6665 research outputs found
Sort by
İklim değişikliği adaptasyon stratejisi olarak şehirlerde yağmur suyu yönetimi: Halkapınar örneği (İzmir, Türkiye)
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, City and Regional Planning, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 96-100)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishWater scarcity, one of the effects of climate change, has started to affect the world. Stormwater acting a main role in how the world mitigates and adapts to the effects of climate change. Cities need strategies to manage the influx of stormwater. One of these strategies is the capture and re-use of stormwater instead of run off. This thesis deals with the studies that can be carried out in urban areas within the framework of stormwater management as a climate change adaptation strategy. In this context, this study treats stormwater as an asset. Thus, preventing stormwater from producing runoff or causing floods, shows what can be done in the city to capture and even re-use again. This thesis focuses on the use of green infrastructure to increase urban resiliency to climate change and natural hazards. In this study, firstly, the theoretical literature about climate change and stormwater management are examined. Then several different projects implemented throughout the world and Turkey are investigated. It has been shown that how these examples can be used as inspiration in Halkapınar District of İzmir. Subsequently, the stormwater infrastructure of İzmir from the antiquity to the present has been researched within the scope of water management. As a result of this study, what can be done for Halkapınar district is proposed. For this purpose, regional analyzes were examined first. As a result of the analyzes, the studies that can be done for stormwater are explained. This study is intended to be a guide for future studies stormwater management in cities.İklim değişikliğinin etkilerinden olan su kıtlığı dünyayı etkilemeye başlamıştır.
Yağmursuyu, dünyanın iklim değişikliğinin etkilerine nasıl uyum sağladığı ve adapte
olduğu konusunda ana rol oynamaktadır. Şehirlerin yağmur suyu akışını yönetmek için
yeni stratejilere ihtiyacı var. Bunlardan biri de yağmur suyunun akıp gitmesi yerine
yeniden kullanılmasını öneren stratejilerdir.
Bu tez, bir iklim değişikliğine uyum stratejisi olarak yağmur suyu yönetimi
çerçevesinde kentsel alanlarda gerçekleştirilebilecek çalışmaları ele almaktadır. Bu
kapsamda çalışma yağmur suyunu bir araç olarak kullanıp yağmur suyunun akıp
gitmesini veya taşkınlara sebep olmasını önleyerek, yeniden kullanılabilmesi için kentte
neler yapılabileceğini göstermektedir. Böylece, yağmur suyunun akıntı oluşturmasını
veya taşmalara yol açmasını engellemek, şehirde tekrar kullanmak için ne
yapılabileceğini göstermektedir. Bu tez, iklim değişikliğine ve doğal tehlikelere karşı
kentsel dirençliliği artırmak için yeşil altyapının kullanımına odaklanmaktadır.
Çalışmada, ilk olarak, iklim değişikliği ve yağmur suyu yönetimi hakkında teorik
literatür incelenmiştir. Daha sonra, dünyada ve Türkiye'de uygulanan birçok farklı proje
incelenmiştir. Bu örneklerin İzmir Halkapınar Bölgesi'nde nasıl ilham kaynağı olabileceği
gösterilmiştir. Daha sonra, geçmişten günümüze İzmir'in yağmur suyu altyapısı su
yönetimi kapsamında araştırılmıştır. Bu çalışma sonucunda Halkapınar bölgesi için
yapılabilecekler önerilmiştir. Bunun için önce bölge analizleri incelenmiştir. Analizler
sonucu yağmursuyu için yapılabilecek çalışmalar anlatılmıştır. Bu çalışmanın şehirlerde
yağmur suyu yönetimi hakkında bundan sonraki çalışmalar için yol gösterici olması
amaçlanmıştır
Tek katmanlı dikalkogenidlerin işlevselleştirme ve kalınlığa bağlı özellikleri
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Photonics, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 55-65)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishAfter successful isolation of graphene in 2004, it was found that the layered materials showed different properties when diluted to the monolayer. The layer dependent structural, electronic and vibrational properties of the 1T phase of two dimensional (2D) platinum diselenide are investigated by means of state-of-the-art first-principles calculations. In addition ultra-thin two-dimensional Janus type platinum dichalcogenide crystals formed by two different atoms at opposite surfaces are investigated by performing state-of-the-art density functional theory calculations. While all Janus structures are indirect band gap semiconductors as their binary analogs, their Raman spectra show distinctive features that stem from broken out-of-plane symmetry. Moreover, it was shown that vertically stacked van der Waals heterostructures of binary and ternary (Janus) platinum dichalcogenides offer wide-range electronic features by forming bilayer heterojunctions of type-I, type-II and type-III. On the other hands, Ab initio calculations are performed in order to investigate the structural, vibrational, electronic, and