Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Consumer behavior and consumption habits during the pandemic: An empirical study through digital marketing
COVID-19 pandemisi, yalnızca küresel bir sağlık krizi değil, aynı zamanda toplumsal yaşam, tüketim alışkanlıkları ve pazarlama stratejileri üzerinde kalıcı etkiler yaratan çok boyutlu bir dönüşüm sürecini de beraberinde getirmiştir. Pandemi süreciyle birlikte tüketicilerin dijital platformlara yönelimi artmış, alışveriş davranışları dijital mecralar ekseninde yeniden şekillenmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca teknolojik bir adaptasyon süreci olarak değil, aynı zamanda tüketici psikolojisi, güven algısı ve sosyal etkileşimler bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir yapıyı ortaya koymuştur. Bu araştırmanın temel amacı, pandemi sürecinde tüketici davranışlarındaki dönüşümü incelemek ve bu dönüşümün dijital pazarlama stratejileri üzerindeki yansımalarını ortaya koymaktır. Bu bağlamda, tüketicilerin çevrimiçi ortamdaki satın alma eğilimleri ile panik, faydacı ve hedonik tüketim davranışları arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Araştırmada aynı zamanda dijital pazarlama araçlarının (sosyal medya, içerik pazarlaması, influencer iletişimi vb.) tüketici karar süreçleri üzerindeki etkileri de değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında hem nicel hem de nitel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. Türkiye genelinde çevrimiçi anket yöntemiyle 1003 katılımcıdan veri toplanırken, farklı sektörlerde çalışan 10 dijital pazarlama profesyoneliyle yapılan derinlemesine görüşmeler sayesinde sektörel düzeyde stratejik eğilimler belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, pandemi sürecinde tüketicilerin temel ihtiyaçlara ve kişisel güvenliğe dayalı tüketim tercihlerine yöneldiğini, bununla birlikte dijital pazarlama stratejilerinin tüketiciyle marka arasında daha yakın bir ilişki kurmaya hizmet ettiğini ortaya koymuştur. Bu tez, pandemi dönemi tüketim pratiklerini hem bireysel hem sektörel düzeyde inceleyerek, dijitalleşmenin tüketici davranışları üzerindeki etkisini çok boyutlu bir şekilde ortaya koymakta; aynı zamanda dijital pazarlama alanındaki kuramsal yaklaşımlara ve uygulayıcılara katkı sağlayacak özgün bulgular sunmaktadır
The effect of emotional intelligence on the perception of career future in healthcare professionals: An example of a private hospital
Kariyer geleceği algısı, kariyer planlaması ve kariyer aşamaları üzerinde etkili olmakta ve duygusal zekadan etkilenmektedir. Kariyer planlamasını doğru bir şekilde yapabilmek ve seçilen meslekte ilerleyebilmek, kariyer geleceği algısı ve duygusal zeka ile sağlanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının duygusal zeka düzeyinin kariyer geleceği algısı üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada, katılımcıların duyguların farkında olma, duygularını yönetme, kendini motive etme, empati, ilişkilerini kontrol etme becerileri ile kariyer uyumluluğu, kariyer iyimserliği, iş piyasalarına ilişkin algılanan bilgi arasındaki ilişkinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, İstanbul'da bir özel hastanede hasta bakım hizmetleri direktörlüğüne bağlı çalışan 182 sağlık çalışanına anket uygulanmıştır. Anket formunda katılımcıların demografik bilgilerine yönelik sorular, Hall (1999) tarafından geliştirilen Hall Duygusal Zeka Ölçeği ve Rottinghaus, Day ve Borgen (2005) tarafından geliştirilen Kariyer Geleceği Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının duygusal zeka düzeyleri ile kariyer geleceği algıları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kariyer geleceği algısındaki artışın %31'i duygusal zeka düzeyi ile açıklanmıştır. Mesleği isteyerek seçen sağlık çalışanlarının duygusal zeka ve kariyer