Moment Dergi / Moment Journal (Journal of Cultural Studies, Faculty of Communication, Hacettepe University)
Not a member yet
190 research outputs found
Sort by
Çağımızın Hikâye Anlatıcılığı Olarak Halkla İlişkiler: Vehbi Koç Biyografileri Üzerine Bir İnceleme
In recent years, cultural approach to public relations, which is an alternative to functional/managerial approaches, has been challenging the assertion that public relations is a management function. Cultural approach is grounded on the idea that public relations has a cultural function, thus it is closely related to the meaning-making processes in society. Therefore, cultural approach argues that public relations is a form of narrative, even a storytelling, and public relations professionals function as today’s storytellers. Based on the claim that public relations is today’s storytelling practice, this study establishes a theoretical connection between public relations and storytelling. Within this framework, this study examines how popular biographies play a role in making organizational narratives. Accordingly, the biographies of Vehbi Koç published in Koç Holding’s corporate magazine, Bizden Haberler, are chosen for the sampling and analyzed by document analysis method. In those biographies- regarded as a part of Koç Holding’s public relations practices- Vehbi Koç, in addition to being a patriotic person, is represented as a hardworking bussinessman, entrepreneur, philanthropist, traditional, thrifty and a humble person. Halkla ilişkilerdeki işlevsel/yönetsel yaklaşıma alternatif olarak konumlanan kültürel yaklaşım, son yıllarda halkla ilişkilerin bir yönetim işlevi olduğu savına meydan okumaktadır. Söz konusu yaklaşım, halkla ilişkilerin kültürel bir işlevi olduğu, dolayısıyla toplumda anlam yaratımıyla ilişkili olduğu fikri üzerinden temellenmektedir. Bu nedenle, kültürel bakış açısı, halkla ilişkilerin bir anlatı biçimi olduğu hatta bir hikâye anlatımı (storytelling) olduğu, halkla ilişkiler uzmanlarının ise hikâye anlatıcıları olduğunu savunmaktadır. Bu çalışma da halkla ilişkilerin günümüzün hikâye anlatıcılığı olduğu fikrinden hareketle, halkla ilişkilerin hikâye anlatıcılığı ile olan teorik bağlantısını kurmaktadır. Bu teorik çerçevede araştırma, popüler biyografilerin kurumlar için hikâye yaratımında nasıl bir rol oynadığını irdelemektedir. Bu doğrultuda, Koç Holding’in Bizden Haberler adlı kurumsal dergisinde yayımlanan Vehbi Koç biyografileri örneklem olarak seçilmiş ve belge çözümlemesi yöntemi ile incelenmiştir. Koç Holding’in halkla ilişkiler faaliyetinin bir parçası olarak okunan Vehbi Koç biyografilerinin, Vehbi Koç’u vatansever, çalışkan bir iş adamı ve girişimci, hayırsever, geleneklerine bağlı, tutumlu, mütevazı bir insan olarak temsil ettiği sonucuna ulaşılmıştır
Dijital Oyunlarda Savaş Anlatısı ve Muhalif Bir Öznellik Biçimi Olarak ‘Kurbanı Oynamak’: This War of Mine
War theme has been narrated in audio-visual, oral, written or interactive forms of media, it became a prevalent resource for narrative level in digital games which also became prevalent after digital revolution and described as interactive dramas. Mainstream game industry placed gamer-subjects frequently as soldiers in war games and represented war with warrior experience limited to obeying military orders given by the game. A digital game titled This War of Mine (Drozdowski, 2016) represents war from war victims’ perspective and draws attention with its endeavour to orient the gamer for making possible ethical choices. In the scope of this research, gamer subjectivity in game text and critical gaming practice are analysed and discussed in the context of the game, This War of Mine, from an ideological perspective. Bir tema olarak savaş tarih boyunca görsel, işitsel, sözlü, yazılı veya etkileşimli farklı medya biçimleri içinde defalarca anlatısallaştırılmış, dijital devrim sonrasında yaygınlaşan ve etkileşimli drama olarak da nitelendirilen dijital oyunlar içinde öyküsel katmanı oluşturacak yaygın bir kaynak olmuştur. Anaakım oyun endüstrisi savaşı oyunlaştırırken, oyuncu-özneyi sıklıkla asker olarak konumlandırmış, böylece savaşı oyunun verdiği askeri komutlara itaat etmekle sınırlı savaşçı deneyimiyle temsil etmiştir. This War of Mine (Drozdowski, 2016) adlı dijital oyun ise savaşı kurbanların perspektifinden temsil eder ve oyuncuya etik seçimler yapma olanağı sunma çabası ile dikkat çeker. Bu araştırma kapsamında oyuncunun oyun metni içindeki öznelliği ve eleştirel oynama pratiği This War of Mine oyununun etkileşim analizinden yola çıkarak ideolojik perspektiften incelenmiş ve tartışmaya açılmıştır
