5173 research outputs found
Sort by
OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE İÇ MÜŞTERİLERİN MARKA SADAKATİNİN İNCELENMESİ: MARKAYA OLAN GÜVENİN ARACILIK ROLÜ
Bu çalışma, iç müşterilerin marka sadakatini görgül olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda iç müşterinin markaya sadakatini açıklamak için oluşturulan modelde işletme özellikleri bağımsız, marka özellikleri ve markaya duyulan güven de seri aracı değişken olarak yer almaktadır. İç müşterilere yönelik kapsamlı çerçeve, marka sadakati olgusuna farklı bir bakış açısı sunma potansiyeline sahiptir. Nitekim iç müşteriler, dış müşterilere kıyasla ürünler ve firma hakkında daha fazla bilgiye ve fiziksel yakınlığa sahiptir. Bu özelliklerinden dolayı, iç müşterilerin işletme ve marka hakkında daha yüksek bir bilişsel farkındalığa sahip olması muhtemeldir. Bu da marka sadakatini daha net bir şekilde açıklamak için önemli bir bağlamsal argüman sunmaktadır. Bu çerçevedeki modeli operasyonel hale getirmek için, Almanya'daki otomotiv endüstrisinde farklı görev ve pozisyonlarda çalışan personel üzerinde bir anket araştırması gerçekleştirilmiştir. Anket araştırması ile 880 birimden oluşan bir veri seti elde edilmiştir. SPSS 26.0 ve Process Macro eklentisi kullanılarak açımlayıcı faktör analizi (AFA), doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ve hipotez testleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular, marka ve şirket özelliklerinin markaya ilişkin güven ve marka sadakati üzerinde anlamlı ve pozitif yönde etki ettiğini göstermektedir. Yine aracı değişken konumundaki markaya olan güven de bağımlı değişken olan marka sadakati üzerinde anlamlı ve pozitif etki etmektedir. Ayrıca hem Baron ve Kenny’nin nedensellik analizi hem de çağdaş Bootstrap yöntemleri çerçevesinde yapılan aracılık testi neticesinde markaya olan güvenin de bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkide tam aracılık rolüne sahip olduğu görülmüştür
ENDÜSTRİ 5.0 KAPSAMINDA İNSAN MERKEZLİ TEDARİK ZİNCİRİ YAPILANDIRMASINA YÖNELİK STRATEJİK VE TEKNOLOJİK ÇERÇEVE ANALİZİ
Kısaca Endüstri 4.0 olarak adlandırılan Dördüncü Endüstri Devrimi, imalat ve üretim ortamlarında üretkenlik ve verimliliğin arttırılması için tam otomasyon ve insansız akıllı fabrikalarla karakterize edilen teknoloji temelli bir paradigmadır. Son on yıllık geçmişinde ekonomik hedeflerinde başarı göstermiş olmasına karşın Endüstri 4.0’ın sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki olumsuz etkileri uzun bir süredir tartışılmaktadır. Özellikle insan işgücünün ve potansiyelinin üretim ortamlarından dışlanması üzerinde yoğunlaşan tartışmalar sonucunda, Avrupa Komisyonu, ileri teknolojinin tüm nimetlerinden insan için ve insanla birlikte yararlanma vizyonu ile yeni bir yaklaşımı Endüstri 5.0 kodu ile 2021 yılında ilan etmiştir. Gelecek için insan odaklı, dirençli ve sürdürülebilir bir Avrupa endüstrisine işaret eden bu yeni paradigma yeni teknolojilerin geliştirilmesinde, tasarımında ve uyarlanmasında ekonomik kaygılardan ziyade çalışanların ve toplum ihtiyaçlarının ve refahının ön plana alınmasını önermektedir. Bu çalışmada, Endüstri 5.0 yaklaşımının tedarik zinciri yönetimine uyarlanması insan odaklılık temelinde incelenmekte ve başarılı bir uygulama için stratejik ve teknolojik gereksinimlere ilişkin bir çerçeve sunulmaktadır
Nanoencapsulation of a Far-Red Absorbing Phthalocyanine into Poly(benzylmalate) Biopolymers and Modulation of Their Photodynamic Efficiency
Two different poly(benzylmalate) biopolymers, a hydrophobic non-PEGylated (PMLABe(73)) and an amphiphilic PEGylated derivative (PEG(42)-b-PMLABe(73)), have been used to encapsulate a phthalocyanine chosen for its substitution pattern that is highly suitable for photodynamic therapy. Different phthalocyanine/(co)polymers ratios have been used for the nanoprecipitation. A set of six nanoparticles has been obtained. If the amphiphilic PEGylated copolymer proved to be slightly more efficient for the encapsulation and to lower the aggregation of the phthalocyanine inside the nanoparticles, it is, however, the hydrophobic PMLABe(73)-based nanoparticles that exhibited the best photodynamic efficiency
