27316 research outputs found
Sort by
Sınırlar üzerinden beden mekân hareket araştırmasında deneyim mekânı tasarımı: yaşayan küp
Bu çalışmada beden, mekân ve hareket üçlüsünün sınırlarını kaybettiği ve birbiri içinde
kaybolduğu fenomenolojik, Deleuzecü ve post-yapısalcı felsefi yaklaşımlar üzerinden sınır
ve sınırsızlık tartışmaları yapılmıştır. Bu bağlamda inceleme ve analiz için bir deneyim
mekânı tasarlanması ön görülmüştür. Çalışma kapsamında tasarlanan “Yaşayan Küp”
isimli deneyim mekânıyla bu üç kavram arasında kurulan ilişki ve ilişki potansiyelleri incelenmiştir.
Bu tasarım ile mekânsal ve bedensel sınırların sorgulandığı bir tartışma alanı
kurmak amaçlanmaktadır. Hareketin incelenmesi için özelleşen hareket grubu olarak yoga
seçilmiştir. Yoga, deneyim mekânındaki hareketlerin incelenmesinde kendi içindeki sınır
ve sınırsızlık çatışmaları dolayısıyla temel alınan noktalardan biri olmuştur. Bu deneyim
mekânında, iplerle birbirine ve mekâna bağlanan hareketleri sınırlandırılmış bedenler, yoganın
sınırlı (belirli) hareketlerini gerçekleştirmeye çalışır. Aynı zamanda ipler aracılığıyla
diğer bedenlerle kurulan diyaloglar sayesinde bu sınır ve sınırsızlık arasında bulunan melez
durumda başlangıcı ve sonu olmayan, sınırsız varyasyonda hareketler dizisi deneyimlenebileceği
düşünülmüştür. Bu deneyimler beden, mekân ve hareket kavramları ve bunların
sınırları çerçevesinde metinde irdelenmiştir
Türk ve Rus modernleşmesi: Batı’dan farklılaşan süreçler ve sonuçlar
Modernleşme süreci, Batılı olmayan toplumların, Batı’nın ekonomik, siyasi ve sosyal yapılarına ulaşma arzusu doğrultusunda şekillenmiştir. Ancak bu süreç, Batılı ülkelerdeki deneyimlerle aynı sonuçları vermemiş, hatta bu toplumlar için yeni zorluklar yaratmıştır. Batılı olmayan ülkelerin, Batı ile aynı tarihsel koşullara ve kültürel yapılara sahip olmamaları, bu farklılaşmanın temel nedenlerinden biridir. Batıda modernleşme, tabandan gelen talepler ve değişim hareketleriyle ivme kazanırken, Batılı olmayan ülkelerde modernleşme girişimleri genellikle devlet elitlerinin yönlendirmesiyle ve toplumun özgün dinamikleri göz ardı edilerek gerçekleştirilmiştir. Bu süreç, özellikle Türk ve Rus modernleşmelerinde belirgin bir şekilde gözlemlenmiştir. Her iki ülkede de devlet, Batı’nın gelişmiş sistemlerini taklit ederek modernleşme sürecini yukarıdan aşağıya doğru genişletmeye çalışmış, bu durum devlet ve toplum arasında derin gerilimlere yol açmıştır. Bu gerilimler, Batı’da modernleşmenin yarattığı olumlu sonuçların Türkiye ve Rusya’da ortaya çıkmasını engellemiş ve bu ülkelerin Batı’nın dışında kalmasına neden olmuştur. Bu makale, Türk ve Rus modernleşmesinin Batı’dan neden farklılaştığını ve bu süreçlerin toplumlarında yeni toplumsal sınıfların doğup doğmadığını analiz etmeyi amaçlamaktadır
Social studies integrated STEM (SSTEM): a mixed method research
This study is the evaluation of the social studies course taught with SSTEM implementations on the attitudes of the 4th grade primary school students towards Social Studies discipline, on the 21st century learning and renewal skills, as well as the evaluation of the social studies lessons conducted with SSTEM based on the views of elementary school students. Embedded design, one of the mixed research methods, was used in the research. In the quantitative dimension of the study, the pretest-posttest experimental design with control group was used, and in the qualitative dimension, the basic qualitative research design was used. The study group of the research consists of 40 primary school 4th grade students. The data in the quantitative part of the study were obtained by using the “Social Studies Attitude Scale” and the “21st Century Learning and Renewal Skills Scale”. In the qualitative aspect of the research, data were collected with a semi-structured interview form, student diaries, engineering design diaries and researcher diaries. For the interviews, data were collected