Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Examination of emotional and cognitive responses of fathers of children with and without pervasive developmental disorders
Bu araştırmanın amacı, yaygın gelişimsel bozukluk (YGB) tanılı çocuğa sahip babalar ile YGB tanısı olmayan çocuğa sahip babaların duygusal ve bilişsel yanıtlarını karşılaştırmaktır. Bu kapsamda, babaların anksiyete ve depresyon düzeyleri ile dikkat, bellek ve yürütücü işlevler gibi bilişsel süreçleri değerlendirilmiştir. Araştırma, betimleyici kesitsel bir desenle yürütülmüş; veri toplama sürecinde Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA) kullanılmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen 80 katılımcı (YGB grubunda 40, kontrol grubunda 40) araştırmacı terapist tarafından değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiş ve verilerin normal dağılım göstermemesi nedeniyle non-parametrik testler uygulanmıştır. Bulgular, YGB tanılı çocuğa sahip babaların MoCA puanlarının daha düşük (p<0.001), BAÖ ve BDÖ puanlarının ise daha yüksek olduğunu göstermiştir (p<0.001). MoCA ile BAÖ ve BDÖ arasında negatif; BAÖ ile BDÖ arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0.001). Eğitim düzeyi arttıkça MoCA puanı yükselmiş (p<0.001), orta gelir grubunda daha yüksek bulunmuştur (p=0.034). Çalışmayan bireylerde anksiyete (p=0.024) ve depresyon düzeyleri (p=0.004) daha yüksektir. Tek çocuk sahibi olan bireylerin MoCA puanı daha yüksek bulunmuştur (p=0.029). Sonuçlar, babaların çocuk gelişiminde duygusal ve bilişsel süreçlerde önemli roller üstlendiklerini göstermekte ve ergoterapi uygulamalarında babaların sürece aktif katılımının gerekliliğine dikkat çekmektedir
A reciprocal examination of parent-child-peer relationships in preschool children
Bu araştırma, ebeveyn-çocuk ilişkisinin okul öncesi dönemdeki çocukların akran ilişkilerine ve çeşitli değişkenler bağlamında incelemek amacıyla ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Şanlıurfa ilinin Hilvan ilçesindeki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı iki farklı devlet okul öncesi eğitim kurumunda, 2024-2025 eğitim öğretim yılında eğitim gören 4-6 yaş arası 167 çocuğun ebeveynleri ve öğretmenlerinden Nisan-Mayıs 2025 tarihleri arasında veriler toplanmıştır. Ebeveynlerden "Demografik Bilgi Formu" ve "Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği"; okul öncesi öğretmenlerinden ise "Akran İlişkileri Ölçeği Öğretmen Formu" doldurulması istenmiştir. Bu formun aynı çocuk ve aynı ebeveyn için doldurulması istenmiştir. Bu formlar aynı çocuk ve aynı ebeveyn göz önüne alınarak doldurtulmuştur. Araştırma sonuçları, çocukların olumlu ebeveyn-çocuk ilişkilerinin; gelir düzeyi, ebeveynlerin öğrenim durumu, çocuk sayısı, anne ve babayla geçirilen günlük zaman gibi faktörlerle anlamlı şekilde ilişkilendiğini ortaya koymuştur. Anneyle geçirilen zamanın artması, olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisinin azalmasına; baba ile geçirilen zaman ise mağduriyet puanları ile ilişkilidir. Ayrıca, çocukların sosyal etkileşim ve mağduriyet düzeylerinin doğum sırasına ve kardeşlerle ilişki kalitesine bağlı olarak değiştiği görülmüştür. Bununla birlikte, evlilik süresi, aile tipi, annenin çocukla ilişki düzeyi gibi bazı değişkenler ile zorbalık, sosyal etkileşim ve akran ilişkileri arasında anlamlı ilişkiler bulunmamıştır. Bu bulgular doğrultusunda, ebeveynlerin çocuklarıyla nitelikli zaman geçirmesinin, olumlu ebeveyn-çocuk bağlarının güçlendirilmesinin ve çocukların sosyal becerilerinin desteklenmesinin önemi vurgulanmaktadır. Ayrıca, çocuk gelişimi araştırmalarında farklı değişkenlerin etkileşimlerinin kapsamlı şekilde incelenmesi gerekliliği ortaya konmuştur
