Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    The impact of personalized algorithmic recommendations on digital content consumption: A phenomenological study

    No full text
    Teknoloji geçmişte insan yaşamını kolaylaştırmak, uygarlığı ilerletmek için araç konumundayken günümüzde zamanın öznesidir. Yapay zekanın gelişimi ve siber uzamda geçirilen sürenin etkisiyle insanın ontolojik durumu önce kullanıcıya sonra dijital tüketim nesnesinin üreticisine dönüşmüştür. Bilinç ve teknoloji yeni bir evrim aşamasındadır. İnternet ve sosyal medya kullanımına ilişkin oluşan bağımlılık ve bozuklukların gösterdiği artış dijital dünyanın yeni trendi olan kişiselleştirilme ile henüz sınanmamıştır. Kişiselleştirilmiş algoritma önerileriyle gündelik yaşantıda en yoğun karşılaşılan platformlar sosyal medya mecralarıdır. Bireyin oluşturduğu dijital kimlikler, takip ettiği ve önerilen haber/bilgi akışlarının içerikleri mecraların kullanım sürelerine etki etmektedir. Bu bağlamda önceki çalışmaların da önerileriyle algoritmaların ve platformların işleyiş şekillerine ilişkin bilgi sahibi olan dijital teknoloji tabanlı 11 orta – üst düzey bilişim şirketi çalışanıyla yapılan mülakatlarda bireylerin öneriler karşısındaki dijital deneyimleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Katılımcıların bilgileri, etkileri bakımından algoritma önerilerine ilişkin tutumları, kullanım süre, sıklık, çeşitliliklerine göre kullanım nedenleri ve tutumları ilişkilendirilerek bireylerin dijital deneyimlerinin özü sorgulanmıştır. Bilgi düzeyinin kullanıma ilişkin anlam etkisiyle seçilen katılımcıların yaş aralığı 32 – 55 tir. Verilerin toplanması sosyodemografik bilgi formu ve yarı yapılandırılmış mülakatla sağlanmıştır. Anlamlandırma amacı taşıyan çalışmada verilerin analizi MAXQDA ile temalandırılarak bulgular siber psikoloji tanımları ve tüketici psikolojisi kavramlarıyla ilişkilendirilerek tartışılmıştır

    An analysis of the concept of mürşid-i âgâh in Safiye Erol's works

    No full text
    Ken'an Rifâî ve 20. Yüzyılın Işığında Müslümanlık kitabında, Safiye Erol'un Ken'an Rifâî için yazmış olduğu "Mürşid-i Âgâh" başlıklı bölümde geçen bu kavramın kullanım bağlamları eserlerinde araştırılarak incelenmiştir. Erol'un mürşidini takdim ederken "mürşid-i âgâh" kavramını tercih sebepleri sorgulanarak yaygın olarak kemâl ile vasıflandırılan mürşid kavramının âgâhlığının ön plana çıkartılması araştırılmıştır. Tasavvuf tarihinde evvelce mürşidlerin vasıfları arasında âgâh olmaları ifade edilmiştir. Bu kavramın hangi bağlamlarda ve nasıl nitelendirildiği incelenmiştir. Tasavvufî anlayışla inşa edilmek istenilen şahsiyetin âgâhlık sıfatı teemmül edilerek bu kavramın ahlâkî ve estetik zemini tespit edilmiştir. Ken'an Rifâî ve 20. Yüzyılın Işığında Müslümanlık kitabında geçen bu bölüm mürşid-i âgâh kavramıyla Ken'an Rifâî hazretlerini, onun şahsiyetini ve tasavvuf anlayışını dolayısıyla insan-ı kâmili anlatmaktadır. Ancak Erol mürşidini anlatırken ortaya bir âgâhlık kavramı koymuş ve bu kavramın nelere işaret ettiğini etüdünde açıklamıştır. Tasavvufta insan-ı kâmil ve mürşid-i kâmil kavramlarına tezde değinilerek, bu bağlamda âgâhlık kavramının işaret ettiği hususlar izah edilmiştir

    An examination of the nurturing care practices of parents with children aged 0–4 receiving institutional social support

