Istanbul Sabahattin Zaim University

DSpace@IZU
Not a member yet
    7495 research outputs found

    The Effect of Nutrition Literacy on Hedonic Hunger and Eating Behavior

    Get PDF
    Bu araştırma, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi öğrencilerinin beslenme okuryazarlığı düzeyleri ile hedonik açlık ve yeme davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla, 123'ü erkek ve 315'i kadın olmak üzere toplam 438 öğrenciyle yürütülmüştür. Veriler, Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı (YBOYDA), Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplanmış ve SPSS v27 programı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların %81,3'ü yeterli beslenme okuryazarlığına sahip olup, kadınların YBOYDA puanları erkeklerden anlamlı düzeyde yüksektir. Genel katılımcı grubunda, YBOYDA'nın yalnızca "Porsiyon Miktarları" alt faktörü ile "BGÖ toplam" puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, ancak oldukça zayıf düzeyde pozitif bir ilişki gözlenmiştir. Kadın bireylerde bu ilişki sadece "Porsiyon Miktarları" ile "Besin Mevcudiyeti" arasında sınırlı kalmış; BGÖ toplam puanı üzerinde anlamlı bir etki saptanmamıştır. Buna karşılık, erkek bireylerde YBOYDA toplam puanları ve bazı alt faktörler ile BGÖ toplam puanı ve alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü ilişkiler gözlenmiştir. DEBQ analizlerinde, beslenme okuryazarlığının özellikle erkek bireylerde kısıtlayıcı ve duygusal yemeyi azaltmada etkili olabileceği gözlenmiştir. Erkeklerde, toplam YBOYDA puanları ile birlikte "Genel Beslenme Bilgisi", "Okuduğunu Anlama ve Yorumlama" ve "Gıda Etiketi Okuma ve Temel Matematik" gibi alt faktörler ile kısıtlayıcı ve duygusal yeme davranışları arasında negatif yönde, anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu sonuçlar, beslenme okuryazarlığının bireylerin yeme davranışları üzerinde sınırlı ama anlamlı etkileri olabileceğini; özellikle erkek bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu göstermektedir.This study examined the relationship between nutrition literacy, hedonic hunger, and eating behaviors among students at Istanbul Sabahattin Zaim University. A total of 438 students participated — 123 males, 315 females. Data were collected through face-to-face surveys using the Evaluation Instrument of Nutrition Literacy on Adults (EINLA), the Power of Food Scale (PFS), and the Dutch Eating Behavior Questionnaire (DEBQ), and analyzed via SPSS version 27. It was found that 81.3% of participants had adequate nutrition literacy, and females had significantly higher EINLA scores than males. In the overall sample, a statistically significant but very weak positive correlation was observed only between the "Portion Sizes" subscale of EINLA and total PFS score. Among females, this relationship was limited to the "Portion Sizes" and "Food Availability" subscales, with no significant effect on total PFS. In contrast, significant positive correlations were observed between total EINLA scores and some sub-factors, and total PFS scores and subdimensions in males. DEBQ analyses indicated that nutrition literacy might reduce restrictive and emotional eating behaviors, particularly among males. In male participants, increases in total EINLA scores — as well as subscales such as "General Nutrition Information," "Reading Comprehension and Interpretation," and "Reading Food Labels and Basic Mathematics" — were significantly and negatively associated with restrictive and emotional eating. These findings suggest that while nutrition literacy may have limited impact on eating behaviors overall, its influence appears more meaningful — especially among males

    The Mediating Role of Emotion Regulation in the Relationship Between Self-Compassion and Intolerance of Uncertainty

