Nevşehir Hacı Bektaş Veli University

Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
Not a member yet
    8560 research outputs found

    Endülüs'te tarım ve sulama sistemleri

    Full text link
    Endülüs’te emirler, halifeler ve üst düzey yöneticiler tarafından kurulan tarımsal alanlar, tarımın gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Bu bölgeler adeta araştırma ve uygulama merkezleri olarak hizmet vermiş; yeni bitki türleri denenmiş, farklı tohumların ve bitkilerin ıslahı yapılmıştı. Bu alanlar sayesinde farklı coğrafyalardan getirilen yeni türlerin ilk denemeleri yapılmış, sonra da üretimleri yaygınlaştırılmıştı. Endülüs’te tarıma gösterilen ilgi ve sağlanan destekle birlikte, sulama sistemleri de gelişmiş, bu da ürün çeşitliliğinin artmasına, ürünlerin kalitesi yükselmesine ve verimliliğin artmasına yol açmıştır. Endülüs tarımında yeni tarım tekniklerinin kullanılması da dönemin önemli bir özelliği olmuştu. Sulama tekniklerinin gelişmesi ve sulu tarımın yaygınlaşması, bu dönemin belirgin özelliği olmuştur. Bu dönemde Müslümanların kullandığı en önemli teknikler nelerdir? Endülüs’teki Müslümanlar, su kaynaklarının paylaşımı ve çevresindeki anlaşmazlıkların adil bir şekilde çözülmesi için tipik adaletli yasal çerçeveyi belirlediler mi? Endülüs’te tarım ve sulama alanında adlarını duyurmuş önde gelen bilim insanları kimlerdir? Onlar bize hangi medeniyet mirası ve eserleri bıraktılar? Bu makale Endülüs’te tarım ve sulama politikalarının işlevselliğini ele alarak bu ve benzeri sorulara cevap aramaktadır

    Çocuklara Türk kültürünün aktarılmasında animasyonların yeri: Rafadan tayfa dehliz macerası örneği

    No full text
    Toplumların kültür kavramı, genelde benzer bir anlam taşırken, her toplumun kendine özgü kültürel değerleri bulunmaktadır. Bu kültürel değerler, farklı dil, gelenek, tören, inanç ve yaşam tarzları gibi çeşitli unsurları kapsar. Her bir toplumun kültürel kimliği, bu özgün unsurların bir araya gelmesiyle şekillenir ve o toplumun özgünlüğünü belirler. Çocuklar, çizgi filmler ve animasyonlar gibi görsel medya araçları sayesinde, kültürlerini keşfetme ve anlama fırsatı bulurlar. Bu tür medya, eğlenceli ve ilgi çekici görsellerle çocukları cezbetmenin yanı sıra, toplumlarının kültürel değerlerini de aktarma potansiyeline sahiptir. Çocuklar, bu tür medya araçlarını izlerken, bilinçaltında toplumlarının kültürü hakkında farkında olmadan bilgi edinirler ve bu kültürel değerleri öğrenirler. Ayrıca, bu deneyimler çocukların kendi kimliklerini ve toplumlarıyla olan bağlarını güçlendirir. Günümüzde çocuklar için çizgi filmlerin ve animasyonların önemi giderek artmaktadır. Bu tür medya araçları, sadece eğlendirmekle kalmaz, aynı zamanda kültürel mirasın aktarımında da etkilidir. Ancak, bu tür medya ürünlerinin içeriği ve sunumu son derece önemlidir. Çünkü çocukların sağlıklı bir şekilde kültürel mirası öğrenmelerine ve anlamalarına yardımcı olmalıdır. Bu nedenle, çizgi filmlerin ve animasyonların çocuklara sunulan içeriklerinin dikkatlice seçilmesi ve incelenmesi gerekmektedir. Türk yapımı çizgi filmler ve animasyonlar, çeşitli kitle iletişim araçlarıyla günümüzde yayınlanmaktadır ve Türk kültürüne ait pek çok öge içermektedir. Ancak, bu içerikler arasında Rafadan Tayfa serisi öne çıkmaktadır. Seri hem çizgi film olarak hem de animasyon olarak yüksek izlenme oranlarına sahiptir ve Türk toplumunun günlük yaşamını ve değerlerini başarılı bir şekilde yansıtmaktadır. Bu sayede, kültürel mirasın aktarımına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu bağlamda, Rafadan Tayfa serisinin bir animasyon filmi olan "Dehliz Macerası" üzerinden Türk kültürüne ait kültürel ögeler incelenmiş ve aktarılmıştır

