5173 research outputs found
Sort by
Synthesis, Characterization, and Investigation of Advanced Biological Properties of Non-Ionic Group Substituted Water-Soluble BODIPYs
In this study, glycerol, glycosyl, and tetraethyleneglycol monomethyl ether group substituted BODIPY compounds were successfully synthesized and characterized. The antioxidant, antidiabetic, antibiofilm, microbial cell viability, antimicrobial, antimicrobial photodynamic therapy, and DNA cleavage abilities of the BODIPY derivates were also tested. The highest antioxidant activity at 100 mg/L was 87.12% for BODIPY-1, 85.61% for BODIPY-2, and 92.78% for BODIPY-3. The most effective inhibition of microbial cell viability was obtained for these BODIPY molecules at 100% at 50 and 100 mg/L. It was also observed that these BODIPY molecules exhibited excellent biofilm inhibition activities. The derivates were found to exhibit higher antibiofilm abilities against Staphylococcus aureus compared to Pseudomonas aeruginosa. When the antidiabetic effects of water-soluble BODIPY compounds were examined, the highest effect was found to be 64.40% for BODIPY-1 at 200 mg/L.Istanbul Technical University-Scientific Research Projects Unit [44236]; Istanbul Technical University-Scientific Research Projects Unit (ITU-BAP)This work was supported by Istanbul Technical University-Scientific Research Projects Unit (ITU-BAP) (Project Number: 44236)
Parameters of the tensor tetraquark bbcc
The mass and width of the tensor tetraquark.. =........ with spin-parity.. P = 2+ are calculated in the context of the QCD sum rule method. The tetraquark.. is modeled as a diquark-antidiquark state built of components............ and............ with.. being the charge conjugation matrix. The mass.. = (12.795 +/- 0.095) GeV of the exotic tensor meson.. is found by means of the two-point sum rule approach. Its full width G is evaluated by considering processes..... ....-..,..-....*-.., and..*-....*-... Partial widths of these decays are computed by means of the threepoint sum rule approach which is used to determine the strong couplings at relevant tetraquark-meson-meson vertices. Predictions obtained for the width GT = 55.5+10.6 -9.9 MeV, as well as the mass of the tetraquark.. can be useful in investigations of fully heavy four-quark mesons.Iran National Science Foundation (INSF) [4025036]K. Azizi is thankful to Iran National Science Foundation (INSF) for the partial financial support provided under the elites Grant No. 4025036
TÜRKİYE İMALAT SANAYİİNDE DIŞ TİCARET VE PİYASA YOĞUNLAŞMASI İLİŞKİSİ
Piyasa yoğunlaşması, herhangi bir endüstrideki firma sayısı ve büyüklük dağılımını dikkate alan bir kavram olarak kabul edilmektedir. Piyasadaki rekabetin dış ticaret üzerindeki etkisine yönelik, teorik iki yaklaşım bulunmaktadır. Bu yaklaşımlar: Ulusal şampiyon yaklaşımı (national champion approach) ve rekabetçi yaklaşımdır (competitive approach). Bu iki yaklaşım, yurt içi rekabetin endüstrilerin küresel piyasalardaki başarısında belirleyici olduğunu kabul etmekte iken; rekabetin dış ticareti nasıl etkilediğine yönelik çıkarımlarında ise farklılaşmaktadır. Bu çalışmada, Türk imalat sanayiinde piyasa yapısının dış ticaret üzerindeki etkisi 2013-2018 yılları için endüstri düzeyinde, panel veri yöntemi kullanılarak test edilmiştir. Çalışmada TUİK ile yapılan sözleşme kapsamında, firma düzeyinde mikro veri setleri kullanılmış olup, belirlenen imalat sanayi firma verileri NACE Rev.2, 4 haneli 199 endüstri düzeyinde toplulaştırılmıştır. Statik panel veri yöntemi sonucunda piyasa yoğunlaşmasının ihracat ve ithalat üzerinde pozitif etkisinin olduğu görülmüştür. Ayrıca ölçek ekonomisinin, ihracatı ve ithalatı negatif yönde; reel efektif döviz kuru endeksinin, ihracatı negatif yönde; emek maliyetinin ise ihracatı pozitif yönde etkilediği bulgusuna ulaşılmıştır. Ampirik bulgular, Türk imalat sanayi için değerlendirildiğinde firma sayısı bakımından üstünlüğe sahip KOBİ’lerin, genel olarak ihracatta büyük firmalara kıyasla daha başarılı olduğunu göstermektedir. Çalışmanın, piyasadaki rekabetin küresel ticaretteki etkisini araştıracak çalışmalara katkı sunması beklenmektedir
