Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7325 research outputs found
Sort by
Grafen tabanli nanomalzemelerin akilli nanotaşiyici olarak rapamisin antikanser ilaci için moleküler dinamik çalişmasi
Graphene, a two-dimensional sp2 hybridized allotrope of carbon, with unique physical attributes, making it the thinnest, strongest, and stiffest material. Its solubility, biocompatibility, and versatility have driven extensive research explorations. Oxygenation of graphene creates the promising derivative known as graphene oxide (GO), notable for its dispersibility in aqueous solution, conductivity, and high stability, rendering it suitable for systemic targeting and local drug delivery systems. Rapamycin a macrolide antitumor drug, inhibits cancer cell proliferation and growth.This study utilized molecular dynamics (MD) simulation to analyze the interactions, binding affinity, properties, and parameters between the graphene sheets surfaces and the bounded drug. The simulation examined the molecular interactions between graphene functionalized with OH, COOH, and NH₂, loaded with rapamycin. The simulations were conducted over a period of 10 nanoseconds, during which rapamycin molecules were observed to be adsorbed onto the functionalized graphene surfaces. Additionally, the analysis involved monitoring parameters such as the distances evolution over time and the mean squared displacement (MSD). The simulation results provided insights into rapamycin-loaded graphene carriers stability and potential drug delivery systems. The molecular dynamic results also suggested designing the rapamycin-loaded graphene nanocarriers to improve solubility, stability, and targeted delivery to cancer cells
İsmâil Hakkı Bursevî's understanding of the spiritual master in his tuḥfas
Tasavvuf alanında erken dönem sûfîlerinden günümüze kadarki süreçte, kâmil mürşid, irşad konuları tasavvufun önemli konularından biri olmuştur. Çünkü tasavvufun temel meselesi olan Hakk'a yolculuğun, ancak gerekli vasıflara sahip bir rehber, kâmil bir yol gösterici ile gerçekleşebilmesi söz konusudur. Elbette, sâlikin kābiliyeti, istîdâdı, seyr ü sülûkte mürşidine olan bağlılığı, muhabbeti, gayretinin önemi büyüktür. Ancak tarih boyunca tasavvuf ehli, ne kadar gayret edilse de mürşidsiz yol almanın mümkün olmadığı ya da kâmil olmayan, yeterli vasıflara sahip olmayan bir mürşidle yola çıkmanın tâlibi ileri götürmeyeceği hususunda hemfikir olmuştur. Bu çalışmada, Osmanlı döneminin çok yönlü mutasavvıf âlimlerinden biri ve aynı zamanda bir mürşid olan İsmâil Hakkı Bursevî'nin (ö. 1725) mürşid-i kâmil anlayışı incelenmiş, bu kapsamda mürşid ve irşad kavramları, mürşidin gerekliliği, mürşidin vasıfları, irşad yöntemleri ve mürîd-mürşid ilişkisi konularındaki görüşleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bursevî'nin vâridâtı, şerhleri, tuhfeleri, şiirleri ve manzum eserlere ait şerhleri gibi çoğunlukla tasavvuf alanında eserleri bulunmakla birlikte, hadis, fıkıh, kelâm gibi alanlarda da pek çok eserinin olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada ise onun "mürşid" kavramına ilişkin görüşleri Tuhfe-i Recebiyye, Tuhfe-i İsmâiliyye, Tuhfe-i Atâiyye, Kitâbü's-Sülûk (Tuhfe-i Vesîmiyye) ve Tuhfe-i Hasekiye adlı tuhfe türündeki eserleri kapsamında ele alınmış, tamamlayıcı olması açısından da Kitâbü'n-Netice, Tamâmü'l-feyz, Rûhu'l-Mesnevî, Kitâbü's-Silsileti'l-Celvetiyye, Rûhu'l-beyân ve Ferahu'r-Rûh Muhammediye Şerhi adlı eserlerinden faydalanılmıştır. Bursevî'nin hem âlim, hem de bir mürşid olarak ilmî birikimi ile irfânî ve mânevî makam ve tecrübelerinin yansıması olan eserleri, yaşadığı devirde olduğu gibi günümüze de ışık tutmaktadır. Bu sebeple, tez çalışmasının insân-ı kâmil olan hakîki mürşidin özelliklerinin anlaşılması açısından önemli olduğu düşünülmektedir
Quantitative EEG analysis in patients with mild cognitive impairment