The new era of digital art: An examination of ai programs and works from the perspective of artists
Son yıllarda dijital teknolojilerdeki gelişmelerle birlikte, yapay zekâ destekli sanat uygulamaları hem üretim süreçlerinde hem de estetik anlayışta önemli bir değişim yaratmıştır. Geleneksel sanat algısının yerini giderek daha deneysel ve teknolojik bir sanatsal yaklaşım almıştır. Bu dönüşüm, sanatçılar açısından hem yeni olanaklar sunmuş hem de çeşitli kavramsal ve pratik tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, araştırma, sanatçıların yapay zekaya yönelik tutumlarını, bu teknolojilerin sanatsal üretimdeki rolünü ve yapay zeka ile sanat arasındaki sınırların nasıl belirlendiğini detaylı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Üsküdar Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu'nun 30.10.2024 tarih ve 61351342/020-467 sayılı kararı ile gerçekleştirilen araştırmada nicel bir yöntem benimsenmiştir ve veri toplama aracı olarak çevrim içi anket uygulanmıştır. Sanatçılardan elde edilen veriler doğrultusunda, yapay zekâ destekli sanat uygulamalarına yönelik algılar, kullanım sıklıkları ile bu teknolojilere dair etik ve yaratıcı sınırlamalara ilişkin görüşler analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, sanatçıların yapay zekâyı ağırlıklı olarak üretim sürecinde yardımcı bir araç olarak değerlendirdiğini; ancak bu araçların sanatın doğasına ilişkin bazı tartışmaları da beraberinde getirdiğini ortaya koymuştur. Katılımcıların önemli bir kısmı, yapay zekânın sanat üretiminde kullanılmasına olumlu yaklaşmakla birlikte, bu teknolojilerin sanatın özgünlüğü üzerindeki etkilerine dair kararsızlık yaşamaktadır. Anket bulgularına göre, yapay zekâ ile üretilmiş eserlerin geleneksel anlamda sanatsal olup olmadığı sıklıkla sorgulanmaktadır. Bu durum, yapay zekâ destekli sanatın yalnızca teknik yeterlilik açısından değil, aynı zamanda kavramsal ve estetik boyutlarıyla da değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Araştırmanın bulguları, sanatçılar arasında yapay zekâ teknolojilerine yönelik farkındalığın yüksek olduğunu ve bu teknolojilerin üretim sürecinde belirli bir yer edindiğini gösterse de yapay zekânın sanat alanındaki etkilerinin henüz tam anlamıyla biçimlenmediği; bu sürecin hem teknolojik gelişmeler hem de sanatçılar arasında edinilecek deneyimlerle yön kazanacağı anlaşılmıştır. Bu doğrultuda, gelecekte yapılacak araştırmalarda yapay zekâ destekli sanat üretimlerinin sanatsal değeri, toplumsal kabulü ve etik boyutlarının daha kapsamlı biçimde incelenmesinin alana önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir
Minimalizmin tüketici davranışları ve pazarlama etkililiği üzerindeki etkisi
Amidst the clutter of modern marketing, minimalism emerges as a compelling strategy, influencing consumer behavior through its simplicity and clarity. This study investigates the psychological and cognitive mechanisms activated by minimalist design, exploring its impact on consumer engagement, brand perception, and evaluations of quality, value, and price. Employing surveys and eye-tracking experiments, we analyze cultural and demographic factors that shape consumer responses to minimalist and traditional advertising designs. The results reveal that minimalist designs enhance visual attention and recall while fostering positive brand associations. Participants perceived minimalist advertisements as higher in quality and more effective than traditional designs, regardless of demographic differences. Building upon a thorough literature review and a robust theoretical framework, this study offers practical recommendations for utilizing minimalism in marketing to create lasting consumer connections
