4441 research outputs found
Sort by
Resilient Graph Partitioning for Quantum Networks
Quantum entanglement is important for quantum
communications for long range transmission. Such long transmission is achieved through entanglement swapping, a method
monopolizing considerable resources as the quantum network
topology expands. Therefore, in this work we propose a method
to reduce the resources required for entanglement swapping
using network partitioning while ensuring resiliency. This method
involves the fidelity of distributing entangled states that depends
on the source, the link and the bell state analyzer utilized to
quantify the required fidelity for a functioning network. By
partitioning the network to redundant sub-graphs, we show the
advantage of such approach in reducing the required functional
fidelity
Kemal Sunal filmlerinde erkek rolünün gölgede kalmış yüzü: Kişilerarası iletişimde toplumsal cinsiyet algısı
Toplumsal cinsiyet rolleri her dönemde kendini gösteren toplumsal düzeni sağlayıcı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin yaşamlarının her noktasında yer edinen bu düzen sağlayıcı unsur olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Kadın bireylerin yaşamış olduğu zorlukların yanı sıra erkek bireylerde sosyal düzeyde birtakım zorluklar ile karşılaşabilmektedir. Bu zorlukların toplum tarafından atfedilen özelliklere sahip olma veya olamamama durumuna göre kendini göstermektedir. Ayrıca yaşanan bu zorluklar kişilerarası iletişime de etki edebilmektedir. Bu çalışmanın amacı erkek bireylerin toplumsal cinsiyet rollerini yerine getirirken sosyal düzeyde yaşamış olduğu zorlukları ve bu zorlukların kişilerarası iletişimine etkilerini gün yüzüne çıkarmak ve toplumsal cinsiyet algısının kişilerarası iletişimde nasıl yer edindiğini göstermektir. Çalışma amaçlı örnekleme ve maksimum çeşitlilik örneklemi ile seçilen Kemal Sunal'ın başrol oynadığı; Kılıbık, Şendul Şaban, Atla Gel Şaban, Öğretmen, Talih Kuşu, Korkusuz Korkak, Orta Direk Şaban ve Postacı filmlerinde farklı iş grupları ve sosyal statüleri temsil eden erkek karakterler incelenmiştir. Film çözümlemelerindeki derinlikli analizlerle ortaya çıkan tema ve alt temalar, "erkek rolünün kişilerarası iletişimi" ana teması altında "duygusal ilişki", "aile ilişkisi", "iş yaşamı" ve "sosyal çevre" alt temaları çerçevesinde, ilgili, sahnelerde söylem / eleştirel söylem ve içerik analiziyle incelenmiştir. Ana ve alt temalara, her film içerisinde belirlenen "ekonomik beklenti", "kabul gören davranış kalıpları" ve "psikolojik sorunlar" kodlarından ulaşılmıştır. Bu tez çalışması, film dili ve filmde anlam yaratma çalışmalarına farklı bir bakış açısı getireceği düşünülmektedir ve özellikle toplumsal cinsiyetin, kişilerarası iletişim bağlamında, söylem analizi ve/veya eleştirel söylem ve içerik analiziyle incelenmesinin, iletişim çalışmalarına farklı bir perspektif sunacağı öngörülmektedir.Gender roles appear as an element that maintains social order, and are manifest in each period of history. This order-providing element, which occurs in every aspect of individuals' lives, can have positive and negative outcomes. Besides the difficulties experienced by females, males may also encounter some difficulties at the social level. These difficulties manifest themselves depending on whether or not they have the characteristics attributed by society. In addition, these difficulties can also affect interpersonal communication. The purpose of this study is to reveal the difficulties experienced by males at the social level while fulfilling their gender roles, and the effects of these difficulties on their interpersonal communication, demonstrating how gender perception takes place in interpersonal communication. Through purposeful sampling and maximum diversity sampling, male characters representing different business groups and social status were examined in a selection of films, Kılıbık, Atla Gel Şaban, Öğretmen, Talih