söz konusu durumun bireylerin örgüte yönelik tutum ve davranışlarının değişmesine, örgütsel bağlılık düzeylerinin ise azalmasına neden olabileceği düşünülmektedir. Bu doğrultuda çalışma, işyeri zorbalığı ve algılanan stresin örgütsel bağlılığı yordama gücünü incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: İlişkisel tarama modelindeki çalışmanın örneklem grubunu Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile bağlı birimlerde görev yapan 212 kadın (Ortyaş=37.20±7.34), 182 erkek (Ortyaş=38.85±8.39), toplam 394 (Ortyaş=37.96±7.87) kişi oluşturmaktadır. Kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen bireyler “İşyeri Zorbalığı Ölçeği (İZÖ)”, “Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ)” ve “Örgütsel Bağlılık Ölçeğini (ÖBÖ)” cevaplamışlardır. Parametrik testlerin temel varsayımlarının test edilmesinden sonra t-testi, ANOVA, MANOVA, çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Bağımsız örneklemler için yapılan t-testi analiz sonuçları, katılımcıların “İZÖ” puanlarının cinsiyete göre anlamlı farklılaştığını gösterirken, “ASÖ” puanlarının anlamlı farklılaşmadığını göstermiştir. MANOVA analiz sonuçları ise cinsiyet değişkeninin “ÖBÖ” puanları üzerindeki temel etkisinin anlamlı olmadığı yönündedir. Ancak faktör bazında yapılan ANOVA sonuçlarına göre, katılımcıların “duygusal” alt boyut puanları cinsiyete göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Katılımcıların eğitim durumu ile “İZÖ” ve “ASÖ” ortalama puanları incelendiğinde aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Eğitim durumu değişkeninin katılımcıların “ÖBÖ” puanları üzerindeki temel etkisinin ve ölçeğin tüm alt boyut puanlarının ise istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda işyeri zorbalığı ve algılanan stresin örgütsel bağlılık ile düşük düzeyde anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir (R=0.45, R2=0.21, p<0.01). Bu sonuçlara göre işyeri zorbalığı ve algılanan stres, örgütsel bağlılıktaki toplam varyansın %21’ini açıklamıştır. Sonuç: Sonuç olarak, işyerinde zorbalık gibi olumsuz davranışlara ve strese maruz kalan çalışanların örgütsel bağlılık düzeyleri azalmaktadır. Bu nedenle çalışma koşullarının iyileştirilmesi ile algılanan stresin azaltılmasının, örgütsel bağlılık düzeyinin artırılmasının mümkün olabileceği düşünülmektedir.Various behaviors such as exclusion, constant criticism, and neglect in working life affect individuals negatively and lead to an increase in stress levels. It is thought that this situation may cause changes in the attitudes and behaviors of individuals towards the organization and a decrease in their organizational commitment levels. Accordingly, this study was conducted to examine the predictive power of workplace bullying and perceived stress on organizational commitment. Method: The sample group of this study in the relational screening model consists of 212 female, 182 male, a total of 394 (Mean=37.96±7.87) people working in the Provincial Directorate of Youth and Sports and affiliated units. In the study, individuals selected by the convenience sampling method answered the "The Negative Act Questionnaire (NAQ-R)", “Perceived Stress Scale (PSS)" and "Organizational Commitment Scale (OCQ)". After testing the basic assumptions of the parametric tests, t-test, ANOVA, MANOVA, multiple linear regression analysis were used. Findings: Independent sample t-test results showed that the participants' "NAQ-R" scores differed significantly according to gender, while their "PSS" scores did not differ significantly. The MANOVA results show that the main effect of the gender variable on the "OCQ" scores is not significant. However, according to the ANOVA results on the basis of factors, the "emotional" sub-dimension scores of the participants differ significantly according to gender. There was no significant difference between the education level of the participants and the “NAQ-R” and “PSS”. It was determined that the main effect of the educational status variable on the participants' "OCQ" scores and all sub-dimension scores of the scale were statistically significant. It was determined that workplace bullying and perceived stress have a low level of significant relationship with organizational commitment (R=0.45, R2=0.21, p<0.01). According to these findings, workplace bullying and perceived stress explained 21% of the total variance in organizational commitment. Conclusion: Organizational commitment levels of employees who are exposed to negative behaviors and stress such as workplace bullying may decrease. For this reason, it is thought that it is possible to reduce perceived stress and increase the level of organizational commitment by improving working conditions

    Kapadokya bölgesi’nde bulunan restoranların hizmet hatası ve telafisi açısından değerlendirilmesi.