piezoelectric properties of both bare TaS2 and its functionalized structures. Furthermore, the elastic and piezoelectric properties of TaS2 and its derivatives are analyzed. It is revealed that the in-plane piezoelectricity of TaS2 can be enhanced via one-surface fluorination while an additional degree of freedom for the piezoelectricity can be added in all Janus structures due to the broken out-of-plane symmetry. This thesis provides some important results understanding of thickness and functionalization dependent mechanics, vibrational, electronic properties of 2D materials.2004’te grafenin başarılı bir şekilde izole edilmesinin ardından katmanlı malzemelerin mono tabakaya inceltildiğinde farklı özellikler gösterdiği ortaya çıkmıştır. 1T fazına sahip iki boyutlu (2D) PtSe2’nin katmana bağlı olarak yapısal, elektronik ve titreşimsel özellikleri, temel prensiplere dayanan yoğunluk fonksiyonel teorisi (DFT) bazlı hesaplamalar vasıtasıyla incelenmiştir. Ek olarak karşılıklı yüzeylerinde iki farklı atom tarafından oluşturulan, Janus tipi, ultra-ince iki boyutlu platin dikalgojenit kristalleri de temel prensiplere dayanan yoğunluk fonksiyonel teorisi hesaplamaları yapılarak incelenmiştir. Tüm Janus yapıları, ikili analogları gibi dolaylı bant aralığına sahip yarı iletkenler olsa da, Raman spektrumları,
düzlem dışı simetriden kaynaklanan belirgin özellikler gösterir. Ayrıca, dikey olarak istiflenmiş ikili ve üçlü (Janus) platin dikalgojenitlerin van der Waals heteroyapıları tip I, tip II ve tip III heteroeklemleri oluşturarak, çok çeşitli elektronik özellikler sundukları gösterilmiştir. Bunların yanısıra, hem TaS2’nin hem de fonksiyonel yapılarının yapısal, titreşimsel, elektronik ve piezoelektrik özelliklerini incelemek için Ab initio hesaplamaları yapılmıştır. Ayrıca, TaS2 ve türevlerinin elastik ve piezoelektrik özellikleri analiz edilir. TaS2’nin düzlem içi piezo-elektriğinin bir yüzey florlama ile arttırılabileceği, düzlem dışı simetriye
bağlı olarak tüm Janus yapılarına piezoelektriklik için ilave bir serbestlik derecesi eklenebileceği ortaya çıkmıştır. TaS2’nin tek katmanlı 1H fazının, yüzey işlevelleştirilmesi için uygun bir malzeme olduğunu ortaya koymuştur; böylelikle oluşturulan dinamik olarak kararlı Janus yapıları, piezoelektrik uygulamalar için farklı elektronik özellikler ve ilave serbestlik derecesi gösterir. Bu tez, kalınlık ve işlevselliğe bağlı mekaniğin anlaşılması, 2D malzemelerin titreşimsel, elektronik özellikleri hakkında bazı önemli sonuçlar vermektedir.TUBITAK (117F095
TNFRSF10B uzun kodlanmayan RNA'sının değişik kanser hücre özellikleri üzerine etkilerinin incelenmesi
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Molecular Biology and Genetics, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 32-44)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishLong noncoding RNAs (lncRNAs) being longer than 200 nucleotides constitute a different class of RNA molecules. Several studies indicated that they have regulatory role in cellular processes including cancer development. Some of them have exclusively high expression in particular cancer types and regulate certain cancer cell properties. This renders them potential biomarker or therapeutic target in cancer. In this study, effects of a candidate lncRNA TNFRSF10B-AS and lncCAMTA1 on cancer cell properties were investigated. Candidate lncRNAs from Doxorubicin, Fas mAB, TNF-alpha and Cisplatin treated HeLa cell line were chosen and their expression level was measured in different cell lines including healthy (BEAS2B and MCF10A), metastatic (H1299 and MDA-MB- 231) and non-metastatic cell lines (A549 and MCF-7) by qPCR. From a few candidates lncCAMTA1 and TNFRSF10B-AS were selected for further analysis. qPCR results obtained from comparison of different cancer cell lines showed that their expression differs at least in one comparison of cell lines. TNFRSF10B-AS silencing decreased proliferation of HeLa cells. lncCAMTA1 was silenced or overexpressed in HeLa cells but phenotypic effect couldn’t be detected by apoptosis and cell proliferation assay. Additionally, phenotypic effect also couldn’t be observed in other cell lines when TNFRSF10B-AS was silenced.Uzun kodlanmayan RNA’lar 200 nükleotid uzunluğundan daha fazla olup RNA
moleküllerinin farklı bir sınıfını oluşturmaktadırlar. Birçok çalışma gösteriyor ki bu
RNA’lar kanser gelişiminin de içinde bulunduğu hücresel proseslerde düzenleyici görev
almaktadırlar. Bu özellik onların kanseri teşhis ve tedavi etmede birer potansiyel
biyoişaret olmasına olanak sağlar. Bu çalışmada TNFRSF10B uzun kodlanmayan
RNA’sının değişik kanser hücre özellikleri üzerine etkilerinin incelenmesi
amaçlanmıştır. Doxorubicin, Fas mAB, TNF-alpha and Cisplatin ile muamele edilmiş
HeLa hücre hattından seçildi ve seçilen aday uzun kodlanmayan RNA’ların ifade
düzeyleri metastatic (H1299 and MDA-MB-231), metastatik olmayan (A549 and MCF-
7) ve sağlıklı (BEAS2B and MCF10A) hücre hatları üzerinde qPCR ile tespit edildi.
