Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Examination of the relationship between blue-collar workers' levels of cyberchondria and food neofobia with macro and micro nutrient intake and anthropometric measurements

    No full text
    Araştırmanın amacı mavi yaka çalışanlarının siberkondri ve gıda neofobisi düzeylerinin makro, mikro besin öğesi alımı ve antropometrik ölçümlerle ilişkisini incelemektir. Çalışma kesitsel ve gözlemsel olarak tasarlanmıştır. Araştırmaya 201 katılımcı dahil edilmiştir. Veriler için Besin Tüketim Sıklığı Anketi, Gıda Neofobisi Ölçeği (GNÖ), Siberkondri Ciddiyeti Ölçeği(SCÖ) kullanılmıştır. Analizler SPSS 26 yazılımı kullanılarak yapılmış, istatistiksel anlamlılık düzeyi ise p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Veri analizleri sonucunda, kronik hastalıklar ile SCÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bunun yanı sıra, yaş ile GNÖ puanı arasında da anlamlı pozitif bir ilişki gözlemlenmiştir. Yaş ilerledikçe bireylerin besin neofobisi puanlarının arttığı belirlenmiştir (s=0,140; p<0,05). Normal çalışma düzenine sahip katılımcıların BNÖ toplam puanları ile karbonhidrat oranı (CHO, %) arasında istatistiksel olarak anlamlı, ancak zayıf düzeyde pozitif bir ilişki olduğu bulunmuştur(p<0,05). Mavi yaka çalışanlarına yönelik beslenme eğitimi programları ve stres yönetimi stratejileri, sağlık sorunlarını iyileştirmede kritik öneme sahip olabilir. Ayrıca, vardiyalı çalışanların sağlığını korumaya yönelik düzenli taramalar ve uygun beslenme önerileri geliştirilmelidir

    A comparison of the relationship between body image and attachment styles in housewives and working women

    No full text
    Bu araştırmada ev hanımları ve çalışan kadınların beden algısı ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin karşılaştırılması amaçlanmıştır Ek olarak, araştırmada kadınların eğitim düzeyi, medeni durumu, aylık geliri, çocuk sahibi olup olmama durumu ve evde yaşayan kişi sayısı da bu ilişkideki rolleri açısından incelenmiştir. Araştırmaya İstanbul ilinden 75 ev hanımı 75 çalışan kadın olmak üzere toplam 150 kadın katılmıştır. Veri toplama araçları olarak Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği, Bedeni Beğenme Ölçeği ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada kadın katılımcıların bağlanma stilleri ve çalışma durumlarının beden algısı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Mann–Whitney U testi, Kruskal–Wallis H testi, ANOVA, Spearman korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Sonuçlara göre, çalışan kadınların beden algısı ev hanımlarına kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Bağlanma stillerinin çalışma durumuna göre anlamlı farklılık göstermediği, ancak güvenli bağlanma ile beden algısı arasında pozitif; kaygılı/kararsız bağlanma ile ise negatif ilişki olduğu belirlenmiştir. Kaçıngan bağlanma ile beden algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Regresyon analizleri, çalışma durumunun bazı bağlanma stilleriyle beden algısı arasındaki ilişkide düzenleyici bir rol oynadığını göstermiştir. Eğitim düzeyi yalnızca güvenli bağlanma üzerinde anlamlı fark yaratmış, diğer demografik değişkenlerin etkisi sınırlı kalmıştır. Bulgular doğrultusunda, alanda çalışan uzmanlara çeşitli öneriler sunulmuştur

    The effect of therapeutic alliance skills on student participation in special education and rehabilitation centers