through a semi-structured interview form from 9 students with good-medium-low academic achievement, selected from the experimental group, with maximum variation sampling, one of the purposive sampling methods. Experimental application lasted for 6 weeks, and lessons were carried out with SSTEM implementations in the experimental group of the research. Mann Whitney U in comparisons between groups in the analysis of quantitative data; Wilcoxon signed-rank test was used for intragroup comparisons, and descriptive analysis was used in the analysis of qualitative data. As a result of the research, it was concluded that SSTEM education approach implementations affected their attitudes towards social studies lesson positively, and 21st century skills such as creative thinking, cooperation, communication and problem solving changed positively while students were doing SSTEM implementations. In line with the results obtained from the research, it has been suggested that similar studies can be carried out not only with the science, technology, engineering and mathematics disciplines that make up the STEM disciplines, but also in all disciplines and all education levels, in order to use the SSTEM education approach more widely and efficiently
Sustainable leadership on a global scale: a bibliographic analysis and the evolution of key concepts
The perspective of sustainable leadership is broadly covered in this investigation, which aims to uncover the main topics and the relations among them in the literature. The research underlines the trends and the thematic specifics in sustainable leadership studies through bibliographic analysis and keyword mapping using VOSviewer software. With the focus on the economic, environmental, and social dimensions of sustainable leadership, the article thoroughly gives the exposition of this multidimensional leading paradigm. The results emphasize the efforts of the leaders who develop strategies for economic sustainability, reduce the environmental impacts, and at the same time, improve social welfare. Besides, the study looks into the effects of digital transformation and the COVID-19 pandemic on the practices of sustainable leadership. The focus during the pandemic is on the leaders' crisis management skills, emphasis on the wellness of employees, and ability to strengthen organizational resilience which are discussed in detail. The results throw light on how sustainable leadership practices can effectively impact various areas like strategic management, employees' involvement, and green innovation. Finally, the study not only stresses the sustainable leadership but also the new paths for future research in the field of modern leadership theories
The use of artificial intelligence in air traffic control: a theoretical review
Aviation is a growing industry critical to commercial and military operations worldwide. This growth brings with it more complex and intensive air traffic management requirements. Air traffic control is a critical service operating within airports and airspace to ensure aircraft's safe, efficient and orderly routing. However, as the traffic density in the airspace increases, human operators are more likely to make mistakes and existing air traffic management systems may be inadequate. At this point, applying artificial intelligence (AI) technologies in air traffic control offers a significant innovation to the sector. This paper examines how AI technologies are used in air traffic control. The opportunities offered by technologies such as machine learning, deep learning, unmanned aerial vehicles (UAVs) and blockchain in air traffic control are discussed, and the role of these technologies in reducing human errors, increasing efficiency and optimizing decision-making processes is discussed. In particular, the integration of UAVs into the airspace and the contributions of AI in managing this process were emphasized. In addition, the benefits of blockchain technology in terms of data security and traceability are evaluated