Birkaç aday arasından TNFRSF10B-AS ve lncCAMTA1 seçildi ve bu uzun kodlanmayan
RNA’ların etkileri hücre proliferasyon analizi yapılarak araştırıldı. qPCR sonuçlarından
bu RNA’ların hücre karşılaştırmalarından en az birinde farklı ifade edildiği görüldü. Buna
ek olarak TNFRSF10B-AS’in susturulmasının HeLa hücre hattında proliferasyonun
azalmasına neden olduğu tespit edildi. lncCAMTA1’in susturulmasının veya fazla
ifadesinin herhangi bir fenotipic etkiye neden olmadığı yapılan apoptoz ve proliferasyon
çalışmalarıyla tespit edildi. Ayrıca, TNFRSF10B-AS’nin HeLa dışındaki diğer hücre
hatlarında susturulması sonucu da herhangi bir fenotipik değişiklik gözlemlenemedi
Güneybatı Karadeniz için yakın kıyı dalga tahmin modeli geliştirilmesi ve ölçümlerle karşılaştırılması
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Civil Engineering, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 74-78)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishWhile waves propagate towards shallow areas where most of the coastal structures are constructed, their properties like wave height and direction may change. The change in the wave properties in shallow areas called wave transformation may happen due to a decrease in water depth, sea bottom configurations or some obstacles like islands. Therefore, it should be calculated to find the wave properties used in coastal engineering projects. In this study, the main purpose is to model the waves in the near-shore region of the Filyos coast in Zonguldak province of Turkey by a 3rd generation nearshore wave model, SWAN (Simulating Waves Nearshore). The newest re-analysis data, ERA5, of The European Centre for Medium-Range Weather Forecasts (ECMWF) are used as SWAN model input in deep water. The data are calibrated with satellite radar altimeter data before using the model input data. One of the targets of the study is to verify the developed model using data of an in-situ measurement campaign organized by the Turkish Ministry of Transport. A verification study is performed using not only all data but also using the storm data with higher waves. For the selected storms, statistical and spectral analyses of the raw data are also performed. Results of the verification study show that wave predictions obtained from the developed nearshore wave model using SWAN fit to in-situ measurements well. Results are also compared with the previous studies and it is concluded that error results are much better for the wave period.Dalgalar, kıyı yapılarının çoğunun inşa edildiği sığ alanlara doğru ilerlerken, yüksekliği ve yönü gibi özellikleri değişebilir. Dalga dönüşümü olarak adlandırılan sığ alanlardaki dalga özelliklerinde oluşan bu değişim, su derinliği, deniz tabanı konfigurasyonları veya adalar gibi bazı etkenler nedeniyle meydana gelebilir. Bu nedenle, kıyı mühendisliği projelerinde gerekli dalga parametrelerinin bulunmasında dikkate alınmalıdır. Bu çalışmada temel amaç, güneybatı Karadeniz kesimindeki Zonguldak ilinin Filyos ilçesi kıyıları için 3. nesil yakın kıyı dalga modeli olan SWAN (Simulating Waves Nearshore) ile dalga modellemesi yapmaktır. Avrupa Orta Aralıklı Hava Tahminleri Merkezi'nin (ECMWF) en güncel yeniden analiz veri seti olan ERA5, derin suda SWAN modeli girdisi olarak kullanılmıştır. Model girdisi olarak kullanılmadan önce veriler uydu radar altimetre verisi ile kalibre edilmiştir. Çalışmanın hedeflerinden biri, ölçümleri Ulaştırma Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen dalga verilerini kullanarak geliştirilen modeli doğrulamaktır. Doğrulama çalışması sadece tüm veriler kullanılarak değil, aynı zamanda daha yüksek dalgalara sahip fırtına verileri kullanılarak da gerçekleştirilmiştir. Seçilen fırtınalar için ham verilerin istatistiksel ve spektral analizleri de yapılmıştır. Doğrulama çalışmasının sonuçları, SWAN kullanılarak geliştirilen yakın kıyı dalga modelinden elde edilen dalga tahminlerinin yerinde ölçümlerle uyumlu olduğunu göstermektedir. Sonuçlar önceki çalışmalarla da karşılaştırılmış ve hata sonuçlarının dalga periyodu için daha iyi olduğu sonucuna varılmıştır
Experimental and numerical investigation of forced convection in a double skin façade by using nodal network approach for Istanbul