    Get PDF
    Bu çalışmada öz duyarlılık ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü incelenmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemi olan ilişkisel tarama modeli kullanılarak araştırma yapılmıştır. Araştırmaya katılan katılımcıların 327'si (%71.24) kadın ve 132'si (%28.75) erkek olmak üzere 459 kişiden oluşmaktadır. Yapılan çalışmada "Öz Duyarlık", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük" ve "Duygu Düzenleme" ölçeği ile birlikte araştırmaya katılan bireylerin demografik bilgilerini almak için "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Uygulanan ölçeklerin analizi için; frekans ve yüzdelikler, t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon ve aracılık rolünün analizi için çoklu aracı analizinden yararlanılmıştır. Çalışmada erkeklerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt ölçeği ileriye yönelik kaygı, akademik not ortalaması 69 ve altı olanların belirsizliği tahammülsüzlük ve alt ölçekleri, günlük internet kullanımı 1 saatten az olanların belirsizliğe tahammülsüzlüğü ve 4 saat üzeri olanların ileriye yönelik kaygı ve engelleyici kaygılarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kadınlarda, 14-15 ve 18-19 yaşındakilerde ve 6-8 aralığında uyuyanların öz duyarlıklarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte kadınlarda ve 6-8 saat arası uyuyanlarda duygu düzenleme alt boyutları, orta seviye gelir düzeyine sahip olanların ve günlük 2-3 saat internet kullananların (yeniden değerlendirme), 70-84 not ortalamasındakilerin (bastırma) puanları daha yüksek bulunmuştur. Öz duyarlık ve duygu düzenlemenin (yeniden değerlendirme), belirsizliğe tahammülsüzlük ve alt ölçekleri ile arasında negatif, belirsizliğe tahammülsüzlük alt ölçeği engelleyici kaygı ve duygu düzenlemenin alt boyutu bastırma arasında pozitif, öz duyarlık ve duygu düzenleme alt boyutu yeniden değerlendirme arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Öz duyarlılık ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkide duygu düzenleme alt boyutlarının (yeniden değerlendirme ile bastırma) çoklu aracılığına bakılmıştır ve bu sonuca göre öz duyarlığın belirsizliğe tahammülsüzlük üzerinde doğrudan etkisi negatif yönde olmakla birlikte anlamlıdır. Öz duyarlılğın duygu düzenleme alt boyutlarından yeniden değerlendirme ile arasında pozitif, bastırma ile negatif yönde anlamlı bir etkisi bulunmakla birlikte sonuçlar incelendiğinde dolaylı etkilerinin tamamında güven aralıklarının sıfır içermesinden dolayı model anlamlı çıkmamış diğer bir ifade ile öz duyarlık ile belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilşkide duygu düzenleme alt boyutlarının bir aracılığı söz konusu olmamıştır. Ulaşılan bulgular tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.This study examined the mediating role of emotion regulation in the relationship between self-compassion and intolerance of uncertainty. The study was conducted using the relational screening model, which is a quantitative research method. The participants in the study consisted of 459 people, 327 (%71.24) of whom were female and 132 (%28.75) of whom were male. In the study, "Self-Compassion", "Intolerance of Uncertainty" and "Emotion Regulation" scales were used along with the "Personal Information Form" to obtain demographic information of the individuals participating in the study. For the analysis of the applied scales; frequency and percentages, t test, one-way analysis of variance (ANOVA), Pearson correlation and multiple mediator analysis were used for the analysis of the mediating role. In the study, it was found that men had higher intolerance of uncertainty and its subscale anticipatory anxiety, those with an academic grade point average of 69 and below had higher intolerance of uncertainty and its subscales, those whose daily internet use was less than 1 hour had higher intolerance of uncertainty, and those whose daily internet use was more than 4 hours had higher anticipatory anxiety and inhibitory anxiety. It was found that women, those aged 14-15 and 18-19, and those who slept between 6-8 had higher self-compassion. However, in women and those who slept between 6-8 hours, the emotion regulation subscales, those with a medium income level and those who used the internet for 2-3 hours per day (reappraisal), and those with a grade point average of 70-84 (suppression) were higher. A negative relationship was found between self-compassion and emotion regulation (reappraisal) and intolerance of uncertainty and its subscales, a positive relationship was found between intolerance of uncertainty subscale inhibitory anxiety and suppression of emotion regulation subscale, and a positive relationship was found between self-compassion and reappraisal of emotion regulation subscale. Multiple mediation of emotion regulation subscales (reappraisal and suppression) was examined in the relationship between self-compassion and intolerance of uncertainty and according to this result, the direct effect of self-compassion on intolerance of uncertainty is significant although negative. Although there is a positive effect between self-compassion and reappraisal and a negative effect with suppression among the emotion regulation subscales, when the results were examined, the model was not significant because the confidence intervals included zero in all of the indirect effects, in other words, there was no mediation of emotion regulation subscales in the relationship between self-compassion and intolerance of uncertainty. The findings were discussed and suggestions were made