Kuşu, Şendul Şaban, Korkusuz Korkak, Postacı and Orta Direk Şaban in which Kemal Sunal played the lead role. The themes and sub-themes that emerged through in-depth film analysis, the main theme of "the interpersonal communication of the male role" with the sub-themes of "emotional relationship", "family relationship", "work life" and "social environment" were examined through discourse/critical discourse and content analysis of the relevant scenes. The main and sub-themes were derived from the codes identified within each film; "economic expectation", "accepted behavior patterns" and "psychological problems". This thesis is expected to bring a different perspective to the study of film language and the creation of meaning in film. In particular, the study of gender in the context of interpersonal communication through discourse analysis and/or critical discourse and content analysis is envisaged to provide a different perspective in communication studies
Türkiye'de yatırımcı duyarlılığı ile yatırım enstrümanları arasındaki etkileşim üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, 2005-2022 yılları arasında yatırımcı duyarlılığı ve yatırımcıların finansal piyasalardaki pozitif ve negatif kararlarını temsilen tüketici güven endeksi (TGE) kullanılarak Borsa İstanbul 100 Endeksi (BIST100), değerli metaller (altın ve gümüş) ve Euro-Dolar paritesi üzerindeki etkiler incelenmiştir. Asimetrik açıklayıcı değişkenler ve Toda-Yamamoto Nedensellik analizi prosedürü çerçevesinde değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri araştırılmıştır. Bu çalışma, hisse senedi piyasalarının bilgi içeriği ve ekonomik göstergeler üzerindeki etkisini tartışan Fama (1990) ve Gürkaynak (2005) ile hisse senedi piyasalarının ekonomik aktiviteler ve parametreler üzerindeki etkisini inceleyen Chen (2009) ve McQueen ve Roley (1993) gibi literatürle uyumlu bulgular sunmaktadır. Sonuçlar, BIST100 endeksi ve altın fiyatlarının tüketici güven endeksi üzerinde belirli asimetrik etkiler yarattığını göstermektedir. Bu, altının kriz dönemlerinde güvenli liman olarak davranışını belirten Baur ve McDermott (2010) ve altının ekonomik güven ve piyasa oynaklığı üzerindeki etkisini destekleyen Narayan et al. (2010) ve Reboredo (2013) çalışmalarını doğrulamaktadır. Gümüş piyasasının ekonomi genelinden bağımsız davranış gösterdiğini ve izole etkenlere duyarlı olduğunu belirten Ciner (2001) ve gümüş piyasasının dinamiklerini tartışan Hammoudeh ve Yuan (2008) ile Lucey ve Tully (2006) bulgularıyla uyumlu olarak, bu çalışmada gümüş ve TGE arasında nedensellik ilişkisi bulunmamıştır. Ayrıca, döviz kurlarının ekonomik göstergeler üzerindeki etkisini analiz eden Chen ve Rogoff (2003) ile döviz piyasalarının davranışlarını inceleyen Engel ve West (2005) ve Hau (2002) çalışmalarına paralel olarak, Euro/USD paritesinin tüketici güven endeksi üzerinde belirli etkiler yarattığı gözlemlenmiştir. Genel olarak, bu çalışma, BIST100, altın Euro/USD paritesi tüketici güven endeksi üzerinde asimetrik etkiler yarattığını, ancak gümüş değişimleri için böyle bir ilişkinin bulunmadığını göstermektedir. Bulgular, zaman serisi analizlerinde asimetrik nedensellik ilişkilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamakta ve ekonomik karar alma süreçlerinde bu tür analizlerin önemini öne çıkarmaktadır. Literatürdeki çalışmalar (örneğin, Kilian ve Park, 2009; Zivot ve Andrews, 1992), finansal ve ekonomik analizlerde asimetrik ilişkilerin dikkate alınmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.This study examines the effects of investor sentiment and the positive and negative decisions made by investors in financial markets, represented by the consumer confidence index (CCI), on the Borsa Istanbul 100 Index (BIST100), precious metals (gold and silver), and the Dollar-Euro exchange rate during from 2005 to 2022. The causal relationships between variables were investigated using asymmetric explanatory variables and