    A study on the process of using underground spaces in paranormal tourism

    Full text link
    Yeraltı tarihî yapılarının yeniden işlevlendirilmesi, mimari ve kültürel mirasın korunmasında etkili bir strateji olmakla birlikte, bu yapıların alternatif kullanımlara açılması çeşitli tartışmalara yol açmaktadır. Özellikle son yıllarda, yeraltı tarihî mekânlarının korku temalı eğlence alanları olarak dönüştürülmesi, hem turizm sektöründe önemli bir ilgi uyandırmış hem de bu süreçlerin tarihî, kültürel ve etik boyutlarının ele alınmasını gerektirmiştir. Bu çalışma, Edinburgh Vaults Underground ve Shanghai Tunnel örnekleri üzerinden, yeraltı tarihî yapılarının korku temalı turistik alanlara dönüştürülme süreçlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, bu dönüşümün tarihî mekânların sürdürülebilirliği üzerindeki etkileri ile kültürel mirasın korunması ve turistik çekicilik bağlamındaki katkıları değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri benimsenmiş, Edinburgh Vaults Underground ve Shanghai Tunnel, hem yeraltı tarihî geçmişleri hem de çağdaş kullanımları açısından dikkat çekici iki örnek olarak seçilmiştir. Bu yapıların dönüşüm süreçleri, literatür taraması, ikincil veri analizi ve kullanıcı deneyimlerini anlamaya yönelik TripAdvisor yorumları ile TripAdvisor üzerinde yer alan turların içerikleri üzerinden analiz edilmiştir. Araştırma, korku temalı eğlence alanlarının, yeraltı tarihî yapıların ekonomik sürdürülebilirliği açısından önemli fırsatlar sunduğunu, ancak özgün kimliklerinin korunması ve tarihî değerlerinin sürdürülebilirliği noktasında çeşitli zorluklar taşıdığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, yeraltı tarihî mekânlarının yeniden işlevlendirilmesi bağlamında korku temasının etkilerini tartışılmasını amaçlamaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular, yeraltı tarihî yapılarının yeniden işlevlendirilmesi süreçlerinde ekonomik, tarihî ve etik dengelerin hassasiyetle gözetilmesi gerektiğini göstermektedir

    Zeki Soyak and his book named faithful provisions

    No full text
    Zeki Soyak, 10 Kasım 1938’de Kayseri’nin İncesu ilçesine bağlı Süksün kasabasında doğdu. Kayseri İmam Hatip Lisesi’nin 2. Dönem mezunları arasında yer aldı. Yükseköğrenimini ise İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde tamamladı (1967). Aynı yıl Kayseri İmam Hatip Lisesine öğretmen olarak atandı. 1971 yılı başlarında Şanlıurfa İmam Hatip Lisesi’ne müdür olarak tayin edildi. Daha sonra 1974 Eylül’ünde kendi isteğiyle Nevşehir İmam Hatip Lisesi Müdürlüğüne tayin oldu. 1978 yıllarında tırmanışa geçen terör olayları sonucunda haksız muamelelere maruz kaldı. Sürgün cezası olarak, terör ve kargaşanın yoğun olduğu Gaziantep Lisesi’ne tayini çıkartıldı. Yaptığı istişareler sonucunda Gaziantep’e gitmeyerek öğretmenlik mesleğinden istifa etmek zorunda kaldı. Geçimini Nevşehir’de çeşitli şirketlerin defterlerini tutarak sağladı. Kendisini, çeşitli sivil toplum örgütlerinin kuruculuk ve yönetimi, İslamî eserler hazırlayıp yayınlama ve öğrenci yetiştirme faaliyetlerine adadı. Vefatına yakın zamanlara kadar hayatının en verimli ve üretken yıllarını Nevşehir’de geçirdi. Tüm eserlerini Nevşehir’de yazdı. Zeki Soyak’ın, on taneden fazla eseri yayınlandı. Bunlardan birisi 2017 yılında müstakil olarak yayınlanan, “İtikâdî Hükümler” adlı kitaptır. Eser klasik akâid kitaplarının tüm bölümlerini ihtiva etmektedir. Eser, Önsöz ve Mukaddime’den sonra Âmentü Cümlesi’ne uygun olarak, imanın tüm esaslarını içermektedir. Benzer eserlerin çoğunda yer almayan “Elfâz-ı Küfür” ve “el-Esmâü’l-Hüsnâ” başlıkları da eserin son tarafında yer almaktadır. Soyak, kanser hastalığı sebebiyle 29 Mayıs 2005 Pazar günü vefat etti

