Nevşehir Hacı Bektaş Veli University
Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)Not a member yet
8560 research outputs found
Sort by
Synthesis and characterization of pure and clinoptilolite doped hydroxyapatite compounds for bone tissue engineering applications
Kemik dokusunun temel inorganik bileşeni olan kalsiyum fosfat temelli hidroksiapatit (HA) bileşiği, yüksek biyouyumluluğu ve biyomimetik yapısı sayesinde Kemik Doku Mühendisliği'nde skafold ve dolgu malzemesi olarak yaygın şekilde kullanılan bir biyoseramiktir. HA büyük bir biyoaktif potansiyele sahip olmasına rağmen, sentetik HA'nın yüksek kristal stabilitesi onun in-vivo olarak biyoemilebilirliğini kısıtlamakta ve bu da dokuların iyileşme sürecini uzatmaktadır. Bu nedenle, hidroksiapatitin kristal özelliklerini ve biyoaktivitesini ayarlamak için farklı iyonik katkılarla ya da minerallerle zenginleştirme yönünde çeşitli araştırmalar gerçekleştirilmektedir. Son zamanlarda HA'ya katkı maddesi olarak çeşitli biyomimetik iyonlar oluşturan doğal minerallerden yararlanılmaktadır. Kemik Doku Mühendisliği'nde sentetik ve doğal zeolitler, anjiogenezi ve osteogenezi tetikleyen silikat bakımından zengin bileşimleri, gözenekli morfolojisi, yüksek yüzey alanı ve iyonik değişim kapasitesi nedeniyle sıklıkla tercih edilmektedir. Klinoptilolit (CLP), biyouyumlu bir aluminasilikat bazlı zeolittir ve sıklıkla biyomedikal uygulamalar için kullanılır. Bu çalışmada, %5, %10 ve %20 oranlarındaki ve CLP katkılı HA'in sol-jel metodu ile sentezi yapılarak farklı sıcaklıklarda (800°C, 950°C ve 1100°C) sinterlenmiştir. Üretilen saf ve CLP katkılı HA numuneleri çeşitli morfolojik, kimyasal, mekanik ve biyolojik analizler ile karakterize edilmiştir. Sol-jel yöntemi, hidroksiapatit sentez yöntemlerinden en başarılı sonuç alınan, işlem tekrarlanabilirliği ve kolaylığı yönünden çok sık tercih edilen yöntemdir. Sol-jel yöntemi reaktiflerin moleküler düzeyde karışması, homojen partiküller elde edilmesi, düşük sıcaklıkta gerçekleştirilebilmesi, basınç gerektirmemesi ve yüksek saflıkta ürün elde edilmesi gibi avantajlara sahiptir. Ayrıca bu proseste partikül boyutu ve partikül şekli gibi özellikleri kontrol etmek mümkündür. SEM ve S-TEM ile yapılan morfolojik karakterizasyonlara bakıldığında, nano boyutlu çubuksu biyomimetik partiküller elde edilmiştir. İnce tabakalar halinde bulunan geniş CLP partikülleri üzerine ince HA partikülleri yapışmış formda yer almaktadır. CLP katkılı HA numuneleri, 950°C ve 1100°C'de camsı yapıda ve birbirine bağlı porozif bir mikro yapıya sahiptir. 800°C'de sinterlenen numunelerde %5, %10 ve %20 CLP katkısı kristalin yapıyı çok fazla etkilemediği ve bütün numunelerde saf HA fazının korunduğu görülmüştür. FT-IR ve XRD analiz sonuçları, katkılı numunelerde CLP konsantrasyonu arttıkça termal kararlılığın azalarak 950°C ve 1100°C'de tri-kalsiyum fosfat bileşiklerinin oluştuğunu göstermektedir. Biyouyumluluk ve sitotoksisite testleri, tüm CLP katkılarının hücre canlılığını olumlu yönde etkilediğini ve en yüksek konsantrasyondaki CLP katkısının en yüksek hücre canlılık oranına neden olduğunu göstermektedir. HA ve CLP katkılı HA'nın ölçülmüş olan BET sonuçları karşılaştırıldığında CLP katkısının, yüzey alanını ve gözenek boyutunu düşürdüğü görülmüştür. Ek olarak tüm örneklerin basınç dayanımı trabeküler kemik ve kortikal kemik basınç dayanımı değer aralığında olmasına rağmen en yüksek CLP oranı ve en yüksek sinterleme sıcaklığında maksimum mekanik dayanıma sahip olduğu tespit edilmiştir.Calcium phosphate-based hydroxyapatite (HA) compound, the basic inorganic component of bone tissue, is a bioceramics widely used as scaffold and filling material in Bone Tissue Engineering, thanks to its high biocompatibility and biomimetic structure. Although HA has a great bioactive potential, the high crystal stability of synthetic HA limits its