    No full text
    Turistler bir destinasyona gittiklerinde ihtiyaçlarını gidermek üzere mutlaka yiyecek-içecek işletmelerini ziyaret etmektedir. Restoran ziyaretlerinde turistlerin aldığı hizmetlerden elde ettikleri deneyimler o destinasyon hakkındaki algıları üzerinde etkili olabilmektedir. Bu nedenle aldıkları hizmetlerin problemsiz olabilmesi için işletmelerin verdiği hizmetleri olabildiğince hatasız bir şekilde sunması ve hizmet telafisi stratejilerinin olması müşteri memnuniyeti, davranışsal niyetleri önemli olabilmektedir. Restoranlarda sıklıkla yaşanan hizmet hataları araştırmalara konu olmaktadır (Hoffman vd., 1995; Nguyen ve McColl Kenedy, 2003; Yang, 2005; Ok vd., 2006; Silber vd., 2009; Tsai ve Su, 2009; Chua vd., 2010; Namkung ve Jang, 2010; Çalışkan, 2013; Agu, 2022; Kim vd., 2022) birçok araştırmacının ilgisini çeken başlıca konulardan olmaktadır. Kapadokya Bölgesi destinasyon olarak bünyesinde 400’den fazla yiyecek-içecek işletmesi bulundurmaktadır. Bu durum işletmeler arasında rekabetçi olmayı gerektirmektedir. Bu rekabetçi ortamda işletmelerin sunmuş olduğu hizmetlerden turistlerin memnuniyeti aldıkları yorumlar etkilemektedir. Yorumlar ise potansiyel ziyaretçilerin işletmeleri tercih etme sebepleri arasında önemli bir unsurdur. Kapadokya bölgesinde yer alan yiyecek içecek işletmelerine yönelik müşteri yorumları üzerine birçok çalışma bulunmasına rağmen hizmet hataları ve telafilerine yönelik çalışma sayısı sınırlıdır. Bu nedenle bu çalışmada Türkiye’nin önemli turizm destinasyonlarından biri olan Kapadokya Bölgesi’nde bulunan ve Tripadvisor’da ilk 10 sırada olan işletmelere ilişkin hizmet hataları ve telafilerine yönelik işletmelerin yapmış olduğu uygulamalar incelenmiştir. Çalışmada öncelikle bu 10 işletmeye ait Tripadvisor ve Google’da yapılan yorumlar incelenmiştir. Literatürden ve yorumlardan elde edilen bilgilerden hareketle işletme yöneticileri ile yarı yapılandırılmış mülakat yapılmış işletmede meydana gelen hizmet hatalarının olup olmadığı ve eğer varsa buna yönelik telafi yöntemleri sorulmuştur. Elde edilen veriler Maxqda Analytic Pro 22 programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda hizmet aksamaları şikayet etme ve şikayet etmeme olmak üzere iki tema olarak sınıflandırılmıştır. Hizmet telafileri stratejileri kaçınma, sorunu giderme, özür dileme, açıklama yapma, müşteri girdisi, tazminat ödeme olmak üzere 6 tema altında incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre, restoranların müşterilerin şikâyetlerini yüz yüze ve online olarak takip ettiklerini ve müşteri şikayetlerine göre açıklama yapma, sorunu giderme, özür dileme, tazminat önerme gibi hizmet telafisi stratejilerini kullandıkları tespit edilmişti

    Investigation of the possibility of using pumpkin (Cucurbita pepo L.) flour in gluten-free cakes production