    Lütfi Oğuzcan's life, works and place in the press world

    No full text
    Lütfi Oğuzcan; asker, Kuva-yı Milliyeci, yazar, şair, tarihçi ve gazeteci olarak tanımlanan bir kişidir. Küçük yaşta babasını kaybetmiş ve yetim kalmıştır. Bu yetim kalma durumu, hayatının seyrinde büyük bir etki yaratacak olaylara neden olmuştur. Henüz on beş yaşında iken yaşını iki yıl büyütüp Birinci Dünya Savaşı için orduya katılmak üzere İstanbul’a gönderilmiştir. İstanbul’da aldığı askerî eğitimden sonra asteğmen olarak burada görev almıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında ordunun terhis edilmesi üzerine 1918’de memleketi Tarsus’a dönmüştür. Burada kısa bir süre subay olarak görev yapmıştır. 1920’de askerlik mesleğini bırakarak Kuva-yı Milliye’ye katılmıştır. 1920’de düzenli orduya katılmak için Konya’ya geçmiştir. Düzenli ordu içerisinde Millî Mücadele’nin bütün savaşlarına katılmıştır. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasından sonra Eskişehir, Adana ve Mersin’de kâtiplik ve benzeri devlet memurluklarında bulunmuştur. Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında yaşadığı ve gördüğü bütün olayları aktarmak üzere birçok gazete ve dergide yazılar yazmıştır. Bunların yanında konuları tarihe dayanan roman, şiir ve hikâyeler kaleme almıştır. Daha sonra bu eserlerini yayımlamak üzere kendi gayret ve imkânlarıyla Her Yönde Türk’e Doğru dergisi, Türkedoğru gazetesi, Akdeniz gazetesi ve Kuvayi Milliye dergisini çıkartmıştır. Bu basın araçlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türk gençliğine tanıtmayı ve Millî Mücadele’yi sonraki nesillere aktarmayı amaçlamıştır. Oldukça uzun sayılar çıkan bu gazete ve dergiler, birer tarihî kaynak olma özelliği kazanmışlardır. Lütfi Oğuzcan gazileri bir araya toplayıp haklarını savunabilmek ve seslerini duyurabilmek için Kuva-yı Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyetini kurarak bu cemiyetin başkanlığını da yapmıştır. Aynı zamanda Komünizm, Atatürkçülük, vatan sevgisi, iman meselesi gibi konulardaki düşünceleriyle de Türk düşünce dünyasına hizmet etmiştir. Son yıllarında Adana ve Mersin’de belediye başkan yardımcılığı görevini üstlenmiştir. Yaptıklarıyla her anlamda memleketine ve tarihe hizmet etmiş bir kişidir.Lütfi Oğuzcan is a person who is defined as a soldier, Kuva-yı Milliye member, writer, poet, historian and journalist. He lost his father at a young age and became an orphan. This situation of being an orphan caused events that would have a great impact on the course of his life. When he was only fifteen years old, he was sent to Istanbul to join the army for World War I by becoming two years older. After the military training he received in Istanbul, he served there as a second lieutenant. After the army was discharged after World War I, he returned to his hometown Tarsus in 1918. He served as an officer here for a short time. In 1920, he left the military profession and joined Kuva-yı Milliye. In 1920, he moved to Konya to join the regular army. He participated in all the battles of the National Struggle within the regular army. After the victory of the National Struggle, he worked as a clerk and similar civil servants in Eskişehir, Adana and Mersin. He wrote articles in many newspapers and magazines to convey all the events he experienced and saw during the First World War and the National Struggle. In addition, he wrote novels, poems and stories based on history. Later, in order to publish these works, he published the Her Yönde Türk’e Doğru magazine, Türkedoğru newspaper, Akdeniz newspaper and Kuvayi Milliye magazine with his own efforts and means. With these press tools, he aimed to introduce the founder of the Republic of Turkey, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, to the Turkish youth and to pass on the National Struggle to the next generations. These newspapers and magazines, which were published in quite long numbers, gained the feature of being a historical source. Lütfi Oğuzcan founded the Kuva-yı Milliye Mujahideen and Veterans Association in order to gather the veterans together, defend their rights and make their voices heard, and he also served the Turkish intellectual world with his thoughts on subjects such as communism, Kemalism, love of the country and the issue of faith. In his last years, he served as the deputy mayor of Adana and Mersin. He is a person who has served his country and history in every sense with his actions

