Nevşehir Hacı Bektaş Veli University
Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)Not a member yet
8560 research outputs found
Sort by
Türk eEdebiyatında Hilye ve Ömer Bedreddin Vânî’nin Arapça Hilyetü’ş-Şerifi
Milletlerin hayatında en önemli unsur şüphesiz ki dindir. Arap, Fars ve Türk milletleri İslâm dinini kabul etmekle beraber toplumsal alanda çok önemli değişimler yaşamışlardır. Hayatlarını dinin yüce prensiplerine uygun hale getirmek maksadıyla, İslâm dininin emir ve yasaklarına uymayan kadim geleneklerinden zamanla vazgeçmişlerdir. Sosyal yaşantıda meydana gelen değişim elbette edebiyat ve sanat sahasında ortaya konan eserlere de yansımıştır. İslâm’ın kabulü ile beraber topluma örneklik teşkil eden Hz. Peygamber ve onun hayatı etrafında yeni edebî türlerin ortaya çıktığını görmek mümkündür. Onun yaşantısının örnekliği bağlamında Kırk Hadis, Yüz Hadis, Regâibiyye, Şefaat-nâme, Esmâ-i Nebî gibi edebî türlerde çok sayıda eser ortaya konmuştur. Söz konusu bu türlerden biri de Hz. Peygambe’in ahlaki ve fizikî özelliklerini ele alıp sonraki nesillere ulaşmasını sağlayan hilyeler ya da şemâil-i şeriflerdir. Hz. Peygamberin dış özellikleri hakkında tasvirin uygun karşılanmadığı bir zaman diliminde önemli bilgiler içermekte olup sonraki dönemlerde peygamberi görmeyenler için görsel bir zenginlikte sunmaktadırlar. Kaynaklara göre asıl ismi Bedreddin Ömer Vanî olan şairin doğum tarihi 1074/1664 olup ölüm tarihi 1126/1714’tür. Eğitim hayatı hakkında kaynaklarda detaylı bilgiler yer almasa da yaşadığı dönemde âlim ve fazıl bir kişi olarak bilinmektedir. İslâm medeniyeti sahasında farklı disiplinlere ait eserler yazdığı kaynaklarda zikr edilmekte olup aynı zamanda Arapça, Farsça ve Türkçe dillerine şiir yazabilecek kadar da vukufiyeti bulunmaktadır. Bu çalışmamızda önce hilye türü hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Türk-İslâm edebiyatı sahasında yazılmış bulunan manzum hilyelerin isimleri ve şairleri zikredilmiştir. Eserin şairi, Bedreddin Ömer Vanî’nin hayatı ve eserleri hakkında bilgiler ele alınmıştır. Şair tarafından kaleme alınan hilye türündeki eserin biçim ve muhteva değerleri hakkında detaylı bilgiler sunulmuştur. Son kısımda ise orijinali Arapça olan metnin Arapçasına, metin içi çeviri haline ve metnin Türkçe tercümesine yer verilmiştir
Destinasyon çekicilikleri, çalışan ve ziyaretçi memnuniyeti, geleceğe yönelik ziyaretçi davranışları: Unesco dünya miras alanı listesinde olmanın rolü,
Turistler destinasyon tercihlerinde, UNESCO Dünya Miras Alanları liste-sinde yer alma bilgisine sahip olmadan çekicilik unsurları sebebiyle popüler olan destinasyonları seçebilmektedir (Palau-Samuell vd., 2013). Dolayısıyla, destinasyonları ziyaret eden turistlerin birçoğunun UNESCO Dünya Miras Alanı bilgisine sahip olmadığı söylenebilir. UNESCO Dünya Miras Alanı bil-gisine sahip olan turistlerin, olmayanlara göre destinasyona yönelik hizmet kalitesi beklentilerinin ve memnuniyetlerinin daha yüksek olabileceği varsa-yılmaktadır. Bu nedenle, bu destinasyonları seçen turistlerin aldıkları hizmet-lerin, edindikleri deneyimlerin ve hissettikleri duyguların davranışsal niyetleri üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir
Peride Celal’in tefrika romanı: “ölen ve dirilen adam”