    Federated Transfer Learning for Distributed Drought Stage Prediction

    Get PDF
    Due to the uncertain nature of drought, it is one of the most menacing natural disasters. Drought modeling (Prediction, Detection, Forecasting, and Stage Prediction) is very essential for efficient policy making. But one of the key problems with drought modeling is the limited availability of centralized datasets. To address this problem, we are a novel proposing federated learning based transfer learning models for the prediction of drought stages. In this study, satellite image dataset was collected from the Tharparkar district (prone to drought) of Pakistan. We trained the dataset using traditional and federated learning approaches, comparing centralized ML models, pre-trained models, and their respective federated learning models (FL-ResNet, FL-DenseNet, FL-MobileNet). The development of these models is the novel aspect of the study specifically for the use case of drought stage prediction. Based on the final evaluation, FL-MobileNet achieved 82% precision while baseline MobileNet scored 68%. The results show the effectiveness of novelty (federated learning), that our proposed framework improves the performance of the drought stage classification task

    The Lease Contract as a Method Applied for Service Financing in Participation Banking and Its Analysis From the Perspective of Islamic Law

    Get PDF
    Katılım bankaları gerek bireylerin gerek işletmelerin karşı karşıya kaldığı finansman ihtiyacına başta faiz olmak üzere İslam hukukunun yasakladığı olumsuz özelliklerden sakınarak cevap verme amacıyla tesis edilmiş yapılardır. Finansman yöntemlerini de bu hassasiyete cevap verebilecek şekilde yapılandırmış, bu sayede hem teori hem de uygulamada konvansiyonel bankacılıktan farklı birtakım yapı ve süreçleri benimsemiştir. Katılım bankalarının finansman yöntemlerinin temelinde İslam hukukunca meşru kabul edilen sözleşmeler bulunmaktadır. Finansmanın konusuna göre bu sözleşme bazen satım, bazen ortaklık, bazen de vekalet vb. şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Katılım bankalarının bireysel ve kurumsal müşterileri tarafından ihtiyaç duyulan hizmet alımlarının finansmanı amacıyla başvurulan sözleşmelerin başında ise icâre akdi gelmektedir. Ancak icârenin hem İslam hukukuna özgü kompleks yapısı hem de finansal bir ürün olarak tasarımındaki zorluklar bu ürün hakkında kapsamlı akademik çalışmaların yapılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Makalemizde katılım bankalarında hizmet finansmanı amacıyla başvurulan icâre sözleşmesi üzerinde durulmuş, konu hakkındaki klasik ve modern yaklaşımlar ana hatlarıyla belirtilmiş, hizmet finansmanında gözetilmesi gereken önemli hususlara değinilmiş ve Türkiye’deki hizmet finansmanı uygulamalarına yönelik tavsiyelerde bulunulmuştur.Participation banks are established structures aiming to respond to the financing needs of both individuals and businesses, avoiding negative features prohibited by Islamic law, primarily interest. They have structured their financing methods to meet this sensitivity, and as a result, have adopted different structures and processes in both theory and practice compared to conventional banking. At the core of the financing methods of participation banks lie contracts that are considered legitimate under Islamic law. Depending on the subject of financing, these contracts can sometimes appear in the form of sales, partnerships, agency agreements, and so on. At the forefront of the contracts applied for financing service purchases required by individual and corporate customers of participation banks is the lease/ijara contract. However, both the complex structure of lease specific to Islamic law and the challenges in its design as a financial product have necessitated comprehensive academic studies on this product. In this article, we have focused on the lease contract applied for service financing in participation banks, outlined the classic and modern approaches to the subject, touched upon important considerations in service financing, and provided recommendations for service financing practices in Turkey

    Facility Location Selection According to Risk Factors in Hydrogen Energy with FUCOM and MOORA

