6665 research outputs found
Sort by
Sezyum kurşun halojenür perovskitlerin boyuta bağlı optoelektronik özellikleri
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Photonics, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 42-52)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishAll-inorganic cesium lead halide perovskites (ILHPs), are gaining wide variety of
role as strong contenders due to their extraordinary photovoltaic features in optoelectronic
research with tunable band-gap, large absorption cross-section, long carrier lifetime, and
high carrier mobility. Most of the initial studies focused on bulk-like perovskite materials,
while the rapidly growing colloidal perovskite nanocrystals impress additional interest
because of their unique properties. In this thesis, colloidal lead halide perovskite
nanocrystals’ optoelectronic properties are investigated and associated with their size and
dimensionality.
The photoluminescence characteristics of colloidal lead halide perovskite nanocrystals
can be tuned by reducing their dimensionality. Thin layer fabrication of CsPbBr3 films
which consist of 2D lead halide perovskite nanoplatelets, is achived by a novel coating
approach via electrospraying from precursor solution. Electrospraying method represents
not only a new and fast perovskite film fabrication but also dimensional tunability by
changing the amount of oleylamine which is intercalating agent. Moreover, thicknessdependence
of the structural, electronic and vibrational properties of orthorhombic CsPbI3,
which is one of the most stable phase at room temperature, is investigated by means of
state-of-the-art first-principles calculations. It is also investigated that the electronic band
gap increases with decrease in perovskite thickness due to quantum size effect. Lastly, it
is investigated that water induced transition to form large bundles of CsPbBr3 nanowires
show a a redshifted photoluminescence. Water molecule causes the detachment of ligands
from the perovskite surface which leads to form bundles.
In summary, this thesis provides an understanding of dimension dependent optoelectronic
properties of lead halide perovskite.Tamamen inorganik sezyum kurşun haloj enür perovskitleri (ILHP’ler), ayarlanabilir bant aralığı, uzun yük taşıyıcı ömrü gibi fotovoltaik özellikleri nedeniyle optoelektronik araştırmalarda güçlü bir rakip olarak geniş bir rol oynamaktadır. Daha önceki çalışmaların çoğu büyük boyutlu perovskit malzemeler üzerine odaklanırken, hızla çeşitliliği artan küçük boyutlu kolloidal perovskit nanokristalleri benzersiz özellikleri nedeniyle ilgi çekmeye başlamıştır. Bu tezde küçük boyutlu kolloidal kurşun halojenür perovskit
nanokristallerin büyüklüğüne ve boyutuna bağlı olarak optoelektronik özellikleri araştırılmış. Kolloidal kurşun halojenür perovskite nanokristallerin fotolüminesans özellikleri, boyutlarının azaltılmasıyla ayarlanabilmektedir. Yeni ve kolay elektrosprey sistemi ile 2 boyutlu kurşun halojenür perovskit nano levhalardan olu¸san CsPbBr3 ince tabaka filmler
elde edilmiştir. Elektrospreyleme yöntemi sadece yeni ve hızlı bir perovskit film imalatını değil aynı zamanda oleylamin miktarını değiştirerek boyutsal kontrolü de sağlamaktadır. Ayrıca, oda sıcaklığındaki en kararlı fazlardan biri olan ortorombik CsPbI3’ün yapısal, elektronik ve titre¸sim özelliklerinin kalınlığa bağımlılğı, DFT hesaplamaları ile incelenmiştir ve elektronik bant boşluğunun, perovskite kalınlığında, kuantum büyüklüğü etkisinden dolayı azalma ile arttığı da görülmüştür. Son olarak, suyun neden olduğu CsPbBr3 nanotellerinin demetler halini alması ve PL spectrumda kırmızı yönünde kayma gösterdiği incelenmiştir. Bu kaymanın sebebinin, su molekülü perovskit nanotellerin yüzeyine tutunmuş ligantları kopararak, yüzeyleri bo¸s kalan nanotellerin demetler oluşturmasından kaynaklandığı gözlenmiştir.
