Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Examination of ethical perceptions of family counselors in terms of professional ethical principles

    No full text
    Bu çalışma, aile danışmanlarının mesleki etik ilkeler ve mahremiyet ilkesine bağlılık düzeylerini incelemek amacıyla yürütülen nicel bir araştırmadır. Araştırma, Türkiye genelinde farklı kurum ve kuruluşlarda görev yapan yaklaşık 380 gönüllü aile danışmanının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma, aile danışmanlarının etik tutumlarını belirlemek için metodolojik ve tanımlayıcı bir yaklaşım benimsemiş, veriler demografik bilgi formu, Etik İlkeler Tutum Ölçeği (EİTÖ) ve Etik Eğilimler Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sürecinde, katılımcıların demografik özelliklerinin etik tutumlar üzerindeki etkisi incelenmiş, elde edilen verilerin geçerliliği ve güvenilirliği ise Shapiro-Wilk testi, Cronbach alfa iç tutarlılık testi, t-testi ve ANOVA gibi istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, aile danışmanlarının etik eğilimlerinin, cinsiyet, yaş, medeni durum gibi demografik faktörlerden etkilendiğini göstermiştir. Ancak, bazı demografik faktörlerin, özellikle eğitim durumu ve meslek süresi gibi değişkenlerin etik tutumlar üzerinde anlamlı bir fark yaratmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, etik eğilimlerin sadece bireylerin demografik özelliklerine değil, aynı zamanda mesleki deneyimlerine, yaşam deneyimlerine ve mesleki rehberlik süreçlerine de bağlı olarak şekillendiği belirlenmiştir. Bu bulgu, etik karar verme süreçlerinin çok boyutlu bir etkiye sahip olduğunu ve sadece eğitimle değil, aynı zamanda sürekli profesyonel gelişimle de desteklenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, aile danışmanlarının etik ilkeler konusunda daha bilinçli ve yetkin olabilmeleri için gereken eğitimlerin ve rehberlik süreçlerinin önemini ortaya koymaktadır. Aile danışmanları, mesleki etik ilkelere ve mahremiyet ilkesine riayet ederek, daha sağlıklı ve güvenilir danışmanlık hizmetleri sunabilirler. Bu çalışma, alanyazına katkı sağlayarak, etik eğilimlerin gelişimi ve profesyonel etik tutumların içselleştirilmesi için gerekli eğitimlerin önemine dikkat çekmektedir

    Investigation of the effect of mothers' parenting attitudes on the development of 36-72 months children's empathy skills

    No full text
    Araştırmanın temel amacı, ebeveyn tutumlarının 36-72 ay çocukların empati becerisinin gelişimi üzerine etkisini incelemektir. Aynı zamanda, ebeveyn tutumları ile çocukların empati becerilerinin sosyo- demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırma İstanbul ilinin Üsküdar ilçesine bağlı devlete ait bağımsız anaokullarına giden 36-72 aylık çocuğu olan 135 ebeveyne yapılan anketler sonucunda ebeveyn tutumlarının, çocuğun empati becerisinin gelişimi üzerindeki rolünün etkisini ortaya koymayı amaçlamıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmış olup verilerin toplanması için İstanbul ili Anadolu yakasına bağlı Üsküdar ilçesinde bulunan Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bağımsız anaokullarının yönetici ve öğretmenlerinden destek alınmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri için ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Veri toplama amacıyla ''Ebeveyn Tutum Ölçeği'' ve ''Çocuklar için Empati Bölümü Ölçeği'' kullanılmıştır. Bu çalışmada 135 katılımcıya; 11 adet Demografik Bilgi ifadesi, 4'lü likert tipinde, Duygusal Empati, Davranışsal Empati ve Bilişsel Empati alt boyutları olan ve 14 ifadeden oluşan Çocuklar İçin Empati Bölümü Ölçeği (ÇEBÖ) ile 5'li likert tipinde Demokratik Tutum, Otoriter Tutum, Koruyucu Tutum ve İzin Verici Tutum alt boyutları olan ve 46 ifadeden oluşan Ebeveyn Tutumları Ölçeği (ETÖ) uygulanmış ve cevaplar, IBM SPSS Statistics 23 paket programında analiz edilmiştir. Sonuç olarak, ebeveynlerin demokratik tutumları arttıkça, çocukların empati davranışların azaldığı, otoriter tutum arttıkça, çocukların empati davranışların arttığı, izin verici tutum arttıkça, empati davranışlar da arttığına varılmıştır