Associations between perceived parenting styles, communication skills, and anxiety levels
Bu araştırma, bireylerin algıladıkları ebeveyn tutumları ile iletişim becerileri düzeylerinin sürekli kaygı ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Ayrıca bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği de değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında veri toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği- Çocuk Formu (KAET-Ç), İletişim Becerileri Değerlendirme Ölçeği (İBDÖ) ve Sürekli Kaygı Envanteri kullanılmıştır. Çalışmaya, 86'sı erkek, 217'si kadın olmak üzere 18-35 yaş aralığında toplam 303 katılımcı katılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan katılanların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Ölçek düzeylerini belirleyen boyutlar arasındaki ilişkiler pearson korelasyon ve lineer regresyon analizleri aracılığıyla incelenmiştir. Katılanların tanımlayıcı özelliklerine göre ölçek düzeylerindeki farklılaşmaların incelenmesinde bağımsız gruplar t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi; F,p: Anlamlılık; η2: Etki Büyüklüğü (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) analizlerinden faydalanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre annenin reddediciliği, sürekli kaygının en güçlü yordayıcılarından biri olarak öne çıkarken, annenin duygusal sıcaklığı ve bireyin iletişim becerileri kaygı düzeyini azaltıcı yönde etkili olmuştur. Baba tutumları arasında yalnızca koruyuculuk değişkeni anlamlı bir biçimde kaygıyı artıran bir faktör olarak belirlenmiştir. Demografik değişkenler bağlamında, cinsiyet, yaş ve ebeveynlerin medeni durumu gibi bazı faktörlerin kaygı ve iletişim becerileri üzerinde anlamlı etkileri bulunurken; diğer değişkenlerde anlamlı farklar saptanmamıştır. Bulgular, bireyin kaygı düzeyinin hem içsel yeterlilikler hem de ailevi dinamiklerle ilişkili olduğunu göstermektedir
Expression of negative attitudes toward migrants in Turkey through social media: The case of the 14 May 2023 elections
Son yıllarda kitlesel göç, dijital medyada göçmenlere yönelik söylemlerin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Sosyal medya, bu söylemlerin üretildiği önemli bir mecra hâline gelmiştir. Özellikle seçim dönemleri gibi önemli toplumsal olaylar sırasında, göçmen karşıtı söylemlerde belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Bu çalışma, 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde sosyal medya platformlarında, özellikle X (Twitter) üzerinden Suriyeli göçmenlere yönelik üretilen ayrımcı söylemlerin nasıl şekillendiğini incelemektedir. Van Dijk'in Eleştirel Söylem Analizi yaklaşımı temel alınarak yürütülen araştırmada, 28 Nisan–15 Mayıs 2023 tarihleri arasında toplanan 654 tweet analiz edilmiştir. Söylemler yapısal ve söylemsel özellikleri açısından değerlendirilmiş; "ifşa etme", "nefret", "tepki gösterme", "etiketleme", "iftira", "aşağılama", "suçlama" ve "ötekileştirme" gibi temalar öne çıkmıştır. Analiz bulguları, sosyal medya platformlarında göçmen karşıtı söylemlerin belirli kalıp yargılar ve ideolojik çerçeveler doğrultusunda nasıl üretildiğini ortaya koymaktadır. Özellikle seçim dönemlerinde, siyasetçilerin söylemleriyle benzerlik gösteren bu paylaşımların, sosyal medyada daha yaygın hale geldiği ve toplumsal ayrışma eğilimleriyle ilişkilendirilebilecek biçimlerde kullanıldığı gözlemlenmiştir. Sosyal medyanın anonimlik ve denetimsizlik gibi yapısal özellikleri, bu tür söylemlerin dolaşıma girmesini kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda, çalışma dijital ortamlarda sorumlu dil kullanımının teşvik edilmesi, dijital medya okuryazarlığının artırılması ve göçmen karşıtı söylemlerle mücadeleye yönelik politika önerilerinin geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Sosyal medya dili ile toplumsal ayrışma dinamikleri arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik sunduğu çerçeveyle, araştırma; politika yapıcılar, medya profesyonelleri ve araştırmacılar için katkı sağlamayı hedeflemektedir
