Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
    7325 research outputs found

    Investigation of the relationship between child routines, social skills and emotion regulation skills of preschool children

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemdeki çocukların çocuk rutinleri ile sosyal becerileri ve duygu düzenleme düzeyleri arasında anlamlı düzeyde ilişki olup olmadığına ışık tutmaktır. Araştırmanın örneklemini 242 ebeveyn oluşturmaktadır. Dışlama kriterleri uygulandığında analizler, 2024-2025 eğitim öğretim yılı içinde Türkiye'de yaşayan ve okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-6 yaş aralığında çocuğu olan 177 ebeveynin verileri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli kapsamında yürütülmüştür. Veriler, katılımcılardan çevrim içi anket yoluyla toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Çocuk Rutinleri Ölçeği, Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği ve Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 24 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, disiplin rutinleri alt boyutu sosyal becerilerin en güçlü yordayıcısı olarak bulunmuştur (β = .33, p < .001). Duygu düzenleme ile rutinler arasında genel olarak pozitif ilişki bulunmuştur (r = .26, p < .01); ancak kız çocuklarında çocuk rutinleri ile duygu düzenleme anlamlı bir düzeyde ilişki olmadığı saptanmıştır (B = .009, p = .379). Kız çocuklarında, rutinlerle sosyal becerilerin bazı alt boyutları (örneğin kendini kontrol etme, görev tamamlama, dinleme) arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Elde edilen bulgular, yapılandırılmış ve gelişimsel düzeye uygun rutinlerin, çocukların sosyal-duygusal gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Ayrıca, cinsiyetin bu ilişkilerde belirleyici bir faktör olarak öne çıkması, toplumsal cinsiyet rolleri ve ebeveynlik biçimlerinin çocuk gelişimine etkisini düşündürmektedir. Bu doğrultuda, ailelerin evde esnek ama tutarlı rutinler oluşturması; eğitimcilerin ise sınıf içi rutinleri planlarken bireysel ve toplumsal farklılıklarla birlikte cinsiyet rollerini de göz önünde bulundurması önerilmektedir

    Validity and reliability of the ideational praxis test in Turkish and the importance of ideational praxis in occupational therapy

    No full text
    Bu araştırmanın amacı; Teresa May Benson tarafından çocuklarda fikir üretmeyi değerlendirmek için geliştirilmiş olan İdeasyonel Praksi Testi'nin (İPT) Türkçe'ye uyarlanmasıdır. Bu doğrultuda TİP (Test of İdeational Praxis) testinin dilsel eşdeğerlik, geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise 6-12 yaş çocukların fikir üretme becerilerinin çeşitli değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, tanı grubu, duyusal işlemleme) farklılaşıp farklılaşmaması incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2024-2025 yılları arasında İstanbul ilinde yer alan özel, devlet okullarında öğrenci olan, 6-12 yaş arası normal gelişim gösteren ve özel terapi merkezlerinde takibi yapılan 6-12 yaş otizm spektrum bozukluğundaki çocuklar oluşturmaktadır. İPT'nin dilsel eşdeğerliği sağlandıktan sonra, testin geçerlik çalışmaları için yapı geçerliği, içerik geçerliği hesaplanmıştır. Ölçek maddelerinin normal dağılıma uygunluğunu değerlendirmek amacıyla basıklık (Kurtosis) ve çarpıklık (Skewness) değerleri incelenmiştir. Literatürde, değişkenlerin çarpıklık ve basıklık değerlerinin +1.5 ile -1.5 (Tabachnick & Fidell, 2013) veya +2.0 ile -2.0 (George & Mallery, 2010) aralığında olması normal dağılım için kabul edilebilir sınırlar içinde değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda İdeasyonel praksi toplam puanının basıklık (-0,420) ve çarpıklık (0,269) değerlerinin belirtilen sınırlar içinde olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, ölçek puanlarının normal dağılıma uygun olduğunu göstermektedir. Ölçeğin ayırt ediciliğini değerlendirmek amacıyla bağımsız gruplar t-testi uygulanmış ve alt ve üst %27'lik gruplar arasında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Ölçüt geçerliliğini belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon Analizi yapılmış ve İPT'NİN duyu bütünleme becerileriyle güçlü ilişkiler gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca, ölçeğin tanı koymadaki ayırt ediciliğini test etmek amacıyla ROC (Receiver Operating Characteristic) analizi uygulanmıştır. Bu analizler, İdeational Praxis Testi'nin psikometrik özelliklerini değerlendirmek ve ölçeğin geçerliliğini test etmek için kapsamlı bir istatistiksel süreç izlenerek gerçekleştirildiğini göstermektedir. Ülkemizde ve dünyada ideasyonel praksiye dair araştırmalar yeteri kadar bulunmamaktadır. Bunun yanında ideasyonel praksiyi direkt testleyebileceğimiz test sayısı yeterli değildir. Duyu bütünleme ve praksi zorlukları olan çocuklarla çalışan ergoterapistler, motor planlama ve çocuğun ürettiği fikirlerdeki güçlüklerini belirlemek için hızlı, geçerli ve güvenilir değerlendirmelere ihtiyaç duyarlar. İdeasyonel praksi bu klinik ihtiyacı karşılayabilecek fikir üretme becerilerini taramak için 5 dakikalık bir testtir. İPT, kolay uygulanabilirliği, test süresi bakımından kısa ve pratik olması sebebiyle tercih edilmiştir. Bu test sayesinde fikir üretme becerileri kolaylıkla değerlendirilebilecekti

