Nevşehir Hacı Bektaş Veli University
Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)Not a member yet
8560 research outputs found
Sort by
Difficulties experienced by the Cappadocian Turkİsh Orthodox on the migratıon route during the (turkish-greek) population exchange
Bu çalışmanın amacı, 30 Ocak 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Yunanistan
Hükümeti arasında imzalanan “Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” ün
ardından Kapadokya Bölgesi’nden Yunanistan’a kitlesel olarak göç eden Türk Ortodoksların,
yolculukları sırasında yaşadıkları zorlukları tespit etmektir.
Göç, insanlık tarihi boyunca, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan doğal bir olgu iken mübadele,
çok özel şartlarda gerçekleşen, olumlu ve olumsuz sonuçlar doğuran bir uygulamadır. Bu olgu,
nüfusların karşılıklı olarak bir bölgeden başka bir bölgeye kitlesel olarak hareketini anlatmakla beraber
insanların sosyo-kültürel entegrasyonunu da kapsamaktadır. Mübadele, devletler açısından
homojenleşme amacı taşıyan bir zorunluluk olarak değerlendirilse de fikirleri hiç sorulmadan göçe
zorlanan kitleler açısından köklerinden koparılma, sürgün, hatta ölüm anlamına gelmektedir. Tüm
bunların yanında iskân bölgelerine yerleştirilen bu davetsiz misafirlerin kabul sorunu da aşılması
gereken bir diğer problemdir. Yunanistan'dan Türkiye'ye gelen mübadiller, hemen toplumsal kabul
görüp kendilerini güvende hissederlerken, Türkiye'den Yunanistan'a göç eden özellikle Türk
Ortodokslar, konuştukları dil ve tartışılan etnik kimliklerinden dolayı ötekileştirilmişler ve
dışlanmışlardır.
Türkiye'den Yunanistan'a gerçekleşen göç hareketi siyasi ve diplomatik terminolojideki insani kriz
kavramına atfedilen tüm özellikleri taşımaktadır. Çünkü bu kitlesel nüfus hareketinde yerinden edilen
nüfus, çok fazla maddi ve manevi kayıplara maruz kalmıştır. Çalışmamıza konu olan Kapadokyalı Türk
Ortodokslar, özellikle Yunan hükümeti tarafından gönderilen gemilere bindikten sonra oldukça kötü
hijyen koşulları, yetersiz beslenme ve kötü muameleye maruz kalmışlar, büyük travmalar yaşamışlardır.
Mübadillerin birçoğu da bu yolculuk sırasında hayatını yitirmiştir. Çalışmamız bu açıdan mübadelenin
siyasi, sosyolojik ve psikolojik boyutuna ışık tutacaktır.The aim of this study is to determine the difficulties experienced by the Turkish Orthodox, who migrated
massively from the Cappadocia Region to Greece after the "Convention and Protocol on the Exchange
of Turkish and Greek Populations" signed between the Government of the Grand National Assembly of
Turkey and the Greek Government on January 30, 1923.
While migration has been a natural phenomenon in terms of political, social, economic and cultural
aspects throughout human history, exchange is a practice that takes place under very special conditions
and has positive and negative consequences. This phenomenon describes the mass movement of
populations from one region to another, as well as the socio-cultural integration of people. Although
exchange is considered as a necessity for states with the aim of homogenization, it means uprooting,
exile, and even death for the masses who are forced to migrate without being asked for their opinions.
In addition to all these, the problem of acceptance of these intruders placed in residential areas is another
problem that needs to be overcome. While the immigrants who came to Turkey from Greece were
immediately socially accepted and felt safe, especially the Turkish Orthodox who migrated from Turkey
to Greece were marginalized and excluded because of the language they spoke and their disputed ethnic
identity.