Création d’un agent conversationnel pour une classe de Français langue étrangère : les apports et les limites pour l’expression ecrite
Cette recherche représente l'un des trois axes de la thèse de doctorat intitulée : « Création d'un Agent Conversationnel pour une classe de Français Langue Étrangère : Les apports et les limites ». À travers cet axe, nous avons observé les effets de l'utilisation d'un AC sur l'apprentissage du FLE, notamment pour l'enseignement de l'expression écrite. Dans cette perspective, nous avons créé un total huit AC basés sur la logique d'arbre décisionnel, comprenant les objectifs relatifs à l'expression écrite du niveau visé, soit le niveau B1+, tiré du volume complémentaire du CECRL (2020). Une étude de type mixte a été utilisée pour atteindre les objectifs de cette recherche, impliquant la recherche-développement et le modèle chronologique. La recherche a été menée pendant le semestre de printemps de l'année académique 2021-2022 et s'est limitée au niveau B1+, avec la participation de 12 apprenants ayant choisi le cours d'expression écrite au deuxième semestre de la première année de licence du Département Français Langue Étrangère de la Faculté de Pédagogie de l'Université Anadolu. Selon les résultats de la recherche, nous pouvons constater qu'un effet significatif dans le développement de la compétence d'expression écrite des apprenants en FLE est présent
Hareketli ve durağan afişlerin dikkat çekme ve bilgiyi aktarma gücü bağlamında karşılaştırılması: bir göz takip çalışması
İnternet ve yeni medyalar yaşam biçimimizi ve iletişim araçlarımızı son yıllarda köklü değişikliklere uğratmışlardır. Grafik tasarım ve 20. yüzyıl geleneksel medyalarının önde gelen iletişim araçlarından biri olan afiş de bu yeni teknolojilerden etkilenen iletişim araçlarımızdan bir tanesidir. İnternet tabanlı yeni medyaların ve elektronik iletişim araçların gelişmesi afiş için görselliğin yanında ses, hareket, etkileşim gibi yeni iletişim imkanları ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma hareketli afişler ile geleneksel durağan afişleri dikkat çekme ve bilgiyi aktarma gücü bağlamında karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Çalışma toplam 100 kişilik örneklem grubu ile yapılmıştır. Araştırma yöntemi olarak sırasıyla göz takip uygulaması (eye tracking) ve yarı yapılandırılmış odak grup çalışması kullanılmıştır. İki aşamalı
araştırma sürecinde elde edilen veriler hareketli ve durağan afişler açısından karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Yapılan karşılaştırmalı analiz sonucunda, hareket eden metinlerin toplam bakma süresi ve bilgiyi aktarma gücü açısından durağan metinlerden daha başarılı olduğunu görülmüştür. Ayrıca hareketli afişlerin içerisinde bulunan sabit ögelerin görünürlüğünün ve bakma sürelerinin de durağan afişlere göre daha başarılı olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma hareketli afişlerin dikkat çekme ve bilgiyi aktarma açısından durağan afişlere göre daha başarılı olduğunu göstermektedir
Etkileşimli sanat ve Cecil Kemperink’in seramikleri
İçinde bulunulan yüzyılın çok sesli, demokratik, sosyal ve etkileşimli ortamının bir yansıması olarak sanatta yaşanan değişim ve dönüşümün sonuçlarından biri olan etkileşimli sanat, sanatçılar kadar izleyicilerin de sanat eserinin parçası olmasına imkân vermiştir. Böylece; sanat eserleri, izleyici için alışılagelmiş durağan formundan uzaklaşmış, dinamikleşmiş, temas edilebilen, duyusal ve fiziksel deneyim fırsatına dönüşebilen etkileşimlerin oluşmasını mümkün kılmıştır. Bu çalışmada ilk olarak; geleneksel sanat anlayışı ile etkileşimli sanat kavramının alan yazında farklı şekillerde yorumlandığı vurgulanmaktadır. Değişen sanat anlayışı ve teknolojik gelişmelerden hareketle, bu çalışmanın ana temasının, izleyicinin katılımcı rolüne bürünmesi olduğu ifade