bioabsorbability in-vivo, which prolongs the healing process of tissues. Therefore, diverse studies are being carried out to enrich hydroxyapatite with different ionic additives or minerals to adjust its crystal properties and bioactivity. Recently, natural minerals composed of various biomimetic ions have been used as additives to HA. Synthetic and natural zeolites are frequently preferred in Bone Tissue Engineering due to their silicate-rich compositions that trigger angiogenesis and osteogenesis, porous morphology, high surface area and ionic exchange capacity. Clinoptilolite (CLP) is a biocompatible aluminasilicate-based zeolite and is frequently used for biomedical applications. In this study, 5%, 10% and 20% CLP-doped HA was synthesized by the sol-gel method and sintered at different temperatures (800°C, 950°C and 1100°C). The produced pure and CLP doped HA samples have been characterized by various morphological, chemical, mechanical and biological analyses. The sol gel method, among the hydroxyapatite synthesis methods provides the most successful results and is frequently preferred due to its repeatability and ease of monitoring. The biggest advantages of the synthesis are that the reagents are mixed at the molecular level, homogeneous particles are obtained, it can be carried out at low temperatures, does not require pressure, and high purity products are obtained. It is also possible to control properties such as particle size and particle shape in this process. Considering the morphological characterizations made with SEM and S-TEM, nano-sized rod-like biomimetic particles were obtained. Fine HA particles are adhered onto large CLP particles as thin layers. CLP-doped HA samples have a glassy and interconnected porous microstructure at 950°C and 1100°C. In the samples sintered at 800°C, it was observed that 5%, 10% and 20% CLP additives did not affect the crystalline structure much and the pure HA phase was preserved in all samples. FT-IR and XRD analyses results show that thermal stability decreases in doped samples as CLP concentration increases and tri-calcium phosphate compounds are formed in samples sintered at 950°C and 1100°C. Biocompatibility and cytotoxicity tests show that all CLP additives positively affect cell viability and the highest concentration of CLP additive causes the highest rate of cell viability. When the measured BET results of HA and CLP-doped HA were compared, it was seen that the CLP additive reduced the surface area and pore size. In addition, although the compressive strength of all samples was within the value range of trabecular bone and cortical bone compressive strength, it was determined that they had maximum mechanical strength at the highest CLP ratio sintered at the highest temperature
The effects of strategic flexibility and environmental workplace behaviors on non-financial performance: The moderating role of organizational task environment
Küresel pazarlarda hızla değişen ve gelişen teknolojiler, artan belirsizlik, değişen müşteri talep ve beklentilerine yanıt verebilme ve çevreyi korumaya yönelik yeni işletmecilik anlayışı arayışları, işletmeleri esnek davranmaya, esnek stratejiler geliştirmeye ve esnek ve çevreye dostu yönetim teknikleri benimsemeye zorlamaktadır. Ancak Türkiye'deki imalat sanayi işletmelerinde stratejik esneklik ve çevre yanlısı işyeri davranışlarının yönetim kademelerinde finansal olmayan performans üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmesi ve yönetim literatüründe bu konuyla ilgili ampirik çalışmanın sınırlı olması bu çalışmanın arkasındaki itici faktörlerdir. Literatürdeki bulgu eksikliğini gidermeye odaklanan araştırmanın amacı, stratejik esneklik ve çevre yanlısı işyeri davranışlarının finansal olmayan performans üzerindeki etkilerini belirlemek ve bu değişkenler arası ilişkide örgütsel görev