The migration movement from Turkey to Greece has all the characteristics attributed to the concept of
humanitarian crisis in political and diplomatic jargon. Because the displaced population in this mass
population movement has been exposed to a lot of material and moral losses. The Turkish Orthodox
people of Cappadocia, who are the subject of our study, have been exposed to very poor hygiene
conditions, malnutrition and ill-treatment, especially after boarding the ships sent by the Greek
government, and have experienced great traumas. Many of the refugees also lost their lives during this
journey. In this respect, our study will shed light on the political, sociological and psychological
dimensions of exchange
The role of perfectionism in enhancing job performance in İzmir destination hotels
Perfectionism is the behavior of people who set goals that are difficult to achieve in order to be perfect, to reach perfection and to exhibit high performance. Job performance, on the other hand, is the behavior of employees in a business in accordance with the purpose of the business while fulfilling their duties. Hotel businesses are labor-intensive businesses and the human element is of great importance. Job performance is affected by factors such as personality traits and behaviors of employees. Therefore, it is thought that perfectionism, which is known as a personality trait, may affect the job performance levels of employees. Accordingly, the purpose of this study is to examine the relationship between perfectionism perceptions of hotel employees and their job performance. In obtaining the research data, a questionnaire was used as a data collection tool. Convenience sampling method was used in the study and the population of the study consists of employees working in four and five star hotels in Izmir. The data obtained were analyzed with SPSS and AMOS programs. According to the results of the analysis, there is a significant relationship between perfectionism perception and job performance. In addition, it was concluded that perfectionism perception has a positive effect on job performance. According to this result, positive developments in employees' perceptions of perfectionism will positively affect their job performance levels
Yok-yerlerden iğrenç mekânlara: Concrete Island’da öznelliğin yok oluşu
James Graham Ballard, one of the prolific authors of speculative fiction, uses ‘space’ as an active part of his works. Especially, the urban space in the 20th century fuels a great deal of his dystopian fiction. Extrapolating the possibilities hidden in the built environment, he carries out an exploration of dangerous terrains in human nature in his works. Ballard’s Concrete Island (1974) presents a critique of the motorways that gradually render human geography into an inhuman one. This paper examines Concrete Island through Marc Augé’s concept of “non-places” and Julia Kristeva’s notion of “abject”. This study argues that the crisis in bourgeios subjectivity is caused by the ongoing diffusion of non-places in the cities in Concrete Island. To prove this argument, the paper discusses how the novel reflects the features of non-places and in what ways these qualities inflict damage on public spaces of the cities. This discussion also aims to provide a logical explanation of Maitland’s absurd marooning on a traffic island in the midst of civilization. Subsequently, the examination is extended to abject spaces of the cities whose expulsion is a necessary precondition of bourgeois subjectivity. This part focuses on the oscillating tendencies of the protagonist between the restoration of bourgeois subjectivity and resignation from it. Using abject as a theoretical tool, the study highlights how Jane and Proctor function as reminders of symbolic order and Maitland’s final identification with abject
Restore and Operate-Transfer Model in Cultural Heritage Assets
Vakıf kültür varlıkları, tarihi, kültürel ve sanatsal açıdan büyük öneme sahip olup, bu varlıkların
korunması, toplumsal belleğin sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye’de, bu
tür kültürel mirasların korunması ve yaşatılması, genellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM)
tarafından yürütülen bir süreçtir. VGM, vakıf kültür varlıklarının restorasyonu ve onarımı konusunda
bir dizi yasal düzenlemeye dayalı işlemler gerçekleştirmektedir. Bu bağlamda, söz konusu işlemlerin
etkin bir şekilde uygulanabilmesi hem hukuki çerçevenin hem de pratik süreçlerin doğru bir şekilde
belirlenmesine bağlıdır. Bu çalışma, Türkiye’de son yıllarda kültürel mirasın korunması bağlamında
popülerlik kazanan restore et-işlet devret modeli uygulamalarına ve bu modelin yasal çerçevesini
oluşturan 2008 tarihli "Vakıf Kültür Varlıklarının Restorasyon veya Onarım Karşılığı Kiraya
Verilmesi İşlemlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik" üzerine odaklanmaktadır. Çalışmanın
amacı, restore et-işlet devret modelinin etkinliğini incelemek ve bu modele yönelik mevcut
yönetmeliğin sunduğu düzenlemeleri ele almaktır. Yönetmelik, vakıf kültür varlıklarının restorasyonu
ve onarımı karşılığında kiraya verilmesi sürecini belirleyen yasal çerçeveyi sunmakta olup, bu sürecin
