5173 research outputs found
Sort by
TÜKETİCİLERİN GİZLİLİK ENDİŞESİ VE REKLAM DEĞERLERİNE BAĞLI OLARAK BÖLÜMLENDİRİLMESİ
Bilgi teknolojilerindeki gelişim ve özellikle dijital mecra kullanımının yaygınlaşması gizlilik konusunu pazarlama araştırmalarında popüler bir kavram haline getirmiştir. Tüketiciler internet ortamındaki davranışlarının izlendiğinin ve kontrolleri dışında kişisel verilerinin toplanma gücünün giderek arttığının farkındadır. Özellikle reklam faaliyetlerinin tüketicilerin kişisel bilgileri kullanılarak gerçekleştirilmesi bu konuda tüketici tepkilerinin incelenmesini gerektirmektedir. Tüketicilerin gizliliklerine yönelik endişelerinin incelenmesi ve gruplandırılması reklam faaliyetleri konusunda alınacak stratejik kararlar üzerinde etkili olacaktır. Bu nedenle çalışmada stratejik kararlar üzerinde etkili olabileceği düşünülen gözetim algısı, gizlilik endişesi, reklamdan duyulan rahatsızlık, güven, reklamın bilgilendiriciliği, reklamın eğlendiriciliği, finansal avantaj sunması, reklama yönelik tutum, reklama tıklama niyeti değişkenleri ile gelir, yaş, eğitim düzeyi demografik değişkenleri baz alınarak kümeleme analizi yapılmış ve pazar bölümlerinin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda hiyerarşik ve hiyerarşik olmayan kümeleme analizleri bir arada kullanılmıştır. Veri seti üzerinde uygulanan analizler sonucunda birbirine benzeyen ve diğer gruptaki cevaplayıcılardan farklılaşan dört küme ortaya çıkmıştır: Gizlilik Odaklılar, Kararsızlar, Kayıtsızlar ve Değer Odaklılar. Reklam faaliyetleri gerçekleştirilirken belirlenen bu kümeleri diğer bir ifadeyle pazar bölümlerini göz önünde bulundurularak stratejiler geliştirilmesi önemlidir
Speaker identification with machine learning algorithms
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bilim DalıTeknolojinin her geçen gün sürekli gelişmesiyle birlikte, hayatımıza giren otomatik sistem ve cihazların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu yeni teknolojiler ile kontrol edilen sistem ve cihazların güvenliği, kontrolü, sevk ve idare edilmesi gibi durumlar için ayırt edici farklı kontrol mekanizmalarına ihtiyaç duyulmuştur. Bu arayış içerisinde kişiden kişiye değişen, parmak izi tanıma, retina tanıma, yüz tanıma, konuşma tanıma gibi karakteristik özellikleri ayırt etmeye yarayan yöntemler önem kazanmıştır. Bu çalışmada yaşları 18 ile 39 arasında değişen 10 farklı konuşmacıdan alınan konuşma örnekleri ile bir veri seti oluşturulmuştur. Her konuşmacıya bir donanım aracılığıyla, 25 farklı kelime teker teker söyletilerek kaydedilmiştir. Son bir kayıtta bu 25 kelimenin art arda söylenmesi ile oluşturulmuştur. Böylece kişi başı 26 farklı kayıttan oluşan 260 farklı veri elde edilmiştir. Her verinin Matlab programı ile zaman, frekans ve diğer özelliklerine bağlı değerleri çıkarılmıştır. Çıkarılan bu özelliklerin her birinin tanınması istenilen kullanıcı ile olan ilişkisi Pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Pearson korelasyon analizi sonucu çıkış ile en ilişkili özellikler belirlenerek bir sıralama yapılmıştır. Sonrasında bu sıralamaya göre 14 özelliğin hepsinin, ilk beşinin ve ilk ikisinin kullanılması ile tablolar oluşturulmuştur. Ardından Matlab programının dalgacık dönüşümü arayüzü kullanılarak aynı veri seti için dalgacık dönüşümü analizi gerçekleştirilmiştir. Makine öğrenme algoritmaları bu sürece kadar elde edilen verilerin tamamı ile eğitilerek konuşmacıya yönelik bir tahminde bulunma sürecine tabi tutulmuştur. Bu süreç sonunda farklı makine öğrenme algoritmalarının ses özellik çıkarımı ve dalgacık dönüşümü teknikleriyle eğitimleri sonucu yüzdesel başarı performansları analiz edilerek yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre özellik sayısı azaldıkça tahminlerin doğruluk oranı da azalmaktadır. Dalgacık dönüşüm ile yapılan analizler sonucu elde edilen verilerde, entropi değerinin de bir özellik sayısı olarak düşünülebileceği ortaya çıkmıştır.With the continuous development of technology, the number of automatic systems and devices entering our lives is increasing day by day. Different control mechanisms are needed for the security, control, dispatch and management of systems and devices controlled by these new technologies. In this search, methods that help distinguish characteristic features such as fingerprint