Fatih Sultan Mehmet Waqf University

DSpace@FSM Vakif University
Not a member yet
    5794 research outputs found

    The Predictive Effect of Hope and Self-Efficiency on Post-Traumatic Growth: The Case of a Female Disaster Survivor

    No full text
    Depremin ardından yapılan birçok çalışma kadınların bu süreçte yaşadıkları zorlukları gözler önüne sermektedir. Ancak yine yapılan çalışmalar yaşadıkları tüm zorluklara rağmen kadınların travmatik deneyimlerin ardından erkeklere göre daha fazla iyileşme gösterdiklerini tespit etmiştir. Dolayısıyla kadınların travma sonrası büyümelerini sağlayan faktörlerin incelenmesi son derece önemlidir. Bu çalışmada kadın afetzedelerin travma sonrası büyüme düzeylerinde umut ve öz-yeterliğin yordayıcı etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye’de gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremlere maruz kalmış 18-65 yaşları arasındaki 410 kadın depremzede oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu”, “Travma Sonrası Büyüme Envanteri”, “Sürekli Umut Ölçeği” ve “Genel Özyeterlik Ölçeği” kullanılmıştır. Veriler Google form aracılığıyla toplanmış ve verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-testi, One Way Anova, Pearson Korelasyon analizi ve Regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre bağımsız değişkenler psikolojik iyi oluşun %23’ünü açıklamaktadır. Standardize edilmiş regresyon katsayısına göre, yordayıcı değişkenlerin travma sonrası büyüme üzerindeki göreli önem sırası; genel öz-yeterlik, eyleyici düşünceler, iş durumu, hasar durumu, eğitim düzeyi,gelir düzeyi, yakın kaybı, çocuk sayısı, psikolojik destek alma durumu, alternatif yollar, medeni durumdur. Regresyon katsayılarının anlamlılığına ilişkin p değerleri incelendiğinde; genel öz-yeterlik ve sürekli umudun alt boyutlarından eyleyici düşünceler değişkenleri anlamlı bir etkiye sahiptir. Elde edilen bulgular travma sonrası büyüme ile ilgili yapılmış olan diğer çalışmalar ile tartışılmış ve bu doğrultuda önerilere yer verilmiştir. Depreme maruz kalmış kadınların gelişimlerini desteklemek amacıyla eğitim programlarının geliştirilmesi ve yapılacak eğitim programlarında öz-yeterlik ve umudu artırmaya yönelik teknik ve müdahalelerin eklenmesi, gelecek araştırmalarda toplumda dezavantajlı grup olarak kabul edilen yaşlılar, çocuklar, göçmenler gibi farklı örneklem grupları üzerinde travma sonrası büyüme, umut ve öz-yeterliğin çalışılması önerilebilir.Many studies conducted after the earthquake reveal the difficulties experienced by women during this period. However, studies have shown that women recover more from traumatic experiences than men, despite all the difficulties they experience. Therefore, it is extremely important to examine the factors that enable women to grow after trauma. This study aims to examine the predictive effects of hope and selfefficacy on the post-traumatic growth levels of female disaster victims. The study group of the research consists of 410 female earthquake victims between the ages of 18-65 who were exposed to the Kahramanmaraş-centered earthquake in Turkey on February 6, 2023. "Personal Information Form", "Post- Traumatic Growth Inventory", "Continuous Hope Scale" and "General Self-Efficacy Scale" were used as data collection tools in the research. Data were collected via Google form and Independent Sample t-test, One Way Anova, Pearson Correlation analysis and Regression analysis were used to analyze the data. According to the results, independent variables explain 23% of psychological well-being. According to the standardized regression coefficient, the relative importance order of the predictor variables on post-traumatic growth; general self-efficacy, active thoughts, employment status, damage status, education level, income level, loss of a relative, number of children, psychological support, alternative ways, marital status. When the p values regarding the significance of the regression coefficients are examined; The variables of general self-efficacy and agentic thoughts, which are sub-dimensions of trait hope, have a significant effect. The findings obtained were discussed with other studies on post-traumatic growth and suggestions were made accordingly

    Adaptation study of Mustafa Ciftci's story of 'Ağlaya Ağlaya Öldük Anam Bacım' in teaching Turkish too foreigners to level B1 and readability

    No full text
    Yabancı dil öğrenimi ve öğretimi her geçen gün daha önemli bir konuma gelmekte ve bir zorunluluk olarak görülmektedir. Dünya üzerindeki etkisi, gücü ve jeopolitik önemiyle Türkçe de yabancılar tarafından öğrenilmek istenen bir dil konumuna gelmiştir. Son yıllarda Türkiye'ye çok sayıda yabancı uyruklu öğrencinin de gelmesiyle beraber yabancılara Türkçe öğretimi oldukça ilgi gören ve üzerine çalışmalar yapılan bir alan olmuştur. Dil öğretimindeki dört temel beceriden biri olan okuma, üzerine çalışma yapılması ve geliştirilmesi gereken bir beceridir. Yapılan araştırmalara bakıldığında okuma materyallerinin nicel anlamda azlığı ve okuma materyali olarak sadece ders kitaplarının kullanıldığı göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın alandaki bu eksikliği gidermek amacıyla yapılması uygun görülmüştür. Hikaye türü yeni bir dil öğrenen öğrencilere kolaylıkla okutulabilecek ve tavsiye edilebilecek bir edebi türdür. Ancak yabancılara Türkçe öğretimi alanında A1, A2, B1 ve B2 seviyelerine yapılmış uyarlama çalışmaları oldukça az sayıdadır. Hikâye uyarlama çalışmaları hem alana katkıda bulunacak hem de dili yeni öğrenen öğrencilere Türk kültürünü, düşünce yapısını ve değerlerinin aktarımını sağlayacaktır. Türk hikayeciliğinin önemli yazarlarından biri Mustafa Çiftçi'nin, toplamda 16 hikaye barındıran ve son eseri olan "Ağlaya Ağlaya Öldük Anam Bacım" isimli kitabının Avrupa Dil Ortak Çerçeve Programı ve İstanbul Yabancılar İçin Türkçe Ders kitabında belirlenen B1 seviyesine uygun uyarlama çalışması yapılarak alana örnek ve bir kaynak olması amaçlanmıştır. Uyarlaması yapılan hikayelerde Çetinkaya'nın okunabilirlik formülü uygulanarak, önce özgün metinlerin hangi eğitim düzeyinde oldukları tespit edilmiş sonrasında da B1 seviyesine uyarlanmış metinlerin hangi okunabilirlik düzeyine yükseldikleri ortaya konulmuştur.Foreign language learning and teaching is becoming more important day by day and is seen as a necessity. With its influence, power and geopolitical importance in the world, Turkish has become a language that foreigners want to learn. In recent years, with the arrival of many foreign students in Turkey, teaching Turkish to foreigners has been an area that has attracted a lot of attention and studies have been carried out. Reading, which is one of the four basic skills in language teaching, is a skill that needs to be studied and developed. When we look at the researches, it is striking that reading materials are scarce in quantitative terms and only textbooks are used as reading materials. It has been deemed appropriate to carry out this study in order to eliminate this deficiency in the field. The short story genre is a literary genre that can be easily read and recommended to students who are learning a new language. However, in the field of teaching Turkish to foreigners, there are very few adaptation studies to A1, A2, B1 and B2 levels. Story adaptation studies will both contribute to the field and ensure the transfer of Turkish culture, mentality and values to students who are new to the language. The last work of Mustafa Ciftci, one of the most important writers of Turkish storytelling, which contains a total of 16 stories, is aimed to be an example and a resource in the field by adapting it in accordance with the B1 level determined in the European Common Framework of Reference for Languages and the Istanbul Turkish Textbook for Foreigners. By applying Çetinkaya's readability formula in the adapted stories, it was first determined at which education level the original texts were, and then the readability level of the texts adapted to the B1 level was revealed

