Moment Dergi / Moment Journal (Journal of Cultural Studies, Faculty of Communication, Hacettepe University)
Not a member yet
190 research outputs found
Sort by
ZÜBÜK: BİR İKTİDAR ROMANI
Bu metin çeşitli tahakküm ve tâbiiyet ilişkileri arasındaki farklara Aziz Nesin’in Zübük romanının ayrıntılı bir incelemesi üzerinden odaklanmaktadır. Çalışmada iktidarın, temel bir niteliğiyle egemenlik ve otorite biçimindeki tahakküm ve tâbiiyet ilişkilerinden ayrılabileceği öne sürülmektedir. Siyasal bir kavram olarak iktidarın temelinde, taktiklerin yarattığı suç ortaklıklarının olduğu vurgulanmaktadır. Nesin’in yapıtı iktidarın bu temel eğilimini kavramak için eşsiz bir olanak sunar: itibarı yerle bir olmuş bir babanın mülksüz, eğitimsiz, mesleksiz varisi olarak resmedilen Zübük kurnazlığı, manipülatif yetenekleri ve fesatlığı sayesinde fırsatçı kasaba ahalisi ve eşrafı üzerinde değişik biçimler alan “suç ortaklıkları” inşa ederek tahakküm kurar ve siyasette hızla yükselir. Çalışma, bu tartışma yoluyla, gayri-şahsi hukuksal, kurumsal, geleneksel-simgesel kaynaklara dayanan daha dirençli, kararlı ve öngörülebilir egemenlik ve otorite ilişkileri ile kıyaslandığında iktidarın çok daha kırılgan, değişken, öngörülemez bir tahakküm ve tabiiyet ilişkisi olduğunu ileri sürmektedir. Siyasal kuram düzeyinde ise iktidarın, siyasal olanın olumsallığıyla yakından ilişkili bir kavram olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
ZÜBÜK: A NOVEL OF POWER
Bu metin çeşitli tahakküm ve tâbiiyet ilişkileri arasındaki farklara Aziz Nesin’in Zübük romanının ayrıntılı bir incelemesi üzerinden odaklanmaktadır. Çalışmada iktidarın, temel bir niteliğiyle egemenlik ve otorite biçimindeki tahakküm ve tâbiiyet ilişkilerinden ayrılabileceği öne sürülmektedir. Siyasal bir kavram olarak iktidarın temelinde, taktiklerin yarattığı suç ortaklıklarının olduğu vurgulanmaktadır. Nesin’in yapıtı iktidarın bu temel eğilimini kavramak için eşsiz bir olanak sunar: itibarı yerle bir olmuş bir babanın mülksüz, eğitimsiz, mesleksiz varisi olarak resmedilen Zübük kurnazlığı, manipülatif yetenekleri ve fesatlığı sayesinde fırsatçı kasaba ahalisi ve eşrafı üzerinde değişik biçimler alan “suç ortaklıkları” inşa ederek tahakküm kurar ve siyasette hızla yükselir. Çalışma, bu tartışma yoluyla, gayri-şahsi hukuksal, kurumsal, geleneksel-simgesel kaynaklara dayanan daha dirençli, kararlı ve öngörülebilir egemenlik ve otorite ilişkileri ile kıyaslandığında iktidarın çok daha kırılgan, değişken, öngörülemez bir tahakküm ve tabiiyet ilişkisi olduğunu ileri sürmektedir. Siyasal kuram düzeyinde ise iktidarın, siyasal olanın olumsallığıyla yakından ilişkili bir kavram olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. This paper focuses on the differences among various forms of domination through a detailed examination of Zübük, a novel by Aziz Nesin. The study argues that power may differ from certain relations of domination as sovereignty and authority with its one fundamental aspect; the basis of power as a political concept is in fact complicity created by tactics. Nesin’s work presents a unique opportunity to grasp this fundamental proclivity of power: Zübük, a dispossessed, uneducated, idle man, who is depicted as the heir of a disreputable father, establishes domination over the dwellers and notables of a small town by constructing “complicities” through his cunning, manipulative skills and intrigue, and quickly rises in politics. This examination of the novel indicates that power is a fragile, unstable, and unpredictable form of domination compared to the resilient, stable and predictable relations of sovereignty and authority based on impersonal legal, institutional and traditional-symbolic sources. The paper also concludes that the concept of power should be evaluated in close relation with the contingency of the political
WHILE ISTANBUL LOSES ITS IMAGE: NOSTALGIA AND MELANCHOLY LEFT BEHIND IN UYKU SERSEMI