recognition, retina recognition, face recognition, and speech recognition, which vary from person to person, have gained importance. In this study, a data set was created with speech samples taken from 10 different speakers aged between 18 and 39. Each speaker was recorded using equipment to say 25 different words one by one. A final recording was created by saying these 25 words consecutively. Thus, 260 different data consisting of 26 different records per person were obtained. Values of each data based on time, frequency and other characteristics were extracted with the Matlab program. The relationship of each of these extracted features with the desired user was examined with Pearson correlation analysis. As a result of Pearson correlation analysis, the features most associated with the output were determined and a ranking was made. Afterwards, tables were created using all 14 features, the first five and the first two, according to this order. Then, wavelet transform analysis was performed for the same data set using the wavelet transform interface of the Matlab program. Machine learning algorithms have been trained with all the data obtained so far and subjected to a process of making a prediction about the speaker. At the end of this process, the percentage success performances of different machine learning algorithms, as a result of their training with sound feature extraction and wavelet transform techniques, were analyzed and interpreted. According to the results obtained, as the number of features decreases, the accuracy of the predictions also decreases. In the data obtained as a result of the analysis made with wavelet transform, it was revealed that the entropy value can also be considered as a feature number
Noncoprime action of a cyclic group
Let A be a finite nilpotent group acting fixed point freely on the finite (solvable) group G by automorphisms. It is conjectured that the nilpotent length of G is bounded above by l(A), the number of primes dividing the order of A counted with multiplicities. In the present paper we consider the case A is cyclic and obtain that the nilpotent length of G is at most 2l(A) if vertical bar G vertical bar is odd. More generally we prove that the nilpotent length of G is at most 2l(A) + c(G; A) when G is of odd order and A normalizes a Sylow system of G where c(G; A) denotes the number of trivial A-modules appearing in an A-composition series of G. (c) 2023 Elsevier Inc. All rights reserved
Conjointly active and passive modelings with deep neural networks as fully automated optimizations for upper-mid band 6G communications
Today wireless systems include the fifth and sixth generations (5G and 6G) technologies and are growing day by day that result in exponentially increasing data traffic. For providing a reliable and high performance radio frequency (RF) designs especially for 6G networks, amplifiers and antenna as active and passive components play important roles. In the 5G/6G communication systems, the propagation loss is considerably large and its compensation requires high output power generated from the amplifiers for guaranteeing the satisfied quality of transmitted signal. From another point of view, the installed antennas must be able to optimally manage the radiated signals and handle/compensate nonlinear performances of the RF circuitry. Hence, advanced modeling and multi-objective optimization algorithms are required for designing and optimizing high performance amplifiers and antennas in terms of output power, gain, efficiency, linearity, and bandwidth. Concurrently optimizing active and passive components is not straightforward and typically it requires additional efforts by the RF designers. To tackle this drawback, a two-step methodology is proposed: (1) configuring the initial structure of active and passive devices, and (2) sizing the configured devices. In this work, various methods are introduced for structuring the topology of circuits and then artificial intelligence, including machine learning and neural networks, is preferred among other surrogate modelling for sizing the designs. These neural networks are satisfied due to the accurate modeling responses and are able to provide an automated optimization process leads to employ multi-objective optimization methods. In