ortamının düzenleyici rolü oynayıp oynamadığını ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini, Kırıkkale'de faaliyet gösteren imalat sanayi işletmelerinin sahip yöneticileri ile üst kademe, orta kademe yöneticileri ve alt kademe yöneticileri (teknik yöneticileri, ustabaşı, şef ve birim sorumlusu gibi) oluşturmaktadır (n=539). Araştırmada kullanılan veriler daha önce literatürde güvenilirliği ve geçerliliği test edilmiş ölçeklerden oluşan bir anket yardımıyla elde edilmiştir. Araştırmada doğrudan ilişkilerle ilgili hipotezleri test etmek için Yapısal Eşitlik Modellemesinden, düzenleyici değişken etkisini ortaya koymak için Aiken ve West (1991) tarafından önerilen düzenleyici değişkenli hiyerarşik regresyon analizinden ve modeldeki etkileşim terimleri etkilerini doğrulamak için Dawson (2014) tarafından önerilen simple slope analizinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre hem stratejik esneklik hem çevre yanlısı işyeri davranışlarının finansal olmayan performansı pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte sadece stratejik esnekliğin önleyici manevralar ve fırsatçı manevralar boyutlarının finansal olmayan performans üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Diğer yandan örgütsel görev ortamının hem stratejik esneklik ile finansal olmayan görev performansı ilişkisinde hem de çevre yanlısı işyeri davranışları ile finansal olmayan görev performansı arasındaki ilişkisinde düzenleyici rolü oynadığı saptanmıştır. Ayrıca örgütsel görev ortamının sadece stratejik esnekliğin koruyucu manevralar boyutu ile finansal olmayan performans arasındaki ilişkide düzenleyici etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Son olarak araştırmanın bazı kısıtlarına yer verilmiş ve araştırma bulgularından bazı çıkarımlar yapılarak imalat sanayi işletmelerinin yöneticilerine yönelik bazı uygulamaya dönük öneriler geliştirilmiş olup gelecekte benzer konularda yapılacak araştırmalara yönelik bazı öneriler sunulmuştur.Rapidly changing and developing technologies in global markets, increasing uncertainty, responding to changing customer demands and expectations, and searching for a new business approach to protect the environment force businesses to act flexibly, develop flexible strategies, and adopt flexible and environmentally friendly management techniques. However, neglecting the effects of strategic flexibility and pro-environmental workplace behaviors on non-financial performance at management levels in manufacturing industry enterprises in Turkey and the limited empirical study on this subject in the management literature are the driving factors behind this study. The aim of the research, which focuses on filling the gap in findings in the literature, is to determine the effects of strategic flexibility and pro-environmental workplace behaviors on non-financial performance and to reveal whether the organizational task environment moderates the relationship between these variables. The research sample consists of owner-managers and top, middle, and lower-level managers (technical managers, supervisors, chiefs, and unit managers) of manufacturing industry enterprises operating in Kırıkkale (n = 539). The data used in the research was obtained with the help of a survey consisting of scales that have previously tested reliability and validity in the literature. In the study, Structural Equation Modeling was used to test hypotheses regarding direct relationships, hierarchical regression analysis with moderator variables suggested by Aiken and West (1991) to reveal the moderator variable effect, and simple slope analysis suggested by Dawson (2014) to verify the effects of interaction terms in the model. According to the research findings, it has been determined that both strategic flexibility and pro-environmental workplace behaviors positively and significantly