Hakan Bıçakçı’nın 2017’de yayınlanan Uyku Sersemi adlı romanı 2000’li yıllardan itibaren hızla değişen İstanbul’a dair bir metindir. Romanda İstanbul’un bir yandan yoğun bir tüketimle bir yandan da hızlı bir kentsel dönüşümle sakinlerinin zihninde taşıdığı kentsel imgesini yitirmeye başlaması anlatılır. İstanbul, onu diğer kentlerden ayıran, ona ruhunu veren mekânlarını birer birer kaybedip kimliksizleşirken, kimliğini bu kent üzerinden kurmuş, belleğini kentin mekânlarındaki hatıralarla oluşturmuş romanın başkarakteri Kahraman Kara gibi sakinleri de kimliksizleşir, kentle birlikte parçalanır, bütünlüğünü kaybeder. Bu, bir yandan geçmişe sığınmayı, nostaljiyi beraberinde getirirken diğer yandan da hafızasını, kimliğini, benlik bütünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kentli insanı derin bir melankoliye sürükler. Uyku Sersemi, bu bağlamda 2000’li yılarda hızla değişen İstanbul’a dair edebiyat aracılığıyla bir bellek oluştururken bu makale, bu belleğin işaret ettiklerini, imgesini yitiren İstanbul’un neden olduğu nostalji ve melankoliyi romanın başkarakteri üzerinden tartışmaya açar.Uyku Sersemi by Hakan Bıçakçı which was published in 2017 is about Istanbul, that has been changing rapidly from 2000s. The novel narrates that, with an intense consumption and a fast urban transformation, Istanbul begins to lose its urban image which has been already settled in its residents’ minds. While Istanbul fails to keep possession of its identification by losing its places one by one which distinguish it from the other cities and give it its soul, this means that its residents, who established their identities based on the city and constituted their memories with the city’s places, like Kahraman Kara who is the protagonist in the novel, also lose their identity and integrity and become fragmental. On the one side this brings nostalgia, taking refuge on the past, on the other side it hauls the resident who feels under the danger of losing her/his memory, identity and self-completeness to deep melancholy. In this context, while Uyku Sersemi consists a memory about rapidly changing İstanbul in 2000s through literature, this article is about the things indicated by this memory, discusses the nostalgia and melancholy caused by İstanbul which loses its image, through the protagonist of the novel
BÜYÜK KAPANMADA YENİ YÖNTEMLER: PANDEMİDE FEMİNİST ÖZ-DÜŞÜNÜMSELLİĞİ UYGULAMAK
With the spread of the COVID-19 pandemic, field researches conducted within the social sciences took on a new form where the researchers and interviewees cannot meet in the same physical space. Even though interviews were sometimes conducted via communication technologies and digitalization, the implementation has become even more widespread now. The lack of a spatial experience shared by both parties brings new questionings on the fundamental elements of feminist methodology which include the transforming feature of the researcher on the research field, potential hierarchies to be built between the researcher and interviewees, and taking the responsibility of the research field. In accordance with its subject matter, this article addresses the current circumstances of the above-stated questionings of feminist methodology through comparative examples from the author’s personal research experiences before and during the pandemic. Moreover, it discusses how the socio-spatial dynamics that are thought to be internal to feminist methodology function in physical distance. COVID-19 pandemisinin yaygınlaşmasıyla birlikte, sosyal bilimler kapsamında yapılan saha araştırmaları, görüşmeci ile bilgisine danıştığı kişinin aynı mekânda buluşamayacağı bir nitelik kazandı. Daha önceden iletişim teknolojilerinin ve dijitalleşmenin yardımıyla uzaktan yapılan görüşmeler olsa da, yaygınlaşmaları bu dönemde gereklilik kazandı. Fiziksel mekânı birlikte deneyimlemenin ortadan kalkması ise öz-düşünümselliğin ilkeleri olan araştırmacının araştırma sahasını dönüştürücü niteliği, danıştığı kişiler ile arasında kurulması muhtemel hiyerarşiler ve görüşülenlerin sorumluluğunun alınması konularında yeni sorgulamaları beraberinde getirdi. Bu makale sorgulamalarını araştırma konusuna uygun olarak yazarın kendi araştırma deneyimlerinden pandemi öncesi ve sonrası karşılaştırmalar eşliğinde yeni dönemde feminist metodolojinin içerdiği noktaların geldiği noktayı paylaşıyor. Makale aynı zamanda feminist metodoloji içinde bulunduğu düşünülen sosyo-mekansal dinamiklerin fiziksel uzaklıkta nasıl işlediğini tartışıyor.