Sonuç olarak, bu tez, kurşun halojenür perovskitlerin boyuta bağlı optoelektronik özelliklerinin anlaşılmasını sağlamaktadırTUBITAK (MFAG/117F095
Süleymaniye Külliyesi çevresinin korunmasında problemler ve sağlıklaştırma önerileri
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Architectural Restoration, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 156-161)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishThe settlement located in the Historical Peninsula and around the Süleymaniye
Külliye has an urban historical texture composed of Roman, Byzantine and Ottoman ruins
and structures. Today, the area between Süleymaniye Külliyesi and İstanbul Textile
Traders’ Market is gradually losing its traditional texture characteristics as a result of
unqualified interventions, changes in land use and dilapidation. The aim of this study is
to analyze the values and problems of the settlement, which was identified as the World
Heritage Site and to develop interventions for preserving and sustaining the area with its
traditional characteristics.
Within the scope of the study, sub-zones were determined by considering the
distribution of historical structures in the area, traditional texture characteristics, change
and originality in the settlement texture, diversity and distribution of commercial and
residential use, conservation and change characteristics. Intervention decisions were
developed by evaluating the environmental, architectural and socially examined values
and problems. As a result of the study, pedestrianization of the streets with heavy
vehicular traffic, design of the registered empty plots, used for parking, as a reinforcement
area, design of Emir Madrasah plot as an informative exhibition area about the monument
are some interventions on the area scale. On the building scale, restoration of the ruined
monuments, use of monumental buildings in accordance with their original use were
proposed, building specifications based on building height and footprint for new buildings
were determined for the entire commercial area around Kirazlı Mescit Street.Tarihi Yarımada’da Süleymaniye Külliyesi ve çevresinde yer alan yerleşim alanı
Roma, Bizans ve Osmanlı dönemine ait kalıntı ve yapıların oluşturduğu kentsel tarihi bir
dokuya sahiptir. Günümüzde Süleymaniye Külliyesi ve İstanbul Manifaturacılar Çarşısı
arasında kalan alan, tarihi süreç içinde yapılan niteliksiz müdahaleler, kullanım
değişiklikleri ve bakımsızlık sonucu geleneksel doku özelliklerini giderek
kaybetmektedir. Bu çalışmanın amacı, Dünya Miras Alanı olarak belirlemiş olan
Süleymaniye Külliyesi çevresindeki yerleşim alanının yerinde incelenerek değerlerinin
ve sorunlarının analiz edilmesi, alanın özgün değerleriyle korunması ve yaşatılması için
öneriler geliştirilmesidir.
Çalışma kapsamında, alandaki tarihi yapıların dağılımı, geleneksel doku
özellikleri, yerleşme dokusundaki değişim ve özgünlük, ticari ve konut kullanımının
çeşitliliği ve dağılımı, korunmuşluk ve değişmişlik özellikleri dikkate alınarak alt
bölgeler belirlenmiş, alan; çevresel, mimari ve sosyal açıdan incelenmiş, değer ve
sorunları değerlendirilerek müdahale kararları geliştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda,
taşıt trafiğinin yoğun olduğu caddelerin günün belli saatlerinde yayalaştırılması, İstanbul
Manifaturacılar Çarşısı ile Süleymaniye Külliyesi arasında belirlenen bölgenin
sağlıklaştırılarak konut alanı olması otopark olarak kullanılan tescilli boş parsellerin park,
yeşil alan, çocuk oyun alanı kullanımlarına yönelik donatı alanı olarak tasarlanması,
yıkılmış anıt yapı olan Emir Medresesi parselinin anıt yapı ve çalışma alanı ile ilgili
bilgilendirici sergi alanı olarak düzenlenmesi alan ölçeğinde belirlenen önerilerdir. Yapı
ölçeğinde ise harap durumdaki Molla Şemsettin Gürani Cami, Bozdoğan Su Kemeri,
Ayşe Kadın Hamamı ve Muhittin Çelebi Türbesi’nin onarılması, anıt yapıların özgün
kullanımlarına uygun işlevlendirilmesi, Kirazlı Mescit Sokağın çevresindeki ticari
bölgenin tamamında ayrıca kuzeyi ile güneyinde yer alan tescilli yapıların yoğun olduğu
adaların boş parsellerine yapılacak yeni yapılar için yapı yüksekiği ve yapı taban alanına
dayalı yapılaşma koşulları belirlenmiştir
Oyuklu alt taşlar üzerinde farklı destek malzemeleri ile grafen aktarma yaklaşımları