Utopia’nın 500. Yılında Politika ile Arzunun Kesiştiği Yer: Ütopyalar – III. Siyasal Psikoloji Konferansı’nın Ardından
Kırsal Çin'de Sosyal Medya Kullanımı: Ağlaşmış Bireysellikler ve Ahlaki Çerçevelerin Yeniden İnşaası Arasındaki Gergin Hat
Zamanın İzinde Kenti Deneyimlemek: Kent ve Bellek Üzerine Oto-Etnografik Bakışlar
This text consists of an auto-ethnographic narrative, which combines the experiences and memories of three characters in two cities. The auto-ethnographic method includes personal writings, and embraces subjectivity and the influence of the researcher. The characters trace their own experiences and memories in their historicity, and reveal their emotions in the process of a traumatic transformation of their society. The three writers of this text kept separate field notes independently from December 2015 to March 2016, and combined and thematized them later. The field notes consisted of recent observations of the present phase of the cities, and the writers’ former urban experiences in those cities. The urban experience and feelings of personal loss belonging to Eskişehir (middle-sized city) and Ankara (capital city) have been handled with an inherent perspective. The memories and field notes of the three characters intersect in their urban experience, where the transformation of market conditions, neoliberal conservatism dominate. Their experiences are determined by their subjection to such fast and powerful transformation without their will and control, and the intense penetration of power into the cells of urban ecology. Auto-ethnography does not only demonstrate the personal, but also reveals the political in it. The self-writing process helps an apprehension of the transformation, which is otherwise felt but not grasped. The field notes work as a means to reveal the urban images in a personal and political way.Bu çalışmada, kendine dair olanın yazıya dönüştürüldüğü, öznelliği ve araştırmacı etkisini reddetmeyen oto-etnografi aracılığıyla, üç karakterin iki farklı kente dair sahip oldukları deneyimler, anılar ve yaşantılar bir anlatı haline getirilmiştir. Belleğin ve yaşanılanın izinde karakterler, hem kendi tarihselliklerini, hem de ülkenin travmatik dönüşümünü, onlarda dolaylı olarak hissettirdiklerini açığa çıkarmaya çalışmışlardır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında, Aralık 2015 ve Mart 2016 tarihleri arasında çalışmanın yazarları tarafından ayrı ayrı alan notları tutulmuş, ardından söz konusu bu notlar yazarlar tarafından bir araya getirilerek temalaştırılmıştır. Alan notları kentin şimdiye ait olanın gözlenmesi ve daha önceki kente ilişkin deneyimlerle örülerek yazılmaya çalışılmıştır. Kent deneyimi ve Eskişehir ile Ankara’ya ait olan kişisel kayıp duyguları içsel bir bakışla ele alınmıştır. Üç farklı karakterin anıları ve alan notları kenti deneyimlemek üzerinden birleşmiş, kesişmiştir. Bununla birlikte çalışma, piyasa koşullarının ve neoliberal muhafazakarlığın hissedildiği bir dönüşüme maruz kalmanın yarattığı haller, değişimin hızı ve bireylerin bunu denetleyememesi ve aynı zamanda egemen güçlerin kent ekolojisine yoğun olarak sızmasının yazarlar üzerinde yarattığı duygulanım üzerinden yapılandırılmıştır. Bu bağlamda bu çalışmada oto-etnografi, kişisel olanı yazıyor olmanın ötesinde politik olanı açığa çıkarmanın bir aracıdır. Yazma süreci, hissedilen ama kavranamayan değişimin tüm açıklığıyla kavranmasını sağlamıştır. Alan notları bir deneyim olarak kente ait olan imgeleri, kişisel ve politik olarak açığa çıkarmanın bir yolu olarak görülmektedir
Dini Çoğulculuk ve Kamusal Alanda Dindar Tüketim Kültürü
