Fatih Sultan Mehmet Waqf University

DSpace@FSM Vakif University
Not a member yet
    5794 research outputs found

    Production Techniques of Digital Spaces in the Context of Hypermodernism

    No full text
    Araştırma, sinemadaki dijital alanlara odaklanarak bir analizini sağlamayı; mimari, sinema ve dijital teknolojinin kesişimi üzerine akademik söyleme katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Sinematik mekânların CGI aracılığıyla dönüşümünü inceleyerek, hipermodern duyarlılıkların bunların yaratımını nasıl şekillendirdiğini ve izleyicinin deneyimini nasıl etkilediğini analiz etmektedir. Sistematik literatür taraması, mimarlık ve sinema arasındaki kesişimin, özellikle CGI ve hipermodernizm merceğinden kapsamlı bir incelemesini sunmakta, mevcut araştırmaları eleştirel bir gözle değerlendirmekte, boşlukları tespit ederek hipermodern paradigma içinde dijital mekânların mimari etkilerinin daha fazla araştırılması gerektiğini öne sürmekte, Pratik anlayışları sentezleyerek bu disiplinler arası yakınlaşmaya dair tutarlı bir anlayış oluşturmayı amaçlamaktadır. Mimarlık ve sinemada hipermodernizm hızlı değişim, küreselleşme ve teknolojik hakimiyete doğru bir paradigma değişimini ifade etmektedir. Bu kültürel olgu, kentsel peyzajlardan sinemadaki sanatsal ifadelere kadar toplumun çeşitli yönlerini etkilemekte ve trans-estetik kapitalizm ile sürekli yenilik ve haz arayışı ile karakterize edilen bir toplumu yansıtmaktadır. Sanat yönetmenleri set, mimari ve mekan tasarımını, tarihi ve kültürel bağlamları dikkatle değerlendirerek, çeşitli sinema, edebiyat etkilerini birleştirerek ve tür kurallarına bağlı kalarak atmosfer yaratmak için kullanırlar. İzleyicilerin anlatıyı, karakterleri ve genel sinema deneyimini nasıl algıladıklarını şekillendiren çok yönlü bir unsurdur. Film yapımcıları, markalar, mekânsal felsefe, film afişleri ve çevresel özellikler gibi unsurları entegre ederek, izleyiciyi filmin dünyasına çekmek ve anlatının duygusal rezonansını artırmak için birlikte çalışırlar. Gördüğümüz, bir şey ifade etmeye başladığı zaman görüntü olmaktadır. Sinemada dioramalar maliyet etkinliği, ayrıntılı kontrol ve güvenlik gibi önemli avantajlar sunarken, ölçek sınırlamaları, zaman tüketimi, dayanıklılık endişeleri, sınırlı oyuncu etkileşimi gibi zorlukları da beraberinde getirmektedir. Tez kapsamında, gelişen dijital teknolojiler, hipermodernizmin felsefi temelleri ve filmsel temsilin değişen doğası arasında ki karmaşık ilişki ve bunların teknik yaratımı araştırılmaktadır.The research aims to provide a focused and analytical analysis of digital spaces in cinema, contributing to the academic discourse on the intersection of architecture, cinema and digital technology. By examining the transformation of cinematic spaces through CGI, it analyses how hypermodern sensibilities shape their creation and influence the viewer's experience. The systematic literature review provides a comprehensive examination of the intersection between architecture and cinema, particularly through the lens of CGI and hypermodernism, critically assessing existing research, identifying gaps and suggesting the need for further research into the architectural implications of digital spaces within the hypermodern paradigm. Synthesising practical insights aims to establish a coherent understanding of this interdisciplinary convergence. Hypermodernism in architecture and cinema refers to a paradigm shift towards rapid change, globalisation and technological dominance. This cultural phenomenon affects various aspects of society, from urban landscapes to artistic expressions in cinema, and reflects a society characterised by trans-aesthetic capitalism and the constant search for novelty and pleasure. Art directors use set, architectural and space design to create an atmosphere by carefully considering historical and cultural contexts, combining various cinema and literary influences and adhering to genre conventions. It is a multifaceted element that shapes how audiences perceive the narrative, characters and the overall cinema experience. By integrating elements such as brands, spatial philosophy, film posters and environmental features, filmmakers work together to draw the audience into the film's world and increase the narrative's emotional resonance. While dioramas in cinema offer significant advantages such as cost-effectiveness, detailed control and security, they also bring challenges such as scale limitations, time consumption, durability concerns, and limited actor interaction. The complex relationship between emerging digital technologies, the philosophical underpinnings of hypermodernism and the changing nature of filmic representation and their technical creation is explored

