İbn Haldun Çalışmaları Dergisi (E-Journal)
Not a member yet
    100 research outputs found

    Devlete Güven ve Vergi Ahlakı İlişkisinin İbn Haldun’un İktisadi Düşünceleri Çerçevesinde İncelenmesi: Kırgızistan Örneği

    Full text link
    Tax revenues are significant in the economic and social development of the state. In recent years, economists have focused on the reasons why people pay taxes. One of the main causes of voluntarily paying taxes is tax morale of taxpayers. Empirical studies revealed that along with socio-demographic, socio-psychologic, economic factors, institutional factors too affect tax behavior. The aim of this paper is to investigate institutional factors such as trust to government, parliament, judiciary and legislative system to tax morale in Kyrgyzstan using World Values Survey data that conducted ın 2011 to 1500 respondents. According to the results trust to officials of public sector, level of the protection of human rights and trust to election system has significant effect on tax morale ın Kyrgyzstan.Devletin en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Son yıllarda iktisatçılar insanların vergi ödeme nedenlerine ve yaklaşılmalarına odaklanmışlardır. Yapılan ampirik çalışmalar kişilerin vergileri ödeme isteğine sadece vergi oranları, denetleme olasılığı ve vergi cezaları gibi iktisadi faktörler değil mükellefin yaşı, medeni durumu, dindarlık ve eğitim seviyesi, ekonomik statüsü gibi sosyo-demografik faktörler ile hükümete ve parlamentoya güven, kamu hizmetlerinin kalitesinden memnun olma gibi siyasi etkenler kişilerin vergi ile ilgili bakış açısı ve vergi davranışına ve sonuç olarak vergi ahlakı seviyesi üzerinde önemli etkide bulunmaktadır.  Çalışmada Kırgızistan’da vergi ahlakının seviyesi ve siyasi faktörlerin vergi ahlakı üzerindeki etkisi 2010 ve 2013 yıllar arasında yapılan Dünya Değerler Anketi (World Values Survey) verilerini kullanarak incelenecektir. Bu araştırma kapsamında Kırgızistan’da 1500 anket gerçekleştirilmiştir. Söz konusu faktörleri incelemek için sıralı probit modeli uygulanacaktır. Çalışma sonucunda devlete olan güvenin ve vergi ahlakının arttırılması için verilecek önerilerde İbn Haldun’un düşüncelerinden faydalanılacaktır.

    Kitap Tanıtımı / Book Review: İslâm hukukunda Kadın, Aile ve Toplumsal Cinsiyet

    No full text
    Tarih boyunca kadınların toplumsal, siyasal ve bunların da ötesinde varoluşsal noktada kendilerini konumlandırma çabaları devam etmiştir. Günümüzde de kadın, aile ve toplumsal cinsiyet meseleleri üzerinde oldukça ciddi çalışmalar sürdürülmektedir. Judith E. Tucker’ın 2011 yılında Cambridge Üniversitesi Yayınları tarafından Women, Family, and Gender in Islamic Law ismiyle basılan eseri bu konu hakkında yazılan diğer eserlere ilaveten konuyu çok katmanlı bir tarihi bakış açısıyla değerlendirmesi ve pratikteki uygulamalara ağırlık vermesi açısından diğer eserlerden ayrılmaktadır. Türkçeye Zeynep Esra Koca tarafından tercüme edilip Nazife Şişman’ın okuyucunun zihnini esere başarılı bir şekilde hazırlayan takdim yazısıyla birlikte İslâm hukukunda Kadın, Aile ve Toplumsal Cinsiyet kitabı Açılım Kitap tarafından 2015 yılında basılmıştır