In this study, temperature distribution and heat transfer through the cavity of a double skin façade (DSF) was investigated in the laboratory environment and analyzed numerically by using nodal network approach. The verification of the nodal network method was conducted by using data from the steady-state experiments and the same method was applied for the climate of Istanbul, Turkey under unsteady outside boundary conditions. Furthermore, heat gain and loss values in DSF for January and July were calculated and compared with single skin façade (SSF) application for different directions of the façades. The results were given for a day and a working time period of the office buildings by using monthly average daily climate data. Distinction working hours were more convenient to investigate the energy performance of DSF because of solar radiation effect. Using DSF in all directions, the cooling loads decreased up to 26% comparing to the SSF. DSF system was disadvantageous comparing to the SSF for January. However, it was shown that the heated air in the cavity could be used for preheating process of air in a HVAC system for winter period.TUBITAK (112M170
Yürünebilirlik ilkelerinin değerlendirilmesi: Mehmetçik Bulvarı örnek çalışması
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, City and Regional Planning, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 122-131)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishWalkability is defined as the action of the human being to go from one place to another. The streets are one of the most important parts of the built environment and their using by pedestrians increases urban consciousness and social ties. The quality of walkability varies according to the location, usage, and character of the public space. Walkability issue has become more important due to urban growth and an increase in vehicle usage in today's' cities. Increasing walkability in a city increases livability. The aim of this thesis is to assess the walkability quality of urban streets considering walkability principles. In this context, the thesis aims to investigate the principles that affect walkability in urban centers and considering walkability principles to examine the built environment characteristics and pedestrians' usage of a street through a case study. The thesis also attempts to offer recommendations for creating more walkable spaces. For these purposes, firstly, the definition and importance of the concept of walkability are examined. Secondly, walkability principles of the streets in urban centers are established. Thirdly, Mehmetçik Boulevard, which is located in one of the sub-centers of İzmir and used intensively during the day, is evaluated according to the walkability principles. In this study, the walkability quality of the boulevard is examined and assessed in the context of diversity, accessibility, safety, street quality, comfort and legibility principles. Finally, as a result of the literature study and the case study, recommendations are provided to increase walkability quality of Mehmetçik Boulevard, and as well as for urban streets of other cities.Yürünebilirlik, insanın bir yerden bir yere gitme hareketi olarak tanımlanmaktadır. Sokaklar yapılı çevrenin en önemli kısımlarından biridir ve yayalar tarafından kullanılması şehir bilincini ve sosyal bağları arttırmaktadır. Yürütülebilirliğin kalitesi kamusal alanın konumuna, kullanımına ve karakterine göre değişmektedir. Kentsel büyüme ve günümüz şehirlerinde araç kullanımındaki artış nedeniyle yürünebilirlik sorunu daha da önem kazanmıştır. Bir şehirde yürünebilirliği arttırmak yaşanabilirliği arttırmaktadır. Bu tezin amacı, yürünebilirlik ilkeleri dikkate alınarak kentsel sokakların yürünebilirlik kalitesini değerlendirmektir. Bu bağlamda tez, kent merkezlerinde yürünebilirliği etkileyen ilkeleri araştırmayı ve yürünebililik ilkelerini göz önünde bulundurarark yapılı çevre özelliklerini ve yayaların sokak kullanımını vaka çalışması ile incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca tez, daha fazla yürünebilir alan yaratmak için öneriler sunmaya çalışmaktadır. Bu amaçlar için öncelikle yürünebilirlik kavramının tanımı ve önemi incelenmiştir. İkincisi, kent merkezlerinde caddelerin yürünebilirlik ilkeleri oluşturulmuştur. Üçüncüsü, İzmir'in alt merkezlerinden birinde bulunan ve gün içerisinde yoğun olarak kullanılan Mehmetçik Bulvarı, yürünebilirlik ilkelerine göre değerlendirilmiştir. Bu çalışmada Mehmetçik Bulvarı'nın yürünebilirliği, çeşitlilik, erişilebilirlik, güvenlik, sokak kalitesi, konfor ve okunaklılık ilkeleri bağlamında incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Son olarak, literatür çalışması ve vaka çalışması sonucunda, Mehmetçik Bulvarı'nın ve diğer şehirlerdeki kent sokaklarının yürüme kalitesini artırmak için önerilerde bulunulmuştur
Grafen kuantum noktaların düzensizliklerden doğan elektrik ve manyetik özellikleri