    Effect of energy use on agricultural sector: The example of Türkiye

    No full text
    İnsanlık tarihiyle birlikte var olan tarım kuşkusuz insan hayatının en temelinde yer almaktadır. Tarım insanoğlunun yaşamını idame ettirebilmesi için büyük bir öneme sahiptir. Diğer taraftan teknolojinin gelişmesiyle birlikte enerjinin önemi de giderek artmaktadır. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren katlanarak artan bir enerji talebi gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, enerji ile tarımın birbiri ile ilişkisi ele alınmıştır. Son yıllarda tarımsal ürün çeşitliliğinin oldukça fazla olması nedeniyle Türkiye genelinde hemen hemen bütün bölgelerde ekilebilen tarım ürünün ağırlıklı hububat olduğu bilinmekte ve çiftçiler hububat üretmek için genellikle traktörden yararlanmaktadır. Traktörlerin tükettikleri motorinin yanı sıra tarımsal üretimin gerektirdiği sulama için de motorin kullanılmakta, ayrıca elektrik enerjisinden de faydalanılmaktadır. Bu noktada, Türkiye'de elektrik üretimi konusunda sahip olunan kurulu güç kaynakları önem arz etmektedir. Kısaca bu çalışmada Türkiye'de tarımsal faaliyette kullanılan enerji türleri, kullanım miktarları ve kullanılan enerjinin tarımsal ürün verimini (çıktıyı) nasıl etkilediği irdelenmiştir. Bu amaçla ARDL analizi gerçekleştirilmiştir.Agriculture, which has existed alongside human history, undoubtedly occupies a fundamental place in our lives. It is crucial for the survival of humanity. On the other hand, with the development of technology, the importance of energy is also increasing. Especially since the 2000s, the demand for energy has been rising exponentially. This study examines the relationship between energy and agriculture using data from across Turkey as well as some regional data. In recent years, due to the significant diversity of agricultural products, it is known that cereals are the predominant crop cultivated in almost all regions of Turkey. Farmers typically utilize tractors for cereal production. In addition to the diesel consumed by tractors, diesel is also used for irrigation, which is necessary for agricultural production, and electricity is utilized as well. At this point, the available installed power sources for electricity production in Turkey are of great importance. In summary, this study addresses the types of energy used in agricultural activities in Turkey, the quantities of energy consumed, and how the energy used affects agricultural product yield (output)

