Dicle University

Dicle University Institutional Repository
Not a member yet
    30935 research outputs found

    Student perceptions towards global environmental problems: The case of Dicle University

    No full text
    Bu çalışma, Diyarbakır ili Dicle Üniversitesi öğrencilerinin küresel çevre sorunlarına yönelik algılarını ölçmeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya katılan öğrenciler Dicle Üniversitesi'nde eğitim görmekte olan rastgele seçilmiş 672 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Anket verileri 2023-2024 yılı bahar ayı döneminde 3 aylık bir dönem içerisinde toplanmıştır. Anket formu Sakacı (2007) tarafından uygulanan "Küresel Çevre Sorunları Algı Envanteri" ve dikkate alınarak hazırlanmıştır. Araştırmada küresel çevre sorunları algı anketinde 5'li Likert ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS.20 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Yükseköğretim öğrencilerinin küresel çevre sorunlarına yönelik algılarına dair verdikleri cevaplar neticesinde cinsiyet, yaş ve sınıf noktasında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Öğrenim görülen bölüm düzeyinde ise özellikle Diş Hekimliği, Türk Dili Edebiyatı, Fizik, İşletme ve Muhasebe MYO bölümlerinin çalışma üzerinde etkisinin olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda küresel çevre sorunlarına yönelik algının yetersiz olduğu, çevre eğitimi, çevre bilinci ve çevreyi koruma adına daha fazla adımların atılması gerektiği ve toplumun gelecek nesillere daha temiz ve iyi bir çevre bırakma amacıyla bilinçlendirilmesinin gerekliliği vurgulanmıştır. Küresel çevre sorunlarına yönelik farkındalık sağlamak amacıyla kurum ve kuruşlarla birlikte hareket edilmesinin, toplumsal bir farkındalık sağlanması amaçlanarak etkinlikler ve hareket planlarının geniş bir alanda yayılım göstermesinin ve bir sonraki nesillerin de bilinçlenmelerine katkı sağlanmasının önemi vurgulanmıştır.This study aims to measure the perceptions of Dicle University students in Diyarbakır province towards global environmental problems. The students participating in the study were conducted on 672 randomly selected students studying at Dicle University. The survey data were collected within a 3-month period in the spring period of 2023-2024. The questionnaire form was prepared by taking into account the "Global Environmental Problems Perception Inventory" applied by Sakaci (2007). In the research, the 5-point Likert scale was used in the global environmental problems perception questionnaire. The data obtained in the study are SPSS.it was analyzed through 20 programs. As a result of the answers given by higher education students about their perceptions of global environmental problems, it was found that there was no significant difference in gender, age and grade points. On the other hand, it has been seen that at the department level of education, especially Dentistry, Turkish Language Literature, Physics, Business Administration and Accounting departments of Vocational School have an impact on the study. As a result of the study, it was emphasized that the perception of global environmental problems is insufficient, more steps should be taken in the name of environmental education, environmental awareness and environmental protection, and the need to raise society's awareness in order to leave a cleaner and better environment for future generations Jul. The importance of acting together with institutions and organizations in order to provide awareness of global environmental problems, spreading activities and movement plans in a wide area in order to provide social awareness, and contributing to the awareness of the next generations was emphasized

    The effect of tin doping on the structural optical and electrical properties of copper oxide thin films