    No full text
    Bu araştırmanın temel amacı, terapötik ittifak becerilerinin öğrenci katılımı üzerindeki etkisini gözlemlemektir. Buradaki öğrenci katılımı, bireyin terapiste veya uzman öğreticiye yönelik ilgisi ve derse katılım konusundaki genel motivasyonunu kapsamaktadır. Terapötik ittifak; terapist ile danışan arasında terapi sürecinde kurulan iş birliğini ifade etmektedir. Bu iş birliği süreci, çalışmada kullanılacak olan ölçek ve anketleri de içerecek şekilde yapılandırılmıştır (Wedding & Corsini, 2012). Terapötik ittifak, sağlıklı bir terapi sürecinin sürdürülebilmesi için oldukça kritik olan koşulsuz olumlu kabul, empatik anlayış ve uyum becerilerini barındırır (Sommers-Flanagan & Sommers-Flanagan, 2016). Bu becerilerin etkin biçimde ortaya konulabilmesi ise yapıcı iletişim yöntemleri, gelişmiş duygusal zekâ ve bireyin kendini tanıma kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Terapötik ittifak, yalnızca terapi bağlamında değil, aynı zamanda özel eğitim uygulamalarında da vazgeçilmez bir yere sahiptir. Özellikle dezavantajlı bireylerle yürütülen çalışmalarda bu kavramın önemi daha da belirginleşmektedir. Uluslararası literatürde, özellikle İngilizce kaynaklarda terapötik ittifaka sıkça yer verildiği görülmektedir. Ancak Türkçe özel eğitim yazınında bu kavrama yeterince yer verilmediği dikkat çekicidir. Literatürde bazı metinlerde kavrama atıfta bulunulsa da, gerek lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyindeki eğitim programlarında, gerekse sahadaki uygulamalarda terapötik ittifaka dair sistematik bir yaklaşıma rastlanmamaktadır. Bu çalışma ile, terapötik ittifakın Türkçe özel eğitim literatüründe daha görünür hale gelmesini sağlamak ve konunun uygulama alanında da karşılık bulmasına katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Çalışmamızda kullandığımız deneysel model ile bu kavramın bilimsel çerçevede ele alınması, tüm topluma ve dezavantajlı bireylere yönelik hizmet kalitesinin artırılmasına katkı sağlayacaktır. Terapötik ittifakın Türkçe kaynaklarda yeterince yer almamasının birkaç temel nedeni bulunmaktadır. En belirgin nedenlerden biri, Türkiye'de özel eğitimin Millî Eğitim Bakanlığı'na (MEB) bağlı kurumlar aracılığıyla yürütülmesi ve özel eğitim öğretmenlerinin eğitim fakülteleri çatısı altında yetiştirilmesidir. Bu yapı nedeniyle özel eğitim süreçleri, klinik değil daha çok eğitsel bir perspektiften ele alınmaktadır. Ancak bu yaklaşım, özel eğitimin doğasına tam anlamıyla karşılık vermemektedir. Çünkü özel eğitim, özünde klinik bir alandır. Bunun temel nedeni, üzerinde çalışılan bireylerin farklı patolojilere sahip olmasıdır. MEB'in özel eğitim merkezleri için oluşturduğu destek eğitim programları (örneğin, Otizm Spektrum Bozukluğu, Zihinsel Yetersizlik, Özgül Öğrenme Güçlüğü vb.) DSM-5 ve ICD gibi uluslararası tanı sistemlerinde patolojik durumlar olarak sınıflandırılmaktadır (APA, 2013; WHO, 2019). Davison ve Neale'in (2011) tanımına göre bir durumun patolojik olarak kabul edilmesi için iki temel koşulun sağlanması gerekir: bireyin acı verici yaşam deneyimlerine sahip olması ve bu durumun sosyal ya da mesleki işlevselliği olumsuz etkilemesi. Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, özel eğitim sürecinde çalışılan bireylerin çoğu bu tanımlara uymakta ve dolayısıyla özel eğitim de bir klinik alan olarak kabul edilmelidir. Bu doğrultuda, terapötik ittifak becerileri, özel eğitimde yürütülen terapi süreçlerinin etkinliği açısından birincil öneme sahiptir. Bu kavramın, Türkçe özel eğitim literatüründe hak ettiği yeri bulması için yapılan bu çalışma, mevcut boşluğu doldurma açısından önemli bir katkı sunmayı hedeflemektedir