affect non-financial performance. However, it has been revealed that only the preventive maneuvers and opportunistic maneuvers dimensions of strategic flexibility have a positive and significant effect on non-financial performance. On the other hand, it has been determined that organizational task environment moderates the relationship between strategic flexibility and non-financial task performance and between pro-environmental workplace behaviors and non-financial task performance. In addition, it was determined that the organizational task environment had a moderating effect only on the relationship between the protective maneuvers dimension of strategic flexibility and non-financial performance. Finally, some limitations of the research are included, some practical suggestions are developed for the managers of manufacturing industry enterprises by making some inferences from the research findings, and some suggestions are presented for future research on similar subjects
The role of perceived risk in customer experience and brand imageinteraction in omni channel marketing: An empirical study
Günümüzde tüketiciler, hem çevrimdışı hem de çevrimiçi olarak çoklu kanallar aracılığıyla (omni) markalarla doğrudan etkileşime geçmek istemektedir. Birden fazla iletişim kanalı bulunan ortamlarda, çevrimdışı ve çevrimiçi kanallar arasında boşluklar bulunmaktadır. Bu boşluklar mobil teknolojiler ile kapatılacağı düşünülmektedir. Çünkü mobil cihazlar, çevrimiçi olanakları fiziksel mağazalara taşıyarak bu boşluğu doldurmaktadır. Tüm bu süreçleri kapsayan ve her bir temas noktasını tek bir kanalmış gibi hareket eden omni kanal müşteri deneyimi tüketicilerin isteklerini karşılayabilmektedir. Omni kanal müşteri deneyimi, tüketicilerin online, fiziksel ve mobil kanal aracılığıyla satın alma isteği oluşturup, birçok temas noktasının entegrasyonu sağlanmasıyla birlikte, nihai satın alma sonrası hizmetler dahil olmak üzere bu sürecin tamamını sorunsuz bir şekilde sağlayan süreç olarak ifade edilmektedir. Omni kanal müşteri deneyiminin gelişmesiyle birlikte birçok marka, tüketicilere markaları hakkında bilgilendirme, marka kimliği oluşturma, satın alma ve marka çağrışımları gibi çabalarını kanallar arasında entegre sağlayarak marka imajı oluşturabilmektedir. Markalar, omni kanal müşteri deneyimi boyunca her bir kanalda sürekliliğini sağladığı takdirde, tüketiciler üzerinde olumlu bir etki bırakmaktadır. Bu etkileşim sonucunda ise tüketicilerin hafızalarında marka imajı oluşmaktadır. Omni kanal müşteri deneyiminde, marka imajı oluştururken birçok faktörlere dikkat edilmesi gerekmektedir. Bunların en başında tükecilerin algıladıkları riskler gelmektedir. Omni kanal müşteri deneyimde, algılanan risk faktörü ön plana çıkmaktadır. Tüketiciler tarafından algılanan risk genellikle finansal, ürün, sosyal, fiziksel ve zaman riski olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüketicilerin online ve mobil alışverişlerinde kullanılan kredi kartı, ev adresi ve iletişim numaraları gibi bilgiler, farklı amaçlar için kullanılabilme ihtimalinin olması, tüketiciler üzerinde finansal riski ön plana çıkarmaktadır. Ayrıca online veya mobil kanallarda yapmış oldukları alışverişlerde, ürünün beklentileri karşılamama ihtimali de tüketicilerin ürün riski yönünden etkilemektedir. Sipariş sonrasında ürünün istedilen sürede teslim edilmemesi zaman riskini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, bu çalışma da omni kanal müşteri deneyiminin marka imajı ve algılanan riskin rolü belirlenmeye çalışılmaktadır. Çalışmanın temel amacı, omni kanal pazarlama stratejilerini kullanan müşterilerin deneyimleri sonucunda marka imajına etkisinin incelenmesi ve bu etkileşimde algılanan riskin aracılık rolünü belirlemektir. Çalışmadaki analizler, 507 katılımcıdan toplanan bilgilere dayanmaktadır. Örneklem yöntemi olarak kolayda