    No full text
    Bu çalışmada, farklı katkı maddeleri ile zenginleştirilmiş bakır oksit (CuO) ince filmler, dönel kaplama yöntemi ile cam altlıklar üzerine biriktirilmiş ve 500 °C sıcaklıkta tavlama işlemi uygulanmıştır. Çalışmanın temel amacı, katkı maddelerinin CuO ince filmlerin kristal yapısı üzerindeki etkilerini X-ışını kırınım (XRD) analizleri aracılığıyla belirlemek, bu doğrultuda kristal büyüklüğü, kristal yönelimi, mikro-gerinim ve dislokasyon yoğunluğu gibi kristalit özellikleri incelemektir. XRD analizleri sonucunda katkısız ve katkılı tüm filmlerin monoklinik yapıya sahip, polikristalin özellik gösterdiği tespit edilmiştir. Katkı maddelerinin varlığı, XRD desenlerinde kırınım piklerinin şiddetinde ve konumlarında küçük kaymalara neden olmuştur. Bu kaymalar, katkıların kristal örgü parametrelerinde değişikliğe, iç gerilim oluşumuna ve kristal yöneliminde farklılaşmalara yol açtığını göstermektedir. Ayrıca piklerin keskinliğinde ve yoğunluklarında gözlemlenen değişiklikler, katkıların kristal büyümesi ve kristallenme kalitesi üzerinde etkili olduğunu kanıtlamaktadır. Optik soğurma analizleri, katkısız CuO ince filminin yaklaşık 374 nm dalga boyunda bir soğurma pikine sahip olduğunu göstermiştir. %1 mol Sm katkısı ile bu soğurma kenarında hafif bir kırmızıya kayma gözlenmiş ve pik 377 nm'ye kaymıştır. Bu kayma, tane boyutunda azalma ve kuantum sınırlama etkilerine işaret etmektedir. Gözlemlenen soğurma pikleri, parçacıklar içinde yüksek derecede yapısal düzen olduğunu ve metal iyonları arasındaki verici-alıcı etkileşimlerin malzemenin elektronik yapısını değiştirerek bant geçişleriyle ilişkili boyut-kantizasyon etkisine yol açtığını göstermektedir. UV bölgesinde ise katkısız ve katkılı örneklerde soğurma azalmakta ve zayıf bir soğurma piki eşlik etmektedir. Soğurmadaki azalma, malzeme içindeki yapısal kusurlar ve yeni moleküller arası bağların elektronik geçişlere etkisiyle ilişkilendirilmektedir. Dalga boyu arttıkça tüm örneklerde soğurmanın belirgin şekilde azalması, katkı maddelerinin CuO'nun yapısal ve optik özellikleri üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Katkısız, samaryum (Sm) katkılı, kalay (Sn) katkılı ve Sm/Sn eş katkılı CuO ince filmlerin kristalografik, yüzeysel ve optikdavranışları araştırılmıştır. İnce filmler, dönel kaplama tekniği kullanılarak cam altlıklar üzerine üretilmiştir. Sm, Sn katkıları ve Sm/Sn eş katkısı, CuO ince filmlerin soğurma özelliklerini değiştirerek, bu malzemeleri güneş pili uygulamaları için daha uygun hale getirmiştir. Bu ince filmlerin optik özellikleri; kırılma indisi, statik dielektrik sabiti ve yüksek frekanslı dielektrik sabiti gibi çeşitli önemli parametreler hesaplanarak karakterize edilmiştir. Söz konusu değerler, literatürde yaygın olarak kullanılan Moss, Herve & Vandamme ve Ravindra bağıntıları kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, tüm yöntemler arasında iyi bir uyum göstermiş ve böylece verilerin tutarlılığı ve güvenilirliği doğrulanmıştır. İncelenen farklı bileşimler arasında, katkısız CuO ince film, görünür ışık bölgesinde en yüksek soğurma katsayısını göstermiştir. Bu bulgu oldukça önemlidir; zira yüksek soğurma katsayısı, daha iyi ışık soğurulması anlamına gelir ve bu da güneş pili verimliliğinin artırılması açısından kritik bir faktördür. Ayrıca, katkısız CuO ince film, daha düşük bant aralıklarında daha yüksek yüzey derinliği sergilemiştir; bu da malzemenin belirli uygulamalarda iyi bir performans göstereceğine işaret etmektedir. Bununla birlikte, katkısız CuO ince film, büyük bant aralığı bölgesinde en yüksek optik iletkenliği göstermiştir; bu özellik güneş pilleri ve fotodedektörler açısından oldukça avantajlıdır. Katkısız CuO ince filmin geliştirilmiş optik özellikleri, onu güneş pillerinde ve fotodedektörlerde aktif soğurucu katman olarak kullanılmak üzere ideal bir aday haline getirmektedir. Artan soğurma ve iletkenlik özellikleri, güneş enerjisinin daha verimli dönüştürülmesine katkı sağlayabilir ve bu sayede gelecekteki yenilenebilir enerji ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol oynayabilir. Sonuç olarak, bu çalışma Sm katkısı, Sn katkısı ve Sm/Sn eş katkısının CuO ince filmlerin optik özelliklerini iyileştirmede etkili bir strateji olduğunu ve bu sayede CuO'nun güneş pili uygulamaları için daha etkili bir malzeme haline gelebileceğini ortaya koymaktadır. Samaryum ve kalay katkısının farklı oranlarda CuO ince filmlerin yüzey morfolojisi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Dönel kaplama yöntemi ile hazırlanan katkısız CuO, %1 Sm katkılı CuO, %1 Sn katkılı CuO, %1 Sn+%1 Sm CuO ve %1 Sm+%2 Sn katkılı CuOince filmlerin SEM analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen görüntülerde, katkısız CuO, %1 Sm katkılı CuO, %1 Sn katkılı ve %1 Sm+%2 Sn katkılı CuOnumaralı filmlerin pürüzsüz ve düzgün yüzey yapısına sahip olduğu ve alt tabakaya iyi yapıştığı belirlenmiştir. Özellikle %1 Sn katkılı CuO-3 filminde yoğun paketlenmiş bir topoloji ve artmış nanoparçacık kaplama oranı gözlemlenmiştir. Bu morfolojik değişimlerin, filmlerin özdirenç, taşıyıcı yoğunluğu ve hareketliliği gibi elektriksel özelliklerini etkilediği saptanmıştır. Ayrıca, CuO ve %1 Sm+%2 Sn CuO ince filmlerinde hafif topaklanma ve poligonal ile yarı-küresel nanoyapıların bir arada bulunduğu tespit edilmiştir.In this research, copper oxide (CuO) thin films doped with various elements were prepared on glass substrates using the spin coating technique, followed by annealing at 500 °C in an air environment. The primary aim was to explore how the introduction of dopant materials influences the structural characteristics of CuO films, with a particular emphasis on parameters such as crystallite size, preferred orientation, microstrain, and dislocation density, assessed via X-ray diffraction (XRD) analysis. The XRD results confirmed that all samples, whether doped or undoped, exhibited a polycrystalline structure consistent with the monoclinic phase of CuO. The incorporation of dopants led to subtle shifts in both the positions and intensities of the diffraction peaks, suggesting alterations in lattice parameters, the development of internal stresses, and modifications in the dominant crystal orientation. Furthermore, variations in peak sharpness and intensity pointed to significant effects of doping on crystal growth behavior and the overall degree of crystallinity within the films. Optical absorption measurements demonstrated that the undoped CuO thin film featured a prominent absorption peak around 374 nm. With the introduction of 1 mol% samarium (Sm) as a dopant, a slight redshift of the absorption edge to approximately 377 nm was detected, suggesting a reduction in crystallite size—likely attributed to quantum confinement effects. These absorption features imply an increased level of structural order within the nanostructures, which can be linked to donor–acceptor interactions among metal ions. Such interactions are known to significantly influence the electronic configuration, resulting in size-dependent quantum effects associated with interband transitions. In the ultraviolet region, a decrease in overall absorption was observed for both undoped and Sn/Sm-doped CuO films, along with the appearance of a weak absorption peak. The diminished absorption intensity observed in the undoped CuO sample may be attributed to structural defects arising from newly formed intermolecular bonds between cations and anions, which can interfere with electronic transitions. In all samples, a pronounced decline in absorption with increasing wavelength was evident, reinforcing the conclusion that dopant incorporation significantly alters both the structural characteristics and optical absorption behavior of CuO thin films. The optical, structural, and morphological characteristics of undoped, Sm-doped, Sn-doped, and Sm/Sn co-doped CuO thin films were systematically examined. The films were fabricated on glass substrates via the spin coating method. The introduction of Sm, Sn, and combined Sm/Sn dopants was found to notably influence the optical absorbance of the CuO films, enhancing their potential for solar cell applications. Key optical parameters—including the refractive index, high-frequency dielectric constant, and static dielectric constant—were calculated to further understand these effects. These values were derived using established theoretical models, specifically the Moss relation, the Herve and Vandamme approach, and the Ravindra model. Notably, the calculated values obtained from the various theoretical models showed strong agreement, confirming the consistency and reliability of the optical analysis. Among all the compositions investigated, the undoped CuO thin film exhibited the highest absorption coefficient within the visible spectrum—an important result, as a higher absorption coefficient enhances light harvesting, which is critical for the performance of solar cells. Additionally, the undoped film demonstrated a greater skin depth at higher band gap energies, indicating favorable behavior for specific optoelectronic applications. Moreover, it showed the highest optical conductivity in the wide band gap region, a property that is particularly advantageous for devices such as solar cells and photodetectors. The superior optical performance of the undoped CuO thin film highlights its potential as an effective active (absorber) layer in solar cells and photodetectors. Its enhanced absorption capability and high optical conductivity suggest improved solar energy conversion efficiency, aligning well with the increasing demand for sustainable energy technologies. Overall, the findings of this study indicate that doping CuO thin films with Sm, Sn, and their combination is a promising approach to tuning and enhancing the material's optical properties. Such modifications could significantly expand the applicability of CuO in next-generation solar cell devices and other optoelectronic applications. The influence of samarium and tin doping at varying concentrations on the surface morphology of CuO thin films was examined through scanning electron microscopy (SEM). SEM analyses were conducted on undoped CuO, 1% Sm doped CuO, 1% Sn doped CuO, 1% Sn+1% Sm doped CuO, and 1%Sm+2% Sn doped CuOfilms, all fabricated via the spin coating technique. The results revealed that the undoped CuO, 1% Sm doped CuO, 1% Sn doped CuO, and 1%Sm+2% Sn doped CuOfilms exhibited smooth, uniform surfaces with strong adhesion to the glass substrates. Notably, the CuO-3 film, containing 1% Sn dopant, displayed a densely packed surface morphology with an enhanced nanoparticle coverage, indicating improved film compactness. These morphological features were found to significantly influence key electrical properties, including resistivity, carrier concentration, and mobility. Furthermore, slight agglomeration and the coexistence of polygonal and quasi-spherical nanostructures were observed in the CuO and 1% Sm+2% Sn doped CuOfilms, suggesting a degree of heterogeneity in nanoparticle shape and distribution