nasıl işlemesi gerektiğine dair önemli düzenlemeler içermektedir. Araştırmada, yönetmelikte yer alan
temel maddeler özetlenmiş ve bu maddeler, anlaşılır bir şekilde tablolar hâlinde sunulmuştur. Tablo
aracılığıyla, yönetmelikteki önemli düzenlemeler görsel olarak özetlenmiş ve uygulama sürecindeki
potansiyel zorluklar belirlenmiştir. Çalışmanın bulguları, restore et-işlet devret modelinin vakıf kültür
varlıklarının korunmasında önemli bir araç olmasına rağmen, mevcut yönetmeliğin bazı eksikliklere
ve uygulama sorunlarına yol açabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, restore et
işlet devret modelinin kültürel mirasın korunmasında daha etkin kullanılabilmesi için 2008 tarihli
yönetmelikte bazı iyileştirmelere gidilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır. Bu bulgular, gelecekteki
uygulamalar ve yönetmelik reformları için önemli bir rehber sunmaktadır
The effect of educational games on student achievenment in social studies teaching
Bu araştırmanın amacı, Sosyal Bilgiler dersinde Eğitsel Oyun yönteminin uygulandığı grup ile mevcut öğretimin uygulandığı grup arasında başarı düzeylerinde anlamlı bir farkın olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu araştırma nicel araştırma yöntemiyle yürütülmüştür. Araştırma modelinde ise ''Kontrol Gruplu Ön test- Son test'' deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim öğretim yılında Kayseri İl merkezinde bulunan bir devlet okulunda, 6. Sınıfta öğrenim görmekte olan 31 Erkek, 29 Kız olmak üzere toplam 60 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma 6-A (Mevcut öğretim ile ders işlenen grup) ve 6-B (Eğitsel oyun ile ders İşlenen grup) sınıflarında yapılmıştır. Eğitsel oyun ile ders işlenen grupta eğitsel oyun yöntemi, mevcut öğretim ile ders işlenen grupta ise geleneksel öğretim yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan başarı testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler bir istatistik programına girilerek bağımlı örneklem t testi, testin Alpha güvenirlik katsayısı, soruların madde ayırt edici indeksi ve güçlük indeks ortalamaları hesaplanarak analizleri yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre geleneksel öğretim yöntemlerinin uygulandığı mevcut öğretim ile ders işlenen grup ile eğitsel oyun yönteminin uygulandığı grubun başarı puanları arasında eğitsel oyun ile ders İşlenen grubun lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlara göre Sosyal Bilgiler dersinde eğitsel oyunla ders işlenen grubun başarı puanları mevcut öğretimle ders işlenen grubun başarı puanından yüksek olduğu tespit edilmiştir.The purpose of this research is to reveal whether there is a significant difference in achievement levels between the group in which the educational game method is applied in the Social Studies course and the group in which the current teaching is applied. This research was conducted with quantitative research method. In the research model, the "Pretest-Posttest with Control Group" design was used. The study group of the research consists of a total of 60 students, 31 boys and 29 girls, studying in the 6th grade at a public school in Kayseri city center in the 2023-2024 academic year. The research was conducted in classes 6-A (group where lessons were taught with current instruction) and 6-B (group where lessons were taught with educational games). Educational game method was used in the group where lessons were taught with educational games, and traditional teaching methods were used in the group where lessons were taught with current education. An achievement test prepared by the researcher was used as a data collection tool in the study. The data obtained from the research were entered into a statistics program and analyzed by calculating the dependent sample t test, Alpha reliability coefficient of the test, item discrimination index of the questions and difficulty index averages. According to the findings obtained from the research, it was determined that there was a statistically significant difference between the success scores of the group in which the traditional teaching methods were applied and the group in which the educational game method was applied, in favor of the group in which the lesson was taught with the educational game. According to these results, it was determined that the success scores of the group taught with educational games in the Social Studies course were higher than the success scores of the group taught with the current education
Develili âşık Ali Çatak'ın hayatı, sosyokültürel çevresi, âşık edebiyatındaki yeri ve şiir sanatı (inceleme-metin)
Bu çalışmada Develili Âşık Ali Çatak’ın şiir sanatı incelenmiştir. Öncelikle âşığın hayatı, sosyokültürel çevresi geniş bir biçimde verilmeye çalışılmış, âşık edebiyatındaki yeri belirlenmiş ve değerlendirilmiştir. Daha sonra şiir sanatı üzerinde incelemelerde bulunulmuş yapı ve üslûp bakımından ayrıntılı bir inceleme meydana getirilmiştir. Âşığın şiir varlığı da ortaya konmuştur. Şiirlerin incelenmesinde “İstatistikli Çözümleme Yöntemi” ve “Sistematik Tahlil Yöntemi” kullanılmıştır. Şiirlerden elde edilen verilerin sayısal dökümü ortaya çıkarılarak bunlar tablolar üzerinden değerlendirilmiştir.