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Physics, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 41-46)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishIn this thesis, we aim to study magnetic properties of hexagonal shaped graphene quantum dots with armchair edge in the case of atomic collapse by modelling two vacancies on it. The measured relativistic electron transport property of the graphene allows us to observe the phenomenon called "atomic collapse" in a small energy scale which existence is proven theoretically before for atoms whose atomic number is higher than 170. First we modelled a Coulomb potential at the center of a hexagonal shaped and armchair edged GQD and examined by using tight-binding method. We obtain similar results with previous works. After that, we started to study magnetic properties of the dot by meanfield Hubbard method which includes spins into calculation. We modelled a vacancy close to the center of the dot and examined electronic and magnetic properties by MFH metod. Also we modelled two vacancies on the dot that we changed the distance between them and the direction respectively. Also by applying Coulomb potential at the center of the vacancies we examined magnetic behaviour at the atomic collapse regime. Also, we compared our results with the works obtained by using RKKY (Ruderman-Kittel- Kasuya-Yosida) interaction method which considers the indirect interactions of magnetic impurities that uses electrons of metallic substrates. We found that increasing Coulomb potential and increasing distance between the vacancies, reduces correlations of electrons around the vacancies. The ground state energy difference between ferromagnetic and antiferromagnetic systems, that proportional to interaction strength, shows similar behaviour that has been observed by using RKKY method. Also if we take out two atoms from the same sublattice and with the same spin property, changing Coulomb potential leads to ferromagnetic-anti-ferromagnetic phase transition, independent from the atomic collapse behaviour. Also we observed that there is no direct link between the magnetic transition and the energy difference of the vacancy states.Bu tezde, armchair kenarlı, altıgen şeklindeki Grafen Kuantum Noktalarında iki boşluk modelleyerek, atomik çökme bölgesindeki manyetik davranışlarını incelemeyi hedefledik. Grafenin ölçülen, relativistik elektron iletim özelliği bizi; atom numarası 170'ten fazla olan atomlar için varlığı teorik olarak ispat edilmiş, atomik çökme davranışını düşük enerji seviyelerinde gözlemlememize izin verir. İlk olarak; grafende görülen atomik çökme durumunu, armchair kenarlı altıgen grafen Kuantum Noktalarında merkeze bir Coulomb potansiyeli koyup, sıkı bağ modelini kullanarak inceledik ve literatür ile uyumlu sonuçlar elde ettik. Bunun üzerine elektron spinlerini de hesaba katan bir model olan ortalama-alan Hubbard modelini kullanarak, kuantum noktanın manyetik özelliklerini incelemeye geçtik. Kullandığımız grafen kuantum noktaları üzerinde iki adet atomik boşluk modelleyip, aralarındaki mesafeyi ve duruş yönlerini değiştirdik. Ayrıca yarattığımız boşlukların bulunduğu pozisyonlara Coulomb potansiyeli uygulayarak atomik çökme bölgesindeki manyetik davranışları gözlemledik. Ayrıca, elde ettiğimiz sonuçlarla RKKY (Ruderman-Kittel-Kasuya-Yosida) etkileşimi modeline göre elde edilmiş sonuçları karşılaştırdık. Bu model manyetik momente sahip safsızlık atomlarının metale ait elektronlar vasıtasıyla dolaylı bir şekilde birbiriyle etkileşimini tanımlar. Yaptığımız çalışmalarda artan Coulumb potansiyelinin ve atomik boşluklar arasındaki artan mesafenin atomik boşluklar etrafındaki elektronlar arasındaki korelasyonu azalttığını gözlemledik. Ferromanyetik ve anti-ferromanyetik taban durumu enerji farkı ile orantılı olan; etkileşim katsayısının önceden RKKY metodu ile bulunan sonuçlarla uyumlu sonuç verdiğini bulduk. Ayrıca değişen Columb potansiyelinin atomik çökme davranışından bağımsız olarak ferromanyetik- anti-ferromanyetik faz değişimine yol açtığını gözlemledik (AA durumu). Ayrıca manyetik faz değişimi ile atomik boşluk durumlarının enerji farkları arasında direkt bir bağlantı olmadığını gözlemledik.TUBITAK (116F152
Urla Helvacılar Cami'ndeki hasarın temel sebebinin yapısal model bazlı araştırılması ve güçlendirme önerisi
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Architectural Restoration, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 114-117)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishThe period when small independent beyliks (principalities) were founded in
Anatolia in the 13th century is called the principalities period. The process of creating a
new architectural style in Western Anatolia, as well as the works-built marks an
important milestone in this period, which is defined as a transition period between the
Seljuk architecture and the Ottoman architecture. The Aydın Dynasty, one of the
important principalities of western Anatolia, had its capital at Birgi from 1308 to 1426.