    Investigation of the effect of structured occupational therapy intervention on attention and functional independence in children with neurodevelopmental disorders

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, nörogelişimsel bozukluğu olan çocuklarda yapılandırılmış ergoterapi müdahalesinin dikkat düzeyi ve fonksiyonel bağımsızlık üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Deneysel tasarımda yürütülen çalışmaya, 5–12 yaş arası, nörogelişimsel bozukluğu tanılı, 21'i müdahale, 21'i kontrol grubunda olmak üzere toplam 42 çocuk ve bakım verenleri dahil edilmiştir. Müdahale grubuna haftada bir seans olmak üzere 8 hafta boyunca yapılandırılmış ergoterapi programı uygulanmış, kontrol grubunda ise standart ergoterapi temelli müdahaleler sürdürülmüştür. Müdahale öncesi ve sonrası dikkat düzeyi için DSM-5 Düzey 2 Dikkatsizlik Ölçeği, fonksiyonel bağımsızlık için WeeFIM (Çocuklar için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği), aktivite performansı ve memnuniyet düzeyleri için KAPÖ(Kanada Aktivite Performans Ölçeği), ebeveyn yükü için Zarit Bakıcı Yük Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Müdahale grubunda dikkatsizlik semptomlarında anlamlı azalma saptanmıştır (p = 0,001); kontrol grubunda anlamlı değişiklik gözlenmemiştir. Müdahale grubunda ayrıca fonksiyonel bağımsızlık (p <0,001), kendine bakım (p < 0,001), sosyal iletişim (p < 0,001), KAPÖ performans ve memnuniyet (p < 0,001) düzeylerinde anlamlı gelişmeler kaydedilmiştir. Zarit Bakıcı Yük puanlarında anlamlı düşüş gözlenmiştir (p < 0,001). Sonuç olarak, yapılandırılmış ergoterapi müdahalesi, nörogelişimsel bozukluğu olan çocukların dikkat, fonksiyonel bağımsızlık, günlük yaşam becerileri ve ebeveyn yükünü azaltmada etkili ve uygulanabilir bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir

    The word frequency and age of acquisition effect on directed forgetting

    No full text
    Sıklığı ve Kazanma Yaşının Yönlendirilmiş Unutma (Directed Forgetting) Üzerindeki Etkisi, Doktora Tezi, İstanbul, 2025 Yönlendirilmiş unutma (YU – Directed forgetting) niyetli (isteğe bağlı) unutmanın mümkün olup olmadığını anlamak için kullanılan bir araştırma tekniğidir. Bu teknik iki farklı yöntemle uygulanmaktadır; item yöntemi ve liste yöntemi. Bu yöntemlerin her ikisiyle de katılımcılara "unut!" yönergesi verilen itemler, "hatırla!" yönergesi verilen itemlerden daha az anımsanmıştır; bu olguya yönlendirilmiş unutma etkisi (directed forgetting effect) adı verilmektedir. Bellek literatüründe çeşitli faktörlerin YU'yı etkilediği bulunmuştur ki bunlardan birisi de materyal olarak kullanılan kelimenin özellikleridir (örneğin, somutluk, çağrışım, uzunluk, canlılık gibi). Ancak kelimenin önemli bir özelliği olan ve belleği etkilediği bilinen kelime sıklığı'nın (Word frequency) YU'yı etkileyip etkilemediği item yöntemiyle araştırıldığı halde liste yöntemiyle araştıran bir çalışmayla karşılaşılmamıştır. Bu nedenle araştırmamızda kelime sıklığının liste yöntemiyle YU'yı etkileyip etkilemediği araştırılmıştır. Materyal olarak hem salt yaygın (common/High frequency) veya salt nadir (Low frequency) kelimelerden oluşan (pure) listeler hem de yaygın ve nadir kelimelerin birlikte oluşturduğu karma (mixed) listeler kullanılmıştır. Araştırmamızda ikinci olarak, bellek literatüründe kazanma yaşı (age of acquisition) ile kelime sıklığı arasında bulunmuş olan korelasyonun, YU olgusunda da gözlenmesi gerektiği muhakeme edilerek bu ikisinin YU'ya etkileri arasında bir korelasyonun gözlenmesi beklenmiştir. Kazanma yaşı değişkeninin etkisi ise erken kazanılmış (early acquired) ve geç kazanılmış (late acquired) kelimeler kullanılmıştır. Analiz sonuçları klasik YU etkisi ortaya çıkarmıştır; yani hem salt hem de karma listelerde "Hatırla!" yönergesi verilen kelimeler, "Unut!" yönergesi verilen kelimelerden daha fazla hatırlanmıştır (recall test), ve bu fark, tanıma (recognition) testinde kaybolmuştur. Ancak, araştırmamızda YU'ya etkisi araştırılmış olan kelime sıklığı değişkeninin bir etkisi gözlenmemiştir. Öte yandan kazanma yaşında ne klasik YU etkisi ne de kazanma yaşının bir etkisi gözlenmemiştir. Nihayet, kelime sıklığı ile kazanma yaşı hatırlama sonuçları arasında, literatüre uygun şekilde, bir korelasyon bulunmuştur. Kelime sıklığının ve kazanma yaşının neden YU'yı etkilemediği, literatürdeki teorik yaklaşımlar ışığında tartışılmıştır