    Alfred Marshall’da Ekonomik Gelişme: Sosyo-Kültürel Değerler İlişkisi

    Full text link
    Alfred Marshall was an English economist who lived between 1842-1924. He is known in the literature as the founder of Neo-Classical Economic Thought and the Cambridge School. His book, Principles of Economics, is one of the few books written in economics. Marshall, like most economists, deals not only with economics itself but also examines the socio-psychological and socio-cultural conditions that affect economic development.  According to him, economic development is a matter of time and context, and also a phenomenon heavily affected by various factors such as climatic conditions, tradition, social structure, family and religion. Given positive impacts of moral factors, Marshall argues that faithful, free, hopeful, patient, willful, compassionate, and helpful community is esseantial for achieving a proper economic development. As a result, unlike most of today\u27s economists, Marshall does not see economic development only as a numerical increase in national income.Alfred Marshall, 1842-1924 yılları arasında yaşamış bir İngiliz iktisatçısıdır. Literatürde Neo-Klasik İktisadi Düşünce’nin ve Cambridge Okulu’nun kurucusu olarak anılır.  İktisadın İlkeleri adlı kitabı iktisat alanında yazılmış sayılı kitaplardan biridir.  Marshall çoğu iktisatçı gibi sadece pür iktisat konularıyla ilgilenmez; aynı zamanda iktisadi gelişmeyi etkileyen sosyo-psikolojik ve sosyo-kültürel durumları da inceler. Ekonomik gelişmeyi eski çağ ve uygarlıklardan başlayarak ele alır. İktisadi gelişmede iklim şartları, gelenek, toplumsal yapı, aile, din, ahlak gibi maddi ve manevi faktörler ve kurumları analizine dahil eder.  Marshall, aile, gelenek, dini kurumlar, sivil toplum gibi sosyal kurumların önemine vurgu yanında ekonomik gelişme için bireylerin inançlı, özgür, umut dolu, sabırlı, iradeli, şefkatli ve yardımsever olmasının öneminin altını çizer.  Sonuç olarak Marshall, çoğu günümüz iktisatçılarından farklı olarak, ekonomik gelişmeyi sadece milli gelirin rakamsal arttırılması olarak görmez; bunun yanında toplumsal duyarlılığın, aile değerlerinin, ahlakî ve dinî duyguların geliştirilmesi ve iyileştirilmesinin gerekli olduğunu da hatırlatır

    Görünmeyeni Görmek: Devlet Kimliğinin Dönüşümü ve Türk-Arap İlişkilerinde Ekonomik Çıkarlar, 2002-2012

    Full text link
    Compared to previous decades, we observe a dramatic increase in international trade between Turkey and the Middle East between 2002 and 2012. Turkish exports to the Middle East and FDI from Arab countries to Turkey have increased 13 and 4.5 times, respectively. What explains such changes? I argue that the transformation in Turkish state identity resulted into a change in interest conceptualization. Since what the “Middle East” meant has changed with the new identity, previously "unseen" economic interests became visible.Daha önceki on yıllara kıyasla, 2002-2012 yılları arasında Türkiye ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki uluslararası ticarette yüksek oranda bir artış gözlemlenmektedir. Bu on yıllık dönemde, Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine ihracatı 13 kat, bu ülkelerden Türkiye’ye yönelik doğrudan yatırım ise 4,5 kat oranında artmıştır. Böyle bir dönüşüm nasıl açıklanabilir? Bu makalede Türkiye’de devlet kimliğinin dönüşümünün ulusal çıkar kavramsallaştırmasındaki bir dönüşüme sebebiyet verdiği iddia edilmektedir. Bu yeni devlet kimliğinde “Ortadoğu”nun ne manaya geldiği de değişikliğe uğradığı için, daha önce “görünmez” halde bulunan ekonomik çıkarlar görünür olmuştur

    Manevî Rehberliğin Tasavvufi Boyutu: Ahmed Yesevî Örneği

    Full text link
    Ahmet Yesevi was born in Sayram town of West Turkestan, started his education life in Yesi under the education of Arslan Baba, then went to Bukhara and joined Yusuf Hamadani, then returned to Yesi and continued his guidance activities there until his death. The language that Yesevi used in his guidance activities was effective in the spread of Yeseviism to a wide geography. It is possible to deal with Yesevi\u27s spiritual guidance in the Islamization of the Turkestan geography with his scientific and guidance activities, under the headings of his emphasis on the national identity of the Turks in the religious field, living without expectations from people and the world, giving importance to the issue of women and family, and raising good people. In this study, the spiritual guidance dimension of Ahmed Yesevî\u27s guidance activities in the Islamization of the Turkestan Geography will be discussed.Ahmet Yesevî, Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında dünyaya gelmiş, tahsil hayatına Yesi’de Arslan Baba’nın terbiyesinde başlamış, daha sonra Buhara’ya giderek Yûsuf Hemedânî’ye intisap etmiş ardından Yesi’ye dönmüş, vefatına kadar burada irşad faaliyetlerine devam etmiştir. Yesevî’nin irşad faaliyetlerinde kullandığı dil Yeseviliğin geniş bir coğrafyaya yayılmasının etkili olmuştur. Yesevî’nin, ilim ve irşad faaliyetleri ile Türkistan coğrafyasının İslamlaşmasında manevî rehberliği, dinî alanda, Türklerin milli kimliğine yapmış olduğu vurgu, insanlardan ve dünyadan yana beklentisiz yaşaması, kadın ve aile konusuna önem vermesi ve iyi insan yetiştirmesi gibi başlıklar altında ele almak mümkündür. Bu çalışmamızda, Türkistan Coğrafyasının İslamlaşmasında Ahmed Yesevî\u27nin irşad faaliyetlerinin manevî rehberlik boyutu ele alınacaktır