The dynasty is known for with its economic and political power and the important
works it left behind.
Helvacılar Mosque is one of the important works of the Aydın Dynasty, which
was built in the 15th century and survives today. It is also an outstanding example to
understand the single-domed mosque typology in western Anatolia. Helvacılar Mosque,
located in the Kuşcular Neighborhood of the Urla District, is today derelict and
abandoned. Heavy structural damage in the structure poses a grave risk for the structure
to survive. This study compared and discovered the similarities and differences between
Helvacılar Mosque and the similar-period structures situated in Urla and identified the
architectural and structural characteristics of the structure with the aid of measured
drawing projects.
This study used a combination of architectural restoration and structural
engineering. For Helvacılar Mosque, the study carried out the self-weight analysis,
modal analysis, settlement analysis, response spectrum analysis, time history analysis
using three real earthquake records in a finite element model. The aim of engineering
research is to identify the present causes of damages in the structure.
With the help of finite element analysis, the study put forward the essential
repair and strengthening methods for Helvacılar Mosque to repair the damages observed
in the structure, strengthen the structure, and obviate the causes of the damages based
on the intervention methods offered in the guideline titled Earthquake Risk
Management of Historical Structures issued by the General Directorate of Foundations.13. Yüzyılda küçük bağımsız beyliklerin kurulduğu zaman dilimi Beylikler
Dönemi olarak adlandırılmıştır. Selçuklu mimarisi ile Osmanlı mimarisine arasında bir
geçiş dönemi olarak tanımlanan bu dönemde; Batı Anadolu’daki yeni bir mimari üslup
yaratma süreci ve ortaya çıkardıkları eserler önemli bir durak olarak kabul edilmektedir.
Batı Anadolu’nun önemli beyliklerinden biri olan Aydınoğulları Beyliği 1308-1426
yılları arasında başkenti Birgi olan; dönemi içinde hem ekonomik ve politik gücüyle
hem de bıraktığı önemli eserlerle anılan bir beyliktir.
Helvacılar Cami 15. yüzyılda yapılmış ve günümüze ulaşan önemli
Aydınoğulları eserlerinden biridir. Batı Anadolu’daki tek kubbeli cami tipolojisini
anlamak için de önemli bir örnektir. Urla ilçesinin Kuşçular Mahallesi’nde bulunan
Helvacılar Cami, günümüzde metruk ve terk edilmiş durumdadır. Yapıdaki ağır
strüktürel hasarlar, yapının ayakta kalması açısından büyük risk yaratmaktadır. Bu
çalışma; Helvacılar Cami’nin Urla’da bulunan benzer dönem yapıları ile karşılaştırarak
yapılar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları belirlenmekte ve çalışma yapısının
mimari ve yapısal özelliklerini hazırlanmış rölöve projeleri yardımıyla tanımlamaktadır.
Mimari restorasyon ve yapı mühendisliği alanlarının ortaklaştırılması ile
hazırlanan bu çalışmada, Helvacılar Cami’nin hasarsız sonlu elemanlar modeli ile kendi
ağırlığı altında analizi, modal analizi, oturma analizi, tepki spektrumu analizi ve üç adet
gerçek deprem kaydı ile zaman tanım alanında analizleri yapılmıştır. Mühendislik
çalışmalarındaki amaç; yapıdaki mevcut hasar sebeplerinin neler olduğunu tespit
edebilmektir.