    Get PDF
    Fosil yakıtların tükenmesi, küresel ısınmayı önlemek, yaşanabilir ve sürdürebilir bir yaşam için temiz enerjinin önemi giderek artmaktadır. Bunu sağlamak için kullanılan yenilenebilir enerjiler çok çeşitlidir. Bu kaynaklardan olan hidrojen enerjisi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Hidrojen enerjisi, bu yüzyılın devamında en popüler enerji kaynağı olarak görülmektedir. Bu enerji tesisinin kurulumunun, üretiminin, taşınmasının ve depolanmasının içerdiği tehlikeler ve sonucunda oluşan riskler vardır. Yenilenebilir enerjiyi en uygun biçimde kullanabilmek ve maksimum yarar sağlayabilmek için bu risklerin tespiti, tanımlanması, analiz edilmesi ve önlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, hidrojen enerjisi üretim ve depolama tesisinde oluşması muhtemel tehlikeli durumlar ve riskler literatür taraması yoluyla analiz edilmiştir. Elde edilen risk faktörleri tecrübeli sektör çalışanları ve konusunda uzman akademisyenlerce değerlendirilmiştir. Hidrojen enerji tesis yeri seçimi için en önemli faktörlerden olan risk göz önüne alınarak yapılan ilk çalışma olması sebebiyle literatüre katkı sağlamaktadır. Karada veya denizde kurulması opsiyonel olan hidrojen enerji santrali için, risk faktörleri çerçevesinden FUCOM ve MOORA yöntemleri ile değerlendirme yapılmış ve enerji santralinin karada kurulmasına karar verilmiştir.The importance of clean energy is gradually increasing for the depletion of fossil fuels, preventing global warming, and a livable and sustainable life. The renewable energies used to achieve this are very diverse. Hydrogen energy from these sources is the subject of this study. Hydrogen energy is seen as the most popular energy source for the rest of this century. There are hazards and consequent risks involved in the installation, production, transportation and storage of this power plant. In order to use renewable energy in the most appropriate way and to provide maximum benefit, these risks need to be identified, defined, analyzed and prevented. In this study, possible dangerous situations and risks that may occur in the hydrogen energy production and storage facility were analyzed through literature review. Obtained risk factors were evaluated by experienced sector workers and academicians specializing in hydrogen energy. For the hydrogen power plant which is optional to be built on land or at sea, an evaulation was made with the FUCOM and MOORA methods within the framework of risk factors, and it was decided to establish the power plant on land

    موسوعة أصول الفكر السياسي والاجتماعي والاقتصادي

    No full text
    Güncel ve toplumsal hadis yorumculuğu günümüzde yapılacak hadis araştırmalarında öncelikli bir konu olarak görünmektedir. Günümüzde hazırlanacak kapsamlı hadis şerhlerinin zamanımızın ihtiyaçları ve meseleleri istikametinde bir tasnife tabi tutulmasının gerekli olduğu açıktır. Hatice Nebrâvî isimli araştırmacı tarafından telif edilen Mevsûatu usûli’l-fikr es-siyâsî ve’l-ictimâî ve’l-iktisâdî min neb‘i’s-sünneti’ş-şerîfe ve hedyi’l-hülefâi’r-râşidîn isimli, 2003 senesinde birinci baskısı, 2008 senesinde ise ikinci baskısı gerçekleştirilen beş ciltlik eser ictimâî, idârî ve iktisâdî konularda vârid olan hadisleri ilgili sosyal bilimler ışığında muasır bir tasnife göre bir araya getirmiştir. Mezkûr eser bu yönüyle, bu amaçla hazırlanmış olan en kapsamlı ve ciddi çalışma olarak tebârüz etmektedir. Çalışmanın asıl amacı hadislerin günümüz sosyal bilimlerine uygun çağdaş bir tasnifle araştırmacılara takdim edilmesidir. Eserde toplam 14,800 hadis tasnif edilmiş bir şekilde bulunmaktadır. Bu hadisler Müttakî el-Hindî’nin (öl. 975/1567) Kenzü’l-ʿummâl fî süneni’l-akvâl ve’l-efʿâl isimli eserinin incelenmesi yoluyla seçilmiştir. Kitapta her alt başlıkta, hadislerden önce Kur’an-ı Kerim’den o bölümle ilgili ayetlerin gösterilmesi, ayrıca konuyla ilgili güncel kaynaklar ışığında kısa bir giriş yapılması, okuyucuya kapsamlı bir bakış açısı kazandırmaktadır

