Moment Dergi / Moment Journal (Journal of Cultural Studies, Faculty of Communication, Hacettepe University)
Not a member yet
190 research outputs found
Sort by
Video Oyunlarında Zaman ve Mekân: Bir Taslak
This article examines the presentation, implementation and design of space and time in video games and attempts to present a general overview of the subject. The question of space and time in video games is a highly complex subject that can be approached from multiple angles: technical, ludological, narratological, media theoretical, sociological and other type of considerations all have a bearing on this subject While I don’t employ a particular approach here, I emphasize the ludological, narratological and technological dimensions and attempt to incorporate insights from German media theorist Friedrich Kittler. My argument running throughout the article is that examination of space and time in video games should incorporate considerations about computer hardware and software.Bu yazı, video oyunlarında mekânın ve zamanın sunumunu, uygulamalarını ve tasarımını incelemekte ve konuya dair genel bir bakış sunmaya çalışmaktadır. Video oyunlarında mekân ve zaman sorusu farklı açılardan yaklaşılabilen son derece kompleks bir sorudur; teknolojik, ludolojik, anlatısal, medya teorik, sosyolojik ve diğer türden boyutlarının hepsinin önemi vardır. Burada belirli bir yaklaşım benimsemiyorsam da ludolojik, anlatısal ve teknolojik boyutları vurgulayarak, Alman medya kuramcısı Friedrich Kittler’in kavrayışlarını analizime dâhil etmeye çalışıyorum. Yazı boyunca tekrarlayan iddiam, video oyunlarında zaman ve mekânın incelenmesinin bilgisayar donanımı ve yazılımıyla ilgili unsurları dikkate alması gerektiğidir
Türkiye’de Dijital Oyun Endüstrisi ve Oyun Geliştiriciler: Problemler ve Olanaklar
This study aims to understand the games industry’s problems in Turkey and the relation of those problems with game developers, their working practices and the ecosystem. Adopting an ethnographic approach, in-depth interviews were conducted with 20 game developers, who work in digital games industry, mostly in one of the most important creative clustering examples in Turkey, METU Teknokent. According to the findings of the field research, main problems are defined as the lack of know-how and human capital. It is understood that those problems aggravate adverse working conditions for game developers by causing working without getting paid or underpaid and the self-teaching process that generates excessive working hours. In this regard, the potentiality of creating a culture in the game ecosystem based on solidarity, collective learning and sharing information is argued to improve Turkey’s games industry and game developers’ working conditions.Çalışmada, Türkiye’deki dijital oyun endüstrisinin problemlerini ve bunların oyun geliştiriciler, çalışma pratikleri ve ekosistem ile ilişkisini anlamak amaçlanmaktadır. Etnografik bir yaklaşım benimsenerek, çoğunlukla Türkiye’deki yaratıcı kümelenmelerin en önemli örneklerinden biri olan ODTÜ Teknokent’te olmak üzere dijital oyun endüstrisinde çalışan 20 oyun geliştirici ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha araştırmasının bulgularına göre temel problemler, insan sermayesinin ve yordam bilgisinin eksikliği olarak tanımlanmıştır. Bu problemlerin, ücretsiz ya da düşük ücretli çalışmaya ve uzun çalışma saatlerine yol açan kendi kendine öğrenme sürecine neden olarak, olumsuz çalışma koşullarını derinleştirdiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’de oyun endüstrisinin ve oyun geliştiricilerinin çalışma koşullarının geliştirilmesi için, oyun ekosisteminde kolektif öğrenme, bilgi paylaşımı ve dayanışmaya dayalı bir kültür yaratılmasının olanakları tartışılmaktadır.
Rethinking the Labor Processes of Architecture in Turkey
Bu yazının amacı, “yaratıcı emek söyleminin” mimarlığın emek süreçlerinde bir sömürü aracı olarak nasıl yeniden üretildiğini 21. yüzyılda Türkiye’de “mimar-işçiler” üzerinden tartışmaya açmaktır. Yaratıcı emek söylemi, mimarlıkta emek süreçlerinin aktörleri olan mimar-işçiler ve tüm işçiler için benzer şekilde sömürüyü derinleştirmekte ve “mimar-patronun” işçi karşısında ayrıcalıklı konumunu belirlemektedir. Söz konusu sömürü, hem dünyada hem de Türkiye’de, her biri aynı zamanda bir mimar-patron olan yıldız mimarların söylemleri üzerinden görünür hale gelmiştir. Öte yandan, Türkiye’de mimarlığın özellikle 21. yüzyılda gün geçtikçe artan güvencesizlik karakteri yapsatçılık modeli ve mega proje süreçleri üzerinden tartışılabilir. Tam da bu süreçlerden kaynaklanarak, yaratıcı emek söylemi bu kez patron değil mimar-işçi tarafından ve kendi emeğini savunmak adına kullanabilmektedir. Artan güvencesizliğe karşılık, mimar-işçilerin çalışma hayatlarına ve koşullarına dair tartışmaların Türkiye’de sönümlendiğini gözlemliyoruz. Bu sebeple, mimar-işçiyi sosyo-ekonomik sınıfının bir parçası olarak sorunsallaştıran bu yazının mimarlıkta emek süreçlerini yaratıcı emek söylemi bağlamında yeniden tartışmak için bir zemin oluşturtabilmesini umut ediyoruz.This paper aims to discuss how “the discourse of creative labor” is being reproduced as an apparatus of exploitation in the architectural labor processes of twenty-first-century Turkey through “architect-workers.” The discourse of creative labor has deepened the exploitation of architect-workers, as all workers, and defines the very privileged position of architect-boss in relation to other laborers. This exploitation became visible both in Turkey and worldwide through the comments of architects—who are both bosses of their architecture firms and so-called starchitects—about their own positions and practices. In addition, twenty-first-century architecture in Turkey can be criticized for the increasing precarity that has stemmed from the processes of yapsatçılık and mega-projects. To cope with this exploitation, “the discourse of creative labor” can also be reproduced by architect-workers. Consequently, this paper aims to provide ground on which to problematize the architect-worker as a member of the working class, as well as in the context of a discourse on creative labor and its exploitative use in the labor processes of architecture