    Comfort Management Model in Sustainable Office Spaces

    No full text
    Günümüzde kapalı bir kabuk içerisinde yaşayan insan için sadece barınmanın yeterli olmadığını görmekteyiz. İnsan fiziksel, psikolojik ve sosyolojik yönden ihtiyaçları olan bir canlıdır ve bulunduğu kapalı ortam sağlığı ile verimi açısından büyük önem taşımaktadır. Kentleşmenin artması, hızlı ve düşünülmeden oluşturulan yapılaşmalar gibi birçok neden, ofislerde yeteri kadar doğal havalandırma yapılamamasına neden olarak iç ortam hava kalitesinin düşmesine, hasta bina sendromu ve yapı kaynaklı rahatsızlıklar görülmesine neden olmaktadır. Hasta bina sendromu ve yapı kaynaklı rahatsızlıkların çözümü noktasında; özellikle insanların konutlardan sonra zamanlarının büyük bölümünü geçirdikleri ofis gibi kapalı ortamlarda yaşamsal konforun sağlanması büyük önem taşımaktadır. Çalışmada, enerji tüketiminin en fazla olduğu konut, ofis, kamu yapıları, endüstri yapıları gibi binalar içerisinde, kullanıcının konforunun ölçülebileceği ve yönetilebileceği yapı türü olarak ofis binaları tercih edilmiştir. Ofis binalarında kullanıcının çalışma süresi boyunca; sayısı, mekânı kullanma süresi gibi verilerin değişkenlik göstermemesi, kullanıcı konforu ve performansının ölçümü için bütün kriterleri sağlamakta, bu durum da çalışma amacına uymaktadır. Günümüz rekabetçi iş ortamında, çalışanlarından olabildiğince fazla verim almak isteyen firmalar ve kuruluşlar düşünüldüğünde; fiziksel ve psikolojik olarak sağlığı ve dolayısı ile üretkenliği etkileyen ofis konforunun, neden ve kimler için önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Rekabetin yoğun yaşandığı günümüz koşullarında, şirketler çalışanlarının iş gücü potansiyellerini olabildiğince kullanmak arzusundadır. Kuruluşlar, ısıl, görsel, işitsel ve iç hava kalitesi gibi temel faktörleri ele alarak hem çevresel sürdürülebilirliği hem de insan refahını destekleyen uyumlu çalışma alanı gelişimini destekleyebilirler. Bu doğrultuda çalışmaya konu olan model kapsamında sürdürülebilirlik konusu, çalışmanın birinci bölümünde incelenmektedir. Kavramın tanımı sonrasında ortaya çıkışı ve gelişimine yer verilmektedir. Sürdürülebilirlik boyutları olan ve çalışmanın temel çatısını oluşturan ekolojik, ekonomik, sosyal boyutlar detaylıca incelenerek mimari ile ilişkisi ortaya konulmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde konfor tanımlanmakta ve konfora etki eden faktörler sınıflandırılarak her bir sınıf bileşeni kendi içerisinde açıklanmaktadır. Çalışmanın kapsamı gereği fiziksel konfor ve fiziksel konfor faktörleri olan ısıl konfor, iç hava kalitesi, görsel konfor ve işitsel konfora detaylıca değinilmektedir. Bölüm, fiziksel konfor faktörleri ve birinci bölümün konusu olan sürdürülebilirlik ilişkisinden bahsedilerek sonlandırılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümüne; ofis, ofis türleri ve ofislerin tarihsel gelişimine değinilerek başlanmıştır. İlerleyen kısmında Türkiye’deki ofislerin gelişim süreci ve günümüzdeki talep durumları aktarılmıştır. Çalışmaya yönelik, oluşturulması hedeflenen modele veri sağlaması için, ulusal ve uluslararası ofis mekanları ve kullanıcı gereklilikleri detaylıca incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ofis mekanlarında sürdürülebilirlik ihtiyacı açıklanarak sürdürülebilir sertifikasyon sistemlerinin ortaya çıkışı ve gelişiminden bahsedilmiştir. Türkiye’deki ilgili süreç, yasal mevzuat ve idari işleyiş, aktarıldıktan sonra sürdürülebilirliği teşvik eden ve katkı sağlayan sürdürülebilir belirlenen dört sertifika sistemi kalite ortalaması düzeyinde, hedeflenen konfor değerlendirme modeli için yapı değerlendirmesinde kullanılacak puanlama cetveli oluşturulmuştur. Çalışmanın beşinci bölümünde ofis mekanlarında konfor yönetimi modeli oluşturabilmek için, modelin kapsamında belirlenmiş olan ofis ve açık ofis mekanları üzerinde fiziksel konfor faktörlerinin etkileri incelenerek değerlendirmede kullanılacak ölçütler belirlenmiştir. Modelin uygulama adımlarının belirlenme süreci aktarıldıktan sonra ilgili ofis konfor yönetimi modeli tariflenmiştir. Sıralanan ilgili bölümlerde gerçekleştirilen ilgili adımlar sonrasında oluşturulan model ile; sürdürülebilir bir yapılaşma için belirlenmiş olan güncel yasa ve yönetmeliklere paralel olarak sürdürülebilir ofis mekanları oluşturmak için bütünsel bir yaklaşımla, genel ve geçerli bir ölçme aracı geliştirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın gelecekteki araştırmalara ışık tutabileceği, Türkiye’de geliştirilebilecek, ofis binaları için konfor yönetimi modeline dayalı uluslararası düzeyde bir yapı standardı sistemi ile kullanıcı konforuyla paralel, tasarruf ve sürdürülebilirlik sağlanacağı düşünülmektedir.Today, we see that only shelter is not enough for people living in a closed shell. Man is a creature with physical, psychological and sociological needs and the indoor environment is of great importance for his health and efficiency. Many reasons, such as increasing urbanization, rapid and unthinking constructions, cause insufficient natural ventilation in offices, leading to a decrease in indoor air quality and the occurrence of sick building syndrome and building-related diseases. At the point of solving sick building syndrome and building-related diseases; it is of great importance to provide vital comfort especially in closed environments such as offices where people spend most of their time after residences. In this study, office buildings were preferred as a building type where the comfort of the user can be measured and managed among buildings such as residences, offices, public buildings and industrial buildings where energy consumption is the highest. The fact that the data such as the number of occupants and the duration of use of the space do not vary during the working time of the user in office buildings provides all the criteria for the measurement of user comfort and performance, which is in line with the purpose of the study. In today's competitive business environment, when companies and organizations that want to get as much efficiency from their employees as possible are considered, it becomes clear why and for whom office comfort, which affects physical and psychological health and thus productivity, is important. In today's conditions of intense competition, companies want to utilize the workforce potential of their employees as much as possible. By addressing key factors such as thermal, visual, auditory and indoor air quality, organizations can support harmonious workspace development that supports both environmental sustainability and human well-being. In this direction, the issue of sustainability within the scope of the model subject to the study is examined in the first part of the study. After the definition of the concept, its emergence and development are given. The ecological, economic and social dimensions of sustainability, which constitute the basic framework of the study, are examined in detail and their relationship with architecture is revealed. In the second part of the study, comfort is defined and the factors affecting comfort are classified and each class component is explained within each class. Due to the scope of the study, physical comfort and physical comfort factors such as thermal comfort, indoor air quality, visual comfort and auditory comfort are discussed in detail. The chapter concludes by discussing the relationship between physical comfort factors and sustainability, which is the subject of the first chapter. The third part of the study starts with the historical development of offices, office types and offices. In the following part, the development process of offices in Turkey and their current demand status are presented. National and international office spaces and user requirements are examined in detail to provide data for the model that is aimed to be created for the study. In the fourth part of the study, the need for sustainability in office spaces is explained and the emergence and development of sustainable certification systems are mentioned. After describing the relevant process, legal legislation and administrative procedures in Turkey, a scoring scale to be used in building assessment for the targeted comfort assessment model was created at the level of the quality average of four sustainable certification systems that encourage and contribute to sustainability. In the fifth part of the study, in order to create a comfort management model in office spaces, the effects of physical comfort factors on the office and open office spaces determined within the scope of the model were examined and the criteria to be used in the evaluation were determined. After the process of determining the application steps of the model is explained, the relevant office comfort management model is described. With the model created after the relevant steps taken in the relevant sections listed; a general and valid measurement tool was tried to be developed with a holistic approach to create sustainable office spaces in parallel with the current laws and regulations determined for a sustainable construction. It is thought that the study can shed light on future research and that an international building standard system based on the comfort management model for office buildings that can be developed in Turkey will provide savings and sustainability in parallel with user comfort