    Romantik ilişkilerde psikolojik manipülasyon ve takıntı: Bilişsel dikkat sendromunun rolünün incelenmesi

    No full text
    This study aims to examine the cognitive processes underlying psychological manipulation and obsessive behaviors that occur in romantic relationships and, in particular, to evaluate the mediating role of Cognitive Attentional Syndrome (CAS-1). The study was conducted with a non-clinical sample of 271 adult individuals. Machiavellianism (MACH-IV), Partner-Related Obsessive-Compulsive Symptoms Inventory (PROCSI), Relationship Obsessive-Compulsive Inventory (ROCI), Experiences in Close Relationships (Anxious and Avoidant Attachment) (ECR-R), and Cognitive Attentional Syndrome (CAS-1) scales were utilized with the participants. SPSS 30.0 software was used in statistical analysis; descriptive statistics, validity and reliability, normal distribution tests, Spearman's correlation analyses, multiple and hierarchical regression analyses conducted, and the mediating effect was tested with Model 4 via the PROCESS macro. The findings indicated that Machiavellian tendencies were a significant negative predictor in CAS, while CAS significantly predicted both partnerfocused obsession (PROCSI) and relationship obsessive-compulsive symptoms (ROCI). As a result of the hierarchical regression, Machiavellianism and PROCSI significantly predicted the ROCI variable, while the presented variance increased significantly with the obtainment of CAS to the model. PROCESS analysis confirmed the partial mediating effect of CAS in the relationship between Machiavellianism and ROCI. These findings reveal that Cognitive Attentional Syndrome functions as a transdiagnostic mechanism in the relationship between manipulative personality tendencies and relational dysfunctional behaviors. The analysis results demonstrate that metacognitive processes are essential to comprehending maladaptive behaviors in romantic relationships and targeting them in therapeutic interventions. In this context, it is suggested that metacognitive-based psychotherapy approaches in particular may be effective in reducing manipulation and obsessive-compulsive behaviors

    Determining the relationship between food neophobia, digital addiction, body image perception on social media, and dietary inflammatory index among adolescents

    No full text
    Bu çalışma, adölesan bireylerde yeni besin korkusu, dijital bağımlılık, sosyal medyada görünüş algısı ve diyet inflamatuar indeksi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, Kadıköy Erkek Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Çamlıca Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde öğrenim gören, 14-18 yaş arası, 354 gönüllü katılımcı ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak yürütülmüştür. Veriler; sosyo-demografik form, Besin Neofobisi Ölçeği (FNS), Çocuk-Ergenler İçin Dijital Bağımlılık Ölçeği (CADAS), Sosyal Medyada Görünüş Algısı Ölçeği (ASMC) ve 3 günlük besin tüketim kayıtları ile toplanmış; besin tüketim kayıtlarından elde edilen veriler BEBIS programı ile analiz edilerek Dİİ skorları hesaplanmıştır. Adölesanların Dİİ puan ortalaması 3,23±1,66 olarak belirlenmiş olup pro-inflamatuar beslenme örüntüsüne sahip olduklarını yansıtmaktadır. Katılımcıların FNS puan ortalaması 38,33±10,81 olarak bulunmuş ve çoğunluğun yeni besinlere karşı nötr tutum sergilediği bulunmuştur. Katılımcıların dijital bağımlılık puan ortalaması 35,82±11,53 olarak bulunmuş ve dijital bağımlılık eğilimlerinin orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Sosyal medyada dış görünüş algılarına ilişkin puan ortalaması ise 41,31±17,71 olarak bulunmuş olup katılımcıların sosyal medyada dış görünüşe dair algı düzeyleri orta düzeydir. Tüm katılımcılar genelinde yapılan analizlerde, Dİİ puanları ile dijital bağımlılık arasında ve dijital bağımlılık ile sosyal medyada görünüş algısı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p0,05). Sonuç olarak, adölesanlarda Dİİ ile dijital bağımlılık arasında ve dijital bağımlılık ile sosyal medyada görünüş algıları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanırken, besin neofobisi ile diğer değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir

    Evaluation of sensory processing skills in children with RubinsteinTaybi Syndrome

    No full text
    Çalışmanın amacı, Rubinstein-Taybi Sendromu (RSTS) olan çocukların duyusal işlemleme becerilerini incelemektir. Çalışmaya, 15 RSTS tanılı çocuk katılmıştır. Çalışmada, katılımcıların sosyodemografik bilgileri toplandıktan sonra, Dunn Duyu Profili Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, duyu profili ölçeği incelendiğinde RSTS'li çocukların tipik performans değerlerine göre duyusal işlemleme becerileri açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Özellikle duyusal hassasiyet, duyusal kaçınma ve modülasyon alt parametrelerinde RSTS'li çocukların normdan belirgin şekilde saptığı tespit edilmiştir. Motor becerilerin değerlendirildiği parametrelerde RSTS'li çocukların postüral denge kontrolü, kas tonusu ve ince motor becerilerinde yetersizlikler gözlemlenmiştir. Ayrıca, davranışsal özelliklerin değerlendirildiği parametrelerde RSTS'li bireylerin dikkat süresi, sosyal etkileşim ve duygusal tepkilerde sorunlar yaşadığı görülmüştür (p<0,05). Bu çalışma, RSTS'li çocukların duyusal işlemleme becerilerini inceleyen sınırlı sayıdaki çalışmalardan biridir. Konuyla ilgili farklı disiplinlerde ve çeşitli metodolojiler kullanılarak gerçekleştirilecek yeni araştırmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir

    Neuroplasticity and learning: an overview of the adaptability of the brain

    No full text
    Nöroplastisitenin hafıza ve öğrenme süreçleri üzerindeki etkisini ve beynin çeşitli uyaranlara yanıt olarak kendini adapte etme ve yeniden yapılandırma konusundaki inanılmaz yeteneğini vurgulayan detaylar bu tezde kapsamlı bir şekilde incelenmektedir. Daha önce gelişimin erken evreleriyle sınırlı olduğu düşünülen nöroplastisitenin artık yeni beceriler edinmek, beyin travmalarını iyileştirmek için ve yeni durumlara uyum sağlayabilmek için gerekli olan kalıcı bir kavram olduğu anlaşılmıştır. Terapötik ve eğitimsel hedefler için nöroplastisite, hafıza ve öğrenmenin nasıl en üst optimal ve üst düzeye çıkarılabileceğine yönelik içgörü sağlamak amacıyla bu araştırma, bu süreçler arasındaki karmaşık etkileşimi analiz etmektedir. Nöroplastisitenin temellerinin, hafıza oluşumu ve öğrenmedeki işlevinin, bireysel farklılıklar, yaşlanma ve nörolojik hastalıklarla ilişkisinin kapsamlı bir şekilde incelenmesi bu tezin ana hedeflerinden biridir. Tez aynı zamanda nöroplastisiteyi etkileyen diğer parametrelere de bakmaktadır ve hem onu pozitif anlamda teşvik eden hem de negatif anlamda etkileyen süreçlere bakmaktadır. Çalışma, zamanının büyük bir kısmını nöroplastisiteyi artırabilecek pratik taktikleri ve müdahaleleri araştırmaya ayırmaktadır ve bunların yaşam boyu öğrenme, eğitim ve rehabilitasyondaki kullanımlarına vurgu yapmaktadır. Bu çalışmanın sonuçları, nöroplastisitenin bilişsel işlev açısından ne kadar önemli olduğunu ve terapötik ve eğitimsel yaklaşımları tamamen değiştirme gücüne sahip olduğunu vurgulamaktadır. Bu tez, beynin nasıl öğrendiği ve uyum sağladığı hakkındaki bilgimizi geliştirmekle beraber hafızayı ve öğrenmeyi geliştirmek için daha güçlü yöntemler yaratmaya yardımcı olur bu durumda farklı tıbbi alanlara geliştirme imkânı sunmaktadır