Dinlenim EEG'si, Hafif Bilişsel Bozukluk (HBB)'dan Alzheimer Hastalığı (AH)'na dönüşümü öngörmek için faydalı bir metot olarak benimsenmektedir. Bu çalışmada 25 kişi AH ile 30 kişi HBB olgularının yaş, cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş 25 kişi Sağlıklı Kontrol (SK) olgularıyla elektrofizyolojik sonuçlar açısından spektral güç analiz yöntemi ile karşılaştırılması ve pratik olarak uygulanabilecek bir belirteç olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tüm katılımcılardan 4 dakika gözler kapalı, 4 dakika gözler açık dinlenim EEG kaydı alındı. Analizler için F3, Fz, F4, F7, F8, C3, Cz, C4, P3, Pz, P4, O1, O2, FP1, FP2 elektrot yerleşimleri seçilmiştir. Dataların ön işleme aşaması sonrasında Hızlı Fourier Dönüşümü ile delta, teta, alfa, beta frekans bantlarına ait absolute güç değerleri alındı. Alfa ve teta kanal ölçümlerinin ikili AH-HBB, AH-SK, HBB-SK ile karşılaştırmaları için Mann-Whitney U testi ve üçlü AH, HBB, SK ile karşılaştırmaları için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bu çalışmada, önceki yıllarda yayınlanmış olan çalışmaları destekler şekilde, AH katılımcı grubunda, diğer katılımcı grupları olan HBB ve SK'ya oranla FZ kanallarının teta gücünde artış gözlenmiş olup AH>HBB>SK'dır. Ayrıca F3, F4, FP1, FP2 kanallarının teta güç değerlerinde ve CZ, FP2, FZ, O2 kanallarının alfa güç değerlerinde fark saptanmıştır. Gruplar arasında fark saptanan frekans bantlarına ait absolute güç değerleri HBB-AH olgularını teta güç değeri için FZ kanalında ayırt etmede duyarlıdır. Bu netice, istirahat hâlindeki Kantitatif EEG (QEEG) mutlak güç değer analizlerinin AH hastalığını teşhis, HBB'yi erken dönemde tespit aşamasında önemini ortaya çıkarmaktadır
Kirmizi soğan kaynakli eksozomlarin, insan mikroglia HMC3 hücre hattinda LPS indüklü nöroinflamasyon üzerine etkinliğinin araştirilmasi
Neuroinflammation is a fundamental pathological characteristic of various neurodegenerative disorders, and targeting its underlying mechanisms offers promising therapeutic avenues. In this research, we investigated the anti-inflammatory properties of exosomes (RO-ELNs) and extracts (RO-Extracts) derived from red onions in human microglial cells (HMC3), emphasizing their potential to modulate neuroinflammation. These exosomes and extracts were isolated from organic red onions and analyzed using HPLC, which identified notable antioxidant compounds such as quercetin derivatives (quercetin-4-glucoside and quercetin-3,4-diglucoside) and anthocyanins (Cyanidin-3-glucosides, Cyanidin-3-(6''-malonoyl-laminaribiosides cyanidin-3-6-malonylglucoside). The findings showed that RO-ELNs had superior anti-inflammatory effects, especially in models of chronic inflammation, compared to RO-extracts. During acute inflammation (at 4 hours), Both RO-ELNs and RO-Extracts were effective at reducing inflammation markers and interestingly RO-ELNs demonstrated more sustained therapeutic effects, including lowering the expression of pro-inflammatory proteins like COX-2, phospho-NF-κB, and decreasing ROS production. Additionally, Exosomes were taken up more efficiently by microglia, with longer-lasting effects likely due to their lipid bilayer enabling gradual bioactive release. Moreover, both RO-ELNs and RO-Extracts inhibited inflammasome activation (NLRP3) in acute inflammation, while in chronic conditions, NLRP3 suppression was associated with increased IL-10 secretion. The study emphasizes that using organic red onions as a source of exosomes enhance antioxidant capacity. Overall, this research provides compelling evidence that plant-derived exosomes, notably RO-ELNs, are promising candidates for addressing neuroinflammation and hold potential for developing therapies for neurodegenerative diseases
Investigation of variables related to mothers of children with typical and hypersensitive tactile development