    Scottish Black Houses in Traditional Residential Architecture

    No full text
    İskoçya'nın adalar topluluğu, dünya genelindeki pek çok toplumda olduğu gibi, tarih boyunca barınma ihtiyacını kapalı mekanlarla, yani konutlarla karşılamıştır. Bu bağlamda, Hebridler, İskoçya’nın batı kıyılarında zengin kültürel, tarihi ve ik-limsel özelliklere sahip bir adalar topluluğu olarak öne çıkmaktadır. Hebrid Ada-ları, binlerce yıl öncesine uzanan tarih, kültür ve geleneksel konut örnekleriyle doludur. İskoçya'nın geleneksel konutlarına dair önemli bir örnek olan “kara ev-ler”, genellikle basit ve dikdörtgen plan tipine sahiptir. Bu yapıların girişleri, doğ-rudan erişim sağlayan bir ambar ile birleştirilmiştir. Orta alanda oturma odası yer almakta olup, bu odanın bitişiğinde bir yatak odası bulunmaktadır. Bu plan tipine göre, kara evleri genellikle üç ana odadan oluşmaktadır; oturma odası ve ahır ara-sında yalnızca kısmi bir bölme mevcut olup, bu durum hayvanlar ile insanların aynı ortamı paylaşmasını zorunlu kılmaktadır. Günümüzde ise bu konutlar, daha çok müze ve turizm amaçlı kullanılmakta ve hayvanlara ayrılan alanlar evlerin dışında konumlandırılmaktadır. Kara evler, yerel halk tarafından geleneksel mi-marinin tipik özelliklerinden biri olan yerel malzemeler kullanılarak inşa edilmiş-tir. Bu evlerin oturma odasının ortasında sürekli yanan bir turba ateşi bulunması, yapıların karakteristik unsurlarından biridir. 20. yüzyıl ortalarına kadar, bu evlerde ateşten çıkan dumanın dışarı tahliye edilmesini sağlamaya yönelik bir baca bulun-mamaktaydı. Genellikle çatıda küçük bir delik bırakılarak veya sazın içine balık fıçısı yerleştirilerek dumanın dışarı atılması sağlanmaktaydı. Bu koşullar altında çim ve saz kaplı çatılar, ateşin yaydığı duman ve gazlarla kısa sürede kararır; bu durum, bu evlerin “kara evler” olarak adlandırılmasına katkıda bulunmuştur. “Kara ev” adının kökenine dair bir diğer teori ise, 1800’lerin sonlarında inşa edil-meye başlanan ve “beyaz evler” olarak adlandırılan yeni konutlarla yapılan karşı-laştırmalar sonucunda “kara evler” adıyla anıldığı yönündedir. Dış Hebridler’deki Lewis Adası, kara evlerin en iyi örneklerinden biri olarak gösterilebilir. Dış Heb-ridler, diğer adıyla Batı Adaları, İskoçya’nın kuzey batısında yer almakta olup, bu tarihi ve kültürel mirasıyla dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, Hebridler’in gele-neksel konutları, sadece mimari açıdan değil, aynı zamanda sosyokültürel açıdan da önemli bir inceleme alanı sunmaktadır.The island community of Scotland, like many societies around the world, has his-torically met the need for shelter with enclosed spaces, namely dwellings. In this context, the Hebrides stand out as a group of islands along Scotland's west coast, rich in cultural, historical, and climatic features. The Hebridean Islands are filled with a history, culture, and traditional housing examples that date back thousands of years. An important example of traditional Scottish housing is the 'black hou-ses,' which typically possess a simple and rectangular floor plan. The entrances of these buildings are combined with a storage area that allows for direct access. In the center, there is a living room, adjacent to which is a bedroom. According to this floor plan, the black houses generally consist of three main rooms; between the living room and the stable, there is only a partial partition, which necessitates sharing the same space with animals. Nowadays, these dwellings are primarily used for museum and tourism purposes, and areas designated for animals are lo-cated outside the houses. The black houses were constructed using local materials, which is a typical characteristic of traditional architecture by the local people. One of the characteristic features of these houses is the continuously burning peat fire located in the center of the living room. Until the mid-20th century, there was no chimney in these houses to vent the smoke from the fire outside. Smoke was ty-pically vented either through a small hole left in the roof or by placing a fish barrel in the thatch. Under these conditions, the thatched roofs would quickly darken due to the smoke and gases emitted by the fire; this contributed to the naming of these homes as 'black houses.' Another theory regarding the origin of the term 'black house' is that it was named in comparison to new dwellings built in the late 1800s, known as 'white houses.' Lewis Island in the Outer Hebrides can be shown as one of the best examples of black houses. The Outer Hebrides, also known as the Wes-tern Isles, are located in the northwest of Scotland and are notable for this histo-rical and cultural heritage. In this context, the traditional dwellings of the Hebrides offer significant areas for examination, not only in architectural terms but also from a socio-cultural perspective