the Toda-Yamamoto causality analysis procedure. This study presents findings consistent with the literature, including Fama (1990) and Gürkaynak (2005), who discuss the information content of stock markets and their impact on economic indicators, and Chen (2009) and McQueen and Roley (1993), who examine the effects of stock markets on economic activities and parameters. The results indicate that the BIST100 index and gold prices have certain asymmetric effects on the consumer confidence index. This finding aligns with studies by Baur and McDermott (2010), who highlight gold's behavior as a safe haven during crises, and by Narayan et al. (2010) and Reboredo (2013), who support gold's impact on economic confidence and market volatility. In line with Ciner (2001), who found that the silver market behaves independently of the general economy and is sensitive to specific factors, and with Hammoudeh and Yuan (2008) and Lucey and Tully (2006), who discuss the dynamics of the silver market, this study finds no causal relationship between silver and the CCI. Additionally, similar to the analyses by Chen and Rogoff (2003) on the effects of exchange rates on economic indicators and by Engel and West (2005) and Hau (2002) on the behavior of foreign exchange markets, this study observes certain effects of the Euro/USD exchange rate on the CCI. Overall, this study shows that the BIST100 index, gold prices and Euro/USD have asymmetric effects on the consumer confidence index, but no such relationship exists for silver exchange rate changes. The findings emphasize the importance of considering asymmetric causality relationships in time series analyses and highlight the significance of such analyses in economic decision-making processes. Studies in the literature (e.g., Kilian and Park, 2009; Zivot and Andrews, 1992) provide important insights into the necessity of considering these asymmetric relationships in financial and economic analyses
Türkistan’ın ticaret şehri Beykend’in fethi ve iktisadi hayatı üzerine bir değerlendirme (43-88/663-707)
Çalışmada; “Türkistan’ın Ticaret Şehri Beykend’in Fethi ve İktisadi Hayatı Üzerine Bir Değerlendirme (43-88/663-707)” başlığı altında Beykend’in coğrafi durumu dikkate alınarak Emevîler dönemindeki siyasî, iktisadi ve ilmi durumu ele alınmıştır. Ceyhun Nehri ile Buhara arasında yer alan ve etrafı dayanıklı sur ve kale ile çevrili olan Beykend şehrinde ribat, iki pazar, beytü’l-mal, muhafız alayı ve hapishane bulunmaktadır. Buhara merkezli ilk ciddi akınlar Ubeydullah b. Ziyad tarafından gerçekleşmesine rağmen Arapların Türkistan sahasını fidye ve haraç yolu ile bağlamak istemeleri bölgedeki kontrolün sağlanmasını engellemiştir. Türkistan’ın ilk ticaret merkezlerinden kabul edilen ve mükemmel bir şehir olduğu için Soğd’un demir dövmesi olarak nitelendirilen Beykend şehrine yönelik iki hareket düzenlenmiştir. 87/706 yılında düzenlenen ilk askeri harekette yaklaşık kırk bin kişinin öldüğü belirtilen hadisede şehrin teslim edilmesi koşulu ile antlaşma yapılmıştır. Arapların Beykend’e yönelik gerçekleştirdiği ikinci hareket Nizek ve Soğdlulara bir uyarı niteliği taşımaktadır. Nitekim Emevî hilafetine karşı çıkması muhtemel ayaklanmalara karşı birer gözdağı verildiğini söyleyebiliriz. Buhara’ya bağlı bir tüccar şehri olan Beykend şehri, sanayi ve ticari açıdan öne çıkmıştır. Ancak toprağı çok sert olduğu için zirai mahsüllerin üretimi yapılmamıştır. Bu yüzden gıda ürünleri başta olmak üzere meyve, sebze ve hayvan yemlerine duyulan ihtiyaçlar köylerden tedarik edilmiştir. Beykend’in ticaret merkezi olması İslam öncesi döneme kadar uzandığı gözlemlenmiştir