    Tarihsel ve Teorik Açıdan Adalet Dairesinin Uzun Formu

    Full text link
    In this study or article, we will try to analyze and evaluate the long form of circle of justice which is the basic, importance and central concept of different kinds of politics that belong to Islamic political thought in terms of historical background and theoretical or philosophical principles from beginning to end of sixteenth century of Ottoman period. From a historical perspective, firstly, we will try to determine the first book that the long form of circle of justice is found in it and afterwards we will try to show how the long form introduced into Islamic political thought externally. Secondly, we will try to explain and show the different and several Islamic political works that discuss and explain the long form and its main elements as well as the different and several states and regions in which they were written. From a theoretical or philosophical perspective, firstly, we will try to analyze the basic principles of the long form which is the central concept of political thought. Secondly, we will try to show how its principles are derived from the classical psychological and ethical philosophy and view of nature as well as cosmology and metaphysics of Meşşai philosophy that can be found acceptable in the extent of Neo Platonic philosophy. Finally, we will try to explain the kind of political thought, state and society that the long form belongs them and the meaning, importance and function of the long form in the structure and order of the state and society.Kitap bölümü olarak yazılan bu makalede, ortaçağ İslâm siyaset düşüncesini oluşturan pek çok siyaset türünde kaleme alınmış olan kitapların hem muhtevaları hem de bölüm başlıkları açısından en temel, en önemli ve en merkezi kavramı olan adalet dairesi, yalnızca uzun formu dikkate alınmak koşuluyla, başlangıcından Osmanlı dönemine ait XVI. yüzyılın sonuna kadarki bir dönemle sınırlı kalacak biçimde, söz konusu olan kavramın tarihsel süreci ve teorik arka planı veya ilkeleri olmak üzere, iki bakımdan, ele alınarak incelenmeye ve değerlendirilmeye gayret edilecektir. Tarihsel süreci açısından bakıldığında, birinci olarak, adalet dairesinin uzun formunun yer aldığı ilk kaynak ve uzun formun ortaçağ İslâm siyaset düşüncesine ne şekilde ya da hangi yolla geçtiği tespit edilmeye ve bu tespitin ne anlama geldiği, bir başka ifadeyle, bu tespitten çıkan sonuç gösterilmeye çalışılacaktır. İkinci olarak, ortaçağ İslâm siyaset düşüncesinin altında yer alan çeşitli siyaset türlerinde adalet dairesinin uzun formuna yer veren kaynaklar, bu kaynakların yazıldıkları devletler ve coğrafyalar ile uzun formun nispet edildiği şahıslar ve temel unsurları ifade edilecektir. Kavramın Teorik arka planı veya dayanağı olan ilkeler açısından bakıldığında ise, birinci olarak, merkezî bir siyaset düşüncesi kavramı olan adalet dairesinin uzun formunun ilkeleri temellendirilmeye ve bu ilkelerin, Yeni Platoncu felsefe çerçevesinde kabul edilebilecek olan Meşşaî felsefenin klâsik bilişsel yahut rasyonel psikolojiye karşılık gelen nefs teorisi, ahlâk felsefesi, doğa felsefesi, evren ve kozmoloji anlayışı ile metafizikten nasıl kaynaklandığı gösterilmeye çalışılacaktır. Son olarak ise, adalet dairesinin uzun formunun, ilişkili olduğu devlet ve toplum düzeni ve yapısı ile bu devlet ve toplum yapısı ve düzeni içindeki önemi, anlamı ve işlevi analiz edilecektir