this work, an automated optimization process for comprehensive design of high-performance amplifiers with antennas through bottom-up optimization (BUO) method and long short-term memory (LSTM)-based deep neural networks (DNNs) is proposed. At the output layer of DNNs, the multi-objective multi-verse optimizer (MOMVO) method is employed for optimizing various specifications of active device (i.e., amplifier), and passive device (i.e., antenna), concurrently. In the presented method, all the electromagnetic (EM) design rules are implemented which results in reducing simulation time in the harmonic balance simulation environment that also provides ready to fabricate layouts. The novelty consists of the all-inclusive style that (1) reduces the manual breaks, aka time-to-market, and (2) delivers ready-to-fabricate layouts of the device that exhibits global optimum performances, automatically. The validation of the proposed method is verified by designing and optimizing high power amplifier (HPA) with antenna in the frequency band from 9.0 GHz to 9.6 GHz, suitable for upper-mid band 6G communications
DİYALİZ MERKEZLERİNDE SEANS ÇİZELGELEMESİ İÇİN BİR YAKLAŞIM ÖNERİSİ VE KARAR DESTEK SİSTEMİ
Sağlık endüstrisi, doğrudan insan hayatına ve yaşam kalitesine müdahalede bulunan hizmetler sunmaktadır öte yandan toplum için önem derecesinden bağımsız olarak ekonomik koşullardan diğer endüstriler kadar etkilenmektedir. Sağlık hizmet sağlayıcıları ve yöneticilerinin, artan maliyetler ile başa çıkılabilmesi için hizmet kalitesini olumsuz etkilemeyecek ekonomik formüllerin geliştirilmesine olanak sağlayan yönetim anlayışına sahip olmaları gerekmektedir. Sağlık hizmet birimlerinde çizelgeleme yaklaşımlarının geliştirilmesi, maliyetlerin düşürülmesi ve kaynakların optimum şekilde kullanılmasının yanı sıra hasta akışının iyileştirilmesi ve tedavi süreçleri için gereken sürenin azaltılması gibi hizmet kalitesi bileşenleri için de kritik rol oynamaktadır. Bu çalışmada diyaliz merkezi yöneticilerinin hasta-seans çizelgelemesi esnasında nasıl bir anlayış benimsemeleri gerektiğine yardımcı olmak amacıyla bir model yönelimli karar destek sistemi geliştirilmiştir. Diyaliz tedavisi işletmeleri için en önemli iki kaynak, diyaliz makineleri ve sağlık personelidir. Bir kaynağın optimum kullanımı diğer kaynakta istenen verime ulaşılamamasına sebep olmaktadır. Diyaliz merkezleri çizelgeleme faaliyetleri personel deneyimi ve içgörüsüne dayalı olarak gerçekleştirilmektedir. Karar Destek Sistemlerinin (KDS) otomatizasyon yetenekleri, çizelgeleme sürecini manuel yöntemlerden kurtararak zaman ve çaba tasarrufu sağlamaktadır. Bilgisayar tabanlı algoritmalar ve optimizasyon teknikleri kullanılarak, kaynaklar en etkili şekilde planlanmakta ve dağıtılmakta bununla birlikte süreç hızlandırılmakta ve verimlilik iyileştirilmektedir
ÖRGÜTSEL DEĞİŞİM BAĞLAMINDA ÇALIŞANLARIN DEĞİŞİME AÇIKLIĞI, DÖNÜŞÜMCÜ LİDER VE ÖRGÜT İÇİ ŞEFFAF İLETİŞİM İLİŞKİSİ
Örgütsel değişim, günümüzün dinamik iş ortamının kaçınılmaz bir yönüdür. Örgütlerin bu değişim sürecinde, çalışanların değişime açık olması ve değişimin başarı ile sonuçlanmasında büyük önem taşımaktadır. Bu durumu sağlayan faktörlerden biri de liderin sergilediği davranışlardır. Dönüşümcü lider değişim esnasında çalışanların istek ve ihtiyaçlarını dikkate alarak örgüt için en iyi vizyonu oluşturmaya çalışmaktadır. Bu şekilde, örgüt ile çalışanı ortak bir paydada buluşturarak aralarında bir köprü görevi kurmaktadır. Bu açıdan dönüşümcü lider, çalışanın örgüte olumlu duygular beslemesini sağlamaktadır. Bunun yanı sıra, örgüt içindeki iç iletişimin şeffaf olması çalışanların değişime gösterecekleri direnci kıracak hatta bu durumu desteklemelerini sağlayacaktır. Bu faktörler, örgütlerdeki değişimin başarı ile uygulanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla makale, örgütsel değişim, dönüşümcü liderlik, örgüt içi şeffaf iletişim ve çalışanların değişime açık olması kavramları arasında ilişki kurarak özellikle örgütsel değişimin başarılı bir şekilde gerçekleşmesine yol göstermeyi hedeflemekte ve aynı zamanda yönetim literatürüne katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra, örgütlerin bu unsurların önemi konusunda dikkatlerinin çekilmesine ve bu şekilde değişim yönetimi sürecinde değişim uygulamalarının başarılı olma olasılıklarının artmasına katkı sunmayı hedeflemektedir