Bu çalışmada, tipik ve hipersensitif dokunsal gelişim gösteren çocukların annelerine ilişkin uyku kalitesi, ebeveynlik stresi ve ebeveynlik tutumu değişkenlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 4-6 yaş aralığında olan toplamda 106 anne katılım sağlamıştır. Araştırmada Sosyodemografik form, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Anne Baba Stres Ölçeği (ABSÖ), Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), Duyu Profili kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, dokunsal hipersensitif gelişim gösteren çocukların anneleri, tipik dokunsal gelişim gösteren çocukların annelerine göre daha yüksek ebeveyn stresi yaşamaktadır (p < 0,001). Tipik dokunsal gelişim gösteren çocukların anneleri, dokunsal hipersensitif gelişim gösteren çocukların annelerinden anlamlı düzeyde daha yüksek demokratik ebeveynlik tutumları sergilemişlerdir (p < 0,001). Dokunsal hipersensitif gelişim gösteren çocukların anneleri, tipik dokunsal gelişim gösteren çocukların annelerine göre daha yüksek otoriter ebeveynlik tutumu göstermiştir (p < 0,001). Tipik dokunsal gelişim gösteren çocukların anneleri dokunsal hipersensitif gelişim gösteren çocukların annelerine göre anlamlı düzeyde daha yüksek aşırı koruyucu ebeveynlik tutumu sergilemişlerdir (p = 0,025). Dokunsal hipersensitif gelişim gösteren çocukların anneleri tipik dokunsal gelişim gösteren çocukların annelerine göre daha yüksek izin verici ebeveynlik tutumu belirtmiştir (p = 0,016). Dokunsal hipersensitif gelişim gösteren çocukların anneleri tipik dokunsal gelişim gösteren çocukların annelerine göre daha yüksek düzeylerde genel uyku bozukluğu yaşamaktadır (p < 0,001). Sonuç olarak, dokunsal hipersensitif gelişim gösteren çocukların annelerinin stres ve uyku problemleri, onların günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal yaşantılarına katılımlarını zorlaştırmaktadır. Bu çocukların, ergoterapistler tarafından tespit edilip, duyu bütünleme ve ergoterapi temelli uygulamalarla desteklenmesi, duyusal uyaranları tipik şekilde algılamalarını sağlamaya yardımcı olabilir. Bu tür müdahaleler, aynı zamanda annelerin uyku, stres gibi günlük yaşam aktivitelerine katılımını arttırarak, yaşam kalitelerinin iyileştirilmesine katkı sağlayabiliceğini düşünmekteyiz
Examining the effect of father involvement on the social communication levels of children diagnosed with autism in the preschool period (ages 3–6)
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi dönemde (3-6 yaş) otizm tanısı olan çocukların sosyal iletişim düzeylerine baba katılımının etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ilinin çeşitli ilçelerinde yer alan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi ve özel eğitim anaokuluna devam eden 20 kız, 55 erkek olmak üzere toplam 75 çocuk ve bu çocukların babaları oluşturmaktadır. Araştırmada çocuklar ve babaları hakkındaki bilgileri elde etmek amacıyla 'Kişisel Bilgi Formu', çocukların sosyal iletişim düzeylerini test etmek amacıyla 'Sosyal İletişim Kontrol Listesi (SİLKOL-R-OTV)', babaların katılımını ölçmek amacıyla ise 'Baba Katılım Ölçeği (BAKÖ)' kullanılmıştır. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkisini incelemek için bağımsız örneklemler t-testi kullanılmıştır. Baba katılımının eğitim durumu, iş durumu, gelir düzeyi, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) düzeyi gibi bağımsız değişkenlere göre farklılıklarını analiz etmek amacıyla Kruskal-Wallis testi uygulanmış ve anlamlı farklılıklar bulunması durumunda gruplar arası detaylı karşılaştırmalar için post hoc Mann-Whitney U testi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca SİLKOL-R-OTV'nin toplam puanı ve alt boyutlarının BAKÖ toplam puanı ve alt boyutları tarafından açıklanan varyans oranlarını belirlemek amacıyla çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre BAKÖ bazı alt boyutları ve toplam puanı, SİLKOL-R-OTV toplam puanı ve alt boyutları ile anlamlı pozitif ilişkiler göstermiştir (r= 0,327 ile 0,455 arasında, p<.01). Bu sonuçlar, babaların çocukları ile kurdukları etkileşimlerin onların sosyal, iletişim ve dil gelişiminde önemli bir rol oynadığını desteklemektedir. Ayrıca araştırmada babaların yaşı, çocuk sayısı, çocuğun OSB düzeyi gibi demografik özellikleri ile baba katılımı arasında ilişki bulunurken babanın iş durumu, gelir düzeyi, eğitim durumu ve çocuğun cinsiyeti ile baba katılımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır
Experiences of social workers who carried out practices in the disaster zone after the February 6 earthquake: Hatay example