    Duyarlı Sevgi

    Full text link
    A lot of research has been done on love over the past thirty years. These studies have tried to define love, make it functional and examine its relationships with variables. The majority of studies have focused on romantic love. Love for close friends such as family, friends and all humanity has not been a subject of study in general. The concept of compassionate love is a special type of love that focuses on the well-being of others. It is a broad concept within its elements such as interest, caring, helping and sacrifice towards all people, close or distant. Compassionate love cannot be reduced to concepts such as empathy, altruism, compassion. It is different from romantic love and more extensive than altruistic love. Compassionate love includes all humanity and shows continuity. Since it is a type of love that contributes to positive social behavior, it has been seen as an important type of love by researchers. In this study, the concept of compassionate love will be explained.Geçtiğimiz otuz yıl içerisinde sevgi üzerine birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar sevgiyi tanımlamaya, işlevsel hale getirmeye çalışmış ve çeşitli değişkenlerle ilişkilerini incelemiştir. Yapılan çalışmaların çoğunluğu romantik sevgi üzerine odaklanmıştır. Aile, arkadaş gibi yakın çevre ile bütün insanlığa karşı duyulan sevgi genellikle bir inceleme konusu olmamıştır. Duyarlı sevgi kavramı diğerlerinin iyiliğine odaklanan özel bir sevgi türüdür. Yakın ya da uzak tüm insanlara karşı duyulan, ilgi, önemseme, yardım etme, fedakarlık gibi öğeleri içerisinde barından geniş bir kavramdır. Duyarlı sevgi empati, fedakarlık, merhametli olmak gibi kavramlara indirgenemez. Romantik sevgiden faklıdır, özgecil sevgiden ise daha kapsamlıdır. Duyarlı sevgi tüm insanlığı kapsar ve devamlılık gösterir. Olumlu sosyal davranışlara katkı sağlayan bir sevgi türü olduğu için araştırmacılar tarafından sevginin önemli bir çeşidi olarak görülmüştür. Bu çalışmada duyarlı sevgi kavramı açıklanmaya çalışılacaktır

    Modernite ve Modernizm: Batı-İçi Bir Tartışma

    Full text link
    Although the concepts of modernity and modernism are frequently encountered in both social science literature and everyday life, there is widespread confusion about the semantic domain these concepts encompass and the aspects in which they differ. The confusion in question leads to complex situations such as the improper usage of these concepts in ways that are incompatible with their meanings, or the use of these concepts interchangeably, even in many academic works. The purpose of this study is to demonstrate clearly the semantic domains of the words modernity and modernism, as well as their differences and similarities, and to explain their characteristics as an intra-Western debate by referring to the historical and social context in which they originated. In this study, the main discussions that have arisen within this framework have been assessed using a comparative analysis method, and it has been suggested that modernity could be understood as the post-19th century historical tale of the West, and modernism as the culture of modernity.Modernite (modernlik) ve modernizm kavramları gerek sosyal bilim yazınında gerekse gündelik hayatta sıklıkla karşımıza çıkan kavramlar olmalarına rağmen, kavramların kuşattıkları anlam alanı ve birbirleri ile ayrıştıkları yönler hakkında yaygın bir kafa karışıklığı vardır. Söz konusu kafa karışıklığı birçok akademik eserde bile kavramların yerli yersiz, anlamlarına uygun olmayan bağlamlarda yahut birbirlerinin yerine kullanılması gibi karmaşık durumları ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı “modernite” (modernlik) ve “modernizm” kavramlarının anlam alanlarının farklılaştıkları ve kesiştikleri noktaları açık bir biçimde göstermenin yanı sıra ortaya çıktıkları tarihsel ve toplumsal bağlama işaret ederek, Batı-içi bir tartışma olarak özelliklerini açıklamaya çalışmaktır. Çalışmada, bu kavramlar çerçevesinde ortaya çıkan başlıca tartışmalar karşılaştırmalı analiz yöntemi ile incelenmiş, modernitenin, 19. yüzyıl sonrası Batı’nın tarihsel hikayesi olarak; modernizmin ise modernitenin kültürü olarak anlaşılabileceği ortaya konmuştur