    The Period of Kilij Arslan I (1092–1107) and the Seljuk Resistance Against the Crusades in Anatolia

    Get PDF
    I. Kılıçarslan devri (1092-1107), Türkiye Selçuklu Devleti'nin Anadolu'daki Haçlı tehdidine karşı verdiği mücadelenin kritik bir aşamasıdır. Papa II. Urbanus’un teşvikiyle başlayan Birinci Haçlı Seferi (1096-1099), Batı Hristiyanları tarafından Anadolu'yu geçiş güzergahı olarak kullanarak Kudüs'e ulaşmak amacıyla başlatılmıştır. Haçlılar, Selçuklu topraklarına saldırarak bölgenin askeri ve siyasi yapısını tehdit etmiştir. I. Kılıçarslan, askeri strateji ve taktikleriyle, özellikle 1097’deki Dorylaion Muharebesi gibi kritik çatışmalarda, sayısal olarak üstün olan Haçlılara karşı etkili bir direniş sergilemiştir. Vur-kaç ve yıpratma stratejileriyle Haçlı ilerleyişini yavaşlatıp, kısmen durdurmuştur. I. Kılıçarslan’ın liderliği, sadece askeri değil, aynı zamanda Türklerin Anadolu’daki kültürel ve siyasi varlığını korumada da belirleyici olmuştur. Bu çalışma, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan’ın Birinci Haçlı Seferi’ne karşı yürüttüğü askeri, siyasi ve kültürel mücadeleleri detaylı bir şekilde incelemekte ve Selçuklu Devleti’nin Anadolu’daki kalıcı varlığını nasıl tesis ettiğini, dönemin birinci el kaynakları ve modern analizlerle ortaya koymaktadır.The period of Sultan I. Kılıçarslan (1092-1107) represents a critical phase in the struggle of the Seljuk Empire of Turkey against the Crusader threat in Anatolia. The First Crusade (1096-1099), initiated by Pope Urban II's encouragement, aimed to use Anatolia as a passage route to reach Jerusalem. The Crusader armies attacked Seljuk territories, threatening the region's military and political structure. However, I. Kılıçarslan, through military strategies and tactics, particularly in crucial battles such as the Battle of Dorylaion in 1097, mounted effective resistance against the numerically superior Crusader forces. His use of hit-and-run tactics and attrition strategies slowed and, in some cases, halted the Crusader advance. I. Kılıçarslan's leadership was decisive not only in military terms but also in preserving the cultural and political presence of the Turks in Anatolia. The Crusaders’ progression through Anatolia strengthened local support for the Seljuk rule. This study thoroughly examines the military, political, and cultural struggles of Sultan I. Kılıçarslan during the First Crusade and highlights how the Seljuk Empire solidified its lasting presence in Anatolia. This period represents not only a military victory but also a turning point that shaped the socio-cultural and political structure of the Turks in Anatolia

    Developing Coping Skills for Young Adults Living with HIV: A Group Work Design through a Social Work Approach