örnekleme yöntemi tercih edilerek online anket oluşturulmuş Türkiye geneline uygulanmaktadır. Çalışmada, omni kanal müşteri deneyimi ölçeğine açıklayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Ayrıca omni kanal müşteri deneyimi, marka imajı ve algılanan risk ölçeklerine yönelik doğrulayıcı faktör analizi uygulanmaktadır. Araştırma sonucunda omni kanal müşteri deneyimi ve boyutlarının hem algılanan risk hem de marka imajı üzerinde pozitif yönlü ve istatistiksel bakımdan anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca omni kanal müşteri deneyimi boyutlarının, algılanan risk ve marka imajı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etki tespit edilmektedir. Bu kapsamda yapılan sobel testi sonucunda omni kanal müşteri deneyiminin marka imajı üzerindeki etkisinde algılanan riskin kısmi aracılık rolü olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.Nowadays, consumers want to interact directly with brands through multiple channels, both offline and online. In environments with multiple communication channels, there are gaps between offline and online channels. It is believed that these gaps will be bridged with mobile technologies. This is because mobile devices fill the gap by bringing online capabilities to physical stores. Omni-channel customer experience, which encompasses all these processes and acts as if each touchpoint is a single channel, can meet consumer desires. Omni-channel customer experience is defined as a seamless process that covers the entire journey, including generating purchase intentions through online, physical, and mobile applications, along with the integration of many touchpoints, including post-purchase services. With the development of omni-channel customer experience, many brands can integrate their efforts across channels to inform consumers about their brands, create brand identity, facilitate purchases, and evoke brand associations. Brands that maintain consistency across each channel throughout the omni-channel customer experience have a positive impact on consumers. As a result of this interaction, a brand image is formed in the memories of consumers. When creating a brand image in omni-channel customer experience, attention must be paid to many factors, with perceived risks being foremost. Perceived risk is a prominent factor in omni-channel customer experience. Perceived risk by consumers generally includes financial, product, social, physical, and time risks. Concerns about the possible use of information such as credit cards, home addresses, and contact numbers for different purposes during online and mobile shopping highlight financial risk for consumers. Additionally, the possibility of the product not meeting expectations in online or mobile channels affects consumers in terms of product risk. The non-delivery of the product in the desired time after ordering creates time risk. In this regard, this study aims to determine the role of brand image and perceived risk in omni-channel customer experience. The main objective of the study is to examine the impact of the experiences of customers using omni-channel marketing strategies on brand image and to determine the mediating role of perceived risk in this interaction. The analyses in the study are based on information collected from 507 participants. An online survey was conducted using the convenience sampling method, applied nationwide in Turkey. In the study, explanatory factor analysis was applied to the omni-channel customer experience scale. In addition, confirmatory factor analysis was applied to the omni-channel customer experience, brand image, and perceived risk scales. The research results revealed a positive and statistically significant relationship between omni-channel customer experience and its dimensions, both perceived risk and brand image. Furthermore, statistically significant effects of omni-channel customer experience and its dimensions on perceived risk and brand image were identified. In this context, the Sobel test results indicated that perceived risk partially mediates the impact of omni-channel customer experience on brand image