    İslâm Felsefesi Tarihi ve İlim Tasnifleri

    Full text link
    When Islam had offered a new perspective both politically and intellectually to the humanity at the beginning of the 7th century, Muslims have conquered important, antique, cultural centers like Damascus (15 / 636), Aleppo (h.16) and Antioch (h.17) in a short period of time. While Islam was quickly spreading in a wide geographic area, the works which contains the knowledge of ancient cultures and civilizations were translated into Arabic language. Muslim Scientists developed the ancient theoretical and practical knowledge and demonstrated an original and creative scientific model. Important works of ancient cultures were being translated at the House of Wisdom (Bayt al-Hikmah). The place provided a material opportunity for philosophical and scientific translations from the Greek civilization in that era. Islamic scholars, especially, studied the balance between theory and practice. They prioritized scientific studies based on observation and experiment. Thus the scientific knowledge which was being translated, assimilated had expanded, and a new scientific terminology created. In this context, starting with natural sciences, studies in areas like philosophy, philology and literature were carried out a worldly understanding, not theological. Muslims did not take regard the masters’ race or religion who were carrying the culture, and established teacher-student contact. They paid attention to fair criticism, academic and ethical rules. Thus they established a new concept of knowledge and science. This understanding of science was carried to the West in different ways and played an important role in the formation of the Renaissance. Each kind of knowledge, science and civilization has its own system/episteme and an internal coherence, among which there is an “incomparable” situation. If each one is examined with its own criteria, it is seen that Egypt, Babylon, Indian, Chinese, Roman, Ancient Greek and Islamic civilizations are different cultural units of the world. As a matter of fact, there are 21 different dynamic cultures in the world, and there are unique and systematic responses of creative, original views of political, religious, military and geographical areas. Examining this under ibn Khaldun\u27s vision of cyclic and organismal history gives quite consistent results. The purpose of the text; In 610, Islam claimed a new concept of knowledge, science and civilization while it was taking its place in history. The course focuses on the confrontation of Hind, Sassanid/Persian, Chinese, Sabii cultures and the Hellenistic philosophy of ancient cultures and civilizations that synthesized ancient Greek, Byzantine, Egyptian and Babylonian cultures. How these scholars grew up and translated these works in a short time and developed them with new discoveries. In order to understand this, it will be emphasized that a qualified knowledge and philosophy of history and history of sciences should be examined. If we re-read the philosophical accumulation of humanity (perennial philosophy) formed since Adam, in the context of Muhammad\u27s teachings; our suggestion is: We must overcome categorical distinctions about the Philosophy-Kalam and Sufism. These disciplines should be read in parallel. This can be done within the Department of Islamic Philosophy because Islamic philosophy examines the accumulation of humanity by overcoming the dilemmas of East-West and religion-philosophy or reason/revelation.İslâmiyet 7. Yüzyılın başında siyasî ve fikrî açıdan dünyaya yeni bir bakış açısı sunmaya başladı. Müslümanlar kısa süre içinde önemli kültür merkezi olan Şam (hicri.15/636), Halep (h.16) ve Antakya’yı (h.17) ele geçirdiler. Siyasî açıdan kısa sürede yayılan İslâmiyet, fikrî açıdan da kadim kültür ve medeniyetlerin bilgisi, teknolojisi kullanılmakla kalmayıp, geliştirerek özgün ve yaratıcı bir bilgi ve bilim modeli oluşturdu. Kadim kültürlerin önemli eserlerinin hızla çevrildiği Beytü’l-Hikme, felsefi ve bilimsel bilgi için gerekli temelleri zaten sağlamıştı. İslam âlimleri teori ve pratik arasındaki dengeye dikkat ederek, gözlem ve deneye dayanan bilimsel çalışmaları öncelik verdiler. Tercüme edilen, özümsenen bilimsel bilgi genişletildi, yeni bilimsel terminolojiler oluşturuldu. Bu bağlamda tabiat bilimleri, felsefe, filoloji, edebiyat çalışmaları başlangıçtan itibaren teolojik değil, dünyevi bir anlayışla yapıldı ve sürdürüldü. Müslümanlar kültür taşıcısının ırkına, dinine bakılmaksızın kurduğu öğretmen-öğrenci irtibatı ve akademik ve etik kurallarıyla, adil tenkit yöntemiyle kurduğu bilgi ve bilim tasavvuru Batı’ya farklı yollardan taşınmış ve Rönesansın oluşumunda önemli rol oynamıştır. Her bilgi-bilim ve medeniyetin kendine özgü sistemi ve bir iç tutarlılığı vardır ve bunlar arasında bir “eş ölçülemezlik” durumu söz konusudur. Her birinin incelenmesi kendi ölçütleri ile incelenirse Mısır, Babil, Hint, Çin, Roma Antik Yunan ve İslâm medeniyetlerinin dünyanın farklı kültür birimleri olduğu görülür. Dünyada 21 ayrı dinamik kültür vardır ve bu dinamikliği veren yaratıcı-özgün kişilerin siyasî, dini, askeri, coğrafi alanda ortaya koyduğu özgün ve sistem kuran cevapları bulunur. Bunu İbn Haldun bağlamında döngüsel ve organizmacı tarih tasavvuru altında incelemek oldukça tutarlı sonuçlar verir. Bildirin hedefi; İslâmiyet 610 yılında yeni bir bilgi, bilim ve medeniyet tasavvuru anlayışıyla tarihe müdahale ederek, kadim kültür ve medeniyetlerin (Minos ve Miken kültürlerinin ürünü olan Antik Yunan, Bizans, Mısır ve Babil kültürlerini sentezleyen Helenistik tasavvur, Hind, Sasani/Fars, Çin ve Harran bölgesindeki (Fisagor akımından etkilenen) Sabii kültürleri) verileriyle yüzleşmesi üzerinde durmaktır. Kısa sürede bu kültürlere ait eserleri tercüme edip, onları özümseyen âlimlerin nasıl yetiştiğini anlamak için öncelikle güçlü bir tarih bilgisi ve felsefesi ile ilimler tarihini incelenmesi gerektiği vurgulanacaktır. Hz. Âdem’den itibaren oluşan insanlığın felsefi birikimin (ezel-i hikmet) Hz. Muhammedin öğretileri bağlamında yeniden okuyacaksak, bizim önerimiz, ilahiyat fakültelerinde kategorik ayrımları aşıp, “Felsefe-Kelam ve Tasavvuf Disiplinlerinin Eş Güdümlü Okunması”nı öncelemektir ki, bunun çatısını İslâm Felsefesi Anabilim Dalı yapabilir. Çünkü Doğu-Batı ve din-felsefe ya da akıl/vahiy ikilemlerini aşarak insanlığın birikimini incelemek gerekir