    Captain Pasha works in Istanbul: Inventory and mapping

    No full text
    İstanbul, Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildikten sonra yeniden imar ve ihya edilmeye başlanmıştır. Bu imar ve ihya sürecinde devlet ricalinin vakıflar eliyle inşâ ettiği eserlerin önemli bir yeri vardır. Bu devlet adamları arasında çok sayıda kaptanpaşa da yer almaktadır. Osmanlı denizcilerinin siyasi ve askeri yönü dışında imâr faaliyetlerinde de etkin olduğu görülmektedir. Bundan dolayı kaptanpaşalara oldukça ayrıcalıklı tevcihlerde bulunulduğu görülmektedir. Kaptanpaşalara verilmiş olan tevcihlerin mülki yansımaları mevcuttur. Temelde göze çarpan, kaptanpaşaların özellikle deniz kuvvetlerinin başı olmaları hasebiyle sosyal ve kültürel olarak eser bırakmış olmalarıdır. Bunların başında kaptan-ı deryâ külliyeleri gelmektedir. Kaptanpaşa eserleri genel olarak İstanbul özelinde denize yakın mevkilerde yaygınlık göstermektedir. Bazı kaptanpaşalar külliye yaptırırken bazı kaptanpaşalar ise tek bir yapı çeşme veya küçük mescitler inşâ ettirdikleri anlaşılmaktadır. Çalışmamızda kaptanpaşa eserleri ayrı ayrı değerlendirilmiş, semtlere göre dağılımı ele alınmış ve İstanbul'un imârına katkıları ortaya konulmuştur. Bununla beraber kaptanpaşa eserlerinin haritalandırmaları yapılarak İstanbul'un şehirleşmesine etkisi değerlendirilmeye çalışılmıştır.After Istanbul was conquered by Fatih Sultan Mehmed, it began to be reconstructed and revived. In this reconstruction and revival process, the works built by statesmen through foundations have an important place. There are many Captain Pasha among these statesmen. It is seen that the Ottoman sailors were also active in construction activities apart from their political and military aspects. For this reason, it is seen that the Captain Pasha were given very privileged privileges. The privileges given to the Captain Pasha have territorial reflections. Basically, what stands out is that the Captain Pasha left social and cultural artefacts, especially since they were the heads of the naval forces. The most important of these are Kaptan-ı Derya complexes. Captain Pasha works are generally widespread in locations close to the sea, especially in Istanbul. It is understood that some Captain Pasha had social complexes built, while others had single structures, fountains or small mosques built. In our study, Captain Pasha' works were evaluated separately, their distribution according to districts was discussed and their contributions to the development of Istanbul were revealed. In addition, mapping of Captain Pasha' works was done and an attempt was made to evaluate their impact on the urbanization of Istanbul

    Hagia Sophia Madrasah (15-19th Centuries)

    No full text
    Bu tez, XV. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen ve XX. yüzyılın başlarına kadar bünyesinde tedrîsatın devam ettiği bir Osmanlı medresesi olan Ayasofya-i Kebir Medresesi’ni ele almaktadır. İstanbul’un fethinden bir süre sonra bizzat Fatih Sultan Mehmed tarafından Ayasofya Camii’nin kuzeybatı tarafında yaptırılan bu medrese, kuruluşundan XIX. yüzyıl sonlarına kadar yüksek dereceli medrese statüsüne sahip olup, hem burada ders veren müderrislerin hem de öğrenim gören talebelerin kariyer hikayelerinde önemli bir mekân olarak hizmet vermiştir. Ancak, Ayasofya Camii ve bu caminin etrafında bir külliye oluşmasını sağlayan birimler, farklı disiplinlerden birçok araştırmaya konu olmasına rağmen, aynı külliyenin önemli bir parçası olarak yüzyıllar boyunca ayakta kalan Ayasofya-i Kebir Medresesi ile ilgili bugüne kadar yapılmış müstakil bir çalışma bulunmamaktadır. Bu noktadan hareketle tezimizde, kuruluşundan XIX. yüzyıl sonuna kadar fizikî yapısında meydana gelen değişimler, Osmanlı medrese skalasındaki yeri ve önemi, yürütülen eğitim-öğretim faaliyetleri ve burada görev alan müderrisler gibi ana başlıklar üzerinden incelenen Ayasofya-i Kebir Medresesi’nin teşkilat ve işleyiş yapısına dair bir panorama sunularak literatüre katkı sağlanması hedeflenmiştir.This dissertation focuses on the Hagia Sophia Madrasah, an Ottoman madrasah built in the second half of the fifteenth century and in which education continued until the early twentieth century. Built on the northwest side of the Hagia Sophia Mosque by Mehmed the Conqueror himself some time after the conquest of Istanbul, this madrasah had the status of a high-grade madrasah from its foundation until the late nineteenth century and served as an important place in the career stories of both the muderris who taught there and the students who studied there. However, although the Hagia Sophia Mosque and the units that formed a complex around this mosque have been the subject of many studies from different disciplines, there is no independent study on the Hagia Sophia Madrasah, which has survived for centuries as an important part of the same complex. From this point of view, our dissertation aims to contribute to the literature by presenting a panorama of the organization and functioning structure of the Hagia Sophia Madrasah, which is examined under main headings such as the changes in its physical structure from its foundation until the end of the XIXth century, its place and importance in the Ottoman madrasah scale, the educational activities carried out and the muderris who worked here

    The Place of Traditional Filibe (Plovdiv) Houses in The Spatial Structure of Turkish Houses