    Evaluation of critical care competencies of nurses working in intensive care units

    No full text
    Amaç: Tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarımla planlanan araştırma yoğun bakım hemşi-relerinin sahip olduğu bilgi, beceri ve tutum düzeylerini analiz ederek mevcut durumun belirlenmesi ve etkileyen faktörleri analiz etmek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde faaliyet gösteren bir eğitim ve araş-tırma hastanesinde görev yapan 165 yoğun bakım hemşiresini kapsamaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, tüm evrene ulaşılması hedeflenmiş olup toplam 149 hem-şireye ulaşılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından oluşturulan Hemşire Tanıtım Formu ve Yoğun ve Kritik Bakım Hemşireliği Yetkinlik Ölçeği kullanılarak toplanmış ve SPSS 29.0 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmanın bulgularına göre, Yoğun ve Kritik Bakım Hemşireliği Yetkinlik Ölçeği genel puan ortalaması (471,21±53,68) "mükemmel" yetkinlik düzeyinde yer al-maktadır. Alt boyutlar incelendiğinde, Tutum ve Değer Temeli alt boyutu (165,05±18,01) en yüksek ortalamaya sahipken, Bilgi Temeli alt boyutu (152,04±20,37) daha düşük bir ortalama göstermektedir. Bu sonuçlar, yoğun bakım hemşirelerinin kritik bakım yetkinlik-lerinin oldukça yüksek olduğunu ve özellikle hasta bakımına yönelik tutum ve değer bo-yutunda güçlü bir performans sergilediklerini ortaya koymaktadır. Sonuç: Araştırmanın sonucu; yoğun bakım hemşirelerinin kritik bakım yetkinlikleri-nin mükemmel yetkinlik düzeyinde olduğunu ayrıca yaş, eğitim düzeyi, yoğun bakım ünitesinde çalışmaya istekli olma ve mesleki deneyimleri gibi sosyo-demografik değişken-lerin yetkinlik düzeyleri üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Çalışma, yoğun bakım hemşireliğinde mesleki standartların geliştirilmesi, eğitim politikalarının gözden geçirilme-si ve hasta sonuçlarının iyileştirilmesi için önemli veriler sunmaktadır

