Moment Dergi / Moment Journal (Journal of Cultural Studies, Faculty of Communication, Hacettepe University)
Not a member yet
190 research outputs found
Sort by
Dışarı Çıkmak: Özelden Kamusala Feminist Bir Saha Hikâyesi
The central concern of this study is to conduct a methodological discussion on the interrelationship between space and gender, focusing on everyday lives of women in the urban public space. Gender relations are closely connected to spatial perceptions and experiences. This article aims to reveal the conditions and possibilities of researching on how women perceive and experience urban public spaces. In this way, it will open up a discussion on the potentialities of taking the concepts of gender and space as the central foci of research for understanding social relations. By this purpose, through the example of Turkey’s capital city of Ankara, it deals with the methods and practices applied in the field research, which has been conducted to analyse women’s access to the urban public spaces and their use of these spaces. Within the scope of the article, based on the field experiences of the researcher, it is attempted to answer the question of how public space can be examined through women’s experiences. The major concern to be explored is the distinctive features of examining public space and the sorts of specificalities that emerge methologically, when the particular focus is on women as the research subject. Kadının toplumdaki yeri ve kamusal alana katılma biçimleri akademik alanda uzun süredir dikkat çeken araştırma konularından biri olmuştur. Kadınların erkeklerle birlikte, eşit düzeyde kamusal alana katılımı Türkiye modernleşme deneyiminin yapıtaşlarından biri olması nedeniyle, bu konu sosyal bilim yazınında bugüne dek çok farklı açılardan ele alınmış ve neticede geniş bir literatür oluşmuştur. Ancak, bu çalışmaların büyük çoğunluğu kadınların kamusal alana katılımının sosyo-ekonomik ve politik boyutuyla ilgilenmiş olup, buna karşın sosyo-mekânsal boyutunu ele alan, yani mekânı bir araştırma birimi olarak ele alarak kadın ve mekân etkileşimini gündelik hayat deneyimleri üzerinden inceleyen çalışmalar henüz çok az sayıdadır. Literatürde var olan çalışmalarda ise kadınların kamusal alana siyasal olarak katılımı ve bu alandaki görünürlüklerine odaklanılırken, kadınların günlük hayatlarında evden ne koşullarda çıkarak kamusal mekânlara eriştikleri ve bu mekânları nasıl deneyimledikleri çoğunlukla gözden kaçırılmıştır. Bu makalede, kadınların kamusal mekânla ilişkileri üzerine derinlemesine kapsayıcı bir analiz geliştirmek için ne tür bir araştırma yapılması gerektiği sorusu üzerine odaklanacağım. Doktora çalışmam sırasında yürüttüğüm saha araştırması deneyimlerime dayanarak, kadınların gündelik kamusal mekân deneyimlerinin incelenmesinde metodolojik açıdan önemli olan soruları, özellikle de bu konuda bir incelemenin ne tür özgüllükler taşıyacağını ortaya koyarak, ele almaya çalışacağım.
Domestik Etnografi Örneği Olarak Ben Uçtum Sen Kaldın
In what ways does documentary camera with its unique capacity to disentangle reality penetrate and reconstruct history? At the intersections of history and memory and of family and self, how do documentary narratives crafted through the pursuit of personal life stories, longed family members, and childhood recollections contest hegemonic ideologies about identity? This article focuses on I Flew You Stayed (2012) by Mizgin Müjde Arslan as a reflexive narrative of tracing longed family members and occult life stories. As Arslan searches for her family history to fill out painful gaps in her life journey through documentary practice, she ends up uncovering a restless history construed by ideologies that silence counter-hegemonic voices in unique ways. Belgesel kameranın gerçekliği yeniden yaratmada ve tarihi yeniden yazmadaki özgün kapasitesi nedir? Tarih ve belleğin, aile ve bireyin kesişim noktalarında, kişisel hayat hikâyelerinin peşine düşen belgesel kamera egemen ideolojileri bükebilir mi? Bu makale, Mizgin Müjde Arslan’ın Ben Uçtum Sen Kaldın (Ez Firiyam Tu Mayi Li Cih) filmine kendi-dönüşlü bir anlatı olarak odaklanmaktadır. Ben Uçtum Sen Kaldın’da Arslan aile tarihindeki boşlukları doldurmaya çalışırken karşıt sesleri bastıran huzursuz bir tarihi yeniden keşfetmektedir
Göç Çalışmalarında Katılımcı Fotoğraf Görüşmesi Yönteminin İmkan ve Sınırlılıkları
This article demonstrates experiences concerning the participatory photo interview, which was used to generate data on the public spaces used by Kurdish migrant women in Vienna. Potential benefits and limitations of the method as well as observations made during field research are addressed. Additionally, strategies are suggested to overcome possible difficulties, which can occur over the course of a study implementing the participatory photo interview. This method has enabled the participants to “show” how they perceive the city of Vienna. It appears that they are satisfied with their respective lives in the city, as they have enough spaces to fulfil their culture besides expressing self-determination. Further, results reveal that involving the interview partners in research is enriching for both the participants and the researcher. Bu makale, katılımcı fotoğraf görüşmesi yöntemine dayanan deneyimleri ele almaktadır. Söz konusu metot, Kürt göçmen kadınlarının Viyana´daki kamusal alan kullanımını araştırmak için veri toplama yöntemi olarak kullanılmıştır. Yazıda, yöntemin olanak ve sınırlılıklarının yanı sıra, saha araştırması sırasında yapılan gözlemler de tartışılmaktadır. Ayrıca metodun uygulanma sürecinde ortaya çıkabilecek olası zorluklarla başa çıkmak için çeşitli stratejiler önerilmektedir. Uygulanan yöntem, görüşmecilere Viyana şehrini nasıl algıladığını “gösterme” imkânı sağlamıştır. Sonuçlar, katılımcı kadınların Viyana’daki yaşamından memnun olduklarını göstermektedir. Bunun bir nedeni, kültürlerini yaşamak için yeterli alanlarının bulunması ve bir diğeri ise, daha otonom olma imkânlarına sahip olmalarıdır. Bunun yanı sıra, sonuçlar, katılımcıların araştırma sürecine dâhil olmasının hem araştırmacıyı hem de görüşmecileri zenginleştirici etkiye sahip olduğunu göstermiştir
Sınav ve İktidarın Meşruiyeti: "Ve Padişah Keloğlan'a Sorar..."