    No full text
    Filibe, beş asır boyunca, Osmanlı İmparatorluğu’nda ekonomik ve askeri-stratejik öneme haiz bir merkez olmuştur. Bulgar tarihçiler, Osmanlı hakimiyetinin henüz son bulmadığı 1730-1878 yılları arasındaki döneme, “Bulgar Rönesansı” veya “Bulgar Uyanışı” adını vermişlerdir. Bu döneme ait olan ve günümüze bir kısmı ulaşabilmiş evler, bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, bu yapıların mimari ifade araçlarını ve bezeme detaylarını analiz ederek evlerin kökenine ulaşmaktır. Bu şekilde yapılan bir araştırma sonucunda mimari miras daha iyi tanımlanabilecek, etkileşimde bulunduğu kültürler anlaşılabilecektir. Tez kapsamında Filibe’de mevcut, yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş 18. ve 19. yüzyıla ait evler üzerinde çalışılmıştır. Evlerin yapım aşamaları, plan ve kesitleri ayrıntılarıyla ve çizimlerle desteklenerek incelenmiş, evlerin karakteristik özelliği olan eğriler çizilerek sonuçlar çıkarılmış, iç ve dış mekân bezemelerinin araştırılmasının yanı sıra kapı ve pencere doğramaları gibi detay çizimleri yapılmıştır. Dönemin evlerinin evrimi oldukça nettir. 1750 yılından evvel kullanılan evler, zamanın şartları karşısında gelişmiş ve 19. yy. sonuna gelindiğinde mimari gelişimi tamamlamıştır. Rönesans öncesi ev, yarı açık bir hayatla karakteristiktir. Zemin kat ahır olarak kullanılırken birinci katta ocaklı bir oda, kiler ve hayat mevcuttur. Hayatta Türk evinde sedirlik olarak tanıdığımız oturma alanları vardır. Zamanla odalar arasında Türkçede eyvan adı verilen mekanlar oluşmuştur. Süreç içerisinde (erken Rönesans) ev; içe kapanmış, hayatın kenarında bulunan merdiven bir iç merdiven halini almış ve evin ana cephesi sokağa yönelmiştir. Geç Rönesans Dönemi’nde, barok etkilerle yeni bir form geliştirilmiştir. Bu yeni form, Rönesans öncesi evlerde olduğu gibi, İstanbul ile ilişkilerin yoğun olduğu Filibe’de başlamıştır. Tez kapsamında hazırlanan tablo ile Filibe evleri plan şemaları ile Türk evi plan gelişimi karşılaştırılmış ve paralellikler tespit edilmiştir. Geleneksel Filibe evlerinde en yoğun etki, İstanbul ve Edirne’den gelmiştir. Bunun nedenlerinden ilki, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti ile yoğun ekonomik ve sosyal ilişkileri olmakla birlikte, diğer sebep İstanbul ve Edirne’de kalfa olarak çalışan ve ustalığa yükselen Bulgar işçilerdir. Ana hatlarıyla, Bulgar Rönesans evi, Rönesans öncesi evlerden miras kalan oda düzenlemeleri geliştirilerek, yeni ekonomik üretim biçiminin ve değişen sosyal yapının gerekli kıldığı yapı parçalarının plana eklenmesiyle oluşturulmuştur. Aynı mekânsal gelişim, Türk Evi’nin karakteristik ögelerinin en yoğun olduğu, İstanbul ve Edirne evlerinde de görülmektedir.Filibe (Plovdiv), over the course of five centuries, became a center of economic and military-strategic importance in the Ottoman Empire. Bulgarian historians have referred to the period between 1730 and 1878, when Ottoman rule had not yet ended, as the "Bulgarian Renaissance" or "Bulgarian Revival." The focus of this thesis is on the houses from this era that have survived to some extent, and the aim of this study is to analyze the architectural features and decorative details of these houses to trace their origins. Through such research, architectural heritage can be better defined, and its interactions with other cultures can be understood. Within the scope of this thesis, 18th and 19th-century houses in Filibe (Plovdiv), whether existing, demolished, or reconstructed, were studied. The construction stages of these houses, their floor plans and sections, were examined in detail and supported with drawings. The characteristic curves of these houses were drawn, and conclusions were drawn. In addition to investigating interior and exterior decorations, detailed drawings of elements such as doors and window frames were also made. The evolution of houses during this period is quite evident. Houses used before 1750 developed in response to the conditions of the time, and by the end of the 19th century, their architectural development had been completed. The pre-Renaissance house is characterized by a semi-open layout. The ground floor is used as a stable, while the first floor has a room with a fireplace, a pantry, and a central open area called the "hayat". Similar to Turkish houses, there are seating areas known as "sedirlik" in the hayat. Over time, spaces called "eyvan" in Turkish, developed between rooms. In the process (early Renaissance), the houses became more inward-looking, the staircase, originally located at the edge of the hayat, became an internal staircase, and the main facade of the house faced the street. In the late Renaissance period, a new form was developed with Baroque influences. This new form began in Filibe (Plovdiv), where there were strong connections with Istanbul. A table prepared within the scope of the thesis compared the floor plans of Plovdiv houses with the development of Turkish house floor plans, revealing parallels. The most significant influence on traditional Filibe (Plovdiv) houses came from Istanbul and Edirne. One reason for this influence is the strong economic and social relations with the Ottoman Empire's capital. Another reason is the Bulgarian workers who worked as apprentices and rose to the rank of masters in Istanbul and Edirne. In summary, the Bulgarian Renaissance house was created by developing room layouts inherited from pre-Renaissance houses and adding the structural elements required by the new economic production methods and changing social structure. The same spatial development is also observed in Istanbul and Edirne houses, where the characteristic elements of the Turkish house are most pronounced

    Is the Command for Performance (Edâ) the Same as the Command for Make-Up (Kazâ) or not?