Şirketlerin insan kaynakları uygulamalarının finansal performansları üzerine etkisi: BİST 30 şirketleri uygulaması
The aim of this study is to reveal the relationship between companies’ human resources practices (HRP) and financial performance (FP) indicators. For this aim, the data of 30 companies traded in the Borsa Istanbul (BIST) 30 Index between 2018 and 2022 are analyzed. Panel data analysis methods were used in the study. As a consequences of the analysis, it was concluded that asset size and sales revenue variables have a significant effect on ROA, ROE and Tobin’s Q Ratio. On the other hand, HRP have a significant effect on ROA and ROE, but have no significant effect on Tobin’s Q Ratio. It is concluded that the number of employees variable has a significant effect only on ROA but not on ROE and Tobin’s Q Ratio. A limited number of studies with this scope and content have been found in the national literature. In this context, it is considered that the study will contribute to the literature and practitioners in terms of the results obtained.Bu çalışmanın amacı, şirketlerin insan kaynakları uygulamaları ile finansal performans göstergeleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, Borsa İstanbul (BİST) 30 Endeksinde işlem gören 30 şirketin 2018-2022 yılları arası verisi incelenmiştir. Çalışmada panel veri analizi yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda aktif büyüklüğü ve satış hasılatı değişkenlerinin ROA, ROE ve Tobin’nin Q Oranı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. İnsan kaynakları uygulamalarının ise ROA ve ROE üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ancak Tobin’nin Q Oranı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmadığı belirlenmiştir. Çalışan sayısı değişkeninin sadece ROA üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ROE ve Tobin’nin Q Oranı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ulusal literatürde bu kapsam ve içerikte sınırlı sayıda araştırmaya rastlanılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın ulaşılan sonuçlar itibariyle literatüre ve uygulayıcılara katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir
Negative externality of carbon emission and its impact on income inequalıty: a multidisciplinary perspective
Çalışmada, sürdürülebilir büyüme çerçevesinde, Çevresel Kuznets Eğrisinde (ÇKE) öne sürülen gelir çevre kirliliği ilişkisi, negatif dışsallık penceresinden multidisipler bakış açısıyla ele alınmıştır. Karbon emisyonunun etkisiyle ortaya çıkan çevresel bozulmanın negatif dışsallıklar nedeniyle üçüncü kişi konumundaki taraflara verdiği zararların hukuki niteliği sosyal risk ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkeleri çerçevesinde ele alınmıştır. Pigouvian vergilendirme ve Coase teoreminin günümüzdeki izdüşümü niteliğindeki AB Emisyon Ticaret Sistemi, SKDM ve Türkiye’ye etkileri de değerlendirilmiştir.
Ampirik analizde, Türkiye’nin 1988-2022 yıllarına ait gini indeksi verileri, kişi başına düşen CO2 salımı verileri, dolaysız vergilerin ve dolaylı vergilerin toplam vergi içindeki paylarına ait değişkenler doğrusal olmayan zaman serileri analizi ile analiz edilmiştir. Harvey vd. (2007; 2008) testleri ile dolaylı vergiler serisi dışındaki serilerin doğrusal dışı olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle doğrusal dışılığı dikkate alan Becker-Enders-Lee (2006) Fourier durağanlık testi yapılmış ve durağan olmayan serilerin Banerjee-Arčabić-Lee (2017) Fourier ADL testi ile eş bütünleşik oldukları tespit edilmiştir. FMOLS yöntemi ile yapılan tahminlere göre, artan her bir birim (ton) CO2 salımı, gini indeksini 0.013 birim azaltmakta olup, Türkiye’nin Kuznets eğrisinin azalan kısmında yer aldığı öngörülmektedir. Doğrudan ve dolaylı vergi oranlarının gelir dağılımına etkisi ise çalışma örnekleminde yeterli etki düzeyinde ve anlamlı çıkmamıştır