    Dede Korkut: Eş anlamlı sözcükler

    No full text
    Türk kültür coğrafyasındaki sözlü kültür ortamlarında anlatılan gelenekli Türk anlatıları içinde Dede Korkut / Korkut Ata adına bağlanan anlatılar önemli bir yer tutar. Bu anlatılar içinde mit, efsane, masal, hikâye ve destan özelliği taşıyanlar da bulunmaktadır. Dede Korkut boylarını oluşturan bazı anlatı çekirdeklerinden türeyen başka destanların / hikâyelerin varlığı da bilinmektedir. Kökeni mitolojik dönemlere kadar uzanan Dede Korkut anlatılarının bir kısmı destan / hikâye boylarına dönüşmüş, bu boylardan bir kısmı daha sonra (15.-16. yüzyıl) yazıya geçirilerek Dede Korkut Kitabı oluşturulmuştur. Bu boylar arasında hikâyemsi destan, destansı hikâye, masalsı hikâye özelliği taşıyanlar da bulunmaktadır. Destandan hikâyeye geçiş döneminde yazıldığı kabul edilen Dede Korkut Kitabı’nda yer alan boylar ne tam hikâye ne de tam destan sayılabilecek özelliktedir. Dede Korkut adına bağlanan bazı boyların yazıya aktarılmasıyla oluşan Dede Korkut Kitabı, önemli bir kültür ve edebiyat ürünüdür. Bunun yanında, Oğuz Türklerinin tarih içindeki yayılma alanları, teşkilat yapısı, aile ve toplum ilişkileri, sosyokültürel hayatı, vd. gibi konularda en önemli bilgi kaynaklarından biridir. Sözgelimi Oğuz Türklerinin atasözü, deyim, alkış, kargış, soylama (şiir) gibi edebiyat ürünlerinden örnekler taşıyan Dede Korkut Kitabı; töre, gelenek, görenek, inanış ve uygulamalar başta olmak üzere halk bilimi kapsamına giren pek çok konu hakkında zengin örnekler barındırır

    Modeling and analysis of grid connected hybrid distributed generation system

    No full text
    Gün geçtikçe artmaya devam eden enerji ihtiyacının ileride tek başına fosil yakıtlı kaynaklardan karşılanması olası gözükmemektedir. Bunun sonucu olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilgi sürekli artmaktadır. Çalışmada tasarlanan çeşitli senaryolar ile mikro şebeke sistemlerinin maliyet analizleri yapılarak şebekeye entegre edilebilecek en makul seçeneğin belirlenmesi için incelemeler gerçekleştirilmiştir. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi'nin 2016-2022 yılları arasındaki elektrik enerjisi tüketim değerlerinin ortalaması bulunarak yük profili elde edilmiştir. Tasarlanacak sistemler ile talep edilen elektrik enerjisini karşılayacak hibrit sistem tespit edilmeye çalışılmıştır. Gerçekleştirilen literatür taramasından sonra dört farklı senaryo oluşturulmuştur. Sistem modellemeleri ''HOMER'' programı yardımıyla tasarlanmıştır. Şebekeye bağlı düşünülen sistem tasarımlarında güneş panelleri, rüzgar türbini ve hidrojen teknolojilerinden faydalanılmıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları beraber kullanılarak hibrit sistemler oluşturulması ile enerjide süreklilik sağlanması hedeflenmiştir. Çevreye verilen zararın azaltılması ile temiz enerjinin sağladığı yararlar üzerinde durulmuştur. Tez çalışmasında yapılan analizler neticesinde en mümkün sistem tasarımının dördüncü senaryo olduğu anlaşılmıştır. Tasarımda 800 kW rüzgar türbini, 1000 kW güneş paneli kullanılmıştır. Birim enerji maliyeti 0,446 ₺ ve yenilenebilir enerji oranı % 94,4 olarak belirlenmiştir.It seems unlikely that the energy demand, which continues to increase day by day, will be met from fossil fuel resources alone in the future. As a result, interest in renewable energy sources is constantly increasing. The cost analysis of microgrid systems with various scenarios designed in the study was carried out to determine the most reasonable option that can be integrated into the grid. The load profile of Nevşehir Hacı Bektaş Veli University was obtained by obtaining the average of the electrical energy consumption values between 2016-2022. It was tried to determine the hybrid system that will meet the demanded electrical energy with the systems to be designed. After the literature review, four different scenarios were created. System modeling was designed with the help of "HOMER" program. Solar panels, wind turbines and hydrogen technologies were utilized in the system designs that are considered grid-connected. It is aimed to provide continuity in energy by creating hybrid systems by using renewable energy sources together. The benefits of clean energy are emphasized by reducing the damage to the environment. As a result of the analyzes carried out in the thesis study, it was understood that the most feasible system design was the fourth scenario among the proposed ones. In the design, 800 kW wind turbine and 1000 kW solar panel were used. The unit energy cost is 0.446 ₺ and the renewable energy rate is 94.4%

