Journal of Alevism – Bektashism Studies
Not a member yet
365 research outputs found
Sort by
Anadolu Aleviliği'nin Başlangiç Evreleri II: Anadolu'ya Geliş ve Yerleşim
Der vorliegende Artikel ist eine Fortsetzung einer vorangegangenen Untersuchung über Kho- rasan. Es hat die Einwanderung von Khorasan nach Anatolien und ihre Beweggründe bzw. Ursachen zum Thema. Nachdem die bisher gemachten Unter- suchungen über das Thema der Einwanderung nach 1 Anatolien berücksichtigt und ausgewertet wurden, haben wir versucht, etwaige Miingel und Fehlinfor- mationen (in diesen Untersuchungen) zu be-seitigen. Dieses Thema stellt eines der wichtigsten Grundla- gen für die Entwicklung des Anatolischen Aleviten- tums dar.In our article entitled 'The Processes of the Evolution of Anatolian Alevism 1' we focused on Khorasan. And in this article the focus is on the migrations to Anatolia through Khorasan. It is observed that these migrations took place in three basic phases. The first phase is the ones started in 800s, the second phase is the ones started in 10th century, and the third one is the ones started in 13th century and continued till 15th century. All of these phases are important and effective on the culture, doctrine and the integrity of beliefs in Anatolian Alevism.Anadolu Aleviliğinin Evrimindeki Süreçler 1 isimli yazımızda Horasan üzerinde durmuştuk. Bu makalede Horasan üzerinden Anadolu'ya göçler üzerinde durulmaktadır. Bu göçlerin üç temel dönemde gercekleştiklerini görüyoruz. Bun- lar 800'lü yıllarda başlayan birinci evre, onun- cu yüzyıldan başlayan ikinci evre ve 13. yüzyıldan sonra başlayarak 15. yüzyıla kadar süren üçüncü evre olmak üzere. Bu evrelerin her biri kendi içinde önem taşımakta ve Anadolu Aleviliğinin kültürü, öğretisi ve inanç bütünlüğünün oluşmasında etki yaratmaktadır
Trakya Bektaşi Ezgilerin Siniflandirilmasi Ve Avrasya Çerçevesi
Ethnomusicology- anthropology, which is effective in folk music studies and which has high financial power is a more powerful trend. Comparative study method which focuses on musical analysis has started to gain its power again. I tried to give an example for it in this article. This article is not about the social and cultural aspects of Bektashism. It is just a study of compara- tive analysis of their songs which is only a small part of their cultures. My primary aim is to show the basic melodies that can successfully represent most of the melodies. Another aim of mine is to make a comparison between the music of some peoples who have regional and historical ties with Bektashis. I hope that this ar- ticle will help to better understand the secular and mystical music of Thrace Bektashis, and to place this music among other music types.Halk müziği araştırmada günlerimizde et- kisi ve özellikle maddi imkanları çok yüksek olan etnomüzikoloji-antropoloji ceryan daha güçlü olmakla birlikte, müzik analize de önem veren karşılaştırmalı araştırma da eski kuvvetlerini git- tikce geri almaktadır. Makalede bunu bir örneğini vermeye çalışırım. Bu sefer Bektaşiların sosyal ve kültürel ge- leneklerinden konuşamam, ancak gerçeğin küçük bir parçasını oluşturan bir karşılaştırmalı müzik analizi veririm. Başlıca amacım melodilerin çoğunu güzel bir şekilde temsil edebilecek merkezi ezgile- rini göstermek idi. Ezgileri incelemekten başka Trakya Bektaşi müziğini Bektaşilerle tarihi ya da bölgesel bağlantısı olan bir kaç halkın müziğiyle de karşılaştırırım. Ümüt ederim ki bu çalışmam Trakya Bektaşilerin laik ve tasavuffi müziğinin daha iyi anlamasına ve bu müziğin başka müzikler arasındaki yerini bulmakta yardımcı olu
