Moment Dergi / Moment Journal (Journal of Cultural Studies, Faculty of Communication, Hacettepe University)
Not a member yet
190 research outputs found
Sort by
Para Konuşur: Banknotlarda Türk İslam Sentezi
Banknotes carry traces from both histories and policies of states. This study deals with the banknotes issued in 1980 to today and claims that these banknotes have had political messages. In this respect, Turkish-Islamic Synthesis and its symbolization of banknotes is the main point of this study. Turkish-Islamic Synthesis emerged in the 1960s and evolved to a state policy after the military coup in 1980. It still exists under AKP rule in the 2000s. This maintenance can be traced in design of the banknotes, which issued during military coup period and continued during AKP rule. Banknotlar, tasarımları ve üzerlerinde taşıdıkları semboller ile hem ülkelerin tarihine dair izler taşımaktadırlar hem de bu ülkelerin uyguladıkları politikalara dair ipucu vermektedirler. Bu çalışma, 1980 yılından günümüze kadar Türkiye’de basılmış olan banknotları ele almaktadır ve bu banknotların siyasal bir mesaj taşıdıkları iddiasını savunmaktadır. Bu bağlamda, Türk-İslam Sentezi’nin banknotlar üzerinde sembolleşmesi bu çalışmanın temel argümanıdır. Kökleri 1960’lı yıllara uzanan ve 1980 yılındaki askeri darbe ile bir devlet politikası olarak uygulanmaya başlanan Türk-İslam Sentezi, 2000’li yıllarda da AKP Hükümetleri ile devam etmektedir. Bu devamlılığı, askeri yönetim sırasında kullanılan ve AKP Dönemi’nde basılmaya başlanan banknotlar üzerindeki sembollerde görmek mümkündür
Fethullah Gülen Portresi
In this study, Fethullah Gülen’s personal life story which began in Erzurum and continued up to West Anatolia and U.S.A., have been handled with a recourse to his religious and political identity as well as his distinct personal features. In this respect, both Erzurum’s exclusive role in terms of bearing the Ottoman’s historical memory and Gülen’s personality formed around the trial with the Republican period have been dealt along with his activities as a member of Nurcu movement and the specific methods that he developed in time. The conditions which rendered Nurcu movement as a powerful and the first trans-national religious community in Turkey, especially after its disengagement from the Classical Nurculuk in 1980, have been weighted up too. Gülen’s discourses and strategies for adapting himself to the changing times and grounds have been analysed. The ethical and political issues that Nurcu movement reserved in its culture characterized by establishing different discourses in domestic and foreign grounds have been investigated. Nurcu movement’s interactions with other Islamic circles, with the National Vision movement and its affairs with Islamism as a whole have been set forth. Eventually, some observations on the reasons underlying the tension between AKP and Nurcu movement and the possible results of this tension have been shared along with some evaluations about the future of this movement. Bu çalışmada Fethullah Gülen’in Erzurum’dan başlayarak, Batı Anadolu ve ABD’ye kadar uzanan kişisel hayat serüveni ele alınarak, dini ve siyasi kimliğinin ve belirgin kişilik özelliklerinin oluşum ve değişim süreçleri anlaşılmaya çalışıldı. Osmanlı’nın tarihsel hafızasını taşıyan Erzurum’un, Cumhuriyet devriyle imtihanında kişiliği şekillenmeye başlayan Gülen’in, İzmir’de Nurcu hareketin bir parçası olarak gösterdiği faaliyetler ve zamanla geliştirdiği özgün yöntemler ele alındı. 1980’de Klasik Nurculuktan kopan Gülen Cemaati’nin güçlü bir dini cemaat, hatta Türkiye’nin ilk ulus-ötesi dinsel cemaati olmasını mümkün kılan koşullar anlaşılmaya çalışıldı. Gülen’in değişen zaman ve zemine uyum sağlama anlamında geliştirdiği söylem ve stratejiler irdelendi. Cemaatin içeride ve dışarıda ayrı söylemler geliştirmeye dayalı kültürünün barındırdığı etik ve siyasi meseleler ele alındı. Cemaatin diğer İslami çevreler ve Milli Görüş hareketiyle, bir bütün olarak İslamcılık’la meseleleri ortaya konuldu. Son olarak, son dönemde AKP ile yaşanan gerilimin nedenleri ve muhtemel sonuçlarına dair bazı gözlemler paylaşıldı. Cemaatin geleceğine dair kimi değerlendirmelere yer verildi
Postmodern Tanrı Misafiri: Popüler “Tasavvuf”çuluk
The proliferation of religious visibility in public life has been understood on political basis and interpreted only as a religious revival in Turkey in the post-1980 period. However, the period after the year 2000 when religion has intertwined with popular cultural forms, has witnessed the movement of religious forms from the margins of public life to the centre and their integration with mainstream culture as a new popular cultural trend at the same time. These two simultaneous developments have a two-sided effect. On the one hand, popular religious forms sacralise the mainstream culture and these forms are secularized within the mainstream culture on the other hand. The core of this two-sided development is a kind of mortal “sufism” reappeared in new context. The aim of this study is discussing this mortal revival of “sufism” which becomes the constituent element of postmodern religious subjectivity and mainstream culture. Türkiye’de 1980 sonrasında dinin kamusal hayattaki görünümlerinin giderek yaygınlaşması öncelikli olarak siyasî bir çizgide anlaşıldı ve yalnızca bu yönüyle bir dinî uyanış olarak yorumlandı. Ancak dinin popüler kültürel formlarla iç içe geçtiği 2000’li yıllar, dinsel formların kamusal alanın çeperlerinden merkeze doğru ilerleyişinin ve yeni bir popüler kültür akımı olarak ana akım kültürle bütünleşmesinin yaşandığı yıllar olmuştur. Bu iki eşzamanlı gelişme iki taraflı bir etki yarattı. Bir yandan popüler din formları ana akım kültürü dinselleştirirken/kutsallaştırırken öte yandan dinsel formlar da ana akım kültür içerisinde sekülerleşmiş/dünyevîleşmiştir. Bu iki taraflı gelişmenin çekirdeğini ise yeni bağlamında tekrar ortaya çıkan ölümcül “tasavvuf”çuluk oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, postmodern dindar öznelliğin ve ana akım kültürün kurucu unsuruna dönüşen “tasavvuf”un bu ölümcül dirilişini tartışmaktır.