Even if we are not able to argue that religion is a reality which produces symbols for social life, we can speak of it functioning as a shield against several pains of modernism with its properties of providing confidence, producing meaning and giving peace. As secularization theories put it, religion is not totally with drawn from social life; yet it has been largely limited with the private sphere. We can talk about religion as “an economic value”, “a marketable commodity”, “a consumable object”, “a matter of fashion” or which “serves as therapy”; as well as an issue of “subjective” and “personal preference.” Several theories have been put forward to explain these kind of views on religious phenomena peculiar to modern or postmodern period, such as “rational selection theory”, “religious pluralism” and “religious mobilization.” In this study, Islam in general and indicators of religious situation in Turkey in particular will be evaluated in the context of “consumer culture” and “religious mobilization.”Modern toplumlarda dinin, toplumsal yaşam için kuşatıcı semboller üreten bir gerçeklik olduğunu belirtemesek de, huzur veren, güven sağlayan, mana üreten ve bütün bu özellikleriyle modernizmin birtakım sancılarına karşı kalkan vazifesi görmeye devam eden işlevlerinden söz edebiliriz. Sekülerleşme teorilerinin öne sürmüş olduğu gibi din, toplumsal yaşamdan tamamen elini eteğini çekmiş değildir; ancak büyük ölçüde kamusal alandan özel alana indirgenmiştir. “Öznelleşmiş”, “kişisel bir tercih meselesi” haline gelmiş, aynı zamanda “ekonomik bir değer”, “pazarlanabilir bir meta”, “tüketilebilir bir nesne”, “modanın bir konusu” ya da “terapi işlevi gören” dinden söz edebiliriz. Modern ya da postmodern döneme özgü bu türden dinin görünümlerini açıklamak için birtakım teoriler ortaya konmuştur: “Rasyonel seçim teorisi”, “dini çoğulculuk”, “dini mobilizasyon” gibi. Çalışmada genel olarak İslam ve özelde ise Türkiye’deki dini durum ile ilgili göstergeler, “tüketim kültürü” ve “dini mobilizasyon” çerçevesinde değerlendirilecektir.
Kurmacaya Hükmetmek: Komedi ve Sanat Filmlerinde (Öz)Düşünümsellik
This study investigates a sample of popular comedy films G.O.R.A. Bir Uzay Filmi (Ömer Faruk Sorak, 2004), A.R.O.G: Bir Yontma Taş Filmi (Ali Taner Baltacı & Cem Yılmaz, 2008) ve Yahşi Batı (Ömer Faruk Sorak, 2009) against a sample of art films Mayıs Sıkıntısı (Nuri Bilge Ceylan, 1999), Bekleme Odası (Zeki Demirkubuz, 2003) and Neden Tarkovski Olamıyorum (Murat Düzgünoğlu, 2014) in terms of (self)reflexive aspects. This investigation aims to question whether (self)reflexivity creates an efficient political and/or critical distance and whether this is adequately transferred to viewers. Bu çalışma, örnek olarak seçilen popüler komedi filmleri G.O.R.A. Bir Uzay Filmi (Ömer Faruk Sorak, 2004), A.R.O.G: Bir Yontma Taş Filmi (Ali Taner Baltacı & Cem Yılmaz, 2008) ve Yahşi Batı (Ömer Faruk Sorak, 2009) ile sanat filmlerine örnek olarak seçilen Mayıs Sıkıntısı (Nuri Bilge Ceylan, 1999), Bekleme Odası (Zeki Demirkubuz, 2003) ve Neden Tarkovski Olamıyorum (Murat Düzgünoğlu, 2014) filmlerini kullandıkları (öz)düşünümsel öğeler açısından incelemektedir. Bu inceleme kurmacayı ortaya çıkarmanın, yeterli politik ve/veya eleştirel mesafeyi yaratıp yaratmadığını ve bunu izleyiciye yeterince aktarıp aktarmadığını sorgulamaktadır.
Dini Yayıncılık ve Adnan Oktar’in A9 TV’sinin "Fantastik" Tele-Evreni
Currently, religious broadcasting in Turkey is having its heyday. Despite the variety it offers, religious broadcasting remains an under-investigated topic unlike other religious media. This paper aims to provide an analysis of a particular form of religious broadcasting, televangelism, with a closer investigation of Adnan Oktar's television channel A9 TV. I argue that Adnan Oktar's televangelist practice stands at the margin of religious broadcasting and differs from other Islamic televangelists in various ways. In this paper, I analyse both visual and discursive characteristics of Oktar's televangelist practice.Türkiye'de dini yayıncılık bugüne kadarki en parlak evresini yaşamaktadır. Ancak diğer dini medyadan farklı olarak ve sunduğu çeşitliliğe rağmen, hala yeterince incelenmemiş bir alandır. Bu makale, dini yayıncılığın formlarından biri olan televanjelizmi, Adnan Oktar'ın A9 TV kanalına yakından bakarak çözümlemeyi amaçlamaktadır. Adnan Oktar'ın televangelist pratiğinin dini yayıncılığın marjininde durduğunu ve diğer İslami televangelistlerden birçok yönüyle ayrıldığını savunuyorum. Bu makalede, Adnan Oktar'ın televangelist pratiğini hem görsel hem de söylemsel açıdan çözümlüyorum