    No full text
    الحمد هَّل ربِّ العالمين والصلاة والس لم على سيِّدنا محمَّد وعلى آله وصحبه وسلَّم، ا ل وبعد، تطرَّقت في هذا البحث لتعريفات الأداء والقضاء، فهذه التعريفات ليست محلَّ اتِّفاق عند الأصوليِّين كونها من أقسام الحكم الوضعي أو لواحقَ وتوابعَ له، إ اَّ أنَّها في جميع ل التقديرات لا يُمكن أن تنفكَّ عن الحكم الوضعي، فعاملُ الوقت فيها هو المؤثِّر الرئيس في هذه التعريفات؛ ذلك أنَّ الوقت سبب للأداء وخروجَه سببٌ للقضاء، والسبب من أقسام الحكم الوضعي المتَّفق عليها عند الأصوليِّين، كما أنَّ هناك العديد من المسائل الأصوليَّة المتعلِّقة بمصطلح الأداء والقضاء، ومن أهمِّها: مسألةُ الأمر بالأداء هل هو أمر بالقضاء أو لا؟ وهي المسألة التي استعرضتها في بحثي هذا، وذكرت أقوال العلماء فيها مع أدلَّتهم، ومع بيان آثار اخت لف العلماء فيها على الفروع الفقهيَّة.Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına olsun. Bu araştırmada edâ ve kazâ tanımlarına değindim. Bu tanımlar, usûl âlimleri arasında üzerinde ittifak edilen konular değildir. Çünkü bunlar, ya vaz’î hükmün kısımlarından ya da ona bağlı unsurlardandır. Ancak her hâlükârda vaz’î hükümden bağımsız düşünülemezler. Zira bu tanımlarda belirleyici olan temel unsur, zamandır. Çünkü zaman, edânın sebebidir ve zamanın çıkması da kazânın sebebidir. Sebep ise usûl âlimleri arasında ittifak edilen vaz’î hüküm kısımlarındandır. Ayrıca edâ ve kazâ terimleriyle ilgili birçok usûlî mesele bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi de “Edâ emri, kazâ emri midir, değil midir?” meselesidir. Araştırmamda bu meseleye yer verdim; âlimlerin bu konudaki görüşlerini, delilleriyle birlikte açıkladım ve âlimler arasındaki görüş ayrılığının fıkhî meseleler üzerindeki etkilerini de belirttim.Praise belongs to Allah, the Lord of the worlds. May peace and blessings be upon our Master Muhammad, his family, and his companions. In this research, I addressed the definitions of performance (edâ) and make-up (kazâ). These definitions are not matters of consensus among scholars of Islamic legal theory (usûl). This is because they are either categories of circumstantial ruling (vaz'î) or elements dependent on it. However, in any case, they cannot be considered independent of circumstantial ruling. The determining factor in these definitions is time. Time is the cause of performance (edâ), and the passing of time is the cause of make-up (kazâ). Cause is one of the categories of circumstantial ruling agreed upon among scholars of legal theory. Additionally, there are many theoretical issues related to the terms edâ and kazâ. The most important of these is the question "Is the command for performance the same as the command for make-up or not?" In my research, I included this issue, explained the scholars' views along with their evidence, and noted the effects of scholarly disagreement on jurisprudential matters

    Design of Hyaluronic Acid Based Glutathione-Avocado Oil-Gelatin-Collagen-Laminin Loaded 3d Bioactive Transdermal Tissue Scaffold: Franz Diffusion Release Kinetics Modeling