edilebilir. İkinci olarak; etkileşimli sanat kavramından ve bu bağlamda yapılmış sanat örneklerinden bahsedilmektedir. Üçüncü olarak ise; seramik malzemeyi etkileşimli sanat eserlerinin öznesi konumuna getiren sanatçılardan Cecil Kemperink ve sanatçının etkileşimli seramik çalışmalarına odaklanılmıştır. Sanatçı, hareketle bütünleşik sesi sunduğu ve hangi yöne gideceğine kendisi karar veren çalışmalarının rastgele ve beklenmedik hallerinin kabulünü arayan etkileşimli seramik çalışmalarının izleyicisinin deneyimlenmesini incelemekte, seramik malzemenin sınırlarını, kurallarını sorgulayan izleyiciyle birlikte değişen hallerini ortaya koyan yeni bir tavra dikkat çekmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda; çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup veri toplama yöntemi olarak da “Doküman İncelemesi” kullanılmıştır. Alanda konu ile ilgili herhangi bir çalışma olmadığından Cecile Kemperink’in eserlerinden faydalanılarak oluşturulan bu metnin, literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Terör örgütlerinin kitle imha silahlarına erişim ve kullanma riski üzerine bir değerlendirme
11 Eylül Saldırıları sonrası terörizm olgusu dünya kamuoyunun gündeminde önemli bir yer tutmuştur. Terör örgütlerinin amaçlarını gerçekleştirmek için neleri göze alabileceği ise bir diğer tartışma konusu olarak karşımıza çıkmıştır. Kitle imha silahları ile 20. yüzyılda tanışan dünya, bu silahların yarattığı yıkımı acı bir şekilde tecrübe etmiştir. Konvansiyonel silahlardan çok daha güçlü olan kitle imha silahlarının özellikle terör örgütleri gibi devlet dışı aktörlerin eline geçmesi ve kullanılması büyük bir sorundur. Bu çalışmada terör örgütlerinin kitle imha silahları kullanma motivasyonları incelenerek bu silahları kullanan, kullanmaya teşebbüs eden veya bu silahları üretmek için muhtelif girişimleri olan Aum Shinrikyo, DEAŞ, El-Kaide ve Tamil İlam Kurtuluş Kaplanları adlı dört terör örgütünün kitle imha silahları ile arasındaki ilişki ortaya konularak bu örnekler üzerinden Türkiye bakımından kitle imha silahları terörizmine ilişkin risk ortaya konulmaya çalışılacaktır
Çağdaş heykel sanatında temsil stratejisi olarak küçük ölçekli insan figürleri
Araştırmada çağdaş heykel sanatında yer alan figür pratiklerinde küçük ölçeğin bir temsiliyet tercihi ve bağlam unsuru olarak ele alınması durumu; çağdaş sanat kapsamında değişen ölçek algısı doğrultusunda ölçekte indirgemenin/ ölçek manipülasyonun ne ifade ettiği çözümlenerek ele alınmaktadır. Araştırma, figüratif heykelde küçük ölçek tercihinin sanatçıların ele aldığı eser temalarına olan etkilerini, çağdaş heykel sanatı içerisinde öne çıkan; Isaac Cordal, Ron Mueck, Tomoaki Suzuki ve Stephan Balkenhol gibi sanatçıların eserleri ışığında sorgulamaya açmaktadır. Araştırmaya konu olan kavramların ve eserlerin çözümlemelerine yönelik; kuramsal içeriği oluşturmak amacıyla literatür taranmıştır. Ulaşılan verilerden araştırmacının konuyla ilgili düşüncelerini destekleyen kaynaklar seçilmiştir. Kaynaklardan elde edilen veriler, salt alıntı şeklinde bırakılmamış, araştırmaya bağlı olarak konu ile ilgili tespitlerde bulunulmuş, alıntılar sorgulanarak yorumlanmış/ çözümlenmiştir. Bu anlamda araştırma genelinde, değerlendirmeye alınan sanatçıların eserleri üzerinden çözümlemelerinde yardımıyla; figür pratiklerinde indirgenmiş ölçeğin varoluşsal ve toplumsal yeni bağlamları keşfetmek ve izleyiciye iletmek amacıyla sıklıkla değişime sokulan bir nitelik olduğu, bedenin/insan formunun görsel ve kavramsal yönlerini varoluşsal çerçeveler içinde aktarmak için temel çıkış noktalarından biri olmak adına önemli roller üstlendiği, izleyiciyi mevcut fiziksel zaman ve mekân algısından koparma potansiyeli taşıdığı, kişisel yaşam örüntülerine, psikolojiye dönük olarak izleyiciyi etkilediği dolayısıyla iç gözlemsel tefekküre teşvik ettiği, sonuç olarak heykelsi hikâye anlatımının sınırlarını da yeniden tanımladığı bulgular dahilinde söylenebilir