BORDERLINE KİŞİLİK BOZUKLUĞUNUN REDDEDİLME DUYARLILIĞI, KENDİNİ AÇMA DU?ZEYİ VE CİNSEL DOYUMLA ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ
Bu çalışma, borderline kişilik bozukluğunun reddedilme duyarlılığı, kendini açma du?zeyi ve cinsel doyumla arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada gönüllülük esasına bağlı olarak 398’i kadın 304’ü erkek olmak üzere toplam 702 yetişkin katılımcı bulunmaktadır. Araştırmada kişisel bilgi formu, Borderline Kişilik Ölçeği (BKÖ), Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği (RDÖ), Romantik İlişkide Kendini Açma Düzeyi Ölçeği (RİKADÖ) ve Yeni Cinsel Doyum Ölçeği (YCDÖ) kullanılmıştır. Bu çalışma bağlamında, istatistiksel analizler SPSS 27 yazılımı kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırmanın sonucuna göre romantik ilişkide kendini açma düzeyinin alt boyutları olan açıklık, iletişim, cinsel yakınlık ve duygulanımın reddedilme duyarlılığı için düşük düzey negatif, cinsel doyum ile romantik ilişkide kendini açma düzeyi arasında düşük düzey negatif, borderline kişilik özelliklerinin reddedilme duyarlılığı ile düşük ve orta düzey pozitif, cinsel doyum ile romantik ilişkide kendini açma düzeyi arasında orta düzey pozitif, borderline kişilik özellikleri ile romantik ilişkide kendini açma düzeyi arasında düşük ve orta düzey negatif korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak Borderline Kişilik Özelliği’nin Cinsel Doyum, Reddedilme Duyarlılığı ve Kendini Açma ile ilişkisi olduğu hem literatür kapsamında yapılan araştırmalar hem de bulgular sonucunda saptanmıştır. Bu çalışmanın amacı, betimsel araştırma deseninde, Borderline Kişilik Bozukluğu’nun Reddedilme Duyarlılığı, Kendini Açma Düzeyi ve Cinsel Doyumla arasındaki ilişkinin incelenmesidir
Content control in general terms of transaction
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, Özel Hukuk Bilim DalıGünümüzde sanayileşmenin ve ekonomik düzenin etkisi ile sözleşmelerin türlerinde ve yapısında değişimler meydana gelmiştir. Taraflarının birlikte istişareleri ve karşılıklı olarak yapılan öneri-kabul aşamaları sonucunda oluşan bireysel sözleşme anlayışı terk edilerek, yerini standart sözleşme tipleri almıştır. Standart sözleşmeler açısından aynı sözleşme çeşidinde, kısa zamanda, birden çok kez sözleşme yapılabilmesi ihtiyacı genel işlem koşulları kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Standart sözleşmeleri kullanan taraflar genellikle üretici veya işletmeci rolünde güçlü tacirlerden oluşmaktadır. Genel işlem koşullarını tek taraflı olarak hazırlayan ve kullanan taraf hem bu hükümleri kendi lehine hazırlamakta hem de daha zayıf olan diğer tarafa dayatmaktadır. Bunun bir sonucu olarak güçlü tacirler karşısında bulunan zayıf tarafı korumak ve sözleşme içeriğindeki menfaatlerini dengelemek amacıyla genel işlem koşulları ile ilgili yasal düzenlemeler öncelikle Avrupa Birliği ülkelerinde yapılmıştır. Hukukumuzda ise genel işlem koşulları ile ilgili düzenlemeler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun kabul edilmesi ile girmiştir. Genel işlem koşulları TBK md.20-25 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu tezde, genel işlem koşulları tanımı, unsurları, denetim türleri, yaptırımları ve idarenin yaptığı özel hukuk sözleşmelerinde genel işlem koşulları konularına değinilmiştir. Tez çalışması üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde genel işlem koşulları kavramı, tanımı, tarihsel gelişimi, unsurları, uygulanması, genel işlem koşullarının yürürlük, yorum denetimi, ikinci bölümde içerik denetimi ve idari sözleşmelerde bulunan genel işlem koşulları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm de ise genel işlem koşullarına uygulanacak denetimlerin sonuçları açıklanmıştır.The impact of industrialization and economic order in today's world has led to changes in the