KÜRESEL EKİPLERDE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER: BİR ANLATI ARAŞTIRMASI
Bu araştırmada, küreselleşen dünyada önemi gittikçe artan küresel ekipler ve bu ekiplerde karşılaşılan problemler araştırılmıştır. Küresel ekipler, öğrenmeyi, yaratıcı fikirlerin artmasını ve kültürel yetkinliklerin geliştirilmesini kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda, küresel ekiplerde yaşanan sorunlara çözüm üretilmesi, ekip performansının arttırılmasını sağlayacağı için anahtar önem taşımaktadır. Bu doğrultuda bu araştırmanın amacı küresel ekiplerde yaşanan sorunların çalışanların yaşam deneyimleri aracılığıyla keşfedilmesini sağlamaktır. Çalışma kapsamında, nitel araştırma yaklaşımlarından anlatı araştırması deseni kullanılarak küresel ekiplerde çalışan kişilerle görüşme yapılmıştır. Görüşülen kişilerin küresel ekiplerde çalışırken karşılaştıkları problemler, tecrübeleri ve yaşadıkları hikayeler incelenerek tartışılmıştır. Araştırmada işletme literatüründe az sayıda kullanılan anlatı araştırması deseninin kullanılması, araştırmayı küresel ekiplere dair geçmiş araştırmalardan farklılaştırmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, ekiplerde farklı dil ve kültürün yarattığı iletişim zorluklarının ön plana çıktığı görülmüştür. Buna ek olarak, saat farklılıkları ve coğrafi uzaklığın bütün halinde çalışılmasına engel olarak takım ruhunun hissedilmesini engellediği belirtilmiştir. Ayrıca, farklı ülkelerdeki iş disiplinleri ve iş süreçlerindeki farklılıkların da çatışmalara yol açan önemli bir faktör olduğu saptanmıştır. Bu sorunlara karşı, araştırmaya katılanların önerdikleri çözüm önerileri, literatürdeki geçmiş çalışmalar ile karşılaştırılarak tartışılmıştır. Katılımcılar sorunların azaltılmasında, yüz yüze toplantıların, şirket içi etkinlik ve buluşmaların arttırılmasının, şirket kültürünün benimsenmesi ve çatışmaların yönetilmesi için eğitimlerin arttırılmasının önemini vurgulamışlardır. Bu doğrultuda yazarlar küresel ekiplerde sorunların azaltılması için yüz yüze görüşme ve sosyal etkinliklerin arttırılmasının, farklılıklara karşı anlayış ve açık fikirliliğin öneminin altını çizmiştir
Application architecture selection proposal for minimum viable product processes
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Bilgisayar Mühendisliği Bilim DalıTeknoloji gündelik hayatın ayrılamaz bir parçası haline gelmiştir. Özellikle süreçlerin dijitalleşmesi son kullanıcılara büyük konforlar sunmaktadır. Değişen ve sürekli artan talepler yazılım mimarilerinin de gelişmesine ve çeşitlenmesine zemin hazırlamaktadır. Tüm bunlarla beraber ürünün sunulacağı pazara hızlı ve sağlıklı bir şekilde çıkabilmesi de rakabet ve pazar adaptasyonu açısından önemli olmaktadır. Hal böyle olunca seçilecek yöntem ve mimarinin ürün, geliştirme ekipleri ve pazarın ihtiyaçları ile de uyumlu olması son derece önemlidir. Bu araştırmada özellikle ürünün ilk müşterilerine oluşturulacak çıktının geri bildirim alma, düzeltme yapma ve tekrar piyasaya sunma gibi süreçlerini tarifleyen minimum uygulanabilir ürün aşmasında, ihtiyaçları karşılayacak en optimum sonucu, çeşitli alternatif ve kriterler için sektör uzmanları tarafından yanıtlanan anket ile analitik hiyerarşi süreci kapsamında değerlendirilmiş ve öneri olarak sunucusuz yapılar tercihi makul bir çözüm olarak sunulmuştur.Technology has become an integral part of daily life. In particular, the digitalization of processes offers great comfort to end users. Changing and ever-increasing demands lead up to the development and diversification of software architectures. In addition to all these, it is also important for the product to be introduced to the market quickly and safely in terms of competition and market adaptation. Therefore, it is extremely important that the method and architecture to be chosen to be accordant with the needs of the product, development teams and the market. In the minimum viable product, there are some stages such as receiving feedback, making corrections, remarketing. To find the most optimum result for these stages, surveys were conducted with sector experts, including various alternatives and criteria. The surveys were evaluated within the scope of analytical hierarchy process. In this research, it has been revealed that choosing serverless structures is a reasonable option