    The effects of reformer pilates and manual techniques on pain, kinesiophobia, range of motion, quality of life, muscle strength, flexibility and shortening in women with chronic low back pain

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, kronik bel ağrısı (KBA) olan kadınlarda yalnızca manuel uygulamaların etkisi ile manuel uygulamalara eklenen Reformer Pilates egzersizlerinin; ağrı, kinezyofobi, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, gövde enduransı, fonksiyonel düzey ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya Kayroterapi Egzersiz Merkezi'ne başvuran KBA'lı 40 kadın gönüllü dahil edilmiştir. Katılımcılar tek ve çift sayılarla randomize edilerek iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna (MUG) 8 hafta boyunca haftada bir kez 50 dakikalık manuel uygulamalar protokolü uygulanırken, deney grubuna (MURPG) aynı protokole ek olarak haftada iki gün 50 dakikalık Reformer Pilates egzersizleri uygulanmıştır. Sosyodemografik veriler özel olarak hazırlanan anketle toplanmış; değerlendirmelerde ise ağrı için Görsel Analog Skala (VAS), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), fonksiyonel kısıtlılık için Fonksiyonel Bel Ağrısı Skalası ve Oswestry Anketi kullanılmıştır. Kas kuvveti manuel kas testi, eklem hareket açıklığı gonyometre ve gövde enduransı otur-uzan testi ile ölçülmüştür. Gruplar içinde yapılan karşılaştırmalarda her iki grupta da tedavi sonrası anlamlı iyileşmeler gözlenmiştir (p<0.05). Ancak MURPG grubunda kas kuvveti, Oswestry Anketi, fonksiyonel bel ağrısı sonuçları ve otur-uzan testinde daha belirgin gelişmeler saptanmıştır (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda VAS, Oswestry Anketi, Fonksiyonel Bel Ağrısı Skalası, otur-uzan testi ve eklem hareket açıklığı MURPG'de üstün bulunmuştur (p<0.05). Kas kuvveti MUG grubunda sınırlı gelişim gösterirken, MURPG grubunda daha belirgin artış kaydedilmiştir (p<0.05). TKÖ'ye göre MUG grubundaki değişim anlamlı değilken, MURPG grubunda istatistiksel olarak anlamlı azalma elde edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, Reformer Pilates'in manuel uygulamalara eklenmesi KBA'lı kadınlarda ağrıyı azaltmakta, hareket açıklığını artırmakta, kas kuvveti ve enduransını geliştirmekte ve kinezyofobiyi azaltmaktadır. Bu bulgular, kronik bel ağrısı tedavisinde egzersizle desteklenen kombine yaklaşımların daha etkili olabileceğini göstermektedir