types and structures of contracts. The understanding of individual contracts, which arise from the mutual consultation and proposal-acceptance stages of the parties, has been abandoned, giving way to standard contract types. The need to execute multiple contracts of the same type in a short period of time has led to the emergence of the concept of general terms and conditions. The parties using standard contracts are typically strong merchants in the role of producers or operators. The party that unilaterally prepares and uses the general terms and conditions formulates these provisions in their favor and imposes them on the weaker party. As a result, to protect the weaker party against strong merchants and to balance their interests within the contract content, legal regulations regarding general terms and conditions were first implemented in European Union countries. In our law, regulations concerning general terms and conditions were introduced with the adoption of the Turkish Code of Obligations No. 6098. General terms and conditions are regulated between articles 20-25 of the TCO. This thesis addresses the definition, elements, types of scrutiny, sanctions of general terms and conditions, and the application of general terms and conditions in private law contracts made by the administration. The thesis consists of three chapters. In the first chapter, the concept, definition, historical development, elements, application, validity, and interpretation review of general terms and conditions are discussed. The second chapter focuses on content review and general terms and conditions in administrative contracts. In the third chapter, the outcomes of the inspections applicable to the general terms and conditions are explained
BOŞANMANIN MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİNE ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bilindiği üzere mirastan feragat sözleşmesi, mirasbırakan ile müstakbel ve muhtemel mirasçısı arasında yapılan ve mirasçının mirasbırakana karşı ileride doğabilecek miras hakkından vazgeçme- sini konu alan bir sözleşmedir. Ülkemizde özellikle ikinci evlilikleri- ni yapan kişilerin, müstakbel eşleri ile evlenmeden önce mal rejimi sözleşmesi ve bununla birlikte mirastan feragat sözleşmesi yapmak istedikleri görülmektedir. Böylelikle eşler evlilik ilişkisinde maddi me- seleleri bir kenara bırakmak ve önceki evliliklerinden olan çocukları- nı, ileride ortaya çıkabilecek miras uyuşmazlıklarına karşı ekonomik açıdan garanti altına almak istemektedirler. Mirastan feragat sözleşmesinin tarafı olan kişinin mirasbırakan- dan önce ölmesi, tarafların boşanması vs. gibi durumlarda sözleşme- nin akıbetinin ne olacağı, mirastan feragat sözleşmesi ivazlı olarak düzenlenmişse bu ivazın iade edilip edilmeyeceği kanunda açıkça düzenlenmemiştir. Çalışmamızda mirastan feragat sözleşmesi ile il- gili genel olarak bilgi verdikten sonra boşanmanın mirastan feragat sözleşmesine etkisini ve eşle yeniden evlenme halinde oluşan hukuki durumu değerlendireceğiz
YEŞİL REKLAMLARIN, YEŞİL MARKA FARKINDALIĞI VE MARKA İMAJI ÜZERİNDEKİ SATIN ALMA NİYETİ AÇISINDAN ARACILIK ROLÜ
İnsanların faaliyetlerinin çevreye olan olumsuz etkileri her geçen gün biraz daha fazla endişeye neden olmaktadır. Dünyadaki hükümetlerin büyük kısmı insanoğlunun çevreye verdiği negatif etkileri minimize etmek için çaba sarf etmektedir. İşletmeler de günümüzde doğal çevreyle yakından ilgilenen toplumun yeni kaygılarını anlamak ve buna uygun olarak hareket etmek ve çevresel problemleri örgütsel faaliyetlere entegre etmek için uğraş vermektedir. Bu çerçevede işletmeler bu girişimleri yeşil reklamlar gibi uygulamalarla hedef kitlesine duyurmaktadır. Bu çalışmanın amacı hem yeşil marka farkındalığı ve marka imajının tüketicilerin satın alma niyetine etkisini hem de yeşil reklamların, yeşil marka farkındalığı ve marka imajı üzerindeki satın alma niyeti açısından aracılık rolünü belirlemektir. Araştırmanın sonuçlarına göre tüketicilerin satın alma niyetlerinin marka imajı ve yeşil marka farkındalığı üzerinde olumlu etkisi vardır. Yeşil reklamların da tamamlayıcı kısmi aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki en güçlü ilişki yeşil marka farkındalığı ile yeşil reklam arasında ve yeşil reklam ile satın alma niyeti arasında gerçekleşmiştir