Algılanan toplumsal destek ölçeği’nin türkçe formu psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Son yıllarda yaşanan salgın, deprem, iklim krizi, ekonomik güçlükler gibi zorlayıcı yaşam durumları karşısında algılanan toplumsal desteğin birey, aile ve daha geniş ölçüde toplumlar için sürdürülebilir iyi oluşunu sağlamada oldukça önemli olduğu gözlenmiştir. Bu konuda yapılan çalışmalarda kültürel farklılıkların bulunmasından dolayı kültürel destek ağlarının araştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Herrero ve Gracia (2007) tarafından geliştirilen Algılanan Toplumsal Destek Ölçeği (ATDÖ)’nün Türkçe’ye uyarlanması ve ölçeğin psikometrik özelliklerinin Türkiye’de yaşayan yetişkinler üzerinde incelenmesidir. Araştırmada, evli 381 kişi (213 kadın, % 55.2 ve 170 erkek, % 44) yer almaktadır. Doğrulayıcı faktör analiz sonuçları, ATDÖ’nün; toplumsal aidiyet, topluma dâhil olma ve toplumsal memnuniyet olmak üzere orijinal formundaki gibi üç boyuttan oluştuğunu göstermiştir. Ayrıca çoklu grup doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, ATDÖ’nün faktör yapısının cinsiyete göre (kadın ve erkek) ölçme değişmezliğine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra ATDÖ’nün toplam ve alt boyutları ile “İki Yönlü Sosyal Destek Ölçeği”, “Aile Sosyal Destek Alt Ölçeği” ve “Depresyon, Kaygı ve Stres Ölçeği” ölçekleriyle arasındaki ilişkiler, ölçeğin benzerlik ve ayırt edici geçerliliği için kanıt sağlamıştır. Güvenirlik analizleri sonucu ise ölçeğin Cronbach alfa katsayılarının .80 ila .92 arasında değiştiği görülmüştür. Bulgular, ABD’nin Türk toplumunda düşük, alt-orta ve orta sos yo-ekonomik düzeyde, evli bireylerde kullanılabilecek, geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu ortaya koymuştur
Optimized deep eutectic solvent system for liquid phase microextraction of brillant blue fcf in diverse analytical food matrices
This study introduces a novel microextraction technique for the analysis of Brilliant Blue FCF, a widely used food dye, employing a deep eutectic solvent (DES). The method aligns with green chemistry principles by favoring environmentally benign solvents, ensuring rapid and efficient extraction. Specifically, a DES composed of tetrabutylammonium bromide (TBAB) and phenol (Ph) was prepared in a cost-effective and expedient manner. To enhance extraction efficiency within the deep eutectic solvent-based dispersive liquid-liquid microextraction (DB-DLLME), critical parameters such as the volume of DES, quantity of dispersive agent, extraction time, and sample volume were systematically optimized. The accuracy of the method was conducted at pH 3 by spiking various food samples with known concentrations of the analyte. Analytical performance metrics, including recovery efficiency, limit of detection (LOD), limit of quantification (LOQ), and relative standard deviation (RSD), were determined and reported as 0.86 µg/L, 2.88 µg/L, and 0.4-1.3% respectively. Furthermore, the method has been successfully utilized for analyzing samples of confectionery, beverages, water, and chewing gum
Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların algıladıkları stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, hemodiyaliz tedavisi alan hastaların algıladıkları stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma, Ağustos 2022–Mart 2023 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Servisi ve Diyaliz Ünitesinde uygulandı. Araştırmanın örneklemini; hemodiyaliz tedavisi alan, 18 yaş ve üzerinde olan, iletişim sorunu olmayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 168 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu, Hemodiyaliz Stresör Ölçeği ve Hemodiyaliz Hastalarında Sıvı Kontrol Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS Statistics 23.0 paket programında, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H ve Dunnett-C tekniği testleri ile yapıldı. Hastaların %59.5'i 45-64 yaş grubunda, %50.6'sı kadın, %63.1'i evli, %26.1'i okuryazar değil, %44.6'sı çalışmıyor, %98.2'sinin bakımında yardımcı kişiler bulunmaktaydı. Hastaların hemodiyaliz tedavisi ile ilgili algıladıkları stresörlerin yüksek düzeyde olduğu ve psikososyal stresörlerden daha fazla etkilendikleri bulundu. En yüksek düzeyde algıladıkları psikososyal stresörlerin sırasıyla sıvı alımının kısıtlanması, hastaneye sık sık gelme zorunluluğu, sağlık personeline bağımlılık, tedavinin maliyeti ve gelecekle ilgili belirsizlik olduğu; fizyolojik stresörlerin sırasıyla yorgunluk, uyku sorunları ve bulantı-kusma olduğu saptandı. 