    No full text
    Bu araştırma, sosyal yardım alan 0-4 yaş çocuğa sahip ebeveynlerin geliştiren bakım konusundaki bilgi, beceri ve uygulamalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Geliştiren bakım, çocukların fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimini destekleyen yeterli beslenme, sağlık ve güvenlik, erken öğrenme fırsatları ve duyarlı bakım bileşenlerinden oluşmaktadır. Erken çocukluk dönemi, bireyin gelişiminde kritik bir süreç olup, bu dönemde sunulan bakım kalitesi çocukların ilerleyen yaşamlarında belirleyici bir rol oynar. Özellikle düşük sosyoekonomik düzeydeki aileler için sosyal yardımların ebeveynlik uygulamaları üzerindeki etkisinin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, nicel araştırma yöntemi ile yürütülmüş olup, veri toplama aracı olarak Geliştiren Bakım Ölçeği (Oğuz ve Ülküer, 2023) kullanılmıştır. Ölçek, ebeveynlerin geliştiren bakım bileşenlerini ne düzeyde uyguladığını ölçmeye yönelik olarak geliştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, Üsküdar Kızılay Şube Başkanlığı'na kayıtlı 0-4 yaş çocuğa sahip 1000 aile içerisinden gönüllü katılım sağlayan 113 anne (n=113) oluşturmuştur. Çalışmada, sosyal yardım alan ebeveynlerin geliştiren bakım düzeyleri ile geliştiren bakım bileşenleri arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Veriler istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, ebeveynlerin geliştiren bakım bileşenlerine yönelik farklı düzeylerde farkındalık ve uygulama sergilediklerini ortaya koymuştur. En yüksek puan ortalamalarının duyarlı bakım ve güvenli çevre boyutlarında olduğu belirlenmiş, ebeveynlerin çocuklarına karşı duyarlı ve sevgi dolu bir yaklaşım sergileme eğiliminde oldukları gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, iyi sağlık alt boyutu en düşük puana sahiptir. Elde edilen bulgular, özellikle sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı ailelerde sağlık hizmetlerine erişimde zorluklar yaşandığını ve sağlık okuryazarlığının artırılması gerektiğini ortaya koymuştur

    The effect of pain management methods used in the active phase oflabor on birth outcomes

    No full text
    Bu araştırma, doğumun aktif fazında kullanılan ağrı ile baş etme yöntemlerinin doğum sonuçları üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Randomize kontrollü deneysel tasarımla yürütülen araştırma, Eylül 2023 –Haziran 2025 tarihleri arasında özel bir hastanede 120 primipar gebe ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar Müdahale 1 (egzersiz ve masaj), Müdahale 2 (masaj ve sıcak duş), Müdahale 3 (egzersiz, masaj ve sıcak duş) ve Müdahale 4 grubu (sadece farmakolojik girişimler) olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. Veriler; tanıtıcı bilgi formu, doğum izlem formu, visual analog skala (VAS), Doğum Deneyimi Ölçeği (DDÖ) ve doğum sonu değerlendirme formu ile toplanmıştır. Bu araştırmada ağrı düzeyi değerlendirildiğinde; 4-5 cm (p=0.001), 6-7 cm (p=0.034) ve 8-9 cm (p=0.030) servikal dilatasyon evrelerinde gruplar arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Müdahale 2 grubunda ağrı düzeyinin belirgin biçimde daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Doğum süresi bakımından aktif faz (p=0.0001) ve geçiş fazı (p=0.022) sürelerinde gruplar arasında anlamlı farklar bulunmuş; müdahale gruplarında doğumun bu evrelerinin daha kısa sürdüğü tespit edilmiştir. Doğum şekli açısından da müdahale gruplarında (müdahale 1 %76.7; müdahale 2 ve 3 %86.7) spontan doğum oranlarının daha yüksek, müdahale 4 grubunda ise sezaryen oranının daha fazla olduğu belirlenmiştir. Doğum sonrası yenidoğanın 1. ve 5. dakika APGAR skorları ile gruplararası anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. DDÖ puanları incelendiğinde, Müdahale 3 grubunun puanının yüksek olduğu (49.00) görülmüş, ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, doğumun aktif fazında uygulanan masaj, egzersiz ve sıcak duş gibi nonfarmakolojik yöntemlerin ağrı yönetimini kolaylaştırdığı, doğum süresini kısalttığı ve normal doğum oranını artırdığı görülmüştür. Ebelik bakımına entegre edilen bu yöntemlerin, gebelerin doğum sürecinde fiziksel ve duygusal desteklenmesini sağlayarak doğum sonuçlarını iyileştirdiğini göstermektedir