Afetler, insan hayatını ve bulundukları çevreyi olumsuz olarak etkileyen olaylardır. Afetlerin insan yaşamı üzerinde birçok olumsuz etkisi bulunuyorken kırılgan gruplar üzerinde oluşturduğu etkilerin daha fazla olduğu görülmektedir. Bu tez çalışmasının amacı; kamu kurumlarında çalışmalarını yürüten sosyal hizmet uzmanlarının özünde sosyal hizmet bakış açısına dair değerlendirme yapmayı, bununla birlikte sosyal hizmete dair bakış açılarının, müdahale yaparken karşılaştıkları zorlukların, bütün bunlara dair deneyimlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada afet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının sahada karşılaştıkları güçlükler, müdahaleye yönelik rolleri ve faaliyetlerinin neler olduğu, sosyal hizmet perspektifini ne ölçüde esas aldıkları araştırılmıştır. Araştırmada, niteliksel araştırma modelinin derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak görüşmecilere kartopu yöntemiyle ulaşılmış olup afet sahasında çalışan 13 sosyal hizmet uzmanı ile görüşmeler sağlanarak veriler elde edilmiştir. Bu verilerin analiziyle bulunan bulgulara göre afet sahasında sosyal hizmet uzmanlarının mesleki deneyimlerinde karşılaştıkları zorluklar, süpervizyon desteğinin sağlanmasının gerekliliği ve sürekliliğinin önemi ortaya çıkan bir bulgudur. Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının iş birlikleri ve süreçte yaşanan koordinasyonsuzluk sonucu ortaya çıkan sorunlar, sosyal hizmet uzmanlarının, müdahale deneyimlerinde yaşanan sorunlar, aileler ve çocukların yaşadığı temel ihtiyaca erişimleri, çocukların eğitiminde yaşanan sorunlar ve birbirini takip eden sorunlar sonucu psikososyal desteğe ihtiyaç duyulması ve desteğin sürekliliğinin sağlanmasına yönelik önem arz eden hususlardır. Bu araştırma, afet alanında görev alan sosyal hizmet uzmanlarının sahada önemli ve etkili roller üstlendiğini belirleyerek, sosyal hizmet perspektifini nasıl ele aldıklarını ve karşılaştıkları zorlukları deneyimleriyle beraber incelemeyi amaçlarken, literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir
2023 Türkiye-Suriye depremlerinde modern binalarin kapsamli çöküşünün nedenlerine dayali deprem risk yönetimi
The earthquakes that struck southern Turkey and northern Syria on February 6, 2023, with moment magnitudes of 7.8 Mw and 7.5 Mw respectively, stand as the deadliest seismic disaster of the 21st century so far. The devastation was immense: across eleven affected cities, more than 518,000 houses were either heavily damaged or completely collapsed, leaving entire communities in ruins. Tragically, over 53,000 people lost their lives, while more than 100,000 individuals sustained injuries — with the vast majority of casualties resulting from the collapse of reinforced concrete structures that were expected to perform far better under seismic loads. What made the disaster even more alarming was the poor performance of many recently constructed buildings, some of which were built under the supervision of modern seismic regulations, particularly Turkey's Earthquake-Resistant Design Code (TEC-2018). The expectation was that these newer structures, designed under updated codes, would be resilient against such large-magnitude earthquakes. However, reality revealed a different picture: widespread structural failures highlighted serious shortcomings not only in engineering design and construction practices but also in the enforcement of seismic regulations. This thesis investigates the underlying causes of these extensive structural failures. It focuses on identifying the critical engineering deficiencies that contributed to the collapses, examining areas such as poor-quality materials, inadequate structural detailing, and flawed design approaches. Moreover, it sheds light on systemic enforcement gaps, including insufficient building inspections, lack of accountability during construction, and the broader regulatory failures that allowed vulnerable structures to be approved and occupied. Through a detailed analysis of these factors, the study aims to contribute to a deeper understanding of why so many modern buildings failed and to propose pathways for improving seismic resilience in the future
The concept of Ahl Al-Bayt in khalwatiyya in Ottomans (between 1550-1800)