    The mediating role of psychological resilience in the relationship between intolerance of uncertainty and depression, anxiety, and stress among mental health professionals

    No full text
    Mevcut çalışmanın amacı ruh sağlığı çalışanlarında belirsizliğe tahammülsüzlük ile depresyon, anksiyete, stres arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılığın aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi, yaşları 25-57 arasında değişen 178'i kadın ve 37'si erkek olmak üzere toplam 215 ruh sağlığı çalışanından oluşmaktadır. Araştırma, değişkenler arasındaki ilişkilerin aracılık analizi ile incelenmesini amaçlayan nicel bir çalışmadır. Araştırma verileri Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS-21), Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson korelasyon analizi, gruplar arasındaki farklılaşmayı belirlemek için bağımsız gruplar için t-testi ve aracılık modellerinin test edilmesi için Hayes Process Macro Model 4 analizinden faydalanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, belirsizliğe tahammülsüzlük ile depresyon, anksiyete ve stres arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Psikolojik dayanıklılık ile belirsizliğe tahammülsüzlük, depresyon, anksiyete ve stres arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılık düzeyi düşük bireylerin belirsizliğe tahammülsüzlük, depresyon, anksiyete ve stres seviyeleri, psikolojik dayanıklılık düzeyi yüksek bireylere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Aracılık analizi sonuçlarına göre, belirsizliğe tahammülsüzlük ile depresyon, anksiyete, stres arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılığın aracılık etkisi saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.The present study aimed to examine the mediating role of psychological resilience in the relationship between intolerance of uncertainty and depression, anxiety, and stress among mental health professionals. The sample comprised 215 mental health workers—178 women and 37 men—ranging in age from 25 to 57 years. This quantitative research employed mediation analysis to investigate the relationships among the variables. Data were collected using the Intolerance of Uncertainty Scale, the Depression Anxiety and Stress Scale (DASS-21), the Psychological Resilience Scale for Adults, and a Demographic Information Form. Pearson correlation analysis was used to determine the associations between variables, independent-samples t-tests to assess differences between groups, and Hayes' PROCESS Macro Model 4 to test the mediation models. Correlation results indicated significant positive relationships between intolerance of uncertainty and each of depression, anxiety, and stress. Significant negative relationships were found between psychological resilience and intolerance of uncertainty, depression, anxiety, and stress. Individuals with low psychological resilience scored significantly higher on intolerance of uncertainty, depression, anxiety, and stress compared to those with high resilience. Mediation analysis showed that psychological resilience mediated the relationships between intolerance of uncertainty and depression, anxiety, and stress. The findings are discussed in light of the relevant literature, and practical recommendations are offered

    Al-Ghazālī's ethical foundations of jurisprudential matters in the framework of Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn

    No full text
    Bu tez çalışması, "İḥyâʾu ʿulûmi'd-dîn Adlı Eseri Çerçevesinde Gazzâlî'nin Fıkhî Meselelerin Ahlaki Temellerine Dair Görüşleri" başlığı altında, İmam Gazzâlî'nin İḥyâʾü ʿulûmi'd-dîn' deki fıkhî meseleleri ahlaki bir perspektiften ele alış biçimini incelemeyi amaçlamaktadır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde İmam Gazzâlî'nin hayatı, medrese dönemi ve ilmî şahsiyeti ve yaşadığı dönemin ilmî, siyasî ve sosyal şartları değerlendirilmiş; özellikle onun ahlâk ve tasavvuf anlayışı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde İḥyâʾu ʿulûmi'd-dîn'in genel yapısı, sistematiği ve içerdiği konular hakkında bilgi verilmiş, ayrıca eserin İslâm ilim geleneğindeki yeri ve etkileri de ele alınmıştır. Son bölümde ise İḥyâʾda mevcut bazı fıkhî meseleler odaklı bir inceleme yapılmıştır. İbadetler (namaz, oruç, zekât, hac, tövbe), talâk ve aile hukuku, helâller ve haramlar gibi konular, İḥyâ'nın ilgili bölümleri esas alınarak detaylı şekilde incelenmiş; Gazzâlî'nin bu meseleleri ahlâk ve tasavvuf boyutuyla nasıl bütünleştirdiği ortaya konularak, karşılaştırmalı bir yöntem benimsenmiş ve Gazzâlî'nin kendine özgü yaklaşımı belirginleştirilmiştir. Sonuç olarak, Gazzâlî'nin fıkhî meselelerde ahlâk merkezli yaklaşımı ön plana çıkarılarak İslâm hukukuna derinlik kazandırdığı tespit edilmiştir.This thesis, titled "Al-Ghazâli's Views on the Moral Foundations of Fıqh Issues in the Context of His Work Iḥyâʾ Ulûm al-Din", aims to examine how Imam al-Ghazâli addresses jurisprudential matters from a moral perspective in his renowned work "Iḥyâʾ ʿUlûm al-Din". The study is divided into three chapters. The first chapter evaluates al-Ghazâli's life, his educational period, scholarly personality, and the intellectual, political, and social conditions of his era, with a particular focus on his understanding of ethics and Sufism. The second chapter provides an overview of the general structure, systematics, and content of Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn, as well as its significance and influence within the Islamic scholarly tradition. The final chapter presents a focused analysis of selected jurisprudential topics within the Iḥyâ', including acts of worship (such as prayer, fasting, almsgiving, pilgrimage, and repentance), divorce and family law, and the halals and harams. These topics are examined in detail based on relevant sections of the work, highlighting how al-Ghazâli integrates ethical and Sufi dimensions into legal discussions. A comparative method is employed to elucidate al-Ghazâli's unique approach. To sum up, the study concludes that al-Ghazālī emphasizes a morality-centered perspective in legal matters, thereby adding significant depth to Islamic jurisprudence