24-44 yaş grubunda olan, evli, bakımda yardımcı kişileri bulunan ve son bir ay içinde fazladan hemodiyaliz seansı almayan hastaların daha yüksek düzeyde stres algıladığı belirlendi. Hastaların sıvı kısıtlamasına uyumunun orta düzeyde, sıvı kısıtlaması bilgilerinin yüksek, davranış ve tutumlarının orta düzeyde olduğu bulundu. Günlük alması gereken sıvı miktarını bilen hastaların sıvı kısıtlamasına uyumunun daha yüksek olduğu saptandı. Hemodiyaliz Stresör Ölçeği ve Sıvı Kontrol Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığı belirlendi. Hemodiyaliz hemşirelerinin hastaların algıladığı stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarını geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıyla değerlendirmeleri, hastaların algıladığı stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarını etkileyen sosyodemografik ve tıbbi özellikleri dikkate alarak hemşirelik bakımını planlamaları, eğitim ve danışmanlık vermeleri önerildi.This descriptive study was conducted to evaluate the stressors perceived by patients receiving hemodialysis treatment and their compliance with fluid restriction. The study was carried out at Gaziantep University Hospital Nephrology Department and Dialysis Unit between August 2022 and March 2023. The sample of the study consisted of 168 patients who received hemodialysis treatment, were 18 years of age and above, had no communication problems, and voluntarily agreed to participate in the research. Data were collected using the Patient Information Form, Hemodialysis Stressor Scale and Fluid Control Scale in Hemodialysis Patients. Statistical analyzes were performed using t-test, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H and Dunnett-C technique tests in the SPSS Statistics 23.0 package program. 59.5% of the patients were in the 45-64 age group, 50.6% were women, 63.1% were married, 26.1% were illiterate, 44.6% were unemployed, and 98.2% had caregivers. It was found that patients' perceived stressors related to hemodialysis treatment were at high levels and they were more affected by psychosocial stressors. The psychosocial stressors they perceived at the highest level were, respectively, restricting fluid intake, having to come to the hospital frequently, dependence on healthcare personnel, the cost of treatment, and uncertainty about the future; Physiological stressors were determined to be fatigue, sleep problems, and nausea and vomiting, respectively. It was determined that patients who were in the 24-44 age group, were married, had caregivers, and did not receive additional hemodialysis sessions in the last month perceived higher levels of stress. It was found that the patients' compliance with fluid restriction was at a moderate level, their knowledge of fluid restriction was high, and their behavior and attitudes were at a moderate level. It was found that patients who knew the amount of fluid they should consume daily were more likely to comply with fluid restriction. It was determined that there was no statistically significant relationship between the Hemodialysis Stressor Scale and Fluid Control Scale mean scores. It was recommended that hemodialysis nurses evaluate patients' perceived stressors and their compliance with fluid restriction with valid and reliable measurement tools, plan nursing care and provide training and consultancy by taking into account the sociodemographic and medical characteristics that affect patients' perceived stressors and their compliance with fluid restriction
Digital transformation in wireless networks: A comprehensive analysis of mobile data offloading techniques, challenges, and future prospects