Türkiye'de Yaratıcı Emek
In recent years, the political and academic discourse focusing on the economic potential of creative cultural industries is raising. The idea of creative culture industries which focuses on creativity and symbol production instead of material production presented as a source of prosperity for developing countries. It is claimed that individuals are set free from the routine working life by creative work, which offer flexible and independent work opportunities. At first glance, this change, which is considered to liberate the industrial revolution from the control measures, contains insecurities that burden the responsibility of learning and employment to the individual. The creative labor debate at the center of the creative economy involves the development of an individual's talent set on the one hand and the critique of these risks on the other. This study examines whether the sector dynamics in Turkey developed creative labour by means of online survey method and qualitative analysis. At the same time, aims to reveal the extent of the characteristics in the international literature. The similarities and differences with international literature have been discussed on subjective experiences related to precarious working conditions in Turkey.Son yıllarda yaratıcı kültür endüstrilerinin (YKE) ekonomik potansiyelini merkeze alan politik ve akademik söylem yaygınlaşmaktadır. Gelişmekte olan ülkelere bir refah kaynağı olarak sunulan yaratıcı kültür endüstrileri düşüncesi, maddi üretim yerine yaratıcılık ve sembol üretimini odağa alır. Yaratıcı çalışmanın bireyleri rutin çalışma yaşamından kurtararak esnek ve serbest çalışma imkânları sunduğu iddia edilir. İlk bakışta çalışanı sanayi devriminin kontrol tedbirlerinden özgürleştirdiği düşünülen bu değişim, öğrenme ve istihdam sorumluluğunu bireye yükleyen güvencesizlikler barındırır. Yaratıcı ekonominin odağındaki yaratıcı emek tartışması bir yandan bireyin yetenek setini geliştirmeyi diğer yandan da söz konusu risklerin eleştirisini içerir. Bu çalışma Türkiye’de sektör dinamiklerinin yaratıcı emeği oluşturup oluşturmadığını anket yöntemiyle saha araştırması ve nitel veri analizi üzerinden incelemektedir. Aynı zamanda uluslararası alan yazındaki karakteristiklerin Türkiye’de ne ölçüde görüldüğünü ortaya çıkarmayı amaçlar. Türkiye’de preker çalışma koşullarına ilişkin öznel deneyimlerin uluslararası alan yazın ile benzeştiği ve ayrıştığı noktalar tartışılmıştır.
Considering Survival of Unaccompanied Afghan Migrant Children in Beykoz, Karasu Neighborhood with “Migrant Aspirations” Perspective
Bu makale, İstanbul, Beykoz Karasu Mahallesi’nde yaşamlarını sürdüren refakatsiz Afgan göçmen çocukların hayatlarını sürdürme deneyimlerini tartışmaktadır. Makaleye kaynaklık eden veri, 2015 Temmuz - 2017 Ağustos arasında, Afgan göçmen çocuklar ve Karasu Mahallesi’nin daha eski sakinleriyle yapılmış derinlemesine görüşmelerden oluşan, niteliksel bir araştırmanın sonuçlarına dayanmaktadır. Makale, kuramsal olarak “göçmen istekleri” yaklaşımını benimsemektedir. Göç çalışmaları alanında yeni bir yaklaşım olan “göçmen istekleri”, göçmenleri varılan ülke açısından bir entegrasyon sorunu olarak ele almak yerine, göç eden aktörleri göç deneyiminin aktif özneleri olarak görmeyi önerir. Bu çerçeveden bakan bu makale, Karasu Mahallesi’ndeki refakatsiz Afgan göçmen çocukları, öncelikle, göç etmeye karar veren aktif özneler olarak görmeyi önermektedir. İkinci olarak, Afgan göçmen çocukları göçle geldikleri mahallede uygun sosyal mesafeleri yakalayabilmek için pazarlık eden özneler olarak ele almaktadır. Son bölümde ise, göçmen çocuk işçiler olarak sömürülen bu çocukların, dahil oldukları emek pazarında hayatta kalabilmek için stratejiler geliştiren özneler olduklarını ortaya koymaktadırThis article discusses the survival experiences of unaccompanied Afghan migrant minors in Karasu Neighborhood, Beykoz, Istanbul. The qualitative fieldwork of this research was conducted between July 2015 and August 2017, making interviews with Afghan migrant minors and community dwellers. This article is theoretically grounded on the premises of “migrant aspirations” approach. As a new perspective in migration studies, rather than seeing migrants as a part of integration issues, “migrant aspirations” approach proposes considering the migrant as the active subject of migration experience. With that framework, this article proposes considering Afghan migrant minors in Karasu Neighborhood as the active decisionmakers of migration process. Secondly, it considers them as active subjects who make negotiations in order to manage proper social distances in the neighborhood. Lastly, it considers Afghan migrant children as subjects who develop strategies in order to survive in labor market, where they are exploited as unaccompanied child worker