    Examining the opinions of secondary school teachers, students and parents on values education

    No full text
    Toplumların varlıklarını sürdürmeleri, değerleriyle yetişmiş ve benimsemiş bireylerinin varlığı ile mümkündür. Değerler eğitimi, kültürel ve evrensel değerlerin eğitim yoluyla aktarılma sürecidir. Değerler eğitimi, bireylerin ahlaki, etik ve sosyal açıdan gelişmesini sağlamayı amaçlayan bir eğitim süreci olduğu için; aileden başlayıp, örgün eğitimin sonuna kadar devam eder. Bu araştırmanın amacı; değerler eğitimine yönelik ortaokul öğretmen, ortaokul öğrenci ve veli görüşlerinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma evrenini 2021–2022 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul il ve ilçe merkezinde bulunan ortaokullarda görev yapan öğretmenler, 8.Sınıfta öğrenim gören öğrenciler ve velileri oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan öğretmen sayısı 919, öğrenci sayısı 1334'tür. Araştırmada görüşülen veli sayısı ise 19'dur. Araştırmada öncelikle öğretmen ve öğrenciler için Değerler Eğitimi Görüşlerini Belirleme Ölçeği, veliler için Görüşme Formu geliştirilmiş, ön uygulamalar sonrasında geçerlik ve güvenirlik analizleri tamamlanmıştır. Geliştirilen ölçekler ve görüşme formları kullanılarak ortaokullarda uygulama yapılmış; sonrasında da veriler toplanarak SPSS ve Lisrel paket programları ile analiz edilmiş, nitel veriler tema ve kodlar vasıtasıyla yorumlanmıştır. Nicel boyuttaki analizlerde ikili değişkenlerin karşılaştırılmasında t Testi, çoklu değişkenlerin analizi ve karşılaştırılmasında Tek Yönlü Anova Testi ve Post Hoc testleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu araştırma yöntemlerinden genel tarama deseni, nitel boyutu ise temel nitel araştırma desenidir. Yapılan araştırmanın sonuçlarına göre; öğretmenlerin değerler eğitimine yönelik görüşlerinin; cinsiyet, meslekteki çalışma yılı, öğrenim düzeyi ve öğretmenlik alanları değişkenlerine göre farklılık göstermekte olduğu; mezun olunan okul türü değişkenine göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Öğrencilerin değerler eğitimine yönelik görüşlerinin; cinsiyet, evlerinde yaşayan kişi sayısı, babanın öğrenim durumu değişkenlerine göre farklılık göstermekte olduğu; oturdukları evlerin durumu, anne ve babanın çalışma durumu, annenin öğrenim durumu değişkenlerine göre istatistiksel olarak farklılık göstermediği belirlenmiştir. Velilerin değerler eğitimine yönelik görüşlerinden; velilere göre değer kavramı çağrışımları ve öne çıkan değerler arasında toplumdaki ortak payda, sevgi-saygı, ahlak, yaşamın anlamı, toplumsal hayatı düzenleyen kıymet atfedilen unsurlar ve doğruluk, en önemli gördükleri toplumsal değerler arasında saygı, sevgi, inanç-din, dürüstlük, adalet, vatan sevgisi, ahlak, hoşgörü, dürüstlük, doğruluk ve barış, okullarda en çok kazandırılması gereken değerler arasında sevgi, saygı, dürüstlük, vatan sevgisi, edepli-ahlaklı olma, milli değerler, sorumluluk bilinci, yardımseverlik ve hoşgörü olduğu, velilerin çoğunluğunun okularda verilen değerler eğitimi çalışmalarının zayıf ve yetersiz görüşünde olduğu, değerlerin kazandırılmasında velilerin çoğunluğunun kendilerini yeterli gördüğü, değerler eğitiminin okullarda daha iyi ve nitelikli hale gelmesi için velilerin önerilerinin öğretmenlerin rol-model olması, öğrenci merkezli uygulamalar-oyunlar yapılması, aile ile işbirliği kurulması, sınav odaklı sistemden çıkılması olduğu sonuçlarına varılmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda; okul-aile işbirliğini kuracak ve geliştirecek eğitim, seminer, uygulamalı drama etkinliklerinin yapılması, örnek davranış gösteren öğrencilerin ödüllendirilmesi, öğretmenlerin rol model olması, ders programlarının oluşturulmasında yapılan çalışmalara eğitim liderleri, denetimcileri ve öğretmenlerin katılımının sağlanarak; anketler, görüşmeler ve odak grupları gibi farklı yöntemler ile değerler eğitimi özelinde görüş ve öneriler alınabileceği başlıklarında öneriler sunulmuştur

    el-Hafız Şemsüddin el- Birmâvî'nin el-Fevâʾidü's-seniyye fî şerḥi'l-Elfiyye kitabına göre Usuli görüşleri