    Development of eco-friendly composite materials for architectural structures

    No full text
    Yapı malzemelerinin gerek ticari olarak gerekse insan ve çevre sağlığı açısından etkileri mimari uygulamalarda oldukça önemlidir. İklim değişikliği sorunuyla beraber yapıların zamana ve çevresel etkilere karşı dayanımlarının arttırılması için teknolojik gelişmelerle birlikte yeni, üstün nitelikli kompozit malzemeler geliştirilmektedir. Nanoteknoloji ve inşaat sektöründeki gelişmeler sayesinde çeşitli akıllı malzemeler üretilebilmektedir. Bu sayede yapı malzemelerine kendini yenileyebilme, antibakteriyel özellik ve hidrofilik-hidrofobik özellikler sergileme, mukavemet artışı ve çevresel etkilere karşı direnç kazanma gibi önemli özellikler yüklenebilmektedir. Tıp ve sağlık alanında kullanımıyla öne çıkan biyouyumlu bir malzeme olan hidroksiapatitin (HA), su arıtımı ve fotokatalitik kaplama gibi uygulamalarda kullanımı da mevcuttur. HA, gösterdiği üstün hidrofilik özellikleri sayesinde kendini temizleyebilen leke ve aşınmalara karşı dayanıklı yapı malzemeleri üretiminde kompozit ve kaplama olarak kullanılmaktadır. Bor karbür (B4C) ise üstün mukavemet, aşınma direnci ve fotokatalizör etkinlik gibi özellikler sergileyen önemli bir nanomalzemedir. Farklı konsantrasyonlardaki bor karbürün hidroksiapatit ile homojen karışımları oluşturularak çeşitli oranlarda bağlayıcı ilavesi ile preslenip çeşitli sıcaklıklarında sinterlenmesi ile kompozitler üretilmiştir. Bu sayede yapıya uzun ömür, biyouyumluluk özellikleri kazandırarak insan ve çevre sağlığına zarar vermeyen, çevresel etkilere karşı dirençli yeni HA-B4C kompozitlerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu amaçlanmıştır. Üretilen kompozit numunelerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri çeşitli analizler ile incelenmiştir. Moleküler seviyede bir reaksiyonun gerçekleşmesine dayalı sol-jel kimyasal sentez yöntemi ile nano boyutta saf HA üretimi gerçekleştirilmiştir. Öğütülmüş B4C tozlarının sol-jel yöntemi ile sentezlenmiş HA ile solüsyon ortamında bağlayıcı ilavesi ile mekanik olarak homojen karıştırılması ile nanokompozit tozlar üretilmiştir. Kompozit tozlar, farklı analizler için preslenerek çeşitli sıcaklıklarda (800 °C, 950 °C ve 1100 °C) sinterlenmiştir. Saf HA ve %10 ve %20 oranında B4C katkılı HA olarak üretilen ve çeşitli sıcaklıklarda sinterlenen kompozitler fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak çeşitli analizler yoluyla karakterize edilmiştir. Numunelerin mekanik özellikleri mikrosertlik ve basma testi; morfolojik özellikleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) görüntüleme tekniği; hidrofilik-hidrofobik yüzey özellikleri temas açısı ölçümü; kimyasal özellikleri, X-ışını kırınımı analizi ve EDX element analizi ve biyolojik olarak antibakteriyel özellikleri iki farklı bakteri türüne (Gram negatif: Escherichia coli ve Gram pozitif: Staphylococcus aureus) karşı disk-difüzyon yöntemi ile test edilmiştir. Araştırma sonuçları HA-B4C kompozitlerin artan B4C konsantrasyonu ile antibakteriyel ilaç kontrolünden daha fazla miktarda üstün antibakteriyel etkinlik sergilediğini göstermiştir. HA-B4C kompozitler süperhidrofilik özellikler göstermiştir ve bunun kendi kendini temizleyen yüzey özellikleri sağlayacağı öngörülmektedir. Yapılara uzun ömür, biyouyumluluk özellikleri kazandırarak insan ve çevre sağlığına zarar vermeyen çevresel etkilere karşı dirençli yeni HA-B4C kompozitlerin toz halde çeşitli reçineler içerisine entegre edilerek kaplama olarak kullanım amacına hizmet edebileceği gibi kompozit yapı elemanı olarak da yeni nesil mimari yapılarda ve çeşitli diğer uygulamalarda kullanım potansiyeli olabileceği düşünülmektedir.The effects