    An examination of language and reading skills in children with and without a diagnosis of dyslexia

    No full text
    Disleksi, dil temelli nörogelişimsel bir öğrenme bozukluğudur. Sözel dil becerileri; sözcük bilgisi, dilbilgisel yapı ve anlatım gibi alanları kapsarken, pragmatik beceriler dilin sosyal kullanımını ve iletişimdeki bağlam uygunluğu içerir. Disleksi tanısı olan çocuklarda bu becerilerdeki yetersizlikler, okumayı, anlamayı, dil gelişimini ve akademik başarıyı olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu tez, disleksi tanısı olan ve olmayan ilkokul öğrencilerinin sözel dil, pragmatik dil ve okuma becerilerini karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu beceriler arasındaki ilişkilerin, özellikle dil ve okuma becerileri bağlamında, öğrenme güçlükleri çerçevesinde anlaşılması hedeflenmiştir. Araştırma betimsel tarama modeliyle desenlenmiş; veri toplama aracı olarak Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL), Pragmatik Dil Becerileri Envanteri Türkçe Versiyonu (PDBE-TV) ve Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi-II (SOBAT-II) kullanılmıştır. Örneklem grubunu, 7-9 yaş aralığında, disleksi tanısı almış ve almamış toplam 50 öğrenci oluşturmuştur. Elde edilen bulgulara göre, disleksi tanısı olan öğrenciler; sözel dilin tüm alt boyutlarında, pragmatik becerilerde ve okuma-anlama performanslarında anlamlı düzeyde düşük puanlar almıştır. Üç test puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Cohen's d analizleri, gruplar arasındaki farkların büyük etki büyüklüğünde olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, disleksi tanısı olan öğrencilerin hem dil hem de okuma becerilerinde belirgin güçlükler yaşadığı, bu alanların birbiriyle ilişkili olduğu ve çok boyutlu desteklenmesi gerektiği ortaya konmuştur. Bu doğrultuda, disleksi tanısı olan çocuklara yönelik müdahale programlarının, dil becerilerinin tüm alanlarını kapsayacak şekilde yapılandırılması ve değerlendirme sürecine bütüncül olarak yansıtılması önerilmektedir

    Contributions of premarital family counseling to the marriage process

    No full text
    Bu çalışma, evlilik öncesi aile danışmanlığı hizmetinin evlilik sürecine olan katkılarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Geleneksel olarak evlilik sürecinde karşılaşılan sorunlara çözüm aramak amacıyla başvurulan aile danışmanlığının, evlilik öncesinde alınmasının bireyler üzerindeki etkilerini belirlemek araştırmanın temel hedefidir. Bu bağlamda, evlilik öncesi danışmanlık hizmeti alan çiftlerin, evliliklerinde karşılaştıkları problemleri nasıl ele aldıkları, evlilik uyum düzeyleri, iletişim becerileri ve problem çözme yetkinlikleri açısından nasıl bir farklılık gösterdikleri incelenmektedir. Araştırma, nicel araştırma yöntemleri kullanılarak, ilişkisel tarama modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde anket yöntemi kullanılmış olup, İstanbul'da yaşayan ve en az bir çocuk sahibi olan 398 bireyden oluşan bir örneklem grubuna uygulanmıştır. Katılımcıların evlilik süreçlerine dair değerlendirmeleri, Aile Değerlendirme Ölçeği ve Evlilik Doyumu Ölçeği kullanılarak ölçülmüş ve istatistiksel analizler ile yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, evlilik öncesinde danışmanlık hizmeti alan bireylerin, evlilikte daha yüksek uyum gösterdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle problem çözme becerileri, iletişim yetkinlikleri ve evlilik doyumu açısından danışmanlık hizmeti alan bireylerin, almayan bireylere kıyasla daha olumlu deneyimler yaşadığı tespit edilmiştir. Ayrıca yaş, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi gibi faktörlerin evlilik sürecindeki uyum düzeylerini etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak, evlilik öncesi aile danışmanlığı hizmetleri, bireylerin evliliklerine daha bilinçli ve hazırlıklı başlamalarını sağlayarak, karşılaşabilecekleri sorunlarla daha sağlıklı bir şekilde baş etmelerine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle, evlilik öncesi danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve çiftler tarafından daha fazla benimsenmesi, sağlıklı ve sürdürülebilir evliliklerin inşasına önemli katkılar sunmaktadır