KÜRESEL VE ULUSAL DÜZEYDE FİNANSAL OKURYAZARLIK VE YATIRIMCI EĞİTİMİ ÇALIŞMALARI ÜZERİNE BİR İNCELEME
Günümüzde yatırımcı eğitimi ve finansal okuryazarlık finans sektörü otoritelerinin gündemlerinde ilk sıralarda yer alan konulardır. Ayrıca, teknoloji, dijitalleşme ve finansal piyasalardaki diğer gelişmelerin sunduğu zorluk ve fırsatları anlayabilmek yatırımcının korunması ve finansal okuryazarlık konularının önemini pekiştirmektedir. Bireysel yatırımcıların finansal kavramları ve riskleri anlamalarına destek olmak amacıyla yürütülen çalışmalar yatırımcının korunması bakımından da kilit bir işlevi yerine getirmekte, yatırımcıların bilinçli tasarruf ve yatırım yapmaları suretiyle sermaye piyasalarına olan güvenlerini artırmaktadır. Bu çalışmanın amacı finansal okuryazarlık konusunda yazında yapılan çalışmalar, dünyadaki en iyi uygulamalar ile Türkiye’de yürütülen faaliyetleri incelemek ve Türkiye’de yapılması gereken eylemler için öneriler geliştirilmesidir. Yazındaki çalışmalar finansal bilgi düzeyinin finansal davranışları etkileyebileceği gibi, finansal davranışların da edinilen tecrübeler yoluyla finansal bilgi düzeyini etkileyebildiğini göstermektedir. Öte yandan, kısa süreli eğitimlerin finansal davranışlar üzerinde etkili olmadığını söylemek mümkündür. Türkiye açısından, öncelikli alanlar ve hedef gruplar dikkate alınarak hazırlanmış, finansal okuryazarlık düzeyinin artırılmasına yönelik ulusal bir stratejinin finans sektörü ile iş birliği içerisinde uygulanması ve finansal eğitimin erken dönemlerde okul müfredatı ile birlikte verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır
Examination of visual materials used in the therapy process for children with attention deficit
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Grafik Tasarım Ana Bilim DalıDikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukların akademik performansını, sosyal etkileşimlerini ve kişisel gelişimlerini olumsuz etkileyen yaygın bir nörogelişimsel bozukluktur. DEHB'li çocuklara yönelik terapötik müdahalelerde görsel materyallerin kullanımı, tedavi sonuçlarında önemli bir rol oynar. Bu çalışmanın amacı, bu görsel materyallerin özelliklerini ve DEHB'li çocukların tedavisindeki etkililiğini incelemektir. Çalışmanın ilk bölümünde, DEHB'nin tanımı, belirtileri ve tanıda kullanılan yöntemler detaylı olarak açıklanmakta, bu bilgiler ışığında görsel materyallerin DEHB'li çocukların ihtiyaçlarına nasıl uyarlanabileceği tartışılmaktadır. Takip eden bölümde, görsel araçların tasarım özellikleri analiz edilerek bu araçların çocukların dikkatini çekme ve öğrenme süreçlerini geliştirme konusundaki önemi vurgulanmaktadır. Araştırmanın merkezinde, DEHB tanı ve tedavisinde kullanılan çeşitli görsel materyallerin kapsamlı bir analizi bulunmaktadır. Bu analizde, çocukların ilgisini çekme, öğrenme süreçlerini destekleme ve terapötik hedeflere ulaşma kriterleri göz önünde bulundurulmuştur. Renk, şekil, boyut, tipografi ve içerik gibi temel görsel özellikler, materyallerin çekiciliği ve uygunluğu açısından değerlendirilmiştir. Çalışma, bu tasarım öğelerinin çocukların dikkatini ve tedavi sürecine katılımını nasıl etkilediğini değerlendirmektedir. Ayrıca, mevcut görsel materyallerin etkinliğini artırmaya yönelik örnek tasarımlar sunulmaktadır. Bu örnekler, daha etkili tedavi araçlarının geliştirilmesi için bir rehber olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın sonuç bölümünde, elde edilen bulgular özetlenmekte ve DEHB tedavisinde görsel materyallerin etkinliğinin artırılmasına yönelik öneriler sunulmaktadır. Çalışmanın nihai amacı, tasarımcılara ve terapistlere DEHB'li çocuklar için terapötik sonuçları önemli ölçüde iyileştirebilecek daha etkili görsel