    Get PDF
    Bu çalışma, genç yetişkinlik döneminde HIV ile yaşayan kişilerin yaşadığı çok boyutlu sorunları ele almak ve baş etme becerilerini desteklemeye yönelik örnek bir grup çalışması tasarımı sunmayı amaçlamaktadır. Genç yetişkinlik dönemi, kişilerin sosyal rollerini tanımlama, eğitim hayatını tamamlama, iş yaşamına katılma ve romantik ilişkiler kurma gibi gelişimsel görevlerle karşılaştığı hassas bir evre olup, bu süreçte HIV ile yaşamak kişiler için tıbbi, psikolojik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla özgün bir deneyim oluşturmaktadır. Sunulan grup çalışması; bilgi edinme, duygusal farkındalık geliştirme, sosyal ilişkileri güçlendirme ve sağlıklı yaşam becerilerini destekleme hedefleri doğrultusunda yapılandırılmıştır. Altı oturumdan oluşması planlanan çalışmanın hazırlık süreci; grup yapısı, amacı, süresi, yeri, yönetici özellikleri, üye seçimi ve oturum gündemleri çerçevesinde kuramsal ve saha temelli yaklaşımlar doğrultusunda açıklanmaktadır. Oturum içerikleri, HIV ile yaşayan kişiler için farkındalık, empati, sosyal destek, ilişkiler, sağlıklı yaşam stratejileri ve gelecek perspektifi temaları etrafında şekillenmekte olup, özellikle cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarına uygulanabilir bir örnek model sunmayı hedeflemektedir.This study aims to address the multidimensional impacts experienced by individuals living with HIV during young adulthood and to present a sample group work design to support their coping skills. Young adulthood is a sensitive developmental stage in which individuals engage in identity formation, define social roles, complete their education, enter the workforce, and establish romantic relationships. Living with HIV during this period constitutes a unique experience with medical, psychological, social, and economic dimensions. The proposed group work is structured around the goals of enhancing knowledge, developing emotional awareness, strengthening social relationships, and supporting healthy life skills. The preparatory phase of the six-session group work is explained through theoretical and field-based approaches within the framework of group structure, purpose, duration, setting, facilitator characteristics, member selection, and session agendas. The session content is shaped around the themes of awareness, empathy, social support, relationships, healthy lifestyle strategies, and future perspectives for individuals living with HIV, aiming to offer an applicable model particularly for social workers working in the field of sexual and reproductive health

    The Investigation of the Relationship Between Emotion Regulation Difficulties and Psychological Resilience Levels of Special Education Teacher Candidates

    Get PDF
    Bu araştırmanın amacı özel eğitim öğretmen adaylarında duygu düzenleme güçlüğü ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu araştırma genel tarama modelleri içeirisinde yer alan ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu üniversitede öğrenimini sürdürüen 265 (%68,5)’i kadın, 122 (%31,5)’si erkek 387 özel eğitim bölümü öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu, Yetişkin Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve araştırmacıların hazırladığı kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi betimsel istatistikler, bağımsız örneklemler t-testi, Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı ve basit doğrusal regresyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular incelendiğinde özel eğitim öğretmen adaylarının duygu düzenleme güçlüğü düzeylerinin cinsiyete ve özel gereksinimli yakına sahip olma durumuna göre anlamlı olarak farklılaşmadığı görülmüştür. Özel eğitim öğretmen adaylarında duygu düzenleme güçlüğü ve psikolojik sağlamlık arasında negatif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu; psikolojik sağlamlığın duygu düzenleme güçlüğünü anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. İlgili alanyazın incelendiğinde araştırma bulgularına paralel ve zıt yönde bulgulara rastlanmıştır. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre özel eğitim öğretmen adaylarının duygu düzenleme güçlüklerinin hem çeşitli demografik değişkenlerle hem de algılanan sosyal destek, öz yeterlilik algısı gibi değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi önerilmektedir. Bununla birlilkte adayları özel gereksinimli bireylerle çalışmaya hazırlamak ve duygu düzenleme beceriletini geliştirebilmek amacıyla psikoeğitim çalışmaları, bireysel ve grupla psikolojik danışma uygulamalarının yürütülmesi önerilmektedir.The purpose of the study is to examine the relationships between emotional regulation difficulties and psychological resilience in special education teacher candidates. The research was carried out with the relational scanning model, one of the general scanning models. The study group consists of 387 special education department students, 265 (68,5%) of whom are female and 122 (31,5%) of whom are male. In this study, Emotion Regulation Difficulty Scale Short Form, Adult Psychological Resilience Scale and a personal information form developed by the researchers were used as data collection tools. Descriptive statistics, independent samples t-test, Pearson moment correlation coefficient and simple linear regression analysis were used to analyze the data. As a result of the research, it was determined that the emotional regulation difficulty levels of special education teacher candidates did not differ significantly according to gender and whether or not they had a relative with special needs. It was determined that there was a significant negative relationship between the emotion regulation difficulty and levels of special education teacher candidates their levels. It has been observed that psychological resilience significantly predicts emotion regulation difficulties in special education teacher candidates. A review of the extant literature revealed findings that were both similar and divergent to those of the present study. These findings were then discussed in the context of the existing literature. According to the results of the study, it is recommended to examine the relationship between emotion regulation difficulties of pre-service special education teachers with various demographic variables and variables such as perceived social support and self-efficacy perception. Furthermore, it is recommended that psychoeducational studies and individual and group psychological counselling practices be implemented to prepare candidates for working with individuals with special needs and to enhance their emotion regulation skills