Sonlu eleman analizlerinin de yardımıyla; yapıda gözlemlenen hasarların
onarılması, yapının güçlendirilmesi ve hasarlara yol açmış sebeplerin ortadan
kaldırılması amaçlı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Tarihi Yapılar için Deprem
Risklerinin Yönetimi isimli kılavuzundaki müdahale yöntemleri esas alınarak
Helvacılar Cami için gerekli onarım ve güçlendirme yöntemleri ortaya konmuştur
Günışığı yönlendirmeli pencerenin değişken yönlü çözünürlükte veri dayalı modellenmesi
Thesis (Doctoral)--Izmir Institute of Technology, Architecture, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 150-161)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishDaylight Redirecting Fenestration (DRF) aims at the optimal utilisation of daylight in buildings striving for high visual comfort standards. Daylight simulation allows to assess whether this objective is met in architectural context, and guides decisions in building design as well as the development of DRF. The
daylight simulation suite Radiance allows to employ data-driven models of variable resolution to accurately replicate the irregular light scattering by DRF. In this context, this research provides methods to improve DRFs’ integration in daylight assessments. The thesis consolidates a series of publications that
address particular problems in the generation and application of data-driven models, with a focus on accurate image synthesis for visual comfort assessments. First, the parametrisation of model generation from gonio-photometric measurements is tested. Second, a novel extension of the instrumentation allows to characterise and subsequently model retro-reflection by an innovative coating. Applied in DRF, the coating controls solar gains and glare, while maintaining a view to the outside. Third, to assemble accurate data-driven models of fenestration layers into descriptions of the entire DRF, an approach employing matrix calculations is adapted and tested. Finally, the Photon Map implementation in Radiance is modified for efficient image synthesis with data-driven models, and employed in a simplified but accurate approach to Climate-Based Daylight Modelling that demonstrates the potential of retro-reflection to efficiently control glare and maintain view with static DRF. The research contributes to the applicability of data-driven models, and confirms the potential of DRF to reconcile diverging daylight performance
targets such as glare control and view.Günışığı Yönlendirmeli Pencere (GYP), yüksek görsel konfor standartlarını
sağlamak için çaba sarfeden binalarda günışığının en iyi şekilde kullanılmasını
amaçlar. Günışığı benzetimi mimari bağlamda bu hedefin sağlanıp sağlanmadığının
değerlendirilmesine imkan tanır. Bina tasarımında ve aynı zamanda
GYP’lerin geliştirilmesinde alınacak kararları yönlendirir. Böyle bir benzetim
aracı olan Radiance, GYP’nin düzensiz optik özelliklerini tekrarlayarak
değişken yönlü çözünürlükte veri dayalı modeler kullanabilir.
Bu tez, bu bağlamda, GYP’lerin doğal aydınlatma analizine katılmasını
geliştirmek için yeni bir yöntem önermektedir. Metin, görsel konfor değerlendirmelerinde,
özellikle görüntülerin doğru sentezlenmesine odaklanarak, veri
dayalı modellerin oluşturulması ve uygulanması hakkındaki problemleri işaret
eden makaleleri birleştirmektedir. İlk olarak, gonio-fotometrik ölçümlerden oluşturulan
parametrik model test edilmektedir. İkinci olarak, bu ölçüm cihazına yeni
bir eklenti ile yeni bir kaplamanın geri yansıtma özelliklerinin modellenmesi ve
karakterizasiyonu sağlanır. GYP’lere uygulanan bu kaplama, dışarıya olan görüşü
koruyarak ısı kazançlarını ve kamaşmayı kontrol eder. Üçüncü olarak, pencere
katmanlarının değişken yönlü çözünürlükte modellerinin kombine edilmesi için
matris hesaplamaları uyarlayan bir yaklaşım oluşturulup test edilmiştir. Sonra,
Radiance programına katılan Photon Map uygulaması, veri dayalı modeller
ile etkin bir görsel sentez için modifiye edilip geliştirilmiştir. Photon Map
İklime Dayalı Günışığı Modellemesi yöntemini basitleştirmekte; görüşü kapatmayan
ve görsel konforu artıran statik/hareket etmeyen GYP’lerin geri yansıtma
potansiyelini göstermektedir
Bu araştırma, değişken yönlü çözünürlükte, veri dayalı modellerin uygulanmasına
katkıda bulunur ve GYP’nin kamaşma kontrolü ve manzara gibi günışığı
performansı hedeflerini yakalama potansiyelini kesinleştirir
Kanser tedavisi için ultrason tetikli ilaç taşıma sistemleri geliştirilmesi
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Chemical Engineering, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 89-94)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishDoxorubicin (DOX) is one of the most commonly used hydrophilic anticancer drug in cancer treatment. However, when it is used in free form, it can attack not only cancer cells but also healthy cells. So as to prevent entering of DOX to the healthy cells, the encapsulation method is employed. Liposomes are suitable for encapsulation of DOX but the most important problems with the use of liposome are hand-foot syndrome and stomatitis. Encapsulation method is not enough because of these reasons, thus delivery of DOX to the desired site by targeted therapy has gained interest in recent years.