    Data Loger Design and Performance Tests for Recording Temperature, Humidity, Vibration and Sound Data in Closed Environments

    No full text
    Bu tez çalışmasında bir kapalı ortam olan evlerde yalnız yaşayan yaşlı bireylerin yaşamlarını daha kaliteli ve verimli geçirmesini sağlamak amacıyla bir izleme sistemi geliştirilmiştir. Bu sistemde yaşlı bireyin yaşadığı ortamdan sıcaklık, nem, zararlı/zehirli gazlar ve hareket bilgisi verileri alınmaktadır. Bu veriler mikrokontrolör sisteminde işlenmekte ve wifi bağlantıları ile bir arayüze gönderilerek takip edilebilmektedir. Alınan verileri arayüz sisteminden takip eden, yaşlı bireyin yetkilendirdiği “kullanıcı” kritik sınırları gözlemleyebilmekte ve gerekli tedbirleri alabilmektedir. Tüm bu işlemler gerçekleştirilirken amaç; yaşlı bireyin diğer insanlara bağımlılığını azaltmak, konforlu ve güvenli bir şekilde yaşamına devam etmesini sağlamaktır. Yaşlı bireyi izleyen sistemde kamera bulunmamakta olup, bireyin mahremiyetine önem verilmektedir. Oluşturulan sistemde, kritik değerlerin oluşması durumunda kullanıcının müdahalesi dışında yaşlı bireyi uyaran uyarı mekanizmaları mevcuttur. Zehirli gaz oluşumu algılandığında sesli ikaz sistemi devreye girmektedir. Ayrıca sıcaklık veya nem değerleri belirlenen eşik değerlerin altında veya üstünde olduğu zaman LCD ekranda uyarı yazısı çıkmakta ve yaşlı bireyin önlem alması sağlanmaktadır. Ek olarak yaşlı bireyin hareketinin algılanıp algılanmadığının belirlenmesi için kırmızı led kullanılmıştır. Bu projede mikrokontrolör olarak Arduino UNO kullanılmış, veriler nesnelerin interneti (IoT) teknolojisi ile oluşturulan ve pratik kullanım sağlayan ThingSpeak platformu üzerinden oluşturulan grafiklerle izlenmesi sağlanmıştır. Arduino’dan alınan verilerin internet ortamına aktarılması için gerekli bağlantının yapılmasını ESP8266-01 wifi modülü sağlamıştır. Tasarlanan sistem, yaşlı bireyin mutfağına, salonuna ve tuvalet/banyoya koyularak verilerin alınması ve takibinin yapılması sağlanmaktadır. Kullanıcı yaşlı bireyin hangi konumda olduğunu belirleyebilmekte ve o konumda ne kadar süre kaldığını tespit edebilmektedir. Bu tez çalışmasının amaçlarından biri de uzaktan takip sistemlerinin gelişimine katkıda bulunmaktır. Bu tez çalışması geliştirilerek daha farklı verilerin takip edilmesi veya kullanıcının takip etme imkanları daha kolay hale getirilmesi sağlanabilir.In this thesis, a monitoring system has been developed to improve the quality and efficiency of the lives of elderly individuals living alone at home. Data such as temperature, humidity, harmful/toxic gases, and motion are collected from the elderly individual's living environment. These data are processed in the microcontroller system and sent to an interface via wifi connections, allowing for monitoring. The authorized 'user,' who monitors these data through the interface, can observe violations of critical safety levels and take necessary precautions. The main goal is to reduce the elderly’s dependence on others and ensure that they continue to live comfortably and safely. The monitoring system does not include a camera to respect the individual's privacy. In the designed system, alert mechanisms are in place to warn the elderly in case of critical values, besides the user's intervention. A voice alert system is activated upon detection of the presence of toxic gases. Additionally, if temperature or humidity values fall below or exceed predefined threshold values, a warning message appears on the LCD screen, prompting the individual to take appropriate precautions. Moreover, a red LED is used to indicate whether the elderly individual is motion or not. Arduino UNO is used as a microcontroller in this project. The data is tracked via the ThingSpeak platform, which is generated with Internet of Things (IoT) technology and provides practical use. Data can be monitored with graphs formed in the ThingSpeak interface. The ESP8266-01 wifi module facilitates the connection to the internet for transmitting the data from Arduino. The designed system is placed in the kitchen, living room, and toilet/bathroom of the elderly for data collection and monitoring. The user can determine the individual's location and the duration spent in that location. One of the objectives of this project is to contribute to the development of remote monitoring systems. This project can be further improved to track different types of data or to make user monitoring more user-friendly and pave the way to a complete remote monitoring system