Çalışma sonucunda âşığın 247 (Çeşitlenmelerle birlikte 261) şiiri ortaya konulmuştur. Âşık Ali Çatak’ın eldeki veriler ışığında Develi yöresinde Seyranî’den sonraki en güçlü âşık olduğu söylenebilir. Fakat bazı âşık edebiyatı gelenekleri bakımından zayıf kaldığı yönler de bulunmaktadır. Çalışmada bu durum da irdelenmiş ve Ali Çatak üzerinden Develi yöresi âşıklık geleneği hakkında da değerlendirmeler yapılmıştır. Ali Çatak aynı zamanda araştırmacı bir kimliğe sahiptir. Bu kimliğiyle de Türk halk bilimine katkılar sağlamıştır. Çatak’ın ülke genelinde adının duyulmasında bu yönünün, özellikle Seyranî üzerine yaptığı çalışmaların, rolü büyüktür. Ali Çatak aynı zamanda bitkiler, taşlar, toprak çeşitleri, doğa ve tabiat üzerine de araştırmalar yapmıştır. Halk hekimliği üzerinde çalışmalar yaptığı da bilinmektedir. Kam ve şamanların birden çok görevi üstlendiği ve âşıkların kökeninin de kam ve şamanlara kadar uzandığı göz önüne alınırsa Ali Çatak’ın bu özellikleri ve yönleri daha dikkat çekici hale gelmektedir. Develili Âşık Ali Çatak, yöresinin en başarılı aşığı ve Türk halk bilimine katkılar sağlayan bir araştırmacı olarak tanımlanabilir. Bu çalışma sonucunda Kayseri yöresi ve Develi yöresi âşık edebiyatını konu edinen araştırmalar başta olmak üzere âşık edebiyatı araştırmalarına, Türk halk edebiyatı alanına katkı sağlandığı düşünülmektedir
Endülüs zrîlerinin lideri Bâdîs b. Habbûs kişiliği ve mücadeles
Endülüs tarihinde, XI. yüzyılın ortalarında parlayan bir liderlik figürü olan Bâdîs b. Habbûs,
Endülüs Zîrî Devleti’nin emiri olarak kayda geçmiş etkili bir liderdir. Berberî Sanhâce kabilesine
mensup olan Bâdîs, siyasi arenada kaydettiği önemli başarılar ve liderlik becerileriyle Endülüs
coğrafyasında önemli bir konum elde etmiştir. Sanhâce, tarih boyunca Zenâte boyu ile sürekli
çekişme halinde olmuş ve bu çekişmelerin en belirgin dönemini IV-VI. (X-XII.) yüzyıllar arasında
deneyimlemiştir. Bu önemli dönemde, Telkâteler adlı Zenâte kolu, İfrîkıye, Cezayir’in doğu kısmı ve
Endülüs’te güçlü devletler kurmakla dikkat çekmiştir. Lemtûne ve Messûfeler ise Mağrib-i Aksâ,
Endülüs ve Balear Adaları’nda kendi bağımsız devlet yapılarını oluşturmuşlardır. Sanhâcenin önemli
kabilelerinden biri olarak öne çıkan Telkâte, X. yüzyılda Cezayir’in Kosantîne eyaletinde yerleşik bir