    Alzheimer hastalığı ve glioblastoma tedavisi için ilaç yeniden konumlandırması

    No full text
    Neuroinflammation plays a pivotal role in the progression of both Alzheimer's disease (AD) and glioblastoma multiforme (GBM), making it a promising therapeutic target, especially in patients affected by both conditions. CD11b, a key integrin subunit of the MAC1 complex, is implicated in microglial activation in AD and immune activity in GBM. This study employed a computational drug repositioning strategy to identify FDA-approved compounds capable of modulating CD11b activity via two distinct binding sites. A structure-based screening approach was conducted using the DrugBank database and Schrödinger's Maestro suite. The CD11b structure (PDB ID: 1M1U) underwent preparation and molecular docking, followed by molecular dynamics (MD) simulations and MM-GBSA calculations to evaluate binding stability and free energy. Ten candidate compounds were assessed for their binding affinities, pharmacokinetic properties, and toxicity profiles. The analysis identified Pentetreotide and Gallium Ga-68 gozetotide as the most promising repositioning candidates. Pentetreotide, targeting Binding Site 1, showed the strongest binding affinity and favorable safety metrics, including low hepatotoxicity, mutagenicity, and hERG inhibition, despite its limited blood-brain barrier (BBB) permeability. Gallium Ga-68 gozetotide, targeting Binding Site 2, also demonstrated strong binding and safety potential, supporting its repositioning as a theranostic agent. These findings suggest that CD11b-targeted repositioned drugs can provide dual benefits by attenuating chronic microglial activation in AD and countering tumor-associated immune activity in GBM. This work highlights the value of structure-based drug repurposing for immune modulation in central nervous system diseases. Future research should focus on in vitro validation using microglial and glioblastoma models, in vivo efficacy studies, and formulation strategies to overcome BBB challenges. Ultimately, CD11b-targeting agents like Pentetreotide and Gallium Ga-68 gozetotide may offer a unified therapeutic approach for two distinct yet immunologically linked pathologies

    Examination of the relationship between adolescents' emotion regulation skills, risk-taking behaviors and their psychological well-being

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, ergenlerin duygu düzenleme becerileri ve pozitif risk alma davranışları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemektir. Araştırma, İstanbul'un Anadolu yakasında yer alan özel liseler ile özel öğretim kurslarında öğrenim gören 14–18 yaş aralığındaki 384 ergen ile yürütülmüştür. Veriler, "Demografik Bilgi Formu", "Çocuk ve Ergenlerde Duygu Düzenleme Ölçeği", "Ergenlerde Pozitif Risk Alma Ölçeği" ve "EPOCH Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi, regresyon analizi ve çoklu karşılaştırmalarda Tukey HSD testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgulara göre, bastırma stratejisi açısından cinsiyet farklılıkları görülmüş, erkeklerin bu stratejiyi daha fazla kullandığı belirlenmiştir. Ebeveynin medeni durumu yeniden değerlendirme stratejisini anlamlı etkilemiştir. Pozitif risk alma davranışları genel olarak düşük seviyededir; ancak ebeveynin öğrenim düzeyi arttıkça bu davranışlar artmaktadır. Yeniden değerlendirme stratejisi ise demografik değişkenlerden etkilenmemiştir. Korelasyon analizinde, yeniden değerlendirmenin psikolojik iyi oluşun tüm boyutları ile pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişkisi saptanmıştır. Bastırma stratejisi, bağlılık alt boyutu ile pozitif, ilişkililik alt boyutu ile negatif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişkidedir. Pozitif risk alma ile bağlılık arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçları, yeniden değerlendirme stratejisinin psikolojik iyi oluşun anlamlı bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan, bastırma stratejisi ile pozitif risk alma davranışının psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı bir yordayıcı olmadığı belirlenmiştir

    Evaluation of store and category efficiency in the digital transformation process of women's home and intimate apparel retail via frontier analysis