    No full text
    Diyabetik yaralar, sitotoksik enzimler, radikal oksijen türleri (ROS) ve inflamatuar aracılar salgılayarak çevre dokulara büyük zarar veren sürekli bir nötrofil akını ile öne çıkan inflamatuar fazda kalır. ROS, istilacı patojenlere karşı savunma için gereklidir ve düşük ROS seviyeleri de hücre içi sinyalizasyonun temel aracılarıdır. Bununla birlikte, iltihaplı diyabetik yaralarda gözlendiği gibi aşırı ROS üretimi, lökositlerin aktivasyonuna ve endotel hücrelerinin hasar görmesine neden olur. Bu nedenle, kalıcı enflamasyonun azaltılması/sonlandırılması ve serbest radikallerin bir antioksidan ile ortadan kaldırılması iyileşmeyi artırmak için önemli bir strateji olabilir. Transdermal membran (TDM) doku iskelesi, yara iyileşmesini kolaylaştırmak ve yerel çevrenin hassas dengesini korumak için cildin doğal bileşenlerinden oluşur. Bu yara örtüsü, dermal steril bir matris (iskele)tir ve cilt yüzeyinin iyileşme sürecini kolaylaştırır. İskele kolajen (KOL), laminin (LM) ve yüzeyde sodyum hiyalüronat (hiyalüronik asit), dipalmytoyl fosfatidilkolin (DPPC) ve glutatyondan (GSH) yapılmış mikropartiküller içerir. GSH yüklü mikropartiküller, TDM 'nin antioksidan etkisinden sorumlu olan kısmıdır. Serbest radikallerin aktivitesini kontrol etme ihtiyacı nedeniyle, GSH serbest radikal hasarına karşı güçlü bir antioksidan olarak seçilmiştir. GSH, proteaz enzimlerinden koruyarak, fibroblastların fonksiyonlarını artırarak ve kolajen sentezini artırarak dermiste hücre çoğalmasını uyarır. Bu bileşiğin, serbest radikallerin temizlenmesi gibi kimyasal özellikleri veya belirli bir biyolojik sistemdeki dolaylı etkileri nedeniyle cilt için olağanüstü faydalara sahip olduğu gösterilmiştir. Yukarıdaki bilgiler dikkate alınarak, mikropartiküller içinde kapsüllenmiş ve daha düşük aralıklarda tek başına GSH konsantrasyonları, hücre canlılığı ve hücrelerdeki ROS üretimi üzerindeki etkisini belirlemek için değerlendirilmiştir. Diyabetik yaralar yavaş iyileşme eğilimindedir ve iyileşme süreci, daha yüksek uzuv amputasyonu riski nedeniyle çok karmaşık olabilir. Diyabetik yaralar, sitotoksik enzimler, ROS ve inflamatuar aracıları serbest bırakan nötrofillerin sürekli akışıyla karakterize inflamatuar fazda kalır ve çevredeki dokuya büyük zarar verir. İstilacı patojenlere karşı savunma için ROS gereklidir ve düşük ROS seviyeleri aynı zamanda hücre içi sinyallemenin temel aracılarıdır. Bununla birlikte, iltihaplı diyabetik yaralarda gözlenen aşırı ROS üretimi, lökositlerin aktivasyonuna ve endotel hücrelerinde hasara neden olur. Bu nedenle, kalıcı inflamasyonun azaltılması veya sonlandırılması ve bir antioksidanın eklenmesiyle serbest radikallerin ortadan kaldırılması, iyileşme oranını arttırdığı için önemli bir strateji olabilir. Yara bakımı alanındaki araştırmalar, hücre dışı matrisin (ECM) çeşitli proteinlerinden üretilen biyoaktif dermal matrislerin iyileşme sürecini destekleme yeteneğine sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. ECM, fibroblastların göçünde yer alan faktörlerden biridir ve bunların göç yolları, KOL, hiyalüronik asit (HyA) ve LM gibi ECM bileşimi tarafından yönlendirilir. Tip 1 kolajen, dermal matrislerin üretiminde yaygın olarak kullanılan bir malzemedir. Emilebilirdir, yüksek su afinitesine, düşük antijeniteye, iyi hücre uyumluluğuna ve doku yenilenmesini destekleme yeteneğine sahiptir. HyA, morfogenez ve onarım döneminde hücre göçünü kolaylaştırır. ECM proteinleri arasında, epidermiste keratinosit yapışması için önemli bir ligand olan laminin-5, keratinositin hayatta kalmasını destekler. DPPC, lipit çift katmanları oluşturma yetenekleri nedeniyle tüm hücre zarlarının ana bileşeni olan bir lipit sınıfına aittir. Bu bilgiler göz önüne alındığında, antioksidanı diğer bileşenlerle sinerjistik bir şekilde iletecek ve yara ortamının hassas dengesini koruyacak bir dermal matris tasarlandı. Böylece üç boyutlu (3B) Kolajen-Laminin gözenekli yapılı dermal matris hazırlanarak GSH yüklü HyA/AVO mikropartiküller ile doygun hale getirildi. Böylece TDM, kronik yara tedavilerinin etkinliğini artırarak iyileşme süresini kısaltır ve doku onarımına yardımcı olur. Yara bölgesindeki serbest/oksijen radikallerini azaltma yeteneği ile savunma mekanizması ve yara alanının dengesini ve yüzey cilt bileşenlerini telafi ederek doğal olarak oluşan yara iyileşme sürecini de kolaylaştırır.Diabetic wounds remain in the inflammatory phase, characterized by a constant influx of neutrophils that cause extensive damage to surrounding tissues by secreting cytotoxic enzymes, radical oxygen species (ROS) and inflammatory mediators. ROS are essential for defense against invading pathogens, and low levels of ROS are essential mediators of intracellular signaling. However, excessive ROS production, as observed in inflamed diabetic wounds, leads to activation of leukocytes and damage to endothelial cells. Therefore, reducing/terminating persistent inflammation and eliminating free radicals with an antioxidant may be an important strategy to improve healing. TD dressing consists of skin's natural ingredients to facilitate wound healing and maintain the delicate balance of the local environment. This dressing is a dermal sterile matrix (scaffold) and facilitates the healing process of the skin surface. The scaffold contains collagen, laminin, and surface microparticles made of sodium hyaluronate (hyaluronic acid), dipalmytoyl phosphatidylcholine (DPPC), and glutathione (GSH). GSH-loaded microparticles are the part of TD responsible for its antioxidant effect. Because of the need to control the activity of free radicals, GSH has been selected as a powerful antioxidant against free radical damage. GSH stimulates cell proliferation in the dermis by protecting it from protease enzymes, increasing the functions of fibroblasts and increasing collagen synthesis. This compound has been shown to have extraordinary benefits for the skin due to its chemical properties, such as scavenging free radicals, or indirect effects on a specific biological system. Considering the above information, GSH concentrations encapsulated in microparticles and alone at lower ranges were evaluated to determine its effect on cell viability and ROS production in cells. Diabetic wounds tend to heal slowly and the healing process can be very complicated due to the higher risk of limb amputation. Diabetic wounds remain in the inflammatory phase, characterized by a constant influx of neutrophils that release cytotoxic enzymes, radical oxygen species (ROS), and inflammatory mediators, causing extensive damage to the surrounding tissue. ROS are required for defense against invading pathogens, and low levels of ROS are also essential mediators of intracellular signaling. However, excessive ROS production observed in inflamed diabetic wounds causes activation of leukocytes and damage to endothelial cells. Therefore, reducing or ending persistent inflammation and eliminating free radicals through the addition of an antioxidant may be an important strategy as it increases the rate of healing. Research in the field of wound care has revealed that bioactive dermal matrices produced from various proteins of the extracellular matrix (ECM) have the ability to support the healing process. ECM is one of the factors involved in the migration of fibroblasts, and their migration pathways are guided by the ECM composition, such as collagen, hyaluronic acid (HyA), and laminin. Type 1 collagen is a widely used material in the production of dermal matrices. It is absorbable, has high water affinity, low antigenicity, good cell compatibility and the ability to promote tissue regeneration. HyA facilitates cell migration during the period of morphogenesis and repair. Among ECM proteins, laminin-5, an important ligand for keratinocyte adhesion in the epidermis, promotes keratinocyte survival. DPPC belongs to a class of lipids that are a major component of all cell membranes due to their ability to form lipid bilayers. Given this information, a dermal matrix was designed that would deliver the antioxidant synergistically with other ingredients and maintain the delicate balance of the wound environment. Thus, a three-dimensional (3D) collagen-laminin porous structured dermal matrix was prepared and saturated with GSH-loaded HyA/AVO microparticles. Thus, TD increases the effectiveness of chronic wound treatments, shortens healing time and helps tissue repair. With its ability to reduce free/oxygen radicals in the wound area, it also facilitates the naturally occurring wound healing process by compensating the defense mechanism and balance of the wound area and surface skin components