Cumhuriyet döneminin üretken yazarlarından biri olan Peride Celal, öykü ve roman türünde birçok eser vermiştir. Öyküleri süreli yayınlarda yer bulmuş, romanları tefrika edildikten sonra kitap hâlinde basılmıştır. Aşk ve macerayı merkeze alan “pembe roman” yazarı olarak tanınan Peride Celal, eserlerinin gördüğü ilgi nedeniyle tiraj yükselten bir yazar olarak anılmış; Cumhuriyet, Son Posta, Milliyet ve Tan gibi dönemin önemli gazetelerinde eserleri yayımlanmıştır. Peride Celal, yazarlığının ilk döneminde (1935-1950) yazdığı eserlerini benimsememiş, geçim kaygısıyla kaleme aldığı bu eserlerinin adını anmaktan kaçınmıştır. 1945’te yayımlanan Üç Kadının Romanı ile kendisini yazarlığa hazır hissettiğini belirten Peride Celal, edebî bir değer taşıdığına inandığı Gecenin Ucundaki Işık (1963), Evli Bir Kadının Günlüğünden (1971), Üç Yirmidört Saat (1977), Kurtlar (1990) ve Deli Aşk (2002) adlı romanlarını olgunluk dönemi eserleri olarak kabul etmiştir. Yazarın bu tutumu eleştirmenleri ve yayımcıları da etkilemiş, ilk dönem yazdığı eserlerin tefrika hâlinde kalmasına neden olmuştur. 3 Ekim 1938-17 Aralık 1938 tarihleri arasında “Peride Celal” imzasıyla Bugün gazetesinde 68 sayı olarak tefrika edilen Ölen ve Dirilen Adam, yazarın göz ardı edilen eserlerinden biridir.
Peride Celal’in yazarlık hayatının ilk eserlerinden olan Ölen ve Dirilen Adam, Nazan’ın bir tesadüf eseri Orhan ile tanışmasını, onunla olan arkadaşlığının aşka dönüşmesini, bu aşk dile getirilemeden yaşanan talihsiz bir olay sonucu Orhan’ın ikiz kardeşi olan Turhan ile evlenmek zorunda kalışını anlatır. Aşkın maddi ve manevi doğasının ikiz kardeşler üzerinden sorgulandığı romanda; Peride Celal’in, eserlerinde önemle üzerinde durduğu konulardan biri olan kadının tinsel dünyası, Nazan üzerinden irdelenir. Peride Celal’in gerçek ve düş arasında dolaşan üslubunu ve sanat anlayışını yansıtan bu eser, gazete tefrikası olarak kalmış ve günümüz okuyucusuna ulaşamamıştır. Bu çalışmada, Peride Celal’in tefrika hâlinde kalmış olan Ölen ve Dirilen Adam adlı eseri olay örgüsü, kişi kadrosu, zaman ve mekân unsurları yönünden incelenmiş, eserde önemli bir yer tutan aşk temasına değinilmiştir. Eserin tanıtımını amaçlayan bu inceleme ile Peride Celal’in külliyatında yer alan bir eser görünür kılınmıştır
Understanding Terrorism Considering Its Subjects: A Definition Proposal for The Fight Against Terrorism Law
Terör eylemleri gerçekleştirecek olanların caydırılabilmesi de bu eylemleri gerçekleştirenlerin cezalandırılabilmesi de terörizmle etkili mücadele için gereklidir. Ancak bunun için terörizmin fail ya da azmettirici niteliğini haiz çeşitli özneleri olabileceğini öngören bir terörizm tanımına ihtiyaç vardır. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu “örgüt” kavramını terör eylemlerinin mutlak bir şartı olarak kabul etmektedir. Oysa terörizm (terör eylemleri) örgütlerden başka kişiler, devlet dışı silahsız aktörler ve devletler tarafından da gerçekleştirilebilir. Bu aktörlerin her biri siyasî şiddetin bir türü olan terörizmi menfaatleri gereğince araç olarak kullanabilirler. Şiddetin ya faili ya da azmettiricisi olarak siyasî amaçlarına ulaşmaya çalışabilirler. Çalışma bu aktörlerin terörizmin özneleri olmalarının gerçekliğini inceleyerek 3713 sayılı Kanun için bir terörizm tanımı önermektedir. Böyle bir tanım Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörizmle mücadelesine hem ön alıcı hukukî tedbirler çerçevesinde katkılar sunabilir hem de terör suçları işleyen tüm öznelere yaptırım uygulanabilmesini yasal olarak tartışmasız hale getirebilir.Both deterring those who will commit terrorist acts and punishing those who
commit these acts are necessary for an effective fight against terrorism. However,
there is a need for a definition of terrorism that foresees that terrorism can have
various subjects as perpetrator or the instigator for this. The Fight Against
Terrorism Law No. 3713 accepts the concept of “organization” as an absolute
condition for terrorist acts. However, terrorism (terrorist acts) can also be carried
out other than organizations by individuals, non-state unarmed actors and states.