Examining the mediatory role of metacognitive beliefs in the relationship between personal traumatic experience and secondary traumatic stress symptoms and existential anxiety and ontological well-being
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Psikoloji Ana Bilim DalıBu araştırmanın amacı ikincil travmatik stres ve travmatik yaşantı ile ilişkili değişkenlerin belirlenmesi ve bu ilişkiler üzerinde üstbilişsel inançların aracılık etkisinin görülmesidir. Bu amaçla öğretmenlerin Kişisel Travmatik Yaşantı ve İkincil Travmatik Stres Belirtileri ile Varoluşsal Kaygı ve Ontolojik İyi Oluş düzeyleri arasındaki ilişkiler; Kişisel Travmatik Yaşantı ve İkincil Travmatik Stres Belirtileri arasındaki ilişkiler ve Üstbilişsel İnançların bu ilişkiler üzerindeki aracı etkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Adana'nın dört merkez ilçesinde görev yapmakta olan 608 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlere, Kişisel Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği, Üstbiliş Ölçeği-3, Varoluşsal Kaygı Ölçeği, Yaşam Projesi Ölçeği ve Yaşam Olayları Kontrol Listesi uygulanmıştır. Veriler R programlama ortamında hayes process macro kullanılarak bootstrap yaklaşımıyla aracılık modellemeleri yapılarak analiz edildi. Araştırmadan elde edilen verilere göre, travmatik yaşantı ile ontolojik iyi oluş ve varoluşsal kaygı arasında üstbilişsel inançların aracı rolünün bulunmadığı; ikincil travmatik stres ile ontolojik iyi oluş (istemsiz etkilenmeler ve pişmanlık dışında) ve varoluşsal kaygı (istemsiz etkilenmeler ve kaçınma ile anlamsızlık kaygısı dışında) arasındaki ilişkilerde üstbilişsel inançların aracı rolünün bulunduğu; travmatik yaşantı ile ikincil travmatik stres, ontolojik iyi oluş ve varoluşsal kaygı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı; ikincil travmatik stres ile ontolojik iyi oluş arasında negatif, varoluşsal kaygı arasında (istemsiz etkilenlemeler ile anlamsızlık kaygısı arasındaki ilişki dışında) pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin travma konusundaki farkındalıklarının ve bilgi birikiminin arttırılmasına, travma sonrası oluşabilecek olumsuz durumlara yönelik koruyucu çalışmalarının yapılmasına, başetmeye yönelik psikoeğitim programlarının geliştirilmesine, olumlu üstbilişsel inançlar ile ontolojik iyi oluş düzeyinin arttırılmasına ve varoluşsal kaygı düzeyinin azaltılmasına yönelik çalışmaların ikincil travmaya karşı güçlendirici olacağı düşünülmektedir.The aim of this research is to determine the variables related to secondary traumatic stress and traumatic experience and to see the mediating effect of metacognitive beliefs on these relationships. For this purpose, the relationships between teachers' Personal Traumatic Experience and Secondary Traumatic Stress Symptoms and their Existential Anxiety and Ontological Well-Being levels; The relationships between Personal Traumatic Experience and Secondary Traumatic Stress Symptoms and the mediating effect of Metacognitive Beliefs on these relationships were examined. The study group of the research consists of 608 teachers working in four central districts of Adana. Personal Information Form, Secondary Traumatic Stress Scale, Metacognition Scale-3, Existential Anxiety Scale, Life Project Scale and Life Events Checklist were applied to the teachers participating in the research. The data were analyzed by performing mediation modeling with the bootstrap approach using the hayes process macro in the R programming environment. According to the data obtained from the research, metacognitive beliefs do not have a mediating role between traumatic experience and ontological well-being and existential anxiety; metacognitive beliefs