The effects of twin and triplet deficits on sustainable growth in a fragility perspective
Çalışmada, kırılgan beşli ülkeleri örnekleminde, ikiz ve üçüz açık hipotezi varsayımıyla cari açıkların ekonomik büyüme üzerindeki etkileri 1989-2022 yılları örnekleminde panel regresyon analizi ile araştırılmıştır. Son 12 yıl ortalamasına göre Brezilya, Güney Afrika, Endonezya ve Hindistan ikiz açık verirken Türkiye üçüz açık vermektedir. Kırılgan beşli ülkelerinin büyüme oranlarında en yüksek volatilitenin Türkiye’de olduğu ve genel olarak hepsinin volatilitesinin oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Büyüme oranlarının taşıdığı yüksek standart sapmanın sürdürülebilir büyüme açısından riski ve kırılganlığı artırdığı öngörülmüştür. Ampirik analizde birim kök içermeyen tamamı durağan serilere uygulanan Panel EKK sonuçlarına göre, kırılgan beşli ülkelerinde cari işlemler dengesinin GSYİH içindeki payı 1 puan azaldığında (cari açık/GSYİH arttığında) aynı dönemde ekonomik büyüme yaklaşık 0.19 puan artmaktadır. Türkiye’nin dâhil edilmediği modellerde katsayının mutlak değerce azaldığı gözlenmektedir. Kırılgan ekonomilerin tamamının ekonomik büyümeyi sürdürebilmesi için göstermiş olduğu çabanın cari dengeyi olumsuz yönde bozduğu gözlenmektedir. Türkiye’de ise büyüme ve cari açık ilişkisi üçüz açığın baskın etkisi nedeniyle daha güçlüdür. Son yıllarda birçok kişi ve kurum tarafından kırılgan beşli ülkelerinin en kırılganının Türkiye olduğu iddia edilmektedir. Hem üçüz açık endeks değerlerine ve yüksek volatiliteye hem de regresyon sonuçlarına bakıldığında Türkiye’nin kırılgan beşli ülkeleri içinde en kırılgan ekonomi olduğu yorumu yapılabilmektedir
The effect of hot air balloons on the purpose of tourists' arrival in Cappadocia
Bu çalışmanın amacı; turistlerin Kapadokya destinasyonunu tercih etmelerinde sıcak hava balonlarının etkisinin belirlenmesidir. Çalışma nicel bir çalışma olup, veriler anket tekniği ile toplanmıştır. Ankette turistlerin Kapadokya’ya geliş amaçları, Kapadokya tatillerine ilişkin bilgiler, genel tatil alışkanlıkları ve sıcak hava balon aktivitesine katılımlarına ilişkin sorular ve demografik sorular yer almaktadır. Anket 143 yerli ve 128 yabancı olmak üzere toplam 271 turiste uygulanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler ve katılımcıların demografik özelliklerine göre, genel tatil alışkanlıkları, Kapadokya tatilleri ve balon aktiviteleri yönelik cevaplarında farklılık olup olmadığını belirlemek için, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis H testleri uygulanmıştır. Araştırma sonunda Kapadokya Bölgesi’ne ilk geliş amaçlarının “Sıcak Hava Balonu Deneyimi Yaşama” ikinci amaçlarının ise “Sıcak Hava Balonu İzleme ve Fotoğraflama” olduğu ortaya çıkmıştır. Yabancı turistlerin bölgeye geliş amaçlarında sıcak hava balonu deneyimi yaşama isteği öncelikli iken yerli turistlerde sıcak hava balonu izleme ve fotoğraflamanın daha öncelikli olduğu belirlenmiştir
Synthesis and characterisations of clinoptilolite enriched hydroxyapatite nanoceramics by sol-gel route for bone regeneration