Each of these actors can use terrorism, which is a type of political violence, as a
tool for their own benefit. They may try to achieve their political goals by being
either the perpetrator or the instigator of violence. The study proposes a definition
of terrorism for Law No. 3713 by examining the reality of these actors being the
subjects of terrorism. Such a definition can both contribute to the State of the
Republic of Türkiye's fight against terrorism within the framework of preemptive
legal measures and make it legally undisputed that sanctions can be imposed on
all subjects who commit terrorist crimes
Religious imagination and didactic discourse in Âşık Abdil’s poetic universe
Kökenini ve ilhamını İslamiyet öncesi sözlü şiir geleneğinden alan ve yüzyıllardır içinde bulunduğu
sosyokültürel şartlara göre şekillenip gelişen âşıklık geleneği, günümüzde icra ortamlarının
değişmesiyle özüne bağlı kalmakla beraber kendini güncellemektedir. Geleneğin bu yüzyıldaki
durumunun tespit edilmesinde yaşayan âşıkların ve eserlerinin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu
bağlamda Silifkeli Âşık Abdil, çalışmamızın odak noktasını oluşturmaktadır. Âşık Abdil, yaşadığı
yörenin sosyokültürel şartlarından ötürü çocukluk çağlarından itibaren şiirle meşgul olmuş, ustaçırak
geleneği içerisinde yetişmemesine rağmen geleneğin güçlü temsilcilerini okuyarak öğrenmiş ve
onları kendisine usta kabul etmiştir. Müzik aleti olarak kaval çalan âşık; Uzun Mehmet, Âşık Ali, Kara
Fevzi ve Âşık Velittin gibi âşıklarla yakın ilişkiler geliştirmiş, aynı meclislerde bulunarak atışmalar
yapmıştır. Çalışmamızda, Âşık Abdil’in literatür taraması ile saha araştırmasından hareketle tespit
edilen şiirlerinde yer alan dinî muhteva unsurları, biyografik bağlamından hareketle ele alınmış; şiir
evreninden dörtlüklerle örneklendirilmiştir. İçerik incelemesi temelinde tespit edilen dinî temalar,
âşık edebiyatı şiir geleneği bağlamında metin merkezli bir bakış açısıyla biyografik bağlam dikkate
alınarak değerlendirilmiştir. Günümüz âşıklık geleneğinin mahallî temsilcilerinden biri olan Abdil’in
sanatını çağdaş terim, kavram ve konularla güncelleyerek geliştirdiği görülmektedir. Âşığın ilk
şiirlerinde görülen lirik anlatım ve buna bağlı kullanılan aşk, ayrılık, eleştiri ve doğa sevgisi gibi
temaların, aşığın olgunluk dönemine erişmesi ile birlikte yerini didaktik bir üsluba ve iman, ibadet,
ahiret inancı, Allah ve peygamber sevgisi, cennet, cehennem, dua ve teslimiyet gibi dinî temalara
bıraktığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak âşığın şiirlerinde tasavvufi neşveye rastlanmasa da onun
şiirlerinde derin bir manevi arayış, Allah’a olan sevgi ve bağlılığın sıklıkla ele alındığı görülmektedir.Minstrelsy tradition, of which origin and inspiration derive from (are rooted in) pre-islamic oral
poetry tradition, and which has taken shape and developed for centuries according to socio-economic
conditions where it is within, is updating itself upon changing performance environments today as
well as it stays royal (adhere) to its essence. Examination the living minstrels (aşıks) and their works
is of importance in determining situation in this century of the tradition. In this context, Âşık(Minstrel) Abdil of Silifke constitutes focal point of our study. Minstrel Abdil has engaged in poetry
as of his childhood due to socio-cultural conditions of the vicinity in which he is living, has learned
by reading strong representatives of the tradition although he has not grown up within masterapprentice tradition, and has accepted them for him as master. Piped kaval (shepherd’s pipe) as
musical instrument, the minstrel developed close relationships with minstrels such as Uzun Mehmet,
Âşık Ali, Kara Fevzi and Âşık Velittin, and he made quarrels by presenting in same assemblies. In our