geleceği algısı puanları mesleği isteyerek seçmeyen katılımcılardan daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca duygusal zeka ve kariyer geleceği algısı meslekten memnun olma durumunu etkilemektedir. Alt boyutlar incelendiğinde, erkek katılımcıların iş piyasalarına ilişkin algılanan bilgi alt boyutu puanı kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca diğer nedenlerin, sektörü seçme nedeni olarak maddi imkanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Mesleği icra eden kişinin kişisel amaçları ve değerleri ile işin amacı ve gereklilikleri uyumlaşmadığı durumlarda memnuniyetsizlik görülmektedir. Sağlık çalışanlarının meslekten memnun olma düzeylerinin arttırılmasında çalışan ve iş arasındaki uyumun değerlendirilmesi ve kariyer planlaması yapılması önerilebilmektedir
The relationship between caregivers' biological rhythms and interpersonal competencies with care burden and depression in Alzheimer's patient care
Bu araştırma, Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin biyolojik ritimleri ile kişilerarası yetkinlik düzeylerinin, bakım yükü ve depresyon üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Erzurum ve İstanbul illerinde yaşayan toplam 128 bakım verenden elde edilen veriler analiz edilmiş ve bireylerin biyolojik ritim düzeyleri, kişilerarası iletişim becerileri, bakım yükleri ve depresif belirtileri arasındaki ilişkiler çok boyutlu olarak ele alınmıştır. Bulgular, kişilerarası yetkinliğin artmasının bakım yükü ve depresyon düzeylerinde anlamlı bir azalma sağladığını; buna karşın biyolojik ritim bozukluklarının bu psikolojik yükleri artırıcı yönde etkide bulunduğunu ortaya koymuştur. Özellikle kadın, genç, yüksek eğitim ve yüksek gelir düzeyine sahip bireylerin kişilerarası beceri puanlarının daha yüksek olduğu; yalnız bakım verenlerin ise depresyon ve biyolojik ritim düzensizlikleri açısından daha riskli grubu oluşturduğu belirlenmiştir. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile kişilerarası yetkinlik ve biyolojik ritim düzeyleri arasında bazı alt boyutlarda anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Bu doğrultuda araştırma, Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin psikososyal yüklerini hafifletmek amacıyla sosyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi, empati ve iletişim temelli eğitim programlarının uygulanması ve bireylerin biyolojik ritimlerine uygun yaşam düzenlerinin teşvik edilmesi gerektiğini önermektedir. Araştırma bulguları, bakım verenlerin sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal, sosyal ve biyolojik yönden de bütüncül biçimde desteklenmesinin önemini vurgulamaktadır
An analysis of Instagram posts by non-governmental organizations within the context of environmental sustainability communication
Çalışma kapsamında, Türkiye'de faaliyet gösteren ve Instagram platformunu etkin kullanan en yüksek takipçi sayısına sahip üç çevre STK'sı belirlenmiştir. Bu doğrultuda WWF-Türkiye, TEMA Vakfı ve Greenpeace Türkiye kuruluşlarının 2023 ve 2024 yıllarındaki Instagram paylaşımları incelenmektedir. Yıllık ve aylık bazda beğeni, yorum ve görüntülenme gibi etkileşim metrikleri ile statik fotoğraf, reel ve carousel gibi medya türlerine ait veriler analiz edilerek iletişim stratejileri gözden geçirilmiştir. Ayrıca içerikler tematik analiz yoluyla belirlenen tema ve alt temalar ekseninde sınıflandırılmaktadır. Böylece STK'ların iletişim stratejilerinde ortaklaşan ve farklılaşan noktalar belirlenmektedir. Belirlenen temalar doğrultusunda incelenen paylaşımların; beğeni, yorum ve görüntülenme sayısı gibi etkileşim metrikleri hesaplanarak, hangi temanın daha fazla geri dönüş sağladığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, STK'ların dijital iletişim stratejilerinin etkinliğini değerlendirmeye ve gelecekteki sosyal medya uygulamalarına yön vermeye yardımcı olmayı hedeflemektedir