    Automatic waste classification system using a deep-learning-based yolo algorithm

    No full text
    Artan çevre kirliliği riski ve giderek büyüyen karbon emisyonu tehditleri, özellikle çöp birikimlerinden kaynaklanan bu riskleri azaltma ve hafifletme gerekliliğini acil hale getirmiştir. Bu çalışmada, atıkların ve çöplerin sınıflandırılmasına yönelik yapay zeka tabanlı pratik ve yenilikçi çözümler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu sayede, kamusal sokakların ve yoğun alanların temizlik düzeyini iyileştirmek hedeflenmektedir. Ayrıca, atıkların otomatik olarak sınıflandırılması ve tespit edilmesi için otomatik sistemlerin geliştirilmesi de önemli bir hedef olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, çeşitli çöp ve atık görsellerini sınıflandırmak amacıyla atık nesnelerinin eğitilmesi, sınıflandırılması, tespit edilmesi ve izlenmesi süreçlerinde YOLO (Gerçek Zamanlı Nesne Tespit Algoritması) algoritmasından yararlanılmıştır. Bunun yanı sıra, özellikle karbon emisyonları ve "Plastik" gibi ısıyla etkileşimleri açısından çevresel sonuçları olan atıkların, önceden oluşturulmuş çöp veri kümesi kategorilerine dahil olup olmadığını belirlemek amacıyla bir analiz gerçekleştirilmiştir. Diğer yandan, uzaktan kamera ve görüntü tespiti açısından etkinliği de ortaya konulmuştur. YOLOv8n'nin gerçek zamanlı atık tespiti için yüksek bir etkinlik sergilediğini göstermektedir. Bu yaklaşım, yalnızca otomatik atık izleme ve kategorizasyonunu desteklemekle kalmamakta, aynı zamanda çevresel farkındalığı artırarak kirliliği ve zararlı emisyonları azaltmaya katkı sağlamaktadır. Böylece, kentsel alanların sağlığının ve estetik değerlerinin korunmasına yönelik önemli bir katkı sunulmaktadır

    Evaluation of diet self-efficacy and quality of life of hemodialysis patients

    No full text
    Amaç: Bu tez çalışması, 18-80 yaş arası hemodiyaliz (HD) tedavisi alan hastalarda beslenme öz farkındalık düzeylerini ve bu hastalığın yaşam kalitesine etkilerini detaylı bir şekilde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, beslenme öz farkındalığı ile yaşam kalitesi arasındaki potansiyel ilişkilerin ve karşılıklı bağlantıların belirlenmesidir. Yöntem ve Bulgular: Katılımcılara; sosyodemografik anamnez formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (SF-36), Diyet Öz Yeterlilik Ölçeği (DÖYÖ) ve 24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı yüz yüze uygulanmıştır. Verinin istatistiksel analizi "SPSS v27 (IBM Inc., Chicago, IL, USA)" istatistik paket programında yapılmıştır. Çalışmadaki 70 katılımcının %45,7'sı erkek ve %54,3'ü kadındır ve yaş ortalaması 55,43±15,33 yıldır. Katılımcıların DÖYÖ toplam puan ortalaması 34,76±15,09'dur. Araştırmaya katılan bireylerin SF-36 alt faktör puanlarının ise "Fiziksel Fonksiyon" alt faktör puan ortalamalarının 55,79±33,73, "Fiziksel Rol Güçlüğü" alt faktör puan ortalamalarının 31,07±44,32, "Emosyonel Rol Güçlüğü" alt faktör puan ortalamalarının 29,52±45,24 , "Enerji/Canlılık" alt faktör puan ortalamalarının 43,50±18,00, "Ruhsal Sağlık" alt faktör puan ortalamalarının 53,60±15,90, "Sosyal İşlevsellik" alt faktör puan ortalamalarının 62,86±31,28, "Ağrı" alt faktör puan ortalamalarının 60,43±32,32 ve "Genel Sağlık" alt faktör puan ortalamalarının 41,29±20,08 olduğu bulunmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin DÖYÖ Toplam puanları ile SF-36'nın "Enerji/Canlılık" alt faktör puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif zayıf (s=0,290; p<0,05) ve "Ruhsal Sağlık" alt faktör puanları arasında anlamlı pozitif zayıf (s=0,325; p<0,01) korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Bireylerin diyet öz-yeterlilik düzeylerinin genel olarak orta seviyede olduğunu, yaşam kalitesi puanlarının ise değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Diyet öz-yeterliliği ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir

    The effect of parental attitudes on the academic success of children attending middle school

    No full text
    Bu araştırmada ortaokula devam eden çocuğa sahip ebeveyn tutumlarının çocuğun akademik başarısına etkisi incelenmiştir. Farklı yaşlardaki çocuklarda yaş ve cinsiyetlere göre ebeveyn tutumları ile akademik başarı arasında ilişki ayrı ayrı incelenmiştir. Bu kapsamda kız ve erkeklerde ebeveyn tutumları ile akademik başarı arasındaki ilişki ayrı ayrı incelenirken benzer şekilde 11, 12, 13 ve 14 yaş çocuklarda da ebeveyn tutumları ile akademik başarı arasında ilişki her bir yaş için incelenmiştir. Aynı zamanda sosyo- demografik değişkenlere göre çocukların akademik başarılarının değişiklik gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırmanın katılımcıları İstanbul ili Sancaktepe ilçesinde çocuğu ortaokula giden 254 ebeveynden oluşturmaktadır. Araştırma, nicel araştırma modeli esas alınarak yapılmıştır. İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında 'Anne Baba Tutum Ölçeği ABTÖ-C Formu' ve 'Demografik Bilgi Formu' kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ebeveyn tutumları ve akademik başarı arasında anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Demokratik ebeveyn tutumunun akademik başarıyı arttırdığı, baskıcı-otoriter ve aşırı hoşgörülü tutumun akademik başarıyı azalttığı; 11 yaştaki çocukların not ortalaması üzerinde baskıcı-otoriter ebeveyn tutumunun akademik başarıyı azalttığı; 12, 13 ve 14 yaşındaki çocukların ebeveyn tutumlarının akademik başarı üzerinde anlamlı bir rolü olmadığı; demokratik ebeveyn tutumunun kız çocukların akademik başarısı üzerinde olumlu etkisi olurken, baskıcı-otoriter tutumun hem kız hem erkek çocukların akademik başarıları üzerinde olumsuz etkisi olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ebeveynin öğrenim durumu, çocuk sayısı ve ailenin ekonomik durumunun da akademik başarı üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu belirlenmiştir

    Investigating shopping addiction with neuromarketing approaches: An analysis with metadata scan

    No full text
    Bu çalışma, nöropazarlama yaklaşımları ile alışveriş bağımlılığı arasındaki ilişkiyi sistematik biçimde incelemeyi amaçlamaktadır. Tüketici davranışları artık yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklanamamakta; psikolojik, nörobiyolojik ve sosyokültürel dinamikleri de içeren çok boyutlu bir olguya dönüşmektedir. Bu bağlamda, alışveriş bağımlılığı; dürtüsellik, düşük benlik saygısı ve ödül sistemi işlev bozukluğu gibi faktörlerle açıklanan davranışsal bir bozukluk olarak öne çıkmaktadır. Öte yandan nöropazarlama, fMRI, EEG, göz izleme gibi nörobilimsel tekniklerle tüketicilerin bilinçdışı tepkilerini analiz etmeyi amaçlayan disiplinlerarası bir alandır. Bu tezde, 2010–2024 yılları arasında yayımlanmış akademik çalışmalar metadata analizine tabi tutularak, bu iki alanın kesişim kümesindeki kavramsal eğilimler, kullanılan teknikler, teorik modeller ve etik tartışmalar değerlendirilmiştir. Analizler, nöropazarlama uygulamalarının özellikle alışveriş bağımlılığına yatkın bireylerde beyindeki ödül ve dürtü kontrol merkezlerini etkileyerek bağımlılık davranışını pekiştirebildiğini göstermektedir. Ayrıca çalışmada, bu stratejilerin etik sınırları, bireyin bilişsel özgürlüğü üzerindeki etkileri ve kamu sağlığı açısından doğurabileceği riskler de tartışılmıştır. Araştırmanın bulguları, yalnızca teorik katkılar sunmakla kalmayıp, etik pazarlama uygulamaları ve düzenleyici politika geliştirme süreçlerine de ışık tutmaktadır. Bu yönüyle çalışma, pazarlama, nörobilim ve davranışsal sağlık alanlarının kesişiminde yer alan özgün ve disiplinlerarası bir araştırmadır