study, we addressed religious content elements which appear in Minstrel Abdil’s poems that were
determined from literature review and field study, based on biographical context; and we exampled
them by quatrains from poetry universe. By taking biographical context into consideration, we
evaluated religious themes which were determined based upon content study (examination), from a
text-centric point of view, in the context of poetry tradition of minstrel literature .One of local
representatives of today’s mintrelsy tradition, Abdil is seen to have developed his art by updating
through contemporary terms, concepts and subjects. It was determined that lyric narration which is
seen in minstrel’s first poems; and themes, used in paralel with that such as love, separation, criticism
and nature love etc.; gave their place to a didactic style and to religious themes such as faith, worship
(prayers), belief in afterlife, God (Allah), love of prophet, heaven and hell, pray and devotion
(submission) etc., after the minstrel reached maturity period. In conclusion, it is seen that a deep
spiritual (moral) quest, love and commitment (loyalty) to God were addressed oftenly although
sufistic joy was not encountered in his poems
Toledo çevirmenler okulu ve Avrupa üzerine etkisi
Tercüme faaliyetleri, geçmişten günümüze kültürlerarası bir etkileşim yolu olup, medeniyetlerin
birbirleriyle olan münasebetlerini ve etkileşimlerini sürdürmelerine ön ayak olmuştur. Bu etkileşim
sayesinde bilimsel faaliyetlerin ve nihai olarak da toplumların gelişimi hedeflenmiştir. Değerlendirdiğimiz
Toledo Çevirmenler Okulu da Endülüs medeniyetinin bilgi birikiminin Avrupa’ya taşınmasında çok önemli
bir yere sahip olmuştur. Nitekim burada gerçekleşen Arapçadan muhtelif dillere çeviri faaliyetleri sayesinde
Batı’nın Rönesans’ı gerçekleşmiş ve yıllardır kilise tahakkümü altında ezilen bilim adamları derin bir nefes
almıştır. Batı medeniyetinin oluşumunda İslam’ın yadsınamaz etkisi, günümüzde de birçok araştırmacı
tarafından bilinen bir husustur. Pekâlâ, bunda garipsenecek bir durum yoktur. Zira medeniyetler, farklı
kültürlerin birbirleriyle etkileşiminden meydana gelir. Toledo Çevirmenler Okulu da bunun yansımalarından
yalnızca biridir.Translation activities have been a way of intercultural interaction from past to present, and have paved the
way for civilizations to maintain their relations and interactions with each other. Through this interaction, the
development of scientific activities and ultimately the development of societies is aimed. The Toledo School
of Translators, which we are evaluating, also played a very important role in the transfer of the knowledge of
the Andalusian civilization to Europe. As a matter of fact, thanks to the translation activities that took place
here from Arabic into various languages, the renaissance of the West took place and the scientists, who had
been oppressed under the domination of the church for years, took a deep breath. The undeniable influence
of Islam in the formation of Western civilization is a fact known by many researchers today. Well, there is
nothing strange about this. Civilizations are formed from the interaction of different cultures. The Toledo
School of Translators is just one of the reflections of this
Ümmü Seleme (ö. 62/681) örnekliğinde erken dönem İslam tarihinde kadın ve hicret olgusu