ZÜBÜK: A NOVEL OF POWER
Bu metin çeşitli tahakküm ve tâbiiyet ilişkileri arasındaki farklara Aziz Nesin’in Zübük romanının ayrıntılı bir incelemesi üzerinden odaklanmaktadır. Çalışmada iktidarın, temel bir niteliğiyle egemenlik ve otorite biçimindeki tahakküm ve tâbiiyet ilişkilerinden ayrılabileceği öne sürülmektedir. Siyasal bir kavram olarak iktidarın temelinde, taktiklerin yarattığı suç ortaklıklarının olduğu vurgulanmaktadır. Nesin’in yapıtı iktidarın bu temel eğilimini kavramak için eşsiz bir olanak sunar: itibarı yerle bir olmuş bir babanın mülksüz, eğitimsiz, mesleksiz varisi olarak resmedilen Zübük kurnazlığı, manipülatif yetenekleri ve fesatlığı sayesinde fırsatçı kasaba ahalisi ve eşrafı üzerinde değişik biçimler alan “suç ortaklıkları” inşa ederek tahakküm kurar ve siyasette hızla yükselir. Çalışma, bu tartışma yoluyla, gayri-şahsi hukuksal, kurumsal, geleneksel-simgesel kaynaklara dayanan daha dirençli, kararlı ve öngörülebilir egemenlik ve otorite ilişkileri ile kıyaslandığında iktidarın çok daha kırılgan, değişken, öngörülemez bir tahakküm ve tabiiyet ilişkisi olduğunu ileri sürmektedir. Siyasal kuram düzeyinde ise iktidarın, siyasal olanın olumsallığıyla yakından ilişkili bir kavram olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. This paper focuses on the differences among various forms of domination through a detailed examination of Zübük, a novel by Aziz Nesin. The study argues that power may differ from certain relations of domination as sovereignty and authority with its one fundamental aspect; the basis of power as a political concept is in fact complicity created by tactics. Nesin’s work presents a unique opportunity to grasp this fundamental proclivity of power: Zübük, a dispossessed, uneducated, idle man, who is depicted as the heir of a disreputable father, establishes domination over the dwellers and notables of a small town by constructing “complicities” through his cunning, manipulative skills and intrigue, and quickly rises in politics. This examination of the novel indicates that power is a fragile, unstable, and unpredictable form of domination compared to the resilient, stable and predictable relations of sovereignty and authority based on impersonal legal, institutional and traditional-symbolic sources. The paper also concludes that the concept of power should be evaluated in close relation with the contingency of the political
RECONSTRUCTION OF MEMORY IN DIGITAL GAMES: THE CASE OF NUSRAT
Kişisel olarak deneyimlenmeyen olaylar dolayımlar üzerinden hatırlanmaktadır. Müzeler, anıtlar gibi mekânların yanı sıra her türlü medya geçmiş bilgisini edinmeye ve hatırlamaya yardımcı olmaktadır. Ancak medya ürettiği kurgulanmış geçmiş nedeniyle belleği bugünün esasına göre yeniden inşa etmektedir. Tarihsel olayların simülasyonlarını oluşturarak oyunculara ileten dijital oyunların bellek ile ilişkisi de diğer ortamlara benzemekte, tarihi imge ve anlatı kaynağı olarak hatırlamaya yardımcı (mnemonic aids) olarak işlev görmektedir. Bu bağlamdan yola çıkan bu çalışmada Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ulusal tarih inşası çerçevesinde Nusrat oyunu Roland Bathes’ın düz anlam ve yan anlam ayrımından hareketle göstergebilimsel perspektifle analiz edilmiştir. Events which are not personally experienced are remembered through media. Places such as museums and monuments as well as all kinds of media help to learn and remember historical knowledge. However, the media is rebuilding the memory based on the present understanding of the history which is fictionalized. Digital games simulate historical events and transmit them to the players. The relationship between digital games and memory resembles other media platforms and serves a source of historical image and narrative that functions as a “mnemonic aids”. Within this context, in this study, Nusrat game is analyzed with a semiotic perspective based on Roland Barhes’ denotation and connotation levels, in the scope of the Justice and Development Party’s national history construction.