Hydroxyapatite (HA) has great bioactive potential in bone tissue engineering (BTE). However, the high crystalline stability of synthetic HA restricts its in-vivo bioresorbability which extends the healing time of bone defects. This study investigates doping HA with biocompatible Clinoptilolite (CLP) mineral rich in silicate and other biomimetic ions (Na+, K+, Ca+2, Mg+2 etc.). Sol-gel-based CLP doped HA nanoceramics are aimed to be exploited as bone filler substitutes with biomimetic morphology, composition, and improved biocompatibility and bioactivity. The pure and CLP (5%, 10% and 20%) doped HA ceramics were synthesised by sol-gel method to provide molecular level interactions of ions and sintered at different temperatures (800 °C, 950 °C, and 1100 °C). Morphological analyses by SEM and S-TEM showed biomimetic nano rod-like HA particles are attached to dispersed CLP sheets. Sintering of composite ceramics led to a cell-friendly interconnected porous microstructure even at 1100 °C, where the pure HA had a compact non-porous structure. The Ca/P ratio of CLP-doped HA samples was lower than the stoichiometric HA which indicates a partial reduction of stability that is supposed to induce bioresorption capacity. Cytotoxicity tests by WST-8 with Saos-2 cell lines showed that CLP addition into HA has significantly improved cell viability. The HA-CLP nanoceramics are expected to promote bone regeneration due to cell-friendly microstructure and biomimetic composition which can be supported by further in-vivo clinical studies.The Committee of Scientific Research Projects at Nevsehir Hacı Bektas Veli Universit
Osmanlı Devleti’nde muaf ve müsellemler: XVI. yüzyılın ikinci yarısında vize sancağı örneği
Vergi Osmanlı devlet ve toplum yapısında önemli bir yere
sahiptir. Osmanlı Devleti toplumu vergi ödeme durumuna bağlı
olarak iki ana gruba ayırmıştır. Bunlar askerîler (vergiden muaf
olanlar) ve reaya (vergi ödemekle yükümlü olanlar)dır. Osmanlı
toplumunda bu iki gruptan ayrı olarak bir de muaf ve müsellemler
grubu vardır. Muaf ve müsellemler grubu birtakım hizmetleri yerine
getirdikleri sürece hizmetleri karşılığında bir kısım vergilerden
muaf tutulmuştur. Bu makalenin amacı Osmanlı Devleti’nin vergi
muafiyeti sistemini uygulama sebeplerini ortaya koymaya
çalışmaktır. Bu sebeple devletin vergi muafiyeti tanıdığı muaf ve
müsellemler grubu, vergi muafiyeti vermesine sebep olan hizmetler,
muafiyet tanıdığı vergiler ve muafiyet prosedürü Vize Sancağı
örneğinde incelenmiştir. Bu doğrultuda makalenin kaynağı olarak
tahrir defterleri ve mühimme defterleri seçilmiştir. Devlet sancakta
saray hizmetlerine, konum ve güvenlik hizmetlerine, ulaşım
hizmetlerine, yerleşim yerinin statüsüne, kişinin beden ve sağlık
durumuna, kişinin maddi durumuna, üretime, dinî hizmet ve statüye
bağlı olarak muafiyet tanımıştır
Engelli şairlerin Türk islam edebiyatına katkıları
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz ve
handikap anlamlarına gelen engel,1
bir şeyi hakkıyla yapamamak veya bir şeye ulaşabilmeye mâni bulunması karşılığında kullanılmaktadır. Ulaşılması gereken duruma
istenildiği gibi ulaşabilme imkânına sahip olamayana yani, vücudunda bir eksiği ya da
kusuru bulunana da engelli2
denilmektedir. Toplumun temel esası olan birey ve onun
etki sahasının daraltılması olarak düşünebileceğimiz engel/engellilik durumu, bireyin
uzuvlarından birinin veya bir kaçının eksik olması ya da bedensel kullanım gücünden
uzak olması anlamında kullanılmaktadır. Birey bu eksikliğe doğuştan sahip olabildiği
gibi hayatın belli bir döneminde, kaza, hastalık vb. bir durumun neticesinde de maruz
kalabilir. Sahip olunan eksiklik bireyin hayatının tamamını olumsuz etkileyebilir. Bu
durum bazen hayat konforundan kimi eksikliklerin meydana gelmesini ve dolayısıyla
yaşam kalitesinin düşmesini beraberinde getirebilmektedir. Bireyin doğuştan veya
daha sonraki bir dönemde yaşamış olduğu engellilik hali, birey açısından bedensel
ve zihinsel kimi eksiklikleri de beraberinde getirmektedir. Bu durum, bireyin toplumsal yaşam aralığından uzaklaşmasında, içine kapanmasında tetikleyici unsur olarak
eksiltili bir hal yaratırken diğer yandan da tersi bir motivasyon olarak bireyi toplum
içerisinde belirleyici bir konuma yükselterek onu daha sonraki dönemlerde toplum
içinde etkili bir konumda olabilmesine imkân tanımaktadır