    The high standards schema and maladaptive coping mechanisms in cocaine-dependent individuals

    No full text
    Bu çalışma, yüksek standartlar şeması ve işlev bozucu baş etme biçimlerinin kokain bağımlısı bireylerdeki etkilerini ve madde kullanmayan bireylerle farklılıklarını incelemektedir. İstanbul'da NP Hastanesi'nden hizmet alan 87 kokain bağımlısı birey ile 121 madde kullanmayan birey olmak üzere toplam 208 katılımcı üzerinde yürütülen araştırmada, katılımcıların erken dönem uyumsuz şemaları, kaçınma stratejileri ve telafi davranışları değerlendirilmiştir. Veri toplama araçları olarak Young Şema Ölçeği (YŞÖ), Young Rygh Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ) ve Young Telafi Ölçeği (YTÖ) kullanılmıştır. Bulgular, kokain bağımlısı bireylerde "yüksek standartlar", "terk edilme" ve "cezalandırma" şemalarının daha yüksek puanlarla öne çıktığını; ayrıca "sosyal çekilme" ve "hissizlik/duyguları bastırma" gibi kaçınma stratejilerinin daha sık kullanıldığını göstermiştir. Telafi davranışları açısından, kontrol ve asilik eğilimlerinin bağımlı bireylerde daha belirgin olduğu tespit edilmiştir. Yaş değişkeniyle bazı şemalar ve baş etme biçimleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular, kokain bağımlılığı tedavisinde şema terapisi temelli yaklaşımların kullanılmasının önemini vurgulamakta, bireylerin duygusal yoksunluk, terk edilme ve yüksek standartlar gibi şemalarına odaklanılarak işlevsel baş etme biçimlerine yönlendirilmesini önermektedir. Bu kapsamda, bireyselleştirilmiş psikoterapi planlarının bağımlılık tedavi süreçlerini destekleyeceği düşünülmektedir

    Reading speed, accuracy, and comprehension in children with cluttering, stuttering, and typical development: The effect of DAF condition and its relationship with short-term memory

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, hızlı bozuk konuşma (HBK), kekemelik ve tipik gelişim gösteren çocukların DAF koşuluna göre (DAF var/yok) okuma hızı, doğru okuma ve okuduğunu anlama becerilerini karşılaştırmak ve okuma becerileri ile kısa süreli bellek becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmaya tipik gelişim gösteren 20, kekemeliği olan 20 ve HBK'sı olan 10 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi–II (SOBAT-II) A ve B formları uygulanmış; A formu normal koşullarda, B formu ise DAF koşulunda yürütülmüştür. Ayrıca, kısa süreli bellek düzeylerini değerlendirmek amacıyla Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi–B (GİSD-B) kullanılmıştır. Bulgular, gruplar arasında yapılan değerlendirmelerde tipik gelişim gösteren grubun tüm alt boyutlarda en yüksek performansı sergilediğini; kekemeliği olan ve HBK grubunun ise birbirine yakın düzeyde okuma performansı gösterdiğini ortaya koymuştur. Gruplar kendi içlerinde DAF koşuluna göre (DAF var/yok) karşılaştırıldığında, tipik gelişim grubunda okuma performansının değerlendirildiği hiçbir alt testte anlamlı farklılık bulunmamıştır. Kekemeliği olan grupta DAF etkisi altında yalnızca okuma hızında anlamlı bir farklılık gözlenmiş, diğer alt boyutlarda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. HBK grubunda ise DAF koşulu, temel performans göstergelerinde anlamlı bir değişim yaratmamış olmakla birlikte, okuma hızında azalma ve akıcılıkta artış yönünde bir eğilim gözlenmiştir. Bununla birlikte, kısa süreli bellek değişkenleri ile okuma performansı arasında gruplara göre farklılaşan anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca DAF koşulu, gruplar arasında özellikle belirli hata türlerinde anlamlı farklılıklar ortaya çıkarmış ve her grubun hata profili değişiminde ayırt edici ipuçları sağlamıştır. Sonuç olarak, HBK grubunun okuma performansındaki sınırlılıkların yalnızca hız düzenlemesi ile açıklanamayacağı; dikkat, öz-izleme ve kısa süreli bellek becerilerinin de etkileşimsel biçimde belirleyici rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu bulgular, HBK ve kekemeliğin ayrıştırılmasına ve müdahale programlarının planlanmasına önemli katkılar sunmaktadır

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