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Electronics and Communication Engineering, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 51-59)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishA micro capacitive sensor characteristically embraces a thin conductive membrane which is freely suspended above an immovable counter electrode in a parallel plate geometry. Such capacitive structures are found in broad range of applications as a transducer like capacitive micro-machined ultrasonic transducer (CMUT), pressure sensor, resonator and biological or chemical material sensing element. The input can be an ultrasound wave, pressure, chemical or biological mass attachment which result in the deflection of the membrane. Emerging nano materials have shown great potential as candidates for generation of nano and micro electromechanical systems (NEMS, MEMS). Among these nano materials, graphene is regarded as a promising material because of its ultra low mass, thickness, high surface to volume ratio, flexibility, and extraordinary electrical and mechanical properties. However, the transfer of graphene on substrates with micro scale cavities is challenging since the fabrication of large area membranes with a smaller air gap often results in membrane tearing or collapse driven by capillary or electrostatic forces. This study presents a research on the fabrication and the characterization of graphene membranes to be used in micro capacitive sensor applications. Substrates which span a large array of circular and hexagonal micro cavities between 2-100 μm in diameter are fabricated. Graphene transfer with different support materials are studied to fabricate graphene micro membranes. Up to 5 μm diameter membranes on 300 nm deep cavities are demonstrated via scanning electron microscope (SEM) and atomic force microscope (AFM) tools.Mikro kapasitif sensör, karakteristik olarak, iletken ve hareketsiz duran bir alt elektrot ile buna paralel olarak yerleştirilmiş iletken ve hareket edebilen bir üst elektrottan oluşur. Bu yapı, kapasitif mikro-işlenmiş ultrasonik çevirgeç, basınç sensörü, resonatör ve biyolojik yada kimyasal madde algılama elemanı gibi uygulamalarda dönüştürücü olarak bulunabilir. Membran yapısında eğilmeye yol açan fiziksel girdi ultrason dalgası, basınç, biyolojik yada kimyasal bir malzeme olabilir. Nano malzemeler, yeni nesil nano ve mikro elektro mekanik sistemlerin (NEMS, MEMS) geliştirilmesinde büyük potansiyele sahiptir. Nano malzemelerin arasında grafen çok küçük kütlesi, yüksek yüzey hacim oranı, esnekliği, özel elektriksel ve mekanik özelliklerinden dolayı öne çıkan bir malzemedir. Ancak, grafenin kapasitif yapılar oluşturmak üzere mikro ölçekte oyuklu örnekler üzerine aktarılması kılcal veya elektrostatik kuvvetlerin etkisinden ötürü membran yapısının çökmesi veya yırtılması ile sonuçlanabilir. Bu çalışma, kapasitif mikro sensör olarak kullanılmak üzere çok ince grafen membranlarının oluşturulmasını ve karakterizasyonunu içermektedir. Bu amaç ile çapları 2 ile 100 μm arasında değişen deşikli alttaşlar hazırlanmıştır. Grafen mikro membran üretimi için, farklı destek malzemeleri kullanılarak, grafen transferi gerçekleştirilmiştir. 300 nm derinliğinde deşikli yapılar üzerinde çapları 5 μm'ye kadar ulaşan grafen membranlar taramalı elektron ve atomik kuvvet mikroskobu ölçümleri ile gösterilmiştir.TUBITAK (117F186
Karaburun köyleri geleneksel konutlarının yapım teknikleri
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Architectural Restoration, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 170-172)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishThis thesis aims to understand the building materials and construction techniques utilized in the traditional houses of the villages in Karaburun Peninsula; Küçükbahçe and Kösedere in particular. With this aim, a preliminary study is carried out in 13 historical villages of the Peninsula in order to understand their traditional building reservoir, preservation state of traditional buildings and materials and construction techniques. The results of the preliminary study showed that materials and techniques utilized are quite similar with slight differences between east and west zones of the Peninsula. Two villages, Küçükbahçe and Kösedere, that best represent these differences are selected from two zones. The traditional building reservoir in these two villages is further analyzed to understand materials and techniques applied in foundations, walls, floors, roofs and architectural elements.