Mobile data offloading is a highly promising approach in mobile networks that tackles network congestion at Base Stations (BSs) and greatly improves both the Quality of Service (QoS) and Quality of Experience (QoE) for users. It presents significant business opportunities for operators, particularly in light of the exponential growth in mobile data traffic and the ongoing digital transformation. To effectively uphold the desired levels of QoS and QoE in the elevation of escalating digitalization and the unprecedented surge in data traffic, this paper presents offloading through a diverse range of technologies such as data offloading through Small Cell Networks (SCNs), Wi-Fi offloading, Device-to-Device (D2D) offloading, and data offloading through Vehicular Ad-Hoc Networks (VANETs). The SCNs and Wi-Fi offloading involve migrating data traffic to the alternative infrastructure i.e. the small BS and the Wi-Fi Access Points (AP), respectively while D2D focuses on transferring data through the device without transversing the BSs. VANETs is the process of offloading data in vehicular scenarios that consist of Vehicle-to-Vehicle (V2V), Vehicle-to-Infrastructure (V2I), and Vehicle-to-Everything (V2X). Additionally, mobile data offloading from cellular BS is categorized into four main factors: energy consumption or energy awareness, economic considerations, user satisfaction, and network congestion. These factors play a crucial role in the ongoing adoption and implementation of mobile data offloading strategies. Different technologies utilize diverse techniques to tackle the challenge of offloading, aligning with their specific research objectives. This paper delves into the challenges and outlines future research directions in the field of mobile traffic offloading. © 2024 The Author(s
Anne beslenmesine eklenen probiyotiğin preterm bebekler üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Çalışma, annelere verilen probiyotiğin preterm bebekler üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla tek kör randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 56 preterm bebek ve annelerinden Ekim 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında toplandı. Gestasyonel yaşı 28-32 hafta aralığında olan preterm bebekler ve anneleri doğumdan sonra ilk 24 saat içinde çalışmaya dahil edildi. Çalışmanın örneklemi anneye probiyotik verilen (n=18), sadece anne sütü alan (n=17) ve sadece formül süt alan (n=21) olmak üzere toplam 3 gruptan oluştu. Girişim grubunda bulunan annelere 21 gün boyunca Actiregularis (5×106 CFU\mL), (lactobacillus bulgaricus, streptococcus thermophilus, lactococcus lactis ve bifidobacterium lactis)suşu içeren 80 ml'lik probiyotik ürün verildi. Bebeklerin hiçbiri NEK veya LOS tanısı almadı. Formül süt ile beslenen bebeklerin anlamlı derecede daha uzun süre mekanik ventilatör ile solunum desteği aldığı belirlendi (p<0.05). Oral beslenmeye geçiş zamanı, taburculuk zamanı, fototerapi alma süresi, 5. güne ait Total Serum Bilirübin düzeyi, vücut ağırlıkları ve baş çevresi uzunluğu açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Ancak formül süt alan grupta yer alan bebeklerin en geç oral beslenmeye geçtiği ve en geç taburcu olduğu belirlendi. Bununla birlikte fototerapi alma süresi en kısa olan, 5. Gün TSB düzeyi en düşük olan ve ağırlık artış miktarı en yüksek/hızlı olan grup annelere probiyotik verilen gruptu. Bu çalışmada probiyotiklerin annelere verilen probiyotiğin bebeklerin genel sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğu belirlendi. Farklı probiyotik türlerinin ve kombinasyonlarının karşılaştırıldığı, daha büyük örneklem ve daha uzun takip sürelerine sahip çalışmalar yapılması önerilmektedir.The study was conducted as a single-blind randomised controlled experimental study to evaluate the effects of probiotics given to mothers on preterm infants. Research data was collected from 56 preterm infants and their mothers who were admitted to the