The effect of physiological regulation on executive functions in children with autism
Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda, otonom sinir sistemi işlevlerindeki bozulmalar nedeniyle fizyolojik regülasyon olumsuz etkilenmektedir. Otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin fizyolojik olarak kendilerini regüle edememesi, yürütücü işlev becerilerinin gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışma, Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda fizyolojik regülasyonun yürütücü işlev becerileri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Fizyolojik Regülasyon Ölçeği ve Bilişsel Regülasyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2-6 yaş aralığında otizm spektrum bozukluğu olan tanısı almış 30 çocuktan oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 27 paket programı kullanılarak analiz edilmiş, ölçekler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediği çarpıklık ve basıklık katsayılarıyla incelenmiş, ölçeklerin güvenilirliği Cronbach's Alpha testiyle doğrulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar bağımsız örneklemler t-testi ile analiz edilmiş ve tüm sonuçlar p 0,05). Benzer şekilde, başlatma alt boyutu ile fizyolojik regülasyon arasındaki ilişki de anlamlı değildir (r = 0,198, p > 0,05). Ancak, fizyolojik regülasyon ile öz-kontrol arasında güçlü ve anlamlı bir pozitif ilişki (r = 0,643, p < 0,01), Kendini İzleme alt boyutunda ise orta düzeyde anlamlı bir pozitif ilişki bulunmuştur (r = 0,425, p < 0,05). Ayrıca, fizyolojik regülasyon ile bilişsel esneklik arasında güçlü ve anlamlı bir pozitif ilişki tespit edilmiştir (r = 0,573, p < 0,01). Bilişsel regülasyon ile fizyolojik regülasyon arasında da güçlü ve anlamlı bir ilişki mevcuttur (r = 0,601, p < 0,01). Bu sonuçlar, fizyolojik regülasyon düzeyi arttıkça bilişsel regülasyon düzeyinin de anlamlı şekilde yükseldiğini göstermektedir
Effects of McGurk illusion on P1-N1-P2 cortical auditory evoked potential responses
Bu çalışmanın amacı, görsel ve işitsel olarak uyumsuz ipuçlarından oluşan McGurk deneyini, kişilerin kategorilere ayrılmasını sağlayan ayırıcı uyaran olarak kullanarak; illüzyona farklı şekillerde uğrayan kişilerin, P1-N1-P2 kortikal işitsel uyarılmış potansiyel testi yanıtlarını karşılaştırmaktır. Ayrıca, konuşmacı cinsiyetine göre kişilerin illüzyona uğrama şekillerini değerlendirmektir. Çalışmaya, görme bozukluğu ve kusuru olmayan, herhangi bir nörolojik ve psikolojik sorunu bulunmayan, akut veya kronik hastalığı ve düzenli ilaç kullanımı olmayan, sağ elini kullanan; 18-35 yaş aralığındaki %45,8'i (n=33) erkek, %54,2'si (n=39) kadın olmak üzere toplam 72 kişi katılmıştır. Katılımcıların işitmelerinin normal olduğunun tespiti için; odyolojik değerlendirmeler yapılmıştır. İşitmesi normal olan katılımcılara, McGurk videoları izletilmiştir. Katılımcılar, McGurk videolarına verdikleri yanıtlara göre füzyon, kombinasyon ve işittiğine güvenen kategorilerine dahil edilmiştir. Kategorileri belirlenen katılımcılara, P1-N1-P2 kortikal işitsel uyarılmış potansiyel yanıtları testi yapılmıştır. Kategorilerine göre P1-N1-P2 dalgalarının latans ve amplitüdleri karşılaştırıldığında; işittiğine güvenenlerin N1 latans ölçümleri, füzyon kategorisine göre anlamlı farklılık göstermiştir (p0,05). Konuşmacı cinsiyeti farklılıklarına bakıldığında; erkek konuşmacı videolarında katılımcılar füzyona uğrarken, kadın konuşmacı videolarında işittiğine güvenmişlerdir. Konuşmanın anlaşılırlığında görsel ve işitsel bilginin önemini gösteren bu çalışma, kişiler arasında görsel-işitsel entegrasyonun farklılığını da göstermektedir. Ayrıca, görsel-işitsel entegrasyonun merkezi sinir sistemindeki tepkilerin ve değişimlerinin araştırmasına öncülük etmektedir