Kimlik-Teoloji İlişkisi Bağlaminda Alevîlik- Bektaşîlikle İlgili Kimlik Tartişmalari Üzerine
Kimlik, toplumsal bir varlık olan insanın biricik, öz- gün ve özgür bir varlık olduğunun farkında olması ile ortaya çıkan bir bilinçlilik hâlidir. İnsan için esas olan 18 bireysel kimliktir; ancak, insanın kimliğini keşfetmesi toplum içinde gerçekleşir. Bu sebepten hem bireysel ve toplumsal kimliklerden hem de kimliğin keşfedilen ve inşa edilen boyutlarından söz etmek mümkündür. Özelde Tanrı tasavvuru ve Tanrı algısı, genelde din, insan için bir tür paradigma işlevi görmektedir. Ayrıca din, kültürün şekillenmesindeki başat etkenlerden birisidir. İnsan, kültürü yaratır; kültür de insanın kimliğini biçimlendirir. Dolayısıyla teoloji ve kimlik arasında doğrudan bir ilişki vardır. İnsanın Tanrı ve insan algısı, insanı insan yapan değerler sisteminde etkin olduğu kadar, insanın kendisiyle ve toplumla ilişkisinde de etkindir. Alevîlik-Bektaşîliğin tarihsel arka planında iki ana damar vardır: Kızılbaşlık ve Bektaşîlik. Bunların her ikisi de Türklerin meydana getirdikleri birbirine paralel iki Tasavvuf ekolüdür. Bu bakımdan Türk Tarihini ve tasavvufla birlikte toplumla bütünleşme imkânı bulan ahlak temelli din anlayışını göz ardı ederek bir Alevî-Bektaşî kimliğinden söz etmek pek mümkün olmaz. Keşfedilmeyi bekleyen Alevî-Bektaşî kimliğinin teolojik boyutunda sevginin ve güvenin öne çıktığı, rahmetin belirleyici olduğu bir Tanrı tasavvuru mevcuttur. Tanrı-insan ilişkisi korkuya değil, güvene da- yalı, samimi bir “dost” ilişkisidir. İnsan, Tanrı’nın en güzel şekilde yarattığı muhteşem bir varlıktır. Her in- san, “Yaratan’dan ötürü” hoş görülür. Alevî-Bektaşî kültürüne vücut veren insan anlayışını “72 millete bir gözle bakmak” ifadesi çok güzel özetlemektedir. Böylesi bir Tanrı ve insan anlayışı üzerinde yükselen Alevî- Bektaşî kimlik arayışlarının, bir “öteki” yaratarak kendisini bu “öteki” üzerinden inşa etmeye ve farklı- lıklar üzerinden varlığını kanıtlamaya ihtiyacı yoktur. Konu ile ilgili bilgi boşluğu, yapay kimlik inşalarına meydan vermektedir. Alevî-Bektaşî kimliği öncelikle keşfedilmeyi bekleyen bir kimliktir
Alevî-Bektaşîlerde Dinî Kodifikasyon Sorunu Ve Topluluğun Dönüşümüne İlişkin Abk Örnek Olayı
Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan Alevî-Bektaşî toplu- lukların yaşadıkları tarihsel süreç ve sosyal yapıları ancak son 20-30 yıldır akademik alanın ilgi odağını oluşturmaya başlamıştır. Yaşanan kente göç olgusu da bu toplulukların geleneksel yapılarını, sosyal ku- rumlarını parçalamış ve 1990’lara kadar uzanan gele- nekten kopuş dönemini beraberinde getirmiştir. 1990’larla birlikte ortaya çıkan derlenip toparlanma süreciyle ise inanca ve geleneğe dönüş süreci başgöstermiştir. İşte bu sürecin en önemli boyutların- dan birisini de inancın yeniden güncellenmesi de deni- lebilecek dinî kodifikasyon meselesi oluşturmaktadır. Bu makalede bu konuya ilişkin genel bir değerlendirme yapılarak ve yeniden güncelleme çabaları bakımından önemli bir örnek olay olmak üzere ABK örneği kısaca analiz edilmektedir