    An Analysis of Türkiye’s Role in the Black Sea Region Building Process

    No full text
    In a multipolar world, new security threats have emerged, and region-based approaches have been developed to address these new security challenges. In the literature on regionalisation, it is assumed that region-building processes take place under certain conditions and in certain stages. Considering the existing processes in the literature, this study aligns the formation of the Black Sea Region with the understanding of the stages of region-building and proposes new stages of region-building, influenced by the first and second waves of regionalisation processes. In order to analyse Türkiye’s role in the region, the statements made by Turkish political elites (Prime Minister, Foreign Minister, President, and Presidential Spokesperson) during their visits to the Black Sea countries (Bulgaria, Romania, Ukraine, Russia, and Georgia) between 2014 and 2023 were subjected to content analysis. This period was chosen to highlight the post-2014 period, which witnessed conflicts that negatively affected the region-building process. Security concerns are important in region-building processes and often lead to the formation of security communities.https://dergipark.org.tr/tr/pub/allazimuth/issue/90464/154820

    Analysis and simulation of biomechanical stress in bone structures

    No full text
    The human skeleton is constantly exposed to a sophisticated interaction of biochemical and mechanical forces. This article presents a comprehensive simulation framework developed with MATLAB to assess biomechanical stress in bone structures under both mechanical loading and biochemical stressors by Finite Element Analysis (FEA). The study mostly aims at quantifying the extent to which such conditions as deficiency of calcium, vitamin D imbalance, and endocrine abnormality affect bone mechanics under static and dynamic states. FEA-based simulation demonstrated biomechanical stress to be substantially enhanced in structures with structural abnormality, its effect being reinforced under biochemical insufficiency. By integrating biochemical parameters into the mechanics simulation, the model provides a more physiologically accurate prediction of bone response and probable fracture risk. The two-stress simulation approach employed here provides informative data to both researchers and clinicians, optimizing diagnostic and prognostic capabilities for bone disorders. The model also paves the way for future patient-specific simulations and real-time imaging diagnostics. They emphasize the need for multi-disciplinary modeling in relating biomechanics with biochemical physiology toward furthering an understanding and governing of bone wellbeing