An investigation into the professional experiences of teachers who stutter
Bu çalışma, kekemeliği olan öğretmenlerin, mesleki deneyimlerini inceleyen nitel bir çalışmadır. Ülkemizde kekemeliği olan öğretmenlerin kekemelikten kaynaklı mesleki deneyimlerinin olumlu/olumsuz yönlerini ortaya koyulması amaçlanmıştır. Çalışmaya Türkiye'de yaşayan ve kekemeliği olan, 10 öğretmen katılmıştır. Bu çalışmada katılımcı grubu, uygunluk örneklemi tekniği kullanılarak belirlenmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, yorumlayıcı fenomenolojik desen benimsenmiştir. Veriler, Zoom üzerinden yapılan birebir çevrimiçi görüşmelerle, yarı yapılandırılmış sorular aracılığıyla toplanmış ve bilgisayar ortamında yazılı hale getirilmiştir. Verilerin analizi içerik analizi yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi için veriler kodlanarak temalar ve kategoriler belirlenmiştir. Temalar ve kategorilerle ilgili kekemeliği olan öğretmenlerin söylediklerine dayanarak yaşadıkları deneyimlere yönelik örnekler verilmiştir. Böylelikle bulgular üzerinden çıkarımlar yapılarak kodlar ve temalar anlamlı hale getirilmiştir. Çalışmanın bulguları sonucunda katılımcıların; meslek seçiminde etkili olan görüşlerinin farklılaştığı, öğretmenlik mesleği deneyimlerinde toplumun kekemeliği olan bireye ilişkin tutumlarının etkisi olduğunu ve bu tutumlara sahip olan okul ortamındaki insanlarla nasıl başa çıktıkları; mesleki deneyimlerinin kekemelik deneyimlerine olan etkileri açısından benzerlikler ve farklılıklar içerdiği sonuçlarına ulaşılmıştır
The relationship between the Gateway Hypothesis and psychological resilience in cannabis
Bu araştırmada, esrar kullanıcılarının Geçiş Kapısı Hipotezi'ne (Gateway) göre esrar harici diğer maddelere yaptıkları geçişin, psikolojik sağlamlıkları ile olan ilişkisi incelenmiştir. Buna ek olarak karakter güçlerinin bu ilişkiyi ve geçişi nasıl etkilediğine de odaklanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre örneklemin genel olarak orta-yüksek düzey psikolojik sağlamlıkları vardır, ancak psikolojik sağlamlığın esrar kullanım bozukluklarının şiddetiyle ilişkisi bulunamamıştır. Ayrıca sadece esrar kullanan bireyler ile esrar harici madde kullanan bireyler arasında, psikolojik sağlamlık puanlarına bakıldığında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bunun haricinde erken yaşta esrara başlama problemli kullanım riskini arttırırken, diğer maddelere geçiş davranışı kullanım yoğunluğundan çok sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerle ilişkili bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, Geçiş Kapısı Hipotezi'nin yalnızca biyolojik etkenlerden veya doğrudan psikolojik sağlamlık düzeyinden etkilenmediği görülmüştür. Ayrıca psikolojik sağlamlık tek başına koruyucu veya önleyici bir rol oynamamaktadır fakat farklı değişkenler eşliğinde dolaylı bir etkileşim söz konusudur. Bu bulgulara bakılarak, ileride oluşturulabilecek önleyici çalışmalarda veya müdahale çalışmalarında sosyal destek, aile bağları ve kültürel faktörler dikkate alınmalıdı
Determining the disaster response self-efficacy of volunteer healthcare personnel who have served in disasters
Araştırmanın konusu Afetlerde görev yapmış sağlık personelinin afete müdahale öz yeterliliklerinin belirlenmesi olup afetlerde görev yapan sağlık personelinin özyeterliliğini ölçerek, yaşanması muhtemel afetlerde görev alacak gönüllü sağlık personelinin bir afet ülkesi olan vatanımıza ve uluslararası düzeydeki yardımlarda daha iyi hizmetler vermesini sağlamaktır. Araştırma kapsamında veri toplamak amacıyla katılımcılara tarama modelli anket çalışması ile Afete Müdahale Öz-yeterlilik Ölçeği (AMÖYÖ) ve Demografik Özellikleri değerlendirebilmek adına araştırmacı tarafından oluşturulan sosyo-demografik veri formu kullanılarak mevcut durum betimlemesi ile yorumlanmıştır. Afet durumlarında sahada aktif görev alana sağlık meslek grupları arasında hekim, hemşire ve sağlık memuru/teknikeri kadrolarının yönetmeliklerde belirtilen mesleki sınırlılıkları kadar sahadaki uygulamaları, çalışanların yaş aldıkça ve meslekte tecrübelendikçe daha yetkin yaklaştıkları ve afette üstlenilen role göre personelin eğitim düzeyinin önemi tespit edilmiştir. Verilen eğitimlerin tekrarlanması personelin güçlendirilmesi yaşanacak afetlerde etkili müdahaleler konusunda önem kazanmaktadır