Parçalanmış Benlikler, Parçalanmış Hayatlar ve Parçalanmış Filmler: Bir Dövüş Kulübü Okuması
The present study aims to address postmodernism, which is called as the post-industrial society or consumer society, as the media or spectacle society, or as multi-national capitalism by Fredric Jameson, within its social, cultural and economic context, and examines how it is transformed into the consumer culture and consumer society and how this transformation affects individuals’ own selves, identities and daily practices. Considering Jameson’s suggestion that the main work of art representing postmodern society is film, the movie Fight Club will be analyzed in light of the concepts ‘fragmented self’ and ‘fragmented life’. The movie Fight Club, a significant product of the 1990s Hollywood cinema the products of which are also called as postmodern movies as a result of all the developments and transformations within the society, is believed to be a convenient ground for a discussion of the relation between postmodernism and fragmentation.Bu çalışmada Fredric Jameson tarafından sanayi sonrası toplum veya tüketim toplumu, medya veya gösteri toplumu ya da çok uluslu kapitalizm olarak adlandırılan postmodernizm kavramı sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamı içerisinde ele alınmaya çalışılmakta ve kavramın nasıl bir tüketim kültürüne ve tüketim toplumuna evrildiği üzerinde durularak bu değişimin bireylerin benliklerini, kimliklerini ve gündelik yaşam pratiklerini ne şekilde etkilediği incelenmektedir. Bu bağlamda, Jameson’ın postmodern toplumu betimleyen temel sanat yapıtının sinema filmleri olduğu önermesinden hareketle, örneklem olarak seçilen Dövüş Kulübü (Fight Club, David Fincher, 1999) filmi “parçalanmış benlik” ve “parçalanmış hayat” kavramları ışığında incelenecektir. Postmodern filmler olarak da anılan 1990’lar Hollywood sinemasının döneme damgasını vurmuş bir örneği olan Dövüş Kulübü filminin postmodernizm ve parçalanmışlık ilişkisini tartışmak bakımından son derece elverişli olduğu düşünülmektedir.
Manevi Kişisel Gelişimde Öznellikler ve Duygulanımsal Bilgelik: Allah De Ötesini Bırak
This article focuses on a best-seller that can be identified as a self-help book (Allah De Ötesini Bırak/ Say Allah Leave the Rest) and it considers its relationship with the dominant socio-cultural narrative style. Through analyzing in which milieu this narrative style is getting valid and popular, it analyses the universe design embedded to the text and the sources of the affect shaping this design. Accordingly, this article suggests two claims: first, conflicting/competing subjectivities in the text resembles the individuality design of neoliberalism. Second, author’s authority which is constituted as affective wisdom relies on commonsense and bullshit. In addition, qualities attached to certain concepts and dichotomies in the text engages with gender regime of conservatism and resembles the conservatism as attitude that sees experience valuable. Bu makale, kişisel gelişim türü içinde anlamlandırılabilecek bir çok-satan kitabı (Allah De Ötesini Bırak) ele alarak, bunun hâkim sosyo-kültürel anlatı tarzı ile bağlantısı üzerine düşünüyor. Bu anlatı tarzının nasıl bir düzende geçerlik ve yaygınlık kazandığına ilişkin değerlendirmeden hareketle, metindeki evren tasarımını ve bu tasarımın aktarıldığı duygulanımların kaynaklarını inceliyor. Makale bu doğrultuda iki iddia üzerinden şekilleniyor: ilki, metinde birbiriyle çatışan/yarışan öznellik kurgularının neoliberalizmin birey kurgusundaki çelişkilerle benzerliğidir. İkincisi ise, yazarın duygulanımsal bir bilgelik olarak kurduğu otoritesinin, sağduyu ve anlam boşluklarına dayandığıdır. Bunun yanı sıra, metinde belli kavramlara atfedilen nitelikler ve kurulan dikotomiler, genel olarak muhafazakârlığın toplumsal cinsiyet rejimiyle de ilişkileniyor ve tecrübeyi değerli gören bir tavır alış olarak muhafazakârlıkla benzeşiyor.