    Study of the clock rs1801260 polymorphism in autism spectrum disorder

    No full text
    Otizm spektrum bozuklukları (OSB), sosyal iletişimde kalıcı eksiklikler, kısıtlı ilgi alanları ve tekrarlayan davranışlarla karakterize nörogelişimsel bozukluklardır. Bir çok çalışma OSB ile uyku bozuklukları, özellikle de sirkadiyen ritimdeki değişiklikler arasında güçlü bir komorbidite olduğunu göstermiştir. Otizmli kişilerde yaygın olan bu uyku bozuklukları, biyolojik saatlerin düzenlenmesinde rol oynayan genetik faktörlerle kısmen açıklanabilir. Sirkadiyen ritmin korunmasında merkezi bir rol oynayan CLOCK geni, aday genler arasında giderek artan bir ilgi görmektedir. Bu genin rs1801260 (3111T>C) polimorfizmi uyku, duygudurum ve psikiyatrik bozukluklarla ilgili çeşitli bağlamlarda incelenmiştir, ancak OSB ile ilişkisine ilişkin çok az veri bulunmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı OSB tanısı almış çocuklarda CLOCK rs1801260 polimorfizminin dağılımını analiz etmek ve olası bir cinsiyet farkını araştırmaktır. Örneklem, DSM-5 kriterlerine göre tanı konmuş, yaşları 3 ila 12 arasında değişen 20 çocuktan oluşmaktadır. Biyolojik örneklerden DNA ekstrakte edilmiş ve üç olası genotipi ayırt etmek için gerçek zamanlı PCR kullanılarak genotiplendirilmiştir: homozigot AA, heterozigot GA ve homozigot GG. Tanımlayıcı analiz, incelenen popülasyonda AA genotipinin yaygın olduğunu (%55), bunu GA genotipinin (%25) ve GG genotipinin (%20) izlediğini ortaya koymuştur. Alel dağılımı açısından, A aleli %67,5'lik genel frekansla çoğunluktayken, G aleli için bu oran %32,5'tir. Frekanslar erkekler (N = 14) ve kızlar (N = 6) arasında karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Genotip (p = 0.595) ve alel (p = 0.937) frekansları üzerinde yapılan χ² testleri cinsiyet ile genotip veya alel dağılımı arasında herhangi bir ilişki ortaya koymamıştır. Bu sonuçlar, cinsiyetten bağımsız olarak OSB'li çocuklarda A aleli ve AA genotipinin baskın olma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bu gözlem, CLOCK rs1801260 polimorfizminin otizmli bireylerde sıklıkla bildirilen sirkadiyen ritim değişikliklerinde rol oynadığı hipotezini destekleyebilir. Bununla birlikte, bu çalışmanın keşifsel olduğunu ve özellikle bir kontrol grubunun olmaması ve sonuçların istatistiksel gücünü ve genellenebilirliğini azaltan küçük örneklem büyüklüğü gibi çeşitli sınırlamaları olduğunu vurgulamak önemlidir. Elde edilen veriler OSB'de sirkadiyen genlerin rol oynadığını öne süren literatürle tutarlı olsa da, kontrol grubu ve klinik uyku ölçümleri ile daha büyük ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır. Gelecekteki bu çalışma, genetik boyutu kişiselleştirilmiş terapötik yaklaşımlara entegre ederek otizmli kişilerde biyolojik ritimleri hedefleyen müdahalelerin önünü açabilir

    Artificial Intelligence Supported Pre-Interview And Candidate Assessment In Human Resources