hayat sürmüştür. Endülüs Zîrî Devleti’nin tarihi boyunca kritik bir dönemi temsil eden Bâdîs’in
liderliği, Zîrîler Devleti’nin güçlenmesi ve istikrarın sağlanması amacıyla II. Hakem’in hükümdarlığı
sırasında başlamıştır. Bâdîs, II. Hakem’in ölümü sonrasında Zîrîler Devleti'nin zayıf durumunu
düzeltmek üzere göreve getirilmiştir. Bu kritik dönemde, Bâdîs'in siyasi ustalığı ve liderlik
yetenekleri, devletin istikrarını sağlama ve genişleme çabalarında önemli bir rol oynamıştır. Liderliği
altında Endülüs Zîrîleri Devleti, sadece siyasi stabilite ile değil, aynı zamanda kültürel ve entelektüel
gelişmelerle de ön plana çıkmıştır. Emir Bâdîs, Endülüs’ün çeşitli bölgelerindeki yerel yöneticilere
verdiği destekle bölgesel dengeyi korumuş ve böylece Zîrîler Devleti’nin sınırlarını genişletmiştir.
Bilim, edebiyat, mimari ve sanat alanlarında büyük ilerlemeler kaydedilmiş, bu da Endülüs’ü kültürel
açıdan zenginleştirmiştir. Bâdîs’in etkili liderliği, Endülüs Zîrî Devleti’nin tarihinde önemli bir
dönemi işaret etmekle kalmamış, aynı zamanda bölgedeki siyasi ve kültürel gelişmeleri etkileyerek
uzun vadeli bir miras bırakmıştır.
Habbûs b. Mâksen’in 429/1038 yılındaki vefat etmesinin ardından, oğlu Bâdîs b. Habbûs Gırnata’nın
hükümdarı olarak tahta geçmiştir. Ancak, Bazı Yahudiler ve Berberîler, kardeşi Bulukkîn’in tahta
geçmesini talep etmişlerdir. Bu taleplerin yanı sıra, Araplar ve veziri Samuel b. Nagrîle’nin de dâhil
olduğu bir grup, Bâdîs’in hükümdar olmasını desteklemiştir. Bâdîs b. Habbûs’un liderliğindeki Zîrîler
Emirliği, 429-465 (1038-1073) yılları arasında Endülüs’teki en güçlü dönemini yaşamıştır. Emirlik,
bu süre zarfında bölgenin önemli güçlerinden biri haline gelmiştir. Bâdîs b. Habbûs’un ilk
hükümdarlık dönemi, çocuklarının eğitimi, fakihlerle kitap kritiği gerçekleştirme, elçileri karşılama
ve danışmanlığını üstlenen kardeşinin oğlu Yiddîr b. Hubâse ile taht mücadelesi gibi çeşitli
faaliyetlerle şekillenmiştir. Emir Bâdîs, liderliğinin ilk yıllarında önemli kararlar alarak emirliğin
güçlenmesine büyük katkılarda bulunmuştur. Bu dönem, Endülüs siyasi sahnesinde Zîrîler
Emirliği’nin güçlü bir konum elde ettiği ve yönetiminin bölge üzerinde önemli bir etki bıraktığı bir
dönem olmuştur.