yardımlar oluşturma konusunda rehberlik etmektirAttention Deficit Hyperactivity Disorder (ADHD) is a common neurodevelopmental disorder that negatively affects children's academic performance, social interactions, and personal development. The use of visual materials in therapeutic interventions for children with ADHD plays a significant role in treatment outcomes. This study aims to examine the characteristics of these visual materials and their effectiveness in the treatment of children with ADHD. In the first part of the study, the definition, symptoms, and diagnostic methods of ADHD are explained in detail, and in light of this information, it is discussed how visual materials can be adapted to meet the needs of children with ADHD. The following section analyzes the design features of visual tools, emphasizing the importance of these tools in attracting children's attention and enhancing their learning processes. At the core of the research is a comprehensive analysis of various visual materials used in the diagnosis and treatment of ADHD. This analysis considers criteria such as capturing children's interest, supporting learning processes, and achieving therapeutic goals. Basic visual features such as color, shape, size, typography, and content are evaluated in terms of the appeal and suitability of the materials. The study assesses how these design elements affect children's attention and participation in the treatment process. Additionally, sample designs aimed at enhancing the effectiveness of existing visual materials are presented. These examples serve as a guide for developing more effective treatment tools. In the conclusion section of the research, the findings are summarized, and suggestions are made to increase the effectiveness of visual materials in ADHD treatment. The ultimate goal of the study is to guide designers and therapists in creating more effective visual aids that can significantly improve therapeutic outcomes for children with ADHD
Surety's right of recourse
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim Dalı, Özel Hukuk Bilim DalıKefalet sözleşmesi, teminat sözleşmelerinin bir çeşidi olup geçmişten bugüne en sık rastlanan sözleşme türlerindendir. Kefil, kefalet sözleşmesiyle birlikte, asıl borçlunun, borcunu ifa edememesinin rizikosunu üstlenir. Asıl borçlu, kendi borcundan doğan ifa yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde kefil, kefalet sözleşmesi gereği, alacaklının bu kapsamda uğradığı maddi zararı, kendi mal varlığı ile gidermekle yükümlüdür. Kefilin, kefalet sorumluluğu altına; büyük çoğunlukla asıl borçlu ile olan hatır ilişkisi ile asıl borçluya duyduğu güven sonucu girmiş olması ve borcun nihai sorumlusunun kendisinden başkası olması sebebi ile kanun koyucu, kefalet hükümlerini, kefili öncelikli olarak korumak amacı ile düzenlemiştir. Çalışmamız kapsamında incelenen kefilin rücu hakkı da temelini, bir başkasının üstlenmesi gereken mali yükü üstlenen kefilin, mal varlığında meydana gelen eksilmeyi, borcun nihai sorumlusuna başvurarak gidermesinin hakkaniyetli olduğu düşüncesinden alır. Bu sebeple rücu hakkının kaynağı, borcun nihai sorumlusu ile kefil arasındaki iç ilişkidir. Başka bir ifade ile iç ilişki, rücua imkân vermediği sürece kefil, kefalet hükümlerinin bu kapsamda koruması altına giremeyecektir. Kanun koyucu, kefilin söz konusu rücu hakkını, kefalet hükümleri kapsamında ayrıca düzenlemiş ve böylece iç ilişkide rücu hakkına sahip olan kefili, halefiyet imkanından da faydalandırarak ispat ve teminat avantajları ile koruma altına almıştır. Kefil böylece, rücu hakkından doğan taleplerini, dilerse iç ilişkinin işaret ettiği kanun hükümlerine dayandırarak ileri sürebilecek; dilerse doğrudan kefalet hükümlerine dayanarak halefiyet araçları ile ileri sürebilecektir. Bu çalışmamızda kefilin rücu hakkı, talep (ileri sürme) aracılarına göre incelenmiş, iki ayrı rücu talebinin birbiriyle ilişkisi ortaya konmuş ve rücu hakkının doğurduğu sonuçlar ile rücu hakkının son bulduğu haller, kefalet hükümleriyle birlikte değerlendirilmiştir.Suretyship