    Human Freedom in the Qur'an

    No full text
    İnsanlık tarihi boyunca hiç eskimeyen, her an güncelliğini koruyan bazı konular vardır. Bunlardan biri de çalışmamızın konusunu teşkil eden "irade hürriyeti" meselesidir. Araştırmamız, Kur'an'a bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılarak konuyla ilgili âyetler çerçevesinde, insanda var olup olmadığı her zaman tartışma konusu olan irâde hürriyeti hususunda Kur'an'ın ne dediğinin detaylıca incelenmesini hedeflemektedir. Bundan dolayı tezimiz, klâsik ve modern tefsirler ile konu hakkında yapılmış çalışmalar özelinde irâde hürriyeti meselesini ele almaktadır. Konunun ana kavramı olan "irâde" ile birlikte onunla alakalı başta "meşîet" olmak üzere, diğer kavramların da incelendiği bu çalışma, aynı zamanda insan irâdesinin hayır ve şer alanındaki yansımaları ile nefis, şeytan ve dünya hayatı faktörlerinin insan irâdesine olumsuz açıdan etkilerini ele almaktadır. Meselenin tarihsel sürecinin yanı sıra irâde hürriyeti bağlamında insanın diğer hürriyet alanları ile bu bağlamda sahip olduğu sorumluluk, ilgili âyetler çerçevesinde izah edilmektedir. Çalışmanın neticesinde insanın, irâde hürriyetine sahip olduğu, eylemlerini de bu hür irâdesiyle bizzat kendisinin yaptığı anlaşılmıştır. Ayrıca irâdesini iyi ya da kötü istikâmette kullanmasının insanın elinde olduğu, bunun sonucunda da bütün yapıp ettiklerinden dolayı sorumluluğun kendisinde olduğu sonucuna varılmıştır.There are some issues that have never become obsolete throughout the history of humanity and that remain up-to-date at any moment. One of them is the issue of "freedom of will", which is the subject of our study. Our research aims to approach the Quran from a holistic point of view and examine in detail what the Quran says about the freedom of will, which is always a matter of debate whether it exists in man or not, within the framework of the relevant verses. Therefore, our thesis deals with the issue of freedom of will in the context of classical and modern exegesis and studies on the subject. This study, which examines the main concept of the subject, "will", along with other concepts related to it, especially "meshiet", also deals with the negative effects of the human will on the human will, the manifestations of the human will in the field of charity and evil, as well as the factors of the soul, the devil and worldly life. In addition to the historical process of the issue, the responsibility that a person has in this context with other areas of freedom in the context of the freedom of will is explained within the framework of the relevant verses. As a result of the study, it has been understood that a person has freedom of will, even if it is limited, and that he personally does his actions with this free will. In addition, it has been concluded that it is in the hands of a person to use his will for good or for evil, and as a result, he is responsible for all his actions