have a mediating role in the relationships between secondary traumatic stress and ontological well-being (except for involuntary influences and regret) and existential anxiety (except for involuntary influences and avoidance and meaninglessness anxiety); there is no significant relationship between traumatic experience and secondary traumatic stress, ontological well-being and existential anxiety; it was concluded that there was a negative significant relationship between secondary traumatic stress and ontological well-being, and a positive significant relationship between existential anxiety (except for the relationship between involuntary influences and meaninglessness anxiety). It is thought that studies aimed at increasing teachers' awareness and knowledge about trauma, carrying out protective studies against negative situations that may occur after trauma, developing psychoeducational programs for coping, increasing the level of ontological well-being with positive metacognitive beliefs and reducing the level of existential anxiety will be strengthening against secondary trauma
Optimal power flow analysis with circulatory system-based optimization algorithm
Optimal power flow (OPF) is a challenging optimization problem with a large number of variables and constraints. To overcome the OPF issue, high-performance optimization algorithms are needed. In this direction, this paper has been centered on the optimization of the OPF with the circulatory system-based optimization (CSBO) algorithm. The performance of the algorithm was evaluated on the IEEE 57-and 118-bus power networks for the optimization of non-convex OPF objectives, i.e., fuel cost, power loss, voltage deviation, and enhancement of voltage stability. The solution quality of CSBO is compared with state-of-the-art metaheuristic algorithms such as Artificial Rabbits Optimization (ARO), African Vultures Optimization Algorithm (AVOA), and Chaos Game Optimization (CGO). Based on the OPF results, it is seen that the best fuel cost and voltage deviation results are calculated to be 41666.2344 /h and a power loss of 16.4688 MW. In conclusion, the present paper reports that the CSBO is a powerful and efficient metaheuristic algorithm to solve the OPF problem. © Author(s) 2024
ANTECEDENTS AND CONSEQUENCES OF HEALING ORGANISATIONS: A QUALITATIVE STUDY
The concept of “healing” is defined as a restorative/transformative recovery process that results in a positive change in the management practices of organizations, employees finding more meaning in the work they do, and the realization of themselves as a whole by organizational employees at all levels, has gained popularity in recent years. attracts the attention of researchers. In this study, qualitative field research is conducted to find out the healing organization practices of the companies. Structured interviews are conducted with 12 white color employees. Three questions that are asked to the participants aimed to be the research question of this study. Participants were asked what organizational practices contribute to their physical, financial, social, psychological, intellectual, and professional well-being and what contributions these practices have for the employee and the organization. As a result of the content analysis of the collected data, healing organizational practices were compiled under two themes. Organizational practices that contribute to personal development and occupational development. It has been found that organizational practices that support personal and professional development have positive contributions such as employees’ organizational citizenship behaviors, organizational commitment, work/ life satisfaction, and sense of meaningfulness about work. Since this study is the first qualitative research on “healing organizations” in the national literature, it is believed that the results of the research will guide both researchers working on the topic and managers who have a decisive role in worklife