Bloodstain pattern analysis with image processing and numerical modeling
Ateşli silah yaralanmaları sonucunda meydana gelen ileri ve geri serpinti kan lekesi modellerini incelemenin amacı, fail, mağdur ve olay yeri arasındaki ilişkiyi daha doğru ve ayrıntılı bir şekilde tanımlamaktır. Bu çalışmada, ileri serpilen kan lekelerinin görüntü işleme ve numerik modelleme yaklaşımı ile MATLAB programı yardımıyla kan kaynağının, yani mağdurun olay yerindeki yaklaşık konumunu belirlenmesi amaçlanmıştır. Bir deney düzeneği kurulmuş ve bitişik atış, yakın atış ve uzak atış olarak üç çeşit farklı atış mesafesinde atışlar gerçekleştirilmiştir. Toplamda yirmi adet ileri-serpinti kan lekesi modeli elde edilmiştir. MATLAB programında ileri-serpinti görüntüleri işlenerek elipsler tespit edilmiş, çarpma açıları hesaplanarak ve tanjant metodu yardımıyla kaynak bölgesinin yerini gösteren 2B ve 3B görseller oluşturulmuştur. Sonuç olarak kodun, kan lekelerinin kaynak mesafesinin 35 cm, 50 cm ve 100 cm olduğu sonuçlarda kan kaynağı konumu olan belirlemede daha iyi çalıştığı görülmüştür. Kısa kaynak mesafeleri ve uzun mesafe atışlar için kodun iyileştirilmesi gerekmekte. Fotoğraf kalitesi, zerrecik modeli lekelerin ortaya çıkması gibi faktörlerin de unutulmaması gerekmektedir
Efficacy of 200 IU OnabotulinumtoxinA (Botulinum Toxin Type A) in Patients with Idiopathic Overactive Bladder Resistant to Anticholinergic Treatment: A Retrospective Analysis
Objective: This study aimed to evaluate the efficacy and safety of 200 IU of onabotulinumtoxinA in patients with idiopathic overactive bladder (OAB) and urinary incontinence who had previously shown no response to anticholinergic treatment. This study also sought to examine the impact of a reduction in bladder wall thickness (BWT) on treatment outcomes. Material and Methods: A retrospective analysis was conducted on patients treated between January 2016 and June 2022. Baseline symptoms and quality of life data were compared with those obtained six months post-treatment. Baseline ultrasound (US)-measured post-void residual urine (PVR) and BWT were recorded. Patients with a history of neurological disorders, anticholinergic-naive patients, those diagnosed with bladder cancer, and those with bladder outlet obstruction were excluded. Results: This study included 60 patients (41 females and 19 males) with a mean age of 36.05 years. At six months, statistically significant improvements were observed in OAB symptoms, including average urination frequency, nocturia, and incontinence episodes (p<0.001). Noteworthy reductions in BWT were also observed (median and mean values decreased from 5.25 mm and 5.22 mm to 4.60 mm and 4.66 mm, respectively). Two patients experienced urinary tract infections, and none required clean intermittent catheterization (CIC). Conclusions: OnabotulinumtoxinA demonstrated substantial improvements in symptoms and patient-reported outcomes in patients who previously failed to respond to anticholinergic treatment. BWT reduction may be a valuable parameter for evaluating treatment success, although further research with statistical analysis is necessary. Keywords: botulinum toxin type A, onabotulinumtoxinA, overactive bladder, randomized controlled trial, urinary incontinence, bladder wall thicknes