    Provisions specific to relatives in Islamic law

    No full text
    Akrabalık bağı, bireyler arasında sıkı ilişkilerin oluşmasına ve belirli sorumlulukların doğmasına sebep olur. İslam hukukunda akrabalık bağı kan, evlilik ve süt emme gibi yollarla oluşur. Oluşan bu akrabalık ilişkileri beraberinde çeşitli hükümler meydana getirir. Bu hükümler arasında akrabaları ilgilendiren birçok hak ve yükümlülük bulunur. Bazıları sadece akrabalara özgü olmakla birlikte, bazıları da akrabalara göre değişiklik gösterebilir. İslam hukukunda ibadet ve muamelat açısından zekât, fıtır sadakası, cenaze, hac, nafaka, hidâne gibi konuların yanı sıra, hibe, miras, mahremiyet, velâyet, şahitlik gibi konulara ilişkin özel hükümler akrabaları ilgilendirir. Akrabaların karıştığı suçlar ve bu suçlara uygulanan cezalar ukûbat başlığı altında ele alınır. Bu hükümler, toplumsal dayanışmayı artırmak, bireyler arasında sevgi ve saygıyı pekiştirmek ve İslam'ın adalet ve merhamet ilkelerini yansıtmak amacıyla düzenlenmiştir. İslam hukukunun akraba için hükümleri hem bireysel hem de toplumsal barışın ve huzurun sağlanmasında önemli bir rol oynar. Bu araştırma, İslam hukukunda akrabalık ilişkilerine ve akrabalara özgü hükümlere Kur'an ve sünnet ışığında bir bakış sunarak, mezheplerin ve alimlerin görüşlerine yer vermeyi hedeflemektedir.Kinship bonds lead to the formation of close relationships and the emergence of certain responsibilities among individuals. In Islamic law, kinship bonds are established through blood, marriage, and breastfeeding. These kinship relationships give rise to various legal rulings. Among these rulings, there are many rights and obligations that concern relatives. Some of these rulings are original to relatives, while others may vary depending on the relatives involved. In Islamic law, in terms of worship and transactions, special provisions regarding issues such as zakat, fitr alms, funeral, pilgrimage, alimony, and charity, as well as donations, inheritance, privacy, guardianship, and witnessing concern relatives. Additionally, topics such as maintaining family ties (silat ar-rahim), privacy, guardianship, and testimony emphasize the social aspect of kinship relationships. Crimes involving relatives and the punishments for these crimes are addressed under the category of penalties (uq?b?t). These rulings are designed to enhance social solidarity, foster love and respect among individuals, and reflect the principles of justice and mercy in Islam. The rulings related to kinship in Islamic law play a significant role in ensuring both individual and social peace and harmony. This research aims to provide an overview of kinship relationships and rulings specific to relatives in Islamic law in the light of the Qur'an and Sunnah, incorporating the views of different schools of thought and scholars

    Hollanda sisteminde uygulanan öğrenci burs ve kredilerinin fıkhî olarak incelenmesi

    No full text
    Bu çalışmada, Hollanda'da lise, lisans ve yüksek lisans öğrencilerine verilen burs ve krediler incelenmiştir. Öğrencilere verilen burslar, asıl itibariyle borç niteliğindedir ve ekonomik koşullara bağlı olarak bu borçlara faiz eklenebilir. Öğrencilerin belirlenen şartlara uymaları halinde, borçları hibeye dönüşmektedir. Öğrenciler, eğitimlerine devam ettikleri sürece kendilerine mahsus kılınan borç sisteminden faydalanma hakkı kazanırlar. Ancak bu borçların hibeye dönüşme durumu yoktur ve yıl sonunda belirlenen faiz miktarından etkilenmektedir. Bu kanunları ilk bölümde açıklamamızın ardından, ikinci bölümde borç ve faiz gibi konular İslam hukuku açısından ele alınmış, alimlerin görüşleri ve bu görüşlere dayanak oluşturan deliller tahlil edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde, Hollanda'nın söz konusu kanunlarının şer'î kıstaslara ne derece uygunluk göstediği,, öğrencilerin bu sosyal hizmetten yararlanmalarının caiz olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır.In this study, the scholarships and loans provided to secondary school, undergraduate, and graduate students in the Netherlands were examined. Scholarships given to students are essentially in the form of loans, and interest may be added to these loans depending on economic conditions. If students meet the specified conditions, the resulting loans can be converted into grants. Students have the right to benefit from the loan system specific to them as long as they continue their education. However, these loans do not have the possibility of being converted into grants and are affected by the amount of interest determined at the end of the year. After explaining these laws in the first chapter, the second chapter addresses issues such as debt and interest from the perspective of Islamic law, analyzing the views of scholars and the evidence supporting these views. In the final chapter of the study, after evaluating these Dutch laws on the scale of Islamic principles, it was determined whether students have the right to benefit from this service