Egemenlik alanını genişletmek isteyen Bâdîs b. Habbûs, karşısındaki en büyük engelin, İşbîliye’de
bulunan Abbâdîler olduğunun farkındaydı. Abbâdîlerin lideri ise Ebu’l-Kâsım b. Abbâd’ın oğlu İsmâil
idi. Bâdîs b. Habbûs, büyük bir askeri güce sahipti. Ancak, Abbâdî lideri İsmâil, Endülüs’te varlığını
sürdüren Berberîleri ortadan kaldırmak istiyordu, bu hedefinin gerçekleşmesi karşısında en büyük
engel de, Gırnata sultanı Bâdîs b. Habbûs ve liderliğindeki ordusuydu. Ebü’l-Kâsım İbn Abbâd,
İşbîliye’deki hâkimiyetini genişletmek amacıyla oğlu İsmâil b. Abbâd’ı hâcib olarak atadı. Bu stratejik
hamle, İbn Abbâd’ın İşbîliye dışındaki etkisini artırma stratejisinin bir parçasıydı. Ancak, bu kararın
ardından maddî gücü ve özellikle mânevî hâkimiyeti tehlikeye giren Yahyâ b. Ali b. Hammûd,
İşbîliye’yi hedef alarak Berberî liderlerini bir araya getirmeye karar verdi. Zîrîlerin hükümdarlığı
döneminde, Bâdîs b. Habbûs’un torunu Temîm b. Bulukkîn ile oğlu Abdullah b. Bulukkîn arasında
meydana gelen anlaşmazlıklar, Zîrî hanedanının gerilemesine neden olmuştur. Zîrîlerin en prestijli
ve uzun süreli lideri, Bâdîs b. Habbûs olmuştur. Bu makalenin yazılma sebebi, Bâdîs b. Habbûs’un
97
yaşadığı dönemdeki tarihi ve kültürel bağlam, onun toplum, bilim ve sanat gibi alanlardaki kişisel
katkıları, hayatındaki ilginç olaylar ve toplum üzerindeki yansımaları, ölümünden sonraki etkileri ve
mirası ile ilgili ayrıntılı bir araştırmanın eksikliğidir
Âşık Hasan, Şiir Sanatı, (Danışman: Prof. Dr. Bayram Durbilmez)
Lisans hayatımdan bugüne kadarki süreçte ilmi ile yoluma ışık tutan, hedefe
ulaşmamda sabırla yardımcı olan, beni destekleyen, değerli fikirleriyle yol
göstericilik yapan, âşık edebiyatı gibi önemli bir alanda Türk halk edebiyatına ve
kültürüne hizmet etme imkânı tanıyan, deneyimlerini paylaşan, özel arşivini açarak
yararlanmamı sağlayan tez danışmanım, saygıdeğer hocam Prof. Dr. Bayram
DURBİLMEZ’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Şahsi kütüphanesini açarak
mecmualara ulaşmamı sağlayan Rasim DENİZ’e ve şiirlerini paylaşan Âşık Ziya
AVŞAR’a, Erkiletli Âşık Mustafa ALICI’ya teşekkür etmeyi bir borç olarak
gördüğümü belirtmek isterim.
Bu uzun soluklu süreci benimle beraber yürüyen, destek olan, her zaman yanımda
olarak güçlü hissetmemi sağlayan aileme de minnettar olduğumu ifade etmekten
onur duyarı
Investigation of high temperature performance of fiber reinforced waste basalt powder based geopolymer mortars
Bu tezde bazalt taşı kesim atığı sodyum silikat ile aktive edilerek harç karışımları oluşturulmuştur. Karışımlarda sodyum silikat içeriği bazalt atığı ağırlığının %10'u kadar Na2O içerecek şekilde belirlenmiştir. Fibersiz karışımların yanında hacimce %0.5 ve %1 bazalt veya polipropilen lif içeren fiber takviyeli geopolimer harç karışımları oluşturulmuştur. Üretilen karışımlar 100 ºC'de 8 saat ile 24 saat olmak üzere 2 farklı sürede ısıl küre tabi tutulmuştur. Harç karışımlarında ısıya dayanıklılığı nedeniyle bazalt kumu kullanılmıştır. Harç karışımlarından elde edilen 7, 28 ve 56 günlük numuneler üzerinde eğilme ve basınç dayanımı deneyleri gerçekleştirilmiştir. Harçların dayanım değerlerine ısıl kür süresinin ve fiber içeriğinin etkileri irdelenmiştir. Ayrıca, geopolimer harçlar 600 ºC, 800 ºC ve 1000 ºC olmak üzere 3 farklı sıcaklığa ayrı ayrı maruz bırakılmıştır. Yüksek sıcaklık etkisi sonrasında harçlar üzerinde eğilme ve basınç dayanımı deneyleri gerçekleştirilmiştir. Yüksek