As conclusion, it is understood that hybrid construction system is used in both villages. The exterior walls are stone masonry; the inner walls are timber frame without infill. Although the system is similar, there are slight differences in materials choices. The stone material used in two villages differs in shape, size and color related with the source of the materials. This is related with different geological characteristics of east and west zones of the peninsula. Another difference observed in Küçükbahçe is the common use of reed instead of timber laths in timber frame walls. Timber flooring system is similar in both villages. The original flat roof system has slight differences related with the availability of materials. Reed is used instead of timber elements in Küçükbahçe. The soil type is also different. The soil type, that is called “geren” used in Küçükbahçe has higher clay content. The materials and technique of architectural elements are similar in both villages.Bu çalışma, Karaburun Yarımadasında bulunan köylerdeki geleneksel konut yapılarında kullanılan yapı malzemelerini ve yapım tekniklerini; Küçükbahçe ve Kösedere köyleri üzerinden anlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, yarımadada bulunan 13 tarihi köydeki geleneksel konut stoğu, bu konutların korunmuşluk dereceleri, yapılarda kullanılan malzeme ve yapım tekniklerini anlamak için ön bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu ön çalışmanın sonucunda yarımadanın doğusu ve batısı arasındaki ufak farklılıklar dışında genel olarak kullanılan malzemelerin ve yapım tekniklerinin çok benzer olduğu görülmüştür. Yarımadanın doğu ve batısından, bu farklılıkların en iyi anlaşılabileceği iki köy; Küçükbahçe ve Kösedere daha detaylı çalışılmak üzere seçilmiştir. Bu iki köydeki geleneksel yapı stoğu; temel, duvar, döşeme, çatı sistemleri ile mimari elemanlarda kullanılan malzeme ve yapı tekniklerini anlamak için ikinci bir arazi çalışması doğrultusunda detaylı olarak incelenmiştir.
Sonuç olarak; iki köyde de dış duvarların taş yığma, iç duvarların dolgusuz ahşap karkas duvar olarak inşa edildiği hibrit yapım sistemi kullanıldığı görülmüştür. Her iki köyde de yapım tekniğinin benzer olmasına rağmen malzeme seçimlerinde ufak farklılıklar tespit edilmiştir. Yarımadanın doğu ve batı bölgelerinin jeolojik yapılarındaki farklılıklara bağlı olarak iki köydeki yapılarda kullanılan taşlar; renk, şekil ve büyüklük bakımından farklılık göstermektedir. Diğer bir farklılık ise Küçükbahçe’deki yapılarda bağdadi inşasında ahşap çıtalar yerine kamış kullanılmasıdır. Ahşap döşeme tekniği her iki köyde de aynı olup geleneksel düz çatı sistemlerinde malzemelerin erişilebilirliğinden kaynaklanan küçük farklılıklar görülmektedir. Küçükbahçe de ahşap çıta yerine kamış kullanımı yaygındır. Bu iki köydeki toprak tipi de farklılık göstermektedir; Küçükbahçe’de kullanılan toprağın kil içeriği fazla olup bu toprak ‘geren’ olarak isimlendirilmektedir. Bunların dışında mimari elamanlarda kullanılan malzemeler ve inşa teknikleri genel olarak iki köyde de aynıdır
HAD analizi ile bir alüminyum pencere çerçevesinin ısıl performansının iyileştirilmesi
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Architecture, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 65-70)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishMost of the primary energy used in the world belongs to fossil fuels. Energyefficient
activities are carried out in many different sectors in order to prevent the
depletion of the reserves of these resources. The building sector is one of them and
many different studies are being carried out to reduce the energy consumed in the
buildings. Windows are the main unit of heat losses and gains in buildings. In literature,
the main reasons for heat losses through windows are usually stated as glass units due to
their large areas and relatively higher overall heat transfer coefficient. However,
windows frames are as important as glass units because they also have higher heat
transfer. Since the most commonly used material in window frames, which is
aluminium, has the highest thermal conductivity value, this topic should be investigated.
In this study, two different strategies are presented to improve the thermal
transmittance of an aluminium frame without changing the frame geometry. The first
strategy presented is the improvement of the gasket and thermal break materials in
which high thermal conductivity materials are used which have a considerable impact
on the thermal performance of aluminium window frames. The second strategy is to fill
the cavities in aluminium profiles with polyurethane foam in order to reduce convection
effects. Two dimensional CFD simulations of the aluminium window frame, modelled
with information from the manufacturer, were used to investigate these improvement
strategies.
As a result of the study, the importance of thermal break and gasket materials
used in the aluminium window frame has been seen and the thermal conductivity of
these materials has a considerable effect on the thermal performance of the windows.