    'Yeni Başlayanlar İçin Metafizik' and 'Ermiş' & 'Ermişin Bahçesi': philosophy in the poems of Cahit Koytak and Khalil Cibran

    No full text
    Şiir ve felsefe arasında her zaman ilişki kurulmuştur. Hatta pek çok filozof felsefelerini şiir yoluyla dile getirmiştir. Modern Türk Edebiyatında çokça eser veren Cahit Koytak da şiirleriyle bir anlamda felsefe yapmaktadır. Arap dünyasında ve bütün dünyada tanınan Lübnanlı şair Halil Cibran da şiirleriyle felsefe yapan bir şairdir. Felsefe doğası gereği öznel bir alanı içerir. Her iki şairin şiirleri aracılığı ile nasıl bir felsefi tavır sergiledikleri araştırmağa değer bir konudur. Bu tezde işte bu konu araştırılacaktır. İlk önce her şair ayrı ayrı ele alınacak, daha sonra da karşılaştırılacaktır. Halil Cibran'ın pek çok kitabı vardır ve bu kitaplar dünyada pek çok dile de çevrilmiştir. Bu kitaplardan biri olan "Ermiş" ve onun devamı sayılan "Ermişin Bahçesi" en çok okunan ve pek çok dile çevrilen bir kitaptır. Tezde Halil Cibran'ın bu kitapları seçildi. Cahit Koytak da şiirlerinde felsefi konulara çokça yer veren bir şairdir. Cahit Koytak, özellikle "Yeni Başlayanlar İçin Metafizik" adını taşıyan kitabında, kitabın ardından da anlaşılacağı gibi ağırlıklı olarak felsefe yapmaktadır. Bu sebeple Cahit Koytak'ın adı geçen kitabı seçildi. Burada öncelikle felsefenin ne olduğu tartışılacaktır. Bu konuda önemli bir kaynak olan Takiyyedin Mengüşoğlu'nun "İnsan Felsefesi" adlı kitabından yola çıkılacaktır. Daha sonra felsefenin temel terimleri farklı kaynaklardan derlenecektir. Özellikle Selahattin Hilav, Nemi Uygur, Hilmi Yavuz ve Füsun Akatlı gibi yazarların edebiyat felsefe ilişkisine dair kitap ve çalışmalarından yararlanılacaktır. Bu konuda bilhassa Hilmi Yavuz'un "Yazın Üzerine" ve "Felsefe Üzerine " adlı kitapları irdelenecektir. Cahit Koytak'ın şiir kitapları dışında hem gazetelerde hem de internet sitelerinde yazdığı şiir felsefe ilişkisini içeren yazıları da incelenecektir. Tez, şiir felsefe ilişkisini ortaya koyması açısından önem arz etmektedir.There has always been a relationship between poetry and philosophy. Many philosophers even expressed their philosophies through it. Cahit Koytak, who has written many works in Modern Turkish Literature, also philosophizes in a sense with his poems. Lebanese poet Khalil Gibran,known in the Arab world and all over the world, is also a poet who philosophizes with his poems. Philosophy inherently involves a subjective field. It is a subject worth researching what kind of philosophical attitude both poets exhibit through their poems. This issue will be investigated in this thesis. First, each poet will be discussed separately and then compared. Khalil Gibran has many books and these books have been translated into many languages around the world. One of these books, "The Saint" and its sequel, "The Garden of the Saint", are the most read books and have been translated into many languages. These books of Khalil Gibran were selected in the thesis. Cahit Koytak is also a poet who includes a lot of philosophical topics in his poems. Cahit Koytak mainly engages in philosophy, especially in his book titled "Metaphysics for Beginners", as can be understood from the end of the book. For this reason, Cahit Koytak's mentioned book was chosen. Here, first of all, what philosophy is will be discussed. The basis will be based on Takiyyedine Mengüşoğlu's book "Human Philosophy", which is an important source on this subject. Then, the basic terms of philosophy will be compiled from different sources. Particularly, books and works of authors such as Selahattin Hilav, Nemi Uygur, Hilmi Yavuz and Füsun Akatlı on the relationship between literature and philosophy will be benefited. On this subject, especially Hilmi Yavuz's books "On Literature" and "On Philosophy" will be examined. Apart from Cahit Koytak's poetry books, his articles on the relationship between poetry and philosophy, written both in newspapers and on websites, will also be examined. The thesis is important in terms of revealing the relationship between poetry and philosophy

    3,224

    full texts

    5,794

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace@FSM Vakif University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