    The Relationship Between Organizational Burnout Levels and Organizational Commitment of Teachers Working in Secondary Education Institutions

    No full text
    Bu araştırma, öğretmenlerin örgütsel tükenmişlik düzeyleri ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapılmıştır. Nicel araştırma modeli ile oluşturulan tez çalışmasında betimsel yöntem kullanılmıştır. Araştırma verileri “Maslach Tükenmişlik Envanteri” ve “Allen Mayer Örgütsel Bağlılık Ölçeği” ile toplanmıştır. Üsküdar İlçesi’nde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde çalışan 386 öğretmene rastgele örnekleme yöntemiyle ölçekler uygulanmış, toplanan veriler SPSS 23.0 programına aktarılarak iki gruptan oluşan değişkenler için örneklem t- testi ve ikiden fazla gruptan oluşan değişkenler için tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Ayrıca tükenmişlik ölçeğinin alt boyutları ile örgütsel bağlılık ölçeğinin alt boyutları arasındaki ilişkiyi göstermek için korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonuçları ortaöğretim öğretmenlerinin cinsiyet, medeni durum, kurumdaki hizmet yılı ve mesleki kıdem gibi değişkenlerle örgütsel bağlılık boyutları arasında farklı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Duygusal bağlılık boyutuyla cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki belirlenmiş olup erkeklerin kadınlara göre daha düşük duygusal bağlılık eğilimine sahip oldukları saptanmıştır. Benzer şekilde, duyarsızlaşma boyutunda da erkeklerin kadınlara göre daha düşük eğilimde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, bu çalışmada belirtilen örgütsel bağlılık boyutları (duygusal bağlılık, devam bağlılığı ve normatif bağlılık) arasında önemli ilişkiler gözlemlenmiştir. Duygusal bağlılık boyutu, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ile negatif kişisel başarı ile pozitif bir ilişki içerisindedir. Devam bağlılığı ise duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ile negatif, kişisel başarı ile pozitif bir ilişki kurmaktadır. Normatif bağlılık ise duygusal tükenme ile negatif, kişisel başarı ile pozitif bir ilişki göstermektedir. Tek yönlü varyans analizi sonuçlarına ait puan ortalamalarına bakıldığında yaşa göre anlamlı bir fark görülmemektedir. Normatif bağlılık; duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ile negatif yönde düşük düzeyde korelasyona; kişisel başarı ile pozitif yönde orta düzeyde korelasyona ve anlamlı ilişkiye sahiptir.This research was conducted to determine the relationship between teachers' organizational burnout levels and organizational commitment. Descriptive method was used in the thesis study, which was created with a quantitative research model. Research data were collected with the "Maslach Burnout Inventory" and the "Allen Mayer Organizational Commitment Scale". Scales were applied to 386 teachers working in high schools affiliated with the Ministry of National Education in Üsküdar District by random sampling method, the collected data were transferred to the SPSS 23.0 program and sample t-test was conducted for variables consisting of two groups, and one-way analysis of variance was performed for variables consisting of more than two groups. In addition, correlation analysis was applied to show the relationship between the sub-dimensions of the burnout scale and the sub-dimensions of the organizational commitment scale. The research results show that there are different relationships between secondary school teachers' organizational commitment dimensions and variables such as gender, marital status, years of service in the institution and professional seniority. A significant relationship was determined between the emotional commitment dimension and gender, and it was determined that men had a lower emotional commitment tendency than women. Similarly, it has been determined that men have a lower tendency than women in the depersonalization dimension. Additionally, significant relationships were observed between the organizational commitment dimensions (affective commitment, continuance commitment and normative commitment) specified in this study. The emotional commitment dimension has a negative relationship with emotional exhaustion and depersonalization and a positive relationship with personal accomplishment. Continuance commitment has a negative relationship with emotional exhaustion and depersonalization and a positive relationship with personal success. Normative commitment shows a negative relationship with emotional exhaustion and a positive relationship with personal success. When looking at the mean scores of the one-way analysis of variance results, there is no significant difference according to age. Normative commitment; emotional exhaustion has a low negative correlation with depersonalization; It has a moderate positive correlation and significant relationship with personal success