Manisa İli Akhisar İlçesi Yatağan Köyünde Evliya Kültü
Manisa ilinin Akhisar ilçesine bağlı Yatağan, bir Ale- vî köyüdür. Köy, Saruhanoğulları zamanında yaşadığı düşünülen Yatağan Mahmud Sultan’ın türbesi etra- fında kurulup gelişmiştir. Burada 1826 yılında kapatılan bir Bektaşî zaviyesi olduğu bilinmektedir. Köy, 20. yüzyıl başlarında ikiye ayrılmış ve Sünnetçiler adında yeni bir köy kurulmuştur. Çalışmamız burada yaptığımız alan araştırmasına dayanmaktadır. Köy çevresindeki yatırlar incelenmiş, ayrıca köyde yapılan ritüellerde evliya kültünün izleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu ritüellerde, çok belirgin bir Hz. Ali kültü ile karışık bir hâlde, evliya kültünün izleri görülmektedir. Bu çalışmamızla, incelediğimiz köy ile yöredeki Sünnî köyler arasında, velîye inanç hususunda temelde fark olmadığı tespit edilmiştir. Her iki grubun uygulamalarında görülen farklılıklar ise, tarihsel devirler içinde oluşmuş kimi törensel değişimlerin bugünkü şekilleridir
Alevî-Bektaşî Geleneği Ve Pir Sultan Abdal
Türk düşüncesinin önemli alanlarından biri olan Alevî-Bektaşî edebiyatının özgün sanat sistemimize katkısı tartışılamaz. Gerek sosyal tarih perspektifinden, gerekse kültürel ve ideolojik çerçevede bu düşüncenin zihniyet alt yapısında, nasıl bir terminoloji vardır, sorusuna cevap aradığımız bu yazıda, Pir Sultan Abdal’dan yola çıka- rak bir değerlendirme yapılmıştır
Malkoçoğlu Bali Bey Vakfı Ve Bayezid Baba Âsitânesi
Osmanlı Devleti’nin yoğunluğunu gittikçe arttıran merkeziyetçi politikalarına karşı abdâlân-ı Rum ruhu taşıyan dervişlerle, gazi uçbeyleri XV. yüzyılda Rumeli’de tabiî müttefik durumuna gelmişlerdir. Bu makalede, Malkoçoğlu Bali Bey ile Bayezid Baba’nın bağlantısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. XV. yüzyılda, Balkanlar’da Bektaşîlik anlayışının öncülerinden birisi Selanik yakınlarında bulunan Yenice-i Vardar’a yer- leşmiş olan Bayezid Baba’dır. Ancak bu kişilik sadece Otman Baba’nın Velâyetnamesi’nde geçtiği için efsa- nevî bir kişilik olarak da algılanıyordu. Bu çalışmada Velâyetname, Osmanlı tahrir defterleriyle karşılaştırılarak Otman Baba’nın Babaköy’deki âsitânesi tespit edilmiş ve tarihî bir kişilik olarak okuyucunun dikkatine sunulmuştur
“Evrensel Düşünce” Ve “Yerel Kimlik” Kıskacında Bir “Var Olma” Çabası: Kentlileşen Alevîliğin Kültürel Kimlik Arayışı
Küreselleşme diye adlandırılan süreç, toplumsal ve hatta doğal hayatın hemen bütün alanlarına nüfuz ederken, bir “yerel” kimlik olarak Alevîlik de bu süreçten payına düşeni almaktadır. Alevîlik, bu süreçte özü itibariyle “evrensel” denebilecek kimi değerler, düşünceler, inanç ve kültür kodları ile, yine aynı derecede önemli “yerel” kimlik sorunlarına ilişkin olmak üzere, hem kendi içinden hem dışarıdan gelen iki yönlü bir etkinin kıskacına girmektedir. Bu kısa çalışma, genel hatlarıyla, küreselleşme sürecinde Alevîliğin karşı kar- şıya bulunduğu değişim olgusuna, ‘evrensel’ gelişmeler karşısında ‘yerel’ var olma çabası biçiminde kendini gösteren “kıskaca” ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın odağında, Alevîliğin içinde bulunduğu değişim “kıskacı” yer almaktadır. Tartışma, küreselleşme-ulus/ulus devlet-kentleşme ve Alevî kimliği ekseninde biçimlenecektir. Çok