Each examination indicates the existence of an authority. Examination which is an activity where the correct answers determined by the applicator are once again requested from the answerer, has been justification for giving meaning to life in both mythological and religious sources and also an indirect base for the existence of authority. The idea of a fair examination arouses a feeling of legality regarding the system which exists with a mental illusion. All kind of class inequality among people in today's world can only become acceptable with an examination performed under equal conditions. In this study the transfer of examination which is accepted as a legality tool from the government’s point of view to our time by myths throughout history and tales which are projections of the myths, will be presented through a verbal analysis of Keloglan tale which includes a fictive examination. One of the functions of tales is to provide rigidness and continuity to the existing established system. This tale in which Keloglan is subject to examination by Sultan will be handled as an example to this function. Keloglan as a general type which represents the public that has been excluded from governance turns the communal hierarchy upside down at fictional level by being answerer to the testing of the Sultan and at the same time, as this turn occurs with questions impossible to answer at once, it condemns the person to his/her class in reality. Therefore thanks to the tale, the class inequality in real life is rendered acceptable. Her sınav bir otoritenin varlığına işaret eder. Uygulayıcı tarafından belirlenmiş doğruların, muhataptan bir kez daha talep edildiği bir etkinlik olarak sınav, hem mitolojik hem de dini kaynaklarda yaşamı anlamlandırmanın gerekçesi olmanın yanında, otoritenin varlığının da dolaylı bir dayanağı olmuştur. Adil bir sınav düşüncesi, zihinsel bir illüzyonla var olan sistemin meşruluğu hissini uyandırmaktadır. Günümüz dünyasında insanlar arasındaki her tür sınıfsal eşitsizlik ancak eşit şartlarla yapılan sınav ile kabul edilebilir hale gelmektedir. Bu çalışmada, iktidar açısından bir meşruiyet aracı olarak kabul ettiğimiz sınavın, tarih boyunca mitler ve onların izdüşümleri olan masallar yoluyla günümüze kadar nasıl taşındığı, içerisinde sınav kurgusunun bulunduğu bir Keloğlan masalının söylemsel analizi ile ortaya konmaya çalışılacaktır. Masalların işlevlerinden birisi de, var olan kurulu sisteme sağlamlık ve süreklilik vermektir. İşte Keloğlan’ın padişah tarafından sınava tabi tutulduğu masal, bunun bir örneği olarak ele alınacaktır. Yıllarca yönetimden dışlanan ve onun dışında kalan halkı temsil eden genel bir tip olarak Keloğlan, padişahın sınamasına muhatap olarak kurgusal düzeyde, hem toplumsal hiyerarşiyi tersine çevirmekte hem de bu tersine çevirme keyfi yanıtlara sahip cevaplanması ilk duyan tarafından imkânsız olan sorularla gerçekleştiği için kişiyi gerçekte kendi sınıfına mahkûm etmektedir. Böylece masal sayesinde, gerçek hayattaki sınıfsal eşitsizlik durumu kabul edilir kılınmaktadır.