Moreover, the polyurethane foam filled air cavities in the aluminium frame have
positively affected the thermal performance of window as proposed and %29.44
improvements occurred.Dünyada kullanılan birincil enerjinin büyük bir kısmı fosil yakıtlara aittir. Bu
kaynakların rezervlerinin tükenme ihtimaline karşı birçok farklı sektörde enerji etkin
çalışmalar yürütülmektedir. İnşaat sektörü de bunlardan biridir ve binalarda tüketilen
enerjiyi azaltmak için günümüzde birçok farklı çalışma yürütülmektedir. Binalarda
enerji kayıp ve kazançlarının en çok gerçekleştiği elamanlar ise pencerelerdir.
Literatürde, pencerelerin neden olduğu ısı kayıplarına bağlı araştırmalar, genellikle
kapladıkları alan ve toplam ısı geçiş katsayısına görece fazla olmasından dolayı cam
ünitelere aittir. Oysa pencere çerçeveleri de yüksek ısı geçişine sahip olmaları
nedeniyle, en az cam üniteler kadar önemlidir. Çerçeve malzemesi olarak kullanılan
alüminyum ise ısı geçirgenliği en fazla olan malzeme olduğu için üzerinde çalışılması
gereken bir konudur.
Bu çalışma kapsamında, alüminyum pencere çerçevesinin termal geçirgenliğini
çerçeve geometrisini değiştirmeden iyileştirmek için iki farklı strateji sunulmuştur.
Sunulan ilk strateji, alüminyum pencere çerçevesinin termal performansı üzerinde
oldukça fazla etkiye sahip olan yüksek termal iletkenliğe sahip malzemelerin
kullanıldığı conta ve termal kırılma malzemelerinin iyileştirilmesidir. İkinci strateji ise,
havanın taşınım etkisini azalmak için alüminyum profiller için de yer alan boşlukların
poliüretan köpük ile doldurulmasıdır. Bu iyileştirme stratejilerini araştırmak için
üreticiden alınana bilgilerle modellenen alüminyum pencere çerçevesinin iki boyutlu
CFD simülasyonları kullanılmıştır.
Çalışma sonucunda, alüminyum pencere çerçevesinde kullanılan termal kırılma ve
conta malzemelerinin önemi görülmüş ve bu elemanlarda kullanılan malzemelerin
termal iletkenlik değerinin pencere çerçevesinin termal performansını oldukça fazla
etkilediği ortaya çıkmıştır. Bunun yanında, öngörüldüğü gibi alüminyum profilde
poliüretan köpükle doldurulmuş hava boşlukları, pencerenin termal performansını
olumlu olarak etkilemiş, % 29,44 iyileşme meydana gelmiştir
Synthesis of scalable planar scissor linkages with anti-parallelogram loops
Scissor linkages are commonly used as mechanisms for scaling objects. They constitute a significant portion of deployable structures. Since 1960s many researchers sought to form novel structures using the scissor units. In 1990s Hoberman brought a new perspective to the field when he used the loops, not the units to form linkages. Starting from mid 2000s, other researchers joined into this new approach of design. One of the latest researches presented a design for scaling a circular forms with anti-parallelogram loops. This study shows that an anti-parallelogram loop assembly can also be used for scaling planar curves with variable curvature.European Union Horizon 2020 MSCA-RISE OptArch Project ID: 68998
Conceptual design of a 2-DoF planar high-speed industrial parallel manipulator
This study focuses on conceptual design alternatives for a planar high-speed/high-precision manipulator in terms of mechanism structure, control strate-gy, and drive system selection. These concepts are investigated specifically for planar 5-bar based parallel linkages. An over-constrained 6-bar linkage with par-allelogram loops and its simply constrained version are selected for detailed de-sign. In addition, a model-based control strategy including a stiffness model is discussed for future studies. Alternative drive systems are evaluated. Finally a prototype is presented.TÜBİTAK "Proje no: 116M272
Kanat kesiti sınır-tabakasının karalılık hesaplamaları ve geçiş tahmini
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Mechanical Engineering, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 58-60)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishThis study involves research and understanding of airfoil laminar boundary-layer
transition based on three codes in written FORTRAN: panel code, boundary-layer code
and stability code, namely HSPM, BLP2D and STP2D. All codes were connected to
each other via inputs-outputs in the one code, called as PBS code. Firstly, the inviscid
pressure distribution was obtained using Hess-Smith panel method. Secondly, differential
boundary-layer equations were solved for obtained inviscid pressure distribution from
panel code. Thirdly, stability calculation was performed using obtained boundary velocity
profiles from boundary-layer code at each streamwise stations. Finally, the onset of transition
location was predicted using en method based on linear small-disturbance theory.