Determination of mental health literacy levels of nurses and midwives working in a family health center
Bu çalışma Kocaeli ilinin Çayırova, Darıca ve Gebze ilçelerinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) görevli hemşire ve ebelerin ruh sağlığı okuryazarlık düzeyinin belirlenmesi amacıyla 200 (144 hemşire ve 56 ebe) kişiyle gerçekleştirilmiştir. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" ve "Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RHOÖ)" ile toplanmış ve SPSS for Windows 22 kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcılar çoğunlukla kadın (%95,5), 32-38 yaş arasında (%32,5), evli (%75,5) olup %72,5'i lisans mezunudur. Bireylerin %51,5' inin gelirinin giderine eşit olduğu, %26'sı 6-10 yıldır mesleğinde çalışmakta iken %57,5' inin ASM' de 1-5 yıl arasında çalıştığı belirlenmiştir. Sağlık profesyonelleri ruhsal hastalığı olan bireylere yönelik en fazla üzüntü (%23,1) hissettikleri görülmüştür. Hemşirelerin ruh sağlığı okuryazarlığı ölçek puan ortalamalarının 96,97±10,76, ebelerin ruh sağlığı okuryazarlığı ölçek puan ortalamalarının 95,98±10,47 olduğu belirlenmiştir. '' Kendi kendine yardım'' alt boyutunda ve ''Profesyonel yardıma ulaşabilmeye yönelik bilgi'' alt boyutunda hemşire grubunun puanı ebe grubundan daha yüksek bulunmuş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Bu bulgular doğrultusunda aile sağlığı merkezlerinde çalışlan hemşirelerin ve ebelerin ruh sağlığı okuryazarlığı düzeylerinin yeterli olmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle hemşire ve ebelere hizmet içi eğitimlerde ruh sağlığı okuryazarlığı eğitimlerinin verilmesi önerilmektedir
Chronic Quetiapine Administration Has a Therapeutic Effect on Anxiety and Depression‐Like Behavior in a Chronic Unpredictable Mild Stress (CUMS) Rat Model
ABSTRACTBackgroundThe mechanisms underlying quetiapine's effects on anxiety‐ and depression‐like behaviors induced by chronic unpredictable mild stress (CUMS) remain unclear. This study aimed to evaluate the therapeutic potential of quetiapine in a rat model of CUMS.Materials and MethodsIn the first experiment, 40 adult female Wistar albino rats were randomly assigned to either a control group (non‐stressed, n = 20) or a chronic unpredictable mild stress (CUMS) group (n = 20) for 28 consecutive days. To evaluate stress‐related behavioral changes, the sucrose preference test (SPT), fecal boli count, and elevated plus maze (EPM) test were conducted on days 29 and 30. In the second experiment, on day 30, animals from both initial groups were further divided into four experimental groups (n = 10 per group): (1) Control (1 mL saline, i.p., for 30 days), (2) Quetiapine (QET; 10 mg/kg/day, i.p., for 30 days), (3) CUMS only (no treatment), and (4) CUMS + QET (10 mg/kg/day, i.p., for 30 days). Following treatment, behavioral assessments (SPT, forced swim test (FST), elevated plus maze test (EPM), and fecal boli count) were conducted on days 61, 62, and 63.ResultsCUMS induced significant anxiety‐ and depression‐like behaviors. Chronic quetiapine administration (10 mg/kg/day) reversed these behavioral deficits, suggesting antidepressant and anxiolytic effects.ConclusionQuetiapine alleviates CUMS‐induced anxiety and depression‐like behaviors, supporting its potential as both monotherapy and adjunctive treatment in stress‐related disorders. Further research should explore sex differences, dose‐response effects, biochemical or molecular markers, and other stress paradigms to optimize clinical relevance