    No full text
    Hiç şüphe yoktur ki, usûl-i fıkıh ilmi, İslam ilimleri içerisinde en şerefli ve en etkili alanlardan biri olup, şer'î nasların anlaşılması ve onlardan hükümlerin istinbat edilmesinde büyük bir değer taşımaktadır. Bu ilim, istidlâl kurallarını ve anlamaya ilişkin ölçütleri ortaya koyan yöntemdir. Nitekim alimler, geçmişten günümüze bu ilimle yoğun bir şekilde ilgilenmişlerdir. Bu bağlamda, usûl sahasında derin vukûfiyetiyle öne çıkan isimlerden biri de muhakkik, müdekkik ve hafız bir usûl âlimi olan Şemsüddîn el- Birmâvî (rahimehullah)'dır. Bu sebeple çalışmamın konusunu, onun değerli usûl eserlerinden biri olan el-Fevâʾid es-Seniyye fî Şerh el-Elfiyye adlı kitabı teşkil etmektedir. Bu eseri seçmemin gerekçesi, hem müellifin yüksek ilmî konumu hem de söz konusu kitabın usûl-i fıkıh alanındaki önemidir. Çalışmanın amacı, bu büyük alimin ilmî değerini ortaya koymak, eserinde saklı bulunan ilmî zenginliği gün yüzüne çıkarmaktır. Araştırmada tahlili (analitik) yöntem benimsenmiş; konuyla ilgili bilgi ve görüşler kendi kaynaklarından nakledilip belgelendikten sonra, bunlar tahlil edilmiş, muğlak noktalar açıklanmış, usûl kaideleri şerh edilmiş ve bu yolla müellifin usûl anlayışı ortaya konmuştur. Eserin hacmi dikkate alınarak, çalışmayı girişin ardından beş bölüm ve bir sonuç kısmına ayırdım: Birinci bölüm (Temel çerçeve): Birmâvî'nin hayatı, el-Fevâʾid es-Seniyye'deki yöntemi, usûlî mukaddimeler ve bunlarla bağlantılı meseleler. İkinci bölüm: Üzerinde icmâ edilmiş deliller. Üçüncü bölüm: Delillerle istidlâlin dayandığı şartlar. Dördüncü bölüm: Dördüncü delil olan kıyasın temellendiği hususlar ve kıyasa dair kalan bahisler. Beşinci bölüm: İhtilaflı deliller, deliller arası tearuz ve hükmü, ictihad ve taklid. Sonuç kısmı: Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli bulgular. Araştırmanın ulaştığı temel sonuçlar şu şekilde özetlenebilir: el-Hâfız Birmâvî, usûl ilminde mütekellimîn ekolüne, fıkıhta İmam Şâfiî'nin mezhebine, akâidde ise İmam Ebu'l-Hasan el-Eş'arî'nin görüşünü benimsemiştir. Bununla birlikte, o yalnızca selef âlimlerinin nakillerini aktaran bir fakih olmayıp, aynı zamanda muhakkik usûl imamıdır. Zira önceki görüşleri nakletmekle yetinmez; bunları tenkit eder, tartışır ve gerektiğinde reddeder. Eserlerinde, usûl kaideleri ile fıkhî meseleler arasında güçlü bağlantılar kurmuştur. Yönteminde, önceki usûlcülerin açıklamadığı hususları açıklığa kavuşturmuş, meseleleri örneklerle desteklemiştir. Müellifin, en-Nübzetü'z-zekiyye adlı eserinde sadece tercih edilen görüşlere yer verdiği, ihtilaf noktalarına ve delillere temas etmediği görülür. Aynı üslup Elfiyye'sinde de sürdürülürken, incelediğimiz el-Fevâʾid es-Seniyye fî Şerh el-Elfiyye'de müellifin, mütekellimin usûl metoduna bağlı olmakla birlikte, mukayeseli bir yöntem izlediği dikkat çekmektedir. Burada alimlerin görüşlerini ele almakta, delilleri zikredip tartışmakta, itirazları aktarmakta ve kendi tercihlerini, gerekçeleriyle birlikte ortaya koymaktadır. Bu yönüyle eserin, yalnızca Şâfiî usûlünü aktaran bir metin olduğu zannedilemez. Bilakis, icmâ ve ihtilaf noktalarını delilleriyle birlikte açıklamış, muhalif görüşleri reddetmiş, ardından kendi tercih ettiği görüşü ortaya koymuştur. Bazı konularda, daha önce değindiği görüşlerin zayıf olduğunu belirtmekle beraber, ayrıntılı tahliller ve yeni gerekçelerle bu görüşleri güçlendirdiği görülmektedir. Bazı meselelerde ise, önce nakilci gibi görünse de, nihayetinde kendi tercihini açıkça ortaya koyar. Ayrıca Birmâvî, örfün hüccet oluşunu Kur'an'daki şu ayetten istidlâl eden ilk alimdir: "Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik; onlara da eşler ve zürriyet verdik." (er-Ra'd, 37). Yine Birmâvî, şu konularda cumhura muhalefet etmiştir: "İtibar, sebebin hususiyetine değil, lafzın umumiliğine göredir." kaidesi. Şartlı umûm ifadeleri (ör. "men", "eyyü") ile nekre menfiyeler arasındaki öncelik sıralaması. İcmâ ile nas arasında, ikisinin kat'iyet ve zanniyyet derecesi eşitse, icmâya öncelik verilmesi. İlleti tek asla dayanan kıyasın, iki veya daha fazla asla dayanan kıyastan üstün tutulması. Bu çalışmada, araştırmacı olarak Birmâvî'nin görüşleri, ictihadları, tenkitleri ve tashihleri üzerinde durarak kendi kanaatlerimi de imkân nispetinde dile getirdim. Onun görüşü ister tercih edilen olsun ister zayıf kabul edilsin, ister cumhura uygun olsun isterse farklı, ben kendi kanaatimi "bana göre…", "görünüşe göre…", "açıkça ortaya çıkmaktadır ki…" gibi ifadelerle belirttim.There is no doubt that the science of Usul al-Fiqh (Principles of Islamic Jurisprudence) is considered one of the most noble Islamic sciences and has the greatest impact on understanding religious texts and deriving rulings from them. It is the science that clarifies the rules of inference and the principles of understanding. Scholars, both past and present, have given great attention and care to this science. Among the ancient scholars who have extensive expertise in this field is the jurisprudential theorist, meticulous examiner, and verifier, Al-Hafiz Shams al-Din al-Barmawi (may Allah have mercy on him). Based on this, I have selected one of his valuable jurisprudential works for study, namely his book entitled (Al-Fawa'id al-Sunniyyah fi Sharh al-Alfiyyah). The reason for my selection lies in his scholarly status (may Allah have mercy on him), as well as the importance of his book in the field of Usul al-Fiqh. This is with the aim of highlighting the distinguished scholarly position of this eminent scholar and this valuable work, and with the objective of unveiling the hidden scholarly treasures in this valuable scholarly contribution in the field of Usul al-Fiqh. The researcher has followed the analytical methodology in this dissertation, presenting information and opinions and documenting them from their original sources, then analyzing them, clarifying their summaries, explaining their ambiguities, and elucidating their principles. Through this, he presented al-Barmawi's jurisprudential methodology. Due to the size of the aforementioned book, I have divided the research, after the introduction, into five chapters and a conclusion. The first (introductory) chapter is dedicated to al-Barmawi's life and his methodology in (Al-Fawa'id al-Sunniyyah) and the jurisprudential preliminaries and related matters. The second chapter includes the agreed-upon evidences of rulings. The third chapter is dedicated to what inference with evidence depends upon. The fourth chapter is devoted to what the fourth evidence (analogy/qiyas) depends upon and the remaining topics of analogy. The fifth and final chapter is dedicated to discussing the disputed evidences, as well as the conflict of evidences and its ruling, and ijtihad (independent reasoning) and taqlid (following scholarly opinion). In the conclusion, I mentioned the most important findings I reached. The research findings can be summarized as follows: Al-Hafiz al-Barmawi was a jurisprudential theorist following the methodology of the Mutakallimun (theologians/Shafi'is), a jurist following the school of Imam al-Shafi'i, and in creed, he was an Ash'ari following the opinion of Imam Abu al-Hasan al-Ash'ari's school. He was an encyclopedic scholar in all religious sciences. Moreover, Al-Hafiz al-Barmawi was not merely a transmitter of the statements of predecessors but was a verifying jurisprudential imam, as he critiqued opinions and objected to them. Evidence of this is found in his jurisprudential works, which were distinguished by linking jurisprudential principles with legal issues. His style is also characterized by clarifying what previous jurisprudential theorists had not explained in this manner regarding synonyms, and he branches out into examples. Furthermore, Al-Hafiz al-Barmawi's methodology in his book (Al-Nubdhah al-Zakiyyah) was limited to stating the preponderant opinion and did not address the disagreements among jurisprudential theorists, nor did it address the evidences, objections to them, and responses. He followed this approach in the Alfiyyah. However, in this book - Al-Fawa'id al-Sunniyyah fi Sharh al-Alfiyyah - we find that although he was a jurisprudential theorist following the Mutakallimun methodology, he adopted a comparative approach here. He opposed the statements of previous scholars, presented and discussed evidences, mentioned objections to them, and gave preference while mentioning the reasons for preference. This should not be misunderstood as limiting himself to mentioning Shafi'i principles; therefore, we find him mentioning points of consensus and disagreement with evidence, responding to opponents, then mentioning the preponderant opinion and its evidences. What is noteworthy is that in some places, his style is distinguished by supporting the preference of an issue previously mentioned but in a weakened form, strengthening it with analysis and providing the reason for preference that was not mentioned previously with the preference, or mentioning the preference of a topic with the reason for preference but mentioning it merely as a transmitter, then clarifying that what is preponderant in his view is the opposite of what he transmitted. Additionally, al-Barmawi was the first to deduce the authority of custom ('urf) from Allah's saying: {And We have already sent messengers before you and assigned to them wives and descendants} [Al-Ra'd: 37]. Al-Barmawi disagreed with the majority regarding the principle: "Consideration is given to the generality of the expression, not the specificity of the cause," and giving precedence to general formulations when they contain conditions such as (man) and (ayy) over the negated indefinite, and giving precedence to consensus over text when it equals the text in certainty and probability, as well as giving precedence to what has a single-origin cause over what has a dual-origin or multiple-origin cause. Regarding the researcher's contribution, I have begun with my opinion as much as possible throughout the research on al-Barmawi's opinions, interpretations, observations, objections, and investigations mentioned in the research, whether his opinion was preponderant or outweighed, or whether it agreed with the majority opinion or the opinion of any scholar before him. I expressed my opinion with phrases such as: (what appears to me - or seems to me - or becomes clear to me), or any phrase that expresses my opinion