    Karşılaştırılmalı Bir Çalışma: İbn-i Haldun’un Asabiyesi ve Habermas’ın Hayat-Evreni

    Full text link
    This study will generally examine the theory of Habermas\u27 life-world and Ibn Khaldun\u27s asabiyah, comparatively. After Derrida’s death, Habermas is known as one of the greatest philosophers and sociologists living in our age. He established a very comprehensive \u27life-world\u27 theory by taking sociological materials from numerous philosophers and sociologists. Ibn Khaldun is considered to be the founding father of modern sociology. He is famous for analysing historical events in a deterministic way, with a cause-effect relationship. I think it would be a very productive study to compare the concepts and ideas he developed with certain theories of Habermas, especially in socio-economic terms. In this study, I will first investigate cultural reproduction and its functions such as social integration, the formation of belonging, socialization, responsibility awareness, solidarity, and social legitimacy, in the theory of Habermas. Then I will study their correspondents with regard to Ibn Khaldun’s asabiyah theory.Bu çalışmada genel olarak Habermas\u27ın ‘hayat-evreni’ teorisi ile İbn Haldun\u27un asabiye teorisi karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Habermas, Derrida\u27nın ölümünden sonra çağımızda yaşayan en büyük filozof ve sosyolog olarak bilinir. İbn Haldun, modern sosyolojinin kurucu babası olarak kabul edilir. Tarihsel olayları deterministik bir şekilde, sebep-sonuç ilişkisi ile analiz etmesiyle ünlüdür. Geliştirdiği kavram ve fikirleri Habermas\u27ın belirli teorileriyle, özellikle sosyo-ekonomik açıdan karşılaştırmanın çok verimli bir çalışma olacağını düşünüyorum. Bu çalışmada öncelikle Habermas’ın teorisinde kültürel yeniden üretim ve bunun sosyal entegrasyon, aidiyet oluşumu, sosyalleşme, sorumluluk bilinci, dayanışma ve sosyal meşruiyet gibi sonuçların işlevlerini incelenecektir. Daha sonra bunların karşılıklarını İbn Haldun\u27un asabiye teorisinde araştırılacaktır

    94

    full texts

    100

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    İbn Haldun Çalışmaları Dergisi (E-Journal)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