Yaşar Kemal ve Gabriel Garcia Marquez'i Anmak
This article commemorates two late authors taking one novel by each as its subject matter. The first author is Yaşar Kemal, whose Ortadirek relates the seasonal migration of peasants towards Çukurova. The second author is Gabriel Garcia Marquez. Colombian Nobel laureate’s A Hundred Years of Solitude narrates the tale of a Latin American village from its inception to its definitive drift in time and space. Kemal criticizes the joint exploitation of peasants’ labour by their feudal village leader and landed gentry through a family’s miserable story. Similarly, Marquez bases his criticism of the colonial abuse of his country on a family’s tragic tale. Both authors resort to fantastic elements to denounce social and economic corruption. Ortadirek’s chronologic map covers the 1950s while the other novel’s reference to time is indeterminate. This makes the Marquez’s book a challenging read. Bu makale, Yaşar Kemal ve Gabriel Garcia Marquez’in birer romanından yola çıkarak iki usta yazarı birlikte anmayı amaçlar. Araştırmacı, önce her yazardan bir kitabı ele almış; ardından yazarlara odaklanmıştır. Ortadirek ve Yüzyıllık Yalnızlık roman kişilerinin uzam ya da zamanda göçü, yazarların “sessiz” sömürü düzeni eleştirileri ve dillerinin zenginliği bakımından benzerlik gösterirler. Sanatçılar toplumsal gerçekleri fantastik öğelere başvurarak ele almıştırlar. Kemal’in romanı tek bir toplumsal olguya odaklanırken, Marquez’in eseri Kolombiya’nın tarihinde belirleyici olmuş birçok olayı kapsar.
Geç Dönem Osmanlı Resim Sanatında Kadın İmgesinin Temsili
The discussions about the role and place of women within the society were initiated with the modernization efforts after the Tanzimat reform in the 19th century. During the Westernization period, male-dominated intellectual class started to attach more importance to the visibility and existence of women within the society. However, dualities and contradictions observed in the attitudes towards the gender issues of this intellectual class, which is not only reformist but also conservative at the same time. For this fundamental mentality problem, women’s rights were disregarded and instead their duties and responsibilities come to the fore within this era.Within the Ottoman painting style of the 19th century, which has been influenced by the West, artists used woman figure frequently in their works, reflecting the perspective of their time towards women. Starting with the Constitutional Monarchy, the subtle changes in the way the women dressed in European style, their new lifestyle and their relations with the public sphere can be observed from the works of Ottoman artists. Since they were in contact with Paris, which was known to be the world’s art center, they placed the woman figure in their paintings into the spaces of femininity, that were in the repertory of subject matter of French Impressionists. 19. yüzyılda Osmanlı’da kadının toplum içindeki yeri, Tanzimat Dönemi ile başlayan modernleşme çabalarıyla birlikte tartışılmaya başlanmıştır. Batılılaşma döneminde, Osmanlı’nın erkek egemen aydın sınıfı tarafından modernleşme hareketi içinde kadına önemli görevler biçilmiştir. Ancak devletin ve dönemin aydınlarının kadın meselesine yaklaşımı ıslahatçı olduğu kadar muhafazakâr da olan, ikili ve çelişkili bir tutum niteliği taşımaktadır. Bu zihniyetle kadınların haklarından çok görevleri üzerinde durulmuş ve toplumsal hayata katılımları sınırlandırılmıştır. 19. yüzyılda Batı etkisinde gelişen Osmanlı resim sanatında, sanatçılar kadın figürlerine resimlerinde yer vermişler ve dönemin kadına bakış açısını önemli ölçüde yansıtmışlardır. Meşrutiyet’le birlikte özellikle üst sınıfa mensup kentli kadınların hayatında belirginleşmeye başlayan değişimler, bu kadınların yeni yaşam tarzı, Avrupai giyim kuşam tercihleri ve kamusal alanla ilişkileri, Osmanlı sanatçılarının resimlerinden izlenebilmektedir. Dönemin sanat merkezi olarak tanımlanan Paris kentinin kültür sanat ortamıyla doğrudan ya da dolaylı olarak iletişim ve etkileşim halinde olan bu sanatçılar, resimlerindeki kadın imgelerini, Fransız İzlenimcileri’nin konu repertuarlarında bulunan kadınlık mekânlarına yerleştirmişlerdir.
Feminist Aksiyon Filmin İmkanı: Mad Max Fury Road Üzerine
This article discusses the potential of resistance within the popular through an analysis of Mad Max Fury Road from a feminist critical perspective. In order to do this, the paper focuses on genre and action films as a part of a particular narrative and provides a feminist criticism through the themes of femininity and body, leadership/collective. Acknowledging the relationship between the text and context, the paper demonstrates how the film diverges from the generic conventions through providing popular examples from feminist media studies and a discussion of postfeminism. Bu makale, Mad Max Fury Road’un analizi yoluyla popüler olanın içinde direniş imkanını feminist/eleştirel bir perspektiften tartışıyor. Bunu yapabilmek için tür sineması ve aksiyon türünü tartışarak aksiyon türünü belli bir anlatı kapsamında değerlendiriyor ve incelenen filmdeki kadınlık ve beden, liderlik/kolektivite temaları üzerinden feminist bir eleştiri gerçekleştiriyor. Bunu metin ve bağlam ilişkisini göz önünde bulundurarak, incelenen filmin türün uylaşımlarına benzeşmediği noktalara değinerek, feminist medya çalışmalarına konu olmuş popüler örneklerle ilişki kurarak ve postfeminizm tartışması aracılığıyla yapıyor.