agreement is a type of guarantee agreement and is one of the most common types of agreements from past to present. With the surety agreement, the surety assumes the risk of the principal debtor's failure to fulfill its debt. If the principal debtor fails to fulfill the performance obligation arising from its own debt, the surety is obliged to compensate the material damage incurred by the creditor in this context with its own assets in accordance with the surety agreement. Due to the fact that the surety has entered into the suretyship obligation mostly as a result of the relationship of remembrance with the principal debtor and the trust he/she has in the principal debtor, and that the ultimate liability of the debt is none other than himself/herself, the legislator has regulated the suretyship provisions with the aim of protecting the surety primarily. The surety's right of recourse, which is examined within the scope of our study, is based on the idea that it is equitable for the surety, who undertakes the financial burden that should be undertaken by someone else, to compensate for the decrease in the surety's assets by applying to the ultimate responsible of the debt. For this reason, the source of the right of recourse is the internal relationship between the ultimate obligor and the surety. In other words, unless the internal relationship does not allow for recourse, the surety shall not be under the protection of the suretyship provisions within this scope. The legislator has separately regulated the surety's right of recourse within the scope of the suretyship provisions, and thus, the surety, who has the right of recourse in the internal relationship, is protected with the advantages of proof and collateral by benefiting from the possibility of subrogation. Thus, the surety may either assert his/her claims arising from the right of subrogation by relying on the provisions of the law referred to by the interrelationship, or he/she may directly assert his/her claims by means of subrogation based on the provisions of the suretyship. In this study, the surety's right of subrogation has been analyzed according to the claim (assertion) instruments, the relationship between the two different subrogation claims has been revealed, and the consequences of the right of subrogation and the cases where the right of subrogation ends have been evaluated together with the suretyship provisions
Analysis of lost sales quantities with machine learning and time series
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim DalıBu tez, perakende sektöründe stok dışı kalma (OOS) ve rafta ürün bulunabilirliği (OSA) gibi önemli sorunları 14 ay boyunca toplanan veriler üzerinde makine öğrenmesi ve zaman serisi analizleri kullanarak inceler. Büyük bir perakende zincirinin 1779 mağazasından günlük olarak toplanan satış ve stok verilerinin yanı sıra eticaret web sitesinden günlük olarak toplanan fiyat verisi detaylıca ele alınmış, Lineer Regresyon, Destek Vektör Makineleri (SVM), Karar Ağaçları, Rassal Orman ve Zaman serisi algoritmaları ile analiz edilmiştir. Araştırmanın odak noktası, kayıp satış miktarlarını etkileyen faktörleri belirlemek ve bu bilgileri kullanarak gelecekteki kayıp satış miktarını tahmin etmektir. Bu süreç, perakendecilere yönelik stok yönetimi stratejilerinin iyileştirilmesi için kritik veriler sağlamaktadır. Analizler sonucunda Lineer regresyon modeli diğer modellere göre kayıp satış tahminlerinde daha yüksek doğruluk ve güvenilirlik sunmuştur. Ayrıca fiyatlandırma stratejilerinin ve rekabetçi fiyatlamaların satış hacimleri üzerinde belirgin bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan algoritmaların satış verileri olmaksızın performanslarının ciddi şekilde düşmesi gibi bulguları da ortaya koymaktadır. Analiz süreçlerinde veri setlerinin kapsamlılığının ve doğruluğunun ne derece önemli olduğunu vurgulamaktadır. Çalışma sonuçları, rekabetçi fiyatlandırma ve efektif stok yönetimi stratejilerinin müşteri memnuniyeti ve satış performansı üzerindeki etkilerini gözler