In this study, DOX was encapsulated into liposomes and the DOX loaded liposomes (LipoDOX) was attached to microbubbles (MBs). MBs as ultrasound contrast agents are widely used in medical imaging. Use of MBs in combination of DOX loaded liposomes facilitates the uptake of the drug because ultrasound cavitation results in opening of transient pores in cell membrane via a process named sonoporation. Herein, MB-LipoDOX complex was engineered to optimize the size of the complex as well as the loaded DOX content. For this purpose, determination of incubation temperature and time for DOX loading into liposome and optimization of liposome formulation for maximum DOX loading were studied. Ratios of Lipid/Cholesterol/PEGylated lipid, PEG chain length and PEG molar ratio in liposome were determined. Also, determination of Strept Avidin (StAv) to Biotin ratio in LipoDOX and the amount of LipoDOX in LipoDOX-MB complex were studied. For characterization, Dynamic Light Scattering (DLS) method, Fluorescence Spectrometry method and Coulter Counter device were used. Lipoosme size was found to be associated with the pore size of polycarbonate membrane (200nm) resulting in liposomes at around 190±5 nm in size . When the PEGylated lipid with PEG chain of 2000 was used in liposome structure, particle size distribution is more monodispersed than the others. The maximum amount of DOX loaded liposomes was obtained at 32% Cholesterol, 5% DSPE-PEG2000, after 90 min. incubation at 65oC incubation. Optimum StAv to Biotin ratio in LipoDOX was determined as 1.0. The optimum molar ratio of Biotinylated lipids in LipoDOX was determined as 0.05% and the optimum molar ratio of Biotinylated lipids in MBs was determined as 8%.Doksorubisin (DOX), kanser tedavisinde en yaygın kullanılan hidrofilik antikanser ilacıdır. Ancak serbest formda kullanıldığında, sadece kanser hücrelerine değil aynı zamanda sağlıklı hücrelere de zarar verir. DOX'un sağlıklı hücrelere zarar vermesini önlemek için, kapsülleme yöntemi kullanılır. Lipozomlar, DOX'un kapsüllenmesi için uygundur, ancak el-ayak sendromu ve ağız içi yaralarına sebep olmaktadır. Bu sebeple DOX'un hedeflenmiş tedavi yöntemi ile istenen bölgeye verilmesi son yıllarda oldukça ilgi kazanmıştır.
Bu çalışmada, DOX lipozomların içine enkapsüle edilmiş ve DOX yüklü lipozomlar (LipoDOX) mikro-kabarcıklara (MB) bağlanmıştır. Ultrason kontrast maddeleri olarak MB'lar, tıbbi görüntülemede yaygın olarak kullanılmaktadır. MB'lar ultrason yardımıyla ilacın hedef hücre içine alımını kolaylaştırır. Çünkü ultrasonun yarattığı kavitasyon, sonoporasyona yani hücre zarındaki geçici gözeneklerin açılmasına, hücre geçirgenliğinin artmasına neden olur. MB-LipoDOX kompleksi, boyutunun yanı sıra, içeriğindeki DOX miktarının optimize edilmesi için tasarlanmıştır. Bu amaçla, optimum LipoDOX inkübasyon sıcaklığı, süresi ve liposozom formülasyonu incelenmiştir. Lipozomdaki Lipid / Kolesterol / PEGile lipit, PEG zincir uzunluğu ve PEG molar oranı belirlenmiştir. Ayrıca, LipoDOX'taki StAv/Biotin oranı belirlenmiş ve LipoDOX-MB kompleksi içindeki optimum LipoDOX miktarı incelenmiştir. Çalışmalarda, karakterizasyon için Dinamik Işık Saçılımı (DLS) yöntemi, Floresan Spektrometresi yöntemi ve Coulter Counter cihazı kullanılmıştır. Lipozom büyüklüğü 200 nm olarak belirlenmiştir. Lipozom yapısında PEG2000 kullanıldığında, partikül büyüklüğü dağılımının diğerlerinden daha monodispers olduğu gözlenmiştir. Maksimum DOX yüklü lipozomlar, lipozom formulasyonunda %32 Kolesterol ve %5 DSPE-PEG2000 kullanıldığında ve DOX ile lipozomlar 65oC’de 90 dakika inkübe edildiğinde elde edilmiştir. LipoDOX'taki StAv/Biotin oranı 1.0 olarak; LipoDOX'taki Biotinli lipid mol oranı %0,05 ve MB'daki Biotinli lipid mol oranı %8 olarak belirlenmiştir