Neonatal Intensive Care Unit of Şanlıurfa Education and Research Hospital between October 2023 and May 2024. Preterm infants with a gestational age of 28-32 weeks and their mothers were included in the study within the first 24 hours after birth. The study sample consisted of 3 groups: those whose mothers received probiotics (n=18), those who received only breast milk (n=17), and those who received only formula milk (n=21). Mothers in the intervention group were given 80 ml of a probiotic product containing Actiregularis (5×106 CFU\mL), (Lactobacillus bulgaricus, Streptococcus thermophilus, Lactococcus lactis and Bifidobacterium lactis) strains for 21 days. None of the infants were diagnosed with NEC or LOS. It was found that formula-fed infants received mechanical ventilation for a significantly longer period of time (p<0.05). No significant difference was found between the groups with regard to transition time to oral feeding, discharge time, duration of phototherapy, TSB level at day 5, body weight and head circumference length. However, it was found that the infants in the formula milk group were the last to switch to oral feeding and the last to be discharged. However, the group with the shortest duration of phototherapy, the lowest TSB level on day 5 and the highest/fastest weight gain was the group in which the mothers were given probiotics. This study found that probiotics given to mothers had a positive effect on the overall health of the infants. It is recommended that further studies be carried out comparing different types and combinations of probiotics, with larger samples and longer follow-up period
Koronavirüs pandemisinde üniversite öğrencilerinde önceliklerin değişimi: Travma sonrası büyüme bağlamında fenomenolojik bir araştırma
Savaş, doğal afet, hastalık ve salgın süreçlerinin travmatik etkisinin bireyler üzerinde yalnızca olumsuz etkilerinin olmadığı, süreç ve sonrası deneyimlerin insanların yaşantılarında önemli değişimlere yol açtığı bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı travma sonrası büyüme bağlamında, koronavirüs pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinin değişen önceliklerini incelemektir. Veri analiz süreci fenomenolojik yaklaşım kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Isparta ve Gaziantep’te bulunan üniversitelerde öğrenim gören 64 öğrenci araştırmaya katılmıştır. Öğrencilere, pandemi sürecinin yaşam önceliklerinde ne gibi bir değişime yol açtığını sorgulayan tek bir soru yöneltilmiştir. Soru çevrimiçi ortamda yazılı olarak gönderilmiş, ayrıntılı ve samimi bir biçimde duygu ve düşüncelerini yine yazılı olarak aktarmaları istenmiştir. Kendilerini özgür bir şekilde ifade etmelerini etkileyebileceği düşüncesi ile hiçbir demografik bilgi istenmemiştir. Veriler, 2021 yılı Nisan- Mayıs aylarında toplanmıştır. Analiz aşamasında öncelikle öğrencilerin vermiş oldukları metinler incelenmiş, yaşadıkları deneyimle ve önceliklerindeki değişimlerle ilgili görüşleri listelenmiştir. Ortak ifadeler sıralanmış, öğrencilerin önemle bahsettikleri konular içerisinden anlam birimleri oluşturulmuş ve ardından temalar belirlenmiştir. Çalışmanın temaları; aile ve sosyalleşme, sağlık, kendilik ve tüketim alışkanlıklarıdır. Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlar üniversite öğrencilerinin pandemi sürecinde kendilerini ve yaşamlarını anlama ve anlamlandırmada önemli değişimler yaşadıklarını göstermiştir. Öncelikleri arasında yer alan unsurların önem sıralamalarının değiştiği ve kendilerine yeni öncelikler edindikleri gözlenmektedir. Bu değişim ve gelişimlerin ilgili yazında yer alan travma sonrası büyüme boyutları ile ilişkili olduğu görülmektedir. İlgili yazınla da paralel olarak bulgularımıza göre pandeminin, diğerleriyle daha yakın ilişkiler kurma, sosyalleşmede artış, kendilik algısında gelişim ve önceliklerin genel olarak değişimi gibi etkileri ile travma sonrası büyümeyi beraberinde getirdiğini söylemek mümkündür