The Relationship Between Religious Coping, Spirituality, and Disease Self-Management Among Parkinson’s Patients in Turkey
Religion and spirituality can be important motivational tools in the management of Parkinson’s disease. This study was conducted to determine the relationship between religious coping methods, spirituality, and disease self-management levels in Parkinson’s patients. This descriptive, cross-sectional, and correlational study was conducted with 294 Parkinson’s patients. Descriptive statistics, independent samples t test, one-way analysis of variance, Pearson correlation coefficient, and structural equation modeling were used in the analysis of the data. This study showed that Parkinson’s patients adopted both positive and negative religious coping styles, demonstrated good levels of spirituality, and had high levels of disease self-management. A statistically significant relationship was found between the positive and negative religious coping levels of Parkinson’s patients and their levels of spirituality and disease self-management (p < 0.05). Health professionals may consider and support Parkinson’s patients’ use of religion as a coping mechanism, as this may help manage Parkinson’s disease. © The Author(s), under exclusive licence to Springer Science+Business Media, LLC, part of Springer Nature 2023
The relationship between the therapeutic alliance between the client and the therapist and emotions
[Abstract Not Available
ÇALIŞMA HAYATINDA ÇOK BOYUTLU BİR KAVRAM OLARAK TEVAZU
Tevazu kavramı; “kişinin, kendi imajını savunmak, onarmak ya da kendisini olduğundan daha iyi göstermek gibi bir zorunluluk hissetmeksizin ve kendine ilişkin bilgileri çarpıtmaksızın, kendi gücünü/sınırlılıklarını gerçekçi olarak görmeye istekli olması” şeklinde tanımlamaktadır. Alan yazınına bakıldığında, kavramın olumlu yönlerine dikkat çeken çalışmaların varlığının yanı sıra, karanlık yönüne vurgu yapan araştırma sonuçlarının da olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; işyerinde tevazu kavramının çalışanlar açısından algılanma biçimlerinin değerlendirilmesi, kavramın ortaya çıkmasına neden olabilecek bireysel/örgütsel öncüllerin tespit edilmesi, tevazu sahibi çalışanlara yönelik tepkilerin belirlenmesi ve tevazunun, günümüzdeki çalışma dinamikleri üzerindeki olası etkilerinin ortaya konulmasıdır. Nitel araştırma yönteminin tercih edildiği bu çalışmada, kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılan 15 kişiyle derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş ve araştırmadan elde edilen veri, içerik analizi yardımıyla çözümlenmiştir. Araştırma bulgularının, örgütsel davranış alanında az sayıda çalışmaya konu olan tevazu kavramının kuramsal yapısını zenginleştireceğine ve çalışma yaşamındaki yöneticilere yön göstereceğine inanılmaktadır
YEMEK SİPARİŞLERİ DAĞITIMI ARAÇ ROTALAMA PROBLEMİ İÇİN BİR OPTİMİZASYON MODELİ
Günümüzde restoranlar, gelirlerinin önemli bir kısmını çevrimiçi yemek siparişlerinden elde etmektedir. Siparişlerin büyük bir kısmı motorlu kuryeler aracılığıyla müşterilere ulaştırılmaktadır. Siparişlerin tanımlanan süreyi aşmadan, en hızlı şekilde müşteriye teslim edilmesi, müşteri memnuniyetini direkt etkilerken, siparişin en ekonomik yöntemle müşteriye ulaştırılması da firmanın karlılığı açısından önem arz etmektedir. Siparişlerin farklı bölgelerdeki kuryelere atanma kararları ile kurye rotalarının oluşturulması restoranlar açısından sürekli karşılaşılan bir optimizasyon problemidir. Bu çalışmada bir kurye araç rotalama problemi incelenmiştir. Restorana gelen gerçek zamanlı siparişler ile bölgedeki kuryeler dikkate alınarak, problemin matematiksel modeli oluşturulmuştur. Gerçek hayat probleminde, teslim süresi ve taşıma ile ilgili kısıtlar modele dahil edilmiştir. Ele alınan problem, kuryelerin dış kaynak olarak kullanıldığı ve siparişlerin aynı restorandan toplandığı, tek dağıtım merkezli, kapasite ve zaman kısıtlı ve açık uçlu bir rotalama problemidir. Oluşturulan tamsayılı programlama modelinin çözümü ile kurye taşıma maliyetlerinin en düşük olduğu optimum bir çözüm elde edilmiştir. Gerçekleştirilen duyarlılık analizleri ile farklı senaryolardaki kurye sayılarının sipariş teslim süresi ve dağıtım maliyetine etkileri incelenmiştir