önüne sererken, bu stratejilerin sektördeki işletmeler için rekabet avantajı yaratma potansiyelini de göstermektedir. Gelecek araştırmalar için, ürün sayısını artırma, reklam verilerini dâhil etme ve özel günler gibi veri zenginleştirmesi önerilmektedir Araştırma, dinamik pazar koşullarına uyum sağlama ve tüketici ihtiyaçlarını daha iyi karşılama konularında rehberlik ederken sektör profesyonellerine ve akademisyenlere değerli içgörüler ve stratejik yönlendirmeler sağlamakla beraber perakende işletmelerinin verimliliklerini artırma ve müşteri sadakatini güçlendirmeye katkı sağlamayı amaçlamaktadır.This thesis examines major issues such as out-of-stock (OOS) and on-shelf availability (OSA) in the retail sector, using machine learning and time series analyses on data collected over 14 months. It deals in detail with sales and inventory data collected daily from 1779 stores of a large retail chain, as well as daily collected price data from an e-commerce website. Models have been created and analyzed using Linear Regression, Support Vector Machines (SVM), Decision Trees, Random Forest, and Time Series algorithms. The focus of the research is to identify factors affecting lost sales quantities and to use this information to predict future lost sales quantities. This process provides critical data for improving inventory management strategies for retailers. The analyses show that the Lineer Regression model offers higher accuracy and reliability in predicting lost sales compared to other models. It was also found that pricing strategies and competitive pricing have a significant impact on sales volumes. The findings also reveal that the performance of the algorithms drops significantly without sales data. The analysis underscores the importance of the comprehensiveness and accuracy of the data sets used. The results of the study highlight the effects of competitive pricing and effective inventory management strategies on customer satisfaction and sales performance, while showing their potential to create a competitive advantage for businesses in the sector. Future research might include increasing the number of products, incorporating advertising data, and enriching the data with special days. The research provides valuable insights and strategic guidance to industry professionals and academics while guiding on adapting to dynamic market conditions and better meeting consumer needs. It also aims to contribute to increasing operational efficiency of retail businesses and strengthening customer loyalty
Estimating rainfall-runoff parameters for ungauged catchments: a case study in Turkiye
Determining water yield and flood discharges in catchments is a vital aspect of hydrology. This entails considering precipitation and runoff as key hydrological parameters. Constructing infrastructure like hydroelectric plants and regulators over streams necessitates continuous, accurate flow, and meteorological observations spanning at least 25 years. However, in developing nations, economic factors often impede such observations. This study proposes a method to estimate peak rainfall and flow values for ungauged basins with varying return periods by utilizing from gauged basins and spatial variables. Flood calculations were carried out for the ungauged Rabat River basin. In this study, regional flood frequency analysis was carried out using the flow values of the flow gauging stations neighboring the basin. In addition, maximum flow values were calculated using Moscus and the DSI synthetic method. Two- and three-parameter distributions were used to estimate 50-, 100-, 200- and 500-year flood return values at stations with observation periods ranging from 15 to 64 years. Kolmogorov-Smirnov and Probability Line Correlation coefficient (Chi-square) tests were applied to check the suitability of these distributions and the most appropriate distributions were found. This yielded an estimation for the flow values of the Rabat River, indicating the method's reliability for forecasting runoff-rainfall in the ungauged basin