    The Evaluation of the Enneagram Based on Sufi Foundations within the Framework of the Sufi Concepts of Ilāh-ı Mu‘tekad, ‘Ayān-ı Sābita, and Rabb Khās

    Get PDF
    Enneagram, insanların sahip olduğu mizaçları (birbiriyle bağlantılı) dokuz evrededeğerlendiren, kendini tanımanın da ötesinde gelişim yöntemi sunan sistemin adıdır.Ermeni asıllı ezoterist George Gurdjieff (1866-1946) tarafından kurulan enneagra-mın kökeni hakkında farklı fikirler öne sürülmüştür. Enneagramı modern ve bilim-sel kabul edenler olduğu gibi köklerini kadim geleneklerde arayanlar da olmuştur.Bazıları Katolik Hristiyanlık ve Kabala ile özdeşleştirirken bazı araştırmacılar tasav-vufî geleneğe dayandığına dair çalışmalar ortaya koymuştur. Bu araştırmacılar Gur-djieff’in on beş sûfîden aldığı eğitimle öğretisini geliştirdiğini ancak ortaya koyduğusistemin tasavvufî gelenekten uzaklaştığını tespit etmişlerdir. Tasavvufî gelenektençıkarak modern bir görünüm kazanan enneagramın tasavvuf ile benzer yönleri bulun-maktadır. Enneagramın değişim ve gelişim esaslı yönü, tasavvufî eğitimin “hâl ilmi”oluşuyla örtüşmektedir. Ayrıca enneagram mizaç özelliklerinin insanın doğuştan ge-tirdiği sabit hakikatlerini temsil etmesi, tasavvuf kavramlarından a’yân-ı sâbite ileaçıklanabilmektedir. İbnü’l-Arabî’ye (ö. 638/1240) ait bir kavram olan a’yân-ı sâbite,yaratılıştan gelen hakikatlere işaret etmeleri bakımından ilâh-ı mu’tekad ve rabbi haskavramları ile bağlantılıdır. Bu makalede tasavvufî eğitime dayandırılan enneagram,insanın özünü ifade eden tasavvufî kavramlardan a’yân-ı sâbite, ilâhî mu’tekad verabbi has ile değerlendirilmeye çalışılmıştır.The Enneagram is a system that evaluates individuals’ temperaments across nineinterconnected phases, proposing a method for self-development that transcendsself-knowledge. The Enneagram was developed by the Armenian-born esotericistGeorge Gurdjieff (1866-1946). The origins of the Enneagram are not universallyaccepted. While some scholars accept the Enneagram as a modern and scientific sys-tem, others trace its origins to ancient traditions. While some researchers identify itwith Catholic Christianity and Kabbalah, others have proposed studies suggesting itsbasis in sufi tradition. These researchers have determined that Gurdjieff developedhis teachings through the training he received from fifteen sufis, yet the systemhe ultimately put forward diverged from the Sufi tradition. The enneagram, whichemerged from the sufi tradition and gained a modern appearance, has identical as-pects with Sufism. The Enneagram’s emphasis on change and development mirrorsthe “science of state” in sufi education. The notion that the Enneagram’s temperamenttraits embody immutable truths with which humans are born can be elucidated bythe sufi concept of ‘ayān sābita The ‘ayān sābita a concept attributed to Ibn al-‘Arabī(d. 638/1240), is associated with the concepts of ilāh mu‘tekad and rabb khās interms of pointing to the truths from creation. In this article, an effort has been madeto evaluate the enneagram, which is predicated on sufi education, through the lensof sufi concepts of ‘ayān sābita, divine mu‘tekad, and rabb khās, which express theessence of the human being

    2,824

    full texts

    7,495

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace@IZU is based in Türkiye
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