Cahiliye’den günümüze kadının ele alındığı çalışmamızın ana temasını,cahiliye döneminde kadın, cahiliye döneminin önemli kadın şair portrelerinden Hind bint Nu’mân’ın cahiliye şiiri çerçevesinde hayatı, kadim gelenekte kadının yerini göstermesi bakımından Talmud’un kadınlar kitabı, Kur’ân’da kadının konumuna işaret etmesi bakımından Kur’ân’daki kadın diyaloglarına ilişkin retorik dil, Hz. Peygamber döneminde kadının toplumsal hayatın her sahasında mümtaz bir yerde olduğunu göstermesi bakımından hadisler çerçevesinde Hz. Peygamber nezdinde kadının konumu, Hz. Hatice validemizin manzum/mensur metinler bağlamında hayatı, Allah yolunda iki hicretiyle temayüz etmiş kadın sahâbî portrelerinden ve Hz. Peygamber’in eşlerinden Ümmü Seleme’nin İslam tarihindeki yeri, İslâm ilim geleneğindeki konumunu göstermesi bakımından sûfî tabakâtında yer verilen kadın sûfîlerin temel nitelikleri, kadınlara dair söylemlere atıa bulunması bakımından feminist söylemlerin Kur’ân yorumlarına etkisi teşkil etmektedir.Çalışmamızda cahiliyeden günümüze kadın konusu, Kur’ân ayetleriyle,hadislerle, Câhiliye şiirleriyle, kadim gelenekle, manzum/mensur metinlerle ve İslâmî ilimler çerçevesinde incelenmekte, kadının rolü, statüsü ve konumu İslam ilim geleneğinde farklı konular çerçevesinde ele alınmaktadır
Analysis of public institutions' dialogical public relations practices in the context of governance: Ministry of National Education case
Halkla ilişkiler profesyonel bir uygulamadır. Ayrıca halkla ilişkiler kendi araştırmaları
ve kuramsal temelleri olan bir iletişim alt alanıdır. Halkla ilişkiler yerel, ulusal ve
uluslararası hükümet kuruluşları için çok önemlidir. Kamu kuruluşları ve halk
arasındaki diyalojik bağlantı sosyal medya aracılığı ile sağlanır. Kamu yönetimi,
halkla ilişkiler de dâhil olmak üzere bir dizi faaliyeti içerir. Teknoloji geliştikçe kamu
yönetimi ve halkla ilişkiler değişmiştir. Yeni kamu yönetimi anlayışı yönetişimdir ve
yönetişimin daha geniş bir anlamı vardır. Bir ülkenin kamu yönetiminin ve
yönetişiminin kalitesi, ekonomik performansında kilit bir faktördür. Bu çalışma, halkla
ilişkilerde diyalog kavramına açıklık getirmektedir. Çalışmanın amacı, diyalojik
halkla ilişkiler uygulamalarının yönetişim açısından ele alınarak olumlu ve olumsuz
yönlerini belirlemektir.
İlk bölüm halkla ilişkiler ve kamusal halkla ilişkiler ile ilgilidir. İkinci bölüm, diyalojik
halkla ilişkiler alanlarındaki teorik gelişmelerin yönünü ve varsayımlarını
tanıtmaktadır. Üçüncü bölüm, yönetişimle ilgilidir ve ardından son bölümde, sosyal
medyanın getirdiği küresel iletişimdeki ana değişikliklere, kamu sektörünün
modernleşmesi çerçevesinde sosyal medyanın benimsenmesi ve uygulanmasının
gelişimine odaklanmaktadır.
Çalışmanın ölçeğini Kent ve Taylor'ın ortaya koyduğu diyalojik halkla ilişkiler ilkeleri
ve diyalojik iletişim özellikleri oluşturmaktadır. Ayrıca ikinci ölçek olarak temel
yönetim ilkelerinin incelenmesi belirlenmektedir. Çalışmada hem nicel hem de nitel
içerik analizi yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Çalışmada analiz aracı olarak; Milli
Eğitim Bakanlığı Twitter profili üzerinde MAXQDA Analytics Pro (2022)
kullanılmaktadır. Bu çalışma kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı'nın Twitter’da
yönetişim açısından diyalojik halkla ilişkileri nasıl yönettiğinin analiz edilmesi
amaçlanmaktadır.
Sonuç olarak Milli Eğitim Bakanlığının Twitter paylaşımlarında diyalojik kamu
ilkeleri ile diyalojik iletişim özelliklerini ayrı ayrı yönettiği görülmektedir. Ancak
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Twitter paylaşımlarında yönetişim ilkelerini sağlama
konusunda eksiklikleri olduğu düşünülmektedir.Public relations is a professional practice. In addition, public relations is a sub-field of
communication with its own research and theoretical foundations. Public relations is
so important for local, national, and international government organizations. The
dialogic connection between public institutions and the public is provided through
social media. Public administration involves a range of activities, including public
relations. As technology developed, public administration and public relations
changed. This study clarifies the concept of dialogue in public relations. The new
public administration approach is governance and governance has a wider meaning.