The effect of midwife-led continuous care received during the prenatal, birth and postnatal period on perinatal outcomes
Bu çalışma, ebe liderliğinde doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası dönemde aldıkları sürekli bakımın perinatal sonuçlara etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma müdahale-kontrol gruplu son test tasarımlı deneysel tiptedir, 01.10.2024-20.03.2025 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmanın evrenini araştırmacının çalıştığı özel hastanenin gebe polikliniğine gelen gebeler oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü hesaplanarak 50 çift (deney: 25, kontrol: 25) ile çalışma yürütüldü. Deney grubuna Ebe Liderli Sürekli Bakım Modeliyle temellendirilen ebelik bakımı verilirken kontrol grubuna rutin ebelik bakımı verildi. Araştırmada veri toplamak için Bilgilindirlmiş Gönüllü Onam Formu, Tanıtıcı Bilgi Formu, Doğum Bilgi Formu, Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği, Doğum Sonu Bilgi Formu, Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği, LATCH Emzirme Tanımlama ve Değerlendirme Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonu Depresyon Ölçeği kullanıldı. Araştırma bulgularında Doğum sonrası dönemde bebeğin bakımında desteği en çok kimden aldığı sorulduğunda deney grubunda en çok (%48) ebe desteği alındığı kontrol grubunda ise (%44) ailesinde destek aldığı, deney grubunda Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği toplam puan ortalaması 123,04±8,69; Kontrol grubunda Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği toplam puan ortalaması 105,52±15,42'dir. Deney grubunda Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği toplam puan ortalaması 62,84±7,18; Kontrol grubunda Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği toplam puan ortalaması 44,64±8,32'dir.Deney grubunda LATCH Emzirmeyi Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 7,92±2,01; Kontrol grubunda LATCH Emzirmeyi Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 6,12±1,53'tür.Deney grubunda Edinburgh Doğum Sonu Depresyon Ölçeği toplam puan ortalaması 7,88±5,92'dir. Kontrol grubunda Edinburgh Doğum Sonu Depresyon Ölçeği toplam puan ortalaması 9,56±7,59 olarak saptanmıştır. Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı ile Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri arasında pozitif yönlü, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,427; p=0,033). Bu bulgu, doğum sırasında algılanan desteğin, doğum sonrası güvenlik hissini artırdığını göstermektedir. Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri ile Edinburgh Doğum Sonu Depresyon Ölçeği puanları arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki (r=-0,512; p=0,009) saptanmıştır. Bu bulgu, güven hissi yüksek olan annelerde depresyon düzeylerinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma ebe liderliğinde sunulan sürekli ve bütüncül bakımın yalnızca fiziksel sağlık sonuçlarını değil, aynı zamanda annelerin duygusal, bilişsel ve psikososyal iyilik hallerini de olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Bulgular, ebelik bakımında sürekliliğin artırılmasının kadın sağlığına olan katkısını vurgulamakta; doğumda ve sonrasında kadın merkezli, empatik ve güven temelli bakım modellerinin yaygınlaştırılması gerektiğine işaret etmektedir