kaba hatlarıyla küreselleşme kavramına, küreselleşme etrafında dönen tartışmalara ve küreselleşmenin genel etkilerine değinildikten sonra, kavramın öncelikle ve çok kısaca “ulus” ve “ulus devlet” yapıları üzerindeki etkilerine bakılacak, oradan bu çerçeve içerisinde Alevî kimliğinin yaşanan değişimlerden etkilenip etkilenmediğine, bir etkilenme varsa bunların hangi noktalarda kendini gösterdiğine ışık tutulacaktır. Şüphesiz, küreselleşme, ulus, kimlik, Alevîlik gibi kapsamı geniş, içeriği yoğun kavramları böyle kısa bir çalışma içerisinde bütün boyutlarıyla ve yönleriyle ele almak oldukça güçtür. Bu nedenle çalışma, kavramların pek çok bilimsel-akademik çalışmayla etraflıca ortaya konmuş tanımlarından, içeriklerinden, boyutlarından çok, bunları yalnızca kısaca hatırlatmakla yetinerek, esas itibariyle bu kavramların birbirleriyle ilişkileri, karşılıklı etkileşimleri ve özellikle Alevîliğin küreselleşme sürecindeki “yerel” konumu ve kentleşme olgusu karşısında geçirdiği dönüşüm üzerinde yoğunlaşacaktır
Bir İbadet Ritüeli Olarak “Semah” Ve Tahtacı Turnalar Semahının Halk Bilimi Ve Müzik Bilimi Açısından İncelenmesi
Semah, bir ibadet ritüelidir. Günümüzde, söz konusu ibadet ritüelinin geleneksel yapısını tehdit eder nitelikte yaklaşımlara ve uygulamalara rastlanmakta; kutsî yönü ve özü göz ardı edilerek, Semah olgusu üzerinde hem nazariyatta hem de uygulamada tahrifatlar yapıldığı gözlenmektedir. Buradan hareketle, biz bu makalede, öncelikle, Semah’ın, bir oyun değil, bir ibadet ritüeli olarak ele alınması gerektiği ve bunun sosyal ve inançsal nedenleri üzerinde durduk. Ayrıca, Semahın kelime ve terim olarak anlamlarını inceledik. Bununla beraber, örnek olarak İzmir Narlıdere’den derlediğimiz “Turnalar Semahı”nı, müzik bilimi ve halk bilimi açısından inceleyerek, hem genel olarak Tahtacı Semahlarının “yaratım”, “şekil-yapı”, “içerik” ve “işlev” özelliklerini hem de örnek Semah’tan hareketle Tahtacı Semahlarının müzikal ve figüratif yapısının tip özelliklerini ortaya koymaya çalıştık
Dobruca Yöresinde Xvı. Yüzyılda Gayr-i Sünnî İslam’ın İzleri
IV. yüzyıldan başlayarak Dobruca yöresi, çeşitli Türk kavimlerinin göç yolları üzerinde önemli bir durak işlevini görmüştür. Bundan dolayı bölge, çok eski tarihlerden itibaren Türk kültürüyle tanışmıştır. XIII. yüzyılda ise, Dobruca ilk Müslüman Türk sakinlerine kapılarını açmıştır. Osmanlı idaresi ise, Dobruca’daki Türk kültürünü daha da kuvvetlendirecektir. IV. yüz- yıldan XVI. yüzyıla kadar Dobruca’da Türk kültüründe mevcut çeşitli katmanların görüldüğünü söyleyebiliriz. Çalışmamızda gayr-i Sünnî İslam kavramı, Dobruca yöresinde karşılaştığımız Babaîlik, Kalenderîlik, Bektaşîlik, Hurufîlik, Bedreddinîlik ve Kızılbaşlık gibi İslam’ın çeşitli algılayış şekillerini ifade etmek için kullanılmıştır. Bu çalışmada XVI. yüzyılda Silistre Sancağı’na ait ta- pu tahrir defterlerinden istifade ederek Dobruca olarak adlandırılan bölgede vakıf, tekke ve zaviyeler ele alınmış, yer ve şahıs adları üzerinden hareketle Türk kültürünün bir parçası olan gayr-i Sünnî İslam’ın izleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Dokuz alt başlığın yer al- dığı yazımızın sonunda yer adları konkordansını içeren bir tablo ile birlikte XVI. yüzyılda Dobruca’da gayr-i Sünnî İslam’ın görüldüğü yerlerin haritası verilmiştir