The quality of a country's public administration and governance is a key factor in its
economic performance. The aim of the study is to determine the positive and negative
aspects of dialogic public relations practices by considering them in terms of
governance.
The first chapter deals with public relations and government public relations. The
second chapter introduces the directions and assumptions of theoretical developments
in the areas of dialogic public relations. The third chapter is about governance and then
the last chapter focuses on the main changes of global communications brought by
social media, on the evolution of social media adoption and implementation in the
framework of the public sector's modernization.
The principles of dialogic public relations and dialogic communication features put
forward by Kent and Taylor are the scale of the study. Additionally, examination of
basic management principles was determined as the second scale. Both quantitative
and qualitative content analysis methods were used in the study. As a method tool in
the study; MAXQDA Analytics Pro (2022) is used on the Twitter profile of the
Ministry of National Education. Within the scope of this study, it is aimed to analyze
how the Ministry of National Education manages dialogic public relations in terms of
governance on Twitter.
As a result, it can be seen that the Ministry of National Education manages dialogic
public principles and dialogic communication features separately in its Twitter posts.
However, it is thought that the Ministry of National Education has deficiencies in
ensuring governance principles in its Twitter posts
Effects of running training intensity on sleep quality and sleep duration in adolescent athletes
Uyku ve egzersiz birbirini fiziksel ve psikolojik yollarla etkileyebilen, sportif performans için önem taşıyan iki bileşendir. Uyku toparlanma sürecinin bir parçası olarak kabul edilir ve egzersizin şiddeti, hacmi, zamanı gibi birçok faktörden etkilenir. Bu çalışmada atletlerin uyku kalitesi ve sürelerinin antrenman şiddetinden nasıl etkilendiği açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmaya adölesan dönemdeki 5 kadın (yaş: 15,8±1,30yıl, boy: 166,60±6,87cm, kilo: 51,20±5,58kg) ve 5 erkek (yaş: 14,2±0,83yıl, boy: 166,80±8,34cm, kilo: 46,8±8,28kg) toplam 10 atlet katılmıştır. Altı haftalık genel hazırlık antrenman dönemi süresince atletlerin dinlenik kalp atım sayıları, egzersiz kalp atım sayıları, uyku süreleri ve uyku kaliteleri verileri aktivite monitörleri ile haftada 2 gün olmak üzere toplanmıştır. Elde edilen ölçüm sonuçlarının cinsiyete göre gruplar arası karşılaştırmaları Mann Whitney U Testi kullanılarak, grup içi farkları Wilcoxon Eşleştirilmiş Gruplarda İki Örneklem Testi kullanılarak yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesine ise Spearman Korelasyon Katsayısı göz önünde bulundurulmuştur. Araştırmanın sonuçları atletlerin 6 haftalık süreçte KAH rezervlerinin yaklaşık %70-80'i şiddetinde antrenmanlarını sürdürdüklerini göstermektedir. Altı haftalık süreç göz önünde bulundurulduğunda kadın ve erkek atletlerin egzersiz kalp atım sayıları, uyku kaliteleri ve uyku süreleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Bununla birlikte, hem kadın hem de erkek atletlerin 1. ile 6. hafta uyku kaliteleri ve 1. ile 6. hafta uyku süreleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmanın ilgi çeken bulgusu egzersiz şiddeti ile uyku kalitesi ve uyku süresi arasındaki ilişkilerin incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bulgular egzersiz şiddeti arttıkça uyku kalitesinin ve uyku süresinin anlamlı şekilde azaldığını, özellikle kadın atletlerin uyku düzenlerinin egzersiz şiddetinden daha fazla etkilendiğini göstermektedir (p0,05). In addition, there was no significant difference between the 1st and 6th week sleep quality and 1st and 6th week sleep duration of both female and male athletes (p>0,05). The interesting finding of the study emerged as a result of examining the relationships between exercise intensity, sleep quality and sleep duration. Findings show that as exercise intensity increases, sleep quality and sleep duration decreased significantly, and the sleep patterns of female athletes are more affected by exercise intensity (p<0,05). Based on the findings we have obtained, it is possible to say that considering the sleep quality and duration of especially female athletes when determining the exercise intensity will increase the quality of recovery and thus contribute positively to performance