    Stress Factors and Self-Care Needs in Disaster and Crisis Interpreting

    No full text
    Bu çalışmada afet ve kriz ortamlarında görev alan çevirmenlerin karşılaştığı stres faktörleri ve bu süreçte ortaya çıkan öz bakım ihtiyacı ele alınmaktadır. Afet bölgelerinde çalışan çevirmenler afet koşullarıyla birlikte dilsel, kültürel ve psikolojik zorluklarla mücadele ederken, kritik bilgilere aracılık etmektedir. Yerel halk, yerel ekipler vs. ile uluslararası ekipler arasında iletişimi sağlayan çevirmenler hem fiziksel hem de duygusal dayanıklılık gerektiren zorlu görevler üstlenmektedir. Bu süreçte stres yönetimi ve öz bakım stratejileri önemlidir. Öz bakım, fiziksel ve duygusal refahı sürdüren davranışları kapsar ve afet çevirmenleri için hayati bir rol oynar. Bu bakımdan stres yönetimi ve geliştirilecek öz bakım stratejileri, çevirmenlerin görevlerini daha sağlıklı bir şekilde sürdürmesine ve afet bölgelerinde karşılaştıkları zorlukları aşmalarına yardımcı olacaktır. Bu araştırmada amaçlanan 6 Şubat 2023 tarihinde yaşananKahramanmaraş depremlerinde Afette Rehber Çevirmenlik organizasyonu koordinasyonunda ya da bireysel girişimleri ile görev almış çevirmenlere uygulanan yarı yapılandırılmış anketle onların bu süreçte yaşadığı zorlukları, stres faktörlerini ve öz bakım ihtiyaçlarını ortaya koymaktır. Araştırmadan elde edilecek bulgular çevirmenlerin iyilik halini geliştirmeleri için stratejiler geliştirilmesi için bir zemin hazırlamayı da hedeflemiştir. Araştırmanın sonucunda çevirmenlerin psikolojik ve fiziksel olarak dayanıklılıklarını arttırmak için, afet öncesi eğitimlerde, görev sırasında ihtiyaç duyarsa süpervizyon benzeri uygulamalarla ve afet sonrasında ise psikolojik yardımlarla desteklenmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.This study focuses on the stress factors faced by interpreters working in disaster and crisis settings and the self-care needs that arise in this process. Interpreters working in disaster areas mediate critical information while struggling with linguistic, cultural and psychological difficulties and disaster conditions. By communicating between local people, local teams, etc., and international teams, interpreters undertake challenging tasks that require physical and emotional resilience. Stress management and self-care strategies are essential in this process. Self-care encompasses behaviours that maintain physical and emotional well-being and are vital for disaster and crisis interpreters. In this respect, stress management and self-care strategies will help interpreters perform their duties more effectively and overcome their challenges in disaster areas and crisis environments. The primary aim of this study was to uncover the challenges, stress factors, and self-care needs of interpreters who were involved in the Kahramanmaraş earthquakes on February 6, 2023. Whether they were part of the Emergency and Disaster Interpreters (ARÇ) Organisation or working independently, these interpreters were surveyed using a semi-structured questionnaire. The findings of this research lay the groundwork for developing strategies to improve the well-being of interpreters in similar situations. As a result of this research, pre-disaster training, supervision-like practises during assignments, and post-disaster psychological assistance are crucial in enhancing interpreters’ psychological and physical resilience, enabling them to fulfil their roles more effectively

    İmam Gazali'nin Kur'an ayetlerini tefsirde öne çıkan pedagojik tavsiyeleri (İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn özelinde bir çalışma)

    No full text
    İmam Ebu Hâmid Gazali'nin "İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn" adlı eseri, benzersiz bir eserdir. Eser, şeriatı, ibadetleri, ibadetlerin ve muamelenin edeplerini kapsamaktadır. Gazali, özellikle terbiye, ahlak eğitimi ve nefs muhasebesi alanlarında sunduğu faydalı bilgi ve ilimleri eserinde ustaca işlemiştir. Kitapları, Kuran ayetlerinin tefsirleriyle doludur. Özellikle "İhya" kitabını, nefs hakkındaki deneyimlerinin özeti, nefsin afetlerine şifa olacak şekilde derlemiştir. "İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn" adlı eseri, vaaz, nasihat, tasavvuf ve tezkiye alanlarında en ünlü kitaplardan biridir. Bu çalışmada, " İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn" de yer alan bazı eğitici tavsiye, nasihat ve tezkiye unsurlarına ışık tutmak amaçlanmıştır. Burada, ayetler Mushaf sırasına göre ele alınmıştır. Ayetleri, tefsiriyle birlikte, bazen Gazali'nin sözünden alıntı yaparak, bazen de anlamı -belirsizse- açıklayarak sunduk. Orijinal metin ile yorum ayırt edilmiştir ve bu konuda araştırma ve tümevarım yöntemini izledik. Ayrıca, "İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn "de yer alan eğitici tavsiyeleri de kitabın ana ve alt bölümlerine göre sıralayarak ele aldık. "İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn "de İslam'ın esaslarına odaklanan ilk iki cilt üzerinde uzunca durduk. Birinci ciltte İslam'ın temel dayanaklarını, ikinci ciltte ise insanlararası ilişkilerde uyulması gereken adabı incelemekteyiz. Fıkhi konularda teferruata girmekten kaçınmaya ve zayıf hadislerden uzak durmaya çalıştık. "İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn "de yer alan eğitim ve tezkiye ile sınırlı kalmaya çalıştık. Ayetlerin yerlerini ve hadislerin rivayet yollarını belirtmeye özen gösterdik. Gazali'nin "İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn "deki nasihatlerini kapsamlı bir şekilde ele alan bir vaaz ve rehberlik kitabı yazmak için Allah Teala'dan bize yol göstermesini niyaz ediyoruz. Çalışmamız beş ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, İmam Gazali'nin biyografisi, İslam kütüphanesini zenginleştiren eserleri ve tefsirdeki usulü ele alınmıştır. İkinci bölümde, "İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn "de zikredilen tasavvuf ve vaaz içerikli ayetlerin Kur'an-ı Kerim'deki sırasına göre tefsirine değinilmiştir. Üçüncü bölümde alim ve talebenin ahlak ve adabı konusundaki tavsiyeleri, dördüncü bölümde ibadetler ve ibadet adabıyla ilgili tavsiyeleri, beşinci bölümde ise muamele adabına dair tavsiyeleri incelenmiştir.The book " IHY?' 'UL?M AL-DIN " by Imam Abu Hamid Al-Ghazali is a significant and highly beneficial work, unparalleled in its scope. It encompasses Sharia, worship, etiquette, and social conduct. Imam Ghazali especially excelled in the fields of education, moral refinement, and self-accountability. His aim was to elevate Muslims towards purification. Ghazali played a prominent role through his profound understanding of the Quran, enriching his books with interpretations of its verses. His works, especially "IHY?' 'UL?M AL-DIN" contain a culmination of his experiences in self-examination and remedies for spiritual ailments, making it one of the foremost works in preaching, guidance, and purification. In this thesis, we shed light on some of the pedagogical guidance, admonitions, and purifications found in "IHY?' 'UL?M AL-DIN" through its interpretations of Quranic verses, presented in the order of their occurrence. We provide the verses along with their interpretations and explanations, distinguishing between the literal and intended meanings when ambiguity arises, while adhering to both investigative and inductive methodologies. Additionally, we categorize his pedagogical guidance in "IHY?' 'UL?M AL-DIN" beyond interpretation. We primarily focus on the first and second volumes of "IHY?' 'UL?M AL-DIN": the foundations and pillars of Islam in the first volume, and etiquettes of social interactions in the second. We refrain from delving into the branches of jurisprudence and avoid weak hadiths, concentrating solely on the purification, education, and refinement aspects found in "IHY?' 'UL?M AL-DIN