    No full text
    Günümüzde kaynakları etkin kullanmak, hızlı ve etkili karar alabilmek için veri tabanlı yaklaşımlar farklı sektördeki firmalar için gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. Özellikle perakende sektöründe firmalar, talep yönetimi için dijital dönüşüm yöntemlerini kullanmaya yönelik önemli başlangıçlar yapmaktadır. Sezonluk ürün yönetimi ve birden fazla mağazanın planlamasında talep tahmini algoritmaların güvenilirliği ve dijital dönüşüm ile elde edilen karar destek sistemleri, firmaların karlılık ve müşteri memnuniyeti açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda çalışma, kadın iç giyim pazarında faaliyet gösteren lider bir perakende firmasının, 2025 Nisan – 2025 Eylül döneminde satışa sunacağı ürün gruplarından büyük önem taşıyan ev giyim yaz koleksiyonunun, Türkiye genelindeki mağazalarına Frontier analizi yaklaşımı ile dağıtılmasını değerlendirmiş ve öneriler sunmuştur. Araştırmada, mağazaların bir önceki sezon dönemindeki satış performansı metrikleri Veri Zarflama analizi ile kıyaslanarak, mağazaların verimli ve verimsiz parametreleri ortaya konmuştur. Verimsiz mağazalar için referans mağazalar belirlenmiş olup bu mağazalara benzetilmesi gereken parametreler belirtilmiştir. Her bir mağaza, karar birimi (DMU) olarak tanımlanmış; satış alanı, ziyaretçi trafiği ve stok kapasitesi gibi değişkenler girdi, satış adedi, ciro ve brüt kâr gibi göstergeler ise çıktı olarak modellenmiştir. Analiz, girdi kısıtına yönelik CCR modeli temelinde yürütülmüş; böylece çıktıyı sabit tutarken, mağazaların girdileri minimize etme kapasitesi ölçülmüştür. Model çıktıları, mağazaların verimlilik düzeylerini ortaya koymuş; sonuçlar görsel araçlarla desteklenmiştir. Ege Bölgesi'nde yüksek etkinlik gözlenmiş, bazı mağazalar için ise gelişim alanları belirlenmiştir. Talep tahmini ile DEA bulgularının birlikte kullanımı, sezon öncesi planlamaya katkı sunmuştur. Python ile geliştirilen uygulama, dijital dönüşümün operasyonel verimliliğe etkisini örneklemektedir

    Examining the effects of family attitudes and stress levels on feeding habits in normally developing children

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, 2-6 yaş aralığında normal gelişim gösteren çocuklarda aile tutumlarının ve anne babaların stres seviyelerinin beslenme alışkanlıkları üzerine etkisinin araştırılması ve literatüre bu konu ile ilgili daha fazla bilgi kazandırmaktır. Araştırmaya İstanbul ilinde bulunan Ergoterapim-Ergoterapi ve Gelişim Merkezi'nde bulunan ve 2-6 yaş aralığında toplam 37 çocuk dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak ''Davranışsal Pediatrik Beslenme Değerlendirmesi Ölçeği'', ''Montreal Çocuk Hastanesi Beslenme Ölçeği'', ''Ebeveyn Tutum Ölçeği'' ve ''Anne Baba Stres Ölçeği'' çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından ''Kişisel Bilgi Formu'' oluşturulmuştur. Katılımcıların %81,1'i çocuğunu büyütürken kaygı duymakta, %75,7'sinin yapılan seanslar sonrası kaygısı azalmaktadır. Montreal Ölçeği toplan puanlarının Ergoterapim-Ergoterapi ve Gelişim Merkezi'nde haftalık seans sayısına göre anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Haftada 2 seansa gelen çocukların haftalık 1 seans gelen çocuklara oranla ailelerin verdiği cevaplara bakıldığında daha az beslenme problemi yaşadığı yönündedir. Ebeveyn Tutum Ölçeği alt ölçek puanlarının çocuğunu büyütürken kaygı duyma duruma göre anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Davranışsal Pediatrik Beslenme Değerlendirmesi Ölçeği çocuğun yeme sorunları ölçeği toplam ve alt boyut puanlarının öğrenim durumuna göre anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Davranışsal Pediatrik Beslenme Değerlendirmesi Ölçeği toplam ve alt boyut puanları ile anne-baba stres ölçeği toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