sıcaklık etkisiyle harçlarda meydana gelen ağırlık kayıpları da belirlenmiştir. Bununla birlikte, seçilen harçlar üzerinde XRD ve SEM/EDX analizleri yapılarak harçların mikro yapılarında yüksek sıcaklık etkisiyle meydana gelen değişimler araştırılmıştır. Harçların hiçbirinde 600 ºC, 800 ºC ve 1000 ºC etkisi altında basınç dayanımı kaybı meydana gelmemiş, hatta deney öncesine göre farklı oranlarda dayanım artışı gözlenmiştir. Fiber takviyeli atık bazalt tozu esaslı geopolimer harçların 1000 ºC'ye kadar olan sıcaklıklara dayanıklı olduğu görülmüştür.In this thesis, mortar mixtures were created by activating basalt stone cutting waste with sodium silicate. The sodium silicate content in the mixtures was determined to contain 10% Na2O by weight of the basalt waste. In addition to fiber-free mixtures, fiber-reinforced geopolymer mortar mixtures containing 0.5% and 1.0% basalt or polypropylene fiber by volume have been manufactured. The produced mixtures were subjected to thermal curing at 100 ºC for 2 different periods: 8 hours and 24 hours. Basalt sand was used in mortar mixtures due to its heat resistance. Flexural and compressive strength tests were carried out on 7, 28 and 56 day old specimens obtained from mortar mixtures. The effects of thermal curing time and fiber content on the strength values of mortars were examined. Additionally, geopolymer mortars were separately exposed to 3 different temperatures: 600 ºC, 800 ºC and 1000 ºC. Flexural and compressive strength tests were carried out on the mortars after high-temperature exposure. Weight losses in mortars due to high temperature were also determined. In addition, XRD and SEM/EDX analyses were performed on the selected mortars to investigate the changes in the microstructure of the mortars due to high temperature. There was no loss of compressive strength in any of the mortars under the influence of 600 ºC, 800 ºC and 1000 ºC, and even a strength increase at different rates was observed compared to before the experiment. It has been observed that fiber-reinforced waste basalt powder-based geopolymer mortars are resistant to temperatures up to 1000 ºC
Mülûkü't-tavâif döneminde sosyal yaşam
Mülûkü't-tavâif dönemi, tarihsel olarak oldukça karmaşık ve zengin bir
süreçtir. Bu dönem, farklı etnik grupların ve kültürlerin bir araya geldiği,
siyasi ve sosyal değişimlerin yoğun olarak yaşandığı bir evreyi temsil eder.
Bu araştırma, Mülûkü't-tavâif dönemindeki sosyal yaşamın derinlemesine
incelenmesini amaçlamaktadır. Genellikle 1031-1090 yılları arasını
kapsayan Mülûkü't-tavâif dönemi, Endülüs'teki siyasi bölünmeyi yansıtır.
Endülüs'te, Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar gibi farklı topluluklar
uzun bir süre boyunca bir arada yaşamış ve kültürel alışverişte
bulunmuşlardır. Aynı zamanda, toplumsal sınıflar arasındaki ayrım daha
belirgin hale gelmiş ve yeni liderlik yapıları ortaya çıkmıştır. Müslümanlar
genel nüfusun büyük çoğunluğunu oluştururken, bu grup Araplar,
Berberîler, Müvelledler, Sakâlibe gibi çeşitli unsurlardan oluşmuştur.
Berberîler ise fetih sırasında ve sonrasında farklı gruplara ayrılmış ve
Mülûkü’t-tavâif döneminde yeni Berberî gruplarının gelmesiyle sürecin
devam ettiği görülmüştür. Yerli halk arasında 5/11. yüzyılda başlayan
dönüşümler sonucunda, Müvelledler Müslüman nüfusun en kalabalık
kesimi haline gelmiştir. Ancak, çoğunluk olmalarına rağmen, siyasi
hayatın dışında kalmışlardı