    An architectural conservation discipline evaluation of repairs at St. Nicholas Church at Demre

    No full text
    Aziz Nikolaos Kilisesi, Antalya İli'nin Demre İlçesi'nde ulusal ve uluslararası kapsamda önemli bir kültür varlığıdır. Günümüzde müze olarak işlevini sürdüren kilisenin ilk yapım yılı ve banisi hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Ancak, mevcut yapının ilk evresinin 529 yılında meydana gelen büyük depremden sonra başladığı düşünülmektedir. İmparator I. Iustinianus'un Helenistik bazilikal planda olduğu düşünülen kiliseyi bu dönemde yenilettiği kaydedilmiştir. 8. yüzyılda Arap akınları ve depremler nedeniyle zarar gören kilise 9. ve 10. yüzyıllarda yıkılmış kilisenin kalıntılarından yararlanılarak mevcut kilisenin inşa edildiği öne sürülmektedir. 11. Yüzyılda kilisenin IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zoe tarafından bir onarımdan geçirildiği batı avlusundaki bir taş kitabe aracılığıyla öğrenilmektedir. Bu onarımdan sonra 13. yüzyılda yaşanan büyük bir afet sonucu kilise 19. yüzyıla kadar toprak altında kalmıştır. 19. yüzyılda Ruslar tarafından toprak dolgudan kurtarılmış ve onarılmıştır. Cumhuriyet döneminde müzeye dönüştürülmüş ve yapıda çeşitli kazı, araştırma ve onarım çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu tez kapsamında kilisenin ilk inşasından günümüze kadar geçirdiği evreler ve onarımlar incelenmiştir. Bu kapsamda 19. yüzyılda Ruslar tarafından gerçekleştirilen onarımların Osmanlı topraklarında erken bir onarım örneği olarak koruma tarihi içinde önemli bir yeri olduğu ve ileride daha detaylı çalışmalara ihtiyaç olduğu saptanmıştır. Yapının 2021-2023 yılları arasında gerçekleşen son onarımı için ise tezin yazarının bu onarımda şantiye mimarı olarak görev almasından dolayı uygulamanın aşama ve detayları etraflıca sunulmuştur. Bu denli önemli ve göz önünde bir anıtın büyük çaplı bir onarımının detaylarının paylaşılmasının, koruma disiplini alanında çalışan akademisyen, öğrenci ve uygulamacılar için yararlı bir kaynak oluşturacağı düşünülmüştür. Tezin özgün olarak ortaya koymaya çalıştığı verilerden biri de Cumhuriyet dönemi araştırma, kazı ve onarımlarını uluslararası koruma ilkeleri çerçevesinde değerlendirmek olmuştur. Bunlara ek olarak, son onarımdan sonra gözlemlenen koruma sorunları için bir yönetim planı hazırlanması ve bunun akabinde ziyaretçi sayısı ve davranışlarının kontrolü, iklimlendirme, cam gezi platformu uygulaması gibi öneriler tez kapsamında geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler; Aziz Nikolaos Kilisesi, onarım, ICOMOS Tüzükleri, koruma, konservasyon.The Church of St. Nicholas is an important cultural asset in the Demre district of Antalya Province, with national and international significance. There is no definite information about the first construction year and the founder of the church, which currently functions as a museum. However, it is thought that the first phase of the current structure began after the great earthquake in 529. It is recorded that Emperor Justinianus I renovated the church, which is thought to have a Hellenistic basilical plan, during this period. It is suggested that the current church was built using the ruins of the church that was destroyed in the 9th and 10th centuries after the church was damaged by Arab raids and earthquakes in the 8th century. It is learned from a stone inscription in the western courtyard that the church was restored by Constantine IX Monomakhos and his wife Zoe in the 11th century. After this restoration, the church remained underground until the 19th century due to a great disaster in the 13th century. It was rescued from the landfill by the Russians in the 19th century and repaired. It was converted into a museum during the Republican period and various excavations, research and repair works were carried out in the structure. This thesis has examined the various stages and repairs that the church has undergone from its initial construction to the present. In this context, it has been determined that the repairs carried out by the Russians in the 19th century have an important place in the history of conservation as an early example of repair in Ottoman lands and that more detailed studies are needed in the future. For the last repair of the structure, which took place between 2021-2023, the stages and details of the application have been presented in detail since the author of the thesis served as the site architect in this repair. It was thought that sharing the details of a large-scale repair of such an important and visible monument would be a useful resource for academics, students and practitioners working in the field of conservation discipline. Evaluating the Republican period's research, excavation, and repairs in the context of international conservation principles was one of the data points the thesis initially attempted to present. As part of the thesis, a management plan was also created for the conservation issues that were discovered following the most recent restoration, along with strategies for controlling visitor numbers and behavior, installing air conditioning, and utilizing a glass tour platform. Keywords; Church of Saint Nicholas, Restoration, ICOMOS Charters, protection, conservation

    The Contributions of the Local Authorities to the Public in Re-Functionalization the Case of Gazhane Museum