The PBS code was first validated on NACA 0012 and NACA 0015 airfoils making comparison
with an experimental work in literature. After validation, three different thick airfoils
designed for wind turbine applications were analyzed in terms of lift coefficient and
transition location, namely NACA 64-618, DU91W250 and DU4050. The results were
compared with XFoil’s viscous and inviscid solutions and experimental measurements
based on infrared thermography. It was seen that amplified disturbance frequency magnitude,
amplification starting point and choice of threshold value are key points to correctly
predict transition point for en method. Additionally, it was found that followings: First,
as airfoil thickness increases, the need of interactive boundary-layer method increases for
accurate lift coefficient; however, transition point can be still correctly predicted using inviscid
pressure distribution. Second, at high angle of attacks and high Reynolds numbers,
laminar boundary-layer separation point can be directly taken as transition point instead
of using the en method.Bu çalışma, kanat-profili laminer sınır-tabakası geçişini anlayabilmek için FORTRAN dilinde yazılmış¸ üç ayrı kod üzerine kuruludur: panel kod, sınır-tabakası kodu ve kararlılık kodu, bu kodlar sırasıyla HSPM, BLP2D and STP2D'dir. Bu üç kod birbiriyle girdi-çıktı ilişkisi üzerinden PBS kod olarak adlandırılan tek bir kodda bağlanmıştır. İlk olarak, kanat-profil kesitinde Hess-Smith panel metodu kullanılarak inviskoz çözüm yapılmış, ikinci olarak, elde edilen basınç dağılımı ile sınır-tabakası denklemleri çözdürülerek viskoz çözüm yapılmıştır. Üçüncü olarak, akış doğrultusunda her bir istasyon için elde edilen sınır-tabakası hız profilleri kullanılarak kararlılık denklemleri çözdürülmüş ve son olarak geçiş tahmini için doğrusal kararlılık teorisine dayanan eN yöntemi kullanılmıştır. PBS kodu ¨oncelikle NACA 0012 ve NACA 0015 kanat-kesitleri ¨uzerinde sınanarak, literatürdeki deneysel bir çalışma ile doğrulaması yapılmıştır. Doğrulamadan sonra, rüzgar türbini uygulamaları için özel olarak tasarlanmıs¸ kalın, üç farklı kanat-profilinin, NACA 64-618, DU91W250 ve DU4050, analizleri yapılarak kaldırma katsayısı değeleri ve geçiş noktası tahminleri hücum açısına göre çizdirilmiştir. Sonuçlar XFoil'in viskoz ve inviskoz çözümleri ile kızılötesi termografiye dayanan deneysel sonuçlarla kıyaslanmıştır. Doğru bir geçiş tahmini yapabilmek için eN geçiş tahmini yönteminde, amplifikasyon frekans büyüklüğü, amplifikasyon başlama yeri ve kritik değer seçiminin geçiş noktasını belirlemede anahtar rol oynadığı görülmüştür. Ayrıca şu bulgular saptanmıştır: Birinci bulgu, kanat-profil kalınlığı arttıkça, gerçekçi kaldırma katsayısı değerleri için etkileşimli sınır–tabakası yöntemine duyulan ihtiyacın arttığı, bununla birlikte, geçiş noktasının, inviskoz basınç dağılımı kullanılarak bile doğru bir şekilde tahmin edilebileceğidir. İkinci bulgu, yüksek hücum açılarında ve Reynolds sayılarında, eN yöntemi kullanmak yerine, laminer ayrılma noktasının doğrudan geçiş noktası tahmininde kullanılabileceğidir
Yüksek ısıl kütlenin bina başarımı üzerine etkilerinin deneysel incelenmesi
Thesis (Master)--Izmir Institute of Technology, Energy Engineering, Izmir, 2019Includes bibliographical references (leaves: 59-61)Text in English; Abstract: Turkish and EnglishThe focus on energy efficiency in buildings has contributed to the increased
interest in vernacular architecture using locally available materials. Monotype
architecture has spread across Anatolia during last century despite builders having
centuries of knowledge of vernacular dwelling. Climatic conditions are specific to
geographical locations, therefore the architectural solutions respecting climatic
conditions are also specific. Local construction materials are in harmony with the
surroundings because they have previously been part of the current environment. The
main aim of this thesis is to investigate and simulate the effects of high thermal mass
on the thermal environment of cave dwellings. The case study was undertaken in a cave
dwelling carved out of a fairy chimney in Ürgüp, Cappadocia. Data loggers were placed
in the dwelling to observe the annual temperature and relative humidity fluctuations.