    The working principles of plasmonic noble metal sensors

    No full text
    Bu tez çalışmasında, plazmonik özelliklere sahip soy metallerin özellikle altın (Au) ve gümüş (Ag) sensör teknolojilerinde kullanımına yönelik çalışma prensipleri detaylı biçimde incelenmiştir. Plazmonik soy metaller, yüzeylerinde meydana gelen kollektif elektron salınımları sayesinde çevresel kırılma indisindeki küçük değişimleri algılayabilme yeteneğine sahip olup, yüksek hassasiyetli algılama sistemlerinin temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, sensör tasarımlarında yaygın olarak kullanılan iki temel optik etkileşim tipi olan Yüzey Plazmon Rezonansı (SPR) ve Yerelleştirilmiş Yüzey Plazmon Rezonansı (LSPR) ele alınmış, özellikle LSPR tabanlı sensörlerin yapısı, üretim süreci ve optik yanıtları analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında, altın ve gümüş nanoparçacıklar cam yüzeyler üzerine Atımlı Lazer Biriktirme (PLD) yöntemiyle kontrollü olarak biriktirilmiş; elde edilen yüzeylerin morfolojik ve optik özellikleri çeşitli karakterizasyon teknikleri (SEM, EDS, UV-Vis, FTIR) ile incelenmiştir. Üretilen sensör yüzeyleri, farklı konsantrasyonlardaki biyotin çözeltileri ile etkileştirilerek, nanoparçacıkların çevresel kırılma indisindeki değişimlere verdiği spektral yanıtlar analiz edilmiştir. Ölçümler sonucunda, LSPR spektrumunda dalga boyu kaymalarının biyomolekül bağlanmasıyla doğrudan ilişkili olduğu belirlenmiş ve bu kaymaların sensör duyarlılığı açısından temel bir parametre olduğu ortaya konmuştur.In this thesis, the working principles of plasmonic noble metal-based sensors particularly those employing gold (Au) and silver (Ag) nanoparticles have been comprehensively investigated. Plasmonic noble metals possess the ability to detect minor changes in the local refractive index due to collective oscillations of surface electrons, making them critical components in the development of high-sensitivity detection systems. In this context, two key optical interaction mechanisms commonly utilized in sensor designs, namely Surface Plasmon Resonance (SPR) and Localized Surface Plasmon Resonance (LSPR), have been discussed in detail, with a particular focus on the structure, fabrication, and optical response of LSPR based sensors. Gold and silver nanoparticles were deposited on glass substrates using the Pulsed Laser Deposition (PLD) method. The morphological and optical properties of the produced surfaces were characterized using various techniques including SEM, EDS, UV-Vis-NIR spectroscopy, and FTIR analysis. The prepared sensor surfaces were exposed to biotin solutions of varying concentrations, and their spectral responses to refractive index changes were recorded and analyzed. The results demonstrated that LSPR peak shifts were directly related to molecular binding on the nanoparticle surfaces, and these shifts were used as a measure of sensor sensitivity

    An examination of digital drawing experiences in Turkish miniature art within 6th grade visual arts lessons