    An examination of the relationship between parents' medialiteracy levels and the receptive language skills andsocio-emotional abilities of children aged 36-72 months

    No full text
    Bu çalışma, 36-72 aylık çocuğu olan ebeveynlerin medya okuryazarlığı düzeyleri ile çocuklarının alıcı dil ve sosyal-duygusal becerileri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, mevcut durumu ortaya koymayı amaçlayan nicel bir çalışma olup, tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama modeli çerçevesinde yürütülmüştür. Elde edilen veriler, 36-72 aylık çocukların gelişim özellikleri dikkate alınarak bütüncül bir bakış açısıyla analiz edilmiş ve betimsel istatistik ile istatistiksel analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma grubunu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı bahar dönemi içerisinde, Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı anaokullarında eğitimine devam eden 121 çocuk ve anne-babaları oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında, çocuklara "Peabody Resim-Kelime Testi", ebeveynlere ise "Ebeveyn Medya Okuryazarlık Ölçeği" ve "Devereux Erken Çocukluk Değerlendirme Aracı (DECA-P2)" uygulanmıştır. Araştırma bulguları, medyanın çocukların gelişimi üzerinde göz ardı edilmemesi gereken önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, ebeveynlerin medya okuryazarlığındaki artışın, çocukların hem alıcı dil becerilerinde hem de sosyal-duygusal gelişimlerinde kayda değer gelişmelerle ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. İstemsiz medya tüketiminin çocukların gelişimini olumsuz etkileyebileceği tespit edilmiştir. Ancak, ebeveynler medya içeriğini değerlendirme, uygun materyalleri seçme ve medya maruziyetini düzenleme konusunda bilinçli bir yaklaşım benimsediklerinde, bu olumsuz etkileri azaltarak çocuklarının gelişimini destekleyebilirler. Özetle, medyanın çocukların dil ve sosyal duygusal gelişimi ile olan ilişkisinin niteliği büyük ölçüde ebeveynlerin medya okuryazarlığı düzeylerine bağlıdır. Bu nedenle, ebeveynler için medya okuryazarlığı eğitiminin teşvik edilmesi, çocukların sağlıklı gelişimini desteklemek için önemli bir önlem olarak görülmektedir

    Effect of education given to patients with atrialfibrillation on anxiety levels

    No full text
    Bu araştırma, Atriyal Fibrilasyon (AF) tanısı almış hastalarda yapılandırılmış bir eğitim programının durumluk kaygı düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. AF, hem fiziksel hem de psikolojik semptomlarla hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kronik bir kardiyak ritim bozukluğudur. AF hastalarında bilgi eksikliği ve belirsizlik, anksiyete düzeylerinin yükselmesine neden olmakta ve bu durum tedavi uyumunu zorlaştırmaktadır. Bu çalışma, AF hastalarına yönelik bir eğitim müdahalesinin, hastaların anksiyete düzeylerini azaltıp azaltamayacağını ve hastalık farkındalıklarını artırıp artırmayacağını belirlemeyi hedeflemiştir. Araştırma, İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde randomize kontrollü bir yöntemle gerçekleştirilmiş ve toplam 60 hasta, deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Deney grubuna AF hakkında detaylı bilgi içeren iki oturumluk bireysel bir eğitim programı uygulanmış, kontrol grubuna ise herhangi bir eğitim verilmemiştir. Veriler, kişisel bilgi formu ve Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI) ile toplanmıştır. Analizler, bağımsız ve bağımlı gruplar t-testleriyle yapılmış ve deney grubunda eğitim sonrası durumluk anksiyete düzeylerinde anlamlı bir azalma görülmüştür (p=0,000). Kontrol grubunda ise kayda değer bir değişiklik olmamıştır (p=0,790). Sonuçlar, AF hastalarına yönelik bireyselleştirilmiş eğitim programlarının, anksiyete yönetimi için etkili olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, AF hastalarına yönelik yapılandırılmış eğitim programlarının, hastaların anksiyete yönetiminde standart bir müdahale olarak benimsenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır

    Impact of ontological well being in your decisions and choices

    No full text
    Bu çalışma ontolojik iyi oluşun karar ve seçimler üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yürütülen nicel bir araştırmadır. Araştırmaya, 25-55 yaş aralığında olan 51'i (%12,6) erkek, 353'ü (%87,4) kadın olmak üzere gönüllü 404 katılımcı dâhil edilmiştir. Araştırma sosyal medya platformları (Facebook, Instagram, WhatsApp) üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleştirilmiş ve katılımcılara Google Forms aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırmada ontolojik iyi oluş, psikolojik iyi oluş (yaşamdaki amaç) ve karar verme süreçleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca değişkenler yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve medeni durum gibi demografik değişkenler açısından da analiz edilmiştir. Araştırmada sosyo-demografik özellikleri elde etmek için ''Sosyo-Demografik Bilgi Formu'', kişilerin ontolojik iyi oluş düzeylerini belirlemek amacıyla "Yaşam Projesi (Ontolojik İyi Oluş) Ölçeği", yaşamda bir amaca sahip olmanın iyi oluşla ilişkisini değerlendirmek için "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri (Yaşamdaki Amaç Alt Ölçeği)", karar verme süreçlerini incelemek için ise "Karar Verme Stilleri Ölçeği" ve Akılcı ve Sezgisel Karar Verme Stilleri Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS v25 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, ontolojik iyi oluşun bireylerin karar verme süreçleri üzerinde demografik değişkenlere göre anlamlı farklılıklar ve ilişkiler bulunmuştur. Ontolojik iyi oluş düzeyi arttıkça bireylerin kararlarını daha bilinçli, dengeli ve içsel olarak tutarlı biçimde verdikleri; pişmanlık, anlamsızlık ve kararsızlık duygularının ise bu süreci olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir. Eğitim düzeyi, yaş, cinsiyet, medeni durum, çalışma durumu ve psikolojik durum gibi faktörlerin, bireylerin karar verme süreçlerinde belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Özellikle, yüksek içsel motivasyon ve umut duygusuna sahip bireylerin daha rasyonel kararlar aldıkları; geçmişe yönelik yoğun pişmanlık hissi taşıyan bireylerin ise karar verme sorumluluğundan kaçınma ve dışsal yönlendirmelere bağımlı olma eğiliminde oldukları gözlemlenmiştir. Ontolojik iyi oluşun, bireyin yaşamla kurduğu ilişkiyi ve karar verme süreçlerini bütüncül olarak etkileyen önemli bir kavram olduğu sonucuna ulaşılmıştır

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı alan çocuklarda dikkat yetenekleri ve empati arasındaki ilişkinin incelenmesi

    No full text
    This study aimed to investigate the relationship between attention skills and empathy in children diagnosed with Attention-Deficit/Hyperactivity Disorder (ADHD). The sample consisted of 53 children aged 7–12, including 27 with ADHD and 26 typically developing peers. Attention was assessed through the Go/No-Go task, and empathy was evaluated using the Reading the Mind in the Eyes Test (RMET). Additionally, inattention and hyperactivity/impulsivity symptoms were measured with the Turgay DSM-IV-Based Disruptive Behavior Disorders Rating Scale (T-DSM-IV-S). The results indicated that children with ADHD made significantly more omission errors and had lower RMET scores than the control group. A negative correlation was found between RMET total correct scores and inattention scores, and omission error rates. Simple linear regression analyses revealed that omission errors, reaction time, and inattention scores significantly predicted RMET total scores. Demographic variables such as gender and maternal education had a significant effect on omission errors, while age was associated with reaction times. Being an only child was also found to be a significant factor for commission errors. These findings suggest that attentional deficits in children with ADHD may negatively impact their empathy, highlighting the need to consider both cognitive and socio-emotional domains in clinical evaluations and interventions

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