Measurements showed that the interior temperature fluctuated around 18°C in January
and 20°C in July, and the relative humidity fluctuated around 70% in January and 65%
in July. These measurements showed that the interior conditions were thermally
comfortable as a result of the high thermal mass of the cave dwelling. DesignBuilder
software was used to simulate the thermal behaviour of the cave dwelling. The thermal
conductivity, specific heat and density of the main material, volcanic tuff rock, were
measured and defined in DesignBuilder. After defining all the inputs and boundary
conditions, the numerical results obtained from the DesignBuilder provided thermal
outputs which agreed with the experimental results.Binalarda enerjinin etkin ve verimli kullanımının ön plana çıkması; geçmişten
gelen sürdürülebilir yerel mimari birikimine ve yerel maleme kullanımına olan ilginin
artmasına yol açmıştır. Anadoluda birçok yerel mimari örnekleri olmasına karşın son
yüzyılda tek tip mimari yayılmıştır. İklim koşulları lokasyona özgüdür, iklim
koşullarına karşı mimari çözümler de spesifiktir. Yerel malzemeler çevre ile uyumludur
çünkü daha önce mevcut çevrenin bir parçası olmuştur. Bu tezin asıl amacı yüksek ısıl
kütlenin konut ısıl ortamına olan etkilerini araştırmak ve simüle etmektir. Bu çalışma,
Kapadokya Ürgüp'te peribacasından oyulmuş bir mağarada yapılmıştır. Veri
kaydedicileri, yıl boyunca sıcaklık ve bağıl nem dalgalanmalarını gözlemlemek için
konut içine yerleştirilir. Ölçümler Ocak ayı boyunca, iç sıcaklığın 18°C civarında
dalgalandığı ve bağıl nemin %70 civarında değiştiğini göstermektedir. Temmuz ayında
ise iç sıcaklık 20°C civarında ve bağıl nem %65 civarında dalgalanmaktadır. Bu
sonuçlar, konutun yüksek ısıl kütlesi nedeniyle iç koşulların ısıl olarak konforlu
olduğunu göstermektedir. DesignBuilder yazılımı mağara evini simüle etmek için
kullanılmıştır. Konutun malzeme özellikleri ve sınır koşulları tanımlanmıştır. Ana
malzeme olan volkanik tüf kayasının ısı iletkenliği, özgül ısısı ve yoğunluğu ölçülüp,
DesignBuilder için tanımlanmıştır. Malzeme özellikleri ve sınır koşullarını
tanımladıktan sonra, DesignBuilder'dan elde edilen sayısal sonuçlar, deneysel sonuçlar
ile uyumlu çıkmıştır
Geochemical and hydrogeochemical characteristics and evolution of Kozaklı geothermal fluids, Central Anatolia, Turkey
Kozaklı is one of the most important areas of Central Anatolia in terms of geothermal potential and it is characterized by thrust and normal faults. These faults, accommodating deep circulation of hydrothermal fluids of meteoric origin, are the primary controls of the geothermal systems in this region. Chemical and isotopic composition of the hot springs and geothermal fluids was monitored throughout 2017. The surface temperature of the fluid ranges from 24.9 to 96 °C. The cold spring waters are mostly of the Ca-Mg−HCO3 type in the study area. Major element chemistry of the water reveals that the deep geothermal fluids are mostly of the Na-Ca-Cl-SO4 type while the shallow geothermal well waters are Ca-Na−HCO3 waters. Silica geothermometers suggest that the reservoir temperature ranges from 103 to 173 °C. Based on the δ18O–δD relationship, water samples have a high-altitude meteoric origin. Stable isotopic data indicate that the geothermal fluids are formed by local recharge and deep circulation of meteoric waters. The Rare Earth Elements and Yttrium (REY) composition showed that Eu, Ce and Y anomalies are related both to inheritance from geological host materials and the fractionation of these elements during water-rock interactions