    No full text
    Bu araştırmanın temel amacı geleneksel Türk minyatür sanatıyla dijital sanatın birleşimini ve bu deneyimlerin 6. sınıf öğrencilerinin görsel sanatlar dersine nasıl entegre edilebileceğini araştırmaktadır. Bu araştırma, geleneksel minyatür sanatının dijital teknoloji ile birleştirilerek öğrencilerin yeni beceriler kazanması desteklemek. Bu araştırmada Nitel araştırma yöntemlerinden eylem araştırması deseni kullanılarak, bu yenilikçi yaklaşımın öğrencilerin sanatsal becerilerine, yaratıcılıklarına ve derse olan ilgilerine katkısı değerlendirilmektedir. Araştırma sürecinde, öğretim etkinlikleri gözlemlenmiş, elde edilen veriler analiz edilerek süreç boyunca iyileştirmeler yapılmıştır. Geleneksel minyatür sanatının tarihsel bağlamı, ince işçilik gerektiren detaylı çizim teknikleri ve özgün üslubuyla, dijital çizim teknolojileriyle birleştiğinde öğrencilere hem sanatsal hem de teknik beceriler kazandırmayı amaçlayan bir ders içeriği oluşturulmuştur. Araştırmada minyatür sanatının tarihsel arka planı, karakteristik özellikleri, kompozisyon yapısı ve renk kullanımı gibi unsurlar dijital ortamda nasıl yeniden üretilebilir ve günümüz teknolojileriyle bu geleneksel sanat nasıl sürdürülebilir kılınır sorusuna yanıt aranmıştır. Bu araştırmada, 6. sınıf düzeyindeki öğrencilere yönelik dijital çizim deneyimlerinin, onların sanatsal gelişimlerine, yaratıcı düşünce becerilerine ve teknik yeterliliklerine nasıl katkı sağladığına dair kapsamlı bir analiz sunulmaktadır. Araştırma kapsamında, öğrencilerin minyatür sanatını önce geleneksel yöntemlerle, ardından dijital araçlarla deneyimlemeleri sağlanmış, her iki yöntemin öğrenci üzerinde bıraktığı etkiler gözlemlenmiştir. Bu gözlemler doğrultusunda, dijital çizim teknolojilerinin öğrenciler üzerindeki olumlu ve olumsuz yönleri belirlenmiş, geleneksel sanat formlarının dijital ortamda nasıl bir evrim geçirdiği irdelenmiştir. Araştırmanın bulguları, dijital çizim teknolojilerinin öğrencilerin görsel sanatlar dersine olan ilgisini artırdığını, yaratıcı potansiyellerini daha rahat ifade etmelerine olanak sağladığını ve geleneksel sanatın modern yöntemlerle öğretilmesinin bu yaş grubundaki öğrencilere daha çekici geldiğini göstermiştir. Ayrıca, dijital çizim araçlarının kullanımının öğrencilerin teknik becerilerini hızla geliştirdiği ve bu süreçte özgüvenlerini artırdığı tespit edilmiştir. Dijital çizim ile geleneksel minyatür sanatını buluşturan bu yaklaşım, öğrencilere hem sanatsal hem de teknolojik beceriler kazandırarak onların çok yönlü gelişimini desteklemektedir. Türk minyatür sanatının dijital ortama taşınması, öğrencilerin hem tarihsel sanat formlarını öğrenmelerini hem de bu formları modern araçlarla yeniden yorumlamalarını sağlamaktadır. Tez, bu bağlamda hem sanat eğitimi hem de teknoloji entegrasyonu açısından özgün bir katkı sunmaktadır. Dijital çağda geleneksel sanatların öğretilmesi ve bu sanatların yeni nesillere aktarılması konusundaki bu çalışma, görsel sanatlar eğitimine yeni bir bakış açısı getirmekte ve sanat eğitiminin geleceği için öneriler sunmaktadır.The primary aim of this study is to explore the integration of traditional Turkish miniature art with digital art and investigate how these experiences can be incorporated into the 6th-grade visual arts curriculum. Using the qualitative research method of action research, this study evaluates the contributions of this innovative approach to students' artistic skills, creativity, and engagement in the subject. During the research process, teaching activities were observed, data collected were analyzed, and improvements were made throughout the process. A course content was designed to combine the historical context, detailed craftsmanship, and unique style of traditional miniature art with digital drawing technologies, aiming to equip students with both artistic and technical skills. The study addresses questions such as how the historical background, characteristics, compositional structure, and color usage of miniature art can be reproduced in a digital environment and how this traditional art can be sustained using contemporary technologies. This research presents a comprehensive analysis of how digital drawing experiences contribute to the artistic development, creative thinking skills, and technical competencies of 6th-grade students. Students were given the opportunity to experience miniature art first through traditional methods and then with digital tools, and the effects of both methods on the students were observed. Based on these observations, the positive and negative impacts of digital drawing technologies on students were identified, and the evolution of traditional art forms in digital environments was examined. The findings reveal that digital drawing technologies increased students' interest in visual arts classes, enabled them to express their creative potential more freely, and made traditional art forms more appealing to this age group when taught with modern methods. Furthermore, the use of digital drawing tools was found to rapidly enhance students' technical skills and boost their confidence during the process. This approach, which bridges digital drawing with traditional miniature art, supports students' holistic development by equipping them with both artistic and technological skills. Transferring Turkish miniature art to digital platforms allows students to both learn about historical art forms and reinterpret them using modern tools. This thesis offers a unique contribution to both art education and technology integration. In the digital age, teaching traditional arts and passing them on to new generations is addressed in this study, bringing a new perspective to visual arts education and providing suggestions for the future of art education

    Modeling of the upper tigris sub-basin's run-off and hydrologic model with the swat method