    No full text
    Mimarlık, binalar ile yapılı çevreyi tasarlama sanatı ve bilimi olarak tanımlanmaktadır. Üretilen bir yapı, inşa edildiği dönemin ihtiyaçlarına göre tasarlanıp, bu gereksinimlere cevap verebilirken gelişen zaman dilimi içerisinde teknik, teknolojik ve kullanıcı alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte yapılar işlevlerini kaybedebilmektedir. Mimarlık, maddi kültürün bir göstergesidir. Dolayısıyla maddi kültür alanları toplumsal mirasın önemli temsilcileridir. Bu bağlamda günümüze korunarak ulaşabilen yapıların yanı sıra, işlevini yitiren ve atıl durumda bulunan birçok yapı da toplumsal hafızanın önemli parçalarıdır. İşlevini yitiren yapıların, geçmiş kullanımları, plan ve cephe kurguları, iç mekânları, kullanıcılarının öyküleri, zaman, mekân ve insan etkileşiminin belgeleridir. Bu sebeple de yapılar bir ulusun yaşadığı coğrafya üzerindeki tarihsel, kültürel geçmişi ile gelişiminin izlerini anlatmaktadır. Süregelen zaman içerisinde birçok fiziksel, doğanın ve insanlığın olumsuz etkilerine maruz kalarak günümüze ulaşamamış yapılar olduğu kadar sağlamlığı ile ayakta kalarak işlevini sürdüren yapılar da bulunmaktadır. Günümüzde bazı yapılar geçmiş kullanımları ve yapı niteliği dışında ticari baskılar sebebiyle farklı işlevlerde kullanılabilmektedir. Her ne kadar yapılar değişen yaşam biçimi içerisinde farklı kullanımlar sebebiyle yeniden işlevlendirilse de döneminin bütün nitelikleri ile kültürel değerleri korunarak günümüze aktarılan örnekleri de bulunmaktadır. Şehirler geçmişten günümüze değişir ve gelişirler. Bu bağlamda yüzyılların kültürel birikimini barındıran ve stratejik konumu ile İstanbul, her zaman kadim medeniyetlerin önemli bir merkezi olmuştur. Dolayısıyla İstanbul günümüzde de çok katmanlı yapısı ve kültürel mirası nedeniyle, dünyanın önemli bir metropolüdür. Günümüzde İstanbul’da artan nüfusun sınırları tam olarak çizilememekle birlikte, çoğalan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılayabilecek sosyal ve mekânsal projelere ihtiyaç duyulmaktadır. Geçmişten çok sayıda maddi kültür alanı bulunan bu şehirde korunması ve yaşatılması gereken önemli miras alanları bulunmaktadır. Bu miras alanları maddi bir öğe olmanın yanı sıra iç mekanları ile insanların gündelik deneyimlerini, ortak geçmişi ve beraber yaşanmışlığı vurgulamaktadır. Bu çalışmaya konu olan Hasanpaşa Gazhanesi İstanbul Kadıköy’de önemli bir kolektif bellek alanıdır. Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş sürecinde döneminin önemli bir endüstriyel üretim merkezi olan bu yapı grubu yıllar içerisinde işlevini yitirmiş, ait olduğu semt ile bağları koparak atıl durumda bulunan bir alana dönüşmüştür. Giderek büyüyen kentlerde günümüz insanının sosyal aktivitelerini gerçekleştirmek için rekreasyon alanlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla endüstriyel bir yapının sosyal belediyecilik bağlamında kentlilerin kullanımına açılması dünyadaki birçok metropolde görülen olumlu bir örnektir. Bu bağlamda İstanbul’da daha önce gerçekleştirilen olumlu örnekler bulunmaktadır. 1891 yılında inşa edilen Hasanpaşa Gazhanesi 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden işlevlendirilerek halkın kullanımına açılmıştır. Bu çalışmada; Hasanpaşa Gazhanesinin geçmiş kullanımları ile gelişen zaman içerisindeki değişimi belgelenerek, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bu değişim projesi ile alınan kararlar doğrultusunda kullanıcı mekân etkileşimi yerinde gözlemlenmiştir. Dolayısıyla Hasanpaşa Gazhanesinin, Müze Gazhaneye dönüşümünün mekân, insan ve yakın çevresiyle uyumu, sürdürülebilir bir yaşam alanına dönüşümü incelenmiştir.Architecture is defined as the art and science of designing buildings and constructed environment. While a constructed structure could be designed according to the requirements of the time period it had been built and met the requirements then in time it may lose its functions by the change of technical, technological and user habits. Architectonics is an indicator of material culture. Therefore material culture areas are important representative of the social heritage. In this respect besides the structures that can be preserved and be able to reach the present day the most of the ones which had lost its function and being idle are also the important elements of the public memory. The previous functions, plan and facade set ups interiors and the stories of the residents’ of the buildings that lost its functions are a documentation of time, location and human interaction. Therefore, these structures also reflect the traces of a nation's historical and cultural past and the evolution on the geography in which it lives. There are buildings that have been exposed to numerous environmental, physical and damaging natural events and have lost their resistance in the course of time, on the other hand there are some ancient structures that can still stand with their robustness even today. Nowadays some structures can be used for different purposes other than their previous usages and the qualification of the structure due to the commercial pressures. Although the structures were going through a re-functionalization due to the different usages in the changing way of life there are valuable examples that brings them to present day by preserving the qualities and cultural heritage values of their period. Cities develop and evolve from past to present. In this context Istanbul always has been an important center of the ancifent civilizations by its strategic location that harbours the cultural accumulation of the centuries. That’s why Istanbul still is an important metropolis of the world due to its multi-layered structure and cultural heritage. Although the boundaries of the Istanbul’s raising population cannot be fully drawn, there is a need for social and spatial projects that can meet the requirements of the growing population. There is important heritage sites that need to be preserved and cherished in this city that has a quite amount of material heritage sites from the past. These heritage sites, besides being a material element, are the collective memory areas that emphasize the people’s daily experiences, common history and common experiences. The Hasanpaşa Gazhane the subject of this study, is an important collective memory area in Istanbul Kadıköy. During the transition from the Ottoman Empire to the Republic, this center, which was an important industrial production area of its period has lost its function throughout the years and has severed its connection with the district to which it belongs and has become a structure group waiting in an idle state. Recreation areas are needed in order to realize the social activities of today's people in the growing cities. The commissioning of an industrial structure to the use of urban residents in the context of municipal’s social policies with this purpose is a positive example that can be seen in many metropolises around the world. In this context, there are positive examples that have also been carried out in Istanbul. Hasanpaşa Gazhane which was built in 1891 has been went through a re-functionalization and commissioned to the public in 2021 by the Istanbul Metropolitan Municipality. In this study, previous usages (utilization) and the transformation through the advancing time of the Hasanpaşa Gazhane is documented. Space resident interaction was observed on the spot in line with the Istanbul Metropolitan Municipality’s transformation project and decisions taken. Transformation of the Hasanpaşa Gazhane to Museum Gaazhane was analyzed in terms of space human and harmony with the adjacent surrounding resulted in a sustainable habitat

    3,224

    full texts

    5,794

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace@FSM Vakif University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