of building materials both commercially and in terms of human and environmental health are very important in architectural applications. With the problem of climate change, new, high-quality composite materials are being developed along with technological developments to increase the resistance of structures against time and environmental effects. Thanks to nanotechnology and developments in the construction industry, various smart materials can be produced. In this way, building materials can be endowed with important properties such as self-renewal, antibacterial and hydrophilic-hydrophobic properties, increased strength and resistance to environmental effects. Hydroxyapatite (HA), a biocompatible material that stands out for itsuse in medicine and healthcare, is alsoused in applications such as water purification and photocatalytic coatings. Thanks to its superiorhydrophilic properties, HA is used as composite and coating in the production of building materials that are self-cleaning and resistant to stains and abrasions. Boron carbide (B4C) is an important nanomaterial that exhibits properties such as superior strength, wear resistance and photocatalyst activity. Composites were produced by forming homogeneous mixtures of different concentrations of boron carbide with hydroxyapatite, pressing them with the addition a binder and sintering them at various temperatures. In this way, it is aimed to develop and characterize new HA-B4C composites that do not harm human and environmental health and are resistant to environmental effects by providing long life time and biocompatibility properties to the structure. The physical, chemical and biological properties of the produced composite samples were observed with various analyses. Nanoscale pure HA was produced by the sol-gel chemical synthesis method, which is based on a reaction at the molecular level. Nanocomposite powders were produced by obtaining a homogeneous mixture of ground B4C powders with the sol-gel synthesized HA in solution environment by mechanical stirring. Composite powders were pressed and sintered at various temperatures (800 °C, 950 °C and 1100 °C) for different analyses. Composites produced as pure HA and 10% and 20% B4C added HA and sintered at various temperatures were characterized physically, chemically and biologically through various analysis. Mechanical properties of the samples are microhardness and compression test; morphological features scanning electron microscopy (SEM) imaging technique; contact angle measurement of hydrophilic-hydrophobic surface properties; Its chemical properties, X-ray diffraction analysis and EDX element analysis and biological antibacterial properties were tested by disc-diffusion method against two different bacterial species (Gram negative: Escherichia coli and Gram positive: Staphylococcus aureus). Research results showed that HA-B4C composites exhibited superior antibacterial activity with increasing B4C concentration than antibacterial drug control. HA-B4C composites have shown superhydrophilic properties and it is predicted that this will provide self-cleaning surface properties. It is thought that the new HA-B4C composites, which can be resistant to environmental effects and do not harm human and environmental health by providing long life and biocompatibility properties to the structures, can be integrated into various resins in powder form and serve the purpose of being used as a coating, as well as having the potential to be used as a composite structural element in new generation architectural structures and various other applications

    2,905

    full texts

    8,560

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