    No full text
    Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, özellikle iklim değişikliğinin etkilerinin hissedildiği yarı kurak bölgelerde giderek daha büyük önem kazanmaktadır. Küresel ölçekte artan su talebi, arazi kullanımındaki değişimler ve hidrolojik dengenin bozulması, havza ölçeğinde bilimsel temellere dayalı su planlaması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda hidrolojik modeller, özellikle fiziksel temelli yapıları sayesinde, yağış-akış ilişkilerinin ve su döngüsünün bileşenlerinin detaylı biçimde analiz edilmesine olanak sunmaktadır. Bu çalışmada, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan ve stratejik bir hidrolojik yapıya sahip olan Yukarı Dicle Alt Havzaları'nda, SWAT modeli kullanılarak yağış-akış süreçleri ile birlikte temel hidrolojik bileşenlerin (yüzey akışı, sızma, evapotranspirasyon ve yer altı suyu akışı) mekansal ve zamansal dağılımları analiz edilmiştir. Yukarı Dicle Alt Havzası, Türkiye'nin güneydoğusunda yer almakta olup, Dicle Nehri'nin yukarı çığırını oluşturan ve Diyarbakır, Batman, Elazığ, Bingöl ile Mardin illerinin belirli kesimlerini kapsayan önemli bir hidrolojik sistemdir. Dağlık ve engebeli topoğrafyası ile dikkat çeken havza, 495 ile 2937 metre arasında değişen yükselti aralıklarıyla akış dinamikleri açısından oldukça değişkendir. Karasal iklimin etkili olduğu bölgede, akış rejimi büyük oranda kar erimesi ve ilkbahar yağışlarına dayalıdır. Bu özellikler, bölgeyi hem taşkın riski hem de kurak dönem yönetimi açısından dikkat çekici kılmaktadır. Model kurulum sürecinde; topografik, coğrafi ve meteorolojik gözlem verileri bir araya getirilerek havza simülasyonu gerçekleştirilmiştir. Model sonuçlarına göre gözlemlenen pik debi değeri 82.10 m³/s iken simüle edilmiş pik debi değeri 85.28 m³/s olarak tespit edilmiştir. Modelin kalibrasyon ve validasyon aşamaları SWAT-CUP yazılımı üzerinden SUFI-2 algoritması ile yürütülmüş; model performansı NSE, R² ve PBIAS gibi istatistiksel göstergelerle değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre NSE değeri 0.506, R² değeri 0.521, PBIAS değeri ise -%8.218 olarak görülmüştür. Bu durum, modelin güvenilir çıktılar üretebildiğini ortaya koymuştur. Bu tez çalışması, Yukarı Dicle Havzası'nın hidrolojik yapısını bilimsel olarak inceleyip SWAT modelinin benzer havzalarda kullanım potansiyelini ortaya koymuştur. Buna ek olarak, su kaynakları yönetimi ve iklim senaryoları doğrultusunda karar vericilere yol gösterecek bulgular sunmuştur.The sustainable management of water resources has become increasingly important, particularly in semi-arid regions where the effects of climate change are being strongly felt. Rising global water demand, changes in land use patterns, and the disruption of the hydrological balance highlight the necessity for scientifically based water resource planning at the watershed scale. In this context, hydrological models, especially those based on physical principles, provide significant opportunities for the detailed analysis of rainfallrunoff relationships and the components of the water cycle. In this study, the spatial and temporal distributions of basic hydrological components (surface runoff, infiltration, evapotranspiration, and groundwater flow) were analyzed along with rainfall-runoff processes using the SWAT model in the Upper Tigris Sub-Basins, which are located in the Southeastern Anatolia Region and possess a strategic hydrological structure. The Upper Tigris Sub-Basin is situated in southeastern Turkey, constituting the upper reaches of the Tigris River and covering specific parts of the provinces of Diyarbakır, Elazığ, Batman, Bingöl and Mardin. Characterized by a mountainous and rugged topography, the basin exhibits highly variable flow dynamics due to its elevation range, which varies between 495 and 2937 meters. In the region, where a continental climate prevails, the flow regime largely depends on snowmelt and spring precipitation. These characteristics make the region noteworthy in terms of both flood risk and drought period management. During the model setup process, topographic, geographic, and meteorological observation data were integrated to perform the watershed simulation. According to the model results, the observed peak flow was recorded as 82.10 m³/s, while the simulated peak flow was calculated as 85.28 m³/s. The calibration and validation stages of the model were conducted using the SUFI-2 algorithm through the SWAT-CUP software, and model performance was evaluated using statistical indicators such as NSE, R², and PBIAS. The results showed that the NSE value was 0.506, the R² value was 0.521, and the PBIAS value was -8.218%. These findings indicate that the model produced reliable simulation outputs. This thesis scientifically investigates the hydrological structure of the Upper Tigris Basin and demonstrates the applicability of the SWAT model in similar basins. In addition, it provides valuable insights to support decision-makers in water resources management and the evaluation of climate change scenarios

    SpO2 Cihazlarında Ölçüm Bandına Göre Lineer Regresyon ile Tolerans Değeri Önerilmesi

    No full text
    Monitoring blood oxygen levels is vital for tracking various respiratory diseases like bronchitis, pneumonia, COPD, and critical care patients, including those with COVID-19. SpO2 devices, calculating oxygen percentage via finger or earlobe tissue, play a crucial role. Field studies have revealed concerns regarding the accuracy of SpO2 measurements due to high deviations, particularly in patients with low oxygen saturation, prompting the initiation of this study to ensure accurate interpretation of the device's measurements. Using a linear regression algorithm, SpO2 values from different bands were classified for quality. Tolerance values and deviation thresholds for each band were recommended. Additionally, linear regression aimed to save time by making result estimations with less data, facilitating more device monitoring and frequent testing. Results closely matched actual values, suggesting contributions to more frequent application and rapid interpretation. Following the European standard 80601-2-61, measurements were taken from three pulse oximeter brands (Contec MS100 model simulator) in three bands: 70-79%, 80-89%, and 90-100% SpO2. For each measurement, an Arms curve graph was generated using linear regression, and the mean square error (MSE) and Arms values were calculated to evaluate devices. In conclusion, deviation rates increase at low oxygen saturation levels, and recommended % SpO2 deviation values were proposed for each band and device quality.Kandaki oksijen değerinin izlenebilmesi,bronşit, zatürre, KOAH gibi çeşitli solunum yolu hastalıklarının ve COVID-19 hastaları da dahil olmak üzere kritik bakım hastalarının takibi için hayati önem taşımaktadır. SpO2 cihazları, parmak ya da kulak memesi dokusundan alınan ölçümlerle kandaki oksijen yüzdesini hesaplayan tıbbi cihazlardır. Yapılan saha çalışmalarında edinilen izlenimler; cihaz kullanıcılarının, düşük oksijen satürasyonuna sahip hastalardan alınan ölçümlerde yüksek sapma görüldüğünü ve SpO2 cihazı ölçümlerinin kusurlu olduğu izleniminde olduklarını sıklıkla belirtmeleri göz önünde bulundurularak, ölçümlerin doğru yorumlanabilmesi için bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada SpO2 cihazlarının farklı ölçüm bantlarındaki % SpO2 oranları makine öğrenmesinde lineer regresyon algoritması ile yorumlanarak kalite sınıflandırması yapılmış ve kullanıcılara her ölçüm bandı için tolerans değerleri ve göz önünde bulundurulması gereken sapma değerleri önerilmiştir. Ayrıca lineer regresyon yöntemi ile daha az veri kullanılarak sonuç tahimini ile kullanıcıya ve test uzmanına zaman kazandırarak daha çok cihazın izlenmesi ve cihazların daha sık test edilebilmesi hedeflenmiştir. Tahmin sonuçlarının gerçek değere çok yakın sonuçlar verdiği gözlemlenmiş ve bu çalışmanın testin sahada daha sık uygulanabilmesine ve hızlı yorumlanabilmesine katkı sağlayacağı öngörülmüştür. Çalışmada 80601-2-61 sayılı Avrupa standardının 201.12.1.101 sayılı maddesinde önerilen yöntem kullanılarak farklı üç marka pulse oksimetre cihazından; Contec marka MS100 model simülatör kullanılarak %70-79 SpO2,%80-89 SpO2,%90-100 SpO2 olmak üzere üç ölçüm bandında ölçümler alınmıştır. Her ölçüm için lineer regresyon ile Arms eğrisi grafiği oluşturulmuş, ortalama hata değerlerinin karesi (MSE) ve Arms değerleri hesaplanarak iki değer arasındaki ilişkinin yorumlanmasıyla cihazların değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak düşük oksijen satürasyonu seviyelerinde sapma oranının arttığı gözlemlenmiş ve her ölçüm bandı ve farklı kalitede cihazlar için göz önünde bulundurulması gereken %spo2 sapma değeri önerilmiştir

    6,606

    full texts

    30,935

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Dicle University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