    No full text
    Bu çalışmada, yapay zekâ destekli ön mülakat sistemlerinin insan kaynakları uzmanlarının değerlendirmeleriyle ne ölçüde örtüştüğü araştırılmıştır. Araştırmada ChatGPT o1, DeepClaude, DeepSeek, Gemini, Llama ve Grok olmak üzere altı farklı yapay zekâ dil modeli kullanılmıştır. Çalışmaya 93 aday ve 6 insan kaynakları uzmanı katılmıştır. Adaylarla yapılan ön mülakatlar, dokuz farklı yetkinlik kategorisinde (iletişim becerileri, problem çözme ve analitik düşünme, takım çalışması, teknik bilgi ve yetkinlik, stres yönetimi, liderlik ve sorumluluk alma, uyumluluk ve esneklik, motivasyon ve iş tutkusu, etik ve değerler) değerlendirilmiştir. Yapay zekâ modelleri ve insan kaynakları uzmanlarının değerlendirmeleri arasındaki ilişki, eşleştirilmiş örneklemler t-testi, güç ve korelasyon analizleri ile incelenmiştir. Araştırmanın hipotezleri, tüm kategorilerin ortalaması alınarak elde edilen genel yapay zekâ ve genel insan kaynakları puanları üzerinden test edilmiştir. İnsan kaynakları uzmanlarının genel değerlendirme ortalaması 5 üzerinden 3.5428, yapay zekâ modellerinin genel değerlendirme ortalaması ise 3.5389 olarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda, yapay zekâ modellerinin değerlendirmeleri ile insan kaynakları uzmanlarının değerlendirmeleri arasında çok yüksek düzeyde pozitif korelasyon (r=0,999; p<0,001) bulunmuştur. İlk 10 sıralamada %90, son 10 sıralamada %100 oranında uyum gözlenmiştir. Özellikle DeepClaude, DeepSeek ve Grok modelleri, insan kaynakları uzmanlarıyla en yüksek tutarlılığı göstermiştir. Bununla birlikte, iletişim becerileri, motivasyon ve iş tutkusu ile etik ve değerler kategorilerinde yapay zekâ ve insan değerlendirmeleri arasında küçük ama anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Bu bulgular, yapay zekâ destekli ön mülakat sistemlerinin insan kaynakları süreçlerinde güvenilir bir karar destek aracı olarak kullanılabileceğini göstermiştir

    The predictive role of emotional intelligence and self-compassion on relationship satisfaction in romantic relationships

    No full text
    Bu araştırma, bireylerin duygusal zekâ ve öz şefkat düzeylerinin romantik ilişkilerdeki ilişki doyumu üzerindeki yordayıcı etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Duygusal zekâ, bireyin hem kendi hem de başkalarının duygularını tanıma, anlama, düzenleme ve uygun biçimde ifade edebilme kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Öz şefkat ise, bireyin hata, başarısızlık ya da zorlayıcı durumlar karşısında kendisine karşı yargılayıcı olmayan, anlayışlı ve destekleyici bir tutum sergilemesidir. İlişki doyumu ise bireyin romantik ilişkisine dair duygusal bağlılık, iletişim kalitesi ve beklentilerin karşılanma düzeyi gibi faktörleri kapsayan genel tatmin algısını ifade etmektedir. Araştırma kapsamında yürütülen analizlerde, duygusal zekâ, öz şefkat ve ilişki doyumu arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Özellikle öz şefkat düzeyinin, ilişki doyumunun güçlü bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Bu bulgu, bireyin kendisine karşı geliştirdiği şefkatli ve kabul edici tutumun, romantik ilişkilerde memnuniyet düzeyini artırabileceğini göstermektedir. Duygusal zekâ ise ilişki doyumu ile anlamlı ilişkili olmakla birlikte, regresyon analizlerinde anlamlı bir yordayıcı olarak öne çıkmamıştır. Bu sonuç, öz şefkatin romantik ilişkilerdeki doyumu belirlemede daha etkili bir içsel kaynak olabileceğini düşündürmektedir. Çalışma kapsamında demografik değişkenlerin de etkisi incelenmiş; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve yerleşim yeri gibi faktörlerin duygusal zekâ, öz şefkat ve ilişki doyumu üzerinde anlamlı farklılıklar yarattığı saptanmıştır. Örneğin, kadınların duygusal zekâ düzeylerinin erkeklerden daha yüksek olduğu, yaş ilerledikçe öz şefkat düzeyinin arttığı ve kısa süreli ilişkilerde ilişki doyumunun daha yüksek seyrettiği belirlenmiştir. Genel olarak bu çalışma, bireyin içsel psikolojik kaynaklarının, özellikle öz şefkatin, romantik ilişkilerde doyumu artıran önemli bir unsur olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular, duygusal iyi oluşu ve ilişki kalitesini desteklemeye yönelik müdahale programlarında öz şefkat gelişiminin öncelikli hedeflerden biri olması gerektiğine işaret etmektedir

    306

    full texts

    7,325

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Üsküdar University Academic Digital Archive
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