Çalışmamız, 1550-1800 yılları arasında Osmanlı dönemindeki Halvetî tarîkati mensuplarının Ehl-i beyt (Hz. Peygamber'in ailesi) tasavvurunu incelemektedir. Tezimizde, Halvetî mutasavvıfların eserlerinde Ehl-i beyt sevgisini nasıl yansıttıklarının ve bu sevginin tarîkat içindeki yeriyle oradan hareketle, Osmanlı toplumunda nasıl birleştirici bir bakış açısı oluşturduğunun ortaya konması amaçlanmaktadır. Öncelikle Osmanlı topraklarında eser vermiş Halvetî müelliflerin, Ehl-i beyt mensuplarıyla ilgili görüşleri, onları nasıl tasavvufî mirasın merkezi figürleri olarak kabul ettikleri incelenmektedir. Ardından, 1550-1800 yılları arasında yazılan Halvetî eserleri üzerinden Ehl-i beyt kavramının nasıl ele alındığı ve bu dönemin önemli mutasavvıflarının eserlerinde Ehl-i beyt sevgisinin nasıl yer bulduğu araştırılmaktadır. Özellikle Halvetîlerin Hz. Ali (r.a.), Hz. Fâtıma (r.anhâ), Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin'e (r.a.) olan derin bağlılıklarının, bu şahsiyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî özellikleri bâbında nasıl tasvir edildiği incelenmektedir. Çalışmamızın metodolojisi, Osmanlı döneminde eser vermiş Halvetî mutasavvıfların eserlerini tarayarak, Ehl-i beyt ile ilgili bölümleri inceleme üzerine bina edilmiştir. Eserlerde belirlenen anahtar kelimeler, Hz. Ali (r.a.) ve diğer Ehl-i beyt mensuplarına yönelik kullanılan terimler ve anlatımlar detaylı şekilde incelenmiştir. Bu kaynaklar, Halvetîlerin Ehl-i beyt sevgisini nasıl bir tasavvufî miras olarak kabul ettiklerini anlamak için birincil veriler olarak kullanılmıştır. Çalışmamızda, Halvetî tarîkatinin Ehl-i beyt'e olan sevgisinin derin bir mânevî boyut taşıdığı, Halvetî metinlerinde bu sevginin önemli bir yer tuttuğu ortaya konmuştur. Özellikle Hz. Ali (r.a.), Halvetî tarîkatinin mânevî lideri olarak kabul edilmiş ve bu tarîkat içinde onun faziletleri, zikirdeki yeri ve Ehl-i beyt'e mensubiyeti sıkça vurgulanmıştır. Anlaşılmaktadır ki Halvetîlikte Ehl-i beyt sadece bir sevgi unsuru değil, aynı zamanda mânevî rehberlik, liderlik ve tezkiyenin taşıyıcısı olarak görülmektedir
Investigation of nurses' professional bereavement status and affecting factors
Bu çalışma, hemşirelerin mesleki yas durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, hastanede yatarak tedavi gören hastalara bakım veren 190 hemşire oluşturmuştur. Çalışmanın verileri Ekim-Aralık 2024 tarihleri aralığında toplanmıştır. Çalışmanın verileri toplanırken "Kişisel Bilgi Formu'' ve "Sağlık Çalışanlarına Yönelik Mesleki Yas Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 27 (IBM) paket istatistik programı kullanılmıştır. Veriler p<0,05 anlamlılık düzeyinde test edilmiştir. Kadın hemşirelerin kayba akut tepkiler ve uzun dönemde yaşanan kümülatif değişimler toplam puan ortalamasının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,05). 11 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahip olan hemşirelerin kayba akut tepkiler toplam puan ortalamasının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,05). Hasta ölümünden sonra destek ihtiyacı olduğunu belirten hemşirelerin, kayba akut tepkiler toplam puan ortalamasının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,01). Hasta, hasta yakınları ile ölüm ve ölüm kaygısı konusunda konuşan hemşirelerin kayba akut tepkiler toplam puan ortalamasının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,05). Hemşirelerin kayba akut tepkiler etki eden faktörlerin incelenmesi amacıyla oluşturulan çoklu doğrusal regresyon analizinin anlamlı olduğu ve varyansın %23,5'ini açıkladığı belirlenmiştir (R2 :0,235, F:11,283, p<0,001). Buna göre kayba akut tepkileri etkileyen faktörlerin cinsiyet (ꞵ=0,246), hasta ölümünden sonra destek ihtiyacı (ꞵ=0,240) ve hasta, hasta yakınları ile ölüm ve ölüm kaygısı konusunda konuşma (ꞵ=0,169) olduğu belirlenmiştir(p<0,05). Sonuç olarak hemşirelerin mesleki yas durumları ve etkileyen faktörler belirlenmiştir. Böylece yapılan çalışma hemşirelerin mesleki yas konusunda desteklenerek, koruyucu önlemlerin alınabilmesi, psikososyal destek hizmetlerinin sağlanabilmesi, eğitimlerin planlanabilmesi konusunda fayda sağlayacaktır