    No full text
    Bu çalışmada glutensiz kek üretiminde pirinç unu yerine çekirdeklik kabak unu kullanımının kek kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, kabak unları %5, %10, %20 ve %40 oranında pirinç unu ile yer değiştirilerek elde edilen glutensiz un karışımlarından kek üretilmiştir. Kek karışımlarında geri ekstrüzyon analizi, üretilen keklerde ise ağırlık, hacim, spesifik hacim, pişme kaybı, nem, kül, simetri indeksi, tekdüzelik indeksi, hacim indeksi, kabuk ve iç renk analizi, Tekstür Profil Analizi ve duyusal analiz gerçekleştirilmiştir. Kabak unu oranının artmasıyla birlikte kek karışımlarının viskozitesi artmıştır. Bunun sonucu olarak kek hacminin %10 kabak unu seviyesine kadar arttığı ve bu orandan sonra (%20-40) ise hacim de düşüş olduğu gözlemlenmiştir. Spesifik hacim değeri, hacim değerinde gözlemlenen duruma benzer olarak önemli seviyede (p0,05) bir farkın olmadığı görülmüştür. Formülasyondaki kabak unu oranı arttıkça keklerin kabuk renginin koyulaştığı ve kırmızılığı artarken sarılığı azaldığı; keklerin iç renginin ise açıldığı ve kırmızılığı azalırken sarılığı arttığı görülmüştür. Kek örneklerinde kabak unu seviyesinin artmasıyla genel anlamda sertlik, yapışkanlık, sakızımsılık ve çiğnenebilirlik değerleri artarken kohesivlik, elastikiyet ve esneklik değerlerinin azaldığı görülmüştür. %5 kabak unlu keklerin kontrol kekten daha iyi tekstürel sonuçlar elde edildiği görülmüştür. %40 kabak unlu keklerin ise tüm TPA parametrelerini olumsuz yönde etkilediği tespit edilmiştir. Formülasyonda artan kabak unu ilavesinin depolama süresince meydana gelen sertlik değerindeki artışı yavaşlattığı görülmüştür. Kabak unu ilavesinin tüm duyusal değerleri önemli seviyede (p0.05) between each other. It was observed that as the pumpkin flour ratio in the formulation increased, the crust color of the cakes became darker and the redness increased while the yellowness decreased; the crumb color of the cakes became lighter and the redness decreased while the yellowness increased. In general, it was observed that the hardness, adhesiveness, gumminess, and chewiness values of the cake samples increased with the increase in the level of pumpkin flour, while the values of cohesiveness, springiness, and resilience decreased. It was observed that 5% pumpkin flour cakes had better textural results than the control cake. It was determined that 40% pumpkin flour cakes affected all TPA parameters negatively. It was observed that the addition of increased pumpkin flour in the formulation slow down the increase in hardness value during storage. It was observed that the addition of pumpkin flour affected all sensory values significantly (p<0.05). In general, control, 5% and 10% pumpkin flour cakes had similar sensory values between each other. It has been observed that the level of pumpkin flour, which can be produced gluten-free cake without the smell and aroma of pumpkin, is 10%. In general, it can be concluded that pumpkin flour can be used both to evaluate the fruit seen as waste and to improve the textural and sensory properties of gluten-free cakes

    A review on the studies employing artificial bee colony algorithm to solve combinatorial optimization problems

    No full text
    The ABC algorithm is one of the popular optimization algorithms and has been used successfully in solving many real-world problems. Numeric, binary, integer, mixed integer and combinatorial optimization problems are among the areas where ABC algorithm is used. Combinatorial optimization problems appear in many problem groups in real life. Due to the nature of these problems, they are classified as difficult problems. It is seen in the literature that hundreds of studies have been conducted using the ABC algorithm in solving combinatorial optimization problems. In this study, combinatorial optimization approaches based on ABC algorithm are examined in detail, in order to shed light on new studies. Combinatorial optimization problems are analyzed under 12 groups. These are assembly/disassembly, bioinformatic, graph coloring, routing, rule mining, aware web service composition, socially network analysis, team orienteering, timetabling, traveling salesman, vehicle routing and other problems. 251 studies of related problems are examined. Brief summaries of the studies on combinatorial optimization problems are presented and the ABC algorithm-based approaches used are introduced. Tables, images and equations are included for better understanding of the subject. The added mechanisms to improve the local search capability of the ABC algorithm are evaluated. Neighborhood operators used in ABC algorithms are examined. The used selection schemes and initial populations determination approaches are given. It is stated which mechanisms are included in hybrid approaches based on ABC algorithm. The test instances used to evaluate the performances of the ABC algorithms are mentioned

    The effect of stroboscopic training on ankle mechanics during gait in chronic ankle instability: Clinical trials

    Get PDF
    Objective: To determine the effect of 6-week stroboscopic training on ankle gait mechanics in athletes with chronic ankle instability. Material and Methods: Thirty-nine participants were assigned to the stroboscopic group (SG, n=13), non-stroboscopic group (NSG, n=13), and control group (CG, n=13). Three-dimensional kinematic pretest gait analysis was performed with the Noraxon system. Ankle joint angles were recorded for 75 seconds while the athletes walked on a treadmill at a speed of 3.5 m/s. After the pretest, the SG performed 6 weeks of balance training with stroboscopic vision, the NSG performed 6 weeks of balance training without stroboscopic vision, and the CG received no training. Ankle gait analysis was repeated after 6 weeks. Repeated-measures analysis of variance with one between-subjects factor was performed. Results: Gait analysis revealed a significant increase in ankle dorsiflexion angle between pretest and posttest in the SG (p<0.001, ηp2=0.34). Between-group comparisons showed significantly higher dorsiflexion angle in the SG compared to the CG (p=0.001, ηp2=0.15) and NSG (p=0.002, ηp2=0.11). Gait analysis of 100 kinematic data points starting at heel strike was performed using MATLAB. The results demonstrated the increase in ankle range of motion in the SG occurred in the dorsiflexion angle during the midstance phase of gait. Conclusion: Stroboscopic glasses modulate visual feedback and may be clinically useful in allowing progressive rehabilitationtargeting the dependence on visual feedback for motor control

    Effect of the social media on the relationship between the spouses

    No full text
    Gün geçtikçe teknoloji gelişmekte ve ilerlemektedir. Teknolojik aletler yaygınlaşmakta ve vazgeçilmez hale gelmektedir. Akıllı telefonlar günümüzün en önemli parçaları haline gelmiştir. Akıllı telefonlar ile yaygınlaşan uygulamalar da hayatımızda oldukça fazla yer edinmektedir. Özellikle sosyal medya uygulamaları günün her anında anlık olarak kullanılmaktadır. Sosyal medya özellikle iletişim ve haberleşme için kullanılmakla beraber hayatın her alanı ile ilgili olarak da kullanılması ile her geçen gün yaygınlık kazanmaktadır. Kullanım alanının genişlemesiyle bize dünyadaki pek çok gelişmeyi de takip etme olanağı sunmaktadır. Hayatın her alanında ve hemen her konuda kullanıldığı için sosyal medya kullanımı zamanla bağımlılık haline gelmektedir. Bu nedenle uzun süreli kullanımların beraberinde getirdiği birçok olumlu ve olumsuz etkiler vardır. Bu çalışmada tüm bu etkiler araştırılmış ve elde edilen veriler sosyolojik perspektif ile yorumlanmıştır. Çalışmada sosyal medyanın hayatımıza girişiyle birlikte eşler arasındaki iletişimde, ilişkide ve sosyal hayatta değişim olup olmadığı, değişim olduysa ne yönde ve nasıl bir değişim olduğu araştırılmıştır. Araştırma 2021 yılında Nevşehir İl merkezinde yapılmıştır. Çalışma sadece evli ve sosyal medya kullanan bireylere uygulanmıştır. Sosyal medya kullanımının, eşler arasında ne gibi etkilere sahip olduğunu görmek amacıyla, 400 kişiye 35 sorudan oluşan bir anket form uygulanmıştır. 190 erkek ve 210 kadın tarafından cevaplanan anket soruları değerlendirmeye alınmıştır. Anket formlar rastgele örneklem tekniği ile uygulanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesi için SPSS 21 programından faydalanılmıştır. Verilerin analizinden sosyal medyanın eşler arası ilişkiye pek çok yönden olumsuz etki yaptığı sonucuna varılmıştır.The technology develops and advances day by day. The technological tools become widespread and indispensable. The smartphones have become today's most important part. The applications, becoming popular with the smartphones, have gained quite a place in our lives. Especially the social media applications are instantly used at any time of the day. Despite the social media is especially used for the communication, it has gained popularity day by day with its use in every aspects of life. It also provides us the opportunity to follow many developments in the world with the expansion of its usage area. Since the social media is used in every aspects of life and in almost all subjects, its use has become a pattern. There are therefore many positive and negative effects caused by the long-term use. In this research, all these effects were examined and the data obtained were interpreted with a sociological perspective. The followings were examined in the research; whether there are changes in communication, relationship between the spouses and also their social lives with the introduction of social media into our lives and if there was a change, in what direction and what kind of change has occurred. The research was conducted in Nevşehir city center in 2021. The research was only applied to the individuals who are married and use the social media. In order to see what kind of effects of the social media use on the spouses, a survey consisting of 35 questions was conducted to 400 people. The survey questions, answered by 190 men and 210 women, were evaluated. The survey was conducted via the random sampling method. The quantitative research method was preferred. The SPSS 21 program was used for the evaluation of data obtained. It was concluded from the data analysis that the social media has